İçeriğe geç
Yürürlükte Temel kanun 10. hâli

Türk Borçlar Kanunu (TBK)

Kanun numarası
6098
Kabul tarihi
11.01.2011
Resmî Gazete
04.02.2011 / 27836
Düstur
5. tertip, cilt 50
Son değişiklik
16.07.2026
Madde sayısı
651

24 Kasım 2023 → 16 Temmuz 2026 arasında 2 madde değişti, 0 madde eklendi, 0 madde çıkarıldı.

Bu aralıkta belgeyi değiştiren 2 kayıt
  • Değişikliğin gerekçesi

    Maddeyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine yeni fıkralar eklenmektedir.

    Kanunun 117 nci maddesinde, haksız bir fiil neticesinde meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlü bulunan borçlunun, haksız fiilin işlendiği gün temerrüde düşeceği açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca haksız fiil veya zararı doğuran olay nedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatlara haksız fiilin işlendiği veya zarar doğuran olayın gerçekleştiği günden itibaren temerrüt faizi işletilmektedir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatı ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan tazminatlarda söz konusu hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan tazminatlar, zarara uğrayanların olay tarihinden sonra malvarlıklarında ve kazançlarında meydana geleceği varsayılan eksilme üzerinden;

    ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı zararlara bağlı tazminatlar ise haksız fiil veya zarar doğuran olayın mağdurunun gelecekte elde edeceği varsayılan kazancı üzerinden hesaplanmaktadır. Her iki durumda da henüz elde edilme zamanı gelmeyen kazançlar da karşılanması gereken zarar olarak kabul edilmekte ve peşin olarak ödenmesine hükmedilmektedir. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmeyen ve varsayıma dayalı olarak belirlenen bu tazminatın toplamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi, tazminat yükünü ciddi oranda ağırlaştırmaktadır.

    Bu kapsamda maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına olay tarihinden; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği esası kabul edilmektedir. Fıkra metninde faiz işletilmesinde esas alınan dönemler olarak belirtilen bilinen dönem ifadesiyle kastedilen, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilindiği dönemdir. Bilinemeyen dönem olarak ifade edilen kavram ise zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilinememesi nedeniyle bilinen son ücretten hareketle hesaplanan dönemdir.

    Mağdurun gelecekte kazanç elde edebileceği varsayılan yaşam süresi içindeki muhtemel kazancı üzerinden hesaplanan toplam tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi uygulamasına son verilerek, uygulamada bilinmeyen dönem olarak kabul edilen geleceğe yönelik kazanç hesabı bakımından hesaplanan tazminat tutarına karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi esası kabul edilmektedir.

    Haksız fiil veya zarar doğuran olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi amacıyla karar verilmeden önce yapılan ödemelerin, hükmedilecek tazminat miktarından ne şekilde mahsup edileceği hususunda farklı uygulamalar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada benimsenen birinci yöntemde, yapılan ödeme hükme esas alınan hesap raporu tarihine kadar hesap edilecek yasal faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilmek suretiyle hükmedilecek tazminat miktarı belirlenmektedir. İkinci yöntemde ise ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla davacının zararı belirlenmekte ve davacıya yapılan ödemenin belirlenen zararı hangi oranda karşıladığı hesaplanarak, hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla belirlenen toplam tazminat miktarından tespit edilen oranda mahsup yapılması suretiyle tazminat miktarı belirlenmektedir.

    Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlardan mahsup edilmek üzere, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği hüküm altına alınmaktadır. Oransal mahsup yöntemi, taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından daha elverişli olması nedeniyle tercih edilmiş olup, kanuni düzenlemeyle uygulama birliğinin sağlanması ve zararın bir an önce karşılanması amaçlanmıştır. Oransal mahsup yönteminin tahkikata kadar yapılan ödemelerle sınırlandırılması, sürekli bilirkişi raporu almak zorunda bırakılarak davaların öngörülemez bir biçimde uzamasının önlenmesi ve zararın bir an önce giderilmesi amacını taşımaktadır. Belirtmek gerekir ki, tahkikatın başlamasından sonra yapılan ödemeler bakımından oransal mahsup hesabı yapılmayacak, yapılan ödeme işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilecektir.

    Yapılacak mahsup işlemi tabiatı gereği öncelikle bilinen dönem için hesaplanan tazminattan yapılması gerekmektedir.

    Söz konusu düzenlemelerle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile hukuki güvenliğin sağlanması ve uygulamadaki farklılıkların giderilmesi amaçlanmaktadır.

  • Değişikliğin gerekçesi

    Maddeyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine yeni fıkralar eklenmektedir.

    Kanunun 117 nci maddesinde, haksız bir fiil neticesinde meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlü bulunan borçlunun, haksız fiilin işlendiği gün temerrüde düşeceği açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca haksız fiil veya zararı doğuran olay nedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatlara haksız fiilin işlendiği veya zarar doğuran olayın gerçekleştiği günden itibaren temerrüt faizi işletilmektedir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatı ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan tazminatlarda söz konusu hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan tazminatlar, zarara uğrayanların olay tarihinden sonra malvarlıklarında ve kazançlarında meydana geleceği varsayılan eksilme üzerinden;

    ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı zararlara bağlı tazminatlar ise haksız fiil veya zarar doğuran olayın mağdurunun gelecekte elde edeceği varsayılan kazancı üzerinden hesaplanmaktadır. Her iki durumda da henüz elde edilme zamanı gelmeyen kazançlar da karşılanması gereken zarar olarak kabul edilmekte ve peşin olarak ödenmesine hükmedilmektedir. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmeyen ve varsayıma dayalı olarak belirlenen bu tazminatın toplamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi, tazminat yükünü ciddi oranda ağırlaştırmaktadır.

    Bu kapsamda maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına olay tarihinden; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği esası kabul edilmektedir. Fıkra metninde faiz işletilmesinde esas alınan dönemler olarak belirtilen bilinen dönem ifadesiyle kastedilen, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilindiği dönemdir. Bilinemeyen dönem olarak ifade edilen kavram ise zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilinememesi nedeniyle bilinen son ücretten hareketle hesaplanan dönemdir.

    Mağdurun gelecekte kazanç elde edebileceği varsayılan yaşam süresi içindeki muhtemel kazancı üzerinden hesaplanan toplam tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi uygulamasına son verilerek, uygulamada bilinmeyen dönem olarak kabul edilen geleceğe yönelik kazanç hesabı bakımından hesaplanan tazminat tutarına karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi esası kabul edilmektedir.

    Haksız fiil veya zarar doğuran olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi amacıyla karar verilmeden önce yapılan ödemelerin, hükmedilecek tazminat miktarından ne şekilde mahsup edileceği hususunda farklı uygulamalar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada benimsenen birinci yöntemde, yapılan ödeme hükme esas alınan hesap raporu tarihine kadar hesap edilecek yasal faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilmek suretiyle hükmedilecek tazminat miktarı belirlenmektedir. İkinci yöntemde ise ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla davacının zararı belirlenmekte ve davacıya yapılan ödemenin belirlenen zararı hangi oranda karşıladığı hesaplanarak, hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla belirlenen toplam tazminat miktarından tespit edilen oranda mahsup yapılması suretiyle tazminat miktarı belirlenmektedir.

    Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlardan mahsup edilmek üzere, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği hüküm altına alınmaktadır. Oransal mahsup yöntemi, taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından daha elverişli olması nedeniyle tercih edilmiş olup, kanuni düzenlemeyle uygulama birliğinin sağlanması ve zararın bir an önce karşılanması amaçlanmıştır. Oransal mahsup yönteminin tahkikata kadar yapılan ödemelerle sınırlandırılması, sürekli bilirkişi raporu almak zorunda bırakılarak davaların öngörülemez bir biçimde uzamasının önlenmesi ve zararın bir an önce giderilmesi amacını taşımaktadır. Belirtmek gerekir ki, tahkikatın başlamasından sonra yapılan ödemeler bakımından oransal mahsup hesabı yapılmayacak, yapılan ödeme işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilecektir.

    Yapılacak mahsup işlemi tabiatı gereği öncelikle bilinen dönem için hesaplanan tazminattan yapılması gerekmektedir.

    Söz konusu düzenlemelerle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile hukuki güvenliğin sağlanması ve uygulamadaki farklılıkların giderilmesi amaçlanmaktadır.

  1. Madde 55 c. Belirlenmesi Değişti Maddenin geçmişi
    Eski
    MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
    Yeni
    MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır. (Ek fıkra:16/7/2026-7589/18 md.) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. (Ek fıkra:16/7/2026-7589/18 md.) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.
  2. Eski
    MADDE 553- Bir işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme sahibinin hizmetinde bulunan ticari temsilciler, ticari vekiller veya diğer tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni olmaksızın, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin yaptığı türden bir iş yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri üçüncü kişilere de yaptıramazlar. Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi, aralarındaki hukuki ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticari temsilcinin, ticari vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya üçüncü kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan alacağın devredilmesini isteyebilir. E. Ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin
    Yeni
    MADDE 553- Bir işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme sahibinin hizmetinde bulunan ticari temsilciler, ticari vekiller veya diğer tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni olmaksızın, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin yaptığı türden bir iş yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri üçüncü kişilere de yaptıramazlar. Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi, aralarındaki hukuki ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticari temsilcinin, ticari vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya üçüncü kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan alacağın devredilmesini isteyebilir.