Menu

Arama Yapın

Arabuluculuk Sınavına Hazırlık Eğitimleri ve Eşzamanlı Online Deneme Sınavlarını İnceleyin!


Menu

Bu kitap, e-kitap formatında olduğu için 0,37 ağaç kesilmekten kurtarılmıştır.

E-Kitaplar

Çocuk Gelinlerin Kürtaj Başvurusu Halinde Ortaya Çıkan Çeşitli Meseleler

  • Yayınevi: Aristo Yayınevi
  • Yazar: Doç. Dr. Sera Reyhani YÜKSEL
  • Sayfa Sayısı: 51
  • Yayın Tarihi: 15.09.2020
  • Baskı: 1
  • Tür: E-kitap
  • Basılı Olsaydı Fiyatı: 40,00
40,00 TL
4,00 TL

Bu kitap 1517 kez incelendi; 106 adet satıldı.

Kategoriler: Bütün Hukuk Kitapları, Medeni Hukuk, Sağlık ve Tıp Hukuku, Tüketici Hukuku

Gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin tarihsel sürece bakıldığında dinsel ve ahlaki etkilerin konuya yaklaşımda ağırlıklı bir rol oynadığı görülmektedir[1]. Kürtaj, yüzyıllar boyunca tartışılmış ve hala tartışılmakta olan bir olgudur; çünkü bir tarafta annenin kendi beden bütünlüğü üzerindeki söz hakkını, yani annenin özel hayatına saygı hakkını; diğer tarafta ise insan yaşamının değerini, dünyaya gelmesi ihtimali olan bir çocuğun yaşam hakkını içermektedir[2]. Tarihsel sürece bakıldığında insanlığın kürtajı benimsemesinin ve uygulamasının hiç de kolay olmadığı görülmektedir. Kocanın mülkiyet iddiasının hem çocuk hem kadın üzerinde geçerli olduğu dönemlerde kadının sadece kendi iradesiyle gebeliğini sonlandırabilmesi mümkün değilken sonrasında bu hâkimiyetin yerini devlet almıştır. Çocukların devlete ait olduğunun, sosyal ve siyasi anlayışta devlet ya da topluma sağlam vatandaşlar üretme ödevinin varlığının kabul edildiği bu dönemde insanlara bu kapsamda üreme hakkı verilmiş ve gebeliği sonlandırma hakkı engellenmiştir[3]. Mezopotamya’da Hammurabi Kanunlarında kadına şiddet uygulanması sonucu çocuğun düşmesine neden olanlara para cezası uygulandığı, kısas uygulamasıyla da buna yol açanın çocuğunun öldürüldüğü; İbranilerde gebeliğin sonlandırılması durumunda cezanın, kadının kocası ve hâkimler tarafından belirlendiği ve kadının ölümü halinde buna sebep olanların genellikle ölüm cezasıyla cezalandırıldığı ifade edilmektedir[4]. Hatta 2500 yıl önce yazılan ve günümüzde bile hekimlik mesleğini icra etmek isteyenlerin okumak ve uymak zorunda olduğu Hipokrat Yemininde gebeliğin sonlandırılması yasaklanmıştır: “Hastalarımın iyileştirilmesinde tüm güç ve düşüncemi onların yararına uyarlayacağım. Benden istense bile, hiç kimseye zehir veremeyecek ya da böyle bir öneride bulunmayacağım. Aynı biçimde, hiçbir kadına çocuğunu düşürecek gereci vermeyeceğim. İnsan yaşamına, ana karnına düştüğü andan başlayarak kesinlikle saygı göstereceğim. Bunları resmen ve açıkça, serbestçe ve namusum üzerine yapmaya and içiyorum”[5]. Ne var ki Hipokrat’ın gebe bir köleye şöyle söylediği de ifade edilmektedir: “Çocuğu düşürene kadar olduğun yerde zıpla, öyle zıpla ki topukların kalçalarına değsin”. 11. yüzyıldaki kitapta geleneksel bitkisel yöntemler sıralanırken akasyalar, acı elma, nar, sedef otu gibi düşük yaptırıcı bitkilere ilişkin de bir bölüm olması, Hipokrat’ın zamanında bile düşük yaptıracak cerrahi aletler, yöntemler olduğunu göstermektedir[6]. Platon ve Aristo da gebeliğin sonlandırılmasına olumsuz bakmamıştır; ancak Aristo gebeliğin embriyoda yaşamın henüz başlamadığı ilk zamanlarda sonlandırılmasını uygun bulmuştur[7]. Roma İmparatorluğunda normal bir tıbbi müdahale olarak algılanan kürtajın, aile planlamasının bir parçası olarak da değerlendirildiği görülmektedir.

19’uncu yüzyıla gelindiğinde kürtaj, ülkelerin ceza hukuklarında yer bulmaya başlar; 20’nci yüzyıla gelindiğinde ise, söz konusu cezaların birçok ülkede hafifletilmesi söz konusu olur. Bu bağlamda 1920’lerde Rusya ve Japonya’da; 1950’lerde ise çoğu Doğu Avrupa ve İskandinav ülkelerinde kürtaja bakış açısı değişiklik göstermiştir. Kürtajın kabul edilebilir olmasında bir diğer etken, Çin örneğinde olduğu gibi, bazı ülkelerde doğum kontrol yöntemlerinin olmayışı olmuştur. 20’nci yüzyılın sonralarına doğru, Çin, nüfus kontrol etme yöntemi olarak kürtajı kullanmıştır; çünkü Çin’de, 20 yaşından önce hamile kalmak ve birden fazla çocuk sahibi olmak yasak olduğundan mevcut gebeliklerin gerektiğinde zorla kürtajla sonlandırılması yaygın bir uygulama halini almıştır[8].

Tarihsel açıdan farklı dönemlerde kürtaja yaklaşım da farklılık arz etmektedir. Kürtaja ilişkin bakış açısında, ilgili toplumdaki kadın algısı ve kadının erkek karşısında nasıl konumlandırıldığı belirleyici olmaktadır. Kadın, erkeğin sosyal açıdan kendini dışladığı bir alanda çocuk dünyaya getirmek gibi bir ayrıcalığa ama aynı zamanda tehlikeli olabilecek bir ayrıcalığa sahiptir. Nitekim hayat verdiği canlının yaşamasına veya ölmesine karar verebilecek olan kadındır[9]. Ancak henüz kendisi de çocuk sayılacak yaşta evlendirilen kız çocukları bakımından çocuk sahibi olmaya ya da olmamaya veya mevcut bir gebeliğe son vermeye kimin karar vereceği büyük bir problem olarak durmaktadır. Nitekim kişinin kendi bedeni üzerindeki söz hakkına mı üstünlük tanınacaktır? Yoksa kürtaj gibi önemli bir kararı verebilecek olgunlukta yani işlediği fiilin anlam ve sonucunu idrak edebilecek durumda olmadığı veya böylesi önemli bir konuda tek başına karar veremeyeceği gerekçesiyle mesela babaya da söz hakkı tanınması yoluna mı gidilecektir? Üstelik 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında hekimle arasında vekâlet sözleşmesi kurulan hasta bakımından tüketici olma şartı sağlandığından olası tıbbi müdahale hatalarında çocuk gelinlerin ne gibi talepleri olabileceği, tek başlarına talepte bulunup bulunamayacakları da tartışmaya muhtaçtır.

 

[1]      GÜNEY TUNALI, Işıl, Özel Hukuk ve Ceza Hukuku Açısından Hekimlerin, Gebeliklerin Sonlandırılmasından Kaynaklanan Sorumluluğu, İstanbul 2015, s. 26.

[2]      ŞEN, Y. Furkan, “Yaşam Hakkı: İdam, Kürtaj, Ötenazi ve Siyasal Sorumluluk”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2015 19 (2), s. 11; BAHADIR, Oktay, Yaşama Hakkı, Ankara 2015, s. 70.

[3]      GÜVEN, Kudret, “Evli Kadının Gebeliğinin Sona Erdirilmesinde (Kürtajında) Eşinin İzni Sorunu”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2016, Cilt 2, Sayı 1, s. 16.

[4]      GÜNEY TUNALI, s. 26.

[5]      ŞEN, s. 12.

[6]      PAKSOY ERBAYDAR, Nüket, “Kürtaj –En Son Tartışmaların Işığında ve Toplumsal Bakış Açısıyla-”, Uluslararası Türk-Amerikan Tıp Hukuku ve Etiği Sempozyumu, (Editörler: Çağlar Özel/Burcu Gülseren Özcan Büyüktanır), Ankara 2014, s. 260.

[7]      GÜNEY TUNALI, s. 27.

[8]      ŞEN, s. 12.

[9]      AĞAOĞLU CANAY, Dilara, Devlet ve Hukuk Kuramı Kitaplığı Kadın Suçluluğu, İstanbul 2015, s. 121.

Akademisyen

Doç. Dr. Sera Reyhani YÜKSEL

  • Eğitim Sayısı 40
  • E-Kitap Sayısı 21
  • Eğitim Alan Kişi Sayısı 3462
  • E-Kitap Alan Kişi Sayısı 30296

Eğitmen Hakkında

Doç. Dr. Sera Reyhani Yüksel lisans derecesini 2007 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, yüksek lisans derecesini 2009 yılında Marmara Üniversitesinde kamu hukuku alanında aldıktan sonra, doktora derecesini 2013 yılında Marmara Üniversitesi’nde özel hukuk alanında almıştır. 2014 yılından beri Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Aynı kurumda çok sayıda lisans ve yüksek lisans dersleri vermektedir. 

Sosyal Medya


Doç. Dr. Sera Reyhani Yüksel lisans derecesini 2007 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, yüksek lisans derecesini 2009 yılında Marmara Üniversitesinde kamu hukuku alanında aldıktan sonra, doktora derecesini 2013 yılında Marmara Üniversitesi’nde özel hukuk alanında almıştır. 2014 yılından beri Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Aynı kurumda çok sayıda lisans ve yüksek lisans dersleri vermektedir. 


FORMÜL:

 

Kitabın Sayfa Sayısı / 2 x 1000 / 69000 = 1000 adet basılan bir kitap için kesilen ağaç sayısı

 

 

Kağıt yapımında, genellikle iğne yapraklı ağaçlardan Ladin ve Çam ağaçları kullanılmaktadır. Çoğunluk çam ağacına aittir.

 

Dünya çapında her gün 80.000 ila 160.000 ağaç kesilmekte ve kağıt endüstrisinde kullanılmaktadır. Ormanlar yok edilmekte, küresel ölçekte iklim değişikliğine sebep olmaktadır.

 

Bir çam ağacının boyunu ortalama 18 m, yarıçapı da 15 cm eder. Bu durumda bir çam ağacı 1,2717 metreküptür. 0.0083 metreküp odun yaklaşık 4,5 kg gelir. Bu durumda 1,2717 metreküp odun yani bir ağaç 690 kg gelecektir.

 

Bir ağaçtan elde edilen kağıt, ağacın ağırlığının yarısı kadar etmektedir.

 

O halde, ortalama bir çam ağacı 690 kg ettiğine göre, elde edilecek kağıt 345 kg olacaktır.

 

Bir A4 beyaz kağıdın ağırlığı 5 gr etmektedir. Demek ki, bir ağaçtan 345000/5 = 69000 adet A4 yaprağı elde edilmektedir.

 

Günümüzde özellikle dijital kitap baskılarında, kitabın boyutu ne olursa olsun A4 boyutunda kağıt harcanmakta olup, kesime giren kısımları atılmaktadır.

 

Buraya kadar elde edilen verilerle şöyle bir formül çıkartılabilmektedir:

 

Kitabın sayfa sayısı / 2 = kitapta kullanılan kağıt yaprağı.

 

Her kitabın asgari 1000 adet basıldığı (ki ortalama çok daha yüksek çıkacaktır)

 

FORMÜL:

 

Kitabın Sayfa Sayısı / 2 x 1000 / 69000 = 1000 adet basılan bir kitap için kesilen ağaç sayısı

 

E-kitaplar geleceğimizi kurtaracak. Gelin e-kitapları daha çok sevelim, doğaya bir nebze olsun nefes verelim.

 

Peki basılı kitapların çevreye verdiği tahribat sadece ağaç ile mi sınırlı? Tabii ki hayır! Bir araştırmaya göre, Amerika Birleşik Devletlerinde hava kirliliğinin yüzde yirmisini kağıt fabrikaları oluşturuyor. Bununla birlikte havayla sınırlı kalmayıp su kirliliğine de büyük ölçüde neden oluyor. Zira kağıt, yapısı gereğince bol suya ihtiyaç duyar.

 

Modern tesislerde bile 1 ton kağıt üretebilmek için yaklaşık 50 ton su kirletilmektedir.

 

Artık karar sizin? E-kitap teknolojisi yokken elbette kitaplar ağaçlardan daha önemli idi. Zira, entelektüel hale gelen her birey doğayı korumak için fazladan çaba harcayabilecek bilince kavuşmuş olacaktı.

 

Ya şimdi? Tamamen zararsız bir teknoloji varken, hala zararlı nostaljik alışkanlıklarınıza devam mı etmek istiyorsunuz? Siz bilirsiniz…