İçeriğe geç
Yürürlükte Değiştirici kanun 2. hâli

Telgraf ve Telefon Kanunu,ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Telsiz Kanunu ve Posta,telgraf ve Telefon İdaresinin Biriktirme ve Yardım Sandığı Hakkında Kanun ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasınadair Kanun

Kanun numarası
4502
Kabul tarihi
27.01.2000
Resmî Gazete
29.01.2000 / 23948
Düstur
5. tertip, cilt 39
Son değişiklik
05.11.2008
Madde sayısı
11

Kaynak: TBMM 21. Dönem S. Sayısı 309 (Esas No: 1/585) · belgeyi aç · TBMM kaydı . Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.

Genel gerekçe

Bu Kanun, telekomünikasyon hizmetlerinin etkin, güvenilir ve verimli olarak, yeni teknolojik gelişmeler ile ortaya çıkan ve giderek artan ihtiyaçlara kamu hizmeti niteliği çerçevesinde cevap verebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kanunun getirdiği değişiklikler kapsamlı olmakla birlikte, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun, tarihsel niteliği de dikkate alınarak, yürürlükten kaldırılması yerine çeşitli değişikliklerle güncelleştirilmesi ve 2813 sayılı Telsiz Kanunu ile 3348 sayılı Ulaştırma Bakanlığı’nın Teşkilât ve Görevlerine İlişkin Kanunda da gerekli değişikliklerin yapılması öngörülmüştür.

Dünyada son yıllarda telekomünikasyon alanında göze çarpan en önemli gelişme, söz konusu alandaki politika belirleme, idarî düzenleme yapma ile işletmecilik işlevlerinin birbirinden ayrılması ve her bir işlevin, o işlevin niteliğine uygun esaslar dairesinde yürütülür hale getirilmesidir. Bu çerçevede, gelişmiş ülkelerde uygulama alanı bulan sektör yapısı genel olarak siyasal sorumluluk taşıyan hükümetin sektör politikaları ile genel esaslar ve hedefleri belirlemesi, faaliyetlerinde özerk nitelikteki bir düzenleyici otoritenin teknik nitelikteki gerekli idarî düzenlemeleri yapması ve uygulaması, buna karşılık işletmecilik faaliyetlerinin de ekonomik esaslar dairesinde ticarî kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini içermektedir. Bu Kanun, yukarıda belirtilen üç ana işlev ve bunların her birinin nitelikleri gereği tabi olacağı esaslar dairesinde telekomünikasyon sektörünün yeniden yapılandırılmasını öngörmektedir.

Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de telekomünikasyon sektörünün yeniden yapılandırılması çabasında iki farklı hedefin birbiri ile bağdaştırılması gereği mevcuttur.

Bir yandan telekomünikasyon sektörünün ticarî esaslar dahilinde ekonomik yönden daha verimli ve etkin yürütülmesi amacıyla liberalize edilerek serbest rekabete açılması, Devletin işletmeci rolünden sıyrılması gereği bulunmaktadır. Telekomünikasyon sektörünün 2004 yılına kadar serbest rekabete açılması, aynı zamanda Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde işleyen Hizmet Ticaretine İlişkin Genel Anlaşma doğrultusunda vermiş olduğu taahhütler gereğidir.

Öte yandan, telekomünikasyon hizmetlerinin kamu hizmeti niteliği ve stratejik öneminin dikkate alınması şarttır. Bugün tüm gelişmiş Devletler, söz konusu mülahazalarla telekomünikasyon sektörünü, kendileri işletmeci olarak sektörde kalmasalar dahi, sıkı bir biçimde düzenlemekte ve denetlemektedirler.

Yukarıdaki temel veriler ışığında, bu Kanunun ana amacı, telekomünikasyon sektöründe, posta ve telefon hizmetlerinin ayrışması ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin (“Türk Telekom”) bir anonim şirket olarak kurulması ile başlayan ve Türk Telekom’un hisselerinin % 49’unun devri ile devam edecek olan yeniden yapılanma sürecinin, zaman içinde teknolojik gelişmelere uygun olarak sektörün rekabete açılması ile devam edecek olması da dikkate alınarak, telekomünikasyon hizmetlerinin bir yandan etkin, ileri, güvenilir ve verimli olarak en son teknolojik gelişmelere de yanıt verebilecek şekilde düzenlenmesi, diğer yandan da temel telekomünikasyon hizmetlerinin, kamu hizmeti niteliğine, stratejik önemine ve Devletin temel niteliklerine uygun olarak yürütülmesidir. Bu ana amacın en önemli aracı ise açık ve kapsamlı bir hukukî düzenlemenin sağlanması olacaktır. Zira bugüne kadar kamu işletmeciliğinde ortaya çıkan sorunların, temel olarak, yeterli kapsam ve açıklıkta yasal ve idarî düzenleme bulunmaması, hedef ve programların belirlenmesi ve uygulanmasında gerekli disiplin ve denetim mekanizmalarının sağlanamaması ve siyasî takdir gerektiren konular ile siyasî müdahale anlamına gelebilecek işlemlerin birbirinden yeteri kadar net çizgilerle ayrılamamasından ileri geldiği düşüncesi kabul görmektedir.

Bu çerçevede, öncelikle bu Kanunda telekomünikasyon sektöründe Devletin rolü yeniden tanımlanmaktadır. Devlet, bir taraftan yasama ve yürütme organları vasıtasıyla anayasal çerçeve içinde telekomünikasyon sektörüne ilişkin olarak politikaları ve temel ilkeleri ve uygulamaları belirlemeye devam edecek, diğer taraftan, faaliyetleri bakımından özerk nitelikli Telekomünikasyon Kurumu vasıtasıyla, telekomünikasyon hizmetlerinin söz konusu temel ilke ve politikalara uygun yürütülmesini denetleyecek, bir diğer taraftan da yine bağımsız olarak faaliyet gösterecek olan Türk Telekom’da çoğunluk hissedarı sıfatıyla mülkiyetten doğan haklarını kullanacaktır. Bu üç işlevin ayrılmasının, telekomünikasyon hizmetlerinin etkin, verimli ve gereksinimleri azamî ölçüde karşılayan bir şekilde, siyasî etkilerden arınmış olarak ve çağdaş ölçekte yürütülmesini sağlayacağı öngörülmektedir.

Bu bakımdan belirtmek gerekir ki, Kanunun öngördüğü temel değişiklikler tamamıyla birbirine bağlı, birbirini tamamlayıcı niteliktedir ve bu bakımdan birlikte değerlendirilmelidir.

Bu Kanunla öngörülen ilk temel değişiklik, Türk Telekom’un statüsüne ilişkindir. Bilindiği üzere, TürkTelekom hali hazırda 233 sayılı KHK’ya tabi bir Kamu İktisadî Kuruluşudur. Bu Kanunda, Türk Telekom’un bu statüden çıkartılması ve bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanun dışında tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması öngörülmektedir.

Bu doğrultuda, TürkTelekom, T.C. Merkez Bankası, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları A.Ş., Devlet Yatırım Bankası A.Ş. gibi sadece kendi kuruluş Kanununa ve özel hukuk hükümlerine tabi olacaktır. Bu suretle, öncelikle Türk Telekom’un 233 sayılı KHK’ya tabi olmasından kaynaklanan kimi belirsizlikler ve karışıklıklar da giderilmiş olacaktır. Gerçekten de hali hazırda dahi TürkTelekom, 233 sayılı KHK’nın sistemine uymamaktadır ve hisse satışı sonrası, her ne kadar sadece % 39’luk bir pay kamunun elinden çıkacak olsa dahi, işbu Kanun olmaksızın söz konusu uyumsuzluk daha da artacaktır. Öte yandan, hisse satışının başarısı ve daha da önemlisi, ülkemiz açısından büyük önemi olan bir işletmenin etkin ve verimli yürütülebilmesi açısından söz konusu statü değişikliği temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

Türk Telekom’un bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi olması, TürkTelekom’un Devlet denetiminden çıkacağı anlamına gelmemektedir. Öncelikle, Devlet, % 51 pay sahibi olarak, TürkTelekom’un yetkili organlarının kontrolünü elinde tutmaya devam edecektir. Yine % 51 kamu payı bulunmakla, Türk Telekom 3346 sayılı Kanun çerçevesinde TBMM denetimine tabi olmaya devam edecektir.

Ancak hepsinden önemlisi, Türk Telekom, hem Kanunla öngörülen görev sözleşmesi, hem de Bakanlık ve Telekomünikasyon Kurumu’nun düzenleme ve denetim yetkileri çerçevesinde, telekomünikasyon sektörüne girecek yeni işletmeciler gibi detaylı bir düzenleme ve denetime tabi olacaktır. Böylece, söz konusu düzenleme ve denetimin, Kanunla öngörülen ilkeler doğrultusunda doğrudan telekomünikasyon hizmetinin niceliği ve niteliğine yönelik olması, bu suretle telekomünikasyon hizmetinin hem etkinliğinin geçmişe nazaran daha da artırılması, hem de siyasî müdahalelerden arındırılması öngörülmektedir. Devlet; TürkTelekom açısından, yasalar, yönetmelikler ve görev sözleşmesi dahil idarî düzenlemelerle kamu hizmeti, asgarî hizmetler ve asgarî kalite ile ilgili veya ülke çıkarları ve stratejik önemin gerektirdiği önlemleri alabilecektir. Devlet, bunların yanı sıra, TürkTelekom genel kurulunda da, sorumlu organları, belirlenen yasal idarî düzenleme sınırları çerçevesinde ekonomik ve ticarî performans, yani kârlılık, verimlilik ve etkinlik gibi kriterler bakımından da Türk Telekom’u diğer hissedarlarla birlikte denetleyebilme olanağına sahip bulunmaktadır.

Bu Kanunla öngörülen ikinci temel değişiklik, kamu hizmeti niteliğinde olan tüm telekomünikasyon hizmetlerinin hizmetin niteliğine göre bir imtiyaz sözleşmesi imzalanması veya telekomünikasyon ruhsatı alınarak yürütülmesinin öngörülmüş olmasıdır. Telekomünikasyon işletmecilerinin bir lisans ile yetkilendirilmeleri ve bu suretle kamu hizmetinden kaynaklanan yükümlülüklerinin açık ve net bir şekilde saptanması tüm gelişmiş ülkelerde genel kabul görmüş bir uygulamadır. Söz konusu yetkilendirmenin, Anayasa çerçevesinde bir imtiyaz sözleşmesi veya telekomünikasyon ruhsatı ile olması gerektirmektedir. Taslak Kanun, ilerleyen teknoloji ve gelişen “kamu hizmeti” kavramı nedeni ile ve ayrıca Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumu sağlamaya imkân tanıyabilmek için, kamu hizmeti niteliği taşımayan ve sınırlı kaynakların dağıtılması hususlarını ihtiva etmeyen telekomünikasyon hizmetleri için Bakanlık tarafından “genel izin” çıkarma imkânını da açık bırakmıştır.

Bu çerçevede, Türk Telekom’un statüsündeki değişikliğin hem sonucu hem de tamamlayıcı öğesi olarak TürkTelekom, bir görev sözleşmesi ile Ulaştırma Bakanlığı tarafından bir kamu hizmetinin yürütülmesi için yetkilendirilmekte ve Türk Telekom ile Bakanlığın bir görev sözleşmesi imzalaması öngörülmektedir. Söz konusu görev sözleşmesi görüşü için Danıştay’a da sunulacaktır. Alenî nitelikteki bu görev sözleşmesi ile Türk Telekom’un telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili hak, yetki ve yükümlülüklerinin açık ve net olarak ortaya konulması sağlanmıştır.

Bu çerçevede, Türk Telekom kişi başına düşen ankesörlü telefon adedinin artırılması, yeni telefon hattı bekleme süresinin kısaltılması, yeni hat çekilmesi veya aramalarda hat düşmeme oranı, telefon konuşmalarında hat bozukluğu ya da enterferansın azaltılması gibi somut hizmet kalitesine ilişkin çeşitli konularda açık ve belirli yükümlülükler altına girecek, buna karşılık, bu hizmet standartlarını yerine getirdiği sürece yatırımlarına ekonomik olarak gerektiği gibi yön verebilecektir. Bunun gibi, telekomünikasyon hizmetlerinden hukukî ya da fiilî tekel niteliğinde olanlarda, fiyat serbest rekabet ortamında belirlenemeyeceğinden, fiyatın belirli ilkeler dahilinde Telekomünikasyon Kurumu’nun onayına tabi olması öngörülmüştür. Buna karşılık, belirli dönemler halinde revize edilecek olan görev sözleşmesinde yer almayan yükümlülüklerin, ancak maliyeti karşılanmak kaydıyla Türk Telekom’a yükletilebilmesi ve bu surette siyasî nitelikli müdahalelerin kamu hizmeti gereklerinden taviz verilmeden sınırlanabilmesi sağlanmıştır. Diğer bir özellik de, görev sözleşmesi ile bir yandan hak ve yükümlülüklerde açıklık ve netlik sağlanırken, diğer yandan da telekomünikasyon gibi hızla gelişen ve değişen bir sektör için gerekli olan esneklik ve değişen koşullara uyarlanabilirlik getirilmektedir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, tüm işletmecilerin benzer düzenlemelere tabi olması ve hizmetin niteliğine göre imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin ile yetkilendirilmeleri, rekabet açısından eşitlik sağlayacak, ayrıca konuları ve hizmetin niteliğine göre gereken denetim ve düzenlemeye tabi olmalarına da imkân verecektir.

Üçüncü temel değişiklik ise sektörün idarî düzenleme ve denetimine ilişkindir. Mevcut Telsiz Genel Müdürlüğü’nü de içine alacak şekilde özerk bir Telekomünikasyon Kurumu oluşturulması öngörülmüştür. Bu suretle telekomünikasyon sektörünün idarî düzenlemesinde iki başlılık önlenmiş, buna karşılık, telekomünikasyon ve telsiz, iki ayrı ana hizmet birimi olarak öngörülmek suretiyle yürüyen telsiz hizmetleri korunmuştur. Telekomünikasyon Kurumu’nun bu çerçevede, öncelikle fiyatlandırma, ara bağlantı ve hizmet kalitesi gibi konularda teknik nitelikli yönetmelikler ve diğer idarî düzenleme ve işlemleri yapmaya, görev sözleşmesi, imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatları ve genel izinlerin şartlarına uyulmasını denetlemeye ve bazı malî yaptırımları uygulamaya yetkili olması öngörülmüş, bu şekilde hem sektörün siyasî müdahalelerden arındırılması, hem uluslararası gelişimlere uygun olarak işletmeci ile düzenlemecinin ayrılması ve birbirinden bağımsızlaşması, hem de gereken teknik yeterliliğin bir uzman kurumda toplanması sağlanmıştır. Buna karşılık, siyasî sorumluluğa sahip hükümetin ilgili birimi olan Ulaştırma Bakanlığı’nın görev alanları da bu çerçevede yeniden tanımlanmıştır. Bu amaçla, yasalar çerçevesinde ve Hükümet politikaları doğrultusunda telekomünikasyon alanında sektör politikalarının, genel ilke ve esasların belirlenmesi ve bu cümleden olarak, gerekli yönetmeliklerin çıkartılması, diğer işletmeciler ile yapılacak olan imtiyaz sözleşmeleri veya verilecek telekomünikasyon ruhsatların içeriklerinin ve genel izinlerin hüküm ve şartlarının belirlenmesi ve ücret ödenmesi öngörülen hallerde ihale ile olmak üzere bunların verilmesi, ayrıca devlet yetki ve sorumluluğunu gerektiren ağır yaptırımların uygulanması Bakanlık’ın yetkileri arasında sayılmıştır. Böylece Bakanlık’ın aslî rolüne dönmesine ve bunun üzerinde yoğunlaşmasına imkân sağlanmıştır.

Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, Kanunun sistemi içerisinde Bakanlık, millî güvenlik ve kamu düzeni gerekleri bakımından da gerekli tedbirleri alabilme yetkisini açıkça muhafaza etmektedir. Ayrıca, Haberleşme Yüksek Kurulunun millî savunma, millî güvenlik ve kamu düzeni ile ilgili olarak Kurum’a talimat verme yetkileri de korunmaktadır.

Madde gerekçeleri

Tasarı/teklif madde 1

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 406 sayılı Kanunun birinci faslının “İnhisar” başlığı “Temel İlkeler, Esaslar ve Tanımlar” olarak değiştirilmektedir. Yapılan bu değişiklikle, bu fasılda yer alan temel ilke ve esasların, Türk Telekom’un her türlü telekomünikasyon hizmetini yürütmeye yetkili olduğu ve tabi olduğu hukukî rejimin özel hukuk olduğu vurgulanmakta ve kanunda geçen bazı teknik veya hukukî terimlerin tanımı verilerek açıklık ve anlaşılırlık kazandırılmaktadır.

Bu madde ile 406 sayılı Kanunun 4000 sayılı Kanunla değişik 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası kaldırılmakta ve Türk Telekom 233 sayılı KHKkapsamı dışına çıkartılmaktadır.

Bu maddeye eklenen ilk fıkra ile, tüm telekomünikasyon hizmetlerinin bu Kanuna tabi olduğu belirtilerek 406 sayılı Kanunun kapsamı açıklığa kavuşturulmaktadır.

Bu maddeye eklenen ikinci fıkra ile, Türk Telekom’a telekomünikasyon hizmetlerini sunma yetkisi genel olarak verilirken, söz konusu yetkinin ve bunun sonucu olan hak ve yükümlülüklerin bir görev sözleşmesi ile düzenlenmesi öngörülmektedir. Telekomünikasyon hizmetlerinin kamu açısından önemine ve vazgeçilmezliğine binaen ve uluslararası mevzuat ve kurumlarda benimsenen çözüm uyarınca, Türk Telekom’a evrensel hizmet niteliğindeki “asgarî hizmetleri” yerine getirmesi yükümlülüğü de açık bir şekilde yüklenmiştir.

Mobil telefon hizmetlerine ilişkin olarak Türk Telekom’un, mevcut mobil telefon işletmeleri de dikkate alınarak, ayrı bir görev sözleşmesi imzalaması öngörülmüştür.

Üçüncü fıkrada ise, Türk Telekom’un statüsü, sistemine tam olarak uymadığı 233 sayılı KHK kapsamından çıkartılarak açıklığa kavuşturulmuştur. Her türlü tereddüdü önlemek için, KİT’lere uygulanan mevzuat kapsamından da çıkarılmıştır. Anayasa’nın 165 inci maddesinin emri olan Meclis denetimine tabi olma durumu, Türk Telekom sermayesinin yarıdan fazlası Devlete ait bir ortaklık olmaya devam edeceğinden, tereddüde mahal vermemek amacıyla açıkça belirtilmiştir. Tanımlardan önceki son fıkrada ise, personelinin statüsünün, genel iş ve sosyal sigortalar mevzuatına atıf yapılmak suretiyle açıklığa kavuşturulması ve personelin değişik statülerde istihdam edilmesinin yarattığı dengesizliklerin ve karışıklıkların giderilmesi sağlanmıştır. Bu suretle Türk Telekom’un yetişmiş uzman personelini kaybetmesinin önüne geçilmiş olacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki, personelin mevcut hakları yeni eklenen Ek Madde 22 ve Geçici Madde 10 ile saklı tutulmuş ve mevcut personelin herhangi bir hak kaybına uğraması engellenmiştir.

Tanımlar kısmında, kanunda kullanılan bazı terimlerin tanımları verilmek suretiyle açıklık sağlanmıştır. Bu tanımlar hazırlanırken, özellikle ITU tanımları, Avrupa Birliği mevzuatında yer alan tanımlar ve telekomünikasyon sektöründe önde gelen çeşitli ülke mevzuatları gözden geçirilmiş ve hem teknik açıdan doğru hem de uluslararası uygulamalarda ve Türkiye’nin de taraf olduğu ITU gibi uluslararası kuruluşlarda kabul gören tanımlara öncelikle yer verilmiştir.

Tanım maddesi, ayrıca, uluslararası terminolojide yerleşmiş olmalarına rağmen tam Türkçe karşılığı olmayan terimleri açık bir şekilde ifade etmek ve tam olarak neyin kasdedildiğini belirtmek açısından da önem taşımaktadır. “Public Switched Telephone Network” terimi, “ana telekomünikasyon şebekesi” olarak tanımlanmakta ve Türkiye’de mevcut telefon sistemleri şebekesi anlamında kullanılmakta ve bu hususun altı açık tanımla da çizilmeye çalışılmaktadır. Katma değerli telekomünikasyon hizmetleri için de gerçek anlamını ifade eden yeni bir tanım getirilmiş, böylelikle hem Ek Madde 18’de yapılmış olan ancak aslında ana hizmetleri belirten tanım düzeltilmekte, hem ileride doğabilecek bir kavram karmaşası engellenmekte hem de uluslararası kuruluşlar, uluslarüstü kuruluşlar ve ileri gelen ülkelerde yerleşmiş gerçek anlam mevzuatımıza kazandırılmaktadır.

Böylece, hem Türk telekomünikasyon sektörünün gelişmesi, liberalleşmesi ve bunun uzantısı olarak çokuluslu şirketlerin sektöre girmesi halinde doğabilecek tanım problemi aşılmakta, aynı zamanda katma değerli hizmetler ile Türk Telekom’un tekeline tabi olan ses iletimini içeren telefon hizmetlerinin birbirinden farklı kavramlar olduğu vurgulanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 2

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile öncelikle kamu hizmeti niteliğindeki telekomünikasyon hizmetlerinin özel sektör tarafından ancak kamu hizmetinin görülüş usullerine uygun bir yetkilendirme ile verilebileceği belirtilmiş, 4000 ve 4107 sayılı Kanunlarla getirilen ve Anayasa Mahkemesi tarafından bazı kısımları iptal edilen maddelere genel bir yaklaşımla mevcut kanunun bütünlüğünün sağlanması amaçlanmıştır.

Bu çerçevede bu madde ile kaldırılan eski metindeki özel telekomünikasyon şebekelerine ilişkin istisnalar güncelleştirilmiş, bunlarla ilgili gereken denetim mekanizması da kurulmuştur.

Maddenin c) ve d) bentlerinde ise Türk Telekom’un tekel hakkının kapsamı açıklığa kavuşturulmuştur. Tekel hakkının sadece ses iletimini içeren telefon hizmetleri ile sınırlı olması ve 2004 yılına kadar devam etmesi öngörülmüştür. Ayrıca, diğer işletmecilerin ve kişisel telekomünikasyon tesisleri sahiplerinin ara bağlantı ve altyapıdan yararlanma ihtiyaçlarının öncelikle Türk Telekom tarafından sağlanabilmesi şartı açıkça getirilerek, tekel hakkının dolanılması engellenmiştir. Türk Telekom’un tekel hakkı açısından, iki noktanın vurgulanması gerekir. Birincisi, telekomünikasyon alanında doğal tekel durumu, teknolojik gelişmelerle giderek anlamını yitirmektedir. Özellikle, geleneksel olarak daha yüksek ücrete tabi olan şehirlerarası ve milletlerarası görüşmeler bakımından ana telekomünikasyon şebekelerine alternatif, bunlarla rekabet eden internet, internette ses iletimi, elektronik posta, geri arama gibi hizmetler giderek yaygınlaşmaktadır.

Bunun sonucu olan ikinci nokta ise, Türk Telekom’un bir an önce rekabet ortamına hazırlanması gereğidir. Bu hazırlıklar tamamlanmadığı takdirde, doğal tekelin çok yakında fiilen ortadan kalkması ile Türk Telekom zor durumlara düşebilecek, özel sektörün kârlı bulmadığı için yatırım yapmayacağı alanlarda kamu hizmetinin gerektirdiği faaliyetleri yerine getirebilmesi için gereken kârlılık ve maddî kaynaktan yoksun kalacaktır. Dolayısıyla, Türk Telekom’un tekel hakkının açıklığa kavuşturulması ve rekabete hazırlanması büyük önem arzetmektedir.

Bu maddenin e) bendinde ise, Türk Telekom’un imzalayacağı görev sözleşmesi ile diğer işletmecilerin imzalayacakları imtiyaz sözleşmelerinde hükme bağlanması gereken hususlara yer verilmiştir.

Burada, genelde her sözleşmede bulunan hükümlerin tekrar edilmesinden kaçınılarak, kamu hizmeti ile ilgili hak ve yükümlülüklerin açıklığa kavuşturulması için sözleşmede yer alması gereken hususlar sayılmıştır. Böylece, hem telekomünikasyon hizmetlerinde verimsizlik ve düzensizlik yaratan hukukî boşlukların önüne geçilebilecek, hem değişen şartlara göre uyarlanabilirlik temin edilecek, hem de kamu hizmetinin gerektirdiği devlet denetimi ve gözetimi açık ve net kurallar çerçevesinde sağlanabilecektir.

Bu maddenin f) ve g) bentleri söz konusu hukukî çerçevenin uygulanmasına yöneliktir. Teknik uzmanlık gerektiren detaylı ve siyasî müdahaleye açık olabilecek hususlarda Telekomünikasyon Kurumu’nun denetleme, düzenleme ve malî yaptırım uygulama yetkisine sahip olması öngörülmüş, buna karşılık, sektör politikalarına ilişkin hükümet sorumluluğu ve devlet yetkisi kullanımı gerektiren ağır yaptırımlar uygulama ve imtiyazın geri alınması yetkisi ile hizmetlere ilişkin genel esasları yönetmeliklerle düzenleme yetkisi Bakanlığa verilmiştir. Bütün düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin ve bunlarla ilgili idarî işlemlerin yargı denetimine tabi olacağı ise açıktır.

Tasarı/teklif madde 3

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile, 406 sayılı Kanunun uygulama olanağı kalmamış olan 3 üncü maddesi değiştirilmekte ve 1 inci Maddede yeni tanımı verilen katma değerli hizmetlere ilişkin genel esaslar düzenlenmekte ve ayrıca aynı Kanunun Ek 18 inci maddesi ile ilk kez düzenlenmiş ve tek tek sayılmış olan hizmetlere ilişkin önceki düzenleme olan imtiyaz sözleşmesi veya ruhsat aranması koşulu tekrar belirtilerek her türlü tereddüt bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Aynı zamanda katma değerli hizmetlerin Türk Telekom’un tekeline tabi olan ses iletimini içeren telefon hizmetlerinden ve işletmecilere ara bağlantı sağlama yetkisinden açıkça farklı bir kavram olduğu vurgulanmaktadır.

Farklı nitelikleri haiz telekomünikasyon hizmetlerinin farklı yetkilendirmeler ile yürütülmesi gerekmektedir. İmtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı veya genel izinden hangisinin, hangi tür ve nitelikteki telekomünikasyon hizmeti için uygun olduğunu Bakanlık belirlemektedir. Böylece, hangi tür hizmet için ne tür bir yetkiye sahip olunması hususu ortada kalmayacak ve Bakanlığın belirlediği esas ve şartlar dairesinde telekomünikasyon hizmetleri yürütülebilecektir.

Bilindiği gibi, kamu hizmetinin yürütülmesi bakımından imtiyaz usulü dışında ruhsat usulü de bulunmaktadır ve özel hastaneler ve özel okullar bu temelde bir ruhsat ile kamu hizmeti görmektedirler.

Bu çerçevede, bazı telekomünikasyon hizmetlerinin alınacak bir ruhsat ile yürütülmesi, ancak belirli kriterlere uyan telekomünikasyon hizmetlerinin ise her halükarda bir imtiyaz sözleşmesi imzalanmak suretiyle yürütülebilmesi esası getirilmektedir.

İmtiyaz sözleşmesine veya ruhsata tabi olup olmamasına bakılmaksızın, mobil telekomünikasyon hizmetlerinde söz konusu olduğu gibi, bir hizmete ilişkin yetkilendirme bakımından maktu harç gibi ödemeler dışında bir ücret ödenmesi öngörülen durumlarda, Ek 21 inci madde uyarınca ihale işlemleri yapılacaktır. Bu hükümle, özellikle her telekomünikasyon hizmeti için bu şekilde bir ücret ödenmesinin gerekmeyeceği, özellikle, işletmeci sayısında bir sınırlama olması zorunlu olmayan durumlarda, genel şartları karşılayan her işletmecinin denetime ilişkin hükümler saklı kalmak üzere hizmet sunabilmesi ve böylece serbest rekabetin mümkün olduğunca çok hizmet bakımından sağlanabilmesi öngörülmüştür. Buna karşılık, hizmetin özellikleri gereği tam rekabetin sağlanamayacağı durumlarda da, alınacak ücretlerin bağımsız komisyonlarca belirlenmesi ve ihale usulü korunmuştur.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlık Telekomünikasyon Kurumunun da istişarî görüşünü alarak yönetmelikler çıkarabilmektedir.

Tasarı/teklif madde 4

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile, telekomünikasyon hizmetleri ile ilgili idarî uygulamaya yol göstermesi amacıyla gerekli genel esaslara yer verilmektedir. İdarenin telekomünikasyon hizmetlerine ilişkin işlemlerinde dikkate alacağı ilkeler açıkça belirtilmek suretiyle, uygulamanın genel çerçevesi çizilmiş ve böylece kamu hizmeti niteliği gereği göz önüne alınması gereken hususlar netleştirilmiş ve belirsizliğin önüne geçilmiştir. Bu düzenleme ile bir taraftan telekomünikasyon hizmetlerinde serbest rekabetin getireceği yararların sağlanması hedeflenmekte, öte yandan da sektörün serbest rekabete açılması ile doğabilecek sorunlar, sektörü düzenleyici makamların müdahale alanı açıkça belirtilmek suretiyle karşılanmaktadır.

Ayrıca, kanunun belirlediği ilkeler çerçevesinde idarenin takdir hakkı saklı kalmakla birlikte, bu ilkelerin açıkça sayılması, telekomünikasyon hizmetlerine ilişkin işlemlerin idarî yargı denetimini kolaylaştırıcı niteliktedir.

Tasarı/teklif madde 5

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile Türk telekomünikasyon sektörüne getirilen yeni düzenlemeler ışığında uluslararası sözleşmeler alanına ilişkin hak ve yetkiler açısından bir açıklık getirilmektedir.

Buna göre, telekomünikasyon işletmecilerinin yabancı ülke şirketleri ile ticarî nitelikli sözleşmeler yapması, diğer ticarî sektörlerde olduğu gibi serbest bırakılmıştır. Ancak, uluslararası telekomünikasyon kuruluşlarına üye olmayı veya bu kuruluşlar nezdinde Türkiye Cumhuriyetini veya Türk telekomünikasyon sektörünü temsil etmeyi gerektirebilecek sözleşmeler, Bakanlar Kurulunun düzenlemeleri çerçevesinde, Bakanlığın denetimine tâbi tutulmuştur. Böylelikle, telekomünikasyon işletmecilerinin sınırötesi telekomünikasyon hizmetlerine ilişkin örneğin yabancı bir ülkede bir şirket kurup, burada rehber basımı işine girmesine yönelik bir sözleşme herhangi bir denetime tâbi tutulmazken, bir işletmecinin örneğin ITU veya INMARSAT gibi kuruluşlara üye olması veya burada imzacı sıfatı ile yer alması Bakanlığın denetimine bırakılmıştır. Böylelikle, bir yandan liberal bir sektöre yeterli bir hareket serbestisi tanırken, diğer yandan önemli stratejik konularda Devlet güvence ve denetimi korunmaktadır.

Tasarı/teklif madde 6

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile, şahsî telekomünikasyon sistemlerinin ana şebekeye ara bağlantısına ilişkin güncelliğini yitirmiş 10 uncu madde hükmü güncelleştirilmekte ve çağdaş bir telekomünikasyon sektörünün ihtiyaçlarına cevap verir hale getirilmektedir. Ara bağlantı telekomünikasyon sektörünün serbest rekabete açılması bakımından büyük önem arz etmektedir. Ara bağlantı, liberal bir telekomünikasyon sektörünün can damarlarından biridir, zira ara bağlantı yükümlülüğü net, açık ve güvenceli bir şekilde oluşturulamamış bir sektöre, yeni bir işletmecinin girme ve telekomünikasyon hizmeti sunabilmesi, tüm ana telekomünikasyon şebekesini kendisi kurmadığı müddetçe fiziken ve teknik olarak imkânsızdır. Hâkim konumdaki mevcut şebekelerin işletmecilerinin ara bağlantı taleplerini makul şartlar dairesinde karşılamamaları halinde, hukukî tekellerin yerini fiilî tekellerin alması söz konusudur. Bu nedenle, başta Türk Telekom olmak üzere, belli nitelikleri haiz işletmecilere ara bağlantı sağlama yükümlülüğü getirilmekte ve bu işletmecilere topluca “ara bağlantı yükümlüsü” denmektedir.

Bu nitelikler ve ara bağlantı hususu ile ilgili detaylar, konunun önemi ve teknik özellikleri nedeni ile bir yönetmelikle belirlenecektir.

Ara bağlantı yükümlülerinin uygulayacağı ara bağlantı ücretlerinin de maliyet bazlı olması ve şebekenin yatırım masraflarını makul ölçüde yansıtacak düzeyde olması gereklidir. Maliyet bazlı olma prensibi, Türk Telekom dışındaki diğer ara bağlantı yükümlüleri için, ileride yönetmelik ve benzeri düzenlemeler ile yeniden değerlendirilebilir.

Zira, Türk Telekom’a kıyasla çok daha güçsüz bir yeni işletmecinin ara bağlantı yükümlülüğü ile bağlanması halinde, bu işletmecinin Türk Telekom ile eşit şartlarda rekabet etmesini sağlayabilecek ek tedbirleri Kurum alabilmelidir.

Bu madde ile, ara bağlantıya ilişkin anlaşmaların kural olarak taraflarca serbestçe müzakere edilmesi, buna karşılık, taraflar arasında ticarî anlaşma sağlanamadığı takdirde, taraflar arasında uzlaşma sağlanması amacıyla Telekomünikasyon Kurumunun müdahele etmesi ve gerekli gördüğü diğer tedbirleri alabilmesi esası getirilmiştir.

Bu düzenleme uluslararası uygulamalara da paralel niteliktedir. Ayrıca, ara bağlantı gibi önemli bir hususun sırf kötü niyetle, güçlü bir ara bağlantı yükümlüsü tarafından sürüncemede bırakılması ihtimal ve riskini bertaraf etmektedir.

Tasarı/teklif madde 7

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 406 sayılı Kanunda mevcut bulunan, umuma ait yol, su vb. mallardan yararlanabilme olanağı tüm telekomünikasyon işletmecilerine tanınmış, ancak bu yararlanmaya ilişkin yetkili makamların denetim ve müdahale yetkisi de açıkça belirtilmiştir.

Tasarı/teklif madde 8

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile telekomünikasyon hizmetlerinin ancak Bakanlık tarafından yapılan bir yetkilendirme ile yürütülebileceği, aksi halde cezaî bir müeyyidenin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, telekomünikasyon sektöründe yer alan işletmecilerin tam olarak kimler olduğunun belirlenebilmesi, ilgililerin çeşitli mevzuat ve düzenlemelere tâbi tutulabilmesi, denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Telekomünikasyon önemli bir alan olduğu için, bu sektörün yakın bir denetime tâbi tutulması da aynı nispette önemi haizdir.

Tasarı/teklif madde 9

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Dünyanın hemen her ülkesinde telekomünikasyon hizmetlerinin fiyatları değişen ölçülerde devlet müdahalesine tâbi bulunmaktadır. Telekomünikasyon sektörünün niteliği gereği ve en azından bazı telekomünikasyon hizmetleri bakımından tam bir serbest rekabet ortamı bulunmaması, en liberal ekonomilerde dahi telekomünikasyon hizmetlerindeki fiyatlandırmanın belli bir ölçüde devlet müdahalesine tâbi olması sonucunu doğurmaktadır. Buna karşılık, fiyat denetiminin, telekomünikasyon hizmetlerinin fiyatlandırılmasında serbest rekabetin hiçbir rol oynamayacağı anlamına gelmediği de açıktır. Aksine, Telekomünikasyon sektörü serbest rekabete açıldığı ölçüde, fiyat rekabetinin tüketicilere sağlayacağı yararların en üst düzeye çıkacağı ortadadır. Bunun yanı sıra, telekomünikasyon sektöründeki hızlı gelişmeler ve giderek artan özel sektör faaliyetleri de dikkate alındığında, fiyatlandırma politikaları açısından gereken esnekliğin sağlanması da önem arz etmektedir.

Bu madde ile, 406 sayılı Kanunun fiyatlandırma ile ilgili mevcut 29 uncu maddesi değiştirilerek, fiyat denetiminin hukukî çerçevesi çizilmektedir. Bu denetim kapsamı dışında fiyatlar ilgili işletmeciler tarafından serbestçe belirlenebilecektir. Bu çerçevede öncelikle, hangi durumlarda fiyatların denetim ve onaya tâbi olacağı açık bir şekilde belirlenmektedir.

Maddede sözü edilen durumlarda öncelikle fiyat denetimi söz konusu olacaktır.

Ayrıca, Telekomünikasyon Kurumuna madde açıkça sayılmayan hallerde de fiyatlandırma ile ilgili bu Kanunla öngörülen diğer ilkeleri de gözetmek suretiyle fiyat denetimi getirebilme yetkisi tanınarak, gereken esneklik sağlanmaktadır.

Bundan başka, kamu hizmeti dolayısıyla yapılması bir yükümlülük olarak belirlenen ekonomik açıdan verimli olmayan faaliyetlerin giderlerinin de diğer ekonomik açıdan verimli faaliyet gelirlerinden karşılanması gereken durumlarda, söz konusu faaliyetlerin fiyatlarının da denetime tâbi olması öngörülmektedir. Ayrıca, rekabete aykırı eylemler halinde de, Rekabet Kurulunun yetkileri saklı kalmak üzere, fiyatlara müdahale edilebilmesi ve bu suretle özel tekelleşmenin önlenerek tüketicinin korunması sağlanmaktadır. Doğal olarak, fiyat denetiminin özellikle serbest rekabetin yukarıda belirtilen nedenlerle tam olarak işlemediği alanlarda yoğunlaşması, buna karşılık serbest rekabetin mevcut olduğu alanlarda ise, mümkün olan en alt düzeye inmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 10

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile, 406 sayılı Kanunun mevcut 30 uncu maddesi değiştirilmekte ve telekomünikasyon hizmetlerinin fiyatlandırılmasında göz önüne alınması gereken ilkeler belirtilmektedir.

Öncelikle, kamu hizmetinin gereği olarak, fiyatlandırmada adalet ve eşitlik ilkesi, 4 üncü maddedeki genel ilkelerin dışında, bu maddede özel olarak bir kez daha vurgulanmaktadır. Bu çerçevede, fiyatlandırma bakımından kolaylıkların sadece ihtiyaç sahibi kesimlere yöneltilmesi ve ihtiyaç ve gelir düzeyine bakılmaksızın herkes için geçerli olacak suni olarak düşük fiyatlandırmadan kaçınılması öngörülmektedir.

Bunun yanı sıra, özellikle Türk Telekom’un kaçınılmaz olan serbest rekabet ortamından olumsuz etkilenmemesi amacıyla, fiyatların maliyetleri de yansıtır düzeyde olması öngörülmektedir. Böylece, teknolojik gelişmeler sonucunda kaçınılmaz olan serbest rekabet ortamında özel sektörün sadece kârlı alanlara yatırım yaparak hem kamu hizmeti gereği olan diğer alanları ihmal etmesi hem de ekonomik olmayan ya da araştırma geliştirme faaliyetleri gibi uzun vadeli yatırım gerektiren alanlarda kamu hizmeti gereği faaliyette bulunmakla yükümlü kılınacak işletmecileri, söz konusu faaliyetlerinin maliyetini karşılayacak gelir kaynağından mahrum bırakmaması için tedbirlerin alınması sağlanmaktadır. Bu doğrultuda, fiyatlandırma ile ilgili tüm faktörlerin daha belirgin hale getirilerek dikkate alınması suretiyle yürütülecek sağlıklı bir fiyatlandırma politikasının çerçevesi belirlenmektedir. Ancak özellikle belirtilmesi gereken bir husus ise, “maliyete dayalı” olma prensibinin, sektöre yeni girecek işletmeciler açısından esnek olduğudur. Zira, ses hizmeti pazarına yeni girecek olan bir işletmecinin maliyetleri, elbette ki ana telekomünikasyon şebekesini yıllar önce kurmuş olan, yeni ve büyük yatırımlar yapması gerekmeyen, mevcut geniş bir şebeke ağı olan ve ara bağlantı ücreti ödemesi gerekmeyen Türk Telekomdan daha fazla olacaktır.

Bu nedenle, yeni işletmecinin, ücretlerine gerçek maliyetleri yansıtmaya zorlanması, bu işletmecinin her zaman için Türk Telekomdan daha yüksek fiyatla piyasaya hizmet sunmaya zorlanması olur ki, bu durumda ilgili işletmecinin hiçbir şekilde pazar payı elde etme olasılığı kalmaz. Rekabet ortamının gelişmesini engelleyecek olan bu husus Avrupa Birliği’nde de üzerinde dikkatle durulmakta ve yeni işletmecilere, Türk Telekom gibi güçlü konumdaki ana işletmeci ile yapacakları rekabette fiyatları gerekirse maliyetin dahi altına indirmelerine olanak tanınmaktadır. Bu Kanunda, yeni işletmeci fiyat rekabeti açısından serbest bırakılmak ile beraber, Kurumun denetim ve gözetimine tâbidir.

Tasarı/teklif madde 11

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 406 sayılı Kanuna 4000 sayılı Kanunla eklenen ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına konu olan özelleştirme ile ilgili mevcut Ek 17 nci maddesine bir ekleme ile uluslararası halka arz işlemlerinin kamu adına kimin tarafından yapılacağı konusundaki hukukî belirsizlik giderilmekte ve Kanun gereği alınacak Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde satış ve hisse devrine ilişkin işlemleri yapmaya Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakan açıkça yetkili kılınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 12

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Ek 19 uncu maddeye getirilen bu değişiklik ile telekomünikasyon alanında imtiyaz veya ruhsat alacak işletmecilerden alınacak ücretlerden Kuruma idarî faaliyet ve denetim giderlerini karşılamak için gelir unsuru olarak ödenecek kısım saklı tutulmaktadır.

Bu maddede belirtilen gelir ve ücretlerden alınan payın, yine bu madde ile kurulan Haberleşme Fonuna aktarılması hususu düzenlenmektedir.

Tasarı/teklif madde 13

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununa Ek 22, 23, 24, 25 ve 26 maddeleri eklenmiştir.

Ek Madde 22 ile T.C. Merkez Bankası ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları A.Ş.’de uygulanan model örnek alınmak sureti ile, telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri yerine getirecek olan “Telekomünikasyon memuru” belirlenmekte ve bu memurların nitelikli, statü ve kadroları belirtilmekte, ücret rejimi, emeklilik hususları ve sorumluluk meseleleri açıklığa kavuşturulmaktadır.

Ek Madde 23 ile halen mevcut olan ancak PTT ile Türk Telekom’un ayrılmasından sonra statüsü belirsiz hale gelen PTT Sağlık ve Yardım Sandığının durumuna açıklık getirilmekte ve sandığın niteliği devam ettirilmekte, kaynakları belirlenmekte, teşkilât ve işleme usullerinin ne şekilde saptanacağı açıklığa kavuşmaktadır.

Ek Madde 24 ile PTTMensupları Müteselsil Kefalet Sandığının, PTTile Türk Telekom arasında yapılacak bir protokol ile bölüştürülmesi ve malvarlığı, hak, yetki ve borçları ile personelinin de bu surette iki kuruluş arasında paylaştırılması hususu düzenlenmektedir.

Ek 25 inci ve 26 ncı maddeler, uygulamada Türk Telekom’un karşılaştığı bazı güçlükleri aşmak amacı ile hazırlanmış olup, özellikle telefon numarası gibi kıt kaynakların ilgili numaranın kullanıcısı şahsın borcu nedeni ile işleyemez ve kullanılamaz hale gelmesinin önüne geçmeye çalışılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 14

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 2813 sayılı Telsiz Kanununun, Telsiz Genel Müdürlüğünün kuruluşunu düzenleyen 5 inci maddesi değiştirilmektedir. Yukarıda genel gerekçede de açıklandığı üzere, telekomünikasyon sektörünün sağlıklı bir biçimde yeniden yapılandırılabilmesi için, genel esas ve sektör politikalarını belirleyen ve siyasî sorumluluğu olan Bakanlık ile sektörde faaliyet gösteren işletmecilerden bağımsız bir idarî düzenleyici kurumun kurulması öngörülmektedir. Telekomünikasyon sektöründe idarî denetleyici ve düzenleyici otorite görevi ifa etmesi öngörülen Telekomünikasyon Kurumu, mevcut Telsiz Genel Müdürlüğünün telsiz haberleşmesi alanındaki önemli düzenleyici rolü, bu hizmetlerin aksamaması gereği, mevcut uzmanlıktan ve yapıdan yararlanma düşüncesi ve sektörü düzenleyici kurumları bakımından iki başlığının önlenmesi amacıyla, Telsiz Genel Müdürlüğünün yapısı, görev alanı, yetkileri ve organizasyonu değiştirilerek yeniden yapılandırılarak oluşturulmaktadır. Bu çerçevede, öncelikle Telsiz Genel Müdürlüğünün adı değiştirilmekte ve biri mevcut Telsiz Genel Müdürlüğünün personel ve kadrolarını içerecek Telsiz Hizmetleri Ünitesi, diğeri de yeni kurulacak Telekomünikasyon Hizmetleri Ünitesi olmak üzere iki ayrı ana hizmet birimi olarak örgütlenmektedir.

Kurum, Ulaştırma Bakanlığının doğrudan idarî vesayetinden çıkartılarak sadece Bakanlık ile ilişkilendirilmekte ve Kurumun SPK, Rekabet Kurumu, Radyo ve Televizyon Üst Kurumu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda olduğu gibi, faaliyetlerinde bağımsız ve idarî ve malî özerkliği haiz olması öngörülmektedir.

Kurumun karar organı beş üyeden oluşan Telekomünikasyon Kurulu olup, ana hizmet birimlerinden sorumlu birer başkan yardımcısından başka sektörden ve tüketicilerden sorumlu iki başkan yardımcısı bulunması ve böylece telekomünikasyon alanındaki ilgililerin de durumlarının dikkate alınması öngörülerek bir denge sağlanmaktadır.

Kurumun iç yapısının, Kanunda çizilen çerçeve içinde Kurul tarafından belirlenebilmesi ve sektördeki değişime kolayca uyum sağlanabilmesi öngörülmektedir. Kurum personelinin ücretleri bakımından da esneklik sağlanarak kalifiye ve uzman personelin istihdamı kolaylaştırılmaktadır.

Ayrıca, diğer Kanunlardaki ifadelerle uyum sağlayıcı bir atıf hükmü öngörülmekte ve Kurumun malî açıdan kendi kendine yeterli ve bağımsız bir yapıya sahip olabilmesi amacıyla, sayılan gelirlerine yapılan bir ekleme ile 406 sayılı Kanuna göre imtiyaz sözleşmesi imzalayan ya da ruhsat alan işletmecilerden alınacak ücretlerden de Kuruma pay verilmesi temin edilmektedir.

Tasarı/teklif madde 15

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu Kanunla telekomünikasyon sektöründe idarî düzenleyici ve denetleyici kurum olarak kurulan Telekomünikasyon Kurumunun bağımsız olarak görev yapabilmesi için, 2183 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde Haberleşme Yüksek Kurulunu tanımlarken kullanılan ve hukukî içeriği yeterince açık olmayan genel direktif organı ibaresi maddeden çıkartılmıştır.

Belirtmek gerekir ki, millî güvenlik ve kamu düzenine ilişkin konularda yetkili devlet mercilerinin telekomünikasyon sektörüne doğrudan müdahale edebilmesi ilkesi dünyadaki uygulamalarla da paralel olup, işbu Kanunda da korunmaktadır. Bu çerçevede, bu madde ile getirilen değişiklikte, Haberleşme Yüksek Kurulunun millî güvenlik ve kamu düzeni ile ilgili konularda ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına direktif verme yetkisine açıkça yer verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 16

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 2813 sayılı Kanunun değişik 7 nci maddesinin başlığı aynı Kanunun 5 inci maddesinde yapılan değişiklikle paralel hale getirilmiş, değiştirilen (a) bendi ile de, Kurumun bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanunda sayılan görevlerine genel atıf yapılmıştır. Bu suretle iki metin arasında doğrudan bağlantı kurulması sağlanmıştır. Kanunun değişik 7 nci maddesinde sayılan görevlere, Kurumun bu Kanunla değiştirilen 406 sayılı Kanun ve bu Kanunla öngörülen görevleri de eklenmekte ve bu suretle Kurumun görevleri ayrıca bir başlık altında toplanmaktadır. Böylece Kurumun Kuruluş ve Teşkilât Kanununun görevlerle ilgili hükmü, 406 sayılı Kanunda öngörülen değişikliklerle paralel hale getirilmektedir.

Ayrıca, bu madde sonuna bir fıkra eklenerek Kurumun telekomünikasyon sektörü ile ilgili şikâyetleri inceleme yetkisi açıklığa kavuşturulmakta, ayrıca Kuruma, şikâyetleri değerlendirme ve denetim işlevlerini gerektiği gibi yerine getirebilmesi için ilgililerden bilgi ve belge toplama yetkisi verilmektedir. Ayrıca Kurumun Kanunlar uyarınca kendi görev alanına giren konularda genel idarî düzenleme yapma yetkisi açıkça düzenlenmiş ve Kurumun işlevleri arasına tüketicilerin menfaatlerinin korunması için gerekli tedbirlerin alınması da eklenmiştir. Rekabet Kurumunun görev alanına giren hususlarda bile, eğer telekomünikasyon sektörüne ilişkin bir inceleme söz konusu ise, Telekomünikasyon Kurumunun da bu konu ile ilgili görüşünün alınması hususu getirilmekte, bu sayede, telekomünikasyon sektörüne özel bazı hususların rekabet hukukunda da göz önüne alınması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 17

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 2813 sayılı Kanunun 8 inci maddesi dağiştirilerek, Kurul üyelerinin atanması usulü düzenlenmektedir.

Kurul üyelerinin, sektörün önemi de gözetilerek, Bakanlar Kurulu tarafından atanması öngörülmekte, ancak, kurayla belirlenecek ikişer başkan yardımcılığına ilk atamaların sırasıyla iki ve dört yıl için yapılması sağlanarak, üyelerin görev sürelerinin aynı anda dolmasından dolayı hizmette doğabilecek kesinti ve aksama önlenmektedir.

Ayrıca, Kurumun faaliyetlerinde bağımsız olmasının güvencesi olarak, Kurul üyelerinin görevlerinden alınmalarında haklı sebebin varlığı aranmakta, böylece Kurulun çalışmalarının siyasî müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilmektedir.

Üyelerden Kurul Başkanı ve Hizmet Üniteleri Başkanları Ulaştırma Bakanlığının göstereceği üçer aday arasından, telekomünikasyon sektöründen sorumlu başkan yardımcısı ilgili telekomünikasyon piyasasında % 10’luk pazar payına sahip işletmeciler tarafından ve tüketicilerden sorumlu başkan yardımcısı ise Rekabet Kurulu ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin göstereceği adaylar arasından atanmaktadır. Aday gösterilecek kişiler için ayrıca belirli nitelikleri haiz olma şartı da Kanun tasarısında getirilmektedir.

Tasarı/teklif madde 18

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– 406 sayılı Kanuna getirilen değişikliklerle, teknik uzmanlık isteyen detaylı idarî düzenleme ve denetim yetkisinin bağımsız bir düzenleyici otorite olan Telekomünikasyon Kurumuna verilmesine paralel olarak; 3348 sayılı Kanunun 2 nci maddesine bu madde ile getirilen değişiklik ile Ulaştırma Bakanlığının haberleşme konusundaki görev ve yetkilerine nazaran Telekomünikasyon Kurumunun görev ve yetkileri yetki çatışmasını önlemek bakımından, saklı tutulmaktadır.

Tasarı/teklif madde 19

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 3348 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi değiştirilerek, Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki Haberleşme Genel Müdürlüğünün yetkileri, Telekomünikasyon Kurumunun yetkileri ile çatışmayacak bir şekilde düzenlenmektedir. Buna göre, Haberleşme Genel Müdürlüğünün, Bakanlık bünyesinde yer almaya devam ederek telekomünikasyon sektörüne ilişkin olarak Bakanlıkta kalan görev ve yetkilerin yürütülmesi için çatışmalarda bulunacak birim haline getirilmesi sağlanmıştır. Bu suretle, Bakanlık kendisine verilen telekomünikasyon ile ilgili görevleri ilgili hizmet biriminin çalışmalarından yararlanarak yürütmeye devam edecektir.

Tasarı/teklif madde 20

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 3348 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin b) bendinde değişiklik yapılmıştır.

Tasarı/teklif madde 21

→ yürürlükteki madde 23

– Bu madde ile, liberalleşen telekomünikasyon sektörüne ve aslında mevcut telekomünikasyon sektörüne dahi tam anlamı ile adapte edilemeyen ve uygulanamayan bazı eski hükümlerin yürürlükten kalkmış olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 22

→ yürürlükteki madde 24

– Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünün kısaltması olan (Pİ) nin (PTT) olarak değiştirilmesi amacıyla bu madde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 23

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Bu madde ile 406 sayılı Kanuna 8 geçici madde eklenmek suretiyle 406 sayılı Kanunda bu Kanunla yapılması öngörülen değişikliklere ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.

Geçici Madde 7 ile Ek Madde 18’de çok ufak bir değişiklik yapılması haricinde Ek Madde 18 olduğu gibi korunmaktadır.

Ek Madde 18 kapsamında daha önce tanımlanmış olan katma değerli hizmetlere ilişkin olarak ortaya konan uygulamalar korunarak, bu Kanun tarihinden itibaren Ek Madde 18’in, bu Kanun ile çelişmeyecek şekilde uygulanması ve yorumlanması esası getirilmekte ve bu esas özellikle güncelleşen katma değerli hizmetler tanımında da herhangi bir karışıklık olmasını engellemeyi hedeflemektedir. Daha önce katma değerli hizmetler kapsamında yer alan ancak uluslararası mevzuat ve uygulamalar anlamında asgarî hizmet kategorisinde yer alan ankesörlü telefon ve rehber basım hizmetlerine de, Türk Telekom’un tekel hakkı da gözetilerek açıklık getirilmektedir.

Geçici Madde 8, Telsiz Genel Müdürlüğü kadrolarının Telekomünikasyon Kurumuna geçişini düzenlemektedir. Ayrıca kurumlar arası yetki karışıklığına meydan vermemek için düzenleme getirilmiştir.

Geçici Madde 9, Türk Telekom’un statüsünde yapılan değişikliğe paralel bir değişiklik 233 sayılı KHK’da yapılarak, doğabilecek çelişki önlenmektedir.

Geçici 10 uncu Madde ile Türk Telekom’un mevcut personelinin statüsü açıklığa kavuşturulmaktadır. Bu çerçevede, öncelikle tüm Türk Telekom personelinin kural olarak özel hukuka tâbi personel statüsüne geçirilmesi öngörülmekte, ancak statülerini değiştirmek istemeyen personelin başvuruları halinde 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi çerçevesinde başka kuruluşlara nakli sağlanmaktadır. Ayrıca, Türk Telekom’un önemli görevlerinde çalışan ve özel hukuka tâbi personel statüsüne geçmek istemeyen personelin, yönetim kurulu kararıyla mevcut statülerinde görevlerine devam edebilmeleri olanağı getirilmektedir. Her halükârda, tüm personelin mevcut malî ve emeklilik haklarının saklı tutulması ve herhangi bir hak kaybına uğramamaları sağlanmaktadır.

Geçici Madde 11’de ise, Türk Telekom’un görev sözleşmesinin hazırlanma aşaması sürelere bağlanmakta ve dolayısıyla Kanunun uygulanmasında herhangi bir gecikmenin önüne geçilmektedir. Ayrıca, görev sözleşmesi hazırlanana kadarki süre içerisinde Türk Telekom’un hizmet ve yatırımlarını aynen sürdürmesi öngörülerek, doğabilecek herhangi bir boşluk nedeniyle hizmette herhangi bir aksama ya da kesintiye yol açılması önlenmektedir.

Geçici 12 nci Madde ile ilk olarak atanacak Telekomünikasyon Kurulu üyelerine ilişkin açıklık getirilmekte ve bir süre sınırı belirtilmektedir.

Geçici 13 üncü Madde ile geçiş döneminde uygulanacak hükümler gösterilmektedir.

Geçici 14 üncü Madde ile bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce haczedilen telefonlara yapılacak işlemlere açıklık getirilmektedir.

Tasarı/teklif madde 25

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

– Yürütme maddesidir.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve