İçeriğe geç
Yürürlükte Değiştirici kanun 1. hâli

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

Kanun numarası
5838
Kabul tarihi
18.02.2009
Resmî Gazete
28.02.2009 / 27155 (mükerrer)
Düstur
5. tertip, cilt 48
Son değişiklik
31.05.2012
Madde sayısı
31

Kaynak: TBMM 23. Dönem S. Sayısı 329 (Esas No: 1/676) · belgeyi aç · TBMM kaydı . Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.

Genel gerekçe

Bilindiği üzere, 4447 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesinde öngörülen kısa çalışma uygulamasıyla, işyerine işçiler arasında tenkisat yapma yerine, işçilerin tamamının veya bir kısmının geçici olarak ücretsiz izine çıkartılması ekonomik ve sosyal politika olarak tercih edilmekte; işçilerin geçici olarak ücretsiz izine çıkarılması geçici bir işsizlik olarak nitelenerek işsizlik sigortasından kısa çalışma ödeneği almaları öngörülmektedir.

Dünyada yaşanmakta olan küresel krizin ülke ekonomisini de etkilediği, görülmektedir. Bu husus göz önüne alınarak, 2008 ve 2009 yıllarında kısa çalışma için yapılan başvurulara münhasır olmak üzere; günlük kısa çalışma ödeneğinin miktarı % 50 oranında artırılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Ayrıca, 5510 sayılı Kanunda uygulamada görülen bazı aksaklıkların giderilmesine yönelik değişiklikler yapılması gündeme gelmiştir. Örneğin, işverenler tarafından işe alınan ve işten çıkarılan çalışanlara ait, "işe giriş bildirgeleri" ile "işten çıkış bildirgeleri", Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Bilgi İşlem Daire Başkanlığınca Sendikalar Kanunu, İŞKUR tarafından İşsizlik Sigortası Kanunu gereğince ve Sosyal Güvenlik Kurumunca sosyal güvenlik işlemleri için farklı formatlarda ayrı ayrı alınmaktadır. Çalışanların işe giriş ve işten çıkış bildirimlerinin aynı Bakanlığa bağlı birimlerce ayrı ayrı alınmasının işverenler nezdinde oluşturduğu bürokratik yük dikkate alınarak, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılmış olan sözkonusu bildirimlerin oluşturulan elektronik ortamda ilgili diğer birimlere aktarılmasının sağlanması ve Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bildirimlerin diğer birimlere de yapılmış sayılması öngörülmektedir.

Bu çerçevede; 5510 sayılı Kanunda işten çıkış bildirgelerinin süresinde veya belirlenen usule uygun verilmemesi halinde idari para cezası müeyyidesi getirilmekte, ayrıca mülga 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinde düzenlenen ve 5510 sayılı Kanunda belirlenen sürede Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmesi öngörülen sandıkların iştirakçilerinin işe giriş ve işten çıkış bildirgelerinin de Sendikalar Kanunu ve İşsizlik Sigortası Kanunu uygulamaları bakımından önem taşıması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi düzenlenmektedir.

İşverenler tarafından işyeri bildirimleri de işe giriş ve işten çıkış bildirimlerinde olduğu gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yine ayrı ayrı yapılmakta olup, işyeri tescili ile ilgili alt yapının hazırlanmasıyla uygulamaya geçilmesi öngörüldüğünden, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işyeri bildirimlerinin diğer birimlere de yapılmış sayılması öngörülmektedir.

Ayrıca, Yükseköğretim Kanununun 46 ncı maddesine göre kısmi zamanlı olarak çalışan yüksek öğrenim öğrencilerinin tüm sigorta kollarına tabi olmaları durumunda, bakmakla yükümlü olunan kişi statüsüyle sağlık yardımlarından yararlanamayacakları ve kısmi zamanlı çalışmalarına karşılık gelen ücretlerinden yapılacak kesintilerle bu miktarların önemli ölçüde azalacağı dikkate alınarak bunlar hakkında sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümlerinin uygulanması yönünde değişiklik yapılmaktadır.

Diğer taraftan, Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda bütüncül bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi öngörülen dönüşümleri ortaya koyan temel politika dokümanı olan Dokuzuncu Kalkınma Planında, Türkiye'nin vizyonu ve uzun vadeli stratejisi "İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB'ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye" olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede, iş ortamının iyileştirilmesi, kayıtlı ekonomiye geçişin hızlandırılması, Ar-Ge faaliyetleri ile yenilikçiliğin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi hususlarına da temel politika hedefleri arasında yer verilmiştir.

Vergi sisteminin, gelişmiş ülkelerin uygulamalarıyla paralel müesseseler içeren, ekonominin rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayan, serbest piyasa ekonomisiyle uyumlu, yatırımları ve istihdamı teşvik ederek sürdürülebilir büyümeyi destekleyen, vergiye gönüllü uyumu artırarak kayıtlı ekonomiye geçiş sürecini hızlandıran, daha basit, kolay anlaşılabilir ve uygulanabilir, geniş tabanlı, etkin, verimli ve mükellef odaklı bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması hedefleri doğrultusunda son yıllarda atılan adımlarla önemli bir mesafe kaydedilmiş bulunmaktadır.

Öngörülen hedefler doğrultusunda;

- Dünyadaki gelişmelere paralel olarak, gelişmiş ülke uygulamaları dikkate alınarak Kurumlar Vergisi Kanunu yeniden yazılmış ve vergi oranı üçte bir oranında indirilmek suretiyle Türkiye vergi yükü açısından ilk 5 OECD ülkesi arasına girmiştir.

- Benzer şekilde gelir vergisi tarife yapısı basitleştirilmiş, gelir vergisi oranlarında da önemli indirimler yapılmış ve asgari geçim indirimi müessesesi ile istihdam üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde düşürülmüştür. Bu uygulama ile eşi çalışmayan dört çocuklu bir ücretlinin elde ettiği asgari ücretin tamamı vergi dışı bırakılmış olup ülkemiz, ücretler üzerindeki vergi ve benzeri yükler bakımından OECD ülkeleri arasında daha iyi konuma yükselmiştir.

- Gıda, eğitim, sağlık ve tekstil ürünleri gibi temel ihtiyaç maddeleri ile turizmde katma değer vergisi oranları önemli ölçüde indirilmiştir.

- Teknolojik bilgi üretilmesi, üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılması, verimliliğin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, katma değeri yüksek alanlara yatırım yapılması ve Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla, Ar-Ge harcamalarına kurumlar vergisi, gelir vergisi stopajı, damga vergisi ve sigorta primi yönünden önemli destek ve teşvikler sağlanmıştır.

- Ekonomik gelişmeyi ülke geneline yaygınlaştırarak yatırımları ve istihdamı artırmak amacıyla bazı illerimizde uygulanmak üzere gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi işveren paylarında teşvik, yatırım yeri tahsisi ve enerji desteği sağlanmıştır. 31/12/2008 tarihi itibarıyla uygulama süresi sona eren söz konusu teşvik ve destek unsurlarına ilişkin süre, bu Tasarıyla bir yıl daha uzatılmaktadır.

Öngörülen hedefler doğrultusunda bu Tasarıyla;

- Ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, bölgelerarası gelişmişlik farkının en aza indirilmesi, istihdamın artırılmasını sağlamak üzere, sektörel olarak da kümelenmeyi öne çıkarmak suretiyle yatırımların teşvik edilmesine imkan sağlayacak düzenlemelere yer verilmektedir.

- Kayıtlı ekonominin geliştirilmesine yönelik olarak; vergi dairelerine verilen muhtasar beyanname ile Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen sigorta bildirgelerinin birleştirilerek alınabilmesine imkan sağlanmakta ve aynı şekilde tarım ürünlerinde lisanslı depoculuk ve ürün senedi uygulamalarının etkin bir şekilde işlemesini sağlayacak vergisel düzenlemelere yer verilmektedir.

- Dış ticaret işlemlerinde vergi uygulamalarının kolaylaştırılmasına yönelik olarak; yetkili gümrük antrepolarının daha etkin bir şekilde işleyişini sağlayacak düzenleme yapılmakta, ihraç malı taşıyan araçlara vergisiz akaryakıt teslimleri ile liman ve hava meydanlarında araçlara verilen hizmetlerle ilgili olarak vergisel konularda ortaya çıkan tereddüt giderilmekte, dahilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak maddelerin yurt içinden temin edilmesine ilişkin tecil terkin uygulamasının süresi uzatılmaktadır.

- e-devlet ve e-ticaret uygulamalarının yaygınlaştırılmasını ve işlemlerin elektronik ortamda yapılmasını kolaylaştırmak üzere internet iletişiminden alınan özel iletişim vergisi oranı indirilmektedir.

- Gerek yerli gerekse yabancı kurumsal yatırımcılar bakımından uygulamada ortaya çıkan tereddütler giderilmektedir.

- Ekonomik ömrünü tamamlayarak veya çeşitli nedenlerle motorlu taşıt olma vasfını yitiren, hurda haline gelen, çalışma imkanı bulunmayan, karayollarına ve trafik düzenine zarar verir hale gelen eski model motorlu kara taşıtlarının tasfiyesine ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Tasarıda ayrıca, vergi sistemi uygulamasında ortaya çıkan bazı sorunların giderilmesi, ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak vergi idaresinin çağdaş ve etkin bir yapıya kavuşturulmasına yönelik düzenlemeler ile ekonomik gelişmelerin ve uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi bakımından ihtiyaç duyulan düzenlemelere de yer verilmektedir.

Madde gerekçeleri

Tasarı/teklif madde 1

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile daha önce geçici 7 nci madde kapsamında bulunanlar korunmakla birlikte 1 Aralık 2008-31 Ocak 2009 tarihleri arasında sigortalı olmayanlar da kapsama dahil edilmiş ayrıca bu madde ile getirilen teşvik unsurundan yararlanmak için gerekli işe alınma süresi bir yıl daha uzatılmıştır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile 2008 ve 2009 yıllarında kısa çalışma için yapılan başvurulara münhasır olmak üzere; günlük kısa çalışma ödeneğinin miktarı % 50 oranında artırılarak, kısa çalışma ödeneğinden yararlananlara mevcut duruma göre daha fazla ödeme yapılmasına olanak sağlanmakta, üç aylık yararlanma süresi altı aya çıkarılmakta ve kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemelerin işsizlik ödeneğinden mahsup edilmeyeceği hüküm altına alınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 2

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, kısmi zamanlı olarak çalışan yüksek öğrenim öğrencilerinin tüm sigorta kollarına tabi olmaları durumunda, bakmakla yükümlü olunan kişi statüsüyle sağlık yardımlarından yararlanamayacakları ve kısmi zamanlı çalışmalarına karşılık gelen ücretlerinden yapılacak kesintilerle bu miktarların önemli ölçüde azalacağı dikkate alınarak bunlar hakkında sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümlerinin uygulanması yönünde değişiklik yapılması amaçlanmıştır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile, faturaların teslimine ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Kuruma teslim edilen çok sayıda fatura ve eki belge bulunmaktadır. Sarf evraklarının incelenerek tahakkuk ettirilmesi çok zaman almaktadır. Sarf evraklarının incelenebilmesi için yeterli zaman kazanmak ve bu arada sağlık hizmet sunucularının mağduriyetini önlemek amacıyla avans uygulaması getirilmiştir. Burada önceden 45 ve 90 gün olan ödeme süreleri birleştirilerek, daha sağlıklı bir yapı oluşturulmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun, Kurum olarak orta ve uzun vadedeki sıfır avans (yerine kesin ödeme) ve sıfır örnekleme (yerine belgelerin %100'ünün incelenmesi) hedeflerine ulaşmanın yolu da açılmış olacaktır.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile, Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin diğer kamu idareleri tarafından alınmasına imkan sağlayan yetkinin kullanılması halinde, bu belgeleri almaya yetki verilen kurumun kendi mevzuatının uygulanmasına yönelik kullandığı yetkileri bu belgelerin alınması süresi ile ilgili aşamasında da kullanabilmesine imkan sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi ile, sigortalı işten ayrılışların ilgililer tarafından Kanunda belirtilen süre içinde Kuruma bildirilmemesi durumunda 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesine göre idari para cezası uygulanması öngörülmüştür.

Maddenin birinci fıkrasının (d) bendi ile, Kuruma yapılan bildirimlere ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır. İşçiler için aynı mahiyette bulunan belgelerin işveren tarafından birden farklı kuruma verilmesi, bürokratik işlemleri arttırdığı gibi, zaman ve emek kayıplarına neden olmaktadır. Eklenen bu fıkra ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verilmesi zorunlu olan işçi giriş bildirimleri ve işçi çıkış bildirimleri ile aynı mahiyette Sosyal Güvenlik Kurumuna 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 8 inci ve 9 uncu maddeleri gereği verilmesi zorunlu olan sigortalı işe giriş ve ayrılış bildirimlerinin farklı yapılması yerine bu bildirimlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılmasının yeterli sayılması amaçlanmıştır.

Sigortalıların işten ayrılışlarına ilişkin bildirimler Türkiye İş Kurumu ile Çalışma Bakanlığı adına Sosyal Güvenlik Kurumunca alınacağından ve ayrıca sandıkların iştirakçi giriş ve çıkışlarının da Sendikalar Kanunu ve İşsizlik Sigortası Kanunu uygulamaları bakımından Sosyal Güvenlik Kurumu üzerinden takip edilmesi öngörüldüğünden bu bildirimlere ilişkin idari para cezası düzenlenmektedir.

5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi ile sandıkların Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmesi öngörülmektedir. Eklenen fıkra ile devir tarihine kadar kapsamdaki sandık iştirakçilerinin Sendikalar Kanunu ve İşsizlik Sigortası Kanunu uygulamaları bakımından işe giriş ve işten çıkış bildirimlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna yapmaları düzenlenmektedir.

Tasarı/teklif madde 3

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile, 2822 sayılı Kanun gereği yetki tespiti için işçi sendikalarının başvurularına istinaden çoğunluk tespitinin, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bildirimler üzerinden yapılması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 4

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile, işgücü piyasasında dezavantajlı gruplar arasında sayılan özürlü ve eski hükümlülerin ekonomik ve sosyal yaşama katılmaları ancak istihdamlarının arttırılmasıyla mümkün olacağından hareketle; 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi gereği elli veya daha fazla işçi çalıştıran işverenlerin, Kanun kapsamına giren işyerlerinde özürlü ve eski hükümlü çalıştırma yükümlülükleri getirilmiş, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenlere, aynı Kanunun 101 inci maddesi gereği çalıştırmadığı özürlü/eski hükümlü için idari para cezası uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu para cezalarının, Kurumumuz bütçesinin Maliye Bakanlığınca açılacak özel tertibine gelir kaydedilmesi ve yine Kurumumuz koordinatörlüğünde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu ve en çok işçi ve işvereni temsil eden üst kuruluşların birer temsilcilerinden oluşan komisyon kararı doğrultusunda, özürlü ve eski hükümlülerin mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyonu, kendi işini kurma ve bu gibi projelerde kullanılması öngörülmüştür. 5072 sayılı Kanunun 2/g maddesi kapsamında değerlendirilmesinin, özürlü ve eski hükümlülerin ekonomik ve sosyal yaşama katılmaları ancak istihdamlarının arttırılmasıyla mümkün olacağı ilkesinden hareketle getirilen 4857 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin son fıkrasının uygulanmasını zorlaştıracağı, sosyal diyalogu zedeleyeceği, bu güne kadar bir çok başarılı proje geliştiren ve uygulayan sivil toplum kuruluşlarını dışlayacağı düşünülmektedir.

Tasarı/teklif madde 5

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında müfettiş ve başmüfettiş çalıştırılmasına ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Bakanlık mevcut müfettiş kadrosunun çok az sayıda olması sebebiyle denetim hizmetlerini layıkıyla ve süratle yerine getirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Hali hazırda önemli bazı denetimler, Bakanlık müfettişleri başkanlığında Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişlerince yürütülmektedir. Müfettiş yardımcısı alınması suretiyle müfettiş yetiştirilmesi, 3-4 yıl gibi uzun zaman almaktadır. Bu nedenle, denetim hizmetlerinin aksamaması için altı ay içinde diğer bakanlıklar ile ilgili ve bağlı kuruluşlardan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına naklen denetim elemanı atanması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 6

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

4749 sayılı Kanunun kapsam maddesi, sosyal güvenlik kurumlarını kapsayacak şekilde değişiklik yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 7

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile, 18 inci maddede değişiklik yapılmaktadır. Feshin geçerli sebebe dayandırılması başlıklı bu maddenin işçinin haklarını takip için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak gibi eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.

Buna karşın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 278 inci maddesinde suçu bildirim yükümlülüğü bulunmakta olup, bunun yanı sıra onaylanması 1/2/2000 tarihli ve 4518 sayılı Kanunla uygun bulunan "OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi"nin 3 üncü ve 12 nci maddeleri hükümleri ile 5237 sayılı Kanunun 252 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan suçun önlenmesi ve işlendiğinde etkili bir şekilde takibi ihbarcının korunması düzenlemelerinin kamu ve özel sektörde etkin bir şekilde tatbiki yükümlülüğünü uluslararası bir taahhüt olarak Ülkemize yüklendiğinden, gerek ulusal mevzuatta tutarlılık sağlanması, gerek uluslararası taahhütlerimizin yerine getirilmesi ve gerekse de yasadan doğan yükümlülüğünü iyi niyetle yerine getiren işçinin korunması ihtiyacı çerçevesinde, 4857 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile de uyumlu olarak bu değişikliğe ihtiyaç duyulmuştur.

Tasarı/teklif madde 8

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32 nci maddesinde yer alan asgari geçim indiriminden, teşvik kapsamındaki işyerlerinde çalışan işçilerin ne şekilde yararlanacakları hususuna açıklık getirilmektedir. Buna göre, gelir vergisi stopajı teşviki öngörülen yerlerde ücretli olarak çalışan işçilerin ücret gelirleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinden öncelikle asgari geçim indirimi mahsubu uygulandıktan sonra kalan tutarın indirim ve istisna uygulamasında dikkate alınması sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent ile iktisadi işletmeleri hariç olmak üzere Türkiye Kızılay Derneğine makbuz mukabili yapılan bağış ve yardımların tamamının, gelir vergisi matrahının tespitinde gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebilmesine imkan sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birlikte verilmesinde uyum sağlanabilmesi için üçer aylık dönemlerde verilen muhtasar beyannamelerin aylık olarak verilmesine imkan sağlamak üzere Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde yapılan düzenlemeyle, 10 kişi ve daha az hizmet erbabı çalıştıranlar ile hizmet erbabı çalıştırmayanlara ilişkin verilen muhtasar beyannamelerde ödeme sürelerini üç ayı geçmemek üzere belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (d) bendi ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 75 inci maddeyle tarım ürünleri ticaretini kolaylaştırmak ve geliştirmek üzere oluşturulan tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin teşvik edilmesi amacıyla, 5300 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin alım-satımından elde edilen kazançların 31/12/2013 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmesi öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 9

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle ilgili mevzuat çerçevesinde şans oyunu tertip etme hak ve yetkisine sahip kurumlar ile bu hak ve yetkinin devredildiği kurum, kuruluş ve özel hukuk tüzel kişilerine kurumlar vergisi muafiyeti getirilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent ile Türkiye Kızılay Derneğine makbuz mukabili yapılan bağış ve yardımların tamamının, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilebilmesi sağlanmakta, anılan Derneğin iktisadi işletmelerine yapılan bağış ve yardımların ise bu kapsamda değerlendirilemeyeceği hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendiyle, Kurumlar Vergisi Kanununa eklenmesi öngörülen 32/ A maddesiyle ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, istihdamın artırılması, bölgelerarası gelişmişlik düzeyi farkının en aza indirilmesi ve sektörel olarak da kümelenme olgusunun öne çıkarılarak yatırımların teşvik edilmesine yönelik olarak indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanmasına imkan tanınmaktadır.

İndirimli kurumlar vergisi uygulamasında finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 4283 sayılı Kanun ile 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımların kapsam dışı tutulması öngörülmektedir.

İndirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanacak yatırımlar teşvik belgesine bağlanacak ve bu yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

AB teşvik uygulamalarına paralel olarak yatırımlara Devlet katkısının belirlenmesi ve takip edilebilmesini teminen bu hususa ilişkin tanımlara yer verilmektedir. Buna göre, maddede geçen yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların Devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranı olarak tanımlanmaktadır.

Maddeyle Bakanlar Kuruluna;

a) İstatistiki bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen milli gelir ve sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerini dikkate almak suretiyle illeri gruplandırma ve gruplar itibarıyla teşvik edilecek sektörleri ve bunlara ilişkin yatırım ve istihdam büyüklüklerini belirleme,

b) Her bir il grubu için yatırıma katkı oranını % 25'i, yatırım tutarı 50 milyon Türk Lirasının üstünde olan büyük ölçekli yatırımlarda ise % 45'i geçmemek üzere belirleme, kurumlar vergisi oranını % 90'a kadar indirimli uygulatma,

c) Yatırım harcamaları içindeki arsa, bina, yazılım, patent, lisans ve know-how bedeli gibi harcamaların oranlarını ayrı ayrı veya topluca sınırlandırma, konularında yetki verilmektedir.

Aynı mükellef tarafından yatırıma katkı ve vergi oranı farklı illerde yapılan yatırımlarda, toplam yatırımın her bir ile isabet eden oranına göre ilgili ilin yatırıma katkı oranı ve indirimli vergi oranı uygulanması öngörülmektedir.

İndirimli kurumlar vergisinin esas itibarıyla yeni yatırımlarda uygulanması öngörüldüğünden, tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın yeni yatırımlardan kaynaklanan kısmının işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde, bu kazanca indirimli oran uygulanacaktır. Bir dönemde oluşan kazancın ne kadarının tevsi yatırımından elde edildiğinin ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise yeni yatırım tutarının toplam yatırım tutarına oranlanmak suretiyle indirimli oran uygulanacak kazanç tespit edilecektir. Buna göre, indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenecektir. Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, aktife alındıkları dönem sonu itibarıyla yeniden değerleme oranında artırılacak ve indirimli oran uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanacaktır.

Hesap dönemi itibarıyla belirtilen şartların sağlanamadığının tespit edilmesi halinde, indirimli vergi oranı uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergilerin, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil edilmesi öngörülmektedir.

Öngörülen düzenlemeye göre, yatırımın faaliyete geçmesinden önce devri halinde, devralan kurum, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla indirimli vergi oranından yararlanacak; yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçmesinden sonra devri halinde ise indirimli vergi oranından devir tarihine kadar devreden, devir tarihinden sonra ise devralan, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla yatırıma katkı tutarının kalan kısmı için yararlanacaktır.

Maddede öngörülen düzenleme gelir vergisi mükellefleri hakkında da uygulanacaktır.

Ayrıca, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendiyle, Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 3 üncü madde ile kurumlar vergisi mükellefi olma niteliklerini haiz yabancı fonların katılımcılarının ya da kurucularının tam mükellef gerçek kişi veya kurum olmaması şartıyla, bu fonların portföylerini yönetmek üzere faaliyet gösteren ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca kurulan portföy yönetim şirketlerinin, 5520 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasında, bu fonların iş merkezi olarak değerlendirilmeyerek, daimi temsilcileri olarak kabul edilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, katılımcıları ya da kurucuları arasında tam mükellef gerçek kişi veya kurum bulunmayan yabancı fonların, portföylerini Türkiye'de değerlendirmelerine imkan sağlanmakta ve Türkiye'de kurulu portföy yönetim şirketleri vasıtasıyla sadece Türkiye'de değerlendirilen söz konusu fonlar dolayısıyla elde ettikleri kazançların vergilendirilmesi amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendiyle, Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 4 üncü madde ile gelir vergisi mükellefleri hakkında da uygulanmak üzere, münhasıran tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim, deri ve deri mamulleri sektörlerinde faaliyette bulunanlardan üretim tesislerini 31/12/2010 tarihine kadar Bakanlar Kurulunca belirlenen illere nakleden ve asgari 100 kişilik istihdam sağlayan mükelleflerin, bu illerdeki işletmelerinden sağladıkları kazançlar için nakil tarihini izleyen hesap döneminden itibaren beş yıl süreyle kurumlar vergisi oranını % 75'i geçmemek üzere indirimli olarak uygulatma konusunda Bakanlar Kuruluna, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda ise Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 10

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bilindiği üzere 5300 sayılı Kanun ile tarım ürünleri ticaretini kolaylaştırmak, depolanması için yaygın bir sistem oluşturmak, ürün sahiplerinin mallarının emniyetini sağlamak ve kalitesini korumak, ürünlerin sınıf ve derecelerinin yetkili sınıflandırıcılar tarafından saptanmasını sağlamak, tarım ürünleri lisanslı depo işleticilerinin kişiler arasında ayrım yapmaksızın tarım ürünlerini kabul etmelerini temin etmek, ürünlerin mülkiyetini temsil eden ve finansmanını, satışını ve teslimini sağlayan ürün senedi düzenlemek ve standartları belirlenmiş tarım ürünlerinin ticaretini geliştirmek üzere, tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin kuruluş, işleyiş ve denetimine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununda yapılan düzenlemelerle, 5300 sayılı Kanun ile usul ve esasları belirlenen tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin KDV uygulaması yönünden vergisel altyapısının oluşturulması amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının;

- (a) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi, ticari, sınai, zirai faaliyet veya serbest meslek faaliyetleri çerçevesinde olup olmadığına bakılmaksızın KDV'nin konusuna alınmakta, - (b) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde, söz konusu ürün senetlerini elinde bulunduranların mükellefiyet durumlarının tam olarak tespitinde yaşanacak güçlükler göz önüne alınarak bu işlemlere ait KDV'nin lisanslı depo işleticileri tarafından sorumlu sıfatıyla ödenmesi düzenlenmekte, - (c) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi işlemlerinde vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği hükme bağlanmakta, - (d) bendi ile ürün senetlerinin, işlem gördüğü borsalar aracılığıyla ilk teslimi KDV'den istisna tutulmak suretiyle bu kapsamdaki işlemlerin KDV'den tamamen arındırılması amaçlanmakta, - (f) bendi ile ürün senetlerinin, işlem gördüğü borsalardaki ilk teslimi ile senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi dışındaki teslimlerinin KDV'den istisna tutulması amaçlanmakta ayrıca, bu kapsamda vergiden istisna edilen işlemlerle ilgili olarak yüklenilen vergilerin indirimine imkan tanınmakta, - (g) bendi ile de ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde KDV matrahı, ürünün çekildiği tarihte senedin işlem gördüğü borsada oluşan değeri olarak belirlenmekte ve özel matrah şekline göre vergilendirilmesi amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (ç ) bendinde yapılan düzenleme ile yetkili gümrük antrepolarının işleyişine yönelik belirlemeler yapılmak suretiyle yetkili gümrük antrepolarına işlerlik kazandırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda daha önce yalnızca yurt dışına gönderilmek üzere yetkili gümrük antrepolarına mal konulması ihracat teslimi sayılırken yapılan düzenleme ile malların yetkili gümrük antreposu işleticilerine tevdi edilmesi de ihracat teslimi sayılmaktadır. Bu kapsamda yetkili gümrük antrepolarının görev ve sorumlulukları yeniden belirlenmekte, söz konusu esaslara göre hareket etmeyen yetkili gümrük antreposu işleticileri, ziyaa uğratılan vergi, buna ilişkin olarak kesilecek ceza ve hesaplanacak gecikme faizinin ödenmesinden, KDV iadesi alanla birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaktadır.

Ayrıca maddenin birinci fıkrasının (d) bendi ile Kanunun 13 üncü maddesinin (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, ülkemizin coğrafi özellikleri nedeniyle büyük imkanlar vadeden deniz ve hava taşımacılığından daha çok yararlanılabilmesi için liman ve hava meydanlarında deniz ve hava taşıma araçlarına verilen hizmetlerin yanı sıra ithalat-ihracat ve transit rejim kapsamında işlem gören mallara bu yerlerde liman ve hava meydanı işleticileri tarafından verilen hizmetler de istisna kapsamına alınmak suretiyle söz konusu işlemler tamamen vergiden arındırılmakta ve sektörün uluslararası rekabet gücünün artırılması amaçlanmaktadır. Söz konusu istisna uygulaması, liman ve hava meydanlarında uluslararası ticarete konu olan ve ithalat-ihracat ve transit rejim kapsamında işlem gören mallara liman ve hava meydanı işleticileri tarafından verilen hizmetleri kapsamaktadır. Ayrıca, gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda vergisiz satış yapılan işyerlerinin ve bu işyerlerine ait depo ve ardiye gibi bağımsız birimlerin kiralanması hizmetleri de tamamen vergiden arındırılmakta ve Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (o) bendinde bu düzenlemelere paralel düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (e) bendi ile ihraç malı taşıyan araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposuna KDV istisnası uygulanarak teslim edilecek motorin miktarına ilişkin uygulama sonuçları dikkate alınmak suretiyle Katma Değer Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında buna uygun düzenleme yapılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (h) bendi ile indirimli orana tabi işlemlerde yılı içinde mahsup edilemeyen verginin iadesi konusundaki mevcut uygulamaya açıklık getirilmekte ayrıca, vergi güvenliği ve kayıt dışılıkla mücadele çerçevesinde indirimli orana tabi bazı işlemlerde iade hakkını kaldırma konusunda Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde 3065 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesinde yapılan değişiklikle 320 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 2 nci maddesi kapsamındaki şans oyunlarına lisans verilmesi işlemleri vergiden istisna edilmekte ve bu kapsamda vergiden istisna edilen işlemlerle ilgili olarak yüklenilen vergilerin indirimine imkan tanınmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (i) bendi ile dahilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak maddelerin yurt içinden temin edilmesinde, 3065 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi hükmüne göre işlem yapılmasına yönelik uygulamanın süresi 31/12/2010 tarihine kadar uzatılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (j) bendi ile ülke kalkınması, istihdam ve milli gelire önemli katkılarda bulunacak büyük ölçekli sınai yatırımların gerçekleşmesine finansal kolaylık sağlamak amacıyla KDV istisnası öngörülmektedir. Uygulama kolaylığı ve çok sayıda satıcının yol açacağı KDV iade sorunlarının önlenmesi amacıyla, istisna, verginin önce ödenip daha sonra yatırımcıya iade edilmesi şeklinde uygulanacaktır. Bu düzenleme ile iadenin mükellefi az sayıda yatırımcı olacağından istisna ve iade uygulaması ihtilafsız ve hızlı bir şekilde yürütülebilecektir.

Tasarı/teklif madde 11

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddede öngörülen düzenlemeyle 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu uygulamasında ortaya çıkan sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle yapılan düzenleme ile ihraç malı taşıyan araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposunda ÖTV istisnası uygulanarak teslim edilecek akaryakıt miktarına ilişkin uygulama sonuçları dikkate alınarak KDV'de olduğu gibi gerekli değişikliğin yapılması öngörülmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle Özel Tüketim Vergisi Kanununa eklenen geçici madde ile, Kanuna ekli (IV) sayılı listedeki 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı malların ithalinde veya yurt içinde üreticileri tarafından tesliminde (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanacak olan vergi tutarının, her bir adet mal için 40 TL olarak hesaplanacak asgari maktu vergiden düşük olması halinde, her bir adet mal için 40 TL vergi ödenmesi öngörülmektedir. 31/12/2013 tarihine kadar uygulanacak olan bu hüküm gereğince, 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı her bir adet mal için (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanacak vergi tutarının 40 TL' den fazla olması halinde, (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanan vergi ödenecektir. Bakanlar Kuruluna, 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı mallarının her bir adedi için bu madde ile belirlenen 40 TL tutarındaki asgari maktu vergi tutarını sıfıra kadar indirme, beş katına kadar artırma konusunda yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendiyle yapılan düzenleme ile 4760 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı listenin (B) cetvelinde yer alan baz yağlar ve madeni yağlar için uygulanan maktu tutarları, bu malların piyasada taşıt araçlarında motorinle karıştırılmak suretiyle yasa dışı kullanımının ve vergi kaybının önüne geçmek amacıyla 0,9345 TL olarak belirlenmektedir. Düzenleme ile yağlama müstahzarları verginin konusuna dahil edilmektedir. Yağlama müstahzarlarının imalatında % 70 oranına kadar ÖTV'ye tabi olan baz yağlar kullanılmaktadır. Yağlama müstahzarları, yurt dışından ithal edenler veya yurt içinde imal edenlerce teslim edilmesi halinde ÖTV'nin konusuna girmemektedir. Ancak, yağlama müstahzarlarının yurt içinde üretilmesi halinde, üreticilerin bu yağların üretiminde kullandıkları ÖTV'ye tabi yağlar nedeniyle yurt içi üretici aleyhine, ithalatçı lehine bir durum oluşmaktadır. Bu durumun önlenmesi amacıyla, yağlama müstahzarları 4760 sayılı Kanunun eki (I) sayılı listenin (B) cetveline dahil edilmektedir. Böylece bunların ithali ve yurt içinde üretiminde ÖTV yükü eşitlenmiş olmaktadır. Öte yandan ÖTV kapsamındaki "hafif mineral yağlar için kullanılan müstahzar katkılar" ile aynı amaçla kullanılan "mineral yağlar veya mineral yağlar gibi aynı amaçla kullanılan diğer sıvı yağlar için kullanılan diğer müstahzar katkılar" da ÖTV kapsamına alınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 12

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun "İstisnalar" başlıklı 29 uncu maddesinin (t) bendine "menkul kıymet yatırım fonlarının ve menkul kıymet yatırım ortaklıklarının" ibaresi eklenmek suretiyle bu fon ve ortaklıkların sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler dolayısıyla lehe aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulması öngörülmektedir.

Yapılan bu düzenleme ile, menkul kıymet yatırım fon ve ortaklıklarına gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında sağlanan teşviklere paralel olarak, sermaye piyasalarında yapılan işlemlerdeki aracılık maliyetlerinin düşürülmesi suretiyle ülkemizdeki kurumsal yatırımcılığın gelişmesi, sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve derinleştirilmesi amaçlanmaktadır .

11/7/2006 tarihli ve 2006/38 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararıyla onaylanan Bilgi Toplumu Stratejisi eki (2006-2010) Eylem Planında yer alan "105-Veri ve internet hizmetlerinde vergi indirimi" eyleminin gerçekleştirilmesini temin etmek amacıyla maddenin (b) bendiyle 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun "Özel iletişim vergisi" başlıklı 39 uncu maddesinde gerekli değişiklik yapılmaktadır.

Söz konusu değişiklikle, anılan Eylem Planında belirtilen vergi indirimini sağlamak üzere kablolu, kablosuz ve mobil internet servis sağlayıcılığı hizmetine ilişkin özel iletişim vergisi oranı % 15 'ten % 5' e indirilmekte ve Bakanlar Kuruluna bu oranı sıfıra kadar indirme yetkisi verilmektedir.

Ayrıca maddede, vergi oranı düşürülen telekomünikasyon hizmetleri dolayısıyla oluşabilecek vergi kayıp ve kaçaklarının önlenmesi amacıyla vergiye tabi hizmetlerin birlikte veya bağlantılı olarak verilmesi durumlarında her bir hizmetin tabi olduğu vergi oranı üzerinden vergilendirilmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 13

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle 488 sayılı Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle muhtasar beyannameler ile sigorta prim bildirgelerinin elektronik ortamda birlikte alınması uygulamasına geçileceği öngörülerek, elektronik ortamda birlikte verilecek söz konusu kağıtlardan sadece muhtasar beyanname için damga vergisi alınması, bu doğrultuda sigorta prim bildirgelerinden ayrıca damga vergisi aranılmaması amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle yapılan düzenleme ile tarım ürünleri ticaretini kolaylaştırmak ve geliştirmek üzere oluşturulan tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin teşvik edilmesi amacıyla, mudi ile lisanslı depo işletmesi arasında düzenlenen sözleşmelerin ve ürün senedinin damga vergisinden istisna tutulması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 14

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, kat irtifakı tesis edilmiş gayrimenkullerin devir ve iktisabında tapu harcının, alım-satımda ödenen bedel üzerinden hesaplanmasına yönelik uygulamaya açıklık kazandırılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile 492 sayılı Harçlar Kanununun mükerrer 138 inci maddesinde yapılan değişiklikle, nispi harçların oranlarının tespitine ilişkin Bakanlar Kuruluna verilmiş olan yetkinin sınırları yeniden belirlenmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin 13/a ve l3/c fıkralarına göre nispi esasa göre tahsil edilmekte olan harçların bundan böyle maktu esasa göre alınması sağlanmakta ve l3/a bendi kapsamındaki cins tashihi harçlarının beyanname verilmesi suretiyle tahsili uygulamasına son verilmektedir. Bu suretle, cins değişikliği işlemine ilişkin vatandaşlar üzerindeki mali külfet hafifletilerek, kayıt dışında bulunan gayrimenkullerin kayda alınmasına yönelik teşvik edici ciddi bir adım atılmaktadır.

Ayrıca, bu alandaki bürokrasi ve kırtasiyeciliğe son verilmesi ve vergi dairelerinin yoğun iş yükünün azaltılması ile, hem vatandaş memnuniyeti artırılacak, hem de idareye kolaylık sağlanacaktır.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi ile, gayrimenkullerin kanunda öngörülen süre içinde tapuda tashih ve tescillerinin gerçekleştirilmemesi halinde, 492 sayılı Kanunun (4) sayılı tarifesinin 13/a ve 13/c fıkralarına göre tahsil edilmiş olan harcın % 50'si kadar ilave harç tahsil edilmesine yönelik hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 15

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulamasında kamu payının hesabında, iştirakçiler tarafından süresi içinde tahsil edilmeyen ikramiyelerin mahsup edilmeyeceği hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile, şans oyunlarının lisans veya işletim hakkının devri halinde, lisans veya işletim hakkını devreden kurum ve kuruluşlara verilecek payların aynı Kanunun 5 inci maddesinde yer alan yatırım işletme giderlerine ilişkin sınırlamaya dahil olduğu hususuna açıklık getirilmektedir.

5602 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeyle, ilgili kurum ve kuruluşların 5602 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ait borçlarından ödenen kısmının, kamu payının hesabında Kanunun 5 inci maddesinde öngörülen sınırlar dahilinde yatırım ve işletme giderleri kapsamında indirilebilmesine imkan sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 16

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunda yer alan tanımlar arasına, anılan Kanunun uygulamasına yönelik olarak kamu personeli tanımına da yer verilerek uygulamada tereddüt oluşturan bu hususa açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.

5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunla Ar-Ge faaliyetlerinde bulunan işyerlerinde çalışan personel ücretlerinin belli bir kısmı gelir vergisinden istisna edilmiştir. Madde ile 5746 sayılı Kanuna eklenen geçici 1 inci maddeyle Ar-Ge personelinin istihdam maliyetinin düşürülmesi amacıyla söz konusu teşvikten 31/12/2013 tarihine kadar Ar-Ge harcaması yapan işletmelerin yararlanması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 17

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

1606 sayılı Bazı Dernek ve Kurumların Bazı Vergilerden, Bütün Harç ve Resimlerden Muaf Tutulmasına ilişkin Kanunla, başta Türkiye Kızılay Derneği olmak üzere bazı dernekler ile kurumlara her türlü vergi, resim ve harçtan muafiyet sağlanmıştır. Bu Kanun kapsamındaki bazı derneklerin piyasa ekonomisi çerçevesindeki faaliyetleri nedeniyle oluşan iktisadi işletmelerin vergilendirilmesi, bu muafiyet hükmü nedeniyle ihtilaf konusu olmaktadır. Ayrıca bu kurumların piyasada ticari faaliyette bulunmaları ve muafiyet hükmünün bu şekilde iktisadi işletmeleri de kapsayacak şekilde yorumlanması durumunda diğer kurumlar vergisi mükellefleri ile aralarında rekabet eşitsizliği ortaya çıkmaktadır. Vergiden muaf tutulan kurumlara ilişkin yasal düzenlemelerin pek çoğunda bu duruma ilişkin açık belirleme bulunmaktadır. Örneğin 3388 sayılı Kanunda Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kurumlar vergisinden muaf tutulurken iktisadi işletmelerinin bu muafiyetten yararlanamayacağı açıkça Kanunda belirtilmiştir. Bu bağlamda, 1606 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile anılan Kanun kapsamına giren bazı dernek ve kurumların iktisadi işletmelerinin muafiyet kapsamında olmadıkları hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 18

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile 6183 sayılı Kanunun "Menkul malların haczi" başlıklı 77 nci maddesine bir fıkra eklenerek resmi sicile kayıtlı olan menkul malların ve hakların haczinin sicillerine işlenmek üzere sicilin tutulduğu daireye tebliğ edilmek suretiyle de yapılacağı hususunda Kanuna açıklayıcı hüküm konularak, mülkiyetin karinesi olan bu kayıtlara işlenen hacizlerin hukuken geçerli olduğu yönündeki Yargıtay içtihatları doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır.

Ayrıca, yapılan düzenleme ile resmi sicile kayıtlı olan menkul mallar ve hakların haczi için tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirilerinin, bu kayıtların tutulduğu kurumlara elektronik ortamda tebliğ edilebilmesine ve bu bildirilere verilecek cevapların da elektronik ortamda alınabilmesine imkan verilmektedir. Elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanacaktır.

Belirtilen amaçlarla önerilen düzenlemede, elektronik ortamda yapılacak tebligatlar ve bu tebligatlara verilecek cevapların da elektronik ortamda alınmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenleme ile kamu alacaklarının takibi için tahsil dairelerince gayrimenkullerin ve gemilerin kayıtlı oldukları sicillere işlenmek üzere tebliğ edilecek haciz bildirilerinin elektronik ortamda da tebliğ edilmesini ve cevapların elektronik ortamda alınmasını sağlamak ve elektronik ortamdaki tebligatlara ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Maliye Bakanlığına yetki vermek üzere 6183 sayılı Kanunun 88 inci maddesine cümle ilavesi öngörülmektedir. Yapılan bu düzenleme ile elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanması amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde, 6183 sayılı Kanunun tahsil imkansızlığı nedeniyle terkine ilişkin 106 ncı maddesinde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile diğer amme alacaklarının terkini için farklı tutar belirlenmesi yönünde düzenleme yapılarak özellikle takip ve tahsilinde daha fazla mesai ve harcama yapılan idari para cezası gibi amme alacaklarının terkinine imkan sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ise 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesine göre borcun olmadığına dair belgeyi arama zorunluluğu getirilen kurum ve kuruluşlara, ödeme ve işleme taraf olanlara ilişkin borç bilgileri verilmesinin, Kanunun 107 nci maddesinin uygulanması açısından sırrın ifşaı sayılmayacağı yönünde. düzenleme yapılarak işlemlere sürat kazandırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, madde kapsamında bilgi verilen kurum ve kuruluşlarda vazifeli bulunan kimselerin edindikleri bilgileri ifşa ettikleri takdirde 107 nci maddede yer alan hükme göre cezalandırılacağı yönünde düzenleme yapılmak suretiyle paylaşılan bilgilerin ifşa edilmesi halinde uygulanacak ceza belirlenmektedir.

Tasarı/teklif madde 19

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile; belirli bir süreyle çekin, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz kabul edilerek ekonomik sıkıntılarla çeklerin zamanında ödenememesi sonucunda ticari hayatta karşılaşılan sorunlara ve mağduriyetlere çözüm üretilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 20

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 711 inci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen "Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir." şeklindeki hükmü Cenevre Birlik Anlaşmasının 32 nci maddesinde yer almamaktadır. 6762 sayılı Kanunun 711 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenleme, İsviçre Borçlar Kanunundan aynen aktarılmıştır. İsviçre hariç mehazlarda yer almayan, İsviçre öğretisinde de şüphe ile karşılanan, yorum güçlüklerine ve tartışmalara yol açan, amaç ve faydası pek belirlenemeyen bu hüküm, Türkiye'de yanlış anlamaların doğmasına neden olmuş ve çekin niteliğiyle bağdaştırılması mümkün olmayan bir uygulamanın yerleşmesine de sebebiyet vermiştir. Karışıklık yaratmaktan başka hiçbir yarar sağlamayan ve çekin değerini düşüren bu hükmün kaldırılması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 21

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile çifte vatandaşlık statüsü sağlanıncaya kadar, ikamet tezkeresi düzenlenen Ahıska Türkleri için, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca çalışma izni aranmaması esası getirilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile 3835 sayılı Kanun kapsamında olup 1/6/2008 tarihinden önce ikamet tezkeresi düzenlenenlerden; bu Kanunun yürürlüğünden itibaren üç ay içinde çifte vatandaşlık müracaatında bulunanların başvurularının kabul edilerek, milli güvenlik ve devletimizin dış politikası bakımından sakıncası görülmeyenlerin çifte vatandaşlık taleplerinin, talep tarihinden itibaren üç ay içinde sonuçlandırılacağı düzenlenmektedir. Ayrıca çifte vatandaşlık talebinde bulunan Ahıskalı soydaşlarımızın bu taleplerinin en kısa zamanda sonuçlandırılması ve bu süreçte çalışma izninin aranmaması suretiyle de çalışabilmelerinin kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 22

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda gerekli düzenleme yapılarak 5018 sayılı Kanun kapsamındaki kamu idarelerine verilmesi gereken her türlü beyanname, bildirge ve benzeri belgelerin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından alınabilmesine imkan sağlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle, Gelir İdaresi Başkanlığının işlemlerinden veya Başkanlık görev alanıyla ilgili işlemlerden (Örneğin: yönetmelik, genel tebliğ ve benzeri) dolayı, usul hukuku kuralları gereği idari yargı mercileri nezdinde Bakanlık husumetiyle açılan davalarda, temsile ilişkin olarak uygulamada karşılaşılan zorlukların giderilmesi ve temsilin iyi bir şekilde sağlanmasını teminen, Bakanlığın da Başkanlık hukuk müşavirleri tarafından temsil edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (c) bendiyle müstakar hale gelmiş yargı kararlarıyla, vergi dairesi başkanlıklarının yalnızca vergilendirme ile ilgili işlemlere karşı açılan davalarda taraf ehliyetinin varlığının kabul edilmesi, bunun dışında kalan diğer işlemleriyle ilgili olarak açılan davalar bakımından husumet ehliyetinin bulunduğunun kabul edilmemesi nedeniyle, vergi dairesi başkanlıklarının personel atama, disiplin, terfi, sicil ve benzeri işlemlerinden dolayı idari yargı mercilerinde görülmekte olan davalarda taraf olabilmesi için Kanunun lafzının daha açık hale getirilmesi amaçlanmakta; maddenin birinci fıkrasının (ç) bendiyle de Gelir İdaresi Başkanlığının denetim elemanları ile uzman personeline ilişkin hükümler yeniden düzenlenmektedir.

Diğer yandan, maddenin yürürlük tarihinden önce yeterliğe giren ancak başarılı olamadığı için mevzuat hükümlerine göre memur kadrosuna atanan vergi denetmen yardımcılarınca açılan davalar neticesinde, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi Denetmenleri Görev, Yetki, Çalışma ve Atama Yönetmeliğinin ilgili maddesi iptal edilmiş ve bu durum hukuki boşluğa neden olmuştur.

Düzenlenen madde ile 5345 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinde yapılan yeni düzenlemeye uyum sağlanması için bu durumda olan vergi denetmen yardımcılarına bir defaya mahsus yeterlik sınavına girme hakkı verilmesi amaçlanmaktadır .

Tasarı/teklif madde 23

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Ülkemizde yaşanan hızlı sanayileşme ve gelişme sürecinde zamanla mera vasıflı taşınmazların, şehirlerin yerleşim alanları içerisinde kalmasına ve mevzuatına uygun olarak yapılan ve onaylanan imar planlarıyla mera vasıflarını kaybederek hukuki durumlarının değişmesine rağmen, imar öncesi yapılan kadastro çalışmaları sırasında mera olarak tespit edilen bu taşınmazların mülkiyeti konusunda hukuki ihtilaflar çıkmakta ve bu konuda Hazine ile gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ihtilaflar yargıya intikal etmektedir.

Bu konudaki hukuki ihtilafların çözümlenmesi ve ilgililerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla madde ile, 1/1/2005 tarihinden önce kesinleşen imar planlarında küçük sanayi sitesi olarak ayrılan veya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından onaylanan ve yatırım programına alınan OSB'lerin bulunduğu alanlardaki mera vasıflı taşınmazlar hakkında; ilgili kamu idarelerince daha önce yapılan kamulaştırma ve diğer işlemlerin, tezyidi bedel dahil kamulaştırma bedelleri ile diğer bedellerin (faiz ve benzeri) ödenmesi kaydıyla geçerli kabul edilmesi, bu işlemlere dayanılarak ilgili gerçek ve tüzel kişiler adına tapuda yapılan tescillerin korunması, mülkiyete yönelik Hazinece dava açılmaması ve açılmış davalardan ise vazgeçilmesi, açılan davalar sonucunda bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanmaması suretiyle, bu kararlar uyarınca söz konusu taşınmazların tapu kütüklerine konulan şerhlerinin terkin edileceği öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 24

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

4706 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen maddeyle, 5520 sayılı Kanuna bu Kanunla eklenmesi öngörülen 32/A maddesi kapsamındaki yatırımlara Hazineye, özel bütçeli idarelere, il özel idarelerine veya belediyelere ait arazi ya da arsaların üzerinde kırkdokuz yıl süreli bağımsız ve sürekli nitelikli irtifak hakkı tesis edilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. 6831 sayılı Kanuna tabi alanlar dışında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması nedeniyle irtifak hakkı tesis edilemeyen taşınmazlar üzerinde ise aynı şartlarla kırkdokuz yıl süreli kullanma izni verilebilecektir. İrtifak hakkı tesis edilecek veya kullanma izni verilecek taşınmazlar üzerindeki kamuya ait ve ihtiyaç dışı bina ve müştemilat ile üzerinde yine kamuya ait henüz faaliyete geçmemiş yatırım bulunan arazi veya arsalar da bu kapsamda değerlendirilecektir. İrtifak hakkı tesis edilecek veya kullanma izni verilecek taşınmazlardan imar planı bulunmayanların planları ile uygulama projeleri, bedelsiz olarak iki yılı geçmemek üzere verilecek ön izin süresi içinde yapılacaktır.

İrtifak hakkı tahsis edilebilmesi için; talep edilen taşınmazın bulunduğu ilçenin mülki sınırları içindeki organize sanayi veya endüstri bölgelerinde bu yatırımlar için tahsis edilebilecek boş parsel bulunmaması, gerçekleştirilecek yatırımın toplam tutarının, talep edilen taşınmazların maliki idarelerce takdir edilecek rayiç değerinin üç katından az olmaması şartları aranacaktır. Yatırım projesinde öngörülen istihdam edilecek işçi sayısına, yatırım konusu işletmenin faaliyete geçtiği tarihten itibaren beş yıl süreyle uyulması gerekmektedir.

Yatırımcılar lehine tesis edilecek irtifak hakkı veya kullanma izinlerinde ilk yıl bedeli, yatırım konusu taşınmazın emlak vergi değerinin belli bir oranı şeklinde hesaplanacak olup bu kapsamda irtifak hakkı veya kullanma izni verilenlerden ayrıca hasılat payı alınmaması öngörülmektedir.

Madde kapsamında belirlenen şartlara uyulmadığının veya mücbir sebepler hariç öngörülen sürede yatırımın tamamlanmadığının tespiti halinde, herhangi bir yargı kararı aranmaksızın irtifak hakkı veya kullanma izni iptal edilecektir. Bu durumda, taşınmaz üzerindeki tüm yapı ve tesisler sağlam ve işler durumda tazminat veya bedel ödenmeksizin taşınmaz maliki idareye intikal edecek olup bundan dolayı hak lehtarı veya üçüncü kişilerce herhangi bir hak ve talepte bulunulamayacaktır. Ancak, öngörülen sürede yatırımın en az yüzde ellisinin gerçekleştirilmesine rağmen yatırımın tamamlanmaması veya öngörülen istihdam sayısına yüzde onu aşan oranda uyulmaması halinde ise irtifak hakkı veya kullanma izni bedelleri için sağlanan indirimler iptal edilecek ve iptal tarihinden itibaren ayrıca hasılat payı alınacaktır.

İrtifak hakkı veya kullanma izni süresinin sonunda makine, teçhizat ve demirbaşlar hariç diğer yapı ve tesisler taşınmaz maliki idareye intikal etmesi ve yatırımcının talep etmesi halinde ise genel hükümlere göre doğrudan irtifak hakkı tesis edilmesi veya kullanma izni verilmesi öngörülmektedir.

En az ellimilyon ABD Doları karşılığı Türk Lirası tutarında ve en az yüz kişi istihdam sağlayacak yatırım yapanlara, Hazineye ait taşınmazlar, 492 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde yer alan harca esas değer üzerinden doğrudan satılabilecektir. Ancak, bu yerlerin amacı dışında kullanılmayacağına dair tapu kütüğüne şerh konulacaktır.

Maddede öngörülen düzenlemeye paralel olarak 4706 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrasında aynı hususu düzenleyen hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır.

Ayrıca, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme ve irtifak hakkı ve kullanma izni bedelini Bakanlar Kurulunca belirlenecek bölgeler itibarıyla farklılaştırma ve sıfıra kadar indirme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddeyle ayrıca, 4706 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde düzenlenen, sit alanlarında kalan özel mülkiyet konusu taşınmazlar için belge düzenlenmesi uygulamasının kaldırılması amaçlanmaktadır.

Zira sit alanı ilan edilen ve onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen alanlarındaki arsa ve arazi maliklerinin tamamının belge talebinde bulunmaması veya talepte bulunulsa dahi düzenlenen belgelerin Hazine taşınmazlarının ihalelerinde kısmen kullanılması nedenlerinden ötürü bu arsa ve araziler, kullanılabilir bütünlükte kamunun mülkiyetine geçirilememekte ve müstakil olarak tasarruf edilememektedir.

Kanuna eklenen geçici maddeyle, sit alanı ilan edilmesi nedeniyle kesin inşaat yasağı getirilen alanlarda kalan taşınmazlar için daha önce düzenlenmiş olan belgelerin kullanılabilmesini teminen geçiş süreci öngörülmüş ve böylelikle belge sahiplerinin mağdur olmaması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 25

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle 5084 sayılı Kanun kapsamındaki gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi işveren hissesi teşviki ile enerji desteğinden 1/4/2005 tarihinden önce yararlanmaya başlayan ve teşviklerden yararlanma süresi 31/12/2008 tarihinde sona eren işyerleri için bu teşviklerden yararlanma süresi 31/12/2009 tarihine kadar uzatılmaktadır. Yine, Kanunun yürürlükten kaldırılan hükümlerine ilişkin olarak başlanmış olup henüz tamamlanmamış işlemlere ilişkin geçiş düzenlemelerine maddede yer verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 26

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, geçmiş yıllarda yapmış olduğu ürün alımlarından dolayı finansman açığı yaşamaktadır. Ofisin finansman açığının, Hazineden olan görev zararı alacaklarına ve ödenmemiş sermayesine mahsuben 4749 sayılı Kanun kapsamında Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senedi ihraç edilmesi imkanı getirilmek suretiyle karşılanması öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 27

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan bu değişiklikle Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun gelir kalemleri arasında sayılan trafik para cezası hasılat payının Fon gelir kalemi içerisindeki devamlılığı sağlanmakta olup bu gelir, fakirlik ve muhtaçlığın azaltılması yönündeki çalışmalara önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.

Tasarı/teklif madde 28

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile; Başbakanlıkta Ekonomi Koordinasyon Kurulu ile ana hizmet birimi olarak Ekonomik ve Mali işler Genel Müdürlüğü kurulmakta ve bu çerçevede, 3056 sayılı Kanunda gerekli değişiklikler yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 29

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile baro keseneğinin zamanında ödenmesini sağlamak ve gecikmeleri önlemek için öngörülen gecikme zammı cezası oranının değişen ekonomik şartlara ve hakkaniyete uygun olarak düzenlenmesi amaçlanmıştır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile de kesenekleri zamanında yatırmadığı gerekçesiyle baro levha ve sicilinden silinmiş veya bu duruma gelmiş olan avukatların birikmiş borçlarını ödemelerinde kolaylık sağlanarak mesleğe devamlarına olanak tanınması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 1

→ yürürlükteki geçici madde 1

Maddede yapılan düzenleme ile, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinde bu Kanunla getirilen istisna düzenlemesine paralel olarak menkul kıymet yatırım fonlarının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar sermaye piyasasında yaptıkları işlemlere ilişkin banka ve sigorta muameleleri vergisi ile buna bağlı cezaların tahsilinden vazgeçilmektedir.

Tasarı/teklif geçici madde 2

→ yürürlükteki geçici madde 2

Hurda haline gelen ve çalışma imkanı bulunmayan eski model motorlu kara taşıtlarının hurdaya çıkartılabilmesi ancak ilgili trafik tescil kuruluşunda adlarına hurdaya ayrılacak taşıt kayıt ve tescilli olan mükelleflerin, bu taşıtlar ile ilgili olarak ödenmemiş motorlu taşıtlar vergisi bulunmamasına bağlıdır. Özellikle hurda durumunda bulunan kamyon ve kamyonet sahibi mükellefler bu taşıtlarını çalıştıramadıkları için motorlu taşıtlar vergisini ödeyememekte, kullanamadıkları taşıtlarını hurdaya ayırmak istediklerinde ise motorlu taşıtlar vergisi borçları bulunduğu için, taşıtlarını hurdaya ayıramamaktadırlar.

Ekonomik ömrünü tamamlayan ve karayollarına ve trafik düzenine zarar verir hale gelen söz konusu taşıtların tasfiyesi amacıyla 29/6/2006 tarihli ve 5535 sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine ilişkin Kanunun 4 üncü maddesiyle düzenleme yapılmış ve taşıtlarını 31/12/2006 tarihine kadar il özel idarelerine teslim ederek hurdaya ayırma işlemlerini tamamlayan mükelleflerin motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları silinmiştir. Bu tarihten sonra Maliye ve İçişleri Bakanlıkları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan başvurularda taşıt sahipleri; anılan Kanundan haberdar olmadıkları, taşıtlarının motorlu taşıt vasfını kaybettiği veya uzun süredir taşıtlarının mevcut olmadığı gerekçeleriyle Kanundan yararlanamadıklarını bildirerek bu konuda yeni bir düzenleme yapılması talebinde bulunmuşlardır.

Yapılan düzenleme ile hurda haline gelen ve çalışma imkanı bulunmayan belli model yılının üzerindeki motorlu kara taşıtlarının hurdaya çıkarılması halinde, bu taşıtlarla ilgili olarak tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve 31/12/2008 tarihine kadar kesilen idari para cezalarının terkin edilmesi imkanı sağlanarak eski ve kullanılamaz durumda bulunan taşıtların trafikten çekilmesi teşvik edilmektedir. Bu düzenleme çerçevesinde sahipleri tarafından hurdaya çıkarılmak istendiği halde motorlu taşıtlar vergisi borcu nedeniyle hurdaya çıkarılamayan ve çevreyi kirleten eski ve kullanılamaz durumda bulunan taşıtların trafikten çekilmesi teşvik edilerek çevrenin korunması ve taşıt parkının yenilenmesi temin edilmekte, böylece sosyal ve ekonomik amacın birlikte gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır. Maddenin ilk üç fıkrası, ilgili trafik sicilinde adlarına kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30/6/2010 tarihine kadar Karayolları Trafik Yönetmeliği uyarınca ilgili trafik tescil kuruluşları tarafından hurdaya çıkartılmak ve kayıt ve tescilleri silinmek kaydıyla, bedelsiz olarak il özel idarelerine veya belli bir bedel karşılığında Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) Hurda İşletmesi Müdürlüklerine teslim eden gerçek ve tüzel kişilere ilişkin düzenlemeleri kapsamaktadır. Ayrıca, noter satış senediyle veya vergi dairesi müdürlükleri, icra müdürlükleri, milli emlak müdürlükleri gibi kamu kurum ve kuruluşlarından iktisap edilen ancak ilgili trafik tescil kuruluşunda alıcı adına kayıt ve tescil edilmemiş olan taşıtların, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2009 tarihine kadar kayıt ve tescil işlemlerinin tamamlanması halinde, taşıtlarını adlarına kayıt ve tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilerin de bu madde hükmünden yararlanmaları sağlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile bir taraftan eski ve kullanılamaz durumda olan taşıtların trafikten çekilmesi sağlanmakta, diğer taraftan bu taşıtların il özel idarelerine teslimi ile hurda taşıtların ekonomiye geri dönüşümü temin edilmektedir. İl özel idarelerinin bu kapsamda kendilerine teslim edilen taşıtların satışlarından elde ettikleri kazançları ile bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemlerin ve düzenlenen kağıtların her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna tutulması öngörülmektedir.

Öte yandan, çeşitli nedenlerle motorlu taşıt olma vasfını yitiren veya mevcut bulunmayan, belli model yılının üzerindeki motorlu kara taşıtlarının ilgili trafik tescil kaydının devam etmesi nedeniyle bu taşıt sahipleri adına motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk etmeye devam etmekte, ancak bu tahakkuklara ilişkin ödemeler yapılmamaktadır. Maddenin dördüncü fıkrasıyla, ilgili trafik tescil kuruluşu nezdinde adlarına motorlu taşıt kayıtlı olanlar tarafından yazılı bildirimde bulunulması halinde; Maliye ve İçişleri Bakanlıkları tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde mevcut olmadığı veya motorlu taşıt olma vasfını kaybettiği kabul edilen veya bu durumları kanaat verici belgelerle tevsik edilen taşıtlar için tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergilerinin 1/4'ünün 31/12/2009 tarihine kadar ödenmesi şartıyla, kalan vergi aslı, gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve tescil plakasına kesilen idari para cezalarının tamamının tahsilinden vazgeçilmekte ve ödemeyi müteakip trafik tescil kayıtları silinmektedir. Bu taşıtların trafik tescil kaydının silinmesi nedeniyle mükellefler adına sonraki dönemler için motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk etmesinin önüne de geçilmiş bulunmaktadır.

Bu fıkra hükmünden yurt dışına çıkmış ancak çalınma, kaza ve yanma gibi sebeplerle tekrar yurda getirilemeyen taşıtlar için de yararlanılabilecektir.

Ayrıca, dördüncü fıkra kapsamında trafik tescil kayıtları silinen motorlu taşıtların daha sonra bulunması veya varlığının tespiti halinde yapılacak düzeltme işlemleri ile daha önce terkin edilen amme alacaklarının nasıl takip edileceği açıklanmıştır.

Karayolları Trafik Yönetmeliğinde 5/7/2003 tarihinde yapılan düzenleme neticesinde; çalınan taşıtların sahibi adına olan tescil kayıtları taşıtın çalındığı tarih itibarıyla silinirken, tescil kaydının silinmesine bağlı olarak taşıt sahiplerinin motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetleri de terkin edilmektedir. Ancak, 5/7/2003 tarihinden önce çalınıp da halen bulunmayan taşıtlar için geçmiş dönemlere ilişkin olarak tahakkuk etmiş ancak tahsil edilmemiş motorlu taşıtlar vergisi tutarları bulunmaktadır.

Maddede yapılan düzenlemeyle, 5/7/2003 tarihinden önce çalınan motorlu taşıtlara ilişkin, çalınma tarihinden bulunma tarihine kadar, henüz bulunmadıysa 5/7/2003 tarihine kadar olan vergilendirme dönemlerine ait olup bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve tescil plakasına kesilen idari para cezaları terkin edilmektedir.

2918 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (d) bendinin 4262 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değiştirilmesi neticesinde motorlu taşıtların satış ve devrinin noterler aracılığıyla yapılması zorunluluğu getirilmiş ve alıcıların motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin de noter satış tarihi itibarıyla başlayacağı hükme bağlanmıştır. Ancak bu değişiklikten önce noterler aracılığıyla satılmış olan ve alıcı tarafından trafik tescil kaydı üzerine alınmamış olan taşıtlara ilişkin motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti satıcılar üzerinde kalmıştır. Söz konusu taşıtların tescil kaydının ve motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetinin alıcılar adına tesisi amacıyla gerek Emniyet Genel Müdürlüğü gerekse Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından idari düzenlemeler yapılsa da 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 126 ncı maddesindeki düzeltme zamanaşımı müessesesi sebebiyle, zamanaşımı süresinden önce satıcılar adına tahakkuk etmiş olan motorlu taşıtlar vergilerinin düzeltilmesi mümkün olmamıştır.

Yapılan düzenleme ile, satıcılar adına tahakkuk etmiş olan ancak düzeltme zamanaşımı nedeniyle düzeltilemeyen motorlu taşıtlar vergilerinin silinmesine imkan tanınmaktadır.

Ayrıca idareyi yanıltıcı beyanda bulunarak madde hükmü gereğince adına olan tescil kaydını ve motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyetini terkin ettiren mükellefler ile madde kapsamında teslim alınan taşıtların taşıt vasfını kaybettirecek şekilde kullanılamaz hale getirmeyenler ve kullanılmaz hale getirilmesine ilişkin gerekli tedbirleri almayanlar hakkında uygulanacak adli ceza öngörülmektedir.

Madde ile motorlu kara taşıtlarını hurdaya ayıran gerçek ve tüzel kişilerin tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve idari para cezalarının terkin edilmesinin yanında, hurdaya çıkartılan taşıt üzerinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tatbik edilmiş olan hacizler de kaldırılmaktadır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu maddeye göre hurdaya ayrılma süresi içinde tahsil edilmiş olan ve bu madde kapsamında tescil kayıtları silinen motorlu taşıtlara ait daha önce ödenmiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile buna ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve idari para cezaları red ve iade edilmeyecektir.

Tasarı/teklif geçici madde 3

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

4760 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1/8/2002 tarihi ile Kanuna ekli (II) sayılı listedeki mallardan 87.03 ve 87.04 tarife pozisyonunda yer alanların vergi oranlarında değişiklik yapan 5398 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin yürürlüğe girdiği 21/7/2005 tarihleri arasında, 87.04 G.T.İ.P. numarasında ÖTV beyan edilen araçlardan bu tarihler arasındaki dönem için 87.03 G.T.İ.P.

numarasında ÖTV beyan edilmesi gerekenlerle ilgili olarak, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlerde yapılan özel tüketim vergisi tarhiyatları ile buna bağlı cezaların tahsilinden vazgeçilmektedir.

Tasarı/teklif madde 31

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yürütme maddesidir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi gerekçeleri ile birlikte ekte sunulmuştur.

Gereği için bilgilerinize saygılarımızla arz olunur. 13.11.2007 Prof. Dr. Oğuz Oyan İzmir İsa Gök R. Kerim Özkan Şevket Köse Mersin Burdur Adıyaman Gürol Ergin Birgen Keleş Tekin Bingöl Muğla İstanbul Ankara Ferit Mevlüt Aslanoğlu Hulusi Güvel Nevin Gaye Erbatur Malatya Adana Adana Özlem Çerçioğlu Bihlun Tamaylıgil Sacid Yıldız Aydın İstanbul İstanbul Gökhan Durgun Nesrin Baytok Abdurrezzak Erten Hatay Ankara İzmir GEREKÇE İşsizlik Sigortası, 4447 sayılı Kanunla kurulmuştur. Sigortalı işsizlere, işsizlik ödeneği ödenmekte, ödenek aldıkları süre içerisinde hastalık ve analık sigortası primleri yatırılmakta, yeni bir iş bulmaları için meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimi sağlanmakta, 4857 sayılı İş Kanununun 33. maddesi gereği ücret garanti fonundan ödemeler yapılmakta ve aynı Kanunun 65. maddesine göre kısa çalışma ödeneğinden yardımlarda bulunulmaktadır.

2000 ve 2001 yılında işsizlik sigortası primi, sigortalının prime esas aylık brüt kazançlarından % 3 sigortalı, % 2 işveren ve %2 Devlet payı olarak alınmakta idi. 2002, 2003 ve 2004 yıllarında Bütçe Kanunlarına konulan hükümlerle sigortalının prime esas aylık brüt kazançlarından % 1 sigortalı, % 2 işveren ve %1 Devlet payı olarak alınmaya başladı. Daha sonra 2004 yılının Eylül ayında 5234 sayılı Kanun ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda değişiklik yapılarak % 1 sigortalı, % 2 işveren ve %1 Devlet payı uygulamasına devamlılık kazandırıldı.

İşsizlik Fonunda büyük bir parasal birikim ortaya çıktı. İşsizlik Fonu prim kesintilerinin 2000 yılının Haziran'ında, buna karşılık işsizlik ödeneği ödemelerinin Mart 2002'de başlaması fondaki birikimin büyük miktarlara ulaşmasının başlangıç nedeni oldu. Toplanan primler ile işsizlere yapılan işsizlik ödeneği ödemeleri arasında açıklığın büyümesinin asıl nedeni, sisteme hak sahibi olarak girmenin güçlüğünden kaynaklandı. Buna sistemden yararlananlara yapılan ödemelerin tutarlarının düşük olması ve yararlanma süresinin kısalığı eklenince, kaynaklar -ödemeler orantısızlığı veya prim ödeyen yükümlü- işsizlik ödeneğinden yararlanan hak sahibi dengesizliği giderek büyüdü.

Sigortalının prime esas aylık brüt kazancı üzerinden hesaplanan % 2 işveren, % 1 sigortalı kesintileri ve %1 Devlet payı ile bu primlerin değerlendirilmesinden elde edilen kazanç ve iratlar, işverenlerden alınan gecikme zammı ve faizler Fonun gelirlerini oluşturmaktadır. Fonun kaynakları;

serbest piyasa koşullarında (mevduat, ters repo, DTH ve DİBS'lerde) değerlendirilmektedir.

Kuruluşundan dört yıl sonra Haziran 2004' de 11 milyar 436 milyon YTL'ye ulaşan Fonun brüt gelirleri, 31 Ekim 2007 tarihi itibariyle; 30 milyar 895 milyon YTL'ye ulaşmıştır. Bu tutarın 9 milyar 817 milyon YTL'si işçi ve işveren primi (gecikme zammı dahil), 3 milyar 280 milyon YTL'si Devlet Katkısı, 10 milyon 295 bin YTL'si İdari Para Cezası ve 17 milyar 787 milyon YTL'si faiz geliridir. 31 Ağustos 2007 tarihi itibariyle Fon Giderleri 1 milyar 440 milyon YTL olmuştur.

31 Ekim 2007 tarihi itibariyle Fonun toplam net varlığı, 29 miyar 411 milyon YTL’dir.

Sigortalı işsizin, işsizlik ödeneği, sağlık sigortası, danışmanlık-işe yerleştirme ve mesleki eğitim hizmetlerinden yararlanabilmesi için; hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 3 yıl içerisinde en az 600 gün prim ödeyerek, son 120 günü kesintisiz çalışmış, kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmiş olması gerekmektedir.

Sigortalı işsizler, hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde İŞKUR'a başvurması halinde, en az 600 gün çalışmış sigortalılar 180 gün, 900 gün çalışmış sigortalılar 240 gün, 1080 gün çalışmış sigortalılar 300 gün süre ile İşsizlik Sigortası hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

İşsizlik Sigortasının uygulamaya başladığı Mart 2002 ayından Eylül 2007'ye kadar ödeme yapılan kişi sayısı 888 bin 577’dir. 2007'nin Eylül ayında 98 bin 975 kişiye ulaşabilmiştir. Mayıs 2002'de 20 bin olan sayı; Ekim 2002'de 40 bin, Aralık 2003'te 53 bin, Nisan 2004'te 68 bin, Ekim 2005'te 90 bin, Mayıs 2006'da 99 bin, Eylül 2007'de 98 bin 975, Ekim 2007'de 96 bin 171 kişi olmuştur.

Ekonomide yüksek büyüme olduğu iddia edilen bir dönemde bu artışlar dikkat çekicidir. Ama Fondan yararlanabilen işsizlerin sayısı toplam işsizlerin sayısı yanında gene de çok küçük kalmaktadır. TÜİK'in İşgücü Anketi sonuçlarına göre, 2001'de 1 milyon 957 bin olan işsiz sayısı, 2003'te 2 milyon 496 bin, 2005'te 2 milyon 479 bin, 2006'da 2 milyon 442 bin olmuştur. Aslında gerçek işsiz sayısı bu rakamların çok üstündedir. İşbaşı yapmaya hazır olanların, eksik istihdamın ve mevsimlik işçilerin sayısı hesaba katıldığında (işsiz sayısı düzeltilerek hesaplandığında) işsiz sayısının, 2001'de 5 milyon 75 bin, 2003'te 5 milyon 516 bin, 2005'te 5 milyon 381 bin, 2006'da 5 milyon 414 bin olduğu görülür.

Bütün bu rakamlar işsizlik fonu ödemelerinden yararlananların sayısının simgesel değerde olduğunu göstermektedir.

İşsizlik Sigortası Fonu'ndan işsizlere başka adlar altında da ödeme yapılmaktadır. Bunlar, İşsizlik Sigortası Fonuna aktarılan primler üzerinden yapılan kesintilerle oluşturulan Ücret Garanti Fonu ve Kısa Çalışma Ödeneği'dir.

İşverenin konkordato ilan etmesi veya iflası nedeni ile ödeme güçlüğüne düştüğü hallerde işçilerin iş ilişkisinden kaynaklanan son üç aylık ücret alacakları Ücret Garanti Fonu'ndan ödenmektedir. Ücret Garanti Fonu'ndan 2005 yılında 1269 kişiye, 2006 yılında 1105 kişiye, 2007'nin ilk iki ayında ise 80 kişiye ödemede bulunulmuştur.

Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerinde işin geçici olarak en az dört hafta durması veya kısa çalışma hallerinde işçilere çalıştırılmadıkları süre için en fazla üç ay süre ile İşsizlik Sigortası Fonu'ndan kısa çalışma ödeneği ödenmektedir. 2005 yılında 21 kişiye, 2006 yılında 217 kişiye kısa çalışma ödeneği ödenmiştir. Mart 2007'de 7 kişiye 3 milyar 661 milyon YTL, Haziran 2007'de ise 33 kişiye toplam 18 milyar 389 milyon YTL tutarında kısa çalışma ödeneği ödenmiştir.

Görüldüğü gibi Ücret Garanti Fonu'ndan ve Kısa Çalışma Ödeneği'nden yararlananların sayısı da çok azdır.

Bütün bunlar yani, işsizlik sigortasından yararlanma koşullarının çok ağır olması, Fondan yapılan ödeme tutarının düşüklüğü (en çok asgari ücretin yarısı kadar ödeme yapılmaktadır) ve ödemelerden yararlanma süresinin kısalığı, İşsizlik Sigortası Fonunun, işsizlik sorunundan kaynaklanan sorunları çözme yerine kamu finansmanı için yeni bir kaynak olma amacı ile oluşturulduğunu göstermektedir.

Fondan para almak, aslanın ağzından lokma almaktan daha zordur. Buna karşılık fon varlığının büyük bir kısmı mali işlev görmek üzere Devlet iç borçlanma kâğıtlarına bağlanmıştır. Kamu iç borçlanmasında ortalama vadeyi uzatan, reel faizleri kısmen düşüren etkenlerden biri de bu tür kamu içi borçlanmalardır. Eylül 2007 sonu itibariyle toplam fon varlığının; % 49,22'si bono, % 43,81'i tahvil, % 2,44'ü döviz cinsi tahvil, % 4,39'u mevduat, % 0,15'i de döviz tevdiat hesabından oluşmaktadır.

Kaynak-ödeme orantısızlığını düzeltmek için Fona yapılan kesinti oranlarını daha da düşürmek veya örneğini Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabı'nda gördüğümüz gibi fonda biriken paraların nemalandırma koşullarını kötüleştirmek olmamalıdır. Tersine kaynak-ödeme orantısızlığını azaltmak için Fon'dan yapılan ödemeler anlamlı düzeylere yükseltilmelidir. Böylece, sosyal işlev yerine mali işlev yüklenmiş olan bu Fon, asıl işlevine döndürülebilecektir.

MADDE GEREKÇELERİ