Vergi Usul Kanunu (VUK)
- Kanun numarası
- 213
- Kabul tarihi
- 04.01.1961
- Resmî Gazete
- 10.01.1961 / 10703
- Düstur
- 4. tertip, cilt 1
- Son değişiklik
- 24.06.2026
- Madde sayısı
- 443
Metin içindeki değişiklik notlarından ve dipnotlardan derlenmiştir. Toplam 656 kayıt.
-
24 Haziran 2026
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin sekizinci bendi ile, akaryakıt, LPG ve benzeri lisansa tabi piyasalarda faaliyet gösteren mükellefler bakımından doğacak vergilerin tahsil güvenliğinin sağlanması amacıyla teminat alınmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
Söz konusu sektörler, işlem hacminin büyüklüğü, ürünlerin kolay el değiştirebilmesi ve geçmiş uygulamalarda sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanımının yaygınlığı nedeniyle vergi güvenliği açısından yüksek risk barındırmaktadır. Uygulamada edinilen tecrübeler, mevcut teminat tutarlarının ve artırma yetkisinin bazı durumlarda vergi kaybını önlemede yetersiz kalabildiğini, özellikle organize şekilde gerçekleştirilen usulsüzlüklerde kamu zararının mevcut teminat mekanizması ile karşılanamayacak boyutlara ulaşabildiğini göstermiştir. Bu nedenle, idareye tanınan teminat tutarını artırma yetkisinin genişletilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda yapılan değişiklikle, bentte yer alan teminat tutarlarını artırma yetkisi iki katından beş katına çıkarılmakta; böylece yüksek riskli mükellefler bakımından daha etkin ve caydırıcı bir teminat mekanizmasının kurulması amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
iki katınaYeni ifadebeş katına
-
-
24 Aralık 2025
-
20 Temmuz 2025
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesinin 9/5/2024 tarihli ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı Kararı ile, 1567 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan “...altı milyon Türk Lirası’nı geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde...” ifadesi iptal edilmiştir. Bu çerçevede, madde yeniden düzenlenerek birinci fıkrada Hazine ve Maliye Bakanlığının iznine tabi faaliyetler sıralanmaktadır.
İkinci fıkrada bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/ veya yetki verilen anonim şirketlere ilgili düzenlenmelerde belirlenen amaç ve konulara aykırı faaliyet gösterildiğinin tespiti halinde verilen faaliyet izinlerinin iptal edilebilmesine ilişkin yetki Kanun metnine daha açık dercedilerek yasal dayanak güçlendirilmektedir. Ayrıca, yetkili müesseselere ilişkin faaliyet bölgelerinin, şehirlerin ekonomik büyüklüğü, turizm potansiyeli, nüfus yoğunluğu gibi çeşitli faktörlere göre belirlenebilmesini teminen Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Üçüncü fıkrada yetkili müesseseler, kıymetli maden aracı kuruluşları ve rafinerilere ilişkin izinlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından alınacak ücretlere dair yetki ile usul ve esaslar yeniden düzenlenmektedir.
Dördüncü fıkrada, B grubu yetkili müesseselerin, şube açma yetkisini haiz A grubu yetkili müesseselere dönüşme izinlerinde A ve B grubu yetkili müesseselerin aynı faaliyet bölgeleri arasındaki fark kadar ücret ödeneceği düzenlenmektedir.
Beşinci fıkrada, yetkili müesseselerin merkez ya da şube adreslerinin üst faaliyet bölgesine taşınmasında bölgeler arasındaki fark kadar ücret ödeneceği düzenlenmektedir.
Altıncı fıkrada, rafinaj faaliyetinde bulunmak üzere her bir kıymetli maden için verilen faaliyet izni ayrı bir faaliyete ilişkin ruhsatı ifade ettiğinden, her bir izin için münferit ücret alınacağı açıkça düzenlenmektedir.
Yedinci fıkrada, yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kuruluşları ve rafinerilerin paylarının devrine ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığınca verilen izinlerde tahsil edilecek ücretler düzenlenmektedir. Söz konusu faaliyet izinlerinin münferit ruhsatları ifade etmesi nedeniyle birden fazla faaliyet iznine sahip anonim şirketlerin pay devirlerinde her bir ruhsat kapsamında ayrı ücret alınacağı belirtilmektedir.
Sekizinci fıkrada, Kanunda düzenlenen ücretlerin tahsiline ve yeniden değerlemesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir.
Dokuzuncu fıkrada, yetkili müesseseler, rafineriler ve kıymetli madenler aracı kurumlarının faaliyet izinlerinde kuruluş izni başvurularının tarihinde, diğer türlerdeki kıymetli madenler aracı kuruluşları ile kuruluş izninde belirtilmeyen kıymetli maden türlerinin rafinajına ilişkin rafineri faaliyet izinlerinde faaliyet izni başvuru tarihinde geçerli olan ücretin tahsil edileceği düzenlenmektedir.
Onuncu fıkrada, bu Kanuna ekli ücret tarifelerindeki tutarların iki katına kadar artırılması, yarısına kadar indirilmesi yetkisi Cumhurbaşkanına verilmektedir.
-
20/7/2025 tarihli ve 7555 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “160” ibaresi “300” şeklinde ve “%20’sini” ibaresi “%40’ını” şeklinde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatı personeli tarafından, vergi kayıp ve kaçağının en aza indirilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınabilmesi, mükelleflerin vergi mevzuatından doğan hak ve ödevleri konusunda bilgilendirilmesi, vergi düzeninin sağlanması, belgesiz mal hareketlerinin önlenmesi ve mükelleflerin gönüllü uyumunun sağlanması amacıyla yaygın ve yoğun vergi denetimleri yapılmaktadır.
Söz konusu denetimler kapsamında daha fazla personelin görevlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Diğer taraftan, icra, tahsilat, yoklama ile yaygın ve yoğun vergi denetimi faaliyetleri, mesai saatleri dışında ve fiilen daire dışında gerçekleştirildiğinden denetimlerde görev alan personel çalıştığı birimin yemek hizmetinden faydalanamamakta, yemek ve benzeri ihtiyaçlarını restoran/lokanta gibi işletmelerden karşılamaktadır.
Bu nedenle, normal mesai saati haricinde daire dışında fiilen çalışanlara bu çalışmalarının karşılığı fazla çalışma ücreti ödenmesi yönünde yapılan düzenlemede değişiklik yapılarak ödenecek ücretlerin ve sahada görevlendirilecek personele ilişkin üst limitin artırılması amaçlanmaktadır.
-
-
25 Aralık 2024
-
Değişikliğin gerekçesi
2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Başkan ve Üyelerine İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 8 inci maddesinde yer alan özel hizmet tazminatı ve harcıraha ilişkin hükümler dışındaki maddeleri 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılmıştır. Kurulun görevi, denetçilerin görev ve yetkileri ile görevden uzaklaştırmaya ilişkin bazı hükümlerin anılan Kanuna eklenmesi ihtiyacı ortaya çıktığından Kanun isminin de söz konusu değişikliklere uygun olarak değiştirilmesi amaçlanmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 1/2/2024 tarihli ve 2021/113 Esas, 2024/29 Karar sayılı kararı ile 5 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinde yer alan “...vakıflarda, kooperatiflerde, birliklerde ve bu kurum ve kuruluşların her türlü ortaklık ve iştiraklerinde...” ibaresi iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile Anayasa hükmünde mevcut olmasına rağmen 5 sayılı CBK’da yer alan vakıflarla ilgili düzenleme bütünüyle yürürlükten kalkmış olup vakıflar yönünden hukuksal boşluk oluşmuştur. Kooperatifler, birlikler ve bu kurum ve kuruluşların her türlü ortaklık ve iştirakleri ise, gerekçeli kararda belirtildiği üzere, Anayasanın 104 üncü maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri uyarınca CBK ile düzenlenemeyen, kanunla düzenleme yapılması gereken alanda kalmaktadır. Anayasanın 108 inci maddesi uyarınca Devlet Denetleme Kurulunun görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde düzenlenmekle birlikte bu görevlerden Anayasa Mahkemesinin anılan kararı ile iptal edilen hususların kanunla düzenlenmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Grup başkanı ve denetçiler denetim görevi mucibince, denetim kapsamına dahil kurum ve kuruluşların teftiş, denetim veya bu maksatla kurulmuş birimlerinin görev, yetki ve sorumluluklarını haizdir.” şeklindeki hüküm Anayasa Mahkemesinin 01/02/2024 tarih ve 2021/113 Esas; 2024/29 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
Kararının iptal gerekçesinde, Anayasanın 128 inci maddesinde, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, CBK’daki hükmün memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkilerine ilişkin olduğu, bu nedenlerle söz konusu hususun Anayasaya aykırılık teşkil ettiği ifade edilmiştir.
Devlet Denetleme Kurulunda görev yapan denetçilerin görev ve yetkilerinin Anayasanın 128 inci maddesi gereğince kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle; Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine uygun olarak iptal edilen hüküm ile birlikte CBK’da yer alan denetçilerin görev ve yetkilerine ilişkin diğer hükümlerin de 2443 sayılı Kanuna eklenmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.
-
-
24 Ekim 2024
-
Eski ifade
ile sigorta ve reasürans şirketleri ve emeklilik şirketleriYeni ifade, sigorta ve reasürans şirketleri, emeklilik şirketleri, tasfiye ve iflas hallerindeki şirketler, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamındaki iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşları
-
28 Temmuz 2024
-
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile kıymetli maden üretim ve alım-satımı ile iştigal eden mükelleflerin aktiflerinde ticari mal olarak kayıtlı olanlar hariç olmak üzere, mükelleflerin aktiflerinde tasarruf amacıyla tutmuş oldukları kıymetli madenler ile kıymetli maden ile olan alacak ve borçların borsa rayiciyle değerlenmesi sağlanmaktadır.
Dolayısı ile kıymetli madenlere dayalı fiziki ya da kaydi olarak açılan mevduat hesapları ile kredi hesapları da borsa rayici ile değerlenecektir.
Ayrıca, kıymetli maden ile olan mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit alacaklar ve borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınacaktır.
Bunun yanı sıra, kıymetli madenlere dayalı olarak açılan mevduat hesapları ile kredi hesaplarından kaynaklı alacak ve borçların değerleme günü kıymetine ircasına ilişkin olarak, mevcut uygulamada olduğu gibi 213 sayılı Kanunun 280, 281 ve 285 inci maddelerinde yer alan hükümler geçerli olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Mevcut durumda faal mükellef olup, düzenli olarak beyanname veren mükelleflerin vergilerini zamanında tahakkuk ettirmemesi ya da eksik tahakkuk ettirmesi durumunda kesilecek vergi ziyaı cezasıyla, mükellefiyet tesis ettirmeksizin kayıt dışı faaliyette bulunanlara kesilecek vergi ziyaı cezası aynı oranlara tabidir. Maddeyle, vergi dairesinin bilgisi dışında mükellefiyet tesis ettirmeksizin kayıt dışı faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, kesilecek vergi ziyaı cezasının %50 artırımlı uygulanması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, aynı vergi türü ve dönemine ilişkin daha sonraki bir tarihte yeni bir tarhiyat yapılması durumunda da artırımlı ceza uygulanmaya devam edilecektir. Örneğin, ticari kazancı dolayısıyla mükellefiyet tesis ettirmesi gerekirken kayıt dışı çalışan bir kişi veya kurumun, mükellefiyet tesis ettirmediği dönemlere ilişkin gelir/kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir stopaj gibi vergiler nedeniyle kesilmesi gereken vergi ziyaı cezaları %50 artırımlı olarak uygulanabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (6) ve (10) numaralı bentlerinde yer alan cezalar, her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmıştır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, bir takvim yılı içerisinde mezkûr Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulamasının getirilmesi amaçlanmıştır.
Örneğin, vergi idaresi tarafından yapılan ilk tespitte mükellef tarafından iki adet ödeme kaydedici cihaz fişinin düzenlenmediği anlaşılmıştır. Buna göre mükellef hakkında iki adet 10.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Aynı takvim yılı içerisinde aynı mükellef hakkında yapılan tespitte mükellefin üç adet ödeme kaydedici cihaz fişi, bir adet fatura düzenlemediği tespit edilmiştir. Buna göre mükellef hakkında aynı takvim yılı içerisinde fatura yönünden birinci tespit yapılması nedeniyle 10.000 Türk lirasından az olmamak suretiyle fatura bedelinin %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası, ödeme kaydedici cihaz fişi yönünden ise ikinci tespit yapılması nedeniyle üç adet 20.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezasının kesilmesi söz konusu olacaktır.
Bununla birlikte, Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeler yerine Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların maddede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde, bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmemesi, belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere de özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanması amaçlanmıştır.
Bunlara ilave olarak, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan belgeleri almayanlardan, Kanunun 232 nci maddenin birinci fıkrasının 1 ila 5 numaralı bentlerinde sayılanlar dışında kalan kişilere kesilecek özel usulsüzlük cezası yeniden düzenlenmiştir.
Ayrıca, bu belgelerin düzenlenmediği, eksik veya yanıltıcı düzenlendiği hususunu idarenin tespitinden önce belgenin düzenlenmesi gereken tarihten itibaren beş iş günü içinde söz konusu kişilerin idareye bildirmeleri durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi sağlanmaktadır.
213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde yapılan değişiklik ile getirilen artan tutarlı ceza uygulamasında uygulanacak ceza tutarları Kanuna eklenen bağlı 2 sayılı cetvel ile belirlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (6) ve (10) numaralı bentlerinde yer alan cezalar, her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmıştır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, bir takvim yılı içerisinde mezkûr Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulamasının getirilmesi amaçlanmıştır.
Örneğin, vergi idaresi tarafından yapılan ilk tespitte mükellef tarafından iki adet ödeme kaydedici cihaz fişinin düzenlenmediği anlaşılmıştır. Buna göre mükellef hakkında iki adet 10.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Aynı takvim yılı içerisinde aynı mükellef hakkında yapılan tespitte mükellefin üç adet ödeme kaydedici cihaz fişi, bir adet fatura düzenlemediği tespit edilmiştir. Buna göre mükellef hakkında aynı takvim yılı içerisinde fatura yönünden birinci tespit yapılması nedeniyle 10.000 Türk lirasından az olmamak suretiyle fatura bedelinin %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası, ödeme kaydedici cihaz fişi yönünden ise ikinci tespit yapılması nedeniyle üç adet 20.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezasının kesilmesi söz konusu olacaktır.
Bununla birlikte, Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeler yerine Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların maddede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde, bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmemesi, belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere de özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanması amaçlanmıştır.
Bunlara ilave olarak, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan belgeleri almayanlardan, Kanunun 232 nci maddenin birinci fıkrasının 1 ila 5 numaralı bentlerinde sayılanlar dışında kalan kişilere kesilecek özel usulsüzlük cezası yeniden düzenlenmiştir.
Ayrıca, bu belgelerin düzenlenmediği, eksik veya yanıltıcı düzenlendiği hususunu idarenin tespitinden önce belgenin düzenlenmesi gereken tarihten itibaren beş iş günü içinde söz konusu kişilerin idareye bildirmeleri durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi sağlanmaktadır.
213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde yapılan değişiklik ile getirilen artan tutarlı ceza uygulamasında uygulanacak ceza tutarları Kanuna eklenen bağlı 2 sayılı cetvel ile belirlenmektedir.
-
Eski ifade
500.000Yeni ifade10 milyonDeğişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (6) ve (10) numaralı bentlerinde yer alan cezalar, her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmıştır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, bir takvim yılı içerisinde mezkûr Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulamasının getirilmesi amaçlanmıştır.
Örneğin, vergi idaresi tarafından yapılan ilk tespitte mükellef tarafından iki adet ödeme kaydedici cihaz fişinin düzenlenmediği anlaşılmıştır. Buna göre mükellef hakkında iki adet 10.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Aynı takvim yılı içerisinde aynı mükellef hakkında yapılan tespitte mükellefin üç adet ödeme kaydedici cihaz fişi, bir adet fatura düzenlemediği tespit edilmiştir. Buna göre mükellef hakkında aynı takvim yılı içerisinde fatura yönünden birinci tespit yapılması nedeniyle 10.000 Türk lirasından az olmamak suretiyle fatura bedelinin %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası, ödeme kaydedici cihaz fişi yönünden ise ikinci tespit yapılması nedeniyle üç adet 20.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezasının kesilmesi söz konusu olacaktır.
Bununla birlikte, Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeler yerine Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların maddede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde, bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmemesi, belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere de özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanması amaçlanmıştır.
Bunlara ilave olarak, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan belgeleri almayanlardan, Kanunun 232 nci maddenin birinci fıkrasının 1 ila 5 numaralı bentlerinde sayılanlar dışında kalan kişilere kesilecek özel usulsüzlük cezası yeniden düzenlenmiştir.
Ayrıca, bu belgelerin düzenlenmediği, eksik veya yanıltıcı düzenlendiği hususunu idarenin tespitinden önce belgenin düzenlenmesi gereken tarihten itibaren beş iş günü içinde söz konusu kişilerin idareye bildirmeleri durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi sağlanmaktadır.
213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde yapılan değişiklik ile getirilen artan tutarlı ceza uygulamasında uygulanacak ceza tutarları Kanuna eklenen bağlı 2 sayılı cetvel ile belirlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Eski ifade
MükerrerYeni ifade152/A maddesi veya mükerrerDeğişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında yer alan cezalar her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bilgi değişimi hükümleri kapsamında bilgi toplanmasını amaçlayan bir düzenleme olan 213 sayılı Kanunun 152/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi amacıyla madde hükmüne ekleme yapılmıştır.
Buna ek olarak, maddeyle yapılması öngörülen değişiklikle, elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kendisine bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu yükümlülüklerine ilişkin olarak bildirimde bulunmamaları ya da bildirimlerini eksik veya yanıltıcı bir şekilde yapmaları durumunda uygulanması gereken özel usulsüzlük cezasının, bu mükelleflerin ekonomik ve ticari büyüklükleri ile orantılı olması ve buna bağlı olarak da caydırıcılığı sağlayarak bildirimlerin tam ve doğru bir şekilde yapılması temin edilerek kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin etkinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Örneğin, madde hükmü gereğince bildirim yükümlülüğü bulunan birinci sınıf tüccar, 100 adet ilan bilgisini bildirmesi gerekirken yaptığı 1 adet bildirim ile 70 adet ilan bilgisi bildirmiştir. Buna göre, bildirim görevini eksik yerine getiren mükellef adına, bildirilmeyen her bir ilan bilgisi için ayrı ayrı olmak üzere (30 adet) Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen miktarda özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Bunun yanı sıra, yapılan düzenlemeyle tevsik zorunluluğu kapsamında olup da bu zorunluluğa uymayanlara uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılması suretiyle caydırıcılığı artırmak amaçlanmış, bu zorunluluğa uymadan ödeme yapanların, durumu beş iş günü içerisinde idarenin bilgisine girmeden bildirmesi durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi amaçlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile mükelleflerin mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin tahsilatlarının, kendi adına kayıtlı hesaplar yerine, başka kişiler adına kayıtlı hesaplar aracılığıyla yapılması durumunda, başkalarının hesabını kullanan ve kendi hesabını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmektedir. Kişiler adına kayıtlı hesap olmaksızın isim, kimlik numarası ve benzeri yöntemler aracılığıyla yapılan tahsilatlar için de aynı ceza uygulanacaktır.
Benzer bir şekilde, mal teslimi veya hizmet ifaları için kredi kartı, banka kartı, ön ödemeli kart, karekod, elektronik cüzdan ve benzeri ödeme araçları kullanılarak yapılan tahsilatları, başka mükelleflerin veya mükellef olmayanların elektronik cihazları/sistemleri (POS ve benzeri cihazlar) aracılığıyla yapanlara ve bu elektronik cihazları/sistemleri kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesmek suretiyle bu husustaki kayıt dışı işlemlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin teminat tahakkuku ve tahakkuk eden teminatın gecikme zammı tatbik edilerek mükelleften takip ve tahsilinin düzenlendiği üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile dördüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerinin iptallerine karar vermiştir. Bu bakımdan Kanun hükmü gereğince istenilen teminatı vermeyenlere veya tamamlamayanlara ceza uygulaması getirilmektedir.
Yine maddeyle, gerek 3100 sayılı Kanun gerekse 213 sayılı Kanun uyarınca vergi güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılma zorunluluğu getirilen cihaz ve sistemler ile nitelikleri belirlenen ya da onaylanan elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri üreten, ithal eden, bu cihazlara çeşitli hizmetler veren ödeme kaydedici cihaz üreticisi veya ithalatçıları ile bu cihazlara ilişkin hizmet veren güvenli servis sağlayıcıları, bankalar, elektronik para kuruluşları, ödeme kuruluşları, şarj ağı işletme lisansı sahipleri ve elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilenler ile sipariş, satış, muhasebe, stok takip vb. programları kullandıran, teslim eden veya satan mükelleflere ilişkin olarak bunlar tarafından yapılması, yapılmaması ya da yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davrananlara, bunların ekonomik ve ticari büyüklüklerine uygun olacak şekilde özel usulsüzlük cezası kesilmesi için düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Son olarak, maddenin sonuna eklenen fıkra ile tek bir fiilin, Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan özel usulsüzlük cezasını istilzam eden birden fazla cezayı gerektirmesi halinde bu cezalardan en ağırının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Yapılan düzenleme ile mevcut uzlaşma başvurularının Vergi Usul Kanununun değiştirilmeden önceki hükümlerine göre sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2), (6) ve (10) numaralı bentlerinde yer alan cezalar, her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, bu cezaların yeniden belirlenmesi suretiyle caydırıcılığının artırılması amaçlanmıştır.
Ayrıca, yapılan düzenlemeyle, bir takvim yılı içerisinde mezkûr Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri uyarınca birden fazla özel usulsüzlük cezası kesilmesi durumunda caydırıcılığı artırmak amacıyla artan ceza uygulamasının getirilmesi amaçlanmıştır.
Örneğin, vergi idaresi tarafından yapılan ilk tespitte mükellef tarafından iki adet ödeme kaydedici cihaz fişinin düzenlenmediği anlaşılmıştır. Buna göre mükellef hakkında iki adet 10.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Aynı takvim yılı içerisinde aynı mükellef hakkında yapılan tespitte mükellefin üç adet ödeme kaydedici cihaz fişi, bir adet fatura düzenlemediği tespit edilmiştir. Buna göre mükellef hakkında aynı takvim yılı içerisinde fatura yönünden birinci tespit yapılması nedeniyle 10.000 Türk lirasından az olmamak suretiyle fatura bedelinin %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası, ödeme kaydedici cihaz fişi yönünden ise ikinci tespit yapılması nedeniyle üç adet 20.000 Türk lirası özel usulsüzlük cezasının kesilmesi söz konusu olacaktır.
Bununla birlikte, Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeler yerine Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 2 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi, bu durumun idarenin bilgisine girmeden önce belgeyi almak zorunda olanlar veya belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde bildirilmesi halinde ise Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında belge düzenleyenlere 6 kat özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunanların maddede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde, bu durumun belge muhteviyatı işlemin muhatapları tarafından beş iş günü içerisinde idareye bildirilmesi halinde bu kimselere ceza kesilmemesi, belgeleri düzenlemeyen, eksik veya yanıltıcı düzenleyenlere de özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanması amaçlanmıştır.
Bunlara ilave olarak, 213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan belgeleri almayanlardan, Kanunun 232 nci maddenin birinci fıkrasının 1 ila 5 numaralı bentlerinde sayılanlar dışında kalan kişilere kesilecek özel usulsüzlük cezası yeniden düzenlenmiştir.
Ayrıca, bu belgelerin düzenlenmediği, eksik veya yanıltıcı düzenlendiği hususunu idarenin tespitinden önce belgenin düzenlenmesi gereken tarihten itibaren beş iş günü içinde söz konusu kişilerin idareye bildirmeleri durumunda bu kimselere ceza kesilmemesi sağlanmaktadır.
213 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde yapılan değişiklik ile getirilen artan tutarlı ceza uygulamasında uygulanacak ceza tutarları Kanuna eklenen bağlı 2 sayılı cetvel ile belirlenmektedir.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “girdiği tarihten itibaren bir ay içinde” ibaresi “girmesini müteakiben yazıyla” şeklinde, “ve düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın % 10’undan az olmamak üzere yazıyla otuz” ibaresi “az ve 10 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın % 10’u tutarında, altmış” şeklinde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile bu fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “ve düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın % 10’undan az olmamak üzere” ibaresi “az ve 10 milyon Türk lirasından fazla olmamak üzere düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın % 10’u tutarında” şeklinde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesi tarafından Vergi Usul Kanununun 153/A maddesinin üçüncü ve müteakip fıkralarında yer alan; verilen sürede yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde istenilen teminat tutarının teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilmesi ve tahakkuk ettirilen teminat alacağının gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsiline yönelik hükümlerin iptal edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan gerekçeler de dikkate alınarak madde metninde düzenlemeler yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile;
- Madde kapsamındaki mükelleflerden istenilecek teminatın üst sınırı belirlenmekte, - Üçüncü ve dördüncü fıkralar kapsamında istenilen teminatın verilme süresi 30 günden 60 güne çıkarılmakta, - Üçüncü fıkra kapsamında yükümlülüklerini öngörülen şekilde yerine getiren mükelleflere teminatın iade edilmesi ve birinci fıkrada sayılan kişilerin teminat isteme tarihi itibari ile tahakkuk etmiş tüm vergi borçlarından sorumlu olmamaları sağlanmaktadır.
Ayrıca, madde metnindeki Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlere atıf yapan veya bu hükümlerle ilişkili olan hükümler de madde metninden çıkarılmaktadır.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile bu bende “Mükelleflere” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve mükellef olmayanlara,” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, mevcut metindeki tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğuna ilişkin yetkinin kapsamı, kayıt dışı ekonomiyle mücadele amacıyla genişletilmektedir.
Bunun yanı sıra, bilgi teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılma şeklinde de yeni durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Diğer taraftan elektronik ticaretin yanı sıra internet başta olmak üzere her türlü dijital ortam aracılığıyla gerçekleştirilen reklam, ilan, satış ve kiralama gibi faaliyetlerin etkin bir şekilde izlenmesi ve denetlenmesi kayıtlı ekonominin desteklenmesi ve haksız rekabetin önlenmesi bakımından son derece önemlidir.
Öte yandan, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda 1/7/2022 tarihli ve 7416 sayılı Kanunla teknolojik gelişmeler ile dijitalleşmenin getirdiği yeni imkânlar çerçevesinde değişiklik yapılmıştır.
Bu kapsamda söz konusu hususlar da dikkate alınarak maddeyle, Hazine ve Maliye Bakanlığının elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla elektronik ticaret hizmet sağlayıcılar ile başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ortam sağlayan gerçek ve tüzel kişi aracı hizmet sağlayıcılar ile elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların yanı sıra erişim sağlayıcılara, içerik sağlayıcılara, yer sağlayıcılara ve sosyal ağ sağlayıcılara iktisadi ve ticari faaliyetlerine ilişkin bildirim verme yükümlülüğü ile başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ilişkin bildirime konu bilgiler ile içerik sağlayıcılar tarafından üretilen ya da sağlanan bilgilerin aracı hizmet sağlayıcılar, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve/veya sosyal ağ sağlayıcılar tarafından alınması zorunluluğu getirebilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
bilgilerin aracı hizmet sağlayıcılarıYeni ifadebilgiler ile içerik sağlayıcılar tarafından üretilen ya da sağlanan bilgilerin aracı hizmet sağlayıcıları, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve/veya sosyal ağ sağlayıcılarDeğişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, mevcut metindeki tahsilat ve ödemelerin tevsik zorunluluğuna ilişkin yetkinin kapsamı, kayıt dışı ekonomiyle mücadele amacıyla genişletilmektedir.
Bunun yanı sıra, bilgi teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılma şeklinde de yeni durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Diğer taraftan elektronik ticaretin yanı sıra internet başta olmak üzere her türlü dijital ortam aracılığıyla gerçekleştirilen reklam, ilan, satış ve kiralama gibi faaliyetlerin etkin bir şekilde izlenmesi ve denetlenmesi kayıtlı ekonominin desteklenmesi ve haksız rekabetin önlenmesi bakımından son derece önemlidir.
Öte yandan, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda 1/7/2022 tarihli ve 7416 sayılı Kanunla teknolojik gelişmeler ile dijitalleşmenin getirdiği yeni imkânlar çerçevesinde değişiklik yapılmıştır.
Bu kapsamda söz konusu hususlar da dikkate alınarak maddeyle, Hazine ve Maliye Bakanlığının elektronik ticaretin yanı sıra internet dâhil olmak üzere her türlü dijital ortamın reklam, ilan, satış ve kiralama gibi iktisadi ve ticari amaçlarla kullanıldığı hallerde vergi güvenliğini sağlamak amacıyla elektronik ticaret hizmet sağlayıcılar ile başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ortam sağlayan gerçek ve tüzel kişi aracı hizmet sağlayıcılar ile elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların yanı sıra erişim sağlayıcılara, içerik sağlayıcılara, yer sağlayıcılara ve sosyal ağ sağlayıcılara iktisadi ve ticari faaliyetlerine ilişkin bildirim verme yükümlülüğü ile başkalarına ait iktisadi ve ticari faaliyetlerin yapılmasına ilişkin bildirime konu bilgiler ile içerik sağlayıcılar tarafından üretilen ya da sağlanan bilgilerin aracı hizmet sağlayıcılar, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, erişim sağlayıcılar, yer sağlayıcılar ve/veya sosyal ağ sağlayıcılar tarafından alınması zorunluluğu getirebilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile bu fıkraya “ticaret” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kıymetli madenler” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Söz konusu maddeye eklenen ifade ile kıymetli madenler borsasında işlem gören kıymetli madenlerin değerleme işlemlerinde değerleme ölçüsü olarak borsa rayicinin kullanılabilmesi sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
bağlı cetveldeYeni ifadebağlı 1 sayılı cetvelde -
Eski ifade
1 Yeni Türk LirasındanYeni ifade40 Türk lirasındanDeğişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun 355 inci maddesinde düzenlenen damga vergisi ödenmemiş kâğıtları, vergi ve cezası tahsil edilmeden tasdik eden veya örneklerini çıkarıp veren noterler adına kesilen özel usulsüzlük cezasının her bir kâğıt için olan alt sınırı, her yıl yeniden değerleme oranında artmakla birlikte, caydırıcılığı artırmak amacıyla yeniden belirlenmesine ihtiyaç duyulmuş ve madde ile söz konusu tutar artırılmıştır.
-
Eski ifade
vergilerle bunlaraYeni ifadevergilereDeğişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “vergi veya” ibareleri madde metninden çıkarılmış ve dördüncü fıkrasında yer alan “tarhedilen vergiye veya” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Eski ifade
8 numaralı bendiYeni ifadedördüncü fıkrasıDeğişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Eski ifade
uzlaşılan vergi ve cezalar hakkında 376 ncı maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi hükmü dışında indirim uygulanmaz.Yeni ifadeuzlaşılan cezalar hakkında başkaca bir indirim uygulanmaz.Değişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
Eski ifade
vergiler ve bunlaraYeni ifadevergilereDeğişikliğin gerekçesi
Uzlaşma müessesesi kapsamında mükellefler ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile kanunla belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için uzlaşma talebinde bulunabilmektedir.
Düzenleme ile vergiye gönüllü uyumun artırılmasını teminen vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarılmaktadır.
Vergi Usul Kanununda yer alan uzlaşma müessesesinde vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığından, yapılan düzenleme ile vergi aslına ilişkin hükümler Kanunun ilgili maddelerinden çıkarılmak suretiyle gerekli değişiklikler yapılmaktadır.
-
28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile Kanuna bağlı “Usulsüzlük Cezalarına Ait Cetvel” başlığı “1 Sayılı Usulsüzlük Cezalarına Ait Cetvel” şeklinde, mevcut Usulsüzlük Cezalarına Ait Cetveldeki miktarlar cetvele işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
-
27 Aralık 2023
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Gelir İdaresi Başkanlığı sistemlerinde yer alan ve 213 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında üçüncü kişilerle paylaşılabilecek bilgilerin genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ve gerçek veya tüzel kişilerle paylaşılması karşılığında sorgu veya dönen kayıtlar karşılığında katılma payı alınması öngörülmektedir.
Sorgu veya dönen kayıt başına 25 kuruştan az olmamak üzere alınabilecek katılma payının tutarı, sorgulanan veya dönen verinin sayısı, boyutu ve kapsamı, verinin sorgulama dışında toplu olarak paylaşılması durumunda paylaşılan verinin sayısı, boyutu, kapsamı ve mükellef sayısı ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenebilecektir. Katılma payları, yeni bir belirleme yapılmadığı sürece, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak bu Kanun uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılacaktır.
Katılma payları, takvim yılının üçer aylık dönemleri itibarıyla Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından paylaşılan veriler üzerinden hesaplanarak bu dönemleri takip eden ayın sonuna kadar veri paylaşılanlara bildirilecek ve bildirimin yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecektir.
Süresinde ödeme yapmayanlarla ödeme yapılıncaya kadar bilgi paylaşımı yapılmayacak ve süresinde ödenmeyen katılma payları gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre vergi dairelerince takip ve tahsil edilecektir.
Maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecektir.
-
Eski ifade
31/12/2023Yeni ifade31/12/2024Değişikliğin gerekçesi
Sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerce münhasıran imalat sanayiinde veya Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunan mükelleflerce bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere ya da yatırım teşvik belgesi bulunan mükelleflerce bu belge kapsamında 31/12/2023 tarihine kadar iktisap edilen yeni makina ve teçhizat için uygulanacak amortisman oran ve süreleri, mevcut faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak suretiyle hesaplanmaktadır. Madde ile 31/12/2023 tarihinde sona eren uygulamanın süresi 31/12/2024 tarihine kadar uzatılmaktadır.
-
-
30 Kasım 2023
-
Anayasa Mahkemesinin 30/11/2023 tarihli ve E.: 2023/105; K.: 2023/208 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…2021…” ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
13 Eylül 2023
-
22 Mart 2023
-
İptal edildi Madde 153/A geçmişi (üçüncü ve dördüncü cümleler) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2022/108 K.2023/55)
-
-
30 Kasım 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesine fıkra eklenmektedir. Eklenen fıkrayla, 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun ile düzenlenen piyasalarda vergi güvenliğinin sağlanması, kayıt dışı tütün mamulü üretiminin engellenmesi, kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığıyla etkin bir şekilde mücadele edilmesi amaçlarıyla, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetki verilip verilmediğine bakılmaksızın, kullanılmasına zorunluluk getirilen özel etiket ve işaretlerle ürünlerin etiketlenmesi veya işaretlenmesi ve etiketlenen veya işaretlenen ürün bilgilerinin kurulan veri merkezine aktarılmasını sağlayan sisteme fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyenler ile bunların gerçeğe aykırı olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenlerin hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.
-
Eski ifade
(ç) fıkrasındaYeni ifade(ç) ve (d) fıkralarındaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle, Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde ürün izleme sistemine müdahale suç olarak düzenlenmektedir. Maddeyle, söz konusu suçun işlendiğinin inceleme sırasında tespiti halinde, incelemenin bitmesi beklenmeksizin veya incelemeye başlanmaksızın Vergi Müfettiş ve Müfettiş Yardımcıları tarafından bu tespitlere ilişkin rapor düzenlenmesi, rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla birlikte keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi ve kamu davasının incelemenin tamamlanması beklenmeden açılabilmesi sağlanmaktadır.
-
-
16 Kasım 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına (10) numaralı bent eklenerek, Hazine ve Maliye Bakanlığına, doğacak vergilerin tahsil güvenliğini sağlamak amacıyla, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununda tanımlı bulunan motorlu araç ticareti yapan mükelleflerden, 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan türden teminat alma ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda yetki verilmektedir.
-
Eski ifade
(8) numaralı bendiYeni ifade(8) ve (10) numaralı bentleriDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle; 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına Teklifle eklenen (10) numaralı bentte yer alan zorunluluklara uymayanlar hakkında söz konusu Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmesini temin etmek amacıyla düzenleme yapılmaktadır.
Yapılan değişiklik neticesinde, teminat verme zorunluluğu getirilen motorlu araç ticareti ile iştigal eden mükelleflerin istenen teminatı vermemesi durumunda bu mükellefler için bir önceki hesap dönemine ait brüt satışlar toplamının binde 3’ü tutarında (mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan tutarın 10 katından az ve maddede yer alan üst sınırdan ise fazla olmamak üzere) özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Söz konusu mükelleflerin yeni işe başlamaları nedeniyle bir önceki hesap dönemine ait brüt satışlarının bulunmaması durumunda ise bu mükellefler için mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan tutarın 10 katı kadar özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
-
-
13 Ekim 2022
-
13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle; bu bendin birinci cümlesine “gazetede” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bir internet haber sitesinde” ibaresi ve aynı bendin ikinci cümlesine “gazetelerden birinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bir internet haber sitesinde” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Maddenin (a) bendiyle, 5187 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde düzenlenen “Cezai sorumluluk” hükmüne internet haber siteleri ibaresi, 13 üncü maddesinde düzenlenen “Hukukî sorumluluk” hükmüne internet haber siteleri ibaresi eklenmektedir. Diğer taraftan, 5187 sayılı Kanunun 15,18, 20, 21 ve 27 nci maddelerinde de değişiklikler yapılmaktadır.
Maddenin (b) bendiyle, internet haber siteleri çalışanları da, 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamına alınmaktadır.
Maddenin (c) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanununun 2/A maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Maddenin (ç) bendiyle, 2004 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinde değişiklik yapılarak resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.
Maddenin (d) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 7201 sayılı Tebligat Kanununun 29 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin (e) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 213 sayılı Kanunun 104 üncü maddesinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘ve bir internet haber sitesinde’ ibareleri eklenmektedir.
Maddenin (f) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 47 nci maddesinde geçen ‘Resmi Gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Gazetelerde yayınlatılan resmi ilanların tamamı gazetelerin internet haber sitesinde ve Basın İlan Kurumu İlan Portalında ücretsiz yayınlatılmaktadır. Basın İlan Kurumu İlan Portalı Yönetmeliğine göre bu şekilde üç mecrada yayınlanan ilanlar için tek ücret alınmaktadır. Personel alımı ilanlarının vatandaşların tek merkezden kolayca ulaşabilmesi maksadıyla Basın İlan Kurumu İlan Portalında da yayınlatılması amaçlanmaktadır.
Maddenin (g) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 1163 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Maddenin (ğ) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2911 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde geçen ‘gazeteler’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Maddenin (h) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2942 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir. Ayrıca maddenin (h) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2942 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Maddenin (ı) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 3011 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin (i) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 3402 sayılı Kanunun 2 ve 22 nci maddelerinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibareleri eklenmektedir.
Maddenin (j) bendiyle; 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılarak resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.
Maddenin (k) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 4721 sayılı Kanunun 713 üncü maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.
Maddenin (1) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 6102 sayılı Kanunun çeşitli maddelerinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibareleri eklenmektedir.
Maddenin (m) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde ve gazetede yayınlatılması amacıyla 7223 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
-
-
28 Eylül 2022
-
Anayasa Mahkemesinin 28/9/2022 tarihli ve E: 2022/59, K: 2022/111 sayılı Kararı ile bu cümle; birinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan “…infaz…” ibaresi yönünden ve ikinci fıkrada yer alan “…kovuşturma…” ibaresi yönünden iptal edilmiştir.
-
-
1 Temmuz 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu (Küresel Forum), vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, Küresel Forum, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. Madde ile Vergi Usul Kanununda yer alan mevcut genel yetkilere ilave olarak, gerçek faydalanıcı bilgisinin temin edilmesine yönelik Hazine ve Maliye Bakanlığına özel bir yetki verilerek getirilen yükümlülüklere uymayanlara mevcut cezalardan farklı ceza uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (7) ve (9) numaralı bentlerinde yer alan zorunluluklara uymayanlar hakkında söz konusu Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılarak kesilmesini temin etmek amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Yapılan değişiklik neticesinde, elektronik ticarette vergi güvenliğini sağlamak amacıyla bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğünü yerine getirmeyen/uygulamayan mükelleflerden mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alanlara (1) numaralı bentte yer alan tutarın 5 katı, (2) numaralı bendinde yer alanlara (2) numaralı bentte yer alan tutarın 5 katı, (3) numaralı bendinde yer alanlara (3) numaralı bentte yer alan tutarın (2) katı özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, bu Kanunla mükerrer 257 nci maddeye (9) numaralı bent olarak getirilen gerçek faydalanıcı bildirim ve muhafaza zorunluluğunu yerine getirmeyenlere, mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan cezanın 3 kat artırımlı uygulanması sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (7) ve (9) numaralı bentlerinde yer alan zorunluluklara uymayanlar hakkında söz konusu Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre uygulanan özel usulsüzlük cezasının artırılarak kesilmesini temin etmek amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Yapılan değişiklik neticesinde, elektronik ticarette vergi güvenliğini sağlamak amacıyla bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğünü yerine getirmeyen/uygulamayan mükelleflerden mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alanlara (1) numaralı bentte yer alan tutarın 5 katı, (2) numaralı bendinde yer alanlara (2) numaralı bentte yer alan tutarın 5 katı, (3) numaralı bendinde yer alanlara (3) numaralı bentte yer alan tutarın (2) katı özel usulsüzlük cezası kesilmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, bu Kanunla mükerrer 257 nci maddeye (9) numaralı bent olarak getirilen gerçek faydalanıcı bildirim ve muhafaza zorunluluğunu yerine getirmeyenlere, mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan cezanın 3 kat artırımlı uygulanması sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
12.000Yeni ifade50.000Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun özel usulsüzlük cezalarının düzenlendiği 353 üncü maddesinde yer alan fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmamasına ilişkin cezaların caydırıcılığını artırmak amacıyla yeniden belirlenmesine ihtiyaç duyulmuş ve önerilen madde hazırlanmıştır.
-
-
8 Nisan 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi daireleri tarafından tahakkuk fişi, ihbarname, ödeme emri, muhasebe işlem fişi, haciz varakası, mahsup alındısı, takdire sevk fişi gibi çok sayıda belge düzenlenmektedir. Vergi dairesinin görev, yetki ve sorumlulukları kapsamında düzenlenen bu belgelerin bir kısmı mükelleflere tebliğ edilirken bir kısmı sadece iç işlemlerde kullanılmaktadır.
Elektronik ortamda düzenlenip 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanan belgeler dışında halen çok sayıda belge fiziki ortamda düzenlenmekte ve ıslak imza ile imzalanarak muhafaza edilmektedir.
Maddeyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 4 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, vergi dairesince 213 sayılı Kanun ile diğer Kanunlar kapsamında yapılan işlemlerde elektronik imza, mühür veya onay kullandırma, vergi daireleri tarafından düzenlenen ve vergi dairesince imzalanması gereken belgelerin bu daireler adına Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda imzalanması, mühürlenmesi veya onaylanmasına izin verme, elektronik imza, mühür veya onayın kullanım usul ve esaslarını düzenleme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359 uncu maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.
Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Ayrıca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.
Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir. 213 sayılı Kanunda tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11 inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir.
Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma hakları saklı olacaktır.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçları ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359 uncu maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.
Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Ayrıca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.
Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir. 213 sayılı Kanunda tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11 inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir.
Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma hakları saklı olacaktır.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçları ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359 uncu maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.
Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Ayrıca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.
Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir. 213 sayılı Kanunda tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11 inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir.
Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma hakları saklı olacaktır.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçları ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359 uncu maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.
Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Ayrıca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.
Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir. 213 sayılı Kanunda tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11 inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir.
Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma hakları saklı olacaktır.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçları ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanuna geçici madde eklenmekte ve Kanunun 359 uncu maddesinde Teklifle yapılan düzenlemelerin, yargı mercileri önünde veya infaz aşamasında olan dosyalar bakımından uygulanabilmesine yönelik geçiş hükümleri getirilmektedir.
-
Eski ifade
beşYeni ifadesekizDeğişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359 uncu maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.
Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Ayrıca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.
Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir. 213 sayılı Kanunda tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11 inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir.
Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma hakları saklı olacaktır.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçları ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.
-
-
20 Ocak 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesine göre enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşması hâlinde, şartların gerçekleştiği hesap dönemlerinde mali tabloların enflasyon düzeltmesine tabi tutulması gerekmektedir. Enflasyon düzeltmesi 2003 ve 2004 yıllarında uygulanmış ve mezkûr maddenin A fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamındakiler hariç, sonraki dönemden günümüze kadar şartların gerçekleşmemesi nedeniyle enflasyon düzeltmesi yapılmamıştır. Bununla birlikte 3/6/2021 tarihli ve 7326 sayılı Kanunla geçici 31 inci maddede yapılan düzenlemeyle 31/12/2021 tarihine kadar mükelleflerin taşınmazlarını ve amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini yeniden değerlemeye tabi tutma imkânı getirilmiştir. Yine 2021 yılında aynı Kanunda, 14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle de; amortismana tabi iktisadi kıymetler bakımından sürekli yeniden değerleme uygulamasının, enflasyon düzeltmesi koşullarının oluşmadığı dönemlerde tekrar uygulanabilmesi mümkün hâle getirilmiştir.
Mükelleflerin, söz konusu yeniden değerleme imkânları ve 2004 yılından itibaren enflasyon düzeltmesinin uygulanmaması gerekçeleriyle, şartlar oluşsa bile enflasyon düzeltmesi uygulamasının ertelenmesi taleplerine istinaden, yapılan bu düzenlemeyle 2023 yılı sonuna kadar enflasyon düzeltmesi yapılmaması sağlanmaktadır. Ayrıca, 2023 yılı hesap dönemi sonu itibarıyla yapılacak enflasyon düzeltmesi neticesinde belirlenen geçmiş yıl kârının vergiye tâbi tutulmaması, geçmiş yıl zararının zarar olarak kabul edilmemesi öngörülmektedir.
Diğer taraftan, madde hükümleri 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamındaki mükellefler bakımından geçerli olmayıp, bu mükellefler bahse konu fıkra kapsamında, geçici vergi dönemleri ve hesap dönemleri sonları itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapmaya devam edeceklerdir.
-
-
4 Kasım 2021
-
14 Ekim 2021
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, fiziki ortamdan bağımsız olarak elektronik ortamda vergi dairesinin kurulması, vergi dairelerinin diğer vergi dairelerinin şubesi olarak belirlenmesi suretiyle mükelleflere hızlı ve etkin hizmet verilebilmesinin sağlanması, vergi dairesince yapılan işlemlerin elektronik ortamda kurulan vergi daireleri tarafından da yerine getirilmesini temin edecek düzenlemeler yapma konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yabancı memleketlerde bulunanların kendilerine yapılacak tebligattan daha hızlı bir şekilde haberdar olmasının sağlanması ve tebligat sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla, yabancı memleketlerde bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatta hangi usullerin izleneceği ile vergi dairelerinin yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evraklarının, Gelir İdaresi Başkanlığına gönderilmeksizin, vergi dairesi başkanlıkları, vergi dairesi başkanlığı bulunmayan yerlerde defterdarlıklar tarafından doğrudan yurtdışı temsilciliklerine gönderilmesine ilişkin hükümler 213 sayılı Kanunun 97 nci maddesine eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yabancı memleketlerde bulunanların kendilerine yapılacak tebligattan daha hızlı bir şekilde haberdar olmasının sağlanması ve tebligat sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla, yabancı memleketlerde bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatta hangi usullerin izleneceği ile vergi dairelerinin yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evraklarının, Gelir İdaresi Başkanlığına gönderilmeksizin, vergi dairesi başkanlıkları, vergi dairesi başkanlığı bulunmayan yerlerde defterdarlıklar tarafından doğrudan yurtdışı temsilciliklerine gönderilmesine ilişkin hükümler 213 sayılı Kanunun 97 nci maddesine eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 104 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, teknolojide meydana gelen değişime bağlı olarak basılı yayının yerini dijital alana bırakmasının getirdiği avantajların vergi süreçlerinde de kullanılması ve ilan yoluyla yapılan tebligatlarda, bu tebligatlardaki etkinliğin artırılması ve muhataplarının tebliğe konu hususlardan hızlı bir şekilde haberdar olabilmelerinin sağlanması amacıyla, tebliğin konusu her biri için ayrı ayrı olmak üzere maddede yer alan tutardan fazla vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde, ilan yazısının Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri açısından Gelir İdaresi Başkanlığının, diğerleri için ilgili idarenin resmi internet sitesi üzerinden de duyurulmasına imkân verilmesinin yanı sıra maddede yer alan tutarı on katına kadar artırma, yarısına kadar indirme, duyurunun kapsamı, şekli, zamanı ve süresi ile maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 104 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, teknolojide meydana gelen değişime bağlı olarak basılı yayının yerini dijital alana bırakmasının getirdiği avantajların vergi süreçlerinde de kullanılması ve ilan yoluyla yapılan tebligatlarda, bu tebligatlardaki etkinliğin artırılması ve muhataplarının tebliğe konu hususlardan hızlı bir şekilde haberdar olabilmelerinin sağlanması amacıyla, tebliğin konusu her biri için ayrı ayrı olmak üzere maddede yer alan tutardan fazla vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde, ilan yazısının Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri açısından Gelir İdaresi Başkanlığının, diğerleri için ilgili idarenin resmi internet sitesi üzerinden de duyurulmasına imkân verilmesinin yanı sıra maddede yer alan tutarı on katına kadar artırma, yarısına kadar indirme, duyurunun kapsamı, şekli, zamanı ve süresi ile maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital olarak veri depolama olanaklarının çeşitlenmiş olması, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılmak suretiyle yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmeler uzaktan incelemeyi mümkün hale getirmektedir. İncelemenin uzaktan yapılabilmesi mükelleflere hem kolaylık hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital olarak veri depolama olanaklarının çeşitlenmiş olması, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılmak suretiyle yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmeler uzaktan incelemeyi mümkün hale getirmektedir. İncelemenin uzaktan yapılabilmesi mükelleflere hem kolaylık hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital olarak veri depolama olanaklarının çeşitlenmiş olması, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılmak suretiyle yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmeler uzaktan incelemeyi mümkün hale getirmektedir. İncelemenin uzaktan yapılabilmesi mükelleflere hem kolaylık hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital olarak veri depolama olanaklarının çeşitlenmiş olması, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılmak suretiyle yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmeler uzaktan incelemeyi mümkün hale getirmektedir. İncelemenin uzaktan yapılabilmesi mükelleflere hem kolaylık hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
NezdindeYeni ifadeİncelemenin iş yerinde yapılması halinde nezdindeDeğişikliğin gerekçesi
İncelemelere, mükellef ile birlikte imzalanan incelemeye başlama tutanağının düzenlenmesiyle başlanılmakta olup tutanağın imzalanması tarafların irade ve öznel koşullarından kaynaklanan nedenlerle gecikebilmektedir. Bu gecikme, kamusal faaliyetlerde olduğu kadar, mükelleflerin ticari ve mali iş ve işlemlerinde de aksamalara yol açabilmektedir. Bu değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin ve verimli biçimde icrası, mükellef hukukunun gecikmeksizin tesis edilmesi, dijital vergi denetim sisteminin geliştirilmesi ve vergi iade incelemeleri dâhil olmak üzere inceleme sürelerinin kısaltılması amaçlanmaktadır. Ayrıca yapılan değişiklik ile uluslararası uygulamalara uygun bir yöntem olan “yazılı bildirim” ile incelemeye başlanarak kamusal denetim süreci hızlandırılacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
İncelemelere, mükellef ile birlikte imzalanan incelemeye başlama tutanağının düzenlenmesiyle başlanılmakta olup tutanağın imzalanması tarafların irade ve öznel koşullarından kaynaklanan nedenlerle gecikebilmektedir. Bu gecikme, kamusal faaliyetlerde olduğu kadar, mükelleflerin ticari ve mali iş ve işlemlerinde de aksamalara yol açabilmektedir. Bu değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin ve verimli biçimde icrası, mükellef hukukunun gecikmeksizin tesis edilmesi, dijital vergi denetim sisteminin geliştirilmesi ve vergi iade incelemeleri dâhil olmak üzere inceleme sürelerinin kısaltılması amaçlanmaktadır. Ayrıca yapılan değişiklik ile uluslararası uygulamalara uygun bir yöntem olan “yazılı bildirim” ile incelemeye başlanarak kamusal denetim süreci hızlandırılacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanuna eklenen maddeyle, bürokrasinin azaltılması, kamu hizmetlerinin hızlı, kaliteli, basitleştirilmiş ve düşük maliyetli bir şekilde yerine getirilmesi amaçlarıyla mükelleflerin mezkûr Kanun uyarınca bildirmeye mecbur olduğu bilgilerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığına yazılı veya elektronik olarak bildirilmesi durumunda, bu bildirimi mükellefler tarafından yapılmış bildirim olarak kabul etmeye, bu şekilde kabul edilecek bildirimleri mükellefiyet grubu, faaliyet konusu, vergi türü, iş yeri türü, gelir unsuru ve şirket türünü ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak tespit etmeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanuna eklenen maddeyle, fiziki ortamda tutulan defterlerde bulunan tasdik zorunluluğuna benzer şekilde, Hazine ve Maliye Bakanlığının Ticaret Bakanlığı ile müştereken veya kendisi tarafından belirlediği usul, esas ve süreler dahilinde söz konusu defterler için berat alınması veya defterlerin onaylanmasının bu Kanun uygulamasında tasdik hükmünde sayılması, berat alınması ve onay işlemlerinde belirlenen usul, esas ve sürelere uyulmaması halinde ise defterlerin tasdik ettirilmemiş sayılması öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 227 nci maddesinde yapılan değişiklikle, yararlanılması yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu ibrazı şartına bağlanan muafiyet, istisna, zarar mahsubu ve benzeri konularda, tasdik raporunun ilgili mevzuat ve mezkûr maddenin üçüncü fıkrasındaki süre içerisinde ibraz edilmemesi durumunda, mükellefe tebliğ edilmek şartı ile 60 günlük bir mühlet verilmesi ve bu süre içinde verilmesi halinde tasdik raporunun zamanında verilmiş sayılması sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu kayıtların ise esas itibarıyla aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gider pusulası da bahse konu belgeler arasında yer almakla birlikte, Kanunun 234 üncü maddesi uygulamasına ilişkin olarak uygulamada mükellefler nezdinde bahse konu belgenin düzenlenmesi gereken durumlar hakkında yaşanan tereddütlerin giderilmesini teminen mezkûr maddenin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur.
213 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gider pusulasının düzenlenme zorunluluğunun bulunduğu durumlara açıklık getirilmesinin yanı sıra belgenin düzenlenme süresi de açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Ayrıca, maddenin mevcut metninde yer alan hükümler, uygulamada bugüne kadar tecrübe edilen hususlar çerçevesinde gözden geçirilmiş ve bazı durumlarda gider pusulası yerine kabul edilebilecek belgelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda maddede öngörülen hallerde banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler (dekont, alındı vb.) ile bu Kanun uygulamasında belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler gider pusulası yerine kabul edilmekte ve bu hallerde mükellefler tarafından ayrıca gider pusulası düzenlenmemesi sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu kayıtların ise esas itibarıyla aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gider pusulası da bahse konu belgeler arasında yer almakla birlikte, Kanunun 234 üncü maddesi uygulamasına ilişkin olarak uygulamada mükellefler nezdinde bahse konu belgenin düzenlenmesi gereken durumlar hakkında yaşanan tereddütlerin giderilmesini teminen mezkûr maddenin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur.
213 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gider pusulasının düzenlenme zorunluluğunun bulunduğu durumlara açıklık getirilmesinin yanı sıra belgenin düzenlenme süresi de açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Ayrıca, maddenin mevcut metninde yer alan hükümler, uygulamada bugüne kadar tecrübe edilen hususlar çerçevesinde gözden geçirilmiş ve bazı durumlarda gider pusulası yerine kabul edilebilecek belgelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda maddede öngörülen hallerde banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler (dekont, alındı vb.) ile bu Kanun uygulamasında belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler gider pusulası yerine kabul edilmekte ve bu hallerde mükellefler tarafından ayrıca gider pusulası düzenlenmemesi sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu kayıtların ise esas itibarıyla aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gider pusulası da bahse konu belgeler arasında yer almakla birlikte, Kanunun 234 üncü maddesi uygulamasına ilişkin olarak uygulamada mükellefler nezdinde bahse konu belgenin düzenlenmesi gereken durumlar hakkında yaşanan tereddütlerin giderilmesini teminen mezkûr maddenin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur.
213 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gider pusulasının düzenlenme zorunluluğunun bulunduğu durumlara açıklık getirilmesinin yanı sıra belgenin düzenlenme süresi de açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Ayrıca, maddenin mevcut metninde yer alan hükümler, uygulamada bugüne kadar tecrübe edilen hususlar çerçevesinde gözden geçirilmiş ve bazı durumlarda gider pusulası yerine kabul edilebilecek belgelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda maddede öngörülen hallerde banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler (dekont, alındı vb.) ile bu Kanun uygulamasında belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler gider pusulası yerine kabul edilmekte ve bu hallerde mükellefler tarafından ayrıca gider pusulası düzenlenmemesi sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hüküm altına alınmış olup, söz konusu kayıtların ise esas itibarıyla aynı Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gider pusulası da bahse konu belgeler arasında yer almakla birlikte, Kanunun 234 üncü maddesi uygulamasına ilişkin olarak uygulamada mükellefler nezdinde bahse konu belgenin düzenlenmesi gereken durumlar hakkında yaşanan tereddütlerin giderilmesini teminen mezkûr maddenin yeniden düzenlenmesi ihtiyacı hâsıl olmuştur.
213 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gider pusulasının düzenlenme zorunluluğunun bulunduğu durumlara açıklık getirilmesinin yanı sıra belgenin düzenlenme süresi de açık bir şekilde ifade edilmektedir.
Ayrıca, maddenin mevcut metninde yer alan hükümler, uygulamada bugüne kadar tecrübe edilen hususlar çerçevesinde gözden geçirilmiş ve bazı durumlarda gider pusulası yerine kabul edilebilecek belgelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda maddede öngörülen hallerde banka, ödeme kuruluşu ve PTT tarafından düzenlenen belgeler (dekont, alındı vb.) ile bu Kanun uygulamasında belge düzenleme yükümlülüğü bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarının tabi oldukları diğer ilgili mevzuat dahilinde düzenledikleri belgeler gider pusulası yerine kabul edilmekte ve bu hallerde mükellefler tarafından ayrıca gider pusulası düzenlenmemesi sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
tutulmasına ve düzenlenmesineYeni ifadetutulmasına, düzenlenmesine ve ibraz edilmesineDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle 213 sayılı Kanunun mükerrer 242 nci maddesinde değişiklik yapılarak, elektronik defter beratı ve elektronik muhasebe fişine ilişkin tanımların madde metnine eklenmesinin yanı sıra defter ve belgelerin elektronik ortamda ibraz edilebilmesi temin edilmektedir.
Diğer taraftan vergi mahremiyetine ilişkin hükümlerin elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilen mükelleflerin ortak, yönetici ve çalışanları hakkında da uygulanması sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 213 sayılı Kanunun mükerrer 242 nci maddesinde değişiklik yapılarak, elektronik defter beratı ve elektronik muhasebe fişine ilişkin tanımların madde metnine eklenmesinin yanı sıra defter ve belgelerin elektronik ortamda ibraz edilebilmesi temin edilmektedir.
Diğer taraftan vergi mahremiyetine ilişkin hükümlerin elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, imzalanması, iletilmesi ve saklanması hususlarından herhangi biri için hizmet verme konusunda yetkilendirilen mükelleflerin ortak, yönetici ve çalışanları hakkında da uygulanması sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 279 uncu maddesinde; hisse senetleri ile fon portföyünün en az %51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgelerinin alış bedeliyle, bunlar dışında kalan ancak borsa rayici olmayan veya borsa rayicinin muvazaalı bir şekilde oluştuğu anlaşılan her türlü menkul kıymetin alış bedeline vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmının eklenmesi suretiyle bulunan tutarla, borsa rayici bulunmayan, getirişi ihraç edenin kâr ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibarıyla hesaplanması mümkün olmayan menkul kıymetlerin alış bedeliyle, değerleneceği belirtilmiş olmakla birlikte, Kanunun 261 inci maddesinde değerleme ölçüleri arasında alış bedeline yer verilmemiştir. Bu kapsamda maddeyle alış bedeli, değerleme ölçüleri arasına eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun üçüncü kitabında bir kısım iktisadi kıymetin (gayrimenkul, demirbaş, emtia gibi) değerlemesinde değerleme ölçüsü olarak “maliyet bedeli” dikkate alınmaktadır.
Maliyet bedelinin tanımının aynı Kanunun 262 nci maddesinde yapılmasının yanı sıra, muhtelif maddelerde iktisadi kıymetler itibarıyla maliyet bedeli kapsamına girecek unsurlar sınırlı olarak sayılmış, bazı maddelerde bir belirleme yapılmamış, bazılarında ise mükellefe gider yazma veya maliyete ilave etme konusunda seçimlik hak tanınmıştır. Ayrıca, ikincil mevzuata ilişkin muhtelif düzenlemelerde de bu konuda açıklamalar yapılmıştır.
213 sayılı Kanunun 262 nci maddesine eklenen fıkralarla, söz konusu dağınıklık giderilmekte, maliyet bedeline girmesi zorunlu olan ve olmayan unsurlar kapsamlı ve tadadi olarak sayılmak suretiyle kanuna dercedilmektedir. Uygulamada tereddütlere neden olan, maliyet bedeline zorunlu veya ihtiyari olarak dâhil edilmesi öngörülen giderler sayılmak suretiyle maliyet bedelinin nelerden oluştuğunun açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun üçüncü kitabında bir kısım iktisadi kıymetin (gayrimenkul, demirbaş, emtia gibi) değerlemesinde değerleme ölçüsü olarak “maliyet bedeli” dikkate alınmaktadır.
Maliyet bedelinin tanımının aynı Kanunun 262 nci maddesinde yapılmasının yanı sıra, muhtelif maddelerde iktisadi kıymetler itibarıyla maliyet bedeli kapsamına girecek unsurlar sınırlı olarak sayılmış, bazı maddelerde bir belirleme yapılmamış, bazılarında ise mükellefe gider yazma veya maliyete ilave etme konusunda seçimlik hak tanınmıştır. Ayrıca, ikincil mevzuata ilişkin muhtelif düzenlemelerde de bu konuda açıklamalar yapılmıştır.
213 sayılı Kanunun 262 nci maddesine eklenen fıkralarla, söz konusu dağınıklık giderilmekte, maliyet bedeline girmesi zorunlu olan ve olmayan unsurlar kapsamlı ve tadadi olarak sayılmak suretiyle kanuna dercedilmektedir. Uygulamada tereddütlere neden olan, maliyet bedeline zorunlu veya ihtiyari olarak dâhil edilmesi öngörülen giderler sayılmak suretiyle maliyet bedelinin nelerden oluştuğunun açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun üçüncü kitabında bir kısım iktisadi kıymetin (gayrimenkul, demirbaş, emtia gibi) değerlemesinde değerleme ölçüsü olarak “maliyet bedeli” dikkate alınmaktadır.
Maliyet bedelinin tanımının aynı Kanunun 262 nci maddesinde yapılmasının yanı sıra, muhtelif maddelerde iktisadi kıymetler itibarıyla maliyet bedeli kapsamına girecek unsurlar sınırlı olarak sayılmış, bazı maddelerde bir belirleme yapılmamış, bazılarında ise mükellefe gider yazma veya maliyete ilave etme konusunda seçimlik hak tanınmıştır. Ayrıca, ikincil mevzuata ilişkin muhtelif düzenlemelerde de bu konuda açıklamalar yapılmıştır.
213 sayılı Kanunun 262 nci maddesine eklenen fıkralarla, söz konusu dağınıklık giderilmekte, maliyet bedeline girmesi zorunlu olan ve olmayan unsurlar kapsamlı ve tadadi olarak sayılmak suretiyle kanuna dercedilmektedir. Uygulamada tereddütlere neden olan, maliyet bedeline zorunlu veya ihtiyari olarak dâhil edilmesi öngörülen giderler sayılmak suretiyle maliyet bedelinin nelerden oluştuğunun açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun üçüncü kitabında bir kısım iktisadi kıymetin (gayrimenkul, demirbaş, emtia gibi) değerlemesinde değerleme ölçüsü olarak “maliyet bedeli” dikkate alınmaktadır.
Maliyet bedelinin tanımının aynı Kanunun 262 nci maddesinde yapılmasının yanı sıra, muhtelif maddelerde iktisadi kıymetler itibarıyla maliyet bedeli kapsamına girecek unsurlar sınırlı olarak sayılmış, bazı maddelerde bir belirleme yapılmamış, bazılarında ise mükellefe gider yazma veya maliyete ilave etme konusunda seçimlik hak tanınmıştır. Ayrıca, ikincil mevzuata ilişkin muhtelif düzenlemelerde de bu konuda açıklamalar yapılmıştır.
213 sayılı Kanunun 262 nci maddesine eklenen fıkralarla, söz konusu dağınıklık giderilmekte, maliyet bedeline girmesi zorunlu olan ve olmayan unsurlar kapsamlı ve tadadi olarak sayılmak suretiyle kanuna dercedilmektedir. Uygulamada tereddütlere neden olan, maliyet bedeline zorunlu veya ihtiyari olarak dâhil edilmesi öngörülen giderler sayılmak suretiyle maliyet bedelinin nelerden oluştuğunun açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Yapılan değişiklikle, 213 sayılı Kanunun 261 inci maddesine değerleme ölçüsü olarak eklenen “alış bedeli”nin tanımı ve kapsamı belirlenmek suretiyle mevcut durumdaki belirsizlik giderilmekte olup, alış bedeli olarak dikkate alınacak tutarın ne olduğu açık bir şekilde ifade edilmek suretiyle uygulamada yaşanan tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu Kanunla 213 sayılı Kanunun 262 nci maddesinde yapılan değişikliğe istinaden Kanunun 270 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu Kanunla 213 sayılı Kanunun 262 nci maddesinde yapılan değişikliğe istinaden Kanunun 273 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine eklenen (Ç) fıkrası ile kollektif, adî komandit ve adî şirketler dâhil olmak üzere tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine (söz konusu maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında bahse konu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yapanlar ile kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler hariç), söz konusu maddenin (A) fıkrasında yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla, bilançolarına dahil bulunan amortismana tabi iktisadi kıymetlerini (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları mezkûr maddede belirtilen şartlar doğrultusunda yeniden değerleyebilme imkânı getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu Kanunla 213 sayılı Kanunun 320 nci maddesine eklenen üçüncü fıkra hükümleriyle uyumlaştırmanın sağlanmasını teminen maddede değişiklik yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile 213 sayılı Kanunun 328 inci maddesinde yapılan değişiklikle, esas itibarıyla, mevcut uygulamadaki tereddütlü hususlar giderilmektedir.
Bu kapsamda, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde, satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı işin niteliğine göre zorunlu bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa, satış neticesinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki oluşan kârın, bilanço esasına göre defter tutanlar tarafından, satışın yapıldığı tarihi takip eden üçüncü takvim yılının sonuna kadar pasifte geçici bir hesapta tutulabileceği hüküm altına alınarak, bu kârın geçici hesapta tutulacağı süre konusundaki tereddüt mükellef lehine giderilmektedir.
Pasifte geçici bir hesapta tutulan kârın, finansal kiralama yoluyla edinilenler de dâhil olmak üzere iktisap edilen bir veya birden fazla kıymetin bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlarına mahsup edileceği belirtilerek yeni alınacak iktisadi kıymetlerin sayısında sınır olmadığı vurgulanmaktadır.
Geçici hesapta tutulan kârın, satışı yapılan iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın satışın yapıldığı yılı takip eden üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına ekleneceği hususu netleştirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile 213 sayılı Kanunun 328 inci maddesinde yapılan değişiklikle, esas itibarıyla, mevcut uygulamadaki tereddütlü hususlar giderilmektedir.
Bu kapsamda, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde, satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı işin niteliğine göre zorunlu bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa, satış neticesinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki oluşan kârın, bilanço esasına göre defter tutanlar tarafından, satışın yapıldığı tarihi takip eden üçüncü takvim yılının sonuna kadar pasifte geçici bir hesapta tutulabileceği hüküm altına alınarak, bu kârın geçici hesapta tutulacağı süre konusundaki tereddüt mükellef lehine giderilmektedir.
Pasifte geçici bir hesapta tutulan kârın, finansal kiralama yoluyla edinilenler de dâhil olmak üzere iktisap edilen bir veya birden fazla kıymetin bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlarına mahsup edileceği belirtilerek yeni alınacak iktisadi kıymetlerin sayısında sınır olmadığı vurgulanmaktadır.
Geçici hesapta tutulan kârın, satışı yapılan iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın satışın yapıldığı yılı takip eden üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına ekleneceği hususu netleştirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile 213 sayılı Kanunun 329 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, esas itibarıyla, 328 nci maddede yapılan değişiklikler de dikkate alınarak, mevcut uygulamadaki tereddütlü hususlar giderilmektedir.
Bu kapsamda, yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden tamamen veya kısmen zıyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için alınan sigorta tazminatı ile ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı işin niteliğine göre zorunlu bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa, tazminat fazlasının, bilanço esasına göre defter tutan mükellef tarafından, tazminatın alındığı tarihi takip eden üçüncü takvim yılının sonuna kadar pasifte geçici bir hesapta tutulabileceği hüküm altına alınarak tazminat fazlasının geçici hesapta tutulacağı süre konusundaki tereddüt mükellef lehine olacak şekilde giderilmektedir.
Pasifte geçici bir hesapta tutulan tazminatın, fınansal kiralama yoluyla edinilenler de dâhil olmak üzere iktisap edilen bir veya birden fazla kıymetin bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlarına mahsup edileceği belirtilerek yeni alınacak iktisadi kıymetlerin sayısında sınır olmadığı vurgulanmaktadır.
Geçici hesapta tutulan tazminatın, tamamen veya kısmen zarar gören iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın tazminatın alındığı yılı takip eden üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına ekleneceği hususu netleştirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile 213 sayılı Kanunun 329 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, esas itibarıyla, 328 nci maddede yapılan değişiklikler de dikkate alınarak, mevcut uygulamadaki tereddütlü hususlar giderilmektedir.
Bu kapsamda, yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden tamamen veya kısmen zıyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için alınan sigorta tazminatı ile ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı işin niteliğine göre zorunlu bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa, tazminat fazlasının, bilanço esasına göre defter tutan mükellef tarafından, tazminatın alındığı tarihi takip eden üçüncü takvim yılının sonuna kadar pasifte geçici bir hesapta tutulabileceği hüküm altına alınarak tazminat fazlasının geçici hesapta tutulacağı süre konusundaki tereddüt mükellef lehine olacak şekilde giderilmektedir.
Pasifte geçici bir hesapta tutulan tazminatın, fınansal kiralama yoluyla edinilenler de dâhil olmak üzere iktisap edilen bir veya birden fazla kıymetin bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlarına mahsup edileceği belirtilerek yeni alınacak iktisadi kıymetlerin sayısında sınır olmadığı vurgulanmaktadır.
Geçici hesapta tutulan tazminatın, tamamen veya kısmen zarar gören iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın tazminatın alındığı yılı takip eden üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına ekleneceği hususu netleştirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile 213 sayılı Kanunun 329 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, esas itibarıyla, 328 nci maddede yapılan değişiklikler de dikkate alınarak, mevcut uygulamadaki tereddütlü hususlar giderilmektedir.
Bu kapsamda, yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden tamamen veya kısmen zıyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için alınan sigorta tazminatı ile ziyaa uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin yenilenmesi veya benzer mahiyetteki bir iktisadi kıymetin iktisabı işin niteliğine göre zorunlu bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa, tazminat fazlasının, bilanço esasına göre defter tutan mükellef tarafından, tazminatın alındığı tarihi takip eden üçüncü takvim yılının sonuna kadar pasifte geçici bir hesapta tutulabileceği hüküm altına alınarak tazminat fazlasının geçici hesapta tutulacağı süre konusundaki tereddüt mükellef lehine olacak şekilde giderilmektedir.
Pasifte geçici bir hesapta tutulan tazminatın, fınansal kiralama yoluyla edinilenler de dâhil olmak üzere iktisap edilen bir veya birden fazla kıymetin bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlarına mahsup edileceği belirtilerek yeni alınacak iktisadi kıymetlerin sayısında sınır olmadığı vurgulanmaktadır.
Geçici hesapta tutulan tazminatın, tamamen veya kısmen zarar gören iktisadi kıymetin yerine iktisap edilen yeni kıymetlerin amortisman ayrılabilecek tutarından fazla olması durumunda, bu fazlalığın tazminatın alındığı yılı takip eden üçüncü takvim yılının kâr ve zarar hesabına ekleneceği hususu netleştirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, uygulamada tecrübe edilen hususlar ve yargı kararlarının yanı sıra fiil ile bu fiile uygulanacak ceza arasında orantılılık bulunması gerektiğine yönelik genel ceza hukuku ilkesi de dikkate alınarak 213 sayılı Kanunun 339 uncu maddesinde değişiklik yapılarak, madde gereğince yapılacak artırım tutarının kesinleşen cezadan (kesinleşen birden fazla ceza olması durumunda bunlardan tutar itibarıyla en yükseğinden) fazla olamayacağı temin edilmektedir. Bir başka ifadeyle, kesinleşen bir cezadan sonra maddede yer alan süreler içeresinde yeniden ceza kesilmesi durumunda, madde gereğince bu ceza üzerine eklenecek olan artırım tutarı, kesinleşen cezadan fazla olmamak üzere, kesilen cezanın yüzde ellisi olacaktır.
-
Eski ifade
227 nci ve 231 inciYeni ifade227, 231 ve 234 üncüDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, gider pusulasının hiç düzenlenmemiş sayıldığı durumlara bağlı olarak özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi temin edilmektedir.
Ayrıca, uygulamada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilmesi ve bildirim yükümlülüğüne olan uyumun artırılması amacıyla belge basımı ile ilgili bildirim yükümlülüğüne yönelik ceza hükmünde mükellef lehine değişiklik yapılmaktadır.
Diğer taraftan yapılan değişiklikle, Kanunun mükerrer 227 nci maddesi uyarınca tasdik kapsamına alınan konulara ilişkin olarak ibraz edilmesi gereken yeminli mali müşavir tasdik raporunun aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen sürede ibraz edilmemesi durumunda, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeyen mükellef adına özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için maddeye yeni bir bent eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, gider pusulasının hiç düzenlenmemiş sayıldığı durumlara bağlı olarak özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi temin edilmektedir.
Ayrıca, uygulamada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilmesi ve bildirim yükümlülüğüne olan uyumun artırılması amacıyla belge basımı ile ilgili bildirim yükümlülüğüne yönelik ceza hükmünde mükellef lehine değişiklik yapılmaktadır.
Diğer taraftan yapılan değişiklikle, Kanunun mükerrer 227 nci maddesi uyarınca tasdik kapsamına alınan konulara ilişkin olarak ibraz edilmesi gereken yeminli mali müşavir tasdik raporunun aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen sürede ibraz edilmemesi durumunda, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeyen mükellef adına özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için maddeye yeni bir bent eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, gider pusulasının hiç düzenlenmemiş sayıldığı durumlara bağlı olarak özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi temin edilmektedir.
Ayrıca, uygulamada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilmesi ve bildirim yükümlülüğüne olan uyumun artırılması amacıyla belge basımı ile ilgili bildirim yükümlülüğüne yönelik ceza hükmünde mükellef lehine değişiklik yapılmaktadır.
Diğer taraftan yapılan değişiklikle, Kanunun mükerrer 227 nci maddesi uyarınca tasdik kapsamına alınan konulara ilişkin olarak ibraz edilmesi gereken yeminli mali müşavir tasdik raporunun aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen sürede ibraz edilmemesi durumunda, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmeyen mükellef adına özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için maddeye yeni bir bent eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanunun “pişmanlık ve ıslah” başlıklı 371 inci maddesinde, mükelleflerin vergiye uyumlarının artırılması amacıyla değişiklik yapılarak, devam etmekte olan vergi incelemesinin ilgili olduğu vergi türünden ve takdir komisyonuna sevk edilen olayın ilgili olduğu vergi türünden farklı vergi türü için madde hükmünün uygulanabilmesi temin edilmektedir. Değişiklikle mükelleflerin, haklarında yapılmakta olan vergi incelemesi ya da yapılan takdire sevk işlemine ilişkin vergi türünden farklı vergi türü için pişmanlıkla beyanname verebilmesi mümkün hale gelmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, ihtilafların azaltılması ve vergisel süreçlerde etkinliğin artırılması amacıyla 5.000 Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarına ilişkin olarak uzlaşma talep edilebilmesi ve söz konusu tutarı aşmayan usulsüzlük cezaları içinse 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan indirim oranının %50 artırımlı olarak uygulanması sağlanmaktadır. Uzlaşmaya konu edilebilecek usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının tespitinde cezayı gerektiren fiil bazında kesilecek toplam ceza tutarı dikkate alınacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, ihtilafların azaltılması ve vergisel süreçlerde etkinliğin artırılması amacıyla 213 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesinde değişiklik yapılarak, 5.000 Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamına alınmaktadır. Uzlaşmaya konu edilebilecek usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının tespitinde, cezayı gerektiren fiil bazında kesilecek toplam ceza tutarı dikkate alınacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu maddede, mükelleflerin, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş bir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine aykırı olarak vergilendirildiği veya bu şekilde vergilendirileceğine ilişkin kuvvetli emareler bulunduğu iddiasıyla anlaşmanın “Karşılıklı Anlaşma Usulü” hükümlerine göre Gelir İdaresi Başkanlığına veya çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine bağlı olarak diğer ülke yetkili makamlarına da başvurabileceği açıklanmaktadır.
Maddede ayrıca vergilendirmenin matrah veya vergi farkları itibarıyla bölünebildiği durumlarda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması kapsamındaki bölümüne isabet eden kısmı için başvuru yapılabileceği düzenlenmektedir.
Bu maddeye göre, başvuru, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında öngörülen süre ve usulde yapılacaktır. Diğer taraftan, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında süre bulunmadığında veya iç mevzuat hükümlerine atıf yapıldığında başvurunun, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine aykırı olduğu iddia edilen bir vergilendirme işleminden mükellefin ilk haberdar olduğu tarihten itibaren üç yıl içerisinde yapılması gerektiği açıklanmaktadır. Ancak her halükârda başvuru süresinin; ihbarnamenin tebliğ edildiği, ihtirazi kayıtla verilen beyannamede verginin tahakkuk ettiği, vergi kesintisi yapıldığı durumda ise kesintinin yapıldığı tarihten itibaren çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında öngörülen sürenin bitiminde, böyle bir süre yoksa üç yıl tamamlanınca sona ereceği açıklanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile mükellefin karşılıklı anlaşma usulü başvurusunun; başvuru kapsamında tarh ve tebliğ edilen vergi ve cezalar ile ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açma süresini durdurduğu açıklanmaktadır.
Maddenin devamında ise karşılıklı anlaşma usulü başvurusunun reddedilmesi veya karşılıklı anlaşma usulü sürecinde çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına taraf devletlerin yetkili makamları arasında anlaşmaya varılamaması durumunda, bu durumun mükellefe bir yazı ile tebliğ edileceği ve mükellefin sonucun tebliğ edildiği tarihten itibaren kalan dava açma süresi içerisinde vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, dava açma süresi on beş günden az kalmış ise bu sürenin yazının tebliğ tarihinden itibaren on beş güne uzayacağı düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu madde ile Gelir İdaresi Başkanlığı ile diğer Akit Devletin yetkili makamı arasında varılan anlaşma sonucunun mükellefe yazı ile tebliğ edileceği; mükellefin yazının tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde kararı kabul edip etmediğini Gelir İdaresi Başkanlığına bildireceği, bu süre içinde bildirimde bulunmadığı takdirde, anlaşmayı kabul etmemiş sayılacağı açıklanmaktadır.
Anlaşma sonucunun kabul edilmediği veya kabul edilmemiş sayıldığı durumlarda, otuz günlük sürenin bitiminden itibaren vergi mahkemesinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmaktadır. Dava açma süresi, on beş günden az kalmış ise bu sürenin on beş güne uzayacağı düzenlenmektedir.
Maddenin devamında, mükellefin anlaşma sonucunu kabul etmesi durumunda anlaşma üzerine tahakkuk eden vergilere 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizinin verginin kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, mükellefin karşılıklı anlaşma sonucunu kabul ettiğini bildirdiği tarihe kadar geçen süre için uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Karşılıklı anlaşmanın vaki olduğu durumda üzerinde anlaşılan hususlar ve anlaşma uyarınca düzeltilen vergi ve cezalar hakkında dava açılamayacağı, hiçbir mercie şikâyette bulunulamayacağı ve varılan anlaşmanın 213 sayılı Kanundaki uzlaşma ve ceza indirimi düzenlemelerine etkisi açıklanmaktadır. Yapılan düzeltme sonucu vergi ve cezaların ödeme süresi ile bu süre içinde ödenen vergi cezaları için yapılacak indirim belirlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Mükellefin karşılıklı anlaşma usulüne başvurmadan önce dava açması durumunda mahkemenin inceleme yapmayacağı, inceleme yapar ve karar verirse, karşılıklı anlaşma başvurusuna ilişkin sonucun dikkate alınacağı ve anlaşma sonucunun idare tarafından yargı mercilerine bildirileceği, karşılıklı anlaşmanın vaki olmaması halinde, durdurulmuş olan davanın görülmesine devam olunacağı düzenlenmektedir. Karşılıklı anlaşma başvurusundan önce verilen mahkeme kararlarına bu hükmün uygulanmayacağı tabiidir.
Mükellefin, karşılıklı anlaşma usulü başvurusundan önce uzlaşmaya başvurduğu durumda uzlaşmanın erteleneceği veya mükellefin talebi ile anlaşma sonucunu beklemeden uzlaşılabileceği, bu durumda ise mükellefin karşılıklı anlaşma usulü talebinden vazgeçmiş sayılacağı ve uzlaşmanın vaki olduğu durumlarda diğer akit devlette düzeltme yapılması talebi hariç tekrar karşılıklı anlaşma usulüne başvurulamayacağı düzenlenmektedir. Diğer taraftan, uzlaşmanın vaki olmadığı durumlarda tekrar karşılıklı anlaşma usulüne başvurulmasına imkân sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Gelir İdaresi Başkanlığına yapılan karşılıklı anlaşma usulü başvurusunun, başvuruya konu vergi ve cezalar için, başvuru tarihi itibarıyla 213 sayılı Kanunda yazılı zamanaşımı sürelerini durdurduğuna ilişkin açıklama yapılmaktadır. Maddenin devamında, başvuruya konu talebin reddi, diğer Akit Devletin yetkili makamı ile anlaşmaya varılamaması, mükellef tarafından anlaşma sonucunun kabul edilmemesi veya kabul edilmemiş sayılması durumlarında, duran zamanaşımının, hangi tarihten itibaren kaldığı yerden işlemeye devam edeceği düzenlenmektedir.
Karşılıklı anlaşma sonucuna göre düzeltme yapılmasının gerekmesi durumunda, anlaşma sonucunun 213 sayılı Kanunda yer alan zamanaşımı hükümlerine bakılmaksızın uygulanacağı ancak anlaşma sonucunun uygulanması için çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında bir süre öngörülmüş ise bu sürenin dikkate alınacağı düzenlenmektedir.
Mükellefin, karşılıklı anlaşmanın sonucunu kabul ettiği durumlar hariç olmak üzere, sürecin herhangi bir aşamasında başvurusunu geri çekebileceği, bu durumda duran zamanaşımının kaldığı yerden işlemeye devam edeceği 213 sayılı Kanunun diğer hükümleri kapsamındaki başvuru haklarının saklı kalacağı açıklanmaktadır.
Maddenin devamında, karşılıklı anlaşma usulüne başvurulmasının tahakkuk eden vergi ve cezaların tahsilatını durdurmayacağı düzenlenmektedir.
Madde ile karşılıklı anlaşma usulü hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bu Kanunla 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine eklenen (Ç) fıkrası uyarınca yeniden değerleme yapacak mükelleflerin istemeleri halinde ilk kez yeniden değerleme yapacakları hesap döneminden önceki hesap döneminin sonu itibarıyla bilançolarına kayıtlı bulunan taşınmazlar ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini maddede yer alan kapsam, şart ve hükümlere uymak koşuluyla yeniden değerleyebilmelerine imkân sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
incelemeye tabi olanın iş yerindeYeni ifadedairedeDeğişikliğin gerekçesi
Ticari faaliyetlerin icrasında değişen iş yeri kavramı, vergi incelemesine taraf olan mükelleflerin büyük çoğunluğunun elektronik defter ve belge kullanması, dijital olarak veri depolama olanaklarının çeşitlenmiş olması, incelemelerin daha çok teknolojik ekipmanlar kullanılmak suretiyle yapılması, inceleme süreçlerinin dijital ortama taşınması gibi gelişmeler uzaktan incelemeyi mümkün hale getirmektedir. İncelemenin uzaktan yapılabilmesi mükelleflere hem kolaylık hem de zaman tasarrufu sağlayacaktır. Yapılan değişiklik ile kamusal denetim faaliyetlerinin etkin, verimli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
Bu KanunaYeni ifadeElektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, bu KanunaDeğişikliğin gerekçesi
Dijital alanda meydana gelen gelişmelerin sonucu olarak kâğıt olarak düzenlenen belgelerin çok büyük kısmı elektronik ortamda düzenlenebilmektedir. Elektronikleşmenin getirdiği imkânlar çerçevesinde farklı sektörlerdeki farklı uygulamalara ilişkin olarak elektronik belgelerde bulunması gereken bilgiler de farklılık gösterebilmektedir. Söz konusu bilgilere, bu belgelerde yer verilmesinin temin edilmesi ve aksi durumda Kanunun ilgili maddelerinde yer alan müeyyidelerin uygulanabilmesini sağlayabilmek için maddeyle, 213 sayılı Kanunun 227 nci maddesinde değişiklik yapılarak, mezkûr Kanun uygulamasında mükelleflere kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması halinde bu belgelerin vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılması uygulaması kapsamına elektronik belge olarak düzenlenmesi gereken belgeler de dâhil edilmektedir.
-
Eski ifade
tasdik raporunu zamanında ibraz etmeyen mükellefler tasdike konu hakdan yararlanamazlar.Yeni ifadetasdik raporunun zamanında ibrazı şarttır.Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 227 nci maddesinde yapılan değişiklikle, yararlanılması yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu ibrazı şartına bağlanan muafiyet, istisna, zarar mahsubu ve benzeri konularda, tasdik raporunun ilgili mevzuat ve mezkûr maddenin üçüncü fıkrasındaki süre içerisinde ibraz edilmemesi durumunda, mükellefe tebliğ edilmek şartı ile 60 günlük bir mühlet verilmesi ve bu süre içinde verilmesi halinde tasdik raporunun zamanında verilmiş sayılması sağlanmaktadır.
-
14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle bu bende “ortamlarında saklanması” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya ibraz edilmesi” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Hazine ve Maliye Bakanlığına, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fış veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanmasının yanı sıra mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçları ile ibraz edilmesi hususunda da izin verme ya da zorunluluk getirme konusunda yetki verilmektedir.
-
Eski ifade
Enflasyon düzeltmesi ve yeniden değerleme oranıDeğişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine eklenen (Ç) fıkrası ile kollektif, adî komandit ve adî şirketler dâhil olmak üzere tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine (söz konusu maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında bahse konu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yapanlar ile kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler hariç), söz konusu maddenin (A) fıkrasında yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla, bilançolarına dahil bulunan amortismana tabi iktisadi kıymetlerini (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanları mezkûr maddede belirtilen şartlar doğrultusunda yeniden değerleyebilme imkânı getirilmektedir.
-
14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle bu fıkraya “kıymetlerini” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 320 nci maddenin dördüncü fıkrası saklı kalmak üzere,” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Bu Kanunla 213 sayılı Kanunun 320 nci maddesine eklenen dördüncü fıkra hükümleriyle uyumlaştırmanın sağlanmasını teminen maddede değişiklik yapılmaktadır.
-
Eski ifade
dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçükYeni ifadeve 3.000 Türk lirasını aşmayanDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük olan alacaklara ilişkin azami bir tutar belirlenerek, bu konudaki belirsizlik giderilmektedir. Diğer taraftan şüpheli alacak hükümlerinin işletme hesabı esasında defter tutan mükellefler açısından da uygulanabilmesine imkân tanınmaktadır.
-
Eski ifade
(Madde 215 - 219)Yeni ifade(Madde 215 - 219 ile mükerrer madde 242)Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanunun usulsüzlük cezalarını düzenleyen 352 nci maddesinde değişiklik yapılarak, kâğıt ortamında yapılan/tutulan kayıt ve defterlere yönelik olarak kayıt nizamına ilişkin hükümlere uyulmaması durumunda kesilecek cezalar ile söz konusu Kanunun mükerrer 242 nci maddesinde yer alan yetki kapsamında uygulanmakta olan elektronik kayıt ve defter uygulamalarındaki kayıt nizamına uyulmaması fiillerine uygulanacak cezaların aynı mahiyette olması ve bu fiillere karşılık olarak birinci derece usulsüzlük cezası kesilmesi temin edilerek, uygulamada yaşanan tereddütler giderilmektedir.
-
14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle bu madde başlığına “107/A,” ibaresinden sonra gelmek üzere “mükerrer 242,” ibaresi ve maddenin birinci fıkrasına “150,” ibaresinden sonra gelmek üzere “mükerrer 242,” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanunun mükerrer 355 inci maddesinin başlığı değiştirilmekte, ayrıca Kanunun mükerrer 242 nci maddesinde yer alan yetkiye istinaden Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından getirilen yükümlülüklere uyulmaması durumunda kesilecek cezaya ilişkin belirsizlik giderilmektedir.
-
Eski ifade
her hangi bir vergi incelemesine başlandığı veya olayınYeni ifadehaber verilen olayın ilgili olduğu vergi türüne ilişkin bir vergi incelemesine başlandığı veya olayın ve ilgili olduğu vergi türününDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanunun “pişmanlık ve ıslah” başlıklı 371 inci maddesinde, mükelleflerin vergiye uyumlarının artırılması amacıyla değişiklik yapılarak, devam etmekte olan vergi incelemesinin ilgili olduğu vergi türünden ve takdir komisyonuna sevk edilen olayın ilgili olduğu vergi türünden farklı vergi türü için madde hükmünün uygulanabilmesi temin edilmektedir. Değişiklikle mükelleflerin, haklarında yapılmakta olan vergi incelemesi ya da yapılan takdire sevk işlemine ilişkin vergi türünden farklı vergi türü için pişmanlıkla beyanname verebilmesi mümkün hale gelmektedir.
-
Eski ifade
ile bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezalarındaYeni ifadeve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile 5.000 Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarındaDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, ihtilafların azaltılması ve vergisel süreçlerde etkinliğin artırılması amacıyla 213 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesinde değişiklik yapılarak, 5.000 Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamına alınmaktadır. Uzlaşmaya konu edilebilecek usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının tespitinde, cezayı gerektiren fiil bazında kesilecek toplam ceza tutarı dikkate alınacaktır.
-
Eklendi Genel 7338 sayılı Kanun, md. 46
14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunun 46 ncı maddesiyle ek 13 üncü maddeden sonra gelmek üzere bu bölüm başlığı eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Bu maddede, mükelleflerin, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş bir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine aykırı olarak vergilendirildiği veya bu şekilde vergilendirileceğine ilişkin kuvvetli emareler bulunduğu iddiasıyla anlaşmanın “Karşılıklı Anlaşma Usulü” hükümlerine göre Gelir İdaresi Başkanlığına veya çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine bağlı olarak diğer ülke yetkili makamlarına da başvurabileceği açıklanmaktadır.
Maddede ayrıca vergilendirmenin matrah veya vergi farkları itibarıyla bölünebildiği durumlarda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması kapsamındaki bölümüne isabet eden kısmı için başvuru yapılabileceği düzenlenmektedir.
Bu maddeye göre, başvuru, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında öngörülen süre ve usulde yapılacaktır. Diğer taraftan, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında süre bulunmadığında veya iç mevzuat hükümlerine atıf yapıldığında başvurunun, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine aykırı olduğu iddia edilen bir vergilendirme işleminden mükellefin ilk haberdar olduğu tarihten itibaren üç yıl içerisinde yapılması gerektiği açıklanmaktadır. Ancak her halükârda başvuru süresinin; ihbarnamenin tebliğ edildiği, ihtirazi kayıtla verilen beyannamede verginin tahakkuk ettiği, vergi kesintisi yapıldığı durumda ise kesintinin yapıldığı tarihten itibaren çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasında öngörülen sürenin bitiminde, böyle bir süre yoksa üç yıl tamamlanınca sona ereceği açıklanmaktadır.
-
-
4 Ekim 2021
-
4/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle bu fıkraya “çerçevesinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “vergi incelemesine ilişkin işlemlerin elektronik ortamda yürütülmesi, yazı, bildirim ve tutanakların elektronik ortamda düzenlenmesi ile” ibaresi eklenmiştir.
-
-
29 Nisan 2021
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek ve vergi güvenliğini sağlamak amacıyla mal veya hizmetin nev’i, miktarı, fiyatı, tutarı, satışın yapılma şekli, faaliyet konusu, sektör veya mükellefiyet türünü ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak, 7 günlük fatura düzenleme süresini indirme ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğu getirme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmekte ve bu değişikliğe uygun olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin birinci fıkrasının 5 inci bendinin son cümlesinde de değişiklik yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına (8) numaralı bent eklenerek, Hazine ve Maliye Bakanlığına, doğacak vergilerin tahsil güvenliğini sağlamak amacıyla 5015 sayılı Kanun ve 5307 sayılı Kanun kapsamında lisansa tabi faaliyetlerde bulunanlar ile bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretleri kullanma zorunluluğu getirilen ürünleri imal veya ithal edenlerden 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan menkul mallar hariç olmak üzere anılan maddeye göre teminat alma ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda yetki verilmektedir. Teminat istenilmeyecek haller ile istenilecek teminatın belirlenmesinde; mükelleflerin vergiye uyumları, faaliyet alanı, hukuki statüsü, mükellefiyet süresi, aktif veya öz sermaye büyüklüğü, çalışan sayısı, hakkında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünde olumsuz rapor ya da tespit bulunup bulunmadığı, iş veya üretim hacmi ile ürün ve mükellef grupları dikkate alınacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle; 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına Teklifle eklenen (8) numaralı bentte yer alan zorunluluklara uymayanlar hakkında söz konusu Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre özel usulsüzlük cezası kesilmesini temin etmek amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Yapılan değişiklik neticesinde, yeni işe başlayanlardan istenen teminatın verilmemesi durumunda bu mükellefler için mükerrer 355 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan tutarın 10 katı kadar özel usulsüzlük cezası kesilmesi söz konusu olacakken, öteden bu yana faaliyetine devam edenler açısından bir önceki hesap dönemine ait brüt satışlar toplamının binde 3’ü tutarında ceza kesilmesi gerekecek ancak bu ceza maddede yer alan alt sınırdan az, üst sınırdan ise fazla olamayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, vergi güvenliğinin sağlanması, kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığı ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi amaçlarıyla, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetkilendirilmediği halde ödeme kaydedici cihaz mührünü kaldıran, donanım veya yazılımını değiştiren veya yetkilendirilmiş olsun ya da olmasın ödeme kaydedici cihazın hafıza birimlerine, elektronik devre elemanlarına veya harici donanım veya yazılımlarla olan bağlantı sistemine ya da satış, denetim, otomasyon sistemi ve benzeri ilgili diğer sistemlere (akaryakıt istasyonu otomasyonu, pompa ve tank elektronik kontrol sistemleri gibi elektronik kontrol ve denetim sistemlerine veya akaryakıt şirketi veri merkezi gibi ilgili diğer sistemlere) fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek; gerçekleştirilen satışlara ait mali belge veya bilgilerin ödeme kaydedici cihazda kayıt altına alınmasını engelleyen, ödeme kaydedici cihazda kayıt altına alınan bilgileri değiştiren veya silen, ödeme kaydedici cihaz veya bağlantılı diğer harici donanım ve sistemler ya da satış, denetim, otomasyon sistemi ve benzeri ilgili diğer sistemler tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyen veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenlerin hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.
-
Eski ifade
süreYeni ifadesürelerDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek ve vergi güvenliğini sağlamak amacıyla mal veya hizmetin nev’i, miktarı, fiyatı, tutarı, satışın yapılma şekli, faaliyet konusu, sektör veya mükellefiyet türünü ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak, 7 günlük fatura düzenleme süresini indirme ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğu getirme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilmekte ve bu değişikliğe uygun olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin birinci fıkrasının 5 inci bendinin son cümlesinde de değişiklik yapılmaktadır.
-
-
5 Aralık 2019
-
Eski ifade
kesilen ceza hariçYeni ifadekesilen ceza ve 370 inci maddenin (b) fıkrası kapsamında kendilerine ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükelleflere mezkur maddeye göre kesilen ceza hariç
-
29 Kasım 2018
-
Eski ifade
İçişleri BakanlığıncaYeni ifadeİçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik BakanlığıncaDeğişikliğin gerekçesi
Madde ile, İçişleri Bakanlığına bağlı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün kapatılması ve görevlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı olarak kurulan Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğüne devretmesi doğrultusunda uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
-
-
2 Temmuz 2018
-
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
Bakanlar Kurulunun onayıYeni ifadeCumhurbaşkanı kararı -
Eski ifade
tüzükYeni ifadeyönetmelik -
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
tüzükYeni ifadeyönetmelik -
Eski ifade
Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
Bakanlar KuruluncaYeni ifadeCumhurbaşkanınca -
Eski ifade
kararname, tüzükYeni ifadeCumhurbaşkanı kararı -
Eski ifade
kararname, tüzükYeni ifadeCumhurbaşkanı kararı -
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
Bakanlar KuruluncaYeni ifadeCumhurbaşkanınca -
Eski ifade
kararnamelerdeYeni ifadekararlarda -
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı -
Eski ifade
Bakanlar KuruluYeni ifadeCumhurbaşkanı
-
-
16 Mayıs 2018
-
Değişikliğin gerekçesi
Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca enflasyon düzeltmesi en son 2004 yılında yapılmış olup, bu tarihten sonra anılan maddenin aradığı şartlar oluşmadığı için mükelleflerin kayıtlarında yer alan iktisadi kıymetler tarihi maliyetle kalmıştır. Maddeyle, bilanço esasına göre defter tutan tam mükellef gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin aktiflerinde yer alan taşınmazlarının değerlerinin Yİ-ÜFE değerindeki artış oranı dikkate alınarak yeniden belirlenebilmesine imkan sağlanmaktadır.
Ancak, finans ve bankacılık sektöründe faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri, emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları, münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alımsatımı ve imali ile iştigal eden mükellefler ile bu Kanunun 215 inci maddesi uyarınca kendilerine kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler müesseseden faydalanamayacaktır.
Maddeyle getirilen yeniden değerleme işlemlerinin mükelleflerce, 30/9/2018 tarihine kadar yapılması öngörülmekte olup, taşınmazların yeniden değerleme sonrası ve yeniden değerleme öncesi net bilanço aktif değerleri arasındaki fark tutarının pasifte özel bir fon hesabına alınması ve bu tutar üzerinden % 5 oranında hesaplanan verginin maddede öngörülen süre ve şekilde bir beyanname ile gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine beyan edilmesi ve ödenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarının, sermayeye ilave edilme dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmı, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulacak olup yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların elden çıkarılması halinde, pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışları, kazancın tespitinde dikkate alınmayacaktır.
Maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
-
29 Mart 2018
-
29/3/2018 tarihli ve 7104 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle bu maddenin son cümlesinde yer alan; “tasdike” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve 3568 sayılı Kanunun 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora” ibaresi ve “yeminli mali müşavirler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve serbest muhasebeci mali müşavirler” ibaresi eklenmiştir.
-
21 Mart 2018
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, kamu kurum ve kuruluşları tarafından ilgili kanunlarına istinaden mükelleflerden talep edilebilen ve bu kurum ve kuruluşların görevlerinin ifası için zorunlu ve süreklilik arz eden bilgilerin, bu kurum ve kuruluşlara verilmesinin vergi mahremiyetinin ihlali sayılmayacağına yönelik düzenlenme yapılmakta, ayrıca bu fıkra uyarınca verilecek bilgilerin kapsamı ile bilgi paylaşımına ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, gıda veya ilaç gibi bozulma, çürüme veya son kullanma tarihinin geçmesi gibi nedenlerle imha edilmesi gereken emtianın, emsal bedelinin, takdir komisyonu kararı olmaksızın mükelleflerce değerlemesinin yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.
Bu kapsamda işlem tesis edilebilmesi için, bu mahiyetteki imha işlemleri süreklilik arz eden mükelleflerce Maliye Bakanlığına başvurulması gerekmektedir. Bu başvuru üzerine mükellefin geçmiş yıllardaki işlemleri, fiili üretimi, satış ve imha süreçleri ile sektördeki diğer mükelleflerin durumu, yetkili idare, oda ve kuruluşların görüşleri de dikkate alınmak suretiyle mükellefle yapılacak anlaşma ile belirlenecek usul çerçevesinde ve imha oranını aşmayacak şekilde imha edilen emtianın emsal bedelinin sıfır olarak kabul edileceği düzenlenmektedir.
Öte yandan, maddenin son fıkrası ile Maliye Bakanlığı, bu maddeden yararlanmak için başvuruda bulunabilecek mükelleflerde aranacak şartları, tayin olunan imha oranının geçerli olacağı süreyi, imha oranının süresinden önce iptaline ilişkin kriterleri, madde kapsamına giren emtiayı, sektörler, iş kolları ve işletme büyüklüklerini ayrı ayrı ya da birlikte dikkate almak suretiyle, belirlemeye ve maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları tespite yetkili kılınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, üretim, yatırım, Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinin teşvik edilmesi amacıyla, 6948 sayılı Kanuna göre sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerin münhasıran imalat, 4691 sayılı Kanun, 5746 sayılı Kanun ve 6550 sayılı Kanun kapsamında faaliyette bulunan mükelleflerin ise münhasıran Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanmak üzere iktisap ettikleri yeni (kullanılmamış) nitelikteki makina ve teçhizat ile yatırım teşvik belgesini haiz mükelleflerin belge kapsamında iktisap ettikleri makina ve teçhizatın, Maliye Bakanlığınca ilan edilen faydalı ömür süresinin yarısı dikkate alınmak suretiyle bulunacak amortisman oranlarına göre daha kısa sürelerde itfa edilebilmesine imkân sağlanmaktadır.
Öngörülen düzenlemeden, maddenin yürürlük tarihinden 2019 takvim yılı sonuna kadar iktisap edilecek makina ve teçhizat için yararlanılabilecektir.
Bunun yanı sıra, bu imkandan 6948 sayılı Kanuna göre sanayi sicil belgesini haiz mükellefler, kapsamı belirlenecek makina ve teçhizat için yararlanabilecektir.
Öte yandan, bu düzenlemeden yararlanılması mükellefler açısından ihtiyari olmakla birlikte, bu imkandan yararlanılmaya başlanılmasını müteakiben izleyen yıllarda, madde kapsamında belirlenen oran ve sürelerin değiştirilmesi mümkün değildir.
Bakanlar Kuruluna, imalat sanayiinde kullanılmak üzere iktisap edilen ve madde hükmünden yararlanılabilecek makina ve teçhizatı tespit, Maliye Bakanlığına ise uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi verilmektedir.
-
21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanunun 93 üncü maddesi uyarınca bu madde yayım tarihi olan 27/3/2018 tarihinden sonra tescil edilen sermaye şirketlerine uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
-
Eski ifade
Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257, mükerrer 257 nci madde ve Gelir Vergisi Kanununun 98/A maddesi hükmüne uymayanlar için ceza: -
Eski ifade
vergilerle kesilecek cezalardaYeni ifadevergiler ile bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezalarında -
a) 21/3/2018 tarihli ve 7103 sayılı Kanunun 93 üncü maddesi uyarınca, bu madde yayım tarihi olan 27/3/2018’i izleyen ikinci ay başı olan 1/5/2018 tarihinde yürürlüğe girer. b) 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz mükelleflerce münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere, bu maddeye göre amortisman oran ve süreleri faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınarak hesaplanabilecek ve 3065 sayılı Kanunun Geçici 39 uncu maddesine göre katma değer vergisi istisnası kapsamında teslim edilecek yeni makine ve teçhizat için 5/5/2018 tarihli ve 30412 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 30/4/2018 tarihli ve 2018/11674 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Kararın 4 üncü maddesi ile Karara ekli listeye bakınız.
-
-
15 Şubat 2018
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, 6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişikliğe paralel olarak anonim ve limited şirketler tarafından fiziki ortamda tutulacak defterlerin kuruluşta açılış onaylarının ticaret sicili müdürlüklerince yerine getirilmesi zorunlu hale getirilmektedir.
-
-
28 Kasım 2017
-
28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “veya ikamet” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
-
18 Mayıs 2017
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile ilgili olarak Vergi Usul Kanununun 352 veya mükerrer 355 nci maddelerine göre ceza kesilmesini gerektiren fiillerin, aynı zamanda 5510 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası kesilmesini gerektirmesi durumunda, aynı füllerden dolayı Vergi Usul Kanununun 352 nci ve mükerrer 355 inci maddeleri uyarınca ayrıca ceza uygulanmaması amaçlanmaktadır.
-
-
20 Ağustos 2016
-
Değişikliğin gerekçesi
Ekonomik işlemlerin teknolojik gelişmeyle birlikte gittikçe karmaşık bir hale gelmesi vergi kanunlarında bu ihtiyacı karşılayacak yeni bir vergi güvenlik müessesesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu nedenle yapılan değişiklikle Bakanlar Kuruluna, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesinti yaptırmaya ve belirli şartlar altında farklı kesinti oranları tespit etmeye ilişkin yetki verilmektedir.
Maddede öngörülen yetki sayesinde, başta internet üzerinden gerçekleşlirilen ticari işlemler olmak üzere, bilgi işlem teknolojilerinin yaygın olarak kullanıldığı alanlarda kayıtlı ekonomiye geçişi hızlandırmak ve kayıt dışılıkla etkin mücadele etmek adına her türlü işleme karşı korunaklı bir yapı hızlı ve otkin bir biçimde oluşturulabilecektir.
-
-
15 Temmuz 2016
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 28 inci maddesinde, muhtasar beyanname ile Sosyal Güvenlik Kurumu aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi durumunda, ortak beyannamenin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası mevzuatı kapsamında oluşturulan kısmına ilişkin olarak düzenlenen tahakkuk fişinin, mükellefe veya elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş diğer kişilere Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından gönderilmesine imkân sağlanmak üzere düzenleme yapılmaktadır.
-
Eski ifade
30 uncuYeni ifade27 nciDeğişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 153 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, ticaret sicil memurluklarınca tescil işlemleri yapıldığında başvuru evraklarının vergi dairesine elektronik ortamda da gönderilmesine imkân sağlanmakta ve böylece işe başlama işlemlerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 153/A maddesinde yer alan ve mükelleflerin vergi teşvik ve desteklerinden geriye dönük olarak yararlandırılmamasına ilişkin düzenleme içeren hükümler yürürlükten kaldırılarak güvenli bir yatırım ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesine imkân sağlamak üzere Gelir Vergisi Kanununa eklenen 98/A maddesi ile verilen yetki uyarınca getirilen zorunluluklara uyulmaması halinde uygulanacak ceza belirlenmektedir.
Ayrıca, yapılan değişiklik ile elektronik ortamda süresinde verilmeyen bildirim ve formların süresinden sonraki ilk üç gün içinde verilmesi halinde, 1/10 oranında özel usulsüzlük cezası uygulanması öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 213 sayılı Kanunun mülga 370 nci maddesi, izaha davet başlığı altında yeniden düzenlenmektedir.
Vergi usul hukukumuzda yer alan pişmanlık müessesesi vergi zıyaıa sebebiyet verilen fiillerin kendiliğinden idareye bildirilerek zamanında beyan ve ödenememiş verginin hesaplanacak zammıyla birlikte ödenmesi halinde vergi zıyaı cezası kesilmeyeceğini ve 359 uncu madde hükümlerinin uygulanmayacağını düzenlemekte olup müessese, herhangi bir surette idarenin ıttılaına giren olaylar hakkında uygulanmamaktadır.
Öte yandan, İdarenin verginin zıyaa uğramış olabileceğini harici karinelerle tespit ettiği hallerde vergi incelemesi veya takdir işlemlerine başlanılmadan önce mükelleflerin konuya ilişkin görüşlerini alabilmesi için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu kapsamda, vergiye gönüllü uyumun artırılması amacıyla, haklarında henüz vergi incelemesine başlanılmamış veya takdir komisyonuna sevk edilmemiş mükellefler için izaha davet müessesesi getirilmektedir.
İdarenin harici araştırmalarıyla vergiyi ziyaa uğratmış olabileceği yönünde ön tespitleri olan mükellefler izaha davet edilecek, yapılan izahın yeterli görülmesi halinde inceleme ve takdir işlemleri yapılmayacak ve maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi durumunda vergi ziyaı cezası “020 oranında kesilecektir.
Maddede, indirimli ceza uygulamasından yararlanılabilmesi için beyan edilen tutarın gecikme zammı oranında hesaplanacak bir zamla birlikte ödenmesi şartı bulunduğundan, öngörülen sürede bu şartı yerine getirmeyen mükellefler adına indirimli olarak kesilen vergi ziyaı cezası, kanuni süresinden sonra kendiliğinden verilen beyannamelere uygulanan ceza esas alınarak, ikmal edilecektir.
Bu madde hükmü Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesi kapsamına giren fiillere uygulanmayacaktır. Ancak, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının, her bir belge itibarıyla 50 bin Türk Lirasını geçmemesi ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının *05'ini aşmaması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilecektir.
Maddede ayrıca, Maliye Bakanlığına, ön tespitin niteliğini, izaha davetin şeklini ve kapsamını, daveti yapacak mercii, tespitte yer alan tutarlar dikkate alınarak davet yapılacakları belirleme yetkisi verilmektedir.
-
Eski ifade
d) Bilgi vermekten çekinenler ile 257 nci madde hükmüne uymayanlar için:Değişikliğin gerekçesi
Muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesine imkân sağlamak üzere Gelir Vergisi Kanununa eklenen 98/A maddesi ile verilen yetki uyarınca getirilen zorunluluklara uyulmaması halinde uygulanacak ceza belirlenmektedir.
Ayrıca, yapılan değişiklik ile elektronik ortamda süresinde verilmeyen bildirim ve formların süresinden sonraki ilk üç gün içinde verilmesi halinde, 1/10 oranında özel usulsüzlük cezası uygulanması öngörülmektedir.
-
Eski ifade
mükerrer 257 nci madde uyarınca getirilen zorunluluklaraYeni ifademükerrer 257 nci maddesi ve Gelir Vergisi Kanununun 98/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklaraDeğişikliğin gerekçesi
Muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesine imkân sağlamak üzere Gelir Vergisi Kanununa eklenen 98/A maddesi ile verilen yetki uyarınca getirilen zorunluluklara uyulmaması halinde uygulanacak ceza belirlenmektedir.
Ayrıca, yapılan değişiklik ile elektronik ortamda süresinde verilmeyen bildirim ve formların süresinden sonraki ilk üç gün içinde verilmesi halinde, 1/10 oranında özel usulsüzlük cezası uygulanması öngörülmektedir.
-
15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu madde başlığı metne işlendiği şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
213 sayılı Kanunun 153/A maddesinde yer alan ve mükelleflerin vergi teşvik ve desteklerinden geriye dönük olarak yararlandırılmamasına ilişkin düzenleme içeren hükümler yürürlükten kaldırılarak güvenli bir yatırım ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.
-
-
27 Mart 2015
-
6 Şubat 2014
-
24 Mayıs 2013
-
Değişikliğin gerekçesi
633 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen maddeyle; mülkiyeti Hazineye ait olup, Diyanet İşleri Başkanlığına tahsis edilmiş taşınmazların üzerindeki cami ve mescitlerin bir kısmında veya müştemilatında veya mütemmim cüz'ünde bulunan ve ticari faaliyetlerde kullandırılması ön görülen kısımların, irtifak hakkı tesisine konu edilmemek şartıyla, Başkanlıkça işletilmesi veya gelir paylaşımı esasına göre düzenlenecek protokolle ve alt kiracılık hakkı tanınmak suretiyle pazarlık usulüyle Türkiye Diyanet Vakfına işlettirilmesi veya kiralanması suretiyle elde edilecek gelirlerin cami ve mescitlerin müştemilat veya mütemmim cüzlerinin bakım, onarım, idare (ısıtma, aydınlatma vb.) ve inşa etme gibi giderler için kullanılması öngörülmektedir.
-
24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle bu bentte yer alan “giderlerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ayrıca avukatlık veya dava vekilliği sıfatı dışındaki sıfatları dolayısıyla muttali oldukları ahval ve hususlara” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Kur'an kursu, yurt ve pansiyonların iaşe ve ibate ihtiyaçları ile diğer harcamalarına ilişkin bütçelerini, mali yıl itibarıyla düzenleme işinin Başkanlık Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasına alınması için 633 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılması gerekli görülmüştür.
-
-
28 Mart 2013
-
Bu fıkrada yer alan 28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle düzenlenen miktar aynen bırakılmış olup, daha sonra 29/12/2020 tarihli ve 31349 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maliye Bakanlığının (Gelir İdaresi Başkanlığı) 522 Sıra No.’lu Tebliği ile 1/1/2021 tarihinden geçerli olmak üzere tespit edilen miktar metne parantez içinde koyu siyah punto ile işlenmiştir. Daha önce yapılan değişiklikler için bu Kanunun sonundaki "ÇEŞİTLİ MEVZUAT İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER CETVELİ" ne bakınız.
-
31 Mayıs 2012
-
İptal edildi Mükerrer Madde 49 geçmişi (birinci cümle) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2011/38 K.2012/89)
-
Değişikliğin gerekçesi
ve E.: 2008/58, K.: 2011/37 sayılı Kararı ile Vergi Usul Kanununun 112 nci maddesinin (4) numaralı fıkrası, hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve mülkiyet hakkının ihlaline sebep olduğu gerekçeleriyle iptal edilmiş ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında, mezkûr madde hükmünün, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermekte olduğu; verginin, Devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilatının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilatın, mükellefler için bir alacak haline geldiği; fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilatın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kuralın, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açtığı, bu durumun hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Düzenlemeyle, fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, mükelleflere tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak faizin ödenmesi sağlanmaktadır. Ancak, verginin fazla veya yersiz tahsil edilmesinin mükellefin beyanından kaynaklanması (örneğin hatalı beyanname verilmesi) hallerinde faiz, mükellefin hatanın düzeltilmesine dair müracaat tarihinden itibaren hesaplanacaktır.
Vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilere ilişkin faiz ödenmesinde ise, 112 nci maddenin dördüncü fıkrası hükümleri müstakil bir fıkra olarak muhafaza edilmektedir.
Madde ile, girişimciliğin teşvik edilmesi amacıyla Sermaye Piyasası Kurulunun
-
Değişikliğin gerekçesi
yürürlüğe girdiği tarihten sonra fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanması öngörülmektedir.
Madde ile, istisnanın uygulanması aşamasında yaşanan tereddütler giderilmekte ve
-
31/5/2012 tarihli ve 6322 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle bu maddeye (5) numaralı fıkra eklenmiş ve mevcut (5) numaralı fıkra (6) numaralı fıkra olarak teselsül ettirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
ve E.: 2008/58, K.: 2011/37 sayılı Kararı ile Vergi Usul Kanununun 112 nci maddesinin (4) numaralı fıkrası, hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve mülkiyet hakkının ihlaline sebep olduğu gerekçeleriyle iptal edilmiş ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında, mezkûr madde hükmünün, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermekte olduğu; verginin, Devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilatının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilatın, mükellefler için bir alacak haline geldiği; fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilatın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kuralın, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açtığı, bu durumun hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Düzenlemeyle, fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, mükelleflere tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak faizin ödenmesi sağlanmaktadır. Ancak, verginin fazla veya yersiz tahsil edilmesinin mükellefin beyanından kaynaklanması (örneğin hatalı beyanname verilmesi) hallerinde faiz, mükellefin hatanın düzeltilmesine dair müracaat tarihinden itibaren hesaplanacaktır.
Vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilere ilişkin faiz ödenmesinde ise, 112 nci maddenin dördüncü fıkrası hükümleri müstakil bir fıkra olarak muhafaza edilmektedir.
Madde ile, girişimciliğin teşvik edilmesi amacıyla Sermaye Piyasası Kurulunun
-
-
26 Ocak 2012
-
İptal edildi Genel (bent) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2011/74 K.2012/15)
Anayasa Mahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.: 2011/74, K.: 2012/15 sayılı Kararı ile; 23/7/2010 tarihli ve 6009 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin (d) bendinde yer alan “… 1/7/2010 tarihinden geçerli olmak üzere …” ibaresi, bu bentte yer alan 8 inci ve 16 ncı maddeler yönünden iptal edilmiştir.
-
-
7 Temmuz 2011
-
7/7/2011 tarihli ve 646 sayılı KHK’nin 4 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Vergi İnceleme ve Denetim Koordinasyon Kurulunun önerisi üzerine” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
-
Eski ifade
maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleriYeni ifadeVergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları
-
13 Şubat 2011
-
Eski ifade
levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.Yeni ifadelevhayı almak zorundadırlar.
-
-
10 Şubat 2011
-
23 Temmuz 2010
-
Değişikliğin gerekçesi
Anayasa Mahkemesinin, 8/1/2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2009/146 sayılı Kararı ile Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası, vergilemede belirlilik, yasallık ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Yapılması öngörülen düzenlemeyle matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasında zamanaşımının durmasına yönelik sürenin bir yılı geçmemesi sağlanmaktadır. Böylece, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında ifade edilen belirsizlik ortadan kaldırılmakta ve zamanaşımının durması makul ve öngörülebilir bir süreyle sınırlandırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Çağdaş vergi uygulamalarında mükellef hakları, vergi idarelerinin önem verdiği konuların başında gelmektedir. Vergi incelemelerinin yapılmasında incelemenin başladığı tarihin açık olarak belirlenmesi, incelemenin vergi mevzuatına uygun şekilde yürütülmesi ve öngörülebilir bir süre içerisinde tamamlanması mükellef haklarının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede, yapılması öngörülen düzenlemeyle vergi incelemesine başlandığını gösteren tutanağın düzenlenerek mükellefe bir örneğinin verilmesi ve vergi incelemesinin belirli süreler içerisinde tamamlanması kuralı getirilmektedir. Diğer taraftan, düzenlenen vergi inceleme raporlarının işleme konulmadan önce yetkili komisyonlar marifetiyle değerlendirilmesi suretiyle bunların vergi mevzuatına uygunluğunun sağlanması amaçlanmaktadır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere uygun olarak vergi inceleme raporu düzenlemeleri hükmü, söz konusu mevzuatın Maliye Bakanlığında görevli tüm tanseldurak-536-(1-139) / memurlar açısından bağlayıcı olmasının doğal bir sonucudur. Özellikle vurgulanması gerekirse, sirküler bakımından bu tasarı ile yapılan düzenlemeyle bunların vergi kanunlarının uygulanması ve yorumlanmasında "uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek" şeklinde bir vasfı bulunduğu hususunun hüküm altına alınması karşısında, sirkülerlerin de vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları bağlayacağı kuşkusuzdur. Ayrıca düzenlenen vergi inceleme raporlarında, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş özelgelerin yanlış olduğu savıyla tarhiyat önerisi yapılması halinde de Gelir İdaresi Başkanlığı ile incelemeye yetkili olanlar arasındaki görüş farklılığının bu maddede oluşturulan bir komisyon marifetiyle karara bağlanması sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; yeminli mali müşavirlerin gerçekleştirdikleri tasdik işlemlerinin elektronik ortamda yapılmasını sağlamak üzere Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin (8) numaralı bendi uyarınca belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa işletmecilerine bir takvim yılında kesilebilecek özel usulsüzlük cezası tutarı için üst sınır getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; mükerrer 355 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan fiiller için öngörülen özel usulsüzlük cezaları, işlenen fiillerin ağırlığı ile orantılı olacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. Ayrıca, anılan maddenin dördüncü fıkrasının sonuna eklenen cümle ile de tahsilat ve ödemelerin bankalar, katılım bankaları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik edilmemesi durumunda kesilecek özel usulsüzlük cezasına ilişkin olarak takvim yılı bazında uygulanacak toplam ceza tutarı bakımından üst sınır getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörlerine ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık aracılığıyla, keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi esası düzenlenmektedir.
-
Eski ifade
Yanılma:Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; yanılma halini düzenleyen 369 uncu maddede mükelleflerin izahat talebinde bulunmalarına ilişkin 413 üncü maddeye paralel değişiklik yapılmaktadır. Esas itibarıyla maddede yapılması öngörülen değişiklik, bir hükmün uygulanma tarzı hususunda yetkili makamların genel tebliğ veya sirkülerde değişiklik yapmak suretiyle görüş ve kanaatini değiştirmesi halinde, oluşan yeni görüş ve kanaate ilişkin genel tebliğ veya sirkülerin, yayımlandığı tarihten itibaren geçerli olmasına ilişkin olup, yetkili makamların mükellefin kendisine yazı ile yanlış izahat vermiş olmaları veya bir hükmün uygulanma tarzına ilişkin bir içtihadın değişmiş olması hallerinde vergi cezası kesilmemesi kuralı aynen devam edecektir. Yapılması öngörülen düzenlemenin amaçlarından birisi de idarede istikrar ve vergide öngörülebilirlik ilkelerine uygun bir şekilde, mükelleflerin yetkili makamların genel tebliğ veya sirküler vasıtasıyla oluşturdukları görüş ve kanaatlerini değiştirmiş olmaları nedeniyle geriye dönük olarak öngöremeyecekleri bir tarhiyat yükümlülüğü ile karşı karşıya tanseldurak-536-(1-139) / kalmamalarını sağlamaktır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de hukuk normlarında bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesi vergilendirmede belirliliği gerektirir. Belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, hukuk normlarının, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını gerektirir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bir kanun hükmünde değişiklik yapılmadığı sürece idarece, belirli bir dönemde oluşturulmuş bir görüş ve kanaatin sonradan değişmesi, mükellefler bakımından öngörülebilmesi mümkün olamayacağından, salt görüş ve kanaat değişikliğine bağlı olarak geriye dönük vergi tarh edilmesi de doğru olmayacaktır. Diğer taraftan, bir hükmün uygulanma tarzı hususunda yetkili makamların tebliğ veya sirkülerde değişiklik yapmak suretiyle görüş ve kanaatini değiştirmesi, buna ilişkin genel tebliğ veya sirkülerin yayımlandığı tarihten itibaren geçerli olacak ve geriye dönük olarak işletilemeyeceklerdir. Ancak, söz konusu genel tebliğ veya sirkülerin iptal davasına konu edilerek iptallerine karar verilmesi durumunda, iptal kararının işlemin tesis edildiği tarihe kadar geriye yürütülmesi zorunlu olduğundan, maddeyle getirilen yeni kural bu durumlar için uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesiyle, mükellef haklarının korunması ve mükellef ile idare ilişkilerinin karşılıklı güven esasına dayanması konusunda gerekli tedbirleri almak görevi Gelir İdaresi Başkanlığına verilmiştir.
Aynı Kanunun 9 uncu maddesinde ise gelir kanunlarının uygulanmasına yönelik görüş oluşturmak ve ortaya çıkan tereddütleri gidermek de Gelir İdaresi Başkanlığının ana hizmet birimi olan Gelir Yönetimi Daire Başkanlığının görevleri arasında sayılmıştır. Halen Gelir İdaresi Başkanlığı bu görevi Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinde belirtilen esaslar ile bu hususta yapılan diğer düzenlemeler çerçevesinde yürütmektedir. Madde ile, mükelleflere verilecek izahatın yöntemi konusunda kapsamlı bir değişikliğe gidilmektedir. Bu çerçevede, Gelir İdaresi Başkanlığına, istenecek izahatı özelge ile cevaplandırma veya aynı durumda olan tüm mükellefler bakımından uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek üzere sirküler yayımlayabilme imkanı getirilmekte, ayrıca özelge ve sirküler oluşturulmasına ilişkin temel usul ve esaslar geniş bir şekilde belirlenmektedir. Bu çerçevede özelge ve sirkülerin Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde kurulacak bir komisyon tarafından oluşturulması ve oluşturulan özelge ve sirkülerin internet ortamında yayımlanması hüküm altına alınmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatınca verilecek özelgelere ise sınırlamalar getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla Vergi Usul Kanununun 114 üncü maddesinde düzenleme yapılarak, matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması halinde zamanaşımının durması bir yıllık süreyle sınırlandırılmakta, böylece Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında da ifade edilmiş olan belirsizlik sorunu ortadan kaldırılmaktadır. Diğer taraftan, anılan hükmün yürürlüğe girmesinden önce matrah takdiri için takdir komisyonuna intikal ettirilmiş olmakla birlikte komisyon tarafından henüz takdir edilmeyen matrahlar ile takdir edildiği halde ilgilisine tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler için ilgili tarh zamanaşımının ne şekilde uygulanacağına ilişkin geçici bir düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Öngörülen geçici maddeyle 1/1/2005 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak matrah takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilen işlemlerde tarh zamanaşımı süresinin 31/12/2012 olarak belirlenmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
tanseldurak-536-(1-139) /
-
Eski ifade
1/2Yeni ifade1/5Değişikliğin gerekçesi
Madde ile; mükerrer 355 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan fiiller için öngörülen özel usulsüzlük cezaları, işlenen fiillerin ağırlığı ile orantılı olacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. Ayrıca, anılan maddenin dördüncü fıkrasının sonuna eklenen cümle ile de tahsilat ve ödemelerin bankalar, katılım bankaları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik edilmemesi durumunda kesilecek özel usulsüzlük cezasına ilişkin olarak takvim yılı bazında uygulanacak toplam ceza tutarı bakımından üst sınır getirilmektedir.
-
25 Şubat 2010
-
Bu maddenin (3) numaralı bendinin “… milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, … ” bölümü, Anayasa Mahkemesi’nin 25/2/2010 tarihli ve E.: 2008/17, K.: 2010/44 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
-
-
15 Ekim 2009
-
16 Haziran 2009
-
Eski ifade
tapu sicil müdürü veya tevkil edeceği bir memur ve ticaret odasınca seçilmiş bir üyeYeni ifadedefterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memur, tapu sicil müdürü veya tevkil edeceği bir memur ve ticaret odasınca seçilmiş bir üye (ilgili olduğu arsalara ilişkin takdir komisyonlarına organize sanayi bölgesini temsilen bir üye) -
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, arsalar ile ilgili asgari ölçüde birim değer takdirini yapacak takdir komisyonuna defterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memurun da katılımı sağlanmakta, ayrıca 213 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan takdir komisyonlarının kurulacağı yerler ve bu madde uyarınca kurulan komisyonların işleyişi ile takdire ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Yine, elektronik olarak verilmesi gereken bildirim ve formların, süresi sonundan itibaren 15 gün içerisinde verilmesi halinde, usulsüzlük cezasının dörtte bir, izleyen 15 gün içerisinde verilmesi halinde yarı oranında uygulanması, ayrıca, beyannamelerinin vermeyenlere, hem beyanname vermemekten hem de beyannamelerini elektronik ortamda vermemekten ötürü iki defa ceza kesilmemesi öngörülmektedir.
Maddeyle ayrıca, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç, fon, pay ve benzeri mali yükümler, bunların faiz, zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalarda, hükmedilecek avukatlık ücretlerinin maktu hale getirilmesi öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, arsalar ile ilgili asgari ölçüde birim değer takdirini yapacak takdir komisyonuna defterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memurun da katılımı sağlanmakta, ayrıca 213 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan takdir komisyonlarının kurulacağı yerler ve bu madde uyarınca kurulan komisyonların işleyişi ile takdire ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Yine, elektronik olarak verilmesi gereken bildirim ve formların, süresi sonundan itibaren 15 gün içerisinde verilmesi halinde, usulsüzlük cezasının dörtte bir, izleyen 15 gün içerisinde verilmesi halinde yarı oranında uygulanması, ayrıca, beyannamelerinin vermeyenlere, hem beyanname vermemekten hem de beyannamelerini elektronik ortamda vermemekten ötürü iki defa ceza kesilmemesi öngörülmektedir.
Maddeyle ayrıca, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç, fon, pay ve benzeri mali yükümler, bunların faiz, zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalarda, hükmedilecek avukatlık ücretlerinin maktu hale getirilmesi öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, arsalar ile ilgili asgari ölçüde birim değer takdirini yapacak takdir komisyonuna defterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memurun da katılımı sağlanmakta, ayrıca 213 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan takdir komisyonlarının kurulacağı yerler ve bu madde uyarınca kurulan komisyonların işleyişi ile takdire ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Yine, elektronik olarak verilmesi gereken bildirim ve formların, süresi sonundan itibaren 15 gün içerisinde verilmesi halinde, usulsüzlük cezasının dörtte bir, izleyen 15 gün içerisinde verilmesi halinde yarı oranında uygulanması, ayrıca, beyannamelerinin vermeyenlere, hem beyanname vermemekten hem de beyannamelerini elektronik ortamda vermemekten ötürü iki defa ceza kesilmemesi öngörülmektedir.
Maddeyle ayrıca, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç, fon, pay ve benzeri mali yükümler, bunların faiz, zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalarda, hükmedilecek avukatlık ücretlerinin maktu hale getirilmesi öngörülmektedir.
-
Eski ifade
bir yıldanYeni ifadeon sekiz aydan
-
-
4 Haziran 2008
-
20 Şubat 2008
-
Eski ifade
(344 üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç)Yeni ifade(359 uncu maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde tarh edilen vergi ve kesilen ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilen ceza hariç) -
Eski ifade
(344 üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilecek tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç)Yeni ifade(359 uncu maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde tarh edilecek vergi ve kesilecek ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilecek ceza hariç)
-
-
23 Ocak 2008
-
Değiştirildi Genel 5728 sayılı Kanun, md. 275
"Kaçakçılık" olan birinci bölüm başlığı, "Kaçakçılığın tarifi:" olan madde kenar başlığı ve "Kaçakçılık Suçunun Tarifi:" olan madde başlıkları 22/7/1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle metne işlendikleri şekilde değiştirilmiştir. Daha sonra 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 275 inci maddesiyle, “Vergi ziyaı suçu ve cezası” iken, metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
Değiştirildi Genel 5728 sayılı Kanun, md. 276
Bu bölüm başlığı "Dördüncü Bölüm" ve "ceza mahkemelerince yargılanacak Suçlar ve Cezaları" iken, 22/7/1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. Daha sonra bu başlık “Hürriyeti Bağlayıcı Ceza İle Cezalandırılacak Suçlar ve Cezaları” iken; 23/1/2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanunun 276 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
28 Mart 2007
-
30 Mart 2006
-
3 Temmuz 2005
-
Eski ifade
Gayrimenkullerde maliyet bedelinin artması
-
5 Mayıs 2005
-
30 Aralık 2004
-
Değişikliğin gerekçesi
- Damga vergisinin tahsilatında damga pulu yapıştırılması usulü uygulamadan kaldırılmış bulunduğundan, 213 sayılı Kanunun Damga Vergisine ilişkin sorumluluk ve ceza hükümlerinde gerekli değişiklikler yapılmış ve madde hükümleri Yeni Türk Lirası ile günün ekonomik koşullarıyla uyumlu hale getirilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Damga pulu ve harç pulu kullanma suretiyle ödeme usullerinin kaldırılmasına paralel olarak, bu ödeme usullerine ilişkin maddeler yürürlükten kaldırılmaktadır. Ayrıca, hesaplamada basitlik sağlamak üzere, orana bağlı küsurat atma hükmü madde metninden çıkarılmıştır.
Yine Damga Vergisi Kanunu ve Değerli Kağıtlar Kanununda yapılan değişiklikler sonucu bir işlerliği kalmayan Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendinin (b) alt bendi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Gelir Vergisi Kanununun 76 ncı maddesinde yer alan indirim oranı uygulaması enflasyon oranındaki düşüş ve menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde yeni sisteme geçilmesi dolayısıyla 1.1.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmaktadır.
Gelir Vergisi Kanununun 104 üncü maddesinin son fıkrası 5083 sayılı yasada yapılan düzenlemeye paralellik sağlamak amacıyla yürürlükten kaldırılmaktadır.
Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici madde ile menkul kıymetlerden elde edilen kazanç ve iratlara ilişkin düzenleme çerçevesinde, yatırım fon ve ortaklıklarının vergilemesi de düzenlenmiş olup, söz konusu madde hükümleri uyarınca yapılacak uygulamalara paralel olarak Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 4 numaralı bendinin ikinci paragrafının sonunda yer alan "Mahsup edilemeyen vergiler hiçbir şekilde iade edilmez" hükmü kaldırılmaktadır.
Maddenin (6) numaralı fıkrasında yer alan düzenleme bu Kanunun 32 nci maddesi ile Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen (r) bendindeki istisnanın sonucu olarak yapılmaktadır. Yapılan düzenleme ile 5230 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
Geçici Madde l. - Damga pulu ve harç pullarının kaldırılması nedeniyle uygulamada meydana gelebilecek sorunların giderilmesi hususunda Bakanlığımıza yetki verilmiştir.
-
-
16 Temmuz 2004
-
Değişikliğin gerekçesi
- Vergi Usul Kanununun 13 üncü maddesinde mücbir sebep halleri sayılmış olup, sayılan sebeplere benzer durumlar da mücbir sebep hali olarak kabul edilmiştir. Vergi ödevlerinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkmakla beraber mücbir sebep hali kapsamı dışında olan ve vergi ödevlerinin zamanında yerine getirilmesine engel olacak zor durum halleri nedeniyle süre vermeye ilişkin düzenleme ise Vergi Usul Kanununun 17 nci maddesinde yer almaktadır.
Maddede zor durumun tanımı yapılmadığı gibi zor durum halleri de tek tek sayılmamıştır. Zor durum halinin olup olmadığı idarenin takdir ve yetkisine bırakılmıştır.
Mevcut madde idareye ferdi olarak zor durum hali ile karşılaşan mükellef veya vergi sorumlularının süre bitmeden önce yazılı olarak başvuruda bulunmaları halinde kanuni sürenin bir katını geçmemek üzere süre vermeye ilişkin yetki tanımaktadır.
Vergi ödevlerinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ve mücbir sebep hali kapsamında değerlendirilemeyen ancak, mükellef veya vergi sorumlularının vergi ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmesine engel olacak mahiyette zor durum hali kapsamında değerlendirilen genel nitelikteki olaylarda, zor durumda kalan mükellef veya vergi sorumlularınca süre talepleri için ayrı ayrı dilekçe verilmesi ve vergi idaresince her bir süre talebinin incelenip sonuçlandırılması zaman ve iş gücü kaybına neden olmakta, ayrıca zor durum hali ile karşılaşan mükellef veya vergi sorumlularını müşkül durumda bırakmaktaydı. Bu düzenlemeyle söz konusu sorunların ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.
Bu düzenlemeyle maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle kanunî sürenin bir aydan az olması halinde bir ayı geçmemek üzere süre verilmesine imkân tanınmakta, üçüncü fıkrasındaki değişiklik de genel nitelikteki olayların zor durum kapsamında değerlendirilmesi halinde, Maliye Bakanlığına bu olaydan etkilenen belli bölgede, sektörde ya da iş kolunda bulunan mükellef ve vergi sorumluları ile belli mükellef gruplarına yazılı talepte bulunma şartı aranmaksızın süre verme yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Vergi Usul Kanununun 13 üncü maddesinde mücbir sebep halleri sayılmış olup, sayılan sebeplere benzer durumlar da mücbir sebep hali olarak kabul edilmiştir. Vergi ödevlerinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkmakla beraber mücbir sebep hali kapsamı dışında olan ve vergi ödevlerinin zamanında yerine getirilmesine engel olacak zor durum halleri nedeniyle süre vermeye ilişkin düzenleme ise Vergi Usul Kanununun 17 nci maddesinde yer almaktadır.
Maddede zor durumun tanımı yapılmadığı gibi zor durum halleri de tek tek sayılmamıştır. Zor durum halinin olup olmadığı idarenin takdir ve yetkisine bırakılmıştır.
Mevcut madde idareye ferdi olarak zor durum hali ile karşılaşan mükellef veya vergi sorumlularının süre bitmeden önce yazılı olarak başvuruda bulunmaları halinde kanuni sürenin bir katını geçmemek üzere süre vermeye ilişkin yetki tanımaktadır.
Vergi ödevlerinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ve mücbir sebep hali kapsamında değerlendirilemeyen ancak, mükellef veya vergi sorumlularının vergi ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmesine engel olacak mahiyette zor durum hali kapsamında değerlendirilen genel nitelikteki olaylarda, zor durumda kalan mükellef veya vergi sorumlularınca süre talepleri için ayrı ayrı dilekçe verilmesi ve vergi idaresince her bir süre talebinin incelenip sonuçlandırılması zaman ve iş gücü kaybına neden olmakta, ayrıca zor durum hali ile karşılaşan mükellef veya vergi sorumlularını müşkül durumda bırakmaktaydı. Bu düzenlemeyle söz konusu sorunların ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.
Bu düzenlemeyle maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle kanunî sürenin bir aydan az olması halinde bir ayı geçmemek üzere süre verilmesine imkân tanınmakta, üçüncü fıkrasındaki değişiklik de genel nitelikteki olayların zor durum kapsamında değerlendirilmesi halinde, Maliye Bakanlığına bu olaydan etkilenen belli bölgede, sektörde ya da iş kolunda bulunan mükellef ve vergi sorumluları ile belli mükellef gruplarına yazılı talepte bulunma şartı aranmaksızın süre verme yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddeye eklenen fıkralar ile mükellef veya Maliye Bakanlığınca elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler tarafından beyannamelerin elektronik ortamda düzenlenerek gönderilmesi halinde, elektronik ortamda tahakkuk fişinin düzenleneceği, düzenlenen tahakkuk fişinin beyannameyi gönderene iletileceği, bu iletiyle tahakkuk fişinin mükellefe tebliğ edilmiş sayılacağı hususları hüküm altına alınmış bulunmakta, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmakta ve madde başlığı da buna göre yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddeye eklenen fıkralar ile mükellef veya Maliye Bakanlığınca elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler tarafından beyannamelerin elektronik ortamda düzenlenerek gönderilmesi halinde, elektronik ortamda tahakkuk fişinin düzenleneceği, düzenlenen tahakkuk fişinin beyannameyi gönderene iletileceği, bu iletiyle tahakkuk fişinin mükellefe tebliğ edilmiş sayılacağı hususları hüküm altına alınmış bulunmakta, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmakta ve madde başlığı da buna göre yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddede yapılan değişiklikle doğal afetler nedeniyle mücbir sebep hali ilan edilen bölge, il, ilçe ve mahallerde mükellefiyet kaydı bulunanların mücbir sebep hali kapsamına giren dönemlere ilişkin beyannamelerini bir veya birden fazla beyannamede toplu olarak vermeleri halinde, bu beyannamelere istinaden tahakkuk ettirilen vergilerin ödenmesi hususunda mükelleflere kolaylık sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddede yapılan değişiklikle, yatırım indirimi ve döviz kazandırıcı faaliyetler için uygulanan damga ve harç istisnası gibi şarta bağlı olarak uygulanan istisnalardan yararlanılması durumunda, bu istisna hükümlerinin ihlâl edilmesi sonucu tahsil edilmeyen vergi, resim ve harçlara ilişkin zamanaşımı süresi açıklığa kavuşturularak, uygulamada bu hususta meydana gelebilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenleme, yatırım indirimi uygulamasında değişikliğe yol açmamaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Sürekli yükümlülüğe tâbi olan gerçek ve tüzel kişilere, işe başlama bildirimi üzerine nüfus ve kimlik bilgilerine dayanılarak, vergi dairelerince vergi kimlik numaraları verilmekte ve bu suretle mükellefiyet kayıtları tesis edilmektedir. Ancak, ilk mükellefiyet tesisinde kişilerin gerçekte hiçbir ticari ve mesleki faaliyeti olmadığı halde, sadece sahte belge düzenlemek amacıyla kayıt yaptırdıklarını bilmek ve tespit etmek mümkün olamadığından, müracaatları üzerine kayıtları yapılmaktadır. Bu kişilerin sahte belge düzenlediği hususu, daha sonraki tarihlerde vergi inceleme elemanlarının yaptıkları araştırmalar ve incelemeler sonucunda ortaya çıkarılabilmekte olup, bu durumun tespiti halinde ilgililer hakkında vergi inceleme raporu ile birlikte kaçakçılık suçu raporu da düzenlenerek savcılıklara suç duyurusunda bulunulmaktadır.
Maddenin mevcut halinde yer alan düzenlemeye göre, faaliyetlerine son verdiği ve başka bir faaliyeti olmadığı halde işi bırakma keyfiyetini vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerin, yapılacak araştırmalar sonucunda bu durumlarının vergi dairesince tespiti halinde, kayıtları re'sen silinebilmektedir. Bununla birlikte, sahte belge ticareti yapan kişiler beyannamelerini posta yoluyla vergi dairesine gönderdiklerinden ve bu yönüyle vergi dairesi kayıtlarında faal göründüklerinden sicil kayıtlarının terkini açısından herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Bu kişilerin beyannamelerinde gösterdikleri adresler ya hayali adresler olmakta veya başka kişilere ait bulunmaktadır. Sürekli adres değiştiren ve seyyar olan bu kişilere yapılan araştırmalarda da ulaşılamamaktadır. Sahte belge düzenleme faaliyeti sadece vergi idaresini aldatmakla ve kamu düzenini bozmakla kalmamakta aynı zamanda iyi niyetli mükelleflerin de mağduriyetine neden olmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında önerilen değişiklikle, gayri faal mükelleflerin yanısıra, gerçekte herhangi bir ticari, zirai, mesleki faaliyeti olmadığı halde sadece sahte belge ticareti yapmak üzere mükellefiyet tesis ettiren kişilerin de kayıtlarının silinmesine imkân sağlanmaktadır. Kayıtları silinmesi öngörülen bu iki grup mükelleften, gayrî faal olduğu halde keyfiyeti vergi dairesine bildirmeyenlerin kayıtları, başka bir adreste faaliyet göstermediklerinin tespitine bağlı olarak, herhangi bir inceleme raporu aranılmaksızın silinebilecekken, sahte belge ticareti yaptıkları tespit edilenlerin kayıtlarının silinebilmesi için mutlaka vergi inceleme elemanınca düzenlenmiş bir raporun varlığı ve inceleme elemanının bu kişilerin kayıtlarının silinmesi gerektiğine ilişkin önerisi aranacaktır.
Maddenin yeniden düzenlenen ve üçüncü fıkra olarak eklenen hükmünde, kayıtları silinen mükelleflerin kayıtlarının silindiği tarihten önceki yükümlülüklerinin ortadan kalkmayacağı ve bu tarihten sonra faaliyette bulunduklarının tespiti halinde de bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye engel teşkil etmeyeceği belirtilmek suretiyle, bu kişilerin vergiye tâbi işlemlerinin tespiti halinde geriye yönelik vergilendirme yapılmasının da mümkün olduğu hususuna açıklık getirilmektedir. Diğer taraftan, mükellefiyet kayıtlarının bu şekilde silinmesinin sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında cezai takibat yapılmasına da engel teşkil etmeyeceği hususu, herhangi bir tereddüde yer vermemek amacıyla, madde metninde açık olarak belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, gayrî faal olmaları veya münhasıran sahte belge düzenlemeleri nedeniyle kayıtları idarece silinen mükelleflerin kimlik bilgileri ile bastırmış oldukları belgelere ve kullandıkları ödeme kaydedici cihazlara ilişkin bilgilerin Maliye Bakanlığınca internet veya benzeri araçlarla kamuoyuna duyurulması ve bu suretle üçüncü şahısların hukukunun korunması ve belge güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında uygulamaya ilişkin usullerin Maliye Bakanlığınca belirleneceği hususu hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Sürekli yükümlülüğe tâbi olan gerçek ve tüzel kişilere, işe başlama bildirimi üzerine nüfus ve kimlik bilgilerine dayanılarak, vergi dairelerince vergi kimlik numaraları verilmekte ve bu suretle mükellefiyet kayıtları tesis edilmektedir. Ancak, ilk mükellefiyet tesisinde kişilerin gerçekte hiçbir ticari ve mesleki faaliyeti olmadığı halde, sadece sahte belge düzenlemek amacıyla kayıt yaptırdıklarını bilmek ve tespit etmek mümkün olamadığından, müracaatları üzerine kayıtları yapılmaktadır. Bu kişilerin sahte belge düzenlediği hususu, daha sonraki tarihlerde vergi inceleme elemanlarının yaptıkları araştırmalar ve incelemeler sonucunda ortaya çıkarılabilmekte olup, bu durumun tespiti halinde ilgililer hakkında vergi inceleme raporu ile birlikte kaçakçılık suçu raporu da düzenlenerek savcılıklara suç duyurusunda bulunulmaktadır.
Maddenin mevcut halinde yer alan düzenlemeye göre, faaliyetlerine son verdiği ve başka bir faaliyeti olmadığı halde işi bırakma keyfiyetini vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerin, yapılacak araştırmalar sonucunda bu durumlarının vergi dairesince tespiti halinde, kayıtları re'sen silinebilmektedir. Bununla birlikte, sahte belge ticareti yapan kişiler beyannamelerini posta yoluyla vergi dairesine gönderdiklerinden ve bu yönüyle vergi dairesi kayıtlarında faal göründüklerinden sicil kayıtlarının terkini açısından herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Bu kişilerin beyannamelerinde gösterdikleri adresler ya hayali adresler olmakta veya başka kişilere ait bulunmaktadır. Sürekli adres değiştiren ve seyyar olan bu kişilere yapılan araştırmalarda da ulaşılamamaktadır. Sahte belge düzenleme faaliyeti sadece vergi idaresini aldatmakla ve kamu düzenini bozmakla kalmamakta aynı zamanda iyi niyetli mükelleflerin de mağduriyetine neden olmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında önerilen değişiklikle, gayri faal mükelleflerin yanısıra, gerçekte herhangi bir ticari, zirai, mesleki faaliyeti olmadığı halde sadece sahte belge ticareti yapmak üzere mükellefiyet tesis ettiren kişilerin de kayıtlarının silinmesine imkân sağlanmaktadır. Kayıtları silinmesi öngörülen bu iki grup mükelleften, gayrî faal olduğu halde keyfiyeti vergi dairesine bildirmeyenlerin kayıtları, başka bir adreste faaliyet göstermediklerinin tespitine bağlı olarak, herhangi bir inceleme raporu aranılmaksızın silinebilecekken, sahte belge ticareti yaptıkları tespit edilenlerin kayıtlarının silinebilmesi için mutlaka vergi inceleme elemanınca düzenlenmiş bir raporun varlığı ve inceleme elemanının bu kişilerin kayıtlarının silinmesi gerektiğine ilişkin önerisi aranacaktır.
Maddenin yeniden düzenlenen ve üçüncü fıkra olarak eklenen hükmünde, kayıtları silinen mükelleflerin kayıtlarının silindiği tarihten önceki yükümlülüklerinin ortadan kalkmayacağı ve bu tarihten sonra faaliyette bulunduklarının tespiti halinde de bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye engel teşkil etmeyeceği belirtilmek suretiyle, bu kişilerin vergiye tâbi işlemlerinin tespiti halinde geriye yönelik vergilendirme yapılmasının da mümkün olduğu hususuna açıklık getirilmektedir. Diğer taraftan, mükellefiyet kayıtlarının bu şekilde silinmesinin sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında cezai takibat yapılmasına da engel teşkil etmeyeceği hususu, herhangi bir tereddüde yer vermemek amacıyla, madde metninde açık olarak belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, gayrî faal olmaları veya münhasıran sahte belge düzenlemeleri nedeniyle kayıtları idarece silinen mükelleflerin kimlik bilgileri ile bastırmış oldukları belgelere ve kullandıkları ödeme kaydedici cihazlara ilişkin bilgilerin Maliye Bakanlığınca internet veya benzeri araçlarla kamuoyuna duyurulması ve bu suretle üçüncü şahısların hukukunun korunması ve belge güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında uygulamaya ilişkin usullerin Maliye Bakanlığınca belirleneceği hususu hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Sürekli yükümlülüğe tâbi olan gerçek ve tüzel kişilere, işe başlama bildirimi üzerine nüfus ve kimlik bilgilerine dayanılarak, vergi dairelerince vergi kimlik numaraları verilmekte ve bu suretle mükellefiyet kayıtları tesis edilmektedir. Ancak, ilk mükellefiyet tesisinde kişilerin gerçekte hiçbir ticari ve mesleki faaliyeti olmadığı halde, sadece sahte belge düzenlemek amacıyla kayıt yaptırdıklarını bilmek ve tespit etmek mümkün olamadığından, müracaatları üzerine kayıtları yapılmaktadır. Bu kişilerin sahte belge düzenlediği hususu, daha sonraki tarihlerde vergi inceleme elemanlarının yaptıkları araştırmalar ve incelemeler sonucunda ortaya çıkarılabilmekte olup, bu durumun tespiti halinde ilgililer hakkında vergi inceleme raporu ile birlikte kaçakçılık suçu raporu da düzenlenerek savcılıklara suç duyurusunda bulunulmaktadır.
Maddenin mevcut halinde yer alan düzenlemeye göre, faaliyetlerine son verdiği ve başka bir faaliyeti olmadığı halde işi bırakma keyfiyetini vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerin, yapılacak araştırmalar sonucunda bu durumlarının vergi dairesince tespiti halinde, kayıtları re'sen silinebilmektedir. Bununla birlikte, sahte belge ticareti yapan kişiler beyannamelerini posta yoluyla vergi dairesine gönderdiklerinden ve bu yönüyle vergi dairesi kayıtlarında faal göründüklerinden sicil kayıtlarının terkini açısından herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Bu kişilerin beyannamelerinde gösterdikleri adresler ya hayali adresler olmakta veya başka kişilere ait bulunmaktadır. Sürekli adres değiştiren ve seyyar olan bu kişilere yapılan araştırmalarda da ulaşılamamaktadır. Sahte belge düzenleme faaliyeti sadece vergi idaresini aldatmakla ve kamu düzenini bozmakla kalmamakta aynı zamanda iyi niyetli mükelleflerin de mağduriyetine neden olmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında önerilen değişiklikle, gayri faal mükelleflerin yanısıra, gerçekte herhangi bir ticari, zirai, mesleki faaliyeti olmadığı halde sadece sahte belge ticareti yapmak üzere mükellefiyet tesis ettiren kişilerin de kayıtlarının silinmesine imkân sağlanmaktadır. Kayıtları silinmesi öngörülen bu iki grup mükelleften, gayrî faal olduğu halde keyfiyeti vergi dairesine bildirmeyenlerin kayıtları, başka bir adreste faaliyet göstermediklerinin tespitine bağlı olarak, herhangi bir inceleme raporu aranılmaksızın silinebilecekken, sahte belge ticareti yaptıkları tespit edilenlerin kayıtlarının silinebilmesi için mutlaka vergi inceleme elemanınca düzenlenmiş bir raporun varlığı ve inceleme elemanının bu kişilerin kayıtlarının silinmesi gerektiğine ilişkin önerisi aranacaktır.
Maddenin yeniden düzenlenen ve üçüncü fıkra olarak eklenen hükmünde, kayıtları silinen mükelleflerin kayıtlarının silindiği tarihten önceki yükümlülüklerinin ortadan kalkmayacağı ve bu tarihten sonra faaliyette bulunduklarının tespiti halinde de bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye engel teşkil etmeyeceği belirtilmek suretiyle, bu kişilerin vergiye tâbi işlemlerinin tespiti halinde geriye yönelik vergilendirme yapılmasının da mümkün olduğu hususuna açıklık getirilmektedir. Diğer taraftan, mükellefiyet kayıtlarının bu şekilde silinmesinin sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında cezai takibat yapılmasına da engel teşkil etmeyeceği hususu, herhangi bir tereddüde yer vermemek amacıyla, madde metninde açık olarak belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, gayrî faal olmaları veya münhasıran sahte belge düzenlemeleri nedeniyle kayıtları idarece silinen mükelleflerin kimlik bilgileri ile bastırmış oldukları belgelere ve kullandıkları ödeme kaydedici cihazlara ilişkin bilgilerin Maliye Bakanlığınca internet veya benzeri araçlarla kamuoyuna duyurulması ve bu suretle üçüncü şahısların hukukunun korunması ve belge güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında uygulamaya ilişkin usullerin Maliye Bakanlığınca belirleneceği hususu hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Sürekli yükümlülüğe tâbi olan gerçek ve tüzel kişilere, işe başlama bildirimi üzerine nüfus ve kimlik bilgilerine dayanılarak, vergi dairelerince vergi kimlik numaraları verilmekte ve bu suretle mükellefiyet kayıtları tesis edilmektedir. Ancak, ilk mükellefiyet tesisinde kişilerin gerçekte hiçbir ticari ve mesleki faaliyeti olmadığı halde, sadece sahte belge düzenlemek amacıyla kayıt yaptırdıklarını bilmek ve tespit etmek mümkün olamadığından, müracaatları üzerine kayıtları yapılmaktadır. Bu kişilerin sahte belge düzenlediği hususu, daha sonraki tarihlerde vergi inceleme elemanlarının yaptıkları araştırmalar ve incelemeler sonucunda ortaya çıkarılabilmekte olup, bu durumun tespiti halinde ilgililer hakkında vergi inceleme raporu ile birlikte kaçakçılık suçu raporu da düzenlenerek savcılıklara suç duyurusunda bulunulmaktadır.
Maddenin mevcut halinde yer alan düzenlemeye göre, faaliyetlerine son verdiği ve başka bir faaliyeti olmadığı halde işi bırakma keyfiyetini vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerin, yapılacak araştırmalar sonucunda bu durumlarının vergi dairesince tespiti halinde, kayıtları re'sen silinebilmektedir. Bununla birlikte, sahte belge ticareti yapan kişiler beyannamelerini posta yoluyla vergi dairesine gönderdiklerinden ve bu yönüyle vergi dairesi kayıtlarında faal göründüklerinden sicil kayıtlarının terkini açısından herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Bu kişilerin beyannamelerinde gösterdikleri adresler ya hayali adresler olmakta veya başka kişilere ait bulunmaktadır. Sürekli adres değiştiren ve seyyar olan bu kişilere yapılan araştırmalarda da ulaşılamamaktadır. Sahte belge düzenleme faaliyeti sadece vergi idaresini aldatmakla ve kamu düzenini bozmakla kalmamakta aynı zamanda iyi niyetli mükelleflerin de mağduriyetine neden olmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında önerilen değişiklikle, gayri faal mükelleflerin yanısıra, gerçekte herhangi bir ticari, zirai, mesleki faaliyeti olmadığı halde sadece sahte belge ticareti yapmak üzere mükellefiyet tesis ettiren kişilerin de kayıtlarının silinmesine imkân sağlanmaktadır. Kayıtları silinmesi öngörülen bu iki grup mükelleften, gayrî faal olduğu halde keyfiyeti vergi dairesine bildirmeyenlerin kayıtları, başka bir adreste faaliyet göstermediklerinin tespitine bağlı olarak, herhangi bir inceleme raporu aranılmaksızın silinebilecekken, sahte belge ticareti yaptıkları tespit edilenlerin kayıtlarının silinebilmesi için mutlaka vergi inceleme elemanınca düzenlenmiş bir raporun varlığı ve inceleme elemanının bu kişilerin kayıtlarının silinmesi gerektiğine ilişkin önerisi aranacaktır.
Maddenin yeniden düzenlenen ve üçüncü fıkra olarak eklenen hükmünde, kayıtları silinen mükelleflerin kayıtlarının silindiği tarihten önceki yükümlülüklerinin ortadan kalkmayacağı ve bu tarihten sonra faaliyette bulunduklarının tespiti halinde de bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye engel teşkil etmeyeceği belirtilmek suretiyle, bu kişilerin vergiye tâbi işlemlerinin tespiti halinde geriye yönelik vergilendirme yapılmasının da mümkün olduğu hususuna açıklık getirilmektedir. Diğer taraftan, mükellefiyet kayıtlarının bu şekilde silinmesinin sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında cezai takibat yapılmasına da engel teşkil etmeyeceği hususu, herhangi bir tereddüde yer vermemek amacıyla, madde metninde açık olarak belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, gayrî faal olmaları veya münhasıran sahte belge düzenlemeleri nedeniyle kayıtları idarece silinen mükelleflerin kimlik bilgileri ile bastırmış oldukları belgelere ve kullandıkları ödeme kaydedici cihazlara ilişkin bilgilerin Maliye Bakanlığınca internet veya benzeri araçlarla kamuoyuna duyurulması ve bu suretle üçüncü şahısların hukukunun korunması ve belge güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında uygulamaya ilişkin usullerin Maliye Bakanlığınca belirleneceği hususu hükme bağlanmaktadır.
-
Eski ifade
Türkçe tutma mecburiyeti:Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile Vergi Usul Kanununun 215 inci maddesi başlığı ile birlikte değiştirilmektedir.
Madde yeni hali ile iki fıkradan oluşmaktadır. (1) numaralı fıkrada defter ve kayıtların Türkçe tutulmasının zorunlu olduğu, ancak Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla başka dilden kayıt da olabileceği ve bu kayıtların vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabileceği öngörülmektedir.
(2) numaralı fıkranın (a) bendi ile kayıt ve belgelerde Türk para biriminin kullanılmasının zorunlu olduğu; yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen ihracat belgeleri haricinde, yabancı para ile düzenlenen belgelerde aynı gündeki Türk parası karşılığının da yer alacağı hüküm altına alınmaktadır. Böylece, yabancı para ile düzenlenen belgelerde uygulamanın nasıl olacağına açıklık kazandırılmaktadır.
(2) numaralı fıkranın (b) bendi ile maddede belirtilen kriterleri sağlayan işletmelerin kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına imkân sağlanmakta ve uygulama esasları gösterilmektedir. Bu düzenleme, yabancı sermayenin ülkemize gelmesinin önünde yer alan bir engelin daha kaldırılması amacıyla yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin (4) numaralı bendinde yapılan değişiklik ve maddenin sonuna eklenen fıkra ile Maliye Bakanlığına, vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle İnternet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin verme veya zorunluluk getirme hususlarında yetki verilmekte; söz konusu izin veya zorunluluk çerçevesinde gönderilen beyanname ve bildirimlerin, bu konuda mükellef veya vergi sorumlusu ile gönderme işini yapacak kişiler arasında özel sözleşme düzenlenmesi şartıyla mükellef veya vergi sorumlusu tarafından verilmiş sayılacağı hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddenin (1) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile;
- Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan, borsada işlem gören hisse senetlerinin borsa rayiciyle düzeltilmesine ilişkin hüküm, - Vergi Usul Kanunun işyeri kapatma cezasına ilişkin mükerrer 354 üncü maddesi ve işyerleri için kapatma cezası verilen mükelleflere kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin 353 üncü maddesinin (5) numaralı bendi, yürürlükten kaldırılmaktadır.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm yürürlükten kaldırılarak kısmi istisna kapsamına giren mal ve hizmetlerin ihracı durumunda yüklenilen katma değer vergisinin ihracatçılara iadesi imkânı getirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrası ile 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" bölümünün (2) numaralı fıkrasının sonuna 5035 sayılı Kanunla eklenen hüküm kaldırılmaktadır.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile 492 sayılı Kanuna bağlı (9) sayılı tarifenin Trafik Harçları bölümünde yer alan "V.-Teknik Muayene Harçları" bölümü 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (2) numaralı bendinin (g) alt bendinde yer alan "düzeltme tarihindeki" ibaresi, "borcun alındığı tarihteki" olarak değiştirilmekte ve böylece yabancı para üzerinden borçlanmalarda reel olmayan finansman maliyetinin; TEFE artış oranının, borcun alındığı tarihteki Türk Lirası karşılığına uygulanması suretiyle hesaplanması sağlanmaktadır.
Maddenin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinin beşinci paragrafının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik ile mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Maddenin (A) fıkrasına eklenen (9) numaralı bent hükmüyle de münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükelleflerin, Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan enflasyon düzeltmesi yapılabilmesi için gerekli olan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, enflasyon düzeltmesi yapmaları imkânı sağlanmaktadır. Esas faaliyeti altın veya gümüş alım satımı ve imali olan mükelleflerin bu faaliyetleri sırasında platin veya kıymetli taş gibi esasen bu faaliyetlerinin bir cüzünü teşkil eden alım satım ve imal işleri de yapmaları bu hükmün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (2) numaralı bendinin (g) alt bendinde yer alan "düzeltme tarihindeki" ibaresi, "borcun alındığı tarihteki" olarak değiştirilmekte ve böylece yabancı para üzerinden borçlanmalarda reel olmayan finansman maliyetinin; TEFE artış oranının, borcun alındığı tarihteki Türk Lirası karşılığına uygulanması suretiyle hesaplanması sağlanmaktadır.
Maddenin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinin beşinci paragrafının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik ile mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Maddenin (A) fıkrasına eklenen (9) numaralı bent hükmüyle de münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükelleflerin, Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan enflasyon düzeltmesi yapılabilmesi için gerekli olan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, enflasyon düzeltmesi yapmaları imkânı sağlanmaktadır. Esas faaliyeti altın veya gümüş alım satımı ve imali olan mükelleflerin bu faaliyetleri sırasında platin veya kıymetli taş gibi esasen bu faaliyetlerinin bir cüzünü teşkil eden alım satım ve imal işleri de yapmaları bu hükmün uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddenin (1) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile;
- Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan, borsada işlem gören hisse senetlerinin borsa rayiciyle düzeltilmesine ilişkin hüküm, - Vergi Usul Kanunun işyeri kapatma cezasına ilişkin mükerrer 354 üncü maddesi ve işyerleri için kapatma cezası verilen mükelleflere kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin 353 üncü maddesinin (5) numaralı bendi, yürürlükten kaldırılmaktadır.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm yürürlükten kaldırılarak kısmi istisna kapsamına giren mal ve hizmetlerin ihracı durumunda yüklenilen katma değer vergisinin ihracatçılara iadesi imkânı getirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrası ile 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" bölümünün (2) numaralı fıkrasının sonuna 5035 sayılı Kanunla eklenen hüküm kaldırılmaktadır.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile 492 sayılı Kanuna bağlı (9) sayılı tarifenin Trafik Harçları bölümünde yer alan "V.-Teknik Muayene Harçları" bölümü 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Maddenin (1) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile;
- Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan, borsada işlem gören hisse senetlerinin borsa rayiciyle düzeltilmesine ilişkin hüküm, - Vergi Usul Kanunun işyeri kapatma cezasına ilişkin mükerrer 354 üncü maddesi ve işyerleri için kapatma cezası verilen mükelleflere kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin 353 üncü maddesinin (5) numaralı bendi, yürürlükten kaldırılmaktadır.
Maddenin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenleme ile 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm yürürlükten kaldırılarak kısmi istisna kapsamına giren mal ve hizmetlerin ihracı durumunda yüklenilen katma değer vergisinin ihracatçılara iadesi imkânı getirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrası ile 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" bölümünün (2) numaralı fıkrasının sonuna 5035 sayılı Kanunla eklenen hüküm kaldırılmaktadır.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile 492 sayılı Kanuna bağlı (9) sayılı tarifenin Trafik Harçları bölümünde yer alan "V.-Teknik Muayene Harçları" bölümü 1.1.2005 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Bu madde ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257 nci madde hükmüne uymayanlar için ceza" başlıklı mükerrer 355 inci maddesinin sonuna yeni bir fıkra eklenmektedir.
Sözü edilen fıkra hükmüne göre, tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın %5'i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülmüştür.
Ancak; maddede yer alan ve özel usulsüzlük cezası kesilmesine rağmen mecburiyetlerini yerine getirmeyen mükelleflere yeniden süre verilerek bu mecburiyetlerini yerine getirmelerinin tebliğ olunacağı, verilen sürede bu mecburiyetin yerine getirilmemesi halinde özel usulsüzlük cezalarının bir kat artırılarak uygulanacağına ilişkin hükmün, yeni eklenen fıkra uyarınca adlarına ceza kesilen mükellefler hakkında uygulanmayacağı da hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunun geçici 25 inci maddesine göre maddi duran varlıklar, malî duran varlıklar ve özel tükenmeye tâbi varlıklar ile stokların maliyet veya alış bedelleri içinde yer alan ve tevsik edilebilen reel olmayan finansman maliyeti, ilgili varlığın maliyet veya alış bedelinden düşülmektedir. Ancak mükelleflerin reel olmayan finansman maliyetini tevsik edememeleri halinde, son beş hesap dönemi içinde aktife giren kıymetlerin maliyet bedeline dahil olan finansman giderlerinin reel olmayan kısımları; toplam finansman maliyetlerine, ilgili döneme ait TEFE artış oranının dönem ortalama ticarî kredi faiz oranına bölünmesi sonucunda belirlenen oranlar uygulanmak suretiyle bulunan tutarın, maliyet veya alış bedelinden düşülmesi suretiyle bulunmaktadır.
Söz konusu maddenin (c) bendinin 3 numaralı alt bendinde yapılan değişiklik ile reel olmayan finansman maliyetinin tevsik edilebilir olması halinde de yukarıda belirtilen yöntemin kullanılabileceği öngörülmekte; amortisman süresi bitmemiş olan kıymetlere ilişkin maliyet veya alış bedelinden düşülen reel olmayan finansman maliyetinin de 2004 ve sonraki yıllarda, beş yılda ve eşit taksitte dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı da belirtilmektedir.
Diğer taraftan, madde ile geçici 25 inci maddenin (h) bendinin sonuna yeni bir hüküm eklenmektedir.
Eklenen hüküm ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yüksek enflasyon dönemlerinde malî tabloların düzeltilmesine ilişkin düzenlemelerine göre düzeltme yapanların Vergi Usul Kanuna göre ayırabilecekleri tutardan fazla amortisman veya karşılık ayıramayacakları belirtilmektedir. Böylece, diğer kurumlar mevzuatına göre düzeltme yapan mükelleflerin farklı amortisman veya karşılık ayırmasının önüne geçilmiş olunacaktır.
Ayrıca, maddeye eklenen (l) bendi ile geçici 25 inci madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet olarak kabul edileceği, ancak amortismana tâbi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zararın gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacağı öngörülmektedir.
Aynı maddenin (g) bendinin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Madde ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 27 nci madde ile de 213 sayılı Kanunun mükerrer 354 üncü maddesinin bu Kanunun 50 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada oluşabilecek tereddütleri ve karışıklıkları önlemek amacıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belge düzenine uyulmadığına ilişkin olarak yapılan tespitlere dayanılarak uygulanması gereken ancak henüz uygulanmamış olan işyeri kapatma cezalarının uygulanmayacağı, para cezasına çevrilmiş olup ödeme süresi geçmemiş olanların tahsil edilmeyeceği, tahsil edilmiş olanların da iade edilmeyeceği, kapatma kararına karşı idari yargı organlarında açılıp henüz sonuçlanmamış olan davaların konusu kalmadığından, davaların ortadan kaldırılmasına karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunun geçici 25 inci maddesine göre maddi duran varlıklar, malî duran varlıklar ve özel tükenmeye tâbi varlıklar ile stokların maliyet veya alış bedelleri içinde yer alan ve tevsik edilebilen reel olmayan finansman maliyeti, ilgili varlığın maliyet veya alış bedelinden düşülmektedir. Ancak mükelleflerin reel olmayan finansman maliyetini tevsik edememeleri halinde, son beş hesap dönemi içinde aktife giren kıymetlerin maliyet bedeline dahil olan finansman giderlerinin reel olmayan kısımları; toplam finansman maliyetlerine, ilgili döneme ait TEFE artış oranının dönem ortalama ticarî kredi faiz oranına bölünmesi sonucunda belirlenen oranlar uygulanmak suretiyle bulunan tutarın, maliyet veya alış bedelinden düşülmesi suretiyle bulunmaktadır.
Söz konusu maddenin (c) bendinin 3 numaralı alt bendinde yapılan değişiklik ile reel olmayan finansman maliyetinin tevsik edilebilir olması halinde de yukarıda belirtilen yöntemin kullanılabileceği öngörülmekte; amortisman süresi bitmemiş olan kıymetlere ilişkin maliyet veya alış bedelinden düşülen reel olmayan finansman maliyetinin de 2004 ve sonraki yıllarda, beş yılda ve eşit taksitte dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı da belirtilmektedir.
Diğer taraftan, madde ile geçici 25 inci maddenin (h) bendinin sonuna yeni bir hüküm eklenmektedir.
Eklenen hüküm ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yüksek enflasyon dönemlerinde malî tabloların düzeltilmesine ilişkin düzenlemelerine göre düzeltme yapanların Vergi Usul Kanuna göre ayırabilecekleri tutardan fazla amortisman veya karşılık ayıramayacakları belirtilmektedir. Böylece, diğer kurumlar mevzuatına göre düzeltme yapan mükelleflerin farklı amortisman veya karşılık ayırmasının önüne geçilmiş olunacaktır.
Ayrıca, maddeye eklenen (l) bendi ile geçici 25 inci madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet olarak kabul edileceği, ancak amortismana tâbi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zararın gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacağı öngörülmektedir.
Aynı maddenin (g) bendinin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Madde ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 27 nci madde ile de 213 sayılı Kanunun mükerrer 354 üncü maddesinin bu Kanunun 50 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada oluşabilecek tereddütleri ve karışıklıkları önlemek amacıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belge düzenine uyulmadığına ilişkin olarak yapılan tespitlere dayanılarak uygulanması gereken ancak henüz uygulanmamış olan işyeri kapatma cezalarının uygulanmayacağı, para cezasına çevrilmiş olup ödeme süresi geçmemiş olanların tahsil edilmeyeceği, tahsil edilmiş olanların da iade edilmeyeceği, kapatma kararına karşı idari yargı organlarında açılıp henüz sonuçlanmamış olan davaların konusu kalmadığından, davaların ortadan kaldırılmasına karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunun geçici 25 inci maddesine göre maddi duran varlıklar, malî duran varlıklar ve özel tükenmeye tâbi varlıklar ile stokların maliyet veya alış bedelleri içinde yer alan ve tevsik edilebilen reel olmayan finansman maliyeti, ilgili varlığın maliyet veya alış bedelinden düşülmektedir. Ancak mükelleflerin reel olmayan finansman maliyetini tevsik edememeleri halinde, son beş hesap dönemi içinde aktife giren kıymetlerin maliyet bedeline dahil olan finansman giderlerinin reel olmayan kısımları; toplam finansman maliyetlerine, ilgili döneme ait TEFE artış oranının dönem ortalama ticarî kredi faiz oranına bölünmesi sonucunda belirlenen oranlar uygulanmak suretiyle bulunan tutarın, maliyet veya alış bedelinden düşülmesi suretiyle bulunmaktadır.
Söz konusu maddenin (c) bendinin 3 numaralı alt bendinde yapılan değişiklik ile reel olmayan finansman maliyetinin tevsik edilebilir olması halinde de yukarıda belirtilen yöntemin kullanılabileceği öngörülmekte; amortisman süresi bitmemiş olan kıymetlere ilişkin maliyet veya alış bedelinden düşülen reel olmayan finansman maliyetinin de 2004 ve sonraki yıllarda, beş yılda ve eşit taksitte dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı da belirtilmektedir.
Diğer taraftan, madde ile geçici 25 inci maddenin (h) bendinin sonuna yeni bir hüküm eklenmektedir.
Eklenen hüküm ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yüksek enflasyon dönemlerinde malî tabloların düzeltilmesine ilişkin düzenlemelerine göre düzeltme yapanların Vergi Usul Kanuna göre ayırabilecekleri tutardan fazla amortisman veya karşılık ayıramayacakları belirtilmektedir. Böylece, diğer kurumlar mevzuatına göre düzeltme yapan mükelleflerin farklı amortisman veya karşılık ayırmasının önüne geçilmiş olunacaktır.
Ayrıca, maddeye eklenen (l) bendi ile geçici 25 inci madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet olarak kabul edileceği, ancak amortismana tâbi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zararın gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacağı öngörülmektedir.
Aynı maddenin (g) bendinin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Madde ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 27 nci madde ile de 213 sayılı Kanunun mükerrer 354 üncü maddesinin bu Kanunun 50 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada oluşabilecek tereddütleri ve karışıklıkları önlemek amacıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belge düzenine uyulmadığına ilişkin olarak yapılan tespitlere dayanılarak uygulanması gereken ancak henüz uygulanmamış olan işyeri kapatma cezalarının uygulanmayacağı, para cezasına çevrilmiş olup ödeme süresi geçmemiş olanların tahsil edilmeyeceği, tahsil edilmiş olanların da iade edilmeyeceği, kapatma kararına karşı idari yargı organlarında açılıp henüz sonuçlanmamış olan davaların konusu kalmadığından, davaların ortadan kaldırılmasına karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunun geçici 25 inci maddesine göre maddi duran varlıklar, malî duran varlıklar ve özel tükenmeye tâbi varlıklar ile stokların maliyet veya alış bedelleri içinde yer alan ve tevsik edilebilen reel olmayan finansman maliyeti, ilgili varlığın maliyet veya alış bedelinden düşülmektedir. Ancak mükelleflerin reel olmayan finansman maliyetini tevsik edememeleri halinde, son beş hesap dönemi içinde aktife giren kıymetlerin maliyet bedeline dahil olan finansman giderlerinin reel olmayan kısımları; toplam finansman maliyetlerine, ilgili döneme ait TEFE artış oranının dönem ortalama ticarî kredi faiz oranına bölünmesi sonucunda belirlenen oranlar uygulanmak suretiyle bulunan tutarın, maliyet veya alış bedelinden düşülmesi suretiyle bulunmaktadır.
Söz konusu maddenin (c) bendinin 3 numaralı alt bendinde yapılan değişiklik ile reel olmayan finansman maliyetinin tevsik edilebilir olması halinde de yukarıda belirtilen yöntemin kullanılabileceği öngörülmekte; amortisman süresi bitmemiş olan kıymetlere ilişkin maliyet veya alış bedelinden düşülen reel olmayan finansman maliyetinin de 2004 ve sonraki yıllarda, beş yılda ve eşit taksitte dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı da belirtilmektedir.
Diğer taraftan, madde ile geçici 25 inci maddenin (h) bendinin sonuna yeni bir hüküm eklenmektedir.
Eklenen hüküm ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yüksek enflasyon dönemlerinde malî tabloların düzeltilmesine ilişkin düzenlemelerine göre düzeltme yapanların Vergi Usul Kanuna göre ayırabilecekleri tutardan fazla amortisman veya karşılık ayıramayacakları belirtilmektedir. Böylece, diğer kurumlar mevzuatına göre düzeltme yapan mükelleflerin farklı amortisman veya karşılık ayırmasının önüne geçilmiş olunacaktır.
Ayrıca, maddeye eklenen (l) bendi ile geçici 25 inci madde uyarınca düzeltilen kalemlerin elden çıkarılması halinde bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet olarak kabul edileceği, ancak amortismana tâbi olmayan kıymetlerin düzeltilmiş değerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltilmiş değerle düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zararın gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacağı öngörülmektedir.
Aynı maddenin (g) bendinin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle mükelleflere, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarında yer alan tutarları, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edebilmelerine imkân sağlanmış olunmaktadır.
Madde ile Vergi Usul Kanununa eklenen geçici 27 nci madde ile de 213 sayılı Kanunun mükerrer 354 üncü maddesinin bu Kanunun 50 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılması nedeniyle uygulamada oluşabilecek tereddütleri ve karışıklıkları önlemek amacıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belge düzenine uyulmadığına ilişkin olarak yapılan tespitlere dayanılarak uygulanması gereken ancak henüz uygulanmamış olan işyeri kapatma cezalarının uygulanmayacağı, para cezasına çevrilmiş olup ödeme süresi geçmemiş olanların tahsil edilmeyeceği, tahsil edilmiş olanların da iade edilmeyeceği, kapatma kararına karşı idari yargı organlarında açılıp henüz sonuçlanmamış olan davaların konusu kalmadığından, davaların ortadan kaldırılmasına karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Bu madde başlığı” Vergi beyannamesinin posta ile gönderilmesi:” iken, 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Maddeye eklenen fıkralar ile mükellef veya Maliye Bakanlığınca elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş gerçek veya tüzel kişiler tarafından beyannamelerin elektronik ortamda düzenlenerek gönderilmesi halinde, elektronik ortamda tahakkuk fişinin düzenleneceği, düzenlenen tahakkuk fişinin beyannameyi gönderene iletileceği, bu iletiyle tahakkuk fişinin mükellefe tebliğ edilmiş sayılacağı hususları hüküm altına alınmış bulunmakta, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmakta ve madde başlığı da buna göre yeniden düzenlenmektedir.
-
Bu fıkrada yer alan "Banka, banker ve sigorta şirketleri" ibaresi, 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle "Banka (vergi kanunları uygulamasında özel belirleme yapılmadığı sürece, özel finans kurumları banka olarak addolunur), banker ve sigorta şirketleri" olarak değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Bankalar Kanununda Değişiklik Yapan 4672 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca özel finans kurumları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile diğer mevzuatın çeke ve teminat mektuplarına ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümlerinin uygulanması bakımından banka addolunmuştu.
Ancak günümüz koşullarında özel finans kurumları ile bankalar arasındaki farklılıklar bir hayli azalmış durumdadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlemeyle vergi kanunları uygulaması yönünden banka-özel finans kurumu ayrımından kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla, vergi kanunları uygulamasında özel finans kurumlarının banka olarak addolunması öngörülmektedir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranının üst sınırı belirlenmektedir.
Maddenin (2) numaralı fıkrası ile 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "Hazinece yapılan taşınmaz mal satışları hariç müzayede mahallerinde" ibaresi Hazinece yapılacak taşınmaz satışları ile ilgili istisnanın Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesine taşınmış olması sebebiyle bu bentte yer alan hüküm "Müzayede mahallerinde" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilgili Kanuna yapılan atıf düzeltilmekte, (b) bendinde yapılan düzenlemeyle ise, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, yıllara sari inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlarda beyan zamanı, gelir vergisi beyan zamanı ile uyumlu hale getirilmektedir.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle;
- Madde ile damga vergisine tâbi kağıtlar terimi, manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır.
- İstihkaktan kesinti suretiyle hesaplanan verginin ödeme süresi muhtasar beyanname ile beyan edilen vergilerin ödeme süresine paralel hale getirilmektedir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Diğerleri" ibaresi "Diğer vergi beyannameleri", olarak değiştirilerek, bentte sayılanların dışındaki beyannamelerden sadece vergi beyannamelerinin vergiye tâbi olması sağlanmaktadır.
- Ayrıca yapılan düzenleme ile Bakanlar Kuruluna, elektronik ortamda verilen belgeler için de, damga vergisi oranını her bir kâğıt için ibraz yeri itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirme hususunda yetki verilmiştir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle de birden fazla beyanname alınan hallerde, bunlardan sadece bir nüshasının vergiye tâbi tutulması şeklinde olan mevcut uygulamaya açıklık getirilmektedir.
Maddenin (5) numaralı fıkrası ile Harçlar Kanununda yapılan değişikliklerle;
- Sadece gazete muhabirleri için var olan ikamet tezkeresi harcı muafiyeti, bütün basın ve yayın muhabirlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
- Avcılık belgelerine ait yıllık olarak tahsil olunan harçlar yeniden belirlenmiştir. Böylece, kaçak avcılığın artacağı yönündeki endişe ve tereddütlerin önüne geçmek, avcılık faaliyetinin bilinçli ve kontrollü bir şekilde icra edilmesi ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmış olup, avcılık belgelerinden alınan harç tutarları makul bir seviyeye çekilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrası ile, Vergi Barışı Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, vergi barışı kapsamında yeniden yapılandırılan borçların taksitlerinin zamanında yapılmaması durumunda, borcun ödenmeyen kısmının % 10 fazlası ile ödeneceğine ilişkin hükümde yer alan oran, vergi barışı uygulamasının gelinen noktadaki başarısı ve faiz oranlarında yaşanan kalıcı düşüş nedeniyle % 5 olarak yeniden belirlenmektedir.
Maddenin (7) numaralı fıkrasıyla 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin (d) fıkrasında yer alan "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları," ibaresi "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları, fenni muayene yapma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler" olarak değiştirilmektedir.
Maddenin 8 inci fıkrasının (a) bendiyle yapılan değişiklikle Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında yer alan 2918 sayılı Kanunun 35. maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi kaldırılarak bu yetki Ulaştırma Bakanlığına verilmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 114 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, yetkili memurlarca düzenlenen trafik para cezası tutanakları doğrudan doğruya mal sandıklarına teslim edilmektedir.
Maddenin (8) numaralı fıkrasının (b) bendiyle yapılması önerilen değişiklikle trafik para cezası tahsilatlarının Maliye Bakanlığınca PTT vasıtasıyla yaptırılması halinde bu tutanakların mal sandığı yerine doğrudan PTT İdaresine teslimini temin etmek amacıyla söz konusu ibare değişikliği yapılmaktadır.
Fıkranın (c) bendiyle, araç tescil plakalarına göre yazılan trafik ceza tutanaklarının tebligat işlemlerinin posta yoluyla yapılmasına ve bu şekilde tebliğ edilemeyenlerin vergi dairesinin ilan tahtasına asılmak suretiyle tebliğine ilişkin özel bir tebligat usulü getirilmektedir.
Maddenin 9 uncu fıkrasıyla 4706 sayılı Kanunda yapılan ibare değişikliklerine ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır.
a) 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "plan kararlarına uyulmak kaydıyla" ibaresi uygulamaya ilişkin bir uymayı ifade etmekle birlikte, fıkranın sonunda yer alan bu yerlerin amacı dışında kullanılamayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacağına ilişkin ifade karşısında mükerrerlik oluşturmakta ve karışıklıklara yol açmaktadır. Plan kararlarına uyma, amaca uygun kullanma ile aynı sonucu doğurduğundan, karışıklıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, değiştirilmesi öngörülen ikinci ibare ile sınai amaçlı yatırımları teşvik ederek istihdam yaratılması amaçlanmışken, uygulamada, sınai yatırım dışında diğer yatırımların bulunmaması, yatırım tutarı ile istihdam sayısının yüksek olması nedeniyle müracaat olmamıştır. Kanun hükmü ile amaçlanan yatırım ve istihdam hedeflerine ulaşabilmek ve diğer yatırımların da önünü açmak bakımından böyle bir değişiklik öngörülmektedir.
b) Maddenin uygulamasında tek bir parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunmakta, madde metnindeki "alan" ifadesi birden fazla taşınmaz olması gerekeceği gibi yanlış yorumlara yol açabilmektedir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
c) Maddenin mevcut hali, imar planı yapılmış parsellere ilişkin olarak da yeniden plan yapılması gerektiği gibi yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve parsel bazında değerlendirme yapabilmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
d) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 9 uncu maddesinde tahmin edilen bedelin nasıl tespit edileceği belirtilmiştir. 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin altıncı fıkrasında, ekspertiz şirketlerine değer tespit ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına rağmen, bu bedelin doğrudan rayiç bedel olarak ve 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında tahmin edilen bedel olarak dikkate alınacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Emlak vergisine esas bedelin yüksek tespit edildiği taşınmazlarda bu bedelin, rayiç bedelin de üzerinde olması durumları ile karşılaşılmakta, ihale mevzuatına göre tahmin edilen bedelin emlak vergisine esas bedelin altında olamayacağına ilişkin hüküm karşısında bu taşınmazlar değerlendirilememekte ve gereksiz ilan masrafları ve mesai kaybı ile karşılaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması bakımından, olayı tamamen genelleştirmeden, yalnızca ekspertiz şirketleri ile Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanlarına yaptırılan rayiç bedel tespitlerinde; bir istisna hükmü olarak, emlak vergisine esas bedele bağlı kalınmaksızın, bu rayiç bedellerin tahmin edilen bedel olarak dikkate alınması ve böylece emlak vergisine esas bedeli yüksek tespit edilmiş Hazineye ait taşınmazların değerlendirilmesine yönelik olumsuzluklar ile gereksiz masrafların ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
e) 4706 sayılı Kanunun 7/B maddesi, konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere, Hazineye ait taşınmazların, bunlar arasında yapılacak ihale ile rayiç bedel üzerinden satışını düzenlemektedir.
Buradaki amaç, Hazineye ait imarlı, imarsız veya imar planında başka amaca ayrılmış taşınmazların konut amaçlı olarak satılabilmesine imkân tanımak olmasına rağmen, "imar planlarına uygun olarak konut yapılmak üzere ibaresi" imar planı yapılmamış veya imarda başka amaca ayrılmış taşınmazların bu madde kapsamında değerlendirilmesi konusunda tereddütlere neden olmaktadır. İmar planlarında konut amacına ayrılmış veya ayrılacak taşınmazlarda zaten plana uygun olarak konut yapılması gerektiği açıktır.
Burada imar planlarına uygun olmayan bir yapılaşmanın olması düşünülmemektedir ve bu esasen mümkün de değildir. Bu nedenle (9) numaralı fıkra ile, madde metninde yer alması gerekli olmayan ibarenin metinden çıkarılması tereddütlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Maddenin (10) numaralı fıkrasının (a) bendi ile, 16.2.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunla yapılan değişiklik paralelinde, bu maddenin değişiklikten önceki hükümlerine atıfta bulunan 8 inci maddesinde yer alan ibare madde metninden çıkarılmaktadır.
22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile değiştirilerek, Kanun kapsamında kalan arazinin uygulayıcı kuruluşça uygun görülmesi durumunda satılmak, sınırlı ayni hak tesis edilmek ve kiralanmak veya kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartı ile kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere, Hazinenin tasarrufuna bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu yetkinin kullanılmasında tereddütlerin giderilmesi bakımından tarım arazilerinin satışında da bu kapsamda açıklık getirmek bakımından (10) numaralı fıkranın (b) bendi ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
1164 sayılı Kanunun mevcut ek 4 üncü maddesi hükmü, Hazineye ait arsa ve arazilerin bedelsiz devrinin iki Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa buradaki amaç, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının önemli projeleri gerçekleştirmek üzere belirleyeceği arsa üretim alanlarının Başbakan onayı ile tespit edilmesi ve bu alanlar içinde bulunan Hazineye ait taşınmazların Maliye Bakanlığınca ilgili idarelere devredilmesidir. Bu durum aynı zamanda, belirlenen arsa üretim alanları içinde kalan tescilsiz alanların Hazine adına tescil edilmesinde karşılaşılan bürokratik formalitelerin kısaltılmasını ve kolaylaştırılmasını da sağlayacaktır. Ayrıca, bu şekilde devredilen bazı taşınmazlara, değişik şekillerde değerlendirilmesine yönelik olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle durumlarda, kamu hizmetine ayrılan yerlerde olduğu gibi devredilen taşınmazların bedelsiz olarak Hazineye iade edilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle maddede yer alan ibarelerin değiştirilmesi öngörülmektedir.
29.1.2004 tarihli ve 5084 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, bu Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendi kapsamındaki illerde en az on kişilik istihdam öngören yatırımcılara Hazineye ait arazi veya arsaların bedelsiz devrini öngörmektedir. Organize sanayi bölgelerinde bulunan parsellerin de bu kapsamda değerlendirilmesi, uygulamada bu alanların her türlü alt yapı, plan ve parselasyon çalışmalarını yürüten organize sanayi bölgelerinin arsa tahsislerinde yatırımcılar yönünden farklı muhataplar olması açısından yetki karmaşasına neden olmakta ve teşvik amacının tam olarak gerçekleştirilememesine yol açmaktadır. Bütün bu sakıncaların ortadan kaldırılarak yatırımcıların tek bir muhatapla karşılaşmalarını ve bürokratik formalitelerin azaltılmasını teminen (12) numaralı fıkra ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
Maddenin 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ibare değişikliği yapan fıkrası ile, Yeni Kuruşa tamamlama işlemlerinin birim fiyatlarda değil, işlem sonuçlarında ve ödeme aşamasında gerçekleştirilmesi ve ödeme kayıtlarının virgülden sonra en çok iki hane ile yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişiklikle, Türk Lirası değerlerin Yeni Türk Lirasına dönüşüm işlemlerinin ve Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında bir Yeni Kuruşun altındaki tutarları ödemeye olanak verecek madeni para bulunmaması nedeniyle, yarım Yeni Kuruş ve üzerindeki değerlerin bir üst Yeni Kuruşa tamamlanması, yarım Yeni Kuruşun altındaki değerlerin dikkate alınmaması yönünde düzenleme getirilmektedir. Bu düzenleme doğrultusunda, sayısal işlem yapan elektronik cihazların ve bilgisayar yazılımlarının yenilenmesi gibi bazı teknik güçlüklerin de önüne geçilmiş olunacaktır.
Mal ve hizmetlerin fiyatları bir Yeni Kuruşun altında olabileceği gibi, bir Yeni Kuruşun altındaki değer küsuratlı olarak da belirlenebilecektir. Vergiler, yabancı para alım satımı ve benzeri belli sabit sayılarla çarpım yapılarak elde edilen sonuç üzerinde tahakkuk, tahsil ve ödeme işlemlerinde, işlem sonuçları da bir Yeni Kuruşun altında veya değer küsuratı bir Yeni Kuruşun altında olabilecek şekilde sonuç verebilecektir.
Maddenin 14 numaralı fıkrasıyla 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Kanunun 4 ve 14 üncü maddelerinde yer alan muafiyet uygulamalarında geçerli olan kiraya verilmeme şartının Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde yapılan işletme hakkı devirlerini kapsamaması yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
“Alacaklar mukayyet değerleriyle değerlenir.”şeklindeki bu fıkra; 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesindeki (213 sayılı Kanunun “b)Alacaklar mukayyet değerleriyle değerlenir.”ibaresi,"Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit alacaklar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınır.”şeklinde değiştirilmiştir .) hükümlerine istinaden metinde yer aldığı şekilde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Bankalar Kanununda Değişiklik Yapan 4672 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca özel finans kurumları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile diğer mevzuatın çeke ve teminat mektuplarına ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümlerinin uygulanması bakımından banka addolunmuştu.
Ancak günümüz koşullarında özel finans kurumları ile bankalar arasındaki farklılıklar bir hayli azalmış durumdadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlemeyle vergi kanunları uygulaması yönünden banka-özel finans kurumu ayrımından kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla, vergi kanunları uygulamasında özel finans kurumlarının banka olarak addolunması öngörülmektedir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranının üst sınırı belirlenmektedir.
Maddenin (2) numaralı fıkrası ile 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "Hazinece yapılan taşınmaz mal satışları hariç müzayede mahallerinde" ibaresi Hazinece yapılacak taşınmaz satışları ile ilgili istisnanın Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesine taşınmış olması sebebiyle bu bentte yer alan hüküm "Müzayede mahallerinde" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilgili Kanuna yapılan atıf düzeltilmekte, (b) bendinde yapılan düzenlemeyle ise, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, yıllara sari inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlarda beyan zamanı, gelir vergisi beyan zamanı ile uyumlu hale getirilmektedir.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle;
- Madde ile damga vergisine tâbi kağıtlar terimi, manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır.
- İstihkaktan kesinti suretiyle hesaplanan verginin ödeme süresi muhtasar beyanname ile beyan edilen vergilerin ödeme süresine paralel hale getirilmektedir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Diğerleri" ibaresi "Diğer vergi beyannameleri", olarak değiştirilerek, bentte sayılanların dışındaki beyannamelerden sadece vergi beyannamelerinin vergiye tâbi olması sağlanmaktadır.
- Ayrıca yapılan düzenleme ile Bakanlar Kuruluna, elektronik ortamda verilen belgeler için de, damga vergisi oranını her bir kâğıt için ibraz yeri itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirme hususunda yetki verilmiştir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle de birden fazla beyanname alınan hallerde, bunlardan sadece bir nüshasının vergiye tâbi tutulması şeklinde olan mevcut uygulamaya açıklık getirilmektedir.
Maddenin (5) numaralı fıkrası ile Harçlar Kanununda yapılan değişikliklerle;
- Sadece gazete muhabirleri için var olan ikamet tezkeresi harcı muafiyeti, bütün basın ve yayın muhabirlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
- Avcılık belgelerine ait yıllık olarak tahsil olunan harçlar yeniden belirlenmiştir. Böylece, kaçak avcılığın artacağı yönündeki endişe ve tereddütlerin önüne geçmek, avcılık faaliyetinin bilinçli ve kontrollü bir şekilde icra edilmesi ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmış olup, avcılık belgelerinden alınan harç tutarları makul bir seviyeye çekilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrası ile, Vergi Barışı Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, vergi barışı kapsamında yeniden yapılandırılan borçların taksitlerinin zamanında yapılmaması durumunda, borcun ödenmeyen kısmının % 10 fazlası ile ödeneceğine ilişkin hükümde yer alan oran, vergi barışı uygulamasının gelinen noktadaki başarısı ve faiz oranlarında yaşanan kalıcı düşüş nedeniyle % 5 olarak yeniden belirlenmektedir.
Maddenin (7) numaralı fıkrasıyla 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin (d) fıkrasında yer alan "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları," ibaresi "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları, fenni muayene yapma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler" olarak değiştirilmektedir.
Maddenin 8 inci fıkrasının (a) bendiyle yapılan değişiklikle Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında yer alan 2918 sayılı Kanunun 35. maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi kaldırılarak bu yetki Ulaştırma Bakanlığına verilmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 114 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, yetkili memurlarca düzenlenen trafik para cezası tutanakları doğrudan doğruya mal sandıklarına teslim edilmektedir.
Maddenin (8) numaralı fıkrasının (b) bendiyle yapılması önerilen değişiklikle trafik para cezası tahsilatlarının Maliye Bakanlığınca PTT vasıtasıyla yaptırılması halinde bu tutanakların mal sandığı yerine doğrudan PTT İdaresine teslimini temin etmek amacıyla söz konusu ibare değişikliği yapılmaktadır.
Fıkranın (c) bendiyle, araç tescil plakalarına göre yazılan trafik ceza tutanaklarının tebligat işlemlerinin posta yoluyla yapılmasına ve bu şekilde tebliğ edilemeyenlerin vergi dairesinin ilan tahtasına asılmak suretiyle tebliğine ilişkin özel bir tebligat usulü getirilmektedir.
Maddenin 9 uncu fıkrasıyla 4706 sayılı Kanunda yapılan ibare değişikliklerine ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır.
a) 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "plan kararlarına uyulmak kaydıyla" ibaresi uygulamaya ilişkin bir uymayı ifade etmekle birlikte, fıkranın sonunda yer alan bu yerlerin amacı dışında kullanılamayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacağına ilişkin ifade karşısında mükerrerlik oluşturmakta ve karışıklıklara yol açmaktadır. Plan kararlarına uyma, amaca uygun kullanma ile aynı sonucu doğurduğundan, karışıklıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, değiştirilmesi öngörülen ikinci ibare ile sınai amaçlı yatırımları teşvik ederek istihdam yaratılması amaçlanmışken, uygulamada, sınai yatırım dışında diğer yatırımların bulunmaması, yatırım tutarı ile istihdam sayısının yüksek olması nedeniyle müracaat olmamıştır. Kanun hükmü ile amaçlanan yatırım ve istihdam hedeflerine ulaşabilmek ve diğer yatırımların da önünü açmak bakımından böyle bir değişiklik öngörülmektedir.
b) Maddenin uygulamasında tek bir parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunmakta, madde metnindeki "alan" ifadesi birden fazla taşınmaz olması gerekeceği gibi yanlış yorumlara yol açabilmektedir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
c) Maddenin mevcut hali, imar planı yapılmış parsellere ilişkin olarak da yeniden plan yapılması gerektiği gibi yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve parsel bazında değerlendirme yapabilmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
d) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 9 uncu maddesinde tahmin edilen bedelin nasıl tespit edileceği belirtilmiştir. 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin altıncı fıkrasında, ekspertiz şirketlerine değer tespit ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına rağmen, bu bedelin doğrudan rayiç bedel olarak ve 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında tahmin edilen bedel olarak dikkate alınacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Emlak vergisine esas bedelin yüksek tespit edildiği taşınmazlarda bu bedelin, rayiç bedelin de üzerinde olması durumları ile karşılaşılmakta, ihale mevzuatına göre tahmin edilen bedelin emlak vergisine esas bedelin altında olamayacağına ilişkin hüküm karşısında bu taşınmazlar değerlendirilememekte ve gereksiz ilan masrafları ve mesai kaybı ile karşılaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması bakımından, olayı tamamen genelleştirmeden, yalnızca ekspertiz şirketleri ile Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanlarına yaptırılan rayiç bedel tespitlerinde; bir istisna hükmü olarak, emlak vergisine esas bedele bağlı kalınmaksızın, bu rayiç bedellerin tahmin edilen bedel olarak dikkate alınması ve böylece emlak vergisine esas bedeli yüksek tespit edilmiş Hazineye ait taşınmazların değerlendirilmesine yönelik olumsuzluklar ile gereksiz masrafların ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
e) 4706 sayılı Kanunun 7/B maddesi, konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere, Hazineye ait taşınmazların, bunlar arasında yapılacak ihale ile rayiç bedel üzerinden satışını düzenlemektedir.
Buradaki amaç, Hazineye ait imarlı, imarsız veya imar planında başka amaca ayrılmış taşınmazların konut amaçlı olarak satılabilmesine imkân tanımak olmasına rağmen, "imar planlarına uygun olarak konut yapılmak üzere ibaresi" imar planı yapılmamış veya imarda başka amaca ayrılmış taşınmazların bu madde kapsamında değerlendirilmesi konusunda tereddütlere neden olmaktadır. İmar planlarında konut amacına ayrılmış veya ayrılacak taşınmazlarda zaten plana uygun olarak konut yapılması gerektiği açıktır.
Burada imar planlarına uygun olmayan bir yapılaşmanın olması düşünülmemektedir ve bu esasen mümkün de değildir. Bu nedenle (9) numaralı fıkra ile, madde metninde yer alması gerekli olmayan ibarenin metinden çıkarılması tereddütlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Maddenin (10) numaralı fıkrasının (a) bendi ile, 16.2.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunla yapılan değişiklik paralelinde, bu maddenin değişiklikten önceki hükümlerine atıfta bulunan 8 inci maddesinde yer alan ibare madde metninden çıkarılmaktadır.
22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile değiştirilerek, Kanun kapsamında kalan arazinin uygulayıcı kuruluşça uygun görülmesi durumunda satılmak, sınırlı ayni hak tesis edilmek ve kiralanmak veya kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartı ile kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere, Hazinenin tasarrufuna bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu yetkinin kullanılmasında tereddütlerin giderilmesi bakımından tarım arazilerinin satışında da bu kapsamda açıklık getirmek bakımından (10) numaralı fıkranın (b) bendi ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
1164 sayılı Kanunun mevcut ek 4 üncü maddesi hükmü, Hazineye ait arsa ve arazilerin bedelsiz devrinin iki Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa buradaki amaç, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının önemli projeleri gerçekleştirmek üzere belirleyeceği arsa üretim alanlarının Başbakan onayı ile tespit edilmesi ve bu alanlar içinde bulunan Hazineye ait taşınmazların Maliye Bakanlığınca ilgili idarelere devredilmesidir. Bu durum aynı zamanda, belirlenen arsa üretim alanları içinde kalan tescilsiz alanların Hazine adına tescil edilmesinde karşılaşılan bürokratik formalitelerin kısaltılmasını ve kolaylaştırılmasını da sağlayacaktır. Ayrıca, bu şekilde devredilen bazı taşınmazlara, değişik şekillerde değerlendirilmesine yönelik olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle durumlarda, kamu hizmetine ayrılan yerlerde olduğu gibi devredilen taşınmazların bedelsiz olarak Hazineye iade edilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle maddede yer alan ibarelerin değiştirilmesi öngörülmektedir.
29.1.2004 tarihli ve 5084 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, bu Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendi kapsamındaki illerde en az on kişilik istihdam öngören yatırımcılara Hazineye ait arazi veya arsaların bedelsiz devrini öngörmektedir. Organize sanayi bölgelerinde bulunan parsellerin de bu kapsamda değerlendirilmesi, uygulamada bu alanların her türlü alt yapı, plan ve parselasyon çalışmalarını yürüten organize sanayi bölgelerinin arsa tahsislerinde yatırımcılar yönünden farklı muhataplar olması açısından yetki karmaşasına neden olmakta ve teşvik amacının tam olarak gerçekleştirilememesine yol açmaktadır. Bütün bu sakıncaların ortadan kaldırılarak yatırımcıların tek bir muhatapla karşılaşmalarını ve bürokratik formalitelerin azaltılmasını teminen (12) numaralı fıkra ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
Maddenin 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ibare değişikliği yapan fıkrası ile, Yeni Kuruşa tamamlama işlemlerinin birim fiyatlarda değil, işlem sonuçlarında ve ödeme aşamasında gerçekleştirilmesi ve ödeme kayıtlarının virgülden sonra en çok iki hane ile yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişiklikle, Türk Lirası değerlerin Yeni Türk Lirasına dönüşüm işlemlerinin ve Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında bir Yeni Kuruşun altındaki tutarları ödemeye olanak verecek madeni para bulunmaması nedeniyle, yarım Yeni Kuruş ve üzerindeki değerlerin bir üst Yeni Kuruşa tamamlanması, yarım Yeni Kuruşun altındaki değerlerin dikkate alınmaması yönünde düzenleme getirilmektedir. Bu düzenleme doğrultusunda, sayısal işlem yapan elektronik cihazların ve bilgisayar yazılımlarının yenilenmesi gibi bazı teknik güçlüklerin de önüne geçilmiş olunacaktır.
Mal ve hizmetlerin fiyatları bir Yeni Kuruşun altında olabileceği gibi, bir Yeni Kuruşun altındaki değer küsuratlı olarak da belirlenebilecektir. Vergiler, yabancı para alım satımı ve benzeri belli sabit sayılarla çarpım yapılarak elde edilen sonuç üzerinde tahakkuk, tahsil ve ödeme işlemlerinde, işlem sonuçları da bir Yeni Kuruşun altında veya değer küsuratı bir Yeni Kuruşun altında olabilecek şekilde sonuç verebilecektir.
Maddenin 14 numaralı fıkrasıyla 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Kanunun 4 ve 14 üncü maddelerinde yer alan muafiyet uygulamalarında geçerli olan kiraya verilmeme şartının Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde yapılan işletme hakkı devirlerini kapsamaması yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
“Borçlar mukayyet değerleriyle değerlenir.” şeklindeki bu fıkra; 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesindeki {213 sayılı Kanunun;...c) 285 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Borçlar mukayyet değerleriyle değerlenir.” ibaresi “Borçlar mukayyet değerleriyle değerlenir. Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınır.” ... şeklinde değiştirilmiştir.} hükümlerine istinaden metinde yer aldığı şekilde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Bankalar Kanununda Değişiklik Yapan 4672 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca özel finans kurumları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile diğer mevzuatın çeke ve teminat mektuplarına ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümlerinin uygulanması bakımından banka addolunmuştu.
Ancak günümüz koşullarında özel finans kurumları ile bankalar arasındaki farklılıklar bir hayli azalmış durumdadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlemeyle vergi kanunları uygulaması yönünden banka-özel finans kurumu ayrımından kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla, vergi kanunları uygulamasında özel finans kurumlarının banka olarak addolunması öngörülmektedir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranının üst sınırı belirlenmektedir.
Maddenin (2) numaralı fıkrası ile 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "Hazinece yapılan taşınmaz mal satışları hariç müzayede mahallerinde" ibaresi Hazinece yapılacak taşınmaz satışları ile ilgili istisnanın Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesine taşınmış olması sebebiyle bu bentte yer alan hüküm "Müzayede mahallerinde" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilgili Kanuna yapılan atıf düzeltilmekte, (b) bendinde yapılan düzenlemeyle ise, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, yıllara sari inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlarda beyan zamanı, gelir vergisi beyan zamanı ile uyumlu hale getirilmektedir.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle;
- Madde ile damga vergisine tâbi kağıtlar terimi, manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır.
- İstihkaktan kesinti suretiyle hesaplanan verginin ödeme süresi muhtasar beyanname ile beyan edilen vergilerin ödeme süresine paralel hale getirilmektedir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Diğerleri" ibaresi "Diğer vergi beyannameleri", olarak değiştirilerek, bentte sayılanların dışındaki beyannamelerden sadece vergi beyannamelerinin vergiye tâbi olması sağlanmaktadır.
- Ayrıca yapılan düzenleme ile Bakanlar Kuruluna, elektronik ortamda verilen belgeler için de, damga vergisi oranını her bir kâğıt için ibraz yeri itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirme hususunda yetki verilmiştir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle de birden fazla beyanname alınan hallerde, bunlardan sadece bir nüshasının vergiye tâbi tutulması şeklinde olan mevcut uygulamaya açıklık getirilmektedir.
Maddenin (5) numaralı fıkrası ile Harçlar Kanununda yapılan değişikliklerle;
- Sadece gazete muhabirleri için var olan ikamet tezkeresi harcı muafiyeti, bütün basın ve yayın muhabirlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
- Avcılık belgelerine ait yıllık olarak tahsil olunan harçlar yeniden belirlenmiştir. Böylece, kaçak avcılığın artacağı yönündeki endişe ve tereddütlerin önüne geçmek, avcılık faaliyetinin bilinçli ve kontrollü bir şekilde icra edilmesi ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmış olup, avcılık belgelerinden alınan harç tutarları makul bir seviyeye çekilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrası ile, Vergi Barışı Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, vergi barışı kapsamında yeniden yapılandırılan borçların taksitlerinin zamanında yapılmaması durumunda, borcun ödenmeyen kısmının % 10 fazlası ile ödeneceğine ilişkin hükümde yer alan oran, vergi barışı uygulamasının gelinen noktadaki başarısı ve faiz oranlarında yaşanan kalıcı düşüş nedeniyle % 5 olarak yeniden belirlenmektedir.
Maddenin (7) numaralı fıkrasıyla 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin (d) fıkrasında yer alan "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları," ibaresi "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları, fenni muayene yapma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler" olarak değiştirilmektedir.
Maddenin 8 inci fıkrasının (a) bendiyle yapılan değişiklikle Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında yer alan 2918 sayılı Kanunun 35. maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi kaldırılarak bu yetki Ulaştırma Bakanlığına verilmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 114 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, yetkili memurlarca düzenlenen trafik para cezası tutanakları doğrudan doğruya mal sandıklarına teslim edilmektedir.
Maddenin (8) numaralı fıkrasının (b) bendiyle yapılması önerilen değişiklikle trafik para cezası tahsilatlarının Maliye Bakanlığınca PTT vasıtasıyla yaptırılması halinde bu tutanakların mal sandığı yerine doğrudan PTT İdaresine teslimini temin etmek amacıyla söz konusu ibare değişikliği yapılmaktadır.
Fıkranın (c) bendiyle, araç tescil plakalarına göre yazılan trafik ceza tutanaklarının tebligat işlemlerinin posta yoluyla yapılmasına ve bu şekilde tebliğ edilemeyenlerin vergi dairesinin ilan tahtasına asılmak suretiyle tebliğine ilişkin özel bir tebligat usulü getirilmektedir.
Maddenin 9 uncu fıkrasıyla 4706 sayılı Kanunda yapılan ibare değişikliklerine ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır.
a) 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "plan kararlarına uyulmak kaydıyla" ibaresi uygulamaya ilişkin bir uymayı ifade etmekle birlikte, fıkranın sonunda yer alan bu yerlerin amacı dışında kullanılamayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacağına ilişkin ifade karşısında mükerrerlik oluşturmakta ve karışıklıklara yol açmaktadır. Plan kararlarına uyma, amaca uygun kullanma ile aynı sonucu doğurduğundan, karışıklıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, değiştirilmesi öngörülen ikinci ibare ile sınai amaçlı yatırımları teşvik ederek istihdam yaratılması amaçlanmışken, uygulamada, sınai yatırım dışında diğer yatırımların bulunmaması, yatırım tutarı ile istihdam sayısının yüksek olması nedeniyle müracaat olmamıştır. Kanun hükmü ile amaçlanan yatırım ve istihdam hedeflerine ulaşabilmek ve diğer yatırımların da önünü açmak bakımından böyle bir değişiklik öngörülmektedir.
b) Maddenin uygulamasında tek bir parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunmakta, madde metnindeki "alan" ifadesi birden fazla taşınmaz olması gerekeceği gibi yanlış yorumlara yol açabilmektedir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
c) Maddenin mevcut hali, imar planı yapılmış parsellere ilişkin olarak da yeniden plan yapılması gerektiği gibi yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve parsel bazında değerlendirme yapabilmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
d) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 9 uncu maddesinde tahmin edilen bedelin nasıl tespit edileceği belirtilmiştir. 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin altıncı fıkrasında, ekspertiz şirketlerine değer tespit ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına rağmen, bu bedelin doğrudan rayiç bedel olarak ve 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında tahmin edilen bedel olarak dikkate alınacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Emlak vergisine esas bedelin yüksek tespit edildiği taşınmazlarda bu bedelin, rayiç bedelin de üzerinde olması durumları ile karşılaşılmakta, ihale mevzuatına göre tahmin edilen bedelin emlak vergisine esas bedelin altında olamayacağına ilişkin hüküm karşısında bu taşınmazlar değerlendirilememekte ve gereksiz ilan masrafları ve mesai kaybı ile karşılaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması bakımından, olayı tamamen genelleştirmeden, yalnızca ekspertiz şirketleri ile Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanlarına yaptırılan rayiç bedel tespitlerinde; bir istisna hükmü olarak, emlak vergisine esas bedele bağlı kalınmaksızın, bu rayiç bedellerin tahmin edilen bedel olarak dikkate alınması ve böylece emlak vergisine esas bedeli yüksek tespit edilmiş Hazineye ait taşınmazların değerlendirilmesine yönelik olumsuzluklar ile gereksiz masrafların ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
e) 4706 sayılı Kanunun 7/B maddesi, konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere, Hazineye ait taşınmazların, bunlar arasında yapılacak ihale ile rayiç bedel üzerinden satışını düzenlemektedir.
Buradaki amaç, Hazineye ait imarlı, imarsız veya imar planında başka amaca ayrılmış taşınmazların konut amaçlı olarak satılabilmesine imkân tanımak olmasına rağmen, "imar planlarına uygun olarak konut yapılmak üzere ibaresi" imar planı yapılmamış veya imarda başka amaca ayrılmış taşınmazların bu madde kapsamında değerlendirilmesi konusunda tereddütlere neden olmaktadır. İmar planlarında konut amacına ayrılmış veya ayrılacak taşınmazlarda zaten plana uygun olarak konut yapılması gerektiği açıktır.
Burada imar planlarına uygun olmayan bir yapılaşmanın olması düşünülmemektedir ve bu esasen mümkün de değildir. Bu nedenle (9) numaralı fıkra ile, madde metninde yer alması gerekli olmayan ibarenin metinden çıkarılması tereddütlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Maddenin (10) numaralı fıkrasının (a) bendi ile, 16.2.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunla yapılan değişiklik paralelinde, bu maddenin değişiklikten önceki hükümlerine atıfta bulunan 8 inci maddesinde yer alan ibare madde metninden çıkarılmaktadır.
22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile değiştirilerek, Kanun kapsamında kalan arazinin uygulayıcı kuruluşça uygun görülmesi durumunda satılmak, sınırlı ayni hak tesis edilmek ve kiralanmak veya kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartı ile kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere, Hazinenin tasarrufuna bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu yetkinin kullanılmasında tereddütlerin giderilmesi bakımından tarım arazilerinin satışında da bu kapsamda açıklık getirmek bakımından (10) numaralı fıkranın (b) bendi ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
1164 sayılı Kanunun mevcut ek 4 üncü maddesi hükmü, Hazineye ait arsa ve arazilerin bedelsiz devrinin iki Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa buradaki amaç, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının önemli projeleri gerçekleştirmek üzere belirleyeceği arsa üretim alanlarının Başbakan onayı ile tespit edilmesi ve bu alanlar içinde bulunan Hazineye ait taşınmazların Maliye Bakanlığınca ilgili idarelere devredilmesidir. Bu durum aynı zamanda, belirlenen arsa üretim alanları içinde kalan tescilsiz alanların Hazine adına tescil edilmesinde karşılaşılan bürokratik formalitelerin kısaltılmasını ve kolaylaştırılmasını da sağlayacaktır. Ayrıca, bu şekilde devredilen bazı taşınmazlara, değişik şekillerde değerlendirilmesine yönelik olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle durumlarda, kamu hizmetine ayrılan yerlerde olduğu gibi devredilen taşınmazların bedelsiz olarak Hazineye iade edilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle maddede yer alan ibarelerin değiştirilmesi öngörülmektedir.
29.1.2004 tarihli ve 5084 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, bu Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendi kapsamındaki illerde en az on kişilik istihdam öngören yatırımcılara Hazineye ait arazi veya arsaların bedelsiz devrini öngörmektedir. Organize sanayi bölgelerinde bulunan parsellerin de bu kapsamda değerlendirilmesi, uygulamada bu alanların her türlü alt yapı, plan ve parselasyon çalışmalarını yürüten organize sanayi bölgelerinin arsa tahsislerinde yatırımcılar yönünden farklı muhataplar olması açısından yetki karmaşasına neden olmakta ve teşvik amacının tam olarak gerçekleştirilememesine yol açmaktadır. Bütün bu sakıncaların ortadan kaldırılarak yatırımcıların tek bir muhatapla karşılaşmalarını ve bürokratik formalitelerin azaltılmasını teminen (12) numaralı fıkra ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
Maddenin 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ibare değişikliği yapan fıkrası ile, Yeni Kuruşa tamamlama işlemlerinin birim fiyatlarda değil, işlem sonuçlarında ve ödeme aşamasında gerçekleştirilmesi ve ödeme kayıtlarının virgülden sonra en çok iki hane ile yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişiklikle, Türk Lirası değerlerin Yeni Türk Lirasına dönüşüm işlemlerinin ve Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında bir Yeni Kuruşun altındaki tutarları ödemeye olanak verecek madeni para bulunmaması nedeniyle, yarım Yeni Kuruş ve üzerindeki değerlerin bir üst Yeni Kuruşa tamamlanması, yarım Yeni Kuruşun altındaki değerlerin dikkate alınmaması yönünde düzenleme getirilmektedir. Bu düzenleme doğrultusunda, sayısal işlem yapan elektronik cihazların ve bilgisayar yazılımlarının yenilenmesi gibi bazı teknik güçlüklerin de önüne geçilmiş olunacaktır.
Mal ve hizmetlerin fiyatları bir Yeni Kuruşun altında olabileceği gibi, bir Yeni Kuruşun altındaki değer küsuratlı olarak da belirlenebilecektir. Vergiler, yabancı para alım satımı ve benzeri belli sabit sayılarla çarpım yapılarak elde edilen sonuç üzerinde tahakkuk, tahsil ve ödeme işlemlerinde, işlem sonuçları da bir Yeni Kuruşun altında veya değer küsuratı bir Yeni Kuruşun altında olabilecek şekilde sonuç verebilecektir.
Maddenin 14 numaralı fıkrasıyla 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Kanunun 4 ve 14 üncü maddelerinde yer alan muafiyet uygulamalarında geçerli olan kiraya verilmeme şartının Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde yapılan işletme hakkı devirlerini kapsamaması yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
Bu bentte yer alan "amortisman oranı normal amortisman oranının iki katıdır." ibaresi, 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle"amortisman oranı % 50'yi geçmemek üzere normal amortisman oranının iki katıdır."olarak değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Bankalar Kanununda Değişiklik Yapan 4672 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca özel finans kurumları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile diğer mevzuatın çeke ve teminat mektuplarına ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümlerinin uygulanması bakımından banka addolunmuştu.
Ancak günümüz koşullarında özel finans kurumları ile bankalar arasındaki farklılıklar bir hayli azalmış durumdadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlemeyle vergi kanunları uygulaması yönünden banka-özel finans kurumu ayrımından kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla, vergi kanunları uygulamasında özel finans kurumlarının banka olarak addolunması öngörülmektedir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranının üst sınırı belirlenmektedir.
Maddenin (2) numaralı fıkrası ile 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "Hazinece yapılan taşınmaz mal satışları hariç müzayede mahallerinde" ibaresi Hazinece yapılacak taşınmaz satışları ile ilgili istisnanın Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesine taşınmış olması sebebiyle bu bentte yer alan hüküm "Müzayede mahallerinde" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilgili Kanuna yapılan atıf düzeltilmekte, (b) bendinde yapılan düzenlemeyle ise, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, yıllara sari inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlarda beyan zamanı, gelir vergisi beyan zamanı ile uyumlu hale getirilmektedir.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle;
- Madde ile damga vergisine tâbi kağıtlar terimi, manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır.
- İstihkaktan kesinti suretiyle hesaplanan verginin ödeme süresi muhtasar beyanname ile beyan edilen vergilerin ödeme süresine paralel hale getirilmektedir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Diğerleri" ibaresi "Diğer vergi beyannameleri", olarak değiştirilerek, bentte sayılanların dışındaki beyannamelerden sadece vergi beyannamelerinin vergiye tâbi olması sağlanmaktadır.
- Ayrıca yapılan düzenleme ile Bakanlar Kuruluna, elektronik ortamda verilen belgeler için de, damga vergisi oranını her bir kâğıt için ibraz yeri itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirme hususunda yetki verilmiştir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle de birden fazla beyanname alınan hallerde, bunlardan sadece bir nüshasının vergiye tâbi tutulması şeklinde olan mevcut uygulamaya açıklık getirilmektedir.
Maddenin (5) numaralı fıkrası ile Harçlar Kanununda yapılan değişikliklerle;
- Sadece gazete muhabirleri için var olan ikamet tezkeresi harcı muafiyeti, bütün basın ve yayın muhabirlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
- Avcılık belgelerine ait yıllık olarak tahsil olunan harçlar yeniden belirlenmiştir. Böylece, kaçak avcılığın artacağı yönündeki endişe ve tereddütlerin önüne geçmek, avcılık faaliyetinin bilinçli ve kontrollü bir şekilde icra edilmesi ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmış olup, avcılık belgelerinden alınan harç tutarları makul bir seviyeye çekilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrası ile, Vergi Barışı Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, vergi barışı kapsamında yeniden yapılandırılan borçların taksitlerinin zamanında yapılmaması durumunda, borcun ödenmeyen kısmının % 10 fazlası ile ödeneceğine ilişkin hükümde yer alan oran, vergi barışı uygulamasının gelinen noktadaki başarısı ve faiz oranlarında yaşanan kalıcı düşüş nedeniyle % 5 olarak yeniden belirlenmektedir.
Maddenin (7) numaralı fıkrasıyla 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin (d) fıkrasında yer alan "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları," ibaresi "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları, fenni muayene yapma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler" olarak değiştirilmektedir.
Maddenin 8 inci fıkrasının (a) bendiyle yapılan değişiklikle Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında yer alan 2918 sayılı Kanunun 35. maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi kaldırılarak bu yetki Ulaştırma Bakanlığına verilmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 114 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, yetkili memurlarca düzenlenen trafik para cezası tutanakları doğrudan doğruya mal sandıklarına teslim edilmektedir.
Maddenin (8) numaralı fıkrasının (b) bendiyle yapılması önerilen değişiklikle trafik para cezası tahsilatlarının Maliye Bakanlığınca PTT vasıtasıyla yaptırılması halinde bu tutanakların mal sandığı yerine doğrudan PTT İdaresine teslimini temin etmek amacıyla söz konusu ibare değişikliği yapılmaktadır.
Fıkranın (c) bendiyle, araç tescil plakalarına göre yazılan trafik ceza tutanaklarının tebligat işlemlerinin posta yoluyla yapılmasına ve bu şekilde tebliğ edilemeyenlerin vergi dairesinin ilan tahtasına asılmak suretiyle tebliğine ilişkin özel bir tebligat usulü getirilmektedir.
Maddenin 9 uncu fıkrasıyla 4706 sayılı Kanunda yapılan ibare değişikliklerine ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır.
a) 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "plan kararlarına uyulmak kaydıyla" ibaresi uygulamaya ilişkin bir uymayı ifade etmekle birlikte, fıkranın sonunda yer alan bu yerlerin amacı dışında kullanılamayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacağına ilişkin ifade karşısında mükerrerlik oluşturmakta ve karışıklıklara yol açmaktadır. Plan kararlarına uyma, amaca uygun kullanma ile aynı sonucu doğurduğundan, karışıklıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, değiştirilmesi öngörülen ikinci ibare ile sınai amaçlı yatırımları teşvik ederek istihdam yaratılması amaçlanmışken, uygulamada, sınai yatırım dışında diğer yatırımların bulunmaması, yatırım tutarı ile istihdam sayısının yüksek olması nedeniyle müracaat olmamıştır. Kanun hükmü ile amaçlanan yatırım ve istihdam hedeflerine ulaşabilmek ve diğer yatırımların da önünü açmak bakımından böyle bir değişiklik öngörülmektedir.
b) Maddenin uygulamasında tek bir parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunmakta, madde metnindeki "alan" ifadesi birden fazla taşınmaz olması gerekeceği gibi yanlış yorumlara yol açabilmektedir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
c) Maddenin mevcut hali, imar planı yapılmış parsellere ilişkin olarak da yeniden plan yapılması gerektiği gibi yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve parsel bazında değerlendirme yapabilmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
d) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 9 uncu maddesinde tahmin edilen bedelin nasıl tespit edileceği belirtilmiştir. 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin altıncı fıkrasında, ekspertiz şirketlerine değer tespit ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına rağmen, bu bedelin doğrudan rayiç bedel olarak ve 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında tahmin edilen bedel olarak dikkate alınacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Emlak vergisine esas bedelin yüksek tespit edildiği taşınmazlarda bu bedelin, rayiç bedelin de üzerinde olması durumları ile karşılaşılmakta, ihale mevzuatına göre tahmin edilen bedelin emlak vergisine esas bedelin altında olamayacağına ilişkin hüküm karşısında bu taşınmazlar değerlendirilememekte ve gereksiz ilan masrafları ve mesai kaybı ile karşılaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması bakımından, olayı tamamen genelleştirmeden, yalnızca ekspertiz şirketleri ile Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanlarına yaptırılan rayiç bedel tespitlerinde; bir istisna hükmü olarak, emlak vergisine esas bedele bağlı kalınmaksızın, bu rayiç bedellerin tahmin edilen bedel olarak dikkate alınması ve böylece emlak vergisine esas bedeli yüksek tespit edilmiş Hazineye ait taşınmazların değerlendirilmesine yönelik olumsuzluklar ile gereksiz masrafların ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
e) 4706 sayılı Kanunun 7/B maddesi, konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere, Hazineye ait taşınmazların, bunlar arasında yapılacak ihale ile rayiç bedel üzerinden satışını düzenlemektedir.
Buradaki amaç, Hazineye ait imarlı, imarsız veya imar planında başka amaca ayrılmış taşınmazların konut amaçlı olarak satılabilmesine imkân tanımak olmasına rağmen, "imar planlarına uygun olarak konut yapılmak üzere ibaresi" imar planı yapılmamış veya imarda başka amaca ayrılmış taşınmazların bu madde kapsamında değerlendirilmesi konusunda tereddütlere neden olmaktadır. İmar planlarında konut amacına ayrılmış veya ayrılacak taşınmazlarda zaten plana uygun olarak konut yapılması gerektiği açıktır.
Burada imar planlarına uygun olmayan bir yapılaşmanın olması düşünülmemektedir ve bu esasen mümkün de değildir. Bu nedenle (9) numaralı fıkra ile, madde metninde yer alması gerekli olmayan ibarenin metinden çıkarılması tereddütlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Maddenin (10) numaralı fıkrasının (a) bendi ile, 16.2.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunla yapılan değişiklik paralelinde, bu maddenin değişiklikten önceki hükümlerine atıfta bulunan 8 inci maddesinde yer alan ibare madde metninden çıkarılmaktadır.
22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile değiştirilerek, Kanun kapsamında kalan arazinin uygulayıcı kuruluşça uygun görülmesi durumunda satılmak, sınırlı ayni hak tesis edilmek ve kiralanmak veya kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartı ile kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere, Hazinenin tasarrufuna bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu yetkinin kullanılmasında tereddütlerin giderilmesi bakımından tarım arazilerinin satışında da bu kapsamda açıklık getirmek bakımından (10) numaralı fıkranın (b) bendi ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
1164 sayılı Kanunun mevcut ek 4 üncü maddesi hükmü, Hazineye ait arsa ve arazilerin bedelsiz devrinin iki Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa buradaki amaç, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının önemli projeleri gerçekleştirmek üzere belirleyeceği arsa üretim alanlarının Başbakan onayı ile tespit edilmesi ve bu alanlar içinde bulunan Hazineye ait taşınmazların Maliye Bakanlığınca ilgili idarelere devredilmesidir. Bu durum aynı zamanda, belirlenen arsa üretim alanları içinde kalan tescilsiz alanların Hazine adına tescil edilmesinde karşılaşılan bürokratik formalitelerin kısaltılmasını ve kolaylaştırılmasını da sağlayacaktır. Ayrıca, bu şekilde devredilen bazı taşınmazlara, değişik şekillerde değerlendirilmesine yönelik olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle durumlarda, kamu hizmetine ayrılan yerlerde olduğu gibi devredilen taşınmazların bedelsiz olarak Hazineye iade edilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle maddede yer alan ibarelerin değiştirilmesi öngörülmektedir.
29.1.2004 tarihli ve 5084 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, bu Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendi kapsamındaki illerde en az on kişilik istihdam öngören yatırımcılara Hazineye ait arazi veya arsaların bedelsiz devrini öngörmektedir. Organize sanayi bölgelerinde bulunan parsellerin de bu kapsamda değerlendirilmesi, uygulamada bu alanların her türlü alt yapı, plan ve parselasyon çalışmalarını yürüten organize sanayi bölgelerinin arsa tahsislerinde yatırımcılar yönünden farklı muhataplar olması açısından yetki karmaşasına neden olmakta ve teşvik amacının tam olarak gerçekleştirilememesine yol açmaktadır. Bütün bu sakıncaların ortadan kaldırılarak yatırımcıların tek bir muhatapla karşılaşmalarını ve bürokratik formalitelerin azaltılmasını teminen (12) numaralı fıkra ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
Maddenin 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ibare değişikliği yapan fıkrası ile, Yeni Kuruşa tamamlama işlemlerinin birim fiyatlarda değil, işlem sonuçlarında ve ödeme aşamasında gerçekleştirilmesi ve ödeme kayıtlarının virgülden sonra en çok iki hane ile yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişiklikle, Türk Lirası değerlerin Yeni Türk Lirasına dönüşüm işlemlerinin ve Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında bir Yeni Kuruşun altındaki tutarları ödemeye olanak verecek madeni para bulunmaması nedeniyle, yarım Yeni Kuruş ve üzerindeki değerlerin bir üst Yeni Kuruşa tamamlanması, yarım Yeni Kuruşun altındaki değerlerin dikkate alınmaması yönünde düzenleme getirilmektedir. Bu düzenleme doğrultusunda, sayısal işlem yapan elektronik cihazların ve bilgisayar yazılımlarının yenilenmesi gibi bazı teknik güçlüklerin de önüne geçilmiş olunacaktır.
Mal ve hizmetlerin fiyatları bir Yeni Kuruşun altında olabileceği gibi, bir Yeni Kuruşun altındaki değer küsuratlı olarak da belirlenebilecektir. Vergiler, yabancı para alım satımı ve benzeri belli sabit sayılarla çarpım yapılarak elde edilen sonuç üzerinde tahakkuk, tahsil ve ödeme işlemlerinde, işlem sonuçları da bir Yeni Kuruşun altında veya değer küsuratı bir Yeni Kuruşun altında olabilecek şekilde sonuç verebilecektir.
Maddenin 14 numaralı fıkrasıyla 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Kanunun 4 ve 14 üncü maddelerinde yer alan muafiyet uygulamalarında geçerli olan kiraya verilmeme şartının Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde yapılan işletme hakkı devirlerini kapsamaması yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
Bu maddede yer alan” Dileyen mükellefler, 2004 yılının (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2004 yılında biten hesap döneminden sonra başlayan) ilk geçici vergi döneminde beyan edecekleri geçici vergi matrahının tespitinde;” ibaresi, 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle”31.12.2003 tarihi (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2004 yılında biten hesap döneminin sonu) itibarıyla aktif toplamı 7,5 trilyon Türk Lirasını veya hesap dönemine ait ciroları toplamı 15 trilyon Türk Lirasını aşmayan mükelleflerden dileyenler, 2004 yılı (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2004 yılında biten hesap döneminden sonra başlayan hesap dönemine ilişkin) geçici vergi dönemlerinde beyan edecekleri geçici vergi matrahının tespitinde;”olarak değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- Bankalar Kanununda Değişiklik Yapan 4672 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca özel finans kurumları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile diğer mevzuatın çeke ve teminat mektuplarına ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümlerinin uygulanması bakımından banka addolunmuştu.
Ancak günümüz koşullarında özel finans kurumları ile bankalar arasındaki farklılıklar bir hayli azalmış durumdadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde düzenlemeyle vergi kanunları uygulaması yönünden banka-özel finans kurumu ayrımından kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla, vergi kanunları uygulamasında özel finans kurumlarının banka olarak addolunması öngörülmektedir.
Maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranının üst sınırı belirlenmektedir.
Maddenin (2) numaralı fıkrası ile 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 3 numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan "Hazinece yapılan taşınmaz mal satışları hariç müzayede mahallerinde" ibaresi Hazinece yapılacak taşınmaz satışları ile ilgili istisnanın Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesine taşınmış olması sebebiyle bu bentte yer alan hüküm "Müzayede mahallerinde" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilgili Kanuna yapılan atıf düzeltilmekte, (b) bendinde yapılan düzenlemeyle ise, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, yıllara sari inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlarda beyan zamanı, gelir vergisi beyan zamanı ile uyumlu hale getirilmektedir.
Maddenin (4) numaralı fıkrası ile Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle;
- Madde ile damga vergisine tâbi kağıtlar terimi, manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri de kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmıştır.
- İstihkaktan kesinti suretiyle hesaplanan verginin ödeme süresi muhtasar beyanname ile beyan edilen vergilerin ödeme süresine paralel hale getirilmektedir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "Diğerleri" ibaresi "Diğer vergi beyannameleri", olarak değiştirilerek, bentte sayılanların dışındaki beyannamelerden sadece vergi beyannamelerinin vergiye tâbi olması sağlanmaktadır.
- Ayrıca yapılan düzenleme ile Bakanlar Kuruluna, elektronik ortamda verilen belgeler için de, damga vergisi oranını her bir kâğıt için ibraz yeri itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirme hususunda yetki verilmiştir.
- Kanuna ekli (1) sayılı tablosunun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle de birden fazla beyanname alınan hallerde, bunlardan sadece bir nüshasının vergiye tâbi tutulması şeklinde olan mevcut uygulamaya açıklık getirilmektedir.
Maddenin (5) numaralı fıkrası ile Harçlar Kanununda yapılan değişikliklerle;
- Sadece gazete muhabirleri için var olan ikamet tezkeresi harcı muafiyeti, bütün basın ve yayın muhabirlerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.
- Avcılık belgelerine ait yıllık olarak tahsil olunan harçlar yeniden belirlenmiştir. Böylece, kaçak avcılığın artacağı yönündeki endişe ve tereddütlerin önüne geçmek, avcılık faaliyetinin bilinçli ve kontrollü bir şekilde icra edilmesi ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amaçlanmış olup, avcılık belgelerinden alınan harç tutarları makul bir seviyeye çekilmektedir.
Maddenin (6) numaralı fıkrası ile, Vergi Barışı Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, vergi barışı kapsamında yeniden yapılandırılan borçların taksitlerinin zamanında yapılmaması durumunda, borcun ödenmeyen kısmının % 10 fazlası ile ödeneceğine ilişkin hükümde yer alan oran, vergi barışı uygulamasının gelinen noktadaki başarısı ve faiz oranlarında yaşanan kalıcı düşüş nedeniyle % 5 olarak yeniden belirlenmektedir.
Maddenin (7) numaralı fıkrasıyla 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin (d) fıkrasında yer alan "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları," ibaresi "Taşıtlarla ilgili fenni muayene komisyonları, fenni muayene yapma yetkisi verilen gerçek ve tüzel kişiler" olarak değiştirilmektedir.
Maddenin 8 inci fıkrasının (a) bendiyle yapılan değişiklikle Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında yer alan 2918 sayılı Kanunun 35. maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi kaldırılarak bu yetki Ulaştırma Bakanlığına verilmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 114 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, yetkili memurlarca düzenlenen trafik para cezası tutanakları doğrudan doğruya mal sandıklarına teslim edilmektedir.
Maddenin (8) numaralı fıkrasının (b) bendiyle yapılması önerilen değişiklikle trafik para cezası tahsilatlarının Maliye Bakanlığınca PTT vasıtasıyla yaptırılması halinde bu tutanakların mal sandığı yerine doğrudan PTT İdaresine teslimini temin etmek amacıyla söz konusu ibare değişikliği yapılmaktadır.
Fıkranın (c) bendiyle, araç tescil plakalarına göre yazılan trafik ceza tutanaklarının tebligat işlemlerinin posta yoluyla yapılmasına ve bu şekilde tebliğ edilemeyenlerin vergi dairesinin ilan tahtasına asılmak suretiyle tebliğine ilişkin özel bir tebligat usulü getirilmektedir.
Maddenin 9 uncu fıkrasıyla 4706 sayılı Kanunda yapılan ibare değişikliklerine ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır.
a) 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "plan kararlarına uyulmak kaydıyla" ibaresi uygulamaya ilişkin bir uymayı ifade etmekle birlikte, fıkranın sonunda yer alan bu yerlerin amacı dışında kullanılamayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacağına ilişkin ifade karşısında mükerrerlik oluşturmakta ve karışıklıklara yol açmaktadır. Plan kararlarına uyma, amaca uygun kullanma ile aynı sonucu doğurduğundan, karışıklıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, değiştirilmesi öngörülen ikinci ibare ile sınai amaçlı yatırımları teşvik ederek istihdam yaratılması amaçlanmışken, uygulamada, sınai yatırım dışında diğer yatırımların bulunmaması, yatırım tutarı ile istihdam sayısının yüksek olması nedeniyle müracaat olmamıştır. Kanun hükmü ile amaçlanan yatırım ve istihdam hedeflerine ulaşabilmek ve diğer yatırımların da önünü açmak bakımından böyle bir değişiklik öngörülmektedir.
b) Maddenin uygulamasında tek bir parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunmakta, madde metnindeki "alan" ifadesi birden fazla taşınmaz olması gerekeceği gibi yanlış yorumlara yol açabilmektedir. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
c) Maddenin mevcut hali, imar planı yapılmış parsellere ilişkin olarak da yeniden plan yapılması gerektiği gibi yanlış anlaşılmalara neden olabilmektedir. Bu yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak ve parsel bazında değerlendirme yapabilmek amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
d) 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 9 uncu maddesinde tahmin edilen bedelin nasıl tespit edileceği belirtilmiştir. 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin altıncı fıkrasında, ekspertiz şirketlerine değer tespit ettirileceğine ilişkin hüküm bulunmasına rağmen, bu bedelin doğrudan rayiç bedel olarak ve 2886 sayılı Kanun hükümleri dışında tahmin edilen bedel olarak dikkate alınacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Emlak vergisine esas bedelin yüksek tespit edildiği taşınmazlarda bu bedelin, rayiç bedelin de üzerinde olması durumları ile karşılaşılmakta, ihale mevzuatına göre tahmin edilen bedelin emlak vergisine esas bedelin altında olamayacağına ilişkin hüküm karşısında bu taşınmazlar değerlendirilememekte ve gereksiz ilan masrafları ve mesai kaybı ile karşılaşılmaktadır. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması bakımından, olayı tamamen genelleştirmeden, yalnızca ekspertiz şirketleri ile Maliye Bakanlığı merkez denetim elemanlarına yaptırılan rayiç bedel tespitlerinde; bir istisna hükmü olarak, emlak vergisine esas bedele bağlı kalınmaksızın, bu rayiç bedellerin tahmin edilen bedel olarak dikkate alınması ve böylece emlak vergisine esas bedeli yüksek tespit edilmiş Hazineye ait taşınmazların değerlendirilmesine yönelik olumsuzluklar ile gereksiz masrafların ortadan kaldırılması amacıyla böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
e) 4706 sayılı Kanunun 7/B maddesi, konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere, Hazineye ait taşınmazların, bunlar arasında yapılacak ihale ile rayiç bedel üzerinden satışını düzenlemektedir.
Buradaki amaç, Hazineye ait imarlı, imarsız veya imar planında başka amaca ayrılmış taşınmazların konut amaçlı olarak satılabilmesine imkân tanımak olmasına rağmen, "imar planlarına uygun olarak konut yapılmak üzere ibaresi" imar planı yapılmamış veya imarda başka amaca ayrılmış taşınmazların bu madde kapsamında değerlendirilmesi konusunda tereddütlere neden olmaktadır. İmar planlarında konut amacına ayrılmış veya ayrılacak taşınmazlarda zaten plana uygun olarak konut yapılması gerektiği açıktır.
Burada imar planlarına uygun olmayan bir yapılaşmanın olması düşünülmemektedir ve bu esasen mümkün de değildir. Bu nedenle (9) numaralı fıkra ile, madde metninde yer alması gerekli olmayan ibarenin metinden çıkarılması tereddütlerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
Maddenin (10) numaralı fıkrasının (a) bendi ile, 16.2.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinde 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunla yapılan değişiklik paralelinde, bu maddenin değişiklikten önceki hükümlerine atıfta bulunan 8 inci maddesinde yer alan ibare madde metninden çıkarılmaktadır.
22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile değiştirilerek, Kanun kapsamında kalan arazinin uygulayıcı kuruluşça uygun görülmesi durumunda satılmak, sınırlı ayni hak tesis edilmek ve kiralanmak veya kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartı ile kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere, Hazinenin tasarrufuna bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Bu yetkinin kullanılmasında tereddütlerin giderilmesi bakımından tarım arazilerinin satışında da bu kapsamda açıklık getirmek bakımından (10) numaralı fıkranın (b) bendi ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
1164 sayılı Kanunun mevcut ek 4 üncü maddesi hükmü, Hazineye ait arsa ve arazilerin bedelsiz devrinin iki Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Oysa buradaki amaç, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının önemli projeleri gerçekleştirmek üzere belirleyeceği arsa üretim alanlarının Başbakan onayı ile tespit edilmesi ve bu alanlar içinde bulunan Hazineye ait taşınmazların Maliye Bakanlığınca ilgili idarelere devredilmesidir. Bu durum aynı zamanda, belirlenen arsa üretim alanları içinde kalan tescilsiz alanların Hazine adına tescil edilmesinde karşılaşılan bürokratik formalitelerin kısaltılmasını ve kolaylaştırılmasını da sağlayacaktır. Ayrıca, bu şekilde devredilen bazı taşınmazlara, değişik şekillerde değerlendirilmesine yönelik olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Böyle durumlarda, kamu hizmetine ayrılan yerlerde olduğu gibi devredilen taşınmazların bedelsiz olarak Hazineye iade edilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle maddede yer alan ibarelerin değiştirilmesi öngörülmektedir.
29.1.2004 tarihli ve 5084 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, bu Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendi kapsamındaki illerde en az on kişilik istihdam öngören yatırımcılara Hazineye ait arazi veya arsaların bedelsiz devrini öngörmektedir. Organize sanayi bölgelerinde bulunan parsellerin de bu kapsamda değerlendirilmesi, uygulamada bu alanların her türlü alt yapı, plan ve parselasyon çalışmalarını yürüten organize sanayi bölgelerinin arsa tahsislerinde yatırımcılar yönünden farklı muhataplar olması açısından yetki karmaşasına neden olmakta ve teşvik amacının tam olarak gerçekleştirilememesine yol açmaktadır. Bütün bu sakıncaların ortadan kaldırılarak yatırımcıların tek bir muhatapla karşılaşmalarını ve bürokratik formalitelerin azaltılmasını teminen (12) numaralı fıkra ile böyle bir düzenlemeye gidilmektedir.
Maddenin 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde ibare değişikliği yapan fıkrası ile, Yeni Kuruşa tamamlama işlemlerinin birim fiyatlarda değil, işlem sonuçlarında ve ödeme aşamasında gerçekleştirilmesi ve ödeme kayıtlarının virgülden sonra en çok iki hane ile yapılması amaçlanmaktadır. Bu değişiklikle, Türk Lirası değerlerin Yeni Türk Lirasına dönüşüm işlemlerinin ve Yeni Türk Lirası cinsinden yapılan işlemlerin sonuçlarında ve ödeme aşamalarında bir Yeni Kuruşun altındaki tutarları ödemeye olanak verecek madeni para bulunmaması nedeniyle, yarım Yeni Kuruş ve üzerindeki değerlerin bir üst Yeni Kuruşa tamamlanması, yarım Yeni Kuruşun altındaki değerlerin dikkate alınmaması yönünde düzenleme getirilmektedir. Bu düzenleme doğrultusunda, sayısal işlem yapan elektronik cihazların ve bilgisayar yazılımlarının yenilenmesi gibi bazı teknik güçlüklerin de önüne geçilmiş olunacaktır.
Mal ve hizmetlerin fiyatları bir Yeni Kuruşun altında olabileceği gibi, bir Yeni Kuruşun altındaki değer küsuratlı olarak da belirlenebilecektir. Vergiler, yabancı para alım satımı ve benzeri belli sabit sayılarla çarpım yapılarak elde edilen sonuç üzerinde tahakkuk, tahsil ve ödeme işlemlerinde, işlem sonuçları da bir Yeni Kuruşun altında veya değer küsuratı bir Yeni Kuruşun altında olabilecek şekilde sonuç verebilecektir.
Maddenin 14 numaralı fıkrasıyla 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle Kanunun 4 ve 14 üncü maddelerinde yer alan muafiyet uygulamalarında geçerli olan kiraya verilmeme şartının Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde yapılan işletme hakkı devirlerini kapsamaması yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
-
25 Aralık 2003
-
Bu Bölüm Başlığı "Vergi Hatalarını Düzeltme" iken, 25/12/2003 tarihli ve 5035 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
Bu bentte yer alan "on gün" ibaresi, 25/12/2003 tarihli ve 5035 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle "yedi gün" olarak değiştirilmiştir.
-
17 Aralık 2003
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile Vergi Usul Kanununun 274 üncü maddesi değiştirilmektedir. Yapılan düzenleme ile maddenin eski şeklinde yer alan ve enflasyonun etkilerini önleyebilmek açısından getirilmiş olan stok değerlemesindeki son giren ilk çıkar yöntemi, enflasyon düzeltmesi ile ilgili hükümlerin yürürlüğe girmesiyle işlevini kaybedeceğinden kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, enflasyon düzeltmesine ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesi ile birlikte Vergi Usul Kanununda, Gelir Vergisi Kanununda ve Kurumlar Vergisi Kanununda uygulama alanı kalmayan maddeler yürürlükten kaldırılmaktadır.
Buna göre;
a) Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesinin son fıkrası ve 319 uncu maddesi;
b) Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 41 inci maddesinin (8) numaralı bendi ve 57 nci maddesinin son fıkrası;
c) Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin (13) numaralı bendi;
Yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Bu düzenleme ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmektedir. Madde yeni hali ile iki fıkradan oluşmaktadır. (A) fıkrasında yeni ihdas edilen enflasyon düzeltmesi hükümleri, (B) fıkrasında ise yeniden değerleme oranına ilişkin düzenleme yer almaktadır.
(A) fıkrası (8) bentten oluşmaktadır.
Mükellefler malî tablolarında yer alan parasal olmayan kıymetlerini bu fıkra hükümlerine göre enflasyon düzeltmesine tâbi tutacaklardır. Parasal olmayan kıymetlerin üzerindeki enflasyonist etkinin ortadan kaldırılması ve değerlerinin günün değerine getirilmesi için yapılan enflasyon düzeltmesi, paranın satın alma gücündeki değişmelere paralel olarak nominal değerleri değişen fakat satın alma güçleri aynı kalan parasal olmayan kıymetler için yapılmaktadır.
Bu fıkranın (1) numaralı bendinde enflasyon düzeltmesi uygulamasının kapsamı ile enflasyon düzeltme hükümlerinin başlayacağı ve biteceği dönemlere ilişkin esaslar yer almaktadır.
Dünyada genel kabul görmüş standartlarda enflasyon düzeltmesi, bilanço esasına göre defter tutan işletmelere yönelik olarak uygulanmaktadır. Bu itibarla gelir üzerinden elde edilen vergilerin mükellefleri olan gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükelleflerinden bilanço esasına göre defter tutan mükellefler gerekli şartların oluşması halinde enflasyon düzeltmesi yapabileceklerdir.
Enflasyon düzeltmesi uygulamasında, dönemler arasında dalgalanmaları en aza indirmek amacıyla enflasyon düzeltmesine başlama ve bitirme kriteri olarak iki kriterin bir arada aranması koşulu uygun görülmüştür. Buna göre, enflasyon düzeltmesi yapılmaya başlanması için son üç hesap döneminde fiyat endeksinde meydana gelen kümülatif artışın % 100'ü aşması ve içinde bulunulan hesap dönemindeki fiyat endeksi artışının % 10'dan fazla olması koşulu birlikte aranacaktır. Örneğin, 31.12.2004 tarihinde enflasyon düzeltmesi yapılabilmesi için 1.1.2002-31.12.2004 tarihleri arasındaki Devlet İstatistik Enstitüsü Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen artış oranının % 100'ü ve 1.1.2004-31.12.2004 tarihleri arasındaki Devlet İstatistik Enstitüsü Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen artış oranının % 10'u aşmış olması gerekecektir. Özel hesap dönemine tâbi mükelleflerde bu oranlar özel hesap dönemi itibariyle belirlenecektir.
Yeni işe başlayan mükelleflerin enflasyon düzeltmesine tâbi olup olmayacakları da genel esaslara göre belirlenecektir.
Buna göre, bu mükelleflerde enflasyon düzeltme hükümlerinin uygulanmasında işe başlanılan tarihin bir önemi bulunmamaktadır. Son üç ve son bir hesap dönemi, bu mükelleflerin işe başladıkları tarihten önceki dönemler olsa dahi % 100 ve % 10 oranının hesabında dikkate alınacaktır.
Yukarıda sayılan iki kriterin birlikte gerçekleştiği durumlarda enflasyon düzeltmesi uygulaması devam edecek, bu iki şartın aynı anda gerçekleşmemesi halinde enflasyon düzeltmesi uygulaması sona erecektir. Bu kriterlerden birinin gerçekleşmemesi halinde uygulamaya son verilmeyecek enflasyon düzeltmesine devam edilecektir. Buna göre, son üç hesap döneminde fiyat endeksi artışının % 100'ü aşmasına rağmen, içinde bulunulan hesap dönemindeki artışın % 10'u aşmaması enflasyon düzeltmesi uygulamasını sona erdirmez. Aynı şekilde, içinde bulunulan hesap dönemindeki fiyat endeksi artışının % 10'u aşmasına rağmen, son üç hesap döneminde fiyat endeksi artışının % 100'ü aşmaması enflasyon düzeltmesi uygulamasını sona erdirmez.
Geçici vergi dönemlerinde de mükellefler malî tablo çıkararak enflasyon düzeltmesi yapmak zorundadırlar. Ancak geçici vergi dönemlerinde yukarıdaki şartların hesabında son üç hesap dönemi yerine son otuzaltı ay ve içinde bulunulan hesap dönemi yerine son oniki ay dikkate alınacaktır. Buna göre örneğin, 31.3.2004 tarihinde enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmayacağının tespitinde, 1.4.2001-31.3.2004 dönemindeki fiyat artışının % 100'ü ve 1.4.2003-31.3.2004 dönemindeki fiyat artışının ise % 10'u aşması şartı birlikte aranacaktır. Bir hesap dönemi içindeki herhangi bir hesap döneminde enflasyon düzeltmesi yapılması halinde, söz konusu hesap dönemi içindeki takip eden geçici vergi dönemlerinde de enflasyon düzeltmesi yapılacaktır. Bu geçici vergi dönemlerini içinde bulunduran hesap dönemi sonunda da enflasyon düzeltmesi yapılacağı açıktır.
29 Seri Numaralı Uluslararası Muhasebe Standardına göre, son üç yılın kümülatif enflasyon oranının % 100'e yakın ya da bu oranın üstünde oluşması durumunda yüksek enflasyon dönemi başlamaktadır. Bu objektif kriterin yanı sıra aşağıda yer alan subjektif kriterlerin var olması durumunda da yüksek enflasyon döneminin başladığı kabul edilmektedir.
a) Nüfusun çoğunluğunun, servetini parasal olmayan varlık edinerek veya yabancı para birimli yatırım araçlarına yatırım yaparak değerlemesi, elde nakit bulundurmayarak satın alma gücünün korunabilmesi için eldeki nakdi, süratle parasal olmayan yatırımlara yöneltmesi,
b) Nüfusun çoğunluğunun parayla ilgili işlemleri, istikrarlı gördüğü yabancı para birimleri ile yapması ve fiyatların yabancı para birimine göre belirlenmesi,
c) Vadeli yapılan satış ve satın almalarda; vade süresi kısa olsa bile vade süresi içinde paranın satın alma gücünde beklenen kayıpların dikkate alınarak fiyatların vade farkı konarak saptanması,
d) Fiyatların, ücretlerin ve faiz oranlarının fiyat endeksine bağlanmış olması,
e) Yüksek enflasyon olduğunun belirtisi olan diğer göstergelerin varlığı.
Bununla beraber vergi kanunlarında enflasyon düzeltmesine başlanması ile ilgili her mükellef durumuna uygun kriterler konulamaması nedeniyle Bakanlar Kurulunun yetkilendirilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede Bakanlar Kuruluna, belirlenmiş olan % 100 oranını % 35'e kadar indirme veya tekrar kanunî seviyesine kadar yükseltme, % 10 oranını ise % 25'e kadar çıkarma veya tekrar kanunî seviyesine kadar indirme konularında yetki verilmektedir.
(2) numaralı bentte, enflasyon düzeltmesi işlemiyle ilgili kavramlar, bu maddede kullanıldıkları anlamları itibariyle tanımlanmaktadır.
Parasal kıymetlerle parasal olmayan kıymetler bu bentte tanımlanmış, bu tanıma paralel olarak hangi hesapların parasal, hangilerinin parasal olmayan kıymet olduğunu belirleme konusunda (8) numaralı bent ile Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.
Ortalama düzeltme katsayısına ilişkin tanımda yer alan "bir önceki dönemin sonundaki fiyat endeksi" ifadesindeki bir önceki dönemden enflasyon düzeltmesi ister yıllık olarak isterse geçici vergi dönemlerine ilişkin düzeltme yapılsın bir önceki geçici vergi döneminin sonu anlaşılmalıdır.
Bu bentteki tanımlar arasında fiyat endeksinin TEFE olduğu belirtilmiş bulunmaktadır.
Reel olmayan finansman maliyetine ilişkin tanımda, "yabancı para üzerinden borçlanmalarda düzeltme tarihindeki Türk Lirası karşılıklarına" ibaresine yer verilmek suretiyle kur farkları da kapsama dahil edilmiştir.
Taşıma katsayısına ilişkin tanımda yer alan, "bir önceki dönemin sonundaki fiyat endeksi" ifadesindeki bir önceki dönemden kasıt eğer enflasyon düzeltmesi yıllık olarak yapılıyorsa bir önceki yılın; geçici vergi dönemlerine ilişkin düzeltme yapılıyor ise bir önceki geçici vergi döneminin sonu anlaşılmalıdır.
Enflasyon düzeltmesine ilişkin olarak genel gerekçede de belirtildiği üzere; enflasyon düzeltmesinden amaç mükelleflerin reel kazançları üzerinden vergilenmesinin sağlanmasıdır. Bu amacın sağlanması da öncelikle mükelleflerin malî tablolarının enflasyon düzeltmesine tâbi tutulmasına bağlıdır. Bu nedenle düzeltme işleminde esas alınacak tarih önem arz etmektedir.
(3) numaralı bent ile enflasyon düzeltmesine tâbi tutulacak parasal olmayan kalemlerin düzeltilmesinde esas alınacak tarihler belirlenmektedir.
Prensip olarak düzeltme işleminin bu tarihlere bağlı kalınarak yapılması gerekmektedir. Ancak toplulaştırılmış yöntemlerde bu tarihlere bağlı kalınmadan da düzeltme yapılabilmektedir.
Bu bentte yer almayan kalemlerin hangi tarihler esas alınarak düzeltileceğini belirleme konusunda (8) numaralı bentte Maliye Bakanlığına yetki verilmiş bulunmaktadır.
Enflasyon düzeltmesi yapılırken enflasyon düzeltmesine esas alınacak tarihler kadar, bu düzeltmeye esas teşkil edecek tutarların da tespit edilmesine gerek vardır. (4) numaralı bent ile düzeltme işleminde esas alınacak tutarların Kanunda yer alan değerleme hükümlerine göre tespit edilen tutarlar olduğu hükme bağlanmaktadır.
Ayrıca, mükelleflerin reel kazançları üzerinden vergilendirilmelerini sağlamak amacıyla satılan malların, stokların ve maddî duran varlıkların maliyet bedeli ile malî duran varlıkların alış bedeline intikal ettirilen reel olmayan finansman maliyetleri düşüldükten sonra enflasyon düzeltmesine tâbi tutulacağı; toplulaştırılmış yöntemlerde ise düzeltmeye tâbi tutulan kıymetlerdeki reel olmayan finansman maliyetlerinin düşülmesinin ihtiyarî olduğu hükmü öngörülmektedir.
Mükellefler finansman giderlerinin reel olan ve olmayan kısımlarını prensip olarak belgeler üzerinden ve gerçek tutarları ile hesaplayacaklardır.
Ancak mükelleflerin reel olmayan finansman maliyetlerini rahatça hesaplayabilmeleri için bir götürü yöntem öngörülmektedir. Buna göre, mükellefler reel olmayan finansman maliyetlerini, toplam finansman maliyetlerine Maliye Bakanlığınca belirlenecek oranı uygulayarak da hesaplayabileceklerdir. Bu oran, ilgili döneme ait TEFE artış oranının dönem ortalama ticarî kredi faiz oranına bölünmesi suretiyle Maliye Bakanlığınca hesaplanarak duyurulacaktır. Dönem ortalama ticarî kredi faiz oranının belirlenmesinde Maliye Bakanlığına (8) numaralı bent ile yetki verilmektedir. Buna göre, Maliye Bakanlığı, söz konusu faiz oranının mükelleflerin zamanında düzeltme işlemlerini yapmasına imkân sağlamak üzere gecikmeye meydan vermeden belirlenmesi için gerekli tedbirleri alacaktır. Bu yetki kullanılırken bütün bankaların uyguladığı kredi faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekmeyecektir.
Bu bentte vade farklarına ilişkin düzenleme de yer almaktadır. Buna göre, belge üzerinde ayrıca gösterilen vade farklarının reel olan ve olmayan kısımları ayrıştırılacaktır. Vade farklarının, satılan malların, stokların ve maddî duran varlıkların maliyet bedeli ile malî duran varlıkların alış bedeline intikal ettirilen reel olmayan kısımları bu kıymetlere ilişkin enflasyon düzeltmesi sırasında düşülecektir. 3 aydan fazla vadeli işlemlerde, vade farkı belge üzerinde ayrıca gösterilmese dahi vade farklarının hesaplanması ve yukarıdaki şekilde işleme tâbi tutulması gerekmektedir. 3 aydan az vadeli işlemlerde bu şekilde vade farkı hesaplamaya gerek bulunmamaktadır. Vade farkı, alacak ve borç senetlerinin reeskont işlemine tâbi tutulmasında esas alınan Merkez Bankasınca uygulanan faiz oranı kullanılarak hesaplanacaktır.
(5) numaralı bent ile mükelleflerin prensip olarak işlemlerini işlem tarihini esas alarak işlem bazında düzeltmeleri ancak Maliye Bakanlığının uygun görmesi halinde toplulaştırılmış yöntemleri de uygulayabilecekleri öngörülmüştür. Toplulaştırılmış yöntemlerden birini seçenler üç hesap dönemi seçtikleri yöntemlerden dönemeyecektir.
Enflasyon düzeltmesi sonucu ortaya çıkan farklar enflasyon düzeltme hesabına ve düzeltmesi yapılan hesaba ait enflasyon fark hesabına kaydedilecektir. Mükellefler tüm hesaplarını enflasyon düzeltmesi yapılmış tutarlar üzerinden takip edeceklerdir. Hesapların defterlerde yer alan kapanış değerleri, bu hesapların enflasyon düzeltmesi sonucu bulunan tutarlar üzerinden olacak ve bu tutarlar izleyen dönemin başlangıç değerlerini oluşturacaktır.
Yıllara sari inşaat ve onarma işlerinde, bu işlere ait giderler ile hakedişlere ilişkin fark hesapları cari dönemin kâr zararı ile ilişkilendirilmeyecek, işin bitimine kadar yıllara sari inşaat enflasyon düzeltme hesabında bekletilecektir. Bu şekilde iş bitiminden önce söz konusu farklar nedeniyle vergileme önlenmiş olacaktır.
Enflasyon döneminin sona ermesi halinde, izleyen dönemde mükellefler geçmiş nominal değerlere geri dönmeyecekler, enflasyon düzeltmesi yapılmış en son dönemdeki paranın cari satın alma gücüyle ifade edilmiş değerlerini esas alacaklardır.
Bu bentte yapılan düzenleme ile pasif kalemlere ait fark hesaplarının herhangi bir hesaba nakledilemeyeceği veya işletmeden çekilemeyeceği, şayet bu işlemler yapılırsa bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazançlarıyla ilişkilendirilmeksizin vergilendirileceği; ayrıca öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesaplarının kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebileceği ve bu işlemlerin kâr dağıtımı sayılmayacağı öngörülmektedir. Bu düzenleme ile enflasyon düzeltmesiyle gerçekleştirilmek istenen amaçlardan birisi olan işletmelerin öz sermayeleri ile çalışmaya teşvik edilmesi ve sermaye birikiminin sağlanarak uzun vadede istihdamın artırılması hedeflenmektedir.
Enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan değerlerin elden çıkarılması halinde, gerek kurumlar vergisi gerek gelir vergisi mükellefleri enflasyon düzeltme farklarını maliyet addedeceklerdir.
Matrahın tespitinde kanunen kabul edilmeyen giderler, istisnalar ve geçmiş yıl malî zararları enflasyon düzeltmesine tâbi tutulmuş tutarlarının dikkate alınması gerekeceği hususu da bu bentteki yapılan düzenlemelerden bir diğeridir.
Enflasyon düzeltmesi ile birlikte amortismana tâbi varlıklar da alış tarihinden itibaren düzeltmenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için düzeltme işlemine tâbi tutulur. Bu varlıklar üzerinden ayrılan amortismanlar, itfa payları ve tükenme payları bu varlıkların düzeltilmiş değerleri üzerinden ayrılacaktır.
(6) numaralı bent ile kazançlarını işletme hesabı esasına göre tespit eden mükellefler ile serbest meslek erbabına da amortismana tâbi iktisadî kıymetleri için düzeltilmiş değerler üzerinden amortisman ayırma olanağı tanınmaktadır. Ancak enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan amortismana tâbi iktisadî kıymetlerin elden çıkarılması halinde bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farklarının maliyet olarak kabul edilmeyeceği öngörülmektedir.
(7) numaralı bentte yer alan hükme göre, enflasyon düzeltmesi uygulanmayan bir hesap döneminden sonra enflasyon düzeltme şartlarının yeniden oluşması halinde; enflasyon düzeltmesi yapılan en son dönemden başlamak üzere enflasyon düzeltmesi yapılır. Bu şekilde tespit edilecek geçmiş yıl kârı vergiye tâbi tutulmayacak, zarar ise zarar olarak kabul edilmeyecek ve geçmiş yıl malî zararı matrahın tespitinde mukayyet değerleri ile kabul edilecektir.
Birikmiş amortismanlar, ait oldukları kıymetin bilanço tarihindeki değerinde düzeltme sonrasında ortaya çıkan artış oranı dikkate alınarak düzeltilir.
Bu işlemlerden doğan pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tâbi tutulacaktır. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon fark hesapları kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilecek ve bu işlem kâr dağıtımı sayılmayacaktır.
(8) numaralı bent ile Maliye Bakanlığına enflasyon düzeltmesinin uygulaması ile ilgili çeşitli yetkiler verilmektedir.
Buna göre Maliye Bakanlığı;
a) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla, enflasyon düzeltmesinde toplulaştırılmış yöntemler kullanılmasına izin vermeye, toplulaştırılmış yöntem uygulanabilecek kalemleri belirlemeye,
b) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla, hangi tür malî tabloların; enflasyon düzeltmesine tâbi tutulup tutulmayacağını ve geçici vergi dönemlerinde düzeltilip düzeltilmeyeceğini belirlemeye,
c) (3) numaralı bentte düzeltmede esas alınacak tarih belirlenmemiş kıymetler için düzeltmeye esas alınacak tarihi belirlemeye,
d) Ortalama ticarî kredi faiz oranının tespitine ilişkin usul ve esasları tespit etmeye,
e) Bölgeler, sektörler, iş grupları, iş nevileri veya parasal olmayan kıymetler itibarıyla döviz, altın ve benzeri değerleri esas alarak düzeltme yaptırmaya ve günlük olarak belirlenen endeks veya değerleri kullandırmaya,
f) Parasal ve parasal olmayan kıymetleri belirlemeye,
g) Net parasal pozisyon kâr/zarar hesabı yaptırmaya,
h) Enflasyon düzeltmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye, yetkilidir.
(B) fıkrası ile enflasyon düzeltmesi işleminin uygulanması halinde, yalnızca amortismana tâbi iktisadî kıymetlerin ve bu kıymetler üzerinden ayrılan amortismanlar toplamının enflasyona karşı korunması için bir gereklilik kalmayacağından, mükerrer 298 inci maddede yer alan yeniden değerleme uygulaması kaldırılmakta; ancak diğer kanunlarda yeniden değerleme oranına atıf yapıldığından yeniden tanımlanmak suretiyle düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Enflasyon düzeltmesinin getirilmesiyle birlikte iktisadî kıymetlerin maliyet bedeli korunmaktadır.
Amortisman müessesesi, kullanıma bağlı aşınma ve yıpranmanın malî sonuçlara yansıtılması amacıyla uygulanır ilkesine istinaden, 213 sayılı Kanunda yer alan iktisadî kıymetin en az 5 yılda itfa edilmesi hükmü yerine, yıpranma payının daha sağlıklı yansıtılabilmesi için kullanıma bağlı olarak faydalı ömrü doğrultusunda amortisman ayrılması esası getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 315 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendine hüküm eklenmiş ve (2) numaralı bendi değiştirilmiştir. Eklenen hüküm ile enflasyon düzeltmesi yapılan dönemlerde azalan bakiyeler usulünde amortismanın ne şekilde ayrılacağı belirtilmektedir. Ayrıca değiştirilen (2) numaralı bent ile de azalan bakiyelerde uygulanacak oran belirlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile Vergi Usul Kanununun mükerrer 315 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendine hüküm eklenmiş ve (2) numaralı bendi değiştirilmiştir. Eklenen hüküm ile enflasyon düzeltmesi yapılan dönemlerde azalan bakiyeler usulünde amortismanın ne şekilde ayrılacağı belirtilmektedir. Ayrıca değiştirilen (2) numaralı bent ile de azalan bakiyelerde uygulanacak oran belirlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, enflasyon düzeltmesine ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesi ile birlikte Vergi Usul Kanununda, Gelir Vergisi Kanununda ve Kurumlar Vergisi Kanununda uygulama alanı kalmayan maddeler yürürlükten kaldırılmaktadır.
Buna göre;
a) Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesinin son fıkrası ve 319 uncu maddesi;
b) Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 41 inci maddesinin (8) numaralı bendi ve 57 nci maddesinin son fıkrası;
c) Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin (13) numaralı bendi;
Yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, Vergi Usul Kanununa iki adet geçici madde eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, Vergi Usul Kanununa iki adet geçici madde eklenmektedir.
-
-
30 Temmuz 2003
-
30/7/2003 tarihli ve 4962 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ayrca, kamu görevlilerince yapılan adli ve idari soruşturmalarla ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeler verilebilir. “ibaresi, “Ayrıca, kamu görevlilerince yapılan adlî ve idarî soruşturmalar ile ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeler ile bankalara, yapacakları vergi tahsiline yönelik bilgiler verilebilir. Bu bilgilerin verilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir." Olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
- A) a) Bu fıkra ile bankaların vergi tahsilatı dolayısıyla yapacakları işlemlerin çabuklaştırılmasına, vergi mahremiyetinin engel teşkil etmesini önlemek açısından, vergi mahremiyetini düzenleyen maddede yeni bir düzenlemeye gidilmiştir.
Kendilerine bilgi verilen kişi ve kurumların da bu maddede belirtilen yazılı yasaklara uyma zorunluluğu bulunacağı da tabiîdir.
b) Hali hazırdaki mevzuata göre vergi mükellefleri, vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin olarak tereddüde düştükleri hususlarda Maliye Bakanlığından bilgi isteyebilmektedirler. Bu madde hükmüne dayanılarak mükelleflerin yapmış oldukları müracaatlarında belirtilen konularla ilgili olarak Bakanlığımızca muktezalar (özelge) tayin edilmektedir.
Aynı konuda tereddüdü olan mükelleflerin ayrı dilekçelerle başvurmaları ve her bir mükellefe ayrı ayrı mukteza verilmesi hem mükellefler hemde Bakamlığımız için zaman ve emek kaybına yol açmakta ve iş yükünün artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, aynı konuya ilişkin mükellef müracaat sayılarının asgariye indirilmesi, Bakanlığımız görüşlerinin geniş mükellef kitlesine duyurulması ve uygulama birliğinin sağlanması açısından gerekli durumlarda sirküler yoluyla da mükelleflerin bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Mükellef taleplerinin sirküler yoluyla karşılanması yanında mukteza verilmesi uygulamasına da devam edilecektir. Sirkülerlerin Gelirler Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yayınlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, mükelleflerin kısa zamanda bilgilendirilmesine imkân verilmesi bakımından sirkülerler mükelleflerin bağlı oldukları meslekî ve ticarî birlik ve odalar ile Serbest Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odalarına da gönderilecektir.
B) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 41 inci maddesinde yapılan düzenleme ile borçlulara banka kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapma imkânı verilmektedir. Bu maddede ise anılan Kanunun 42 nci maddesinde değişiklik yapılarak, Maliye Bakanlığınca bu ödeme metodu kullanıldığı takdirde ödemenin herhangi bir sebeple tediye edilmemesi halinde alacaklı amme idaresinin amme borçlusuna karşı rücu hakkının mahfuz olmasını sağlayacak düzenleme getirilmektedir.
C) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 41 inci maddesinde yapılan düzenleme ile borçlulara banka, kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapma imkânı verilmektedir. Kanunun 44 üncü maddesinde de banka kartı, kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapılması halinde ödeme tarihi olarak işlem tarihinin esas alınacağı yönünde düzenleme yapılmaktadır.
D)Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerinin birleşme, bölünme ve devir işlemlerine malî kolaylık sağlanması amacıyla her türlü işlemlerinin harca tâbi tutulmaması yönünde yapılan düzenlemeye nev’i değişikliği de eklenmiştir.
-
Eski ifade
banka veya benzeri finans kurumlarıncaYeni ifadebanka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerinceDeğişikliğin gerekçesi
- A) a) Bu fıkra ile bankaların vergi tahsilatı dolayısıyla yapacakları işlemlerin çabuklaştırılmasına, vergi mahremiyetinin engel teşkil etmesini önlemek açısından, vergi mahremiyetini düzenleyen maddede yeni bir düzenlemeye gidilmiştir.
Kendilerine bilgi verilen kişi ve kurumların da bu maddede belirtilen yazılı yasaklara uyma zorunluluğu bulunacağı da tabiîdir.
b) Hali hazırdaki mevzuata göre vergi mükellefleri, vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin olarak tereddüde düştükleri hususlarda Maliye Bakanlığından bilgi isteyebilmektedirler. Bu madde hükmüne dayanılarak mükelleflerin yapmış oldukları müracaatlarında belirtilen konularla ilgili olarak Bakanlığımızca muktezalar (özelge) tayin edilmektedir.
Aynı konuda tereddüdü olan mükelleflerin ayrı dilekçelerle başvurmaları ve her bir mükellefe ayrı ayrı mukteza verilmesi hem mükellefler hemde Bakamlığımız için zaman ve emek kaybına yol açmakta ve iş yükünün artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla, aynı konuya ilişkin mükellef müracaat sayılarının asgariye indirilmesi, Bakanlığımız görüşlerinin geniş mükellef kitlesine duyurulması ve uygulama birliğinin sağlanması açısından gerekli durumlarda sirküler yoluyla da mükelleflerin bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Mükellef taleplerinin sirküler yoluyla karşılanması yanında mukteza verilmesi uygulamasına da devam edilecektir. Sirkülerlerin Gelirler Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yayınlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, mükelleflerin kısa zamanda bilgilendirilmesine imkân verilmesi bakımından sirkülerler mükelleflerin bağlı oldukları meslekî ve ticarî birlik ve odalar ile Serbest Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odalarına da gönderilecektir.
B) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 41 inci maddesinde yapılan düzenleme ile borçlulara banka kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapma imkânı verilmektedir. Bu maddede ise anılan Kanunun 42 nci maddesinde değişiklik yapılarak, Maliye Bakanlığınca bu ödeme metodu kullanıldığı takdirde ödemenin herhangi bir sebeple tediye edilmemesi halinde alacaklı amme idaresinin amme borçlusuna karşı rücu hakkının mahfuz olmasını sağlayacak düzenleme getirilmektedir.
C) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 41 inci maddesinde yapılan düzenleme ile borçlulara banka, kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapma imkânı verilmektedir. Kanunun 44 üncü maddesinde de banka kartı, kredi kartı ve benzeri kartlar kullanmak suretiyle ödeme yapılması halinde ödeme tarihi olarak işlem tarihinin esas alınacağı yönünde düzenleme yapılmaktadır.
D)Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerinin birleşme, bölünme ve devir işlemlerine malî kolaylık sağlanması amacıyla her türlü işlemlerinin harca tâbi tutulmaması yönünde yapılan düzenlemeye nev’i değişikliği de eklenmiştir.
-
-
22 Temmuz 2003
-
11 Haziran 2003
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, işe başlama bildirimlerinin, gerçek kişilerde kendileri tarafından işe başlama tarihinden itibaren üç iş günü, şirketlerde ise işe başlama tarihinden itibaren on iş günü içerisinde ticaret sicili memurluğunca ilgili vergi dairesine yapılacağı öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, anonim ve limited şirketlerin kuruluş aşamasında defterlerin ticaret sicili memurlukları tarafından tasdiklenmesi esasını getiren düzenlemeye paralel olarak Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesi de değiştirilmiş ve bu aşamada defterlerde noter onayı kaldırılmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
- Madde ile, Vergi Usul Kanununun 223 üncü maddesindeki değişikliğe paralel olarak 224 üncü maddesi de değiştirilmiştir.
-
9 Nisan 2003
-
Değişikliğin gerekçesi
- Yapılan düzenlemeyle finansal kiralama işlemlerine ilişkin vergisel düzenlemeler bu konuda uluslararası muhasebe standartlarında belirlenmiş muhasebe kurallarına uygun hale getirilmektedir. Bu amaçla yapılan düzenlemeyi aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
- Bir iktisadî kıymetin mülkiyetine sahip olmaktan kaynaklanan tüm risk ve yararların kiracıya devredilmesi sonucunu doğuran kiralama sözleşmeleri finansal kiralama sözleşmeleri olarak tanımlanmaktadır.
- Aşağıdaki şartların birinin varlığı halinde kiralama sözleşmesi finansal kiralama olarak kabul edilmektedir.
- İktisadî kıymetin mülkiyetin kiralama dönemi sonunda kiracıya devredilmesi, - Kiracıya kira süresi sonunda iktisadî kıymeti kiralama dönemi sonunda düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması, - Kiralama döneminin iktisadî kıymetin ekonomik ömrünün büyük bir bölümünü oluşturması, - Sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadî kıymetin rayiç bedelinden büyük olması veya önemli ölçüde yaklaşık bir değer olması.
- Doğal kaynakların bulunması ve işletilmesi ile ilgili kiralamalar ile hakların kiralanmasına yönelik lisans anlaşmaları yapılan düzenlemenin kapsamı dışında bırakılmaktadır.
- Bina ve arsaların kiralama işlemlerinde kira dönemi sonunda kiracıya mülkiyetin devredilmesi ya da kira dönemi sonunda kiracıya mülkiyeti düşük bir bedelle satın alma hakkı tanındığı durum da finansal kiralama kabul edilmektedir.
- Finansal kiralama işlemine konu iktisadî kıymete ilişkin amortisman ayırma hakkı kiracıya ait olmaktadır. Yapılan kira ödemeleri anapara ödemesi ve faiz gideri olarak ayrıştırılacak ve faiz giderleri ilgili dönemlerde vergiye tâbi gelirin tespitinde indirim konusu yapılacaktır.
- Kiralayan ise kira ödemelerini anapara geri ödemesi ve faiz geliri olarak ayrıştıracak elde ettiği gelirleri dönemler itibariyle vergiye tâbi kazancının tespitinde dikkate alacaktır.
-
-
7 Ocak 2003
-
3 Nisan 2002
-
28 Aralık 2001
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
Bu madde başlığı; “Elektronik Cihazla veya Tayin Olunacak Usulle Belge Düzenleme:” iken, 28/12/2001 tarihli ve 4731 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
– 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile; Maliye Bakanlığına, mükelleflerin vergi mevzuatı uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defter, kayıt ve belgelerin elektronik ortamda tutulmasına izin verme veya zorunluluk getirme yetkisi verilmiştir.
Madde ile, elektronik defter, elektronik belge ve elektronik kaydın tanımı yapılmaktadır. söz konusu elektronik defter, kayıt ve belgelerin mükellefler tarafından belli bir standart çerçevesinde oluşturulması, kaydedilmesi ile bunların muhafaza ve ibrazına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi konusunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
Bunun yanı sıra, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için uygulanan hükümlerin elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeleri de kapsayacağı belirtilerek, mezkur Kanunda yer alan defter, kayıt ve belgelere ilişkin hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de uygulanması sağlanmaktadır.
Diğer taraftan, elektronik ortamın hızlı gelişmesi ve fizikî ortama ilişkin hükümlerle arasındaki uygulama farklılıkları nedeniyle Maliye Bakanlığına, elektronik ortamda tutulan defter, kayıt ve belgeler için fizikî ortamda tutulan defter, kayıt ve belgelere uygulanan usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirleme yetkisi verilmesi de öngörülmektedir.
Bu düzenlemelere göre, mükelleflerin elektronik ortamda tuttukları bilgilerin güvenliği açısından Maliye Bakanlığına, mükellefler tarafından tutulan bilgilerin çeşitli iletişim araçları vasıtasıyla kendi bünyesine veya görevlendireceği kurumlara aktarma zorunluluğu getirebilme yetkisi verilmekte, ayrıca mükellefler tarafından elektronik ortamda aktarılacak bilgilerin kullanılabilirliğini sağlamak için bilgilerin belli bir format ve standartta gönderilmesini istemek, aktarılacak bilgilerin format ve standardına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve tasarı kapsamına giren konularda elektronik imza kullanım usul ve esaslarını belirlemek hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
-
-
27 Ocak 2000
-
11 Ağustos 1999
-
Değişikliğin gerekçesi
– A) 1. Esnaf muaflığından yararlanabilmek için belediyeden Esnaf Muaflığı Belgesi alma zorunluluğu kaldırılmaktadır.
2. Ödeme kaydedici cihaz kullanan mükelleflerin basit usulde yararlanmasına imkân tanınmaktadır.
B) 213 sayılı Kanunun uzlaşmaya ilişkin hükümlerinde yapılan değişikliğe paralel olarak 344 üncü maddenin son fıkrası kaldırılmakta, 368 inci maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla da dava konusu yapılan vergi cezasına gecikme faizi uygulamasından vazgeçilmektedir.
C) Esnaf Muaflığı belgesi kaldırıldığından, belge alınması sırasında ödenmesi gereken harcı düzenleyen hükümler de kaldırılmaktadır.
D) 4369 sayılı Kanun ile telif ücretlerinin vergilendirilmesi ile ilgili olarak yapılan düzenleme yürürlükten kaldırılmaktadır.
Yapılan değişiklikle bu kazançların tutarı ne olursa olsun tevkifat yoluyla nihai olarak vergilendirilmesi öngörülmektedir.
E) 4393 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin h fıkrasındaki düzenlemeye Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 28 inci maddesinde yer verildiğinden bu fıkra kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
– A) 1. Esnaf muaflığından yararlanabilmek için belediyeden Esnaf Muaflığı Belgesi alma zorunluluğu kaldırılmaktadır.
2. Ödeme kaydedici cihaz kullanan mükelleflerin basit usulde yararlanmasına imkân tanınmaktadır.
B) 213 sayılı Kanunun uzlaşmaya ilişkin hükümlerinde yapılan değişikliğe paralel olarak 344 üncü maddenin son fıkrası kaldırılmakta, 368 inci maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla da dava konusu yapılan vergi cezasına gecikme faizi uygulamasından vazgeçilmektedir.
C) Esnaf Muaflığı belgesi kaldırıldığından, belge alınması sırasında ödenmesi gereken harcı düzenleyen hükümler de kaldırılmaktadır.
D) 4369 sayılı Kanun ile telif ücretlerinin vergilendirilmesi ile ilgili olarak yapılan düzenleme yürürlükten kaldırılmaktadır.
Yapılan değişiklikle bu kazançların tutarı ne olursa olsun tevkifat yoluyla nihai olarak vergilendirilmesi öngörülmektedir.
E) 4393 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin h fıkrasındaki düzenlemeye Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 28 inci maddesinde yer verildiğinden bu fıkra kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
– Uzlaşma müessesesinin amacı ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi ve bunlara kesilen cezalarda, dava yoluna başvurulmaksızın vergi idaresi ile mükellefin anlaşmasını sağlamaktır.
Bu amaç ve vergi alacağının bir an önce Hazineye intikal etmesini sağlamak için Ek-1 ve Ek-11 inci maddelerde yapılan değişikliklerle, 344 üncü maddeye göre kesilen veya kesilecek olan vergi ziyaıcezaları uzlaşma kapsamına alınmakta, ancak 359 uncu maddede yazılı fiillerin işlenmesi sonucu vergi ziyaına sebebiyet verenlere kesilen veya kesilecek olan vergi ziyaı cezaları tarhiyat sonrası ve tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamı dışında bırakılmaktadır.
Eklenen geçici madde ile uygulama sırasında doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Böylelikle 1.1.1999 tarihi ile Kanunun yayımı tarihi arasında yapılan uzlaşmaların geçerli olduğu hükme bağlanmakta ancak henüz uzlaşma yapılmamış olanlarda da cezalar uzlaşma kapsamına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
– Uzlaşma müessesesinin amacı ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi ve bunlara kesilen cezalarda, dava yoluna başvurulmaksızın vergi idaresi ile mükellefin anlaşmasını sağlamaktır.
Bu amaç ve vergi alacağının bir an önce Hazineye intikal etmesini sağlamak için Ek-1 ve Ek-11 inci maddelerde yapılan değişikliklerle, 344 üncü maddeye göre kesilen veya kesilecek olan vergi ziyaıcezaları uzlaşma kapsamına alınmakta, ancak 359 uncu maddede yazılı fiillerin işlenmesi sonucu vergi ziyaına sebebiyet verenlere kesilen veya kesilecek olan vergi ziyaı cezaları tarhiyat sonrası ve tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamı dışında bırakılmaktadır.
Eklenen geçici madde ile uygulama sırasında doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Böylelikle 1.1.1999 tarihi ile Kanunun yayımı tarihi arasında yapılan uzlaşmaların geçerli olduğu hükme bağlanmakta ancak henüz uzlaşma yapılmamış olanlarda da cezalar uzlaşma kapsamına alınmaktadır.
-
-
22 Temmuz 1998
-
Eski ifade
Kazançları götürü usulde tespit edilen ticaret, sanat ve serbest meslek erbabı ile götürü gider usulünüYeni ifadeKazançları basit usulde tesbit edilen ticaret erbabı ile götürü gider usulünü -
Bu maddenin parantez içi hükmünde yeralan “kaçakçılık, ağır kusur, kusur” ibaresi, 22/7/1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanunun 81 inci maddesiyle “vergi ziyaı cezası...” şeklinde değiştirilmiştir.
-
Bu bentte yer alan "Götürü matrahlar" ibaresi, 22/7/1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanunun 81 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
Eski ifade
uzlaşma komisyonlarının ek 5 inci maddeye göre tutacaklarıYeni ifadeUzlaşma komisyonlarının tutacakları
-
25 Mayıs 1995
-
24 Haziran 1994
-
26 Aralık 1993
-
28 Ağustos 1991
-
15 Aralık 1990
-
3 Aralık 1988
-
26 Ekim 1988
-
24 Mart 1988
-
19 Mart 1987
-
4 Aralık 1985
-
4 Kasım 1985
-
30 Mayıs 1985
-
30/5/1985 tarihli ve 3210 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, parantez içindeki hüküm metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
10 Nisan 1985
-
18 Nisan 1984
-
21 Ocak 1983
-
23 Haziran 1982
-
Değiştirildi Genel 2686 sayılı Kanun, md. 9
Bu bölüm başlığı 23/6/1982 tarihli ve 2686 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
-
Değiştirildi Genel 2686 sayılı Kanun, md. 49
Bu başlık, 23/6/1982 tarihli ve 2686 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi ile değiştirilmiş, ayrıca “1. Kısım” ve "1. bölüm" başlıkları da kaldırılmıştır.
-
1 Mayıs 1981
-
30 Aralık 1980
-
29 Temmuz 1970
-
1 Temmuz 1964
-
26 Haziran 1964
-
19 Şubat 1963
-
Diğer Genel 205 sayılı Kanun, md. 2
19/2/1963 tarihli ve 205 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değişik şeklidir.