– Bilindiği gibi “Lex Monetae” kuralı kaynağını uluslararası hukuktan, varlığını ise devletin parası üzerindeki egemenliğinden almaktadır. Her devletin, parası üzerinde uluslararası hukuktan gelen, tek, mutlak ve bölünmez bir yetkisi bulunmaktadır. Bu yetkisi dahilinde her devlet kendi parasını kendisi tanımlamakta, kendisi basmakta ve kendisi tedavüle sokmaktadır. Bu konuda diğer devletlerin yapması gereken, parayı ihraç eden devletin yaptığı tanımı kabul etmek ve bu tanıma uymaktan ibarettir.
“Lex Monetae” kuralı İsviçre’de olduğu gibi bazı hukuk sistemlerinde açık bir biçimde yer almıştır (İsviçre Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu madde 147/1). Buna karşın, Amerika Birleşik Devletlerinde olduğu gibi bazı hukuk sistemleri söz konusu kurala açık bir biçimde yer vermemekle beraber, bu ülkelerin mahkemeleri “Lex Monetae” kuralını uygulamaktadırlar.
Ancak bu ikinci gruba giren ülkelerde dahi, hukukî kesinlik ve güvenliğin sağlanması amacıyla Lex Monetae kuralının EURO’ya ilişkin olarak özellikle hüküm altına alındığı gözlenmektedir. Bu görüşten hareketle başlangıçtan itibaren doğru kuralın uygulanmasını, uygulamacıların ve karar verme durumundaki kişilerin aydınlanmasını sağlamak, tereddütleri önlemek ve yol göstermek amacıyla 6 ncı maddenin birinci fıkrasındaki düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur.
Diğer taraftan, Avrupa Birliği, Ekonomik ve Parasal Birliğin son aşamasının başlangıcı ile kullanıma girmiş olan EURO’nun hukukî çerçevesinin belirlenmesi amacıyla 17.6.1997 tarihli ve 1103/97 sayılı ve 3.5.1998 tarihli ve 974/98 sayılı iki EC tüzüğü yayımlanmıştır.
Bu iki tüzük, hangi paraların ne şekilde kullanımda ve tedavülde bulunacağı, halen tedavüldeki paraların ne kadar süreyle dolaşımda kalacağı ve bir paranın değiştirilmesi halinde ise mevcut ulusal paraların hangi oranlarda değiştirilebileceği, paranın itibarî değerinin ne olacağı gibi hususları düzenlemektedir. Avrupa Birliğinin EURO’nun hukukî çerçevesine ilişkin anılan tüzüklerinde yer alan düzenlemelerin Türk Hukuk sisteminde de geçerli olacağını ve uluslararası bir uyuşmazlıkta Avrupa Birliği mevzuatının, genel geçerliliğe sahip Lex Monetae ilkesi uyarınca öncelikle uygulanma hakkına sahip olduğunu belirlemek, ayrıca paranın tedavül ve kullanım şartları bakımından da ihraç devleti hukukun göz önünde bulundurulmasını sağlamak amacıyla birinci fıkra hükmü düzenlenmiştir.
Öte yandan, paranın, borcun kapsamı üzerinde meydana getireceği etki, ikinci fıkrayla borcu doğuran ilişkinin esasına uygulanacak hukuka tâbi kılınmıştır. Zira, paranın borcun miktarı ve kapsamı üzerindeki etkisi milletlerarası özel hukukta ilke olarak borcun esasını ilgilendiren bir husus olup, akit statüsüne tâbi bulunmaktadır.
Bu düzenlemede yapılmamış olsaydı, aynı sonuca 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun ilgili maddelerinin uygulanması sonucunda da ulaşılabilmesi mümkündü. Getirilen ikinci fıkrayla hem 2675 sayılı Kanun ile uyum sağlanmış, hem de anılan Kanunda öngörülen ilkenin özel olarak uygulanmasının tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlenmesine imkân tanınmıştır.
Ödeme parasının ödeme yeri hukukuna tâbi kılınmış olması, milletlerarası özel hukukun bir diğer genel esasıdır.
Ödeme parasının tayini borcun özüyle değil, fakat ifasıyla ilgili bir husustur.
Bu nedenle borcun hangi parayla ödeneceği hususu, ödemenin (ifanın) yapılacağı yer hukukuna tâbi kılınmıştır. Ayrıca, bu kural “Yabancı Para Borçlarına İlişkin Avrupa Sözleşmesi” tarafından da benimsenmiştir. Üçüncü fıkrayla getirilen bu düzenleme konuya açıklık getirmektedir.
Avrupa Birliği düzenlemelerine gönderme yapan genel nitelikli bu madde, Avrupa Birliğinin anılan düzenlemelerindeki ayrıntıların, bu Kanunun 8 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak tebliğ ile düzenlenmesine de olanak sağlayacaktır.