Birinci fıkra: 1086 sayılı Kanunun 303 üncü maddesi, 6762 sayılı Kanunda yer alan ticarî defterlerle ispata ilişkin özel hükümler kaldırılınca konusuz kalmıştır. Türk Ticaret Kanunu ticarî defterlerin içerdiği kayıtlara herhangi bir özel hüküm ve hukukî güç tanımamaktadır. Bu sebeplerle, 1086 sayılı Kanunun 303 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
İkinci fıkra: 18/4/1929 tarihli ve 1424 sayılı ilk İcra ve İflâs Kanununda, gemilere ilişkin olarak yer alan tek hüküm “Gayri menkul tabiri gemilere de şamildir” kuralını içeren 29 uncu maddenin ikinci fıkrası idi. Bu hüküm, İsviçre’nin Gemi Siciline İlişkin Federal Kanununun 54 üncü maddesinden alınmıştı. 1424 sayılı Kanunun kabulünden sonra, bu alanda yeni bir düzenleme yapılması yoluna gidilmiş ve hâlen yürürlükte bulunan 2004 sayılı Kanun kabul edilmiştir. Bu Kanunda, 1424 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası, bu kez 23 üncü maddenin son fıkrası olarak tekrar edilmiştir. Ancak, bu genel atfa rağmen, 2004 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci ilâ üçüncü fıkralarında, 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, 92 nci maddesinin dördüncü fıkrasında, 136 ncı maddesinde, 300 üncü maddesinin birinci fıkrasında ve 342 nci maddesinde, gemilere ilişkin özel hükümlere yer verilmiştir. Ardından, 6762 sayılı Kanun ile birlikte 6763 sayılı Kanun da kabul edilmiştir. 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesi uyarınca 2004 sayılı Kanunun çeşitli hükümlerinde gemiler ile ilgili değişiklikler yapılmış ve yeni hükümler eklenmiştir.
6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesi uyarınca 2004 sayılı Kanunun şu hükümlerinde gemilere ilişkin düzenleme yapılmıştır: 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci bendi ve ikinci fıkrası, 24 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 26 ncı maddesinin ilk üç fıkrası, 27 nci maddesinin ikinci fıkrası, 28 inci maddesinin her iki fıkrası, 29 uncu maddenin her iki fıkrası, 31 inci maddenin birinci cümlesi, 94 üncü maddenin ikinci fıkrasının ilk iki cümlesi, 97 nci maddenin yedinci fıkrası, 136 ncı madde, 144 üncü maddenin beşinci fıkrası, 153 üncü maddenin üçüncü fıkrası, 206 ncı maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 257 nci maddenin son iki fıkrası, 288 inci maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri.
Son olarak da 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı İcra ve İflâs Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bu Kanuna Bazı Madde ve Fıkralar Eklenmesine Dair Kanun uyarınca 2004 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin beşinci fıkrası, 92 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 300 üncü maddesinin birinci fıkrası hükümlerinde gemiler hakkında düzenlemelere yer verilmiştir. Bütün bu düzenlemeler karşısında, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci bendi ile ikinci fıkrasındaki genel atıfların kapsamı tereddütlere yol açmıştır.
Türk Ticaret Kanununun 936 ncı maddesi uyarınca, bir sicile kayıtlı olup olmadıklarına bakılmaksızın bütün gemiler taşınır eşyadan kabul edilmiş, 937 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca da yalnızca Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre 2004 sayılı Kanunun taşınmaz hükümlerine tâbi tutulan gemiler bu kuralın dışında bırakılmıştır. Türk Ticaret Kanununun 1350 ilâ 1400 üncü maddelerinde deniz hukukunda cebrî icraya ilişkin yeni özel hükümler düzenlenmiştir. Burada hüküm bulunmayan hâllerde, Türk Ticaret Kanununun 1351 inci maddesi gereğince 2004 sayılı Kanunun hütansel durak- / kümleri Türk Ticaret Kanununun 936 ncı maddesi ve 937 nci maddesinin birinci fıkrası ile çizilen çerçevede uygulama alanı bulacaktır. Dolayısıyla, 2004 sayılı Kanunun ve Türk Ticaret Kanununun deniz hukukunda cebrî icraya ilişkin özel hükümlerini uyumlaştırmak amacıyla, yeni düzenlemeler yapılması gerekmiştir. Bu düzenlemeler hazırlanırken, 1932, 1956 ve 1965 yıllarında kabul edilen hükümler tek tek incelenmiş, Türk Ticaret Kanununda benimsenen yeni sistem ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda bazı hükümlerde değişiklik yapılmasına gerek görülmemiştir. Nitekim, 2004 sayılı Kanunun gemi siciline bildirim yapılmasını öngören 44 üncü maddesinin beşinci fıkrası, 288 inci maddesinin üçüncü cümlesi ve 300 üncü maddesinin birinci fıkrası hükümleri, borçlunun iktisap ettiği gemi üzerindeki aynî hakların alacaklı tarafından tescilinin istenebilmesine ilişkin 94 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmü ve 342 nci madde yeni düzenlemede de uygulanacağından, değişiklik yapılmadan muhafaza edilmiştir. Buna karşılık, çok sayıda başka maddede yeni hükümlerin kabulü yoluna gidilmiş, ayrıca 2004 sayılı Kanunun bazı hükümlerinin “gemiler hakkında” nasıl uygulanacağını göstermek üzere anılan Kanuna 31/a, 144/a ve 153/a maddeleri eklenmiştir. Öte yandan, deniz hukukundan bağımsız olarak, 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesinde bazı değişikliklerin yapılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (a) bendi- 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi 1932 yılında kabul edilirken tek fıkra içinde dört bent hâlinde düzenlenmişti. Sonraki yıllarda yapılan değişiklikler sırasında maddenin fıkralara bölündüğü izlenimi doğmuştur. Bu sebeple yasama çalışmalarında ve uygulamada 23 üncü madde dört fıkralık bir hüküm gibi değerlendirilmiştir. Kanun hazırlanırken, öncelikle bu konudaki tereddütlerin giderilmesi uygun bulunmuştur. Bu amaçla madde yeniden düzenlenmiş ve iki fıkraya bölünmüştür. Birinci fıkra kendi içinde üç bende ayrılmaktadır; bu bentler, önceki düzenlemenin ilk üç hükmünü içermektedir. Yeni düzenlenen ikinci fıkra ise, uygulamada 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrası olarak atıf yapılan hükmünün tümüyle yeniden düzenlenmiş hâlidir. Kanunun gerekçesinde, madde hükümlerine atıf yapılırken, esasında 1932 yılında kabul edilen ilk metne de uygun olan yeni düzenleme esas alınmıştır.
2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci bendine 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan eklemeye göre, 2004 sayılı Kanunun uygulanmasında “ipotek” terimi “gemi ipotekleri”ni de anlatmaktadır. Buna rağmen Kanunun çeşitli hükümlerinde “gemi ipoteği” ibaresine yer verildiğinden, 23 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci bendindeki hükmün amacı hakkında tereddütler doğmuştur. Bu sebeple yeni düzenlemede, “gemi ipoteği” ibaresinin ilgili hükümlerde açıkça kullanılması tercih edilmiştir. Dolayısıyla, 23 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci bendindeki ibare çıkarılmış ve yeniden düzenlenen 31/a maddesinin yedinci fıkrasında, 136 ncı maddede, 144/a maddesinde ve 153/a maddesinin ikinci fıkrasında “gemi ipoteği” terimine yer verilmiştir.
Maddenin, 6763 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca değişik ikinci fıkrasının tümüyle yeniden kaleme alınması gerekmiştir. İki cümle hâlinde düzenlenen fıkranın birinci cümlesinde, Türk Ticaret Kanununun 936, 937 ve 1351 inci maddelerine uygun olarak, bayrağı ve sicili dikkate alınmaksızın bütün gemilere 2004 sayılı Kanunun taşınırlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, açıkça öngörülen istisnaların ise bu temel kuralın dışında bırakıldığı açıklanmıştır. Buna göre, saklı tutulan istisnalar 2004 sayılı Kanunda yer alan hükümler ile sınırlı değildir; taşınmazlara ilişkin bazı cebrî icra hükümlerinin gemilere de uygulanacağını öngören Türk Ticaret Kanunu hükümleri (örneğin, 1381, 1383 üncü maddeler) de saklı tutulmuştur. Ayrıca, her türlü tereddüdü önlemek tansel durak- / amacıyla, 2004 sayılı Kanuna çeşitli yeni hükümlerin (örneğin, 136, 144/a, 153/a maddeleri) eklenmesi ve böylece taşınmazlara ilişkin hangi hükümlerin gemilere uygulanacağının açıkça bildirilmesi yoluna gidilmiştir.
2004 sayılı Kanunda, gemi siciline verilecek şerhlerin hukukî etkisine ilişkin genel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu eksikliği gidermek amacıyla 23 üncü maddenin ikinci fıkrasına ikinci cümle hükmü eklenmiş ve anılan şerhler Türk Ticaret Kanununda bu hususu düzenleyen 977 nci madde hükmüne tâbi tutulmuştur. Yeni düzenlemede, çok sayıda hüküm uyarınca, cebrî icra işlemleri hakkında gemi siciline şerhler verilecektir (örneğin, yeni 31/a, 136, 144/a, 153/a maddeleri ile 2004 sayılı Kanunun değiştirilmeden yürürlükte kalacak olan 44 üncü maddesinin beşinci fıkrası, 166 ncı maddesi, 288 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi, 300 üncü maddesinin birinci fıkrası). Ayrıca, 2004 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin yerine geçen Türk Ticaret Kanununun 1366 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre de haciz gemi siciline şerh edilecektir; aynı hüküm Türk Ticaret Kanununun 1382 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kesin hacizde de uygulanacaktır. Bütün bu şerhler, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin yeniden düzenlenen ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca Türk Ticaret Kanununun 977 nci maddesindeki genel kurala tâbi olacaktır.
İkinci fıkranın (b) bendi- İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (y) bendi uyarınca değişik 26 ncı maddesinde geçen gemilere ilişkin ibarelerin çıkarılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (c) bendi- İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca değişik 28 inci maddesinin başlığında ve hükümlerinde geçen gemilere ilişkin ibarelerin çıkarılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (ç) bendi- İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca değişik 29 uncu maddesinde geçen gemilere ilişkin ibarelerin çıkarılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (d) bendi- İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca değişik 31 inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen gemilere ilişkin ibarelerin çıkarılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (e) bendi- 2004 sayılı Kanunun ikinci bâbının birinci kısmında “para ve teminattan başka borçlar hakkında ilâmların icrası” düzenlenmiştir (2004 sayılı Kanunun 24 ilâ 31 inci maddeleri). Bu hükümlerde, gemilerle ilgili çeşitli kurallar yer almaktadır. Bu kuralların tümünün yerine geçmek üzere “Gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin ilamların icrası” başlıklı yeni 31/a maddesinin düzenlenmesi ve gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümlerinin bir araya getirilmesi uygun görülmüştür. İlâmların icrasına ilişkin müşterek hükümler (2004 sayılı Kanunun 34 ilâ 41 inci maddeleri) nitelikleri uygun düştükçe yeni 31/a maddesi hakkında da uygulama alanı bulacaktır. Bu düzenleme karşısında gerek kalmayan 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin yedinci fıkrası ve 27 nci maddesinin ikinci fıkrası tümüyle kaldırılmış; 26 ncı maddesinin ilk üç fıkrasında, 28 ile 29 tansel durak- / uncu maddelerinde ve 31 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi hükümlerinde geçen “gemi” ile ilgili ibareler çıkarılmıştır; ayrıca, 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen yeni ikinci cümle hükmü karşısında, 28 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi hükmü de tekrar edilmemiştir.
2004 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen yeni 31/a maddesinin birinci fıkrasında, kesinleşme şartı düzenlenmiştir. 1086 sayılı Kanunun 426/J maddesi ve 433 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, taşınmaz mala ve bununla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.
2004 sayılı Kanunun yürürlükteki 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca sicile kayıtlı Türk gemileri taşınmaz hükmündeyse de, bu kuralın 2004 sayılı Kanunda yer alması sebebiyle, 1086 sayılı Kanundaki kesinleşme şartına ilişkin düzenlemenin Türk gemilerine uygulanması şüpheli gözükmekteydi. Her ihtimalde, sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, yabancı gemiler bakımından bu kuralın uygulanması mümkün değildi. Gemilerin yüksek ekonomik değerleri ve gemiyle ilgili çatışan çıkarlar dikkate alındığında, gemiler üzerindeki aynî hak çekişmelerinde, ilâ- mın kesinleşmesi şartını aramak uygun görülmüştür. Bu amaç doğrultusunda, 31/a maddesinin birinci fıkrasında kabul edilen hükme göre, bayrağına ve bir sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra edilemeyecektir. Bu kuralın uygulama alanının sicile kayıtlı gemilerle sınırlı tutulmaması, iki gerekçeye dayanmaktadır.
Türk Ticaret Kanununun 935 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen gemilerin tescili, aynı Kanunun 956 ncı maddesi uyarınca isteğe bağlıdır; oysa bu gemiler de çok yüksek değerler ifade edebilmektedir ve el değiştirme hâlinde karasularını terk edip cebrî icra işlemlerinin dışına çıkartılabilecektir. Yabancı bayraklı gemilerde ise, sicile tescil şartları bayrak hukukuna göre belirleneceğinden, Türk hukukunun sicile tescil kıstaslarını esas alarak, ilâmların kesinleşmesiyle ilgili bir hüküm kabul etmek uygun olmayacaktır. Aksine, yabancı bir devletin bayrağını taşıyan gemi, Türkiye’de aynî hak çekişmesine konu olmuşsa, bu çekişmenin kesin hükümle sona ermesini beklemek gerekmektedir. Gemi, davadan önce veya dava sırasında ihtiyaten haczedilmişse, ilâm kesinleşene kadar geçecek sürenin sakıncalı sonuçları, Türk Ticaret Kanununun 1386 ncı maddesinde tanınmış olan erken satış imkânı sayesinde ortadan kaldırılabilecektir.
Yeni 31/a maddesinin ikinci fıkrası, mahkeme kararının sicile veya konsolosluğa bildirimini öngörmektedir. Bu fıkranın birinci, ikinci ve üçüncü cümleleri 2004 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk iki cümlesiyle ikinci fıkrasından alınmış, böylece o düzenlemeler, doğrudan gemilere ilişkin ilâmlı icraya uyarlanmıştır. 2004 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesindeki hükmün burada tekrar edilmesine gerek görülmemiştir, çünkü, yukarıda (a) bendi için açıklandığı üzere, sicile verilen şerhin hukukî etkisi, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin yeniden düzenlenen ikinci fıkrasında genel hüküm olarak öngörülmüştür. Yeni 31/a maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesi hükmü, Türk Ticaret Kanununun 1366 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında ve 1384 üncü maddesinde öngörülen kurallara uygun olarak kaleme alınmıştır.
Sicile verilecek şerhin hukukî etkisi Türk Ticaret Kanununun 977 nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörüldüğünden, 2004 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin burada tümüyle tekrar edilmesine gerek görülmemiştir; ancak, 29 uncu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen düzenlemeye ihtiyaç bulunduğundan, yeni 31/a maddesinin ikinci fıkrasının beşinci cümlesine bu doğrultuda bir ilave yapılmış ve şerhten sonra zilyetliği elde eden kişi aleyhine yeni bir ilâm alınmasına gerek bulunmadığı açıklığa kavuşturulmuştur.
tansel durak- / Yeni 31/a maddesinin üçüncü ilâ altıncı fıkraları geminin teslimine ilişkin ilâmların nasıl uygulanacağını göstermektedir. 2004 sayılı Kanunun yürürlükteki 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası, sicile kayıtlı Türk gemilerini “taşınmaz”, sicile kayıtlı olmayan Türk gemilerini ve bütün yabancı bayraklı gemileri “taşınır” hükmünde saydığından, gemilerin teslimine ilişkin ilâmların icrasında 2004 sayılı Kanunun, yerine göre 24 üncü veya 26 ncı maddeleri uygulama alanı bulmaktaydı. Ancak, takip yolu açısından böyle bir farklılık gözetilmesi uygun görülmemiştir, çünkü taşınırlara ilişkin 24 üncü maddenin üçüncü ilâ altıncı fıkraları sicile kayıtlı olan gemiler, 26 ncı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları kayıtlı olmayan gemiler hakkında da uygulanması gereken düzenlemeler içermektedir. Bu sebeple, yeni 31/a maddesinin üçüncü ilâ altıncı fıkralarında, gemilerin tahliyesine ve teslimine ilişkin ilâmların icrası ortak kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar düzenlenirken 2004 sayılı Kanunun 24, 26 ve 27 nci maddeleri esas alınmıştır. Bu ilke uyarınca üçüncü fıkra, 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarıyla 26 ncı maddesinin birinci fıkrası esas alınarak düzenlenmiştir.
Yeni 31/a maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi, 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kaleme alınmıştır. Buna göre, ilâm borçlusu gemiye zilyet olmasına rağmen gemiyi teslim etmezse, ilâmın hükmü zorla icra olunacaktır. Gemi, dava açılmadan önce veya dava sırasında ihtiyaten haczedilmişse, gemiye çıkılarak, gerekirse kolluk güçlerinin yardımıyla tahliye ve teslim işlemleri tamamlanacaktır. Geminin seferde bulunması ihtimalinde, Türk Ticaret Kanununun 1367 nci maddesi uyarınca işlem yapılacaktır. Yabancı bayraklı gemi Türk karasularını terk etmişse, dönüşüne kadar yapılacak bir işlem kalmayacaktır. İlâm borçlusu gemiye zilyet değilse, dördüncü fıkranın ikinci cümlesi devreye girecektir. Bu hükümde öngörülen iki seçenekten birinci bent, 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin dördüncü fıkrasından, ikinci bent ise 2004 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasından alınmıştır. Sicile kaydedilebilen bir taşınır olan gemi hakkında bu hükümlerin seçenekli olarak işletilmesi mümkün görülmüştür. Birinci seçenekte, alacaklı, geminin ilâmda yazılı değerinin alınmasını isteyebilecektir. Borçlu bu değeri ödemezse, ayrıca icra emri tebliğine gerek kalmaksızın söz konusu değer kendisinden haciz yoluyla tahsil olunacaktır. Gemi, Türk Ticaret Kanununun 1370 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca teminat karşılığında serbest bırakılmışsa, icra dairesi doğrudan teminatı paraya çevirerek ödeme yapabilecektir. Geminin değeri ilâmda yazılı değilse ve taraflar değer üzerinde anlaşamıyorlarsa, icra memuru tarafından seçilecek bilirkişi heyetine tespit ettirilecektir. Geminin hangi andaki değerinin esas alınacağı hususu tereddütlere yol açmaktadır. Bir yandan gemiler yıpranma sebebiyle sürekli değer kaybetmektedir; diğer yandan ise ekonomik dengelerdeki dalgalanmalar sebebiyle ani değer artışlarına da uğrayabilmektedir. Bu konuda duyulabilecek tereddütleri gidermek amacıyla, kıymet takdirinin yapıldığı ânın esas alınması uygun görülmüştür. İkinci seçenekte ise alacaklı, gemiye zilyet olan üçüncü kişiye karşı borçlunun sahip olduğu hakları kullanabilecektir. Şu kadar ki, üçüncü kişi, davadan sonra ve hükümden önce gemi siciline tescil edilmiş bir sözleşmeye dayanarak gemiye zilyet ise, yalnızca birinci seçenek doğrultusunda geminin ilâmda yazılı değerinin tahsili yoluna gidilebilecektir.
Yeni 31/a maddesinin beşinci fıkrasında, 2004 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin üçüncü fıkrasındaki kural tekrarlanmıştır. Bu hükme göre, gemi alacaklıya teslim edildikten sonra, borçlu veya üçüncü kişi, haklı bir sebep olmaksızın gemiye yeniden girerse, ayrıca bir mahkeme kararı alınmasına gerek olmaksızın, bu kişiler zorla çıkartılır. Kanunla getirilen düzenlemede aynen korunacak olan 2004 sayılı Kanunun 342 nci maddesi uyarınca, gemiye yeniden giren borçlu 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 290 ıncı maddesi hükmüne göre cezalandırılacaktır.
tansel durak- / Yeni 31/a maddesinin altıncı fıkrasında, 2004 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine yer verilmiştir. Geminin teslimi aşamasında, ilâm borçlusuna ait olmayan konteyner, yakıt ve makine yağı, kumanya, istif malzemesi gibi çeşitli eşya, ilâm uyarınca yapılacak teslim işleminin dışında bırakılmışsa, bu gibi eşya hakkında, altınca fıkra hükmü işletilecektir.
Yeni 31/a maddesinin yedinci fıkrası, gemiler üzerinde kurulabilecek sınırlı aynî haklara ilişkin ilâmların icrasını düzenlemektedir. Hüküm kaleme alınırken, 2004 sayılı Kanunun 31 inci maddesi esas alınmıştır. Bu maddenin birinci cümlesinde, yalnızca, gemiler üzerindeki intifa hakkının kurulmasına veya kaldırılmasına ilişkin ilâmlar düzenlenmiştir. Ancak, bu hükmün intifa haklarıyla sınırlı tutulmayarak, gemi üzerinde kanundan veya sözleşmeden doğan ipoteklerin kurulmasına veya kaldırılmasına ilişkin ilâmlara da teşmil edilmesi gerekli görülmüştür. Yabancı bir sicile kayıtlı gemiler üzerindeki haklara ilişkin ilâmların ilgili sicil ülkesinde tenfizi gerekeceğinden, bu tür ilâmlar hakkında hüküm sevk edilmesine gerek görülmemiştir.
Yeni 31/a maddesinin sekizinci fıkrasında ise, gemilere ilişkin bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin ilâmların icrası hakkında 2004 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin aynen uygulanacağı, oluşabilecek tereddütleri gidermek üzere bildirilmiştir.
İkinci fıkranın (f) bendi- Türk Ticaret Kanununun 1366 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca icra müdürü, ihtiyatî haciz kararını geminin kayıtlı olduğu sicile bildirmekle yükümlüdür. Aynı Kanunun 1382 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kural gemilerin kesin haczinde de uygulanır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde aynı kuralın tekrar edilmesine gerek kalmamıştır. Dolayısıyla, sicile yapılacak bildirim hakkındaki kaydın metinden çıkarılması gerekmiştir.
İkinci fıkranın (g) bendi- 2004 sayılı Kanunun 97 nci maddesi, 3/7/1940 tarihli ve 3890 sayılı Kanun ile tümüyle yeniden kaleme alınmıştı. Bu hükmün yedinci fıkrası, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (h) bendi ile değiştirilmiş ve hükmün uygulama alanına, sicile kayıtlı kiralanmış gemiler de eklenmiştir. Ancak, kiralanan gemilerdeki hapis hakkına tâbi eşya ile ilgili bu düzenleme, yalnızca sicile kayıtlı gemilere değil, gemi kira sözleşmesine konu olan her türlü gemiye uygulanacak niteliktedir. Bu sebeple yapılan değişiklik uyarınca, hükmün uygulama alanı her türlü gemiye teşmil edilecek şekilde genişletilmiştir.
İkinci fıkranın (ğ) bendi- 2004 sayılı Kanunun, taşınmazların satışına ilişkin hükümlerinin sicile kayıtlı Türk gemilerine uygulanacağını öngören 136 ncı maddesi Türk Ticaret Kanunundaki hükümler doğrultusunda yeniden kaleme alınmıştır. Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde, Türk Ticaret Kanununun 1383 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan temel kural tekrar edilmiş ve bayrağına bakılmaksızın sicile kayıtlı bütün gemilerin, 2004 sayılı Kanunun taşınmazların satışına ilişkin hükümlerine tâbi tutulduğu vurgulanmıştır. Yeni düzenlemede, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden “gemi ipoteği” ibaresi çıkarıldığından, 136 ncı maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesine de bu doğrultuda bir ekleme yapılmıştır.
İkinci fıkranın (h) bendi- Türk Ticaret Kanununun 1383 üncü maddesine göre, sicile kayıtlı bütün gemiler, 2004 sayılı Kanunun taşınmazların satışına ilişkin hükümlerine, kayıtlı olmayan gemiler ise aynı Kanunun taşınırların satışına ilişkin hükümlerine göre paraya çevrilirler. 2004 sayılı Kanunda, cebrî satışa ilişkin hükümleri, “paranın paylaştırılması” başlıklı hükümler (138 ilâ 144 üncü maddeler) izlemektedir. Bu hükümlerin içinde yalnızca 144 üncü maddenin 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (j) bendi uyarınca eklenmiş beşinci fıkrası, sicile kayıtlı gemiler bakımından özel bir tansel durak- / hüküm içermekteydi. Bu sebeple yeni düzenlemede, paranın paylaştırılmasına ilişkin hükümlerin “gemiler hakkında” nasıl uygulanacağını göstermek üzere yeni 144/a maddesinin kabul edilmesi uygun görülmüştür. Bu düzenleme uyarınca anılan hükümler, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilerin satışına uygulanacaktır. Ancak, sıra cetveli bakımından Türk Ticaret Kanunu gemiler için özel hükümler kabul ettiğinden, o hükümlerin saklı tutulması gerekmiştir. Konu bütünlüğü sebebiyle, 2004 sayılı Kanunun 144 üncü maddesinin 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (j) bendi uyarınca eklenmiş beşinci fıkrası hükmünün yeni 144/a maddesinin ikinci fıkrasına alınması uygun görülmüştür. Yabancı sicile kayıtlı gemiler bakımından, Türk Ticaret Kanununun 1366 ncı maddesinin dördüncü fıkrası ve 1384 üncü maddesi hükümlerine uygun olarak, bildirimin konsolosluğa yapılması kabul edilmiştir.
İkinci fıkranın (ı) bendi- 2004 sayılı Kanunda gemilere ilişkin çok sayıda açık kurala yer verilmiş olmasına rağmen, Beşinci Bâpta düzenlenen rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin hükümlerde bu yönde bir açıklık yalnızca 153 üncü maddenin üçüncü fıkrasında, ipotek alacaklısının temerrüdü bakımından bulunmaktadır. Bu sebeple yeni 153/a maddesi kabul edilerek, rehnin paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin, Türk Ticaret Kanununda gösterilen genel kurallar doğrultusunda nasıl uygulanacağı açıklığa kavuşturulmuştur.
Yeni 153/a maddesinin birinci fıkrası, Türk Ticaret Kanununun 1380 inci maddesinde yer alan kuralı 2004 sayılı Kanun bakımından tekrar etmektedir. Buna göre, hapis hakkının ve gemi alacaklısına tanınan rehin hakkının paraya çevrilmesinde, taşınır rehninin paraya çevrilmesine ilişkin hükümler işletilecektir; çünkü, bu rehin hakları sicile tescil edilmeyen kanunî rehin hakları niteliğindedir. Sicile kayıtlı olmayan bir gemi üzerinde sözleşme ile kurulan taşınır rehninin paraya çevrilmesinde de aynı hükümler uygulama alanı bulacaktır; çünkü, Türk Ticaret Kanununun 936 ncı maddesi uyarınca gemiler taşınır hükmündedir ve Kanunun 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca değiştirilecek olan 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre gemilere taşınır hükümleri uygulanacaktır; dolayısıyla gemi üzerinde taşınır rehni de 2004 sayılı Kanunun 145 ve devamındaki madde hükümlerine göre paraya çevrilecektir.
Yeni 153/a maddesinin ikinci fıkrası, Türk Ticaret Kanununun 1381 inci maddesinde yer verilen ilkeyi tekrarlamaktadır. Buna göre, 2004 sayılı Kanunun 148 ilâ 150/d maddeleri, gemi ipoteklerinin paraya çevrilmesinde uygulama alanı bulacaktır. Türk Ticaret Kanununun 1013 üncü maddesi uyarınca tescil edilebilecek kanunî ipotekler, sonuçta gemi ipoteği niteliğinde olduğundan, hükümde, kanundan ve sözleşmeden doğan bütün gemi ipoteklerini anlatmak üzere kısaca “gemi ipoteğinin paraya çevrilmesi” ibaresi kullanılmıştır. 2004 sayılı Kanunun 136 ncı maddesi, yalnızca taşınmazların paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması bakımından bir kural getirdiğinden, aynı kuralın 2004 sayılı Kanunun 148 ve devamındaki maddelerde düzenlenen ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin uygulanması bakımından tekrar edilmesi uygun görülmüştür.
Fıkranın üçüncü cümlesinde, 2004 sayılı Kanunun 148 inci maddesinde, yetkili icra dairesi bakımından yer alan kuralın yerine ve yalnızca iki yerdeki icra dairesinin yetkisi kabul edilmiştir. Buna göre, birinci seçenek, Türk Ticaret Kanununun 1364 üncü maddesi uyarınca ihtiyatî haciz kararını uygulamış olan icra dairesidir; yalnızca Türkiye’de sicile kayıtlı gemiler bakımından gündeme gelen ikinci seçenek ise, geminin sicile kayıtlı olduğu yer icra dairesidir. Dolayısıyla, 2004 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi, gemi ipoteklerinin paraya çevrilmesinde uygulanmayacaktır.
tansel durak- / Yeni 153/a maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, 2004 sayılı Kanunun 150/e ilâ 153 üncü maddelerinde düzenlenen rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin müşterek hükümlerin, kural olarak, gemiler üzerindeki rehin haklarının paraya çevrilmesinde de uygulanacağını öngörmektedir. Ancak hükmün ikinci cümlesinde, dört bent hâlinde istisnalara yer verilmiştir. Birinci bentte yer verilen istisna uyarınca 2004 sayılı Kanunun 150/e maddesinde öngörülen satış isteme süreleri üç aya indirilmiştir; böylece gemilerin satışına ilişkin işlemlerin kısa sürede başlatılması, gemilerin değer kaybına ve limanların gereksiz işgaline engel olunması amaçlanmıştır. İkinci bentte, 2004 sayılı Kanunun uygulamada sorunlara sebep olan 150/h maddesinin uygulanması gemiler bakımından önlenmiş ve bu hükmün yerine Türk Ticaret Kanununun 1377 nci maddesinde kabul edilen genel ilkelerin işletileceği açıklanmıştır. Üçüncü bentte, sıra cetveli bakımından yine Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddelerinin uygulanacağının bildirilmesi uygun görülmüştür. Nihayet, dördüncü bende, 2004 sayılı Kanunun 153 üncü maddesine 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (k) bendi uyarınca eklenen üçüncü fıkra, atıflar düzeltilerek alınmıştır.
İkinci fıkranın (i) bendi- Bir taraftan Türk Ticaret Kanununun 376 ve 377 nci maddelerinin getirdiği sisteme uyum sağlanabilmesi, diğer taraftan iflâsın ertelenmesine ilişkin mevcut hükmün uygulamada ortaya çıkardığı bazı sorunlara çözüm getirebilmek amacıyla, 2004 sayılı Kanunun 179/a maddesi yeniden düzenlenmiştir. Düzenlemenin en önemli yeniliği, iflâsın ertelenmesi istemi üzerine, kayyımın tensip tutanağı ile atanmasının ve görevlerinin belirlenmesinin zorunlu hâle getirilmiş olmasıdır. Böylece, istemle birlikte şirketlerde ve kooperatiflerde yönetim kurulunun prosedür süresince alacaklıların ve diğer menfaat sahiplerinin zararına hareket etmeleri önlenmiş olacaktır. Bu husus, uygulamada büyük şikayetlere sebep olmuştur. İkinci yenilik, iyileştirme projesinin uygulanmasının ve iyileştirmenin sonuç verip vermeyeceğinin mahkemece izlenmesidir. Bu izlemenin pratik önemi mahkemenin iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varması hâlinde erteleme kararını kaldırmasıdır. Bu suretle hem projenin sonuç alacak şekilde uygulanması teşvik edilmek hem de bir defa ertelenen iflâsın alınan sonuçlar ne olursa olsun sürenin bitimine kadar hükmî ifa doğurmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Madde, bunun dışında çeşitli koruma ve şeffaflık hükümlerini içermektedir.
İkinci fıkranın (j) bendi- Gemilerin cebrî icra yoluyla satışında sıra cetveli, Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddelerine göre düzenlenecektir. Bu kuralın, uygulamada açıklık sağlamak üzere, 2004 sayılı Kanunda da vurgulanması uygun bulunmuştur. Bu sebeple yeni düzenlenen 144/a maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ve 153/a maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü bendinde, Türk Ticaret Kanununun sıra cetveline ilişkin hükümleri açıkça saklı tutulmuştur. Bu ilkeye uygun olarak, 2004 sayılı Kanunun 206 ncı maddesine 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı İcra ve İflâs Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 52 nci maddesi uyarınca eklenen son fıkradan sonra gelmek üzere yeni bir fıkra eklenmesi uygun bulunmuştur. Bu fıkrada da Türk Ticaret Kanununun sıra cetveline ilişkin hükümleri saklı tutulmaktadır. Bu ekleme yapılınca, 206 ncı maddenin üçüncü fıkrasına 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (p) bendi uyarınca eklenen ikinci cümlesine gerek kalmadığından, anılan cümle hükmü metinden çıkarılmıştır.
İkinci fıkranın (k) bendi- 2004 sayılı Kanunun 288 inci maddesinin 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (ü) bendi uyarınca değişik birinci fıkrasının dördüncü cümlesi, sicile verilecek şerhin hukukî etkisini düzenlemektedir. Yukarıda (a) bendine ilişkin gerekçede görüldüğü gibi, bu konuda 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde genel hüküm sevk edilmesi yoluna gidildiğinden, o genel hüküm karşısında tekrar niteliğinde kalan 288 inci maddenin birinci fıkrasının dördüncü cümlesinin çıkarılması gerekmiştir.
tansel durak- / İkinci fıkranın (l) bendi- Bu bentte, 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin yedinci fıkrası;
27 nci maddesinin ikinci fıkrası; 92 nci maddesinin dördüncü fıkrası; 144 üncü maddesinin beşinci fıkrası; 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrası; 257 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır.
1) İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine, 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (b) bendi uyarınca eklenen yedinci fıkranın çıkarılması gerekmiştir.
2) İkinci fıkranın (e) bendi uyarınca 2004 sayılı Kanuna eklenecek olan yeni 31/a maddesinde, gemilere ilişkin ilâmlı icra hükümleri bir araya toplanmıştır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun 27 nci maddesine 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (c) bendi uyarınca eklenen ikinci fıkranın çıkarılması gerekmiştir.
3) 6762 sayılı Kanunun yola hazır gemilerin icradaki durumunu düzenleyen 892 nci maddesi, 2004 sayılı Kanunun 92 nci maddesinin 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanunun 51 inci maddesi uyarınca değişik dördüncü fıkrasında saklı tutulmuştur. 6762 sayılı Kanunun 892 nci maddesi Türk Ticaret Kanununa alınmamıştır. Ayrıca gemilerin ihtiyatî ve kesin haczine ilişkin hükümler, Türk Ticaret Kanununun 1352 ilâ 1382 nci maddelerinde topluca düzenlenmiştir. Bu sebeplerle, 2004 sayılı Kanunun 92 nci maddesinin dördüncü fıkrasına gerek kalmamış ve hüküm çıkarılmıştır.
4) 2004 sayılı Kanunun 144 üncü maddesine 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (j) bendi uyarınca eklenen beşinci fıkra çıkarılmıştır, çünkü bu hükme 2004 sayılı Kanuna eklenen yeni 144/a maddesinin ikinci fıkrasında yer verilmiştir.
5) 2004 sayılı Kanunun 153 üncü maddesine 6763 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin (k) bendi uyarınca eklenen üçüncü fıkra çıkarılmıştır, çünkü bu hükme 2004 sayılı Kanuna eklenen yeni 153/a maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü bendinde yer verilmiştir.
6) 2004 sayılı Kanunun 257 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 6762 sayılı Kanunun donatanın sınırlı aynî sorumluluğu ile ilgili 948 inci maddesinin birinci fıkrasını tamamlayan bir hüküm niteliğindeydi. 4/6/1980 tarihli ve 17007 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 19/11/1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme 1/7/1998 tarihinde Türkiye bakımından yürürlüğe girince, anılan 948 inci madde mülga olmuştur; dolayısıyla 2004 sayılı Kanunun 257 nci maddesinin dördüncü fıkrası da aynı tarihte mülga hâle gelmiştir. Bu sebeple hükmün çıkarılması gerekmiştir. Aynı şekilde, 2004 sayılı Kanunun 257 nci maddesinin beşinci fıkrası da çıkarılmıştır; çünkü 6762 sayılı Kanunda kabul edilen yük alacaklısı hakkının yerine Türk Ticaret Kanununda, Türk eşya hukuku sistemine uygun olarak 4721 sayılı Kanunun 950 nci maddesinde öngörülen hapis hakkı kabul edilmiştir (1201, 1254, 1275 ve 1315 inci maddeler). Hapis hakkı, 4721 sayılı Kanunun Eşya Hukukuna ilişkin Dördüncü Kitabının “Sınırlı Aynî Haklar”a ilişkin İkinci Kısmının “Taşınır Rehni”ne ilişkin Üçüncü Bölümünde, bir “Taşınır Rehni” olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 2004 sayılı Kanunun 257 nci maddesinin birinci fıkrasının “rehinle temin edilmiş alacak için ihtiyatî haciz yolunun kapalı olduğu” doğrultusundaki kuralı, hapis haklarıyla temin edilmiş bütün alacaklar için zaten geçerlidir. Esasen, 4721 sayılı Kanunun 950 nci maddesi uyarınca hapis hakkının varlığı, alacaklının zilyetliğinin sürmesine bağlı olduğundan, alacaklının ihtiyatî haciz istemesine fiilen gerek bulunmamaktadır. Bu sebeple, 2004 sayılı Kanunun 257 nci maddesinin beşinci fıkrası da çıkarılmıştır.
tansel durak- / Üçüncü fıkra: 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanunun bütünüyle yürürlükten kaldırılmasını öngörmektedir.
Dördüncü fıkra: 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi içinde yer alan “hesap sahibinin vergi kimlik numarası hariç olmak üzere” ibaresi Kanundan çıkarılmıştır. Çünkü, bu ibare vergi kimlik numarasının çekin aslî unsuru olduğu izlenimi vermektedir. Oysa, hem Yargıtay Ceza Genel Kurulu hem de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anılan ibareyi aslî unsur olarak kabul etmemektedirler. Türk Ticaret Kanunu aslî unsurları ilgili maddede yer alan unsurlara özgülemekte, yani 3167 sayılı Kanundaki unsurları aslî nitelikte değerlendirmemektedir. Buna rağmen, söz konusu ibarenin 3167 sayılı Kanunda muhafaza edilmesi karışıklığa yol açacaktır. Onun için tartışmalara son vermek ve yorum güçlüklerine engel olmak amacıyla, anılan hükme Kanunda yer bulunmadığı sonucuna varılmıştır.