İçeriğe geç
Yürürlükte Değiştirici kanun 1. hâli

Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

Kanun numarası
6728
Kabul tarihi
15.07.2016
Resmî Gazete
09.08.2016 / 29796
Düstur
5. tertip, cilt 57
Son değişiklik
—
Madde sayısı
22

Kaynak: TBMM 26. Dönem S. Sayısı 404 (Esas No: 1/728) · belgeyi aç · TBMM kaydı . Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.

Genel gerekçe

Onuncu Kalkınma Planı, bu planın uygulanabilirliğini ve etkinliğini artırmak üzere tasarlanan 25 adet öncelikli dönüşüm programı ile bunlara ilişkin hazırlanan eylem planları çerçevesinde;

- Yatırım ortamına ilişkin işlem maliyetlerinin azaltılması, -Ar-Ge'ye yönelik teşviklerin gözden geçirilerek yasal düzenlemelerden kaynaklı uygulama farklılıklarının giderilmesi, -Finans kurumları arasında farklı uygulamaların ortadan kaldırılması, -Faizsiz finans ürünlerinin yaygınlaştırılması, -Uluslararası yatırımların teşvik edilmesi, -Tasarrufların vergisel düzenlemelerle üretken alanlara yönlendirilmesi, -Vergilemede öngörülebilirliğin artırılması ve uyum maliyetlerinin azaltılması, -Muhtasar beyanname ile sosyal güvenlik kurumu bildirgesinin birleştirilmesi, -Şirket kuruluş ve şube açılış işlemlerindeki maliyetlerin azaltılması, hedeflerine ulaşabilmek için vergi kanunları ve ilgili diğer kanunlarda düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Bu çerçevede Tasarıda yer alan düzenlemeler ilgili başlıklar itibarıyla aşağıda açıklanmıştır. , Yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bu çerçevede işlem maliyetlerinin azaltılması için bazı vergi kanunlarında düzenleme yapılmaktadır.

Yatırımlarda başta damga vergisi ve harçlardan kaynaklanan işlem maliyetlerini azaltmak amacıyla önemli istisna düzenlemeleri öngörülmektedir.

Bu kapsamda, yatırım teşvik belgeli yatırımlarda, teşvik belgesi sahibi yatırımcıların yatırım malı alımı, gayrimaddi hakların kiralanması ve satın alınması, sabit kıymet yatırımlarının imal ve inşası amacıyla yaptıkları işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar, söz konusu yatırımlara yönelik danışmanlık ve teknik müşavirlik hizmetlerine ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden, yapılan işlemler harçtan istisna edilmektedir. Deniz araçlarının inşası, yenilenmesi ve dönüşümü ile yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin imalatına ilişkin işlemler için de damga vergisi ve harç istisnası öngörülmektedir.

Ayrıca, nispi vergiye tabi kâğıtlardan, sadece bir nüsha için damga vergisi ve noter harcı alınması, azami tutardan vergi alınmış sözleşmelerde sadece bedel artırılması durumunda artan bedel üzerinden damga vergisi alınmaması ve sözleşmede yer alan cezai şartlar için ayrıca damga vergisi alınmaması suretiyle damga vergisi ve harçların yatırım ortamı üzerinde oluşturduğu yükün azaltılması hedeflenmektedir.

İleri teknolojiye sahip şirketlerin satın alınmasını teşvik etmek için bu alanda da istisna düzenlemeleri yapılmakta ve sermaye şirketlerinin pay devirleri damga vergisi ve harçtan istisna edilmektedir.

Yatırım Teşvik Belgesi kapsamındaki binalara beş yıl süreyle arazilere ise Yatırım Teşvik Belgesi süresince emlak vergisi muafiyeti tanınmakta, inşa edilen binalardan bina inşaat ve imarla ilgili harçların alınmaması öngörülmektedir.

Tahkim yargılamasında nispi harç uygulaması kaldırılarak uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözümlenmesi durumunda taraflar üzerinde oluşan harç yükü kaldırılmaktadır.

Vergi Usul Kanununda yer alan ve yatırımların önünde engel olarak görülen, herhangi bir sebeple 359 uncu maddede sayılan fiilleri işledikleri veya bu füllere iştirak ettikleri vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporla tespit edilenlerden bu durumları kesinleşenlerin, fiilin işlendiği tarihten itibaren altı yıl süreyle hiçbir surette vergi teşvik ve desteklerinden yararlanılamayacağı yönündeki hüküm madde metninden çıkarılarak güvenli bir yatırım ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.

Ar-Ge indirimine ilişkin hükümler ana düzenleme olan 5746 sayılı Kanunda yer almaktadır. Bununla birlikte gelir vergisi ve kurumlar vergisi kanunlarında da konuya ilişkin hükümler bulunmaktadır. Tasarıyla, Ar-Ge'ye yönelik vergisel teşviklere ilişkin hususlar uygulama farklılıkları kaldırılarak 5746 sayılı Kanuna taşınmaktadır.

Finans hizmetlerini sunan kurumların vergi kanunları karşısındaki durumları gözden geçirilmekte ve farklı uygulamaları gidermek üzere muhtelif kanunlarda düzenleme yapılmaktadır. Böylece işletmelerin farklı finans kurumlarından aldıkları finansman hizmetlerine yönelik maliyetleri vergi yükleri açısından eşitlenmektedir.

Faizsiz finans ürünlerinin yaygınlaştırılması amacıyla kira sertifikalarının ihracına yönelik sistem gözden geçirilmiş ve mevcut istisnalar her türlü kira sertifikası ihracını kavrayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Ülke ekonomisinin uluslararası rekabetçiliğinin ve istihdam imkânlarının artırılması, yeni ihracat alanlarının oluşturulması ve nitelikli işgücünün Türkiye'de istihdamının artırılarak sürdürülmesinin desteklenmesi kapsamında, bölgesel yönetim merkezlerinin kurumlar vergisi muafiyetine ilişkin durumu netleştirilmekte ve bu merkezlerde çalışanlara ücret istisnası sağlanmaktadır. Aynı kapsamda, bölgesel hizmet merkezlerine tanınan kazanç istisnası kapsamındaki hizmet türleri genişletilmekte ve bu merkezlerde çalışanların ücretlerinde de istisna uygulaması getirilmektedir.

Birikimli hayat sigortalarından veya bireysel emeklilik sisteminden ayrılanların, defaten toplu para yerine, düzenli maaş ödemeleri öngören yıllık gelir sigortasına geçmelerinin teşvik edilmesi, ticari işletmelere dahil binalar için yapılan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamaların doğrudan gider yazılabilmesi ve sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde stopaj oranının elde tutma süresine göre farklılaştırılmasına imkan sağlanması suretiyle tasarrufların üretken alanlara yönlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Mükellefler tarafından vergi dairelerine verilen muhtasar beyanname ile Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen bildirgelerin tek bir platform üzerinden birleştirilmesini sağlayacak yasal değişiklikler yapılmaktadır. Bu sayede beyanname sayısı azaltılmakta ve birden fazla kuruma aynı bilgilerin verilmesi engellenmektedir.

Şirketlerin kuruluş ve tasfiye süreçlerinin kolaylaştırılması yapılacak reformlar arasında yer almaktadır. Ayrıca, Onuncu Kalkınma Planı çerçevesinde hazırlanan Öncelikli Dönüşüm Programları arasında yer alan “İş ve Yatırım Ortamının Geliştirilmesi Programı”nın “Bürokratik Süreçlerin İyileştirilmesi Bileşeni”nde bulunan “Şirketlerin kuruluş ve şube açılış işlemlerinde maliyetler azaltılacaktır.” eylemi de aynı amaca yöneliktir.

Yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde ticaret yapmaları teşvik edilerek ülke ekonomisinin gelişmesine katkı sağlanması ve aynı zamanda ilgili eylemlerin tamamlanması açısından anılan süreçlerin kolaylaştırılması önem taşımaktadır.

Tasarıyla, şirket kuruluş işlemlerinde ortaya çıkan bürokratik işlemler ve şirket kuruluş maliyetleri azaltılarak şirket kuruluşunun daha kısa sürede ve daha az maliyetle tamamlanması sağlanacaktır. Ayrıca sermaye şirketlerinin tasfiye süreçlerinin kısaltılması ve yine ticareti terk eden tacir bakımından zorunlu olan ancak sermaye şirketleri bakımından uygulanması tartışmalı olan mal beyanında bulunma yükümlülüğünün sermaye şirketleri hakkında uygulanmaması sağlanmaktadır.

Ayrıca iflasın ertelenmesi kurumu, hukukumuzda kavram olarak daha önce de mevcut olmakla birlikte, 2003 yılında İcra ve İflas Kanununda 4949 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ağırlıklı olarak uygulanmaya başlanmıştır. 4949 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra konkordato kurumu işlevsiz kalmış ve iflasın ertelenmesi kurumu birden bire yoğun bir ilginin konusu olmuştur. O kadar ki, son birkaç yıldır kurumun asıl amacından saptırıldığı ve mecraından tamamen çıkarak hiçbir şekilde amaca hizmet etmediği şeklinde eleştiriler dile getirilir olmuştur.

İflasın ertelenmesi kurumu borçlu ile alacaklıların menfaatleri ve hatta milli ve bölgesel menfaatler arasında hassas bir dengeye dayanmaktadır. Ancak, bu kurum son yıllarda tamamen borçlunun menfaatlerini gözeten ve alacaklıların menfaatlerini dikkate almayan bir görünüme büründüğünden, dengenin tekrar kurulması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.

Tasarıyla iflas erteleme uygulamalarında kendini gösteren ve hem bu talebin taraflarınca dile getirilen hem de uygulayıcılar ve akademisyenler tarafından ortaya konan sorun ve sakıncaların giderilmesi amaçlanmaktadır.

Diğer taraftan, ticaret hayatının gerektirdiği sürat ve güvenlik ihtiyacı, çekle yapılan ödemelerin yaygınlaşması ve karşılıksız çekte artış olması nedeniyle çek hamillerinin korunmasının temini için özel olarak yeni hükümlerin düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle ticari hayatın önemli ödeme vasıtalarından birini oluşturan çeke olan güvenin daha da artırılması ile karşılıksız çekin engellenmesi amacıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 5941 sayılı Çek Kanununda önemli değişiklikler yapılmakta ve çekin karşılığının bulundurulmaması halinde adli para cezası yaptırımının uygulanması öngörülmektedir.

—$—

Madde gerekçeleri

Tasarı/teklif madde 1

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflasına dair hükümler İcra ve İflas Kanununda, borçlunun başvurusu üzerine ve doğrudan (önceden takip yapılmasına gerek olmaksızın) iflasa ilişkin kısımda düzenlenmiş ve 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun değişikliği ile bugünkü halini almıştır.

Maddenin iflasa ilişkin birinci fıkrasındaki ilke ile başvuruyu yapacak organ ve kişilere ilişkin belirleme korunmuş, ancak mevcut düzenlemedeki “borçların aktiften fazla olması” kuralı gerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376 ncı maddesinin üçüncü fıkrasıyla paralellik ve gerek işletme biliminin ilkelerine uygunluk sağlanması bakımından “borca batıklık” şeklinde yeniden kaleme alınmaktadır.

Türk Ticaret Kanununun 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi ile değişik 376 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartılması öngörülmüş ve bu bilançodan varlıkların ve alacakların, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde yönetim kurulunca şirketin iflasının isteneceği düzenlenmiştir. Her ne kadar metinde tek bilançodan söz edilmiş ise de, esasen farklı kriterlere göre iki ayr bilanço çıkartılması gerektiği görülmektedir. İki bilanço düzenlenmesine ve borca batıklığın buna göre belirlenmesine ilişkin bu kuralın, işletme ve hukuk alanlarında farklı yorumlara tâbi tutulduğu; (farklı sonuçlar vereceği mutlak olan) bu iki bilançodan hangisine göre borca batıklığın tespit edileceği konusunda tereddütlerin oluştuğu gözetilerek madde metninde bilançoların işlevlerinin ayrı ayrı belirtilmesinin uygun olacağı kabul edilmektedir. Buna göre borca batıklığın ve dolayısıyla doğrudan iflas halinin belirlenmesinde esas alınacak bilanço “aktiflerin muhtemel satış fiyatları” üzerinden düzenlenen ara bilanço olacaktır. Zira borca batık durumda olan her borçlunun iflas istemesi zorunlu ise de iflasın ertelenmesini istemesi ekonomik ve kanuni bir zorunluluk değildir.

Muhasebe tekniğine göre varlıklarla birlikte alacaklar da aktif kalemler arasında yer alsa da 179 uncu madde kapsamında düzenlenecek borca batıklık bilânçolarında bütün alacakların muhtemel satış değerlerinin tespitine gerek bulunmamaktadır. Borca batıklık zaten borçların neredeyse tamamının muaccel olduğunu göstermekte ve bunların vadeye dayalı bir iskontoya tabi tutulmasını gereksiz kılmaktadır. Öte yandan şüpheli ve değersiz alacaklar bakımında tahsilat imkanları da göz önünde tutulmak suretiyle gerçekçi tahminlere dayalı bir değerleme yapılması şarttır. Özellikle bir kısım borçların uzun vadeli olması, zaten nakit akışı ve ödemeler dengesi bakımından çoğu zaman olumlu karşılanmakta ve iyileştirme projesinde yer almaktadır.

Mevcut metindeki “borçların aktiften fazla olması” kavramı da özellikle amortismanlar gibi aslında parasal bir değer ifade etmeyen ve hatta negatif karakterli olduğu halde bilançoda “aktif” olarak gösterilen hesap kalemlerinin, iflasın ertelenmesi başvurularında ve mahkeme aşamasındaki incelemelerde yarattığı sorunlar ve ortaya çıkan farklı uygulamalar dikkate alınarak terk edilmekte; bunun yerine hukuki ve işletmesel bir kavram olarak “borca batıklık” kavramı tercih edilmektedir.

İflas erteleme başvurusu ve ertelemenin şartlarına ilişkin hükümler gerek bu kurumun zaman içinde gösterdiği gelişme gerekse ekonominin gerekleri ve işletme dinamikleri düşünülerek detaylı olarak yeniden düzenlenmektedir.

Buna göre iyileştirme projesinin, özellikle Türk Ticaret Kanununun 377 nci maddesinin birinci fıkrasında açıkça düzenlenen ve Yargıtay uygulaması ile istikrar kazanan “yeni nakit kaynak konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri” göstermesi hususu, ikinci fırkadaki düzenlemeyle yasal bir zorunluluk haline getirilmektedir.

Mevcut 179/a maddesinin birinci fıkrasında, başvuru üzerine hâkimin başkaca bir araştırma yapmaksızın, istem sahibi şirket ya da kooperatif lehine bir takım tedbirler alabilmesi kabul edilmiştir. Uygulamada borca batık ve iyileşme ümidi zayıf olan şirketlerin iflasın ertelenmesi başvurusunda bulundukları ve hak etmedikleri halde erteleme tedbirlerinden bir süre yararlandıkları, bunun da alacaklılara zaman kaybettirdiği yönündeki yakınmalar dikkate alınarak iyileşme projesinde erteleme sürecinde işletme giderlerinin ve çalışma sermayesinin nasıl karşılanacağının gösterilmesi şartı getirilmektedir. Yine uygulamada iflasın ertelenmesini talep eden bazı şirket ve kooperatiflerin genel işletme ve temel üretim giderlerini dahi karşılayamadıkları; bu bağlamda kira, elektirik, su ve doğalgaz gibi borç ve girdi kalemlerini ödemesiz bıraktıkları ve hatta aldıkları ihtiyati tedbirlerle bu kaynakların kesilmesini engelledikleri görüldüğünden, işletme giderlerinin karşılanması iyileştirme projesi bakımından olmazsa olmaz unsur olarak kabul edilmektedir.

Borca batıklığı gösteren bilançodan farklı olarak iyileştirme projesi, maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeyle, (“işletmenin devamlılığı” esasına göre düzenlenmiş bilanço (TTK.m.376) ile ilişkilendirilmektedir. İşletme uygulamalarında çok defa işletmenin devamlılığı esaslı bilançolarda varlıkların muhtemel satış değerlerinin üzerinde bir faydalanma değeri olduğu, işletmenin sona ermesinin aksine, devamlılığı değerlendirildiğinde mal varlığının artı bir değer ifade ettiği kabul edilmektedir. Diğer taraftan işletmenin devamlılığı esasına göre düzenlenmiş bilanço, muhtemel satış değerlerine göre düzenlenmiş ara bilanço bakımından bir denetleme, değerlendirme ve teminat fonksiyonu taşımaktadır.

Yapılan düzenleme, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren belgelerin sunulması gerekliliğini düzenlemekte ve özellikle mevcut borçların tutarları ile ödeme sürelerini gösteren listenin, alacaklıların adreslerini gösteren listenin, faaliyet gösterilen sektörün özelliklerine göre ham madde, yarı mamul ve mamul madde stoklarının miktar, tutar ve bekleme sürelerine ilişkin listenin, vergi dairesine sunulmuş en son bilanço ve gelir tablosunun ve şirket veya kooperatifin ticaret sicili tasdiknamesinin mahkemeye sunulmasını zorunlu tutmaktadır.

İflasın ertelenmesi kurumu borçlu sermaye şirketi veya kooperatifin mali darboğazı aşması ve ekonomi içindeki üretken konumunu koruması amacına yönelikse de, tartışmasız en büyük etkisini alacaklıların haklarına yönelik alanda göstermektedir. Bu nedenle erteleme isteyen borçlunun mevcut borçlarının tutarlarını ve bunların ödeme takvimini, erteleme talebi ile birlikte sunması istenmektedir. Esasen alacaklıların adreslerini gösteren listenin sunulması Kanunun 178 inci maddesinin de amir hükmü olup, erteleme talebi bakımından bu: gereklilik tekrar vurgulanmaktadır. İşletme uygulamasında özellikle gerçeği yansıtmayan fakat mali mevzuata da aykırılığından söz edilemeyen bir kısım bilanço kalemlerinin, borca batıklığın tespitinde etkili olduğu ve art niyetli bazı şirket yönetimlerinin bu yolla gerçek olmayan borca batıklık oranları oluşturarak tedbirler aldığı iflasın ertelenmesi konusundaki deneyimlerle tespit edildiğinden, özellikle sektörel bazda stokların ve bunların bekleme süreleri ile tutarlarının da belirtilmesi bir zorunluluk olarak getirilmektedir. Elbette fıkrada sayılan bu liste ve belgeler, taleple birlikte sunulması zorunlu liste ve belgeler olup iyileştirme projesinin ciddiliğğini ve inandırıcılığını gösteren diğer belgelerin de proje ekinde sunulması gerekecektir.

Dördüncü fıkrada yapılan düzenlemeyle iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğuna dair zorunlu belgelerin ispat vasıtası olması yanında, mahkemeye sunulma zamanı belirlenmekte ve bu belge ve listelerin erteleme talebi ile birlikte sunulmaması, talebin ispatlanamamış sayılması sonucunu doğurmaktadır. Belirtilen liste ve belgelerin borçlu şirket tarafından iflas erteleme talebiyle birlikte sunulamaması halinde şirket veya kooperatifin mağduriyetinin önlenebilmesi amacıyla, mahkemece ilgiliye iki haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliklerin tamamlanabileceği hükme bağlanmaktadır. Değişiklikle uygulamada, bu liste ve belgelerin geç, hatta çoğu zaman bilirkişi incelemesinden sonra sunulmak suretiyle yeniden bilirkişi incelemesi istenmesi ve böylece yargılama sürecinin ve bu bağlamda tedbir uygulamasının uzatılmasının, bir başka ifadeyle usul muamelelerinin art niyetli olarak kullanılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Dördüncü fıkra uyarınca iflas erteleme talebinin ispatlanamamış sayıldığı hallerde derhal iflas kararı verilemeyeceği, iflas kararı verilebilmesi için, şirket veya kooperatifinin borca batık olduğunun tespit edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

4949 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sırasında iflasın ertelenmesi ile fevkalade hallerde mühlet kurumları arasında, Kanunun 329/a maddesi ile bir bağlantı sağlanmış ve bu iki müesseseden birinden yararlanan borçlu için, diğerine başvuru bakımından bir yıllık engel getirilmiş idi. 179 uncu maddenin ikinci fıkrası ile bu bağlantı, birden çok iflasın ertelenmesi talebi ile de sağlanmakta ve böylelikle borçlunun, aslında bir lütuf (atıfet) olan bu kurumu istismar etmesinin önüne geçilmek istenmektedir.

Tasarı/teklif madde 2

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

179/a maddesinin 14/1/2011 tarihli ve 6103 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile değişik birinci fıkrası ilke olarak korunmakla birlikte, özellikle kayyımın taşıması gereken nitelikler ve kayyıma yüklenen görevler ile sorumluluklar açıklanmakta, böylece uygulamada ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Düzenicmeye göre kayyım gerek yönetim gerek denetim amacıyla atansın, envanter işlemlerini başlatacak ve kontrolü altında yürütecektir. İşletme doktrinindeki terminolojiye uygun olarak kayyım, envanter işlemlerinin aralıklarla denetimi ile değil, sürekli biçimde kontrolü ile görevlendirilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasındaki ilan, kapsamı genişletilmek suretiyle korunmaktadır.

İlanla Kanunun 173 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “müdahale veya itiraz” olarak düzenlenen yargılamaya iştirak yolu, kıyasen, iflas erteleme talepleri için de kabul edilmektedir. 4949 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra da alacaklıların yargılamaya katılmaları ve bu bağlamda delil sunmaları, itiraz ve beyanda bulunmaları ve hatta verilen kararı temyiz etmeleri imkânları benimsenerek bunun yasal dayanağa kavuşturulması yanında, art niyetli ve yargılamayı sürüncemede bırakacak şekilde uygulanmasının da önüne geçilmek istenmekte ve bu nedenle itiraz, süreye tâbi tutulmaktadır. İletişim kanallarının gelişmiş, yaygın ve hızlı olduğu günümüzde alacaklıların, iflas erteleme başvurusundan kolaylıkla haberdar olduğu ve yasal yollara başvurduğu bilinmektedir. İtiraz sadece “iflas erteleme şartlarının bulunmadığı” ve “talebin reddinin istenebileceği” hallerle sınırlı tutulmaktadır. Ertelemeyi destekleyen alacaklıların borçlu ile her zaman borç yapılandırması veya sırada sona geçme anlaşması (TTK.m.376/son), gibi yollara gidebileceği; hatta şirket ya da kooperatife ayni ya da nakdi destek olabileceği, borçlarını teminatlandırabileceği düşünüldüğünde, bunları her zaman şirket ya da kooperatif yönetimi ve özellikle kayyım kanalıyla projeye ve mahkemeye yansıtabileceği kabul edilmektedir.

İkinci fikrada yapılan düzenlemeyle iflas erteleme talebi, kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırlarının tescil edilmek üzere tücaret sicil müdürlüğüne bildirileceği ve Kanunun 166 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerindeki usule göre ilan edileceği hükme bağlanmaktadır.

179/a maddesinin üçüncü fikrası, daha önce Kanunda normatif düzenlemesi bulunmayan fakat mahkemelerce uygulanan ve sonrasında 6103 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile norma dönüştürülen tedbir kurumuna açıklık getirme amacını taşımaktadır.

Maddeyle getirilen üç önemli değişiklik bulunmaktadır. Bunlardan ilki yargılama aşamasında verilecek tedbirlerin neler olduğunun açıklanmasıdır. Uygulamada çoğu kez farklı tedbirlerin verildiği, alacaklılar ile borçlular arasında farklılık yaratıldığı ve nihai hükümle verilenden daha fazlasının yargılama aşamasında tedbirle verildiği tecrübe edildiğinden, tedbirlerin netleştirilmesinde fayda görülmektedir. İkinci önemli değişiklik yargılama aşamasında verilen tedbirlerin toplam erteleme süresinden sayılmasına ilişkin düzenlemedir. Yargıtay'ın bu konudaki kararları bir istikrar kazanmamıştır. Yargılama sürecindeki gereksiz uzamalar ve birçok somut olayda özellikle erteleme kararlarının bozulması sonrasında erteleme süresinin yasal beş yıllık süreyi aştığı, sekiz-on yıl gibi sürelere ulaştığı yönündeki yakınmalar sıklıkla dile getirilir olmuştur. Düzenlemeyle bir yandan borçluya erteleme projesinin başarılı -u— olabilmesi için net bir süre verilmekte, öte yandan da alacaklının katlanması gereken süre belirginleştirilmektedir. Üçüncü yenilik ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının uygulanmayacağının hükme bağlanmasıdır. Özellikle ihtiyati haciz uygulamalarının da tıpkı kesin hacizler gibi durdurulmasının sağlanması önemli görülmektedir. Yargıtay uygulaması ile bir kısım öğretinin benimsediği “ihtiyati haczin bir takip muamelesi olmadığı” düşüncesinden hareketle, hakkında iflas ertelemesi tedbirleri verilmiş borçlular aleyhine ihtiyati haciz uygulanarak ertelemenin amacına aykırı davranılması suretiyle borçlunun durumunun kötüleştirildiği ve ıslahın zorlaştırıldığı görüldüğünden, bu yönde bir düzenleme yapılması gerekli görülmektedir.

Dördüncü fıkrayla iflas erteleme yargılaması sırasında tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü halinde aynı mahkemeye yapılacak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmaktadır.

Beşinci fıkra uyarınca kayyım, mahkemece uygun görülecek sürelerde şirket veya kooperatifin faaliyetleri hakkında rapor düzenlemek konusunda da görevlendirilmektedir.

Raporda bulunması gereken hususların kanunda tek tek yazılması mümkün olmamakla beraber, sermaye artırımı ödemelerinin gerçekliği ve bunların kullanım yerlerinin raporda yer alması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Uygulamada küçük tutarların sermaye ödemesi adı altında bankaya yatırıldığı, aynı paranın kısa bir süre sonra çekilerek tekrar aynı ad altında yatırılmak suretiyle art niyetli davranışlara tevessül edildiği gözlemlendiğinden artırıldığı belirtilen sermayenin kullanım yerinin de raporda yer alması gerektiğine dikkat çekilmektedir.

Talepte bulunan şirket ya da kooperatifin faaliyet gösterdiği sektörün özellikleri de dikkate alınarak dönemler itibarıyla üretim miktarı, ham madde dengesi, üretim için kullanılan enerji miktarı gibi önemli verilerin kayyımın raporunda karşılaştırmalı olarak gösterilmesi de gerekmektedir.

Altıncı fıkrada mahkemenin gerektiğinde kayyımın görevine son verebileceği ve görevine son verilen ya da istifa eden kayyımın yerine yenisini seçebileceğine ilişkin düzenleme yer almaktadır. Mahkemece atanan kayyımların mahkemenin bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına bildirilmesi ve bir kişinin aynı anda en fazla üç dosyada kayyım olarak atanabilmesi öngörülmektedir. Böylece bir yandan kayyımların görevlerini yeterli zaman ayırmak suretiyle sağlıklı bir şekilde yürütebilmeleri amaçlanırken diğer yandan uygulamada bir kayyımın aynı anda yürüttüğü iş sayısı sebebiyle meydana gelen duraksama ve şikayetlerin önlenmesi hedeflenmektedir. Adalet komisyonları nezdinde, mahkemelerce görevlendirilen kayyımlara ilişkin özel bir sicil tutulacaktır.

Kayyımın aldığı dosya sayısının denetimi, adalet komisyonlarından sorulmak suretiyle gerçekleştirilebilecektir. Kayyımın sorumluluğu hakkında ise Kanunun 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına atıf yapılmaktadır. Buna göre kayyım kusurundan ileri gelen zarardan sorumlu tutulacaktır ve Türk Ceza Kanununun uygulanmasında kamu görevlisi sayılacaktır.

Yedinci o fıkrada mahkemenin yargılama sırasında odinleyebileceği kişiler belirlenmektedir. Şirket veya kooperatifin mali durumu, projenin açıklanması ve uygulanmasına ilişkin gelişmeler ile ertelemeye layık olma unsuru bakımından beyanları alınmak Oüzere yetkililerin odinlenmesi Okonusunda hakime kanuni bir dayanak oluşturulmaktadır.

179/a maddesinin sekizinci fikrası erteleme yargılaması sırasında en çok bir kere revize iyileştirme projesi verilebileceği hususunu düzenlemektedir. Uygulamada anlamlı sayılmayacak nitelikte değişiklikler içeren yeni (gözden geçirilmiş<iyileştirilmiş-revize) projelerin sunulduğu; mahkemenin her seferinde bunların değerlendirilmesi için bilirkişi görüşüne başvurduğu ve bu suretle yargılama sürecinin uzatıldığı gözlemlendiğinden, bu yolun kısıtlanması amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle özellikle bilirkişi raporunda gösterilen olumsuzlukların bir sefere mahsus olarak verilecek revize iyileştirme projesiyle giderilmesi imkanı, borçludan esirgenmemiştir. Esasen ilave sermaye artırımı, sırada sona geçme ve borç yapılandırma sözleşmeleri, alacaklıların alacaklarından feragatleri gibi önemli iyileşme unsurları, her aşamada kayyım tarafından mahkemeye yansıtılabilecektir. Bu nedenle getirilen düzenlemenin borçlu aleyhine olmadığı, bilakis yargılamayı hızlandırma amacına hizmet ettiği kabul edilmektedir.

Dokuzuncu fikrayla iflasın ertelenmesi taleplerinin öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu fikra, hem ilk derece mahkemeleri, hem de bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda bu tür davaların görülmesine ilişkin ilkeyi ortaya koymaktadır.

Maddenin son fıkrasında iflas erteleme yargılaması sonucunda mahkeme tarafından verilebilecek kararlar düzenlenmektedir. Buna göre mahkemenin, projeyi ciddi ve inandırıcı bulması ve şirket veya kooperatifi iflas ertelemeye layık görmesi halinde iflâsın ertelenmesine; şirket veya kooperatifin borca batık olmadığını tespit etmesi durumunda iflas erteleme talebi ile iflas davasının reddine; aksi takdirde şirketin veya kooperatifin iflasına karar vereceği hükme bağlanmaktadır.

Bu düzenlemeyle, iflasın ertelenmesinin borca batıklık ve iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olması yönündeki iki temel unsuruna, üçüncü bir temel unsur olarak “borçlunun iflas ertelemeye layık olması” unsuru ilave edilmektedir. Borçlunun iflas ertelemeye layık olması 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralının özel bir uygulama şekli olup, bu unsura öğretide ve az sayıdaki Yargıtay kararında değinilmiştir. Bu ilkenin art niyetli erteleme taleplerinin önüne geçmekte ciddi bir fayda sağlayacağı ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla yönlendirileceği ve kapsamının belirlenebileceği düşünülmektedir. İflas ertelemenin borçlu için bir hak olmayıp bir lütuf (atıfet) düzenlemesi olduğu yönündeki ilke dikkate alındığında, borçlunun mali anlamda iyi bir proje sunması yanında objektif ve subjektif iyiniyetini de ortaya koyması beklenmektedir. Örnek. olarak sahte ya da çifte ticari kayıtlar tutan, mal kaçıran, borçlarını saklayan, çok sık adres değiştirerek alacaklılarından kaçan ve mahkemenin yetkisine etki etmeye çalışan, ard arda birden çok kez iflasın ertelenmesi ve konkordato yoluna giden borçluların ertelemeye layık olmadıkları kabul edilebilecektir.

Yine uygulamada sıkça karşılaşılan, art arda merkez değişikliği yapmak suretiyle yetkili mahkemenin talep sahibi şirket veya kooperatif tarafından belirlenmesi noktasında özellikle alacaklılar bakımından ortaya çıkan sorunun giderilmesi hususu yargısal içtihatlara bırakılmakta ve bu hususta iflas ertelemeye layık olma unsuru mahkemeler tarafından başvurulabilecek önemli bir kıstas olarak görülmektedir. Bu nedenle 2004 sayılı Kanunun 154 üncü maddedeki ilke korunmaktadır.

Tasarı/teklif madde 3

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

179/b maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen düzenlemeler korunmakla birlikte erteleme tedbirlerinin ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının infazını da kapsadığı, bir diğer deyişle erteleme halinde ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının da uygulanmayacağı tasrih edilmektedir.

Dördüncü fıkrada erteleme süresinin bir yıl olduğuna ilişkin ilke korunmakta; bu sürenin mahkemece uygun görülmesi halinde bir yıl daha uzatılabileceği hükme bağlanmaktadır. Mevcut düzenlemeye göre dört yıl olarak uygulanması gereken fakat yargı sürecindeki sorunlar nedeniyle çoğu kez daha uzun sürelere yayılan uzatma dönemi bir yıl ile sınırlandırılmaktadır. İstatistiki verilerden, erteleme süresinin uzun tutulduğu durumlarda şirket ve kooperatiflerin büyük çoğunlukla iflas halinden kurtulamadığının ve bu dönemde borçların artıp mal varlığının azaldığının görüldüğü; iflas kararı sonrasında masa mevcudunun ericleme yargılaması başındaki duruma göre eridiğinin ve alacaklıların daha kötü duruma düştüklerinin gözlemlendiği dikkate alınarak uzatma sürelerinin kısalılması yoluna gidilmektedir. Yargıtay uygulaması istikrar kazanmış olmakla birlikte erteleme ve uzatma kararları kesinleşmeden, yeniden uzatma istendiği ve karara bağlandığı; önceki kararın Yargıtayca bozulması üzerine borçlu ve alacaklıların hukuki durumlarının ve. özellikle tedbirlerin hukuki durumlarının belirsiz bir hal aldığı görüldüğünden, bu sorunun giderilmesi için bekletici sorun kurumu Kanuna alınmaktadır. 179/a maddesindeki gerekçelerle uzatma yargılaması sırasında da en çok bir kez revize proje sunulabilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.

Beşinci fıkra yargılama aşamasındaki kayyımın görevine devam edebileceği ya da erteleme kararından sonraki dönem için mahkemece yeni kayyım atanabileceği hususunu düzenlemektedir. Mali uygulama ve işletme gerekleri çerçevesinde üçer aylık rapor düzenlenmesi gerekli olup bu raporda özellikle şirket veya kooperatifin proje kapsamında iyileşme gösterip göstermediği belirtilmelidir. Eğer erteleme kararının verildiği ve kayyımın atandığı tarih üçer aylık dönem dışındaysa, işletme gerekleri çerçevesinde kayyımın kıst dönem için rapor hazırlaması gerekir. Olağanüstü gelişmelerin rapor edilmesi de kayyıma görev olarak verilmektedir. Bu gelişmeler projenin gerçekleşmesini sağlayacak ciddi sermaye artışı ve sair yeni kaynak sağlanması gibi olumlu gelişmeler olabileceği gibi borçlunun iflas ertelemeye layık olması şartını zedeleyecek olumsuz gelişmeler de olabilir.

Maddenin altıncı ve yedinci fıkralarıyla, erteleme süresi dolmadan ve erteleme süresi sonunda mahkeme tarafından verilebilecek karar türleri düzenlenmektedir. Buna göre erteleme süresi sonunda, kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, borca batıklığın devam ettiğini tespit eden mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflasına karar verecektir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına; şirket veya kooperatifin bu aşamada borca batıklığının ortadan kalktığı sonucuna varırsa, erteleme talebi ile iflas davasının reddine karar verecektir.

Maddenin son fikrasıyla, iflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararların hüküm fıkralarının tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirileceği ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirileceği hükme bağlanmaktadır. Bildirim ve ilana ilişkin bu son fikra hükmü, hem 179/a maddesinin onuncu fıkrası uyarınca verilen hem de 179/b maddesinin altı ve yedinci fıkraları uyarınca verilen nihai kararlar hakkında uygulanacaktır. Kanun, 179/b maddesinin dördüncü fıkrasında, iflas erteleme ve uzatma süresini “erteleme süresi” olarak nitelediğinden hem ilk iflas erteleme talebi üzerine verilecek kararların hem de uzatma talebi sonucunda verilecek kararın aynı bildirim ve ilan usulüne tabi tutulmaları doğaldır.

Tasarı/teklif madde 4

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle, iflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilecek nihai kararlara karşı gidilebilecek kanun yolları düzenlenmektedir.

179/a maddesinin son fikrasında iflas erteleme talebi üzerine verilecek nihai kararlar;

179/b maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında ise erteleme süresi dolmadan veya erteleme süresi sonunda verilecek nihai kararlar açıkça düzenlenmiştir. Bu kararlarla ilgili ilan usulü de 179/b maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınmıştır.

Birinci fıkrayla iflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararlara karşı borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklının kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabileceği hükme bağlanmaktadır. Diğer ilgililerin ise kararın ilanından itibaren on gün içinde istinaf kanun yoluna başvurması imkanı olduğu vurgulanmaktadır. Aynı fıkrada bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı da aynı esaslar uyarınca, yani borçlu şirket veya kooperatif ya da erteleme talep eden alacaklı yönünden kararın tebliğinden diğer ilgililer yönünden ise kararın ilanından itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olduğuna ilişkin hüküm sevkedilmektedir.

İkinci fikrayla ise, bölge adliye mahkemesince iflâsın ertelenmesi kararının kaldırılması veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen iflasın ertelenmesi kararının Yargıtay tarafından bozulması halinde, borçlunun malvarlığı üzerindeki tedbirlerin 179/a maddesinin üçüncü fıkrasındaki kısıtlama saklı kalmak kaydıyla devam edeceği hükme bağlanmaktadır. Daha sonra iflas erteleme talebini inceleyen mahkemenin davanın seyrine göre bu tedbirleri değiştirmeye veya kaldırmaya yetkili olduğu vurgulanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 5

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bugün konkordato kurumunun işlememesinin nedenlerinden birinin ve en önemlisinin asliye ticaret mahkemesi nezdindeki tasdik aşamasının 312 aylık mühletten sonraya sarkması olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda, 312 aylık konkordato mühletinin bitmesiyle birlikte, İcra ve İflas Kanununun 287 nci maddesinin son fıkrası nedeniyle borçlu hakkında icra ve iflas takiplerinin durdurulması ve yeni takip başlatılamaması halinin sona erdiği ve belli bir zamanı gerektiren tasdik yargılaması sırasında borçlunun tamamen korumasız kaldığı, dolayısıyla konkordato kurumunun borçlular için bütün cazibesini yitirdiği dile getirilmektedir.

Aslında Kanunun 287 inci maddesinin son fikrasındaki yasak, Kanunumuza daha önce, 1988 yılında 3494 sayılı Kanunla girmiş ve buna gerekçe olarak da uygulamada (0 zaman 242 ay olan) konkordato mühleti geçtiği halde, tasdik aşamasında, genel hükümlerden hareketle, ihtiyati tedbir yoluyla borçluya karşı yapılmış olan takiplerin durdurulması ve böylece duran bu takiplerin bazen yıllarca başlatılamaması gibi sonuçların ortaya çıkması gösterilmiştir.

4949 sayılı Kanuna ilişkin tasarının çalışmaları sırasında kurgulanan konkordato mühletinin 1 yıl * 6 ay olduğu dikkate alınarak, bu süre zarfında tasdik işlemi de dahil bütün işlemlerin sona ereceği, daha doğrusu sona ermesi gerektiği, 18 aylık bütün bu süre zarfında borçlunun icra ve iflas takiplerine karşı koruma altında olduğu, asliye ticaret mahkemesindeki tasdik aşamasının 18 aylık bu konkordato mühletinin ötesine sarkması durumunda tedbir yoluyla takiplerin devam etmesinin ve yeni takip başlatılmasının yasaklanamaması gerektiği, alacaklıların 18 aydan daha uzun bir süre icra takibi yapmadan bekletilmesinin doğru olmadığı, bu sürenin tasdik aşamasının da tamamlanması için fazlasıyla yeterli olduğu düşünülerek, 18 aylık konkordato mühletinin bitiminden sonraki dönem için tedbir yoluyla takiplerin durdurulmasına veya yeni takip yapılamamasına karar verilememesine ilişkin kuralın muhafaza edilmesinin asıl şimdi gerekli olduğu sonucuna varılarak Kanunun 287 nci maddesinin son fikrasının yürürlükte kalması kararlaştırılmıştır.

Fakat Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan görüşmeler sırasında konkordato mühleti (tasarıda kurgulanan 1 yıl * 6 aydan) 342 aya indirilmiş, ancak bu değişiklik yapılırken 287 nci maddenin son fıkrasının madde metninden çıkarılması ve tasdik makamına tedbir yoluyla icra takiplerini durdurma ve yeni takip yapılmasına engel olabilme imkanı tanınmamıştır. Böylece 342 aylık konkordato mühleti içinde tasdik de dahil bütün prosedürün tamamlanması uygulamada asla mümkün olmadığından, borçlunun asliye ticaret mahkemesindeki tasdik aşamasında tamamen korumasız kalmasının yolu açılmıştır ki bu da konkordato kurumunun bütün cazibesini yitirmesine ve borçluların konkordato yolunu hiç düşünmeyerek iflasın ertelenmesi kurumuna yığılmasına neden olmuştur.

Öte yandan Kanunun 179 ve devamı maddelerinde yapılması öngörülen değişiklikle iflasın ertelenmesi kurumunun sıkı şekilde disiplin altına alınması nedeniyle, borçluların, bir alternatif olarak, konkordato kurumundan yararlanmalarının teşvik edilmesinin uygun olacağı düşünülerek 287 nci maddenin son fıkrası değiştirilmek suretiyle tasdik makamına, mühletten sonra, tedbir yoluyla icra ve iflas takiplerini durdurma ve yeni takip yapılmasını yasaklama yetkisi verilmektedir. Buna göre düzenlemeyle, uygulamada mutlaka 342 aylık konkordato mühletinden sonraya sarkan tasdik aşamasında, tasdik mahkemesinin, takip yasağı getirmek suretiyle, borçluyu bu aşamada dahi koruma altına alabilmesi ve böylece konkordato kurumunun cazip hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Aksi takdirde konkordato yine işlemez ve misyonunu yerine getiremez halde kalmaya mahkum olacaktır.

Tasarı/teklif madde 6

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

İcra ve İflas Kanununa eklenen geçici maddeyle, 2004 sayılı Kanunun bu Kanunla değişik hükümlerinin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflas erteleme talepleri hakkında uygulanması hükme bağlanmaktadır. Bu kapsamda iflasın ertelenmesine ilişkin 179, 179/a ve 179/b maddeleri ile konkordatoya ilişkin 287 inci maddenin bu Kanunla değiştirilen hükümleri ile Kanuna eklenen 179/c maddesi hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflas erteleme talepleri hakkında uygulanacaktır.

Öte yandan, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş iflasın ertelenmesi kararlarına dayanılarak yapılan uzatma talepleri hakkında verilecek kararlar da, iflasın ertelenmesi talebi hakkında verilmiş karara ilişkin kanun yoluna tabi olacaktır.

Yine kayyımların görevlendirileceği dosya sayısının üçle sınırlandırılmış olması karşısında uygulamanın ne şekilde yürütüleceğine ilişkin geçici madde hükmü sevk edilmektedir.

Tasarı/teklif madde 7

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5682 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile yıllık ortalama ihracat değerlerine göre yapılan sınıflandırmada; son üç yılda yıllık ortalama ihracat tutarı Bakanlar Kurulunun belirleyeceği değerin üzerinde olan firma yetkililerine, Bakanlar Kurulunca belirlenen esaslara göre iki yıl süreyle hususi damgalı pasaport verilebilmesi öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 8

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6183 sayılı Kanunun 22/A maddesinde yer alan hüküm ile kamu alacağının süresinde ödenmesi bilinci oluşturulmasına katkıda bulunulmuş ve kamu alacağının korunması temin edilmiştir.

Yapılan bu düzenleme ile 5018 sayılı Kanuna tabi kamu idareleri ve bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerinin yapacağı her türlü ödemelerden önce de “vadesi geçtiği halde ödenmemiş borcu bulunmadığına dair belge” aranılmak suretiyle amme alacağının daha etkin bir şekilde güvence altına alınması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 9

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fikrasının (0 bendinde yapılan düzenlemede, girişim sermayesi yatırım fon ve ortaklıklarının para ve sermaye piyasasında yaptıkları işlemler dolayısıyla lehe aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulması sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, girişim sermayesi yatırım fon ve ortaklıklarının gelişme potansiyeli taşıyan ve kaynak ihtiyacı olan şirketlere yönelik girişim sermayesi yatırımlarının teşvik edilmesi ve bu suretle büyümeye ve istihdama katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca mevcut bentte sayılan fon ve ortaklıkların para piyasalarında yaptıkları işlemlere de istisna sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 10

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bankalar ve finansman şirketleri, tüketicilere kullandırdığı kredilere ilişkin ücret, komisyon ve benzeri adlarla tahsil ettikleri tutarlar dolayısıyla banka ve sigorta muameleleri vergisi (BSMV) hesaplayıp ilgili vergi dairesine ödemektedirler.

Söz konusu tutarların tamamının veya bir kısmının, sözleşmede hüküm bulunmamasına rağmen veya sözleşmeyle belirlenenden daha fazla tutarda ya da dayanaksız olarak ve benzeri gerekçelerle tahsil edildiği iddiasıyla tüketiciler yasal yollara (Tüketici Hakem Heyetleri veya Tüketici Mahkemeleri) başvurabilmekte ve banka ve finansman şirketlerinin haksız bulunması halinde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince söz konusu tutarların tüketicilere iade edilmesine karar verilmektedir. Bu durumda kredinin kullanımı aşamasında tüketicilere yansıtılmış bulunan BSMV de bankalar ve finansman şirketlerince tüketicilere iade edilmektedir. Bu nedenle tüketiciden tahsil edilerek Hazineye intikal ettirilen BSMV, dayanaksız kalan işlem dolayısıyla mükelleflerin üzerinde yük olarak kalmaktadır.

6802 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin değişikliğe konu beşinci fikrasının mevcut haline göre sigorta şirketleri, iptal ettikleri sigorta muamelelerine ilişkin vergileri (yalnızca iptal tarihinden sonraki döneme ait olan kısmı), iptalin gerçekleştiği dönemde hesaplanan banka ve sigorta muameleleri vergisinden indirebilmekte, bu dönemde indirilemeyen vergileri ise sonraki dönem beyannamelerinde indirim konusu yapılabilmektedirler. Yapılan düzenlemeyle, sigorta şirketleri için var olan düzenlemeye benzer bir şekilde, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili mevzuatı uyarınca iade edildiğinden banka ve finansman şirketleri lehine kalmayan paralar nedeniyle banka ve finansman şirketlerinin üzerinde yük olarak kalan BSMV'nin de tüketicilere iade edilmesi halinde, hesaplanan vergiden indirilmesine olanak sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 11

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesinde yapılan düzenlemeyle, tek primli yıllık gelir sigortalarında sigorta süresinden bağımsız olarak tanınmış olan istisna, sigorta süresi en az on yıl veya ömür boyu olanlar için uygulanacak şekilde değiştirilmekte, sigorta süresi on yıl ve üzeri olan tek primli yıllık gelir sigortalarından vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılmalar hariç, erken ayrılma durumunda erken ayrılma tarihinde ödenen iratlar üzerinden tevkifat yapılmasına imkan sağlanmaktadır.

Ayrıca, birikim priminin alındığı hayat sigortalarından on yıl süreyle prim ödeyerek ayrılanlar, bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin, defaten toplu para alınması yerine sigorta süresi on yıl ve üzeri veya ömür boyu olan tek primli yıllık gelir sigortalarına yatırılması durumunda, yatırılan kısma tekabül eden ödemelerin içerdiği irat tutarları gelir vergisinden istisna edilmektedir.

Böylece, hayat sigortaları ve bireysel emeklilik sisteminde biriken tasarrufların defaten ödeme almak yerine sigorta süresi on yıl ve üzeri veya ömür boyu olan tek primli yıllık gelir sigortalarına yatırılması sağlanarak, yurtiçi tasarrufların teşviki kapsamında önemli bir adım atılmış olmaktadır.

Tasarı/teklif madde 12

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (11) numaralı bendinin parantez içi hükmünde yer alan “ödenen en yüksek ödeme tutarından” ibaresi “çalışılan süreye bağlı olarak ödenen tutardan” şeklinde değiştirilmektedir. Böylece, fiilen çalışılan süre esas alınarak en yüksek devlet memuruna yapılabilecek ödeme tutarı kadarlık kısım için istisna uygulanması öngörülmekte olup aşan tutar vergiye tabi tutulacaktır.

Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (14) numaralı bendi yeniden düzenlenmektedir.

Buna göre, (a) alt bendinde yapılan düzenlemeyle, mevcut istisna uygulaması devam ettirilmekte; (b) alt bendinde yapılan düzenlemeyle de Türkiye dışında elde edilen kazançlar üzerinden döviz olarak ödenmesi kaydıyla kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerce bölgesel yönetim merkezlerinde münhasıran merkezin faaliyet izni kapsamında istihdam edilen hizmet erbabına ödenen ücretler istisna kapsamına alınmaktadır.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesince verilen 25/12/2014 tarihli ve Esas No: 2013/111, Karar No:2014/195 sayılı karar uyarınca emeklilik ikramiyesi hesabında 30 yıllık üst sınır kaldırıldığından, aynı Kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinin parantez içi hükmünde yer alan “ödenen en yüksek ödeme tutarından” ibaresi “çalışılan süreye bağlı olarak ödenen tutardan” şeklinde değiştirilmektedir. Böylece, fiilen çalışılan süre esas alınarak en yüksek devlet memuruna yapılabilecek ödeme tutarı kadarlık kısım için istisna uygulanması öngörülmekte olup, aşan tutar vergiye tabi tutulacaktır.

Tasarı/teklif madde 13

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (&) bendinde yer alan indirim kapsamındaki faaliyet alanlarında yurtdışı yerleşiklere yüksek katma değerli hizmet veren işverenlerin istihdam ettiği hizmet erbabının ücretleri üzerinden hesaplanan vergiden kısmi indirim uygulaması getirilmektedir.

Böylece, Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, iş yeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara, Türkiye'de verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan bazı hizmetler yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası rekabet gücünün artırılması, yeni ihracat alanlarının oluşturulması, Türkiye'de nitelikli işgücünün desteklenmesi sağlanmaktadır.

Bu kapsamda, Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişiler ile işyeri, kanuni ve iş merkezi yuridışında bulunanlara Türkiye'den verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan;

mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi, ürün testi, sertifikasyon, veri saklama, veri işleme, veri analizi ve ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca belirlenen mesleki eğitim alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmelerinin, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında fiilen istihdam ettikleri destek hizmetlerinde görevli olanlar hariç olmak üzere, hizmet erbabına ödedikleri ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan vergiden, her bir çalışan için faaliyetin yapıldığı yılın Ocak ayına ait asgari ücretin safi tutarının, Kanunun 103 üncü maddesindeki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir diliminde yer alan oranla çarpılması suretiyle bulunan tutarın, mahsup edilmesi esası getirilmektedir.

Ayrıca, ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin, bu faaliyetleri kapsamında istihdam ettikleri hizmet erbabına ödedikleri ücretleri de indirim kapsamında değerlendirilecektir. Bu hizmetlerin, fiziki olarak Türkiye'de verilmekle birlikte, yararlanıcısının yurtdışı yerleşikler olması gerekmektedir. İndirim kapsamında olan faaliyetler ile indirim kapsamı dışındaki faaliyetlerde istihdam edilen hizmet erbabına ve ücretlerine ilişkin kayıtların, ayrı ayrı izlenmelerini sağlayacak şekilde tutulması zorunludur.

İndirimden yararlanabilmek için işverenlerin bu faaliyetlerinden sağladığı hasılatın 9685'inin yurtdışından elde edilmiş olması ve fatura veya benzeri belgenin yurtdışındaki müşteri adına düzenlenmiş olması gerekmektedir.

Yıl içinde indirim hükümlerinden yararlanılması mümkün olmadığından, öngörülen düzenlemeyle yılsonunda indirim şartlarını yerine getiren mükelleflerin, indirim kapsamındaki ücretleri üzerinden hesaplanan vergilerin, asgari ücret üzerinden hesaplanan kısmı yıl içinde ödenmek kaydıyla, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerinin verilmesini müteakip muhtasar beyannamede ücretler üzerinden tahakkuk eden vergiden mahsup edilmesi suretiyle indirim hükümleri uygulanacaktır.

Hasılata ilişkin 9685 oranını, hizmet alanları itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte 9650*ye kadar indirmeye veya 100'e kadar artırmaya Bakanlar Kuruluna, usul ve esasları belirlemeye de Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 14

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yapılan düzenlemeyle, işletmeye dahil olan gayrimenkullerin iktisadi değerini artırıcı niteliği olan ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik harcamaların yapıldığı yılda doğrudan gider yazılmasına imkan sağlanarak, enerji politikaları ile uyumlu olarak, binalarda enerji verimliliğinin arttırılması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 15

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Ar-Ge indirimi müessesesi, Ar-Ge ile ilgili teşvik ve diğer düzenlemelerin yer aldığı 5746 sayılı Kanunda düzenlenmek üzere, 193 sayılı Kanundan çıkarılmaktadır.

Ayrıca, bulunduğu coğrafi konumu itibarıyla ülkemizin, bölgesel hizmetlerin merkezi olmasına yönelik hedefi çerçevesinde, ürün testi, sertifikasyon, veri işleme, veri analizi ve mesleki eğitim hizmeti verenler tarafından, Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara Türkiye'de verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan bu hizmetler dolayısıyla oluşan kazançların yarısının, gelir vergisi beyannamesi üzerinde indirim konusu yapılması öngörülmektedir.

Öte yandan, maddede yer alan indirim oranını, kazanç tutarları itibarıyla da farklılaştırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 16

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

193 sayılı Kanuna eklenen 98/A maddesiyle “Muhtasar ve prim hizmet beyannamesi” tanımlanmaktadır.

Muhtasar beyanname ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi durumunda; kapsama alınacak veya kapsam dışında bırakılacak mükelleflerin tespiti ve buna ilişkin usul ve esasların belirlenmesi, beyannamenin şekil, içerik ve ekleri ile verilen beyannamenin dönemini aylık olarak belirleme hususunda Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddede, söz konusu birleşik beyannamenin, muhtasar beyanname ile aynı sürede verileceği düzenlenmekte ve Maliye Bakanlığına, bölge, il, ilçe, mahal ve sektörlere göre yetkili vergi dairesini ve beyannamenin verilme zamanını belirleme konusundayetki verilmektedir.

Ayrıca, Gelir Vergisi Kanununda ve diğer kanunlarda, muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesine yapılmış olan atıfların, bu iki belgenin tek bir beyanname olarak birleştirildiği durumlarda, muhtasar ve prim hizmet beyannamesine yapılmış sayılacağı belirtilmektedir.

Tasarı/teklif madde 17

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, yurtiçi tasarrufların artırılması kapsamında sermaye piyasası araçlarının vergilendirilmesinde stopaj oranının elde tutma süresine göre farklılaştırılabilmesine yönelik olarak Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 18

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 28 inci maddesinde, muhtasar beyanname ile Sosyal Güvenlik Kurumu aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi durumunda, ortak beyannamenin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası mevzuatı kapsamında oluşturulan kısmına ilişkin olarak düzenlenen tahakkuk fişinin, mükellefe veya elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş diğer kişilere Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından gönderilmesine imkân sağlanmak üzere düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 19

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

213 sayılı Kanunun 153 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, ticaret sicil memurluklarınca tescil işlemleri yapıldığında başvuru evraklarının vergi dairesine elektronik ortamda da gönderilmesine imkân sağlanmakta ve böylece işe başlama işlemlerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 20

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

213 sayılı Kanunun 153/A maddesinde yer alan ve mükelleflerin vergi teşvik ve desteklerinden geriye dönük olarak yararlandırılmamasına ilişkin düzenleme içeren hükümler yürürlükten kaldırılarak güvenli bir yatırım ortamı oluşturulması hedeflenmektedir.

Tasarı/teklif madde 21

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesine imkân sağlamak üzere Gelir Vergisi Kanununa eklenen 98/A maddesi ile verilen yetki uyarınca getirilen zorunluluklara uyulmaması halinde uygulanacak ceza belirlenmektedir.

Ayrıca, yapılan değişiklik ile elektronik ortamda süresinde verilmeyen bildirim ve formların süresinden sonraki ilk üç gün içinde verilmesi halinde, 1/10 oranında özel usulsüzlük cezası uygulanması öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 22

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle 213 sayılı Kanunun mülga 370 nci maddesi, izaha davet başlığı altında yeniden düzenlenmektedir.

Vergi usul hukukumuzda yer alan pişmanlık müessesesi vergi zıyaıa sebebiyet verilen fiillerin kendiliğinden idareye bildirilerek zamanında beyan ve ödenememiş verginin hesaplanacak zammıyla birlikte ödenmesi halinde vergi zıyaı cezası kesilmeyeceğini ve 359 uncu madde hükümlerinin uygulanmayacağını düzenlemekte olup müessese, herhangi bir surette idarenin ıttılaına giren olaylar hakkında uygulanmamaktadır.

Öte yandan, İdarenin verginin zıyaa uğramış olabileceğini harici karinelerle tespit ettiği hallerde vergi incelemesi veya takdir işlemlerine başlanılmadan önce mükelleflerin konuya ilişkin görüşlerini alabilmesi için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu kapsamda, vergiye gönüllü uyumun artırılması amacıyla, haklarında henüz vergi incelemesine başlanılmamış veya takdir komisyonuna sevk edilmemiş mükellefler için izaha davet müessesesi getirilmektedir.

İdarenin harici araştırmalarıyla vergiyi ziyaa uğratmış olabileceği yönünde ön tespitleri olan mükellefler izaha davet edilecek, yapılan izahın yeterli görülmesi halinde inceleme ve takdir işlemleri yapılmayacak ve maddede belirtilen şartların gerçekleşmesi durumunda vergi ziyaı cezası “020 oranında kesilecektir.

Maddede, indirimli ceza uygulamasından yararlanılabilmesi için beyan edilen tutarın gecikme zammı oranında hesaplanacak bir zamla birlikte ödenmesi şartı bulunduğundan, öngörülen sürede bu şartı yerine getirmeyen mükellefler adına indirimli olarak kesilen vergi ziyaı cezası, kanuni süresinden sonra kendiliğinden verilen beyannamelere uygulanan ceza esas alınarak, ikmal edilecektir.

Bu madde hükmü Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesi kapsamına giren fiillere uygulanmayacaktır. Ancak, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının, her bir belge itibarıyla 50 bin Türk Lirasını geçmemesi ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının *05'ini aşmaması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilecektir.

Maddede ayrıca, Maliye Bakanlığına, ön tespitin niteliğini, izaha davetin şeklini ve kapsamını, daveti yapacak mercii, tespitte yer alan tutarlar dikkate alınarak davet yapılacakları belirleme yetkisi verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 23

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

488 sayılı Damga Vergisi Kanununda yapılan değişiklikle nispi damga vergisine tabi kâğıtlarda her bir nüshanın ayrı ayrı vergilendirilmesi uygulamasına son verilmekte, bir nüsha üzerinden vergi alınarak vergi yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır.

Maktu damga vergisine tabi kâğıtlarda ise her bir nüshadan ayrı ayrı vergi alınması uygulamasına devam edilmektedir.

Tasarı/teklif madde 24

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Halihazırda bir kâğıt üzerine konulan adi kefalet ve garanti taahhüdü şerhleri üçüncü bir kişinin akdi veya işlemi olarak ayrıca damga vergisine tabi olup, aynı kâğıda taraf adi kefil ve garanti taahhüdünde bulunanların (garantörlerin) birden fazla kişi olması durumunda her bir kişi için ayrı ayrı damga vergisi alınmaktadır. Yapılan düzenleme ile aynı kâğıtta birden fazla adi kefil ve garantör bulunması durumunda, yalnız bir kefalet ve bir garanti taahhüdü için damga vergisi alınması sağlanarak, işlem maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır.

Ayrıca, mevcut uygulamada birbirine bağlı ve bir asıldan doğma akit ve işlemlerin bir kâğıtta toplanması halinde, bunlardan en yüksek vergi alınmasını gerektiren işlem üzerinden damga vergisi alınmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, pey akçesi (bağlanma parası), cayma tazminatı (Zamanı rücu, cayma parası), ücret tevkifi, cezai şart gibi bir sözleşmenin yaptırımı olarak belirlenen taahhütlerden, bunlar başlı başına bir sözleşmeye konu olmadıkça Harçlar Kanununda olduğu gibi damga vergisi alınmaması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 25

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, azami tutardan vergi alınan sözleşmelerde, sözleşmenin diğer hükümlerinde değişiklik olmaksızın sadece bedelin artırılmasına ilişkin değişiklik yapılması halinde, artan bedele ilişkin olarak damga vergisi alınmaması sağlanmaktadır. Öte yandan, sözleşmelerin bedel dışında ilave iş, taraf ve miktar gibi unsurlarının da değiştirilmesi halinde, artan tutardan ayrıca vergi alınması uygulaması devam edecektir.

Tasarı/teklif madde 26

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan değişiklikle, halihazırda sermaye piyasası mevzuatına göre düzenlenen kağıtlara sıfır nispetinde damga vergisi uygulanmasına ilişkin Bakanlar Kuruluna tanınan yetki, sermaye piyasası mevzuatındaki değişikliklere paralel olarak bankacılık mevzuatına ilişkin düzenlenen kağıtlara da uygulanacak şekilde genişletilmektedir.

Ayrıca, nispi vergilerde oran indirmeye ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna verilen yetki genişletilerek farklı kâğıt türleri için farklı oranlar belirlenmesine imkân verilmekte ve ekonomik gelişmeler paralelinde damga vergisi uygulamasına esneklik kazandırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 27

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Halihazırda Damga Vergisi Kanununun ek 2 nci maddesinin verdiği yetkiye istinaden yayımlanan genel tebliğler çerçevesinde döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin damga vergisi istisnası uygulanmakta olup, yargıya intikal eden hususlarda yargı mercileri tarafından, döviz kazandırıcı faaliyetlerin tebliğle sınırlandırılamayacağı ve istisna uygulanması için “Vergi, Resim, Harç İstisnası Belgesi” şartının getirilemeyeceği gerekçeleriyle Kanun hükmünün uygulama usul ve esaslarına ilişkin genel tebliğlerdeki düzenlemelerin aksine karar verilmeye başlanmış ve bazı davalarda verilen kararlar müstekar hale gelmiş bulunmaktadır. Bu durum, söz konusu istisna hükmünün kanun koyucunun amacına uygun uygulanamaması sonucunu doğurmaktadır.

Yapılan düzenlemeyle, ihtilafların önlenmesini teminen ihracat ve diğer döviz kazandırıcı faaliyetler ile istisna uygulamasının usul ve esasları Kanun hükmünde belirtilerek, Ekonomi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığına tanınan yetki yeniden düzenlenmekte, ayrıca Kamu İhale Kanunu ve diğer mevzuatta yapılmış bir “uluslararası ihale” tanımının bulunmadığı gözönünde bulundurularak, döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin damga vergisi istisnası uygulamasında uluslararası ihale kavramına açıklık kazandırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 28

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle;

- Damga vergisine tabi kâğıtlar arasında yer alan farklı sözleşme türleri, Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun “1. Akitlerle ilgili kâğıtlar” başlıklı bölümünün “A, Belli parayı ihtiva eden kâğıtlar” alt bölümünde sayılmak suretiyle, bu kâğıtlar için oran farklılaştırılmasına imkân verilmesi sağlanmaktadır. Bu şekilde, Damga Vergisi Kanununun mükerrer 30 uncu maddesiyle Bakanlar Kuruluna verilen yetki çerçevesinde bu sözleşme çeşitleri için vergi oranını sıfıra kadar indirmek dahil farklı oranlar tespit edilebilecektir.

- Kamu İhale Kanununa tabi ihalelerde şikâyet ve itirazen şikâyet üzerine ilgili kurum ve kuruluşlar ile Kamu İhale Kurumu kararı ve yargı kararlarına istinaden ihalenin iptal edilmesi halinde, ihale kararına ilişkin damga vergisinin iade edilmesine imkân tanınmaktadır.

Ayrıca, söz konusu ihale konusu işlerde düzenlenen sözleşmelere ait damga vergisinin iade edilmeyeceği hususuna açıklık getirilmektedir.

- Mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu teşvik etmek üzere vergi beyannamelerine ilişkin kanuni süresinde düzeltme amacıyla verilen vergi beyannameleri damga vergisinin konusu dışına çıkarılmaktadır.

- Muhtasar beyanname ile aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi sonucu yeni bir beyanname oluşturulduğundan, düzenlemeye uyum sağlanmış, elektronik ortamda verilmeyen söz konusu beyannameler de kapsama alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 29

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle;

- Okul idareleri ile veliler veya öğrencilerin karşılıklı hak ve menfaatlerini düzenleyen kâğıtların damga vergisinden istisna edilmesi sağlanmaktadır.

- Resmi dairelerce yurtdışına gönderilen kişiler adına yurtdışında bulunan eğitim ve öğretim kurumları ile sağlık kurumlarına veya bu kurumlara ödenmek üzere ilgili kişilere yapılan ödemelere ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden istisna edilmektedir.

- Halihazırda sigorta sözleşmeleri (reasürans ve koasürans sözleşmeleri dahil) ve sigorta ücretinin ödenmesine ilişkin kâğıtlar damga vergisinden istisna olup yapılan düzenleme ile aynı kâğıtta yer alan sigorta yaptırma taahhütlerinin de istisna kapsamına alınması suretiyle damga vergisinin asıl akit bedeli üzerinden alınması sağlanmaktadır.

Ayrıca, bireysel emeklilik, gruba bağlı bireysel emeklilik, işveren grup emeklilik sözleşmelerine de damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Halihazırda anonim, limited ve eshamlı komandit şirketlerin kuruluş ve sermaye artırımları damga vergisinden istisna olup, yapılan düzenleme ile söz konusu şirketlerin pay devirleri de istisna kapsamına alınarak şirketlerin ortaklık yapılarındaki değişiklikler nedeniyle oluşacak işlem maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır.

- 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında tezgah üstü piyasalarda müşterileri ile karşılıklı türev araç düzenleme ve işlem yapma yetkisi, bankaların yanı sıra aracı kurumlara da verildiğinden aracı kurumların da istisna kapsamına alınması sağlanmaktadır.

- Gayrimenkul yatırım ortaklıklarında olduğu gibi gayrimenkul yatırım fonlarının münhasıran gayrimenkul portföylerine ilişkin alım satım sözleşmeleri ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerine damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların fatura temliki, kredinin devri işlemlerine ilişkin düzenlenen kâğıtların damga vergisinden istisna edilmesi sağlanmaktadır.

- Finansman şirketlerinin düzenlemiş olduğu kredi sözleşmelerinin devrine ilişkin kâğıtların da istisna kapsamına alınması sağlanmaktadır.

- Damga vergisinden istisna olan kira sözleşmelerinde yer alan kefalet şerhleri ve teminatlar da istisna kapsamına alınarak kefil imzası ve teminat içeren söz konusu kira sözleşmelerindeki damga vergisi yükü kaldırılmaktadır.

- Kira sertifikası işlemlerine konu varlıkları menkul ve gayrimenkul mallar ile maddi olmayan varlıklar olarak sınırlı bir şekilde belirten mevcut istisna hükmünde yapılan değişiklikle, farklı kira sertifikası türlerine göre düzenlenen kâğıtlar ve kira sertifikaları ödemeleri ile bunların teminatlarına ilişkin olarak düzenlenen her türlü kâğıtların damga vergisinden istisna edilmesi sağlanmaktadır.

- Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında yer alan yatırım mallarına ilişkin olarak yatırım teşvik belgesi sahibi yatırımcılarla bu malların üreticileri ve tedarikçileri arasında düzenlenen kâğıtlara; münhasıran yatırım döneminde belge kapsamındaki yatırımlarla ilgili bir malın üretiminde ya da bir hizmetin sağlanmasında kullanılan patent, know-how gibi gayrimaddi hakların kiralanması ve satın alınmasında düzenlenen kâğıtlara; belge kapsamındaki sabit kıymet yatırımlarının imal ve inşasına yönelik olarak teşvik belgesi sahibi yatırımcılarla bu işi yapanlar arasında düzenlenen sözleşmeler, taahhütnameler, teminatlar ve bu mahiyetteki kâğıtlara; söz konusu yatırımlara yönelik teşvik belgesi sahibi yatırımcılara verilecek danışmanlık ve teknik müşavirlik hizmetlerine ilişkin düzenlenen kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Yatırımlarda Devlet yardımları hakkında kararlarla belirlenen yüksek ve orta-yüksek teknolojili sanayi ürünlerinin imalatında maliyetleri düşürmek ve uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla söz konusu ürünlerin imalatına ilişkin olarak imalatçılarla tedarikçileri arasında düzenlenen kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve aynı Kanunun ikincil mevzuatı gereğince düzenlenmesi ve verilmesi gereken taahhütnamelere damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- 6493 sayılı Kanun kapsamında, ödeme hizmeti sağlayıcısı olarak tanımlanan 5411 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar, elektronik para kuruluşları ve ödeme kuruluşları ile ödeme hizmeti kullanıcıları arasında bir defaya mahsus ödeme işlemi için düzenlenen tek seferlik ödeme sözleşmelerine damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Binalarda ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik olarak yapılan işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar ile imalat sanayinde faaliyet gösteren sanayi sicil belgesini haiz firmaların, kapasitelerinin ve verimliliklerinin artırılmasına, aynı zamanda enerji tasarrufu sağlanmasına yönelik olarak imalat faaliyetlerinde kullanılmak üzere yeni (kullanılmamış) makine ve teçhizat alımlarına yönelik düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden istisna edilmektedir.

- İhracatı teşvik etmek, ülkemizde üretilen ürünlerin yurtdışı pazarlara açılmasını sağlamak amacıyla, bedelsiz ihracata ve yurtdışı fuarlara katılıma ilişkin kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Sağladığı istihdam potansiyeli ve döviz kazandırıcı özelliği dikkate alınmak suretiyle, ülkemiz tersaneleri tarafından gemi, yat ve gemi dışında suda yüzebilen ve tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılan, her türlü araç ve yapının inşası, yenileme ve dönüşümü ile bakım ve onarımına ilişkin düzenlenen kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Özkaynak kullanımının teşvik edilmesi amacıyla, KOBİ'lere ve teknoloji geliştirme kapasitesine sahip girişim şirketlerine sermaye piyasası vasıtasıyla finansman sağlayan girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ve girişim sermayesi yatırım fonlarınca münhasıran girişim sermayesi yatırımları ile ilgili düzenlenen sözleşmelere ve bu sözleşmelere ilişkin düzenlenen diğer kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Sermaye piyasası araçlarının kredili alımı, açığa satışı ve ödünç alma ve verme işlemleri ile ilgili olarak aracı kurumlar ile yatırımcılar arasında düzenlenecek sözleşmelere damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

- Ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artırabilmek için, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu kararları çerçevesinde teşvik edilen, ileri teknolojiye sahip ve teknoloji transferi sağlayacak yurtdışında yerleşik şirketlerin satın alınması ile bu alımlara yönelik mali ve hukuki danışmanlık hizmeti alımına ilişkin düzenlenen kâğıtlara damga vergisi istisnası sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 30

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

492 sayılı Harçlar Kanununda yapılan düzenlemeyle, birden fazla nüsha olarak düzenlenen belli bir bedeli ihtiva eden kâğıtlara ilişkin nispi harca tabi işlemlerden, sadece bir nüsha için noter harcı alınması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 31

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, belli tutarı ihtiva eden her nevi senet, mukavelename ve kâğıtların değiştirilmesi halinde, değişikliğe ilişkin senet, mukavelename ve kâğıtlarda gösterilen değerin tamamı üzerinden değil, artan tutar üzerinden harç alınmasına imkân sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 32

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Mevcut uygulamada, finansal kiralama yoluyla konut edinimi ile sınırlı olarak harç istisnası uygulanmaktadır. Yapılan düzenleme ile finansal kiralama yöntemi ile finansman temin edilerek konut dahil taşınmaz alınması durumunda, finansal kiralama süresi sonunda söz konusu taşınmazın kiracıya devrinde tapu harcı istisnası sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 33

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

492 sayılı Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinin üçüncü fikrasında yapılan düzenlemelerle;

- Halihazırda anonim, limited ve eshamlı komandit şirketlerin kuruluş ve sermaye artırımları harçtan istisna iken, yapılan düzenleme ile söz konusu şirketlerin pay devirleri de istisna kapsamına alınarak şirketlerin ortaklık yapılarındaki değişiklikler nedeniyle oluşacak işlem maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır.

- Kredi Garanti Fonunun, banka dışı kuruluşlardan (TÜBİTAK, KOSGEB, TTGV, kalkınma ajansları ve benzeri) temin edilecek kamusal destekler ve mali yardımlar için vereceği (o kefaletler (nedeniyle (yapılacak (işlemlerin (oharçlardan istisna edilmesi amaçlanmaktadır.

- Finansman şirketlerince kullandırılan kredilere ilişkin işlemler istisna kapsamına alınmaktadır.

492 sayılı Kanunun 123 üncü maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, sermaye piyasası mevzuatında kira sertifikası ihracına ilişkin olarak yapılan değişiklikler dikkate alınarak istisnanın kapsamı genişletilmektedir.

Ayrıca maddeye eklenen fıkralarla;

- Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında yer alan yatırım mallarına ilişkin olarak yatırım teşvik belgesi sahibi yatırımcılarla bu malların üreticileri ve tedarikçileri arasında düzenlenen kâğıtlar; münhasıran yatırım döneminde belge kapsamındaki yatırımlarla ilgili bir malın üretiminde ya da bir hizmetin sağlanmasında kullanılan patent, know-how gibi gayrimaddi hakların kiralanması ve satın alınmasında düzenlenen kâğıtlar; belge kapsamındaki sabit kıymet yatırımlarının imal ve inşasına yönelik olarak teşvik belgesi sahibi yatırımcılarla bu işi yapanlar arasında düzenlenen sözleşmeler, taahhütnameler, teminatlar ve bu mahiyetteki kâğıtlar; söz konusu yatırımlara yönelik teşvik belgesi sahibi yatırımcılara verilecek danışmanlık ve teknik müşavirlik hizmetlerine ilişkin düzenlenen kâğıtlarla ilgili işlemlere, - Ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artırabilmek için, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu kararları çerçevesinde teşvik edilen, ileri teknolojiye sahip ve teknoloji transferi sağlayacak yurtdışında yerleşik şirketlerin satın alınması ile bu alımlara yönelik mali ve hukuki danışmanlık hizmet alımına ilişkin düzenlenen kâğıtlarla ilgili işlemlere, - Yatırımlarda Devlet yardımları hakkında kararlarla belirlenen yüksek ve orta-yüksek teknolojili sanayi ürünlerinin imalatında maliyetleri düşürmek ve uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla söz konusu ürünlerin imalatına ilişkin olarak imalatçılarla tedarikçileri arasında düzenlenen kâğıtlarla ilgili işlemlere, - Binalarda ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu sağlamaya yönelik olarak yapılan işlemler ile imalat sanayinde faaliyet gösteren sanayi sicil belgesini haiz firmaların, kapasitelerinin ve verimliliklerinin artırılmasına, aynı zamanda enerji tasarrufu sağlanmasına yönelik olarak imalat faaliyetlerinde kullanılmak üzere yeni (kullanılmamış) makine ve teçhizat alımlarına ilişkin işlemlere, - İhracatı teşvik etmek, ülkemizde üretilen ürünlerin yurtdışı pazarlara açılmasını sağlamak amacıyla, bedelsiz ihracata ve yurtdışı fuarlara katılım amacıyla yapılan işlemlere, - Sağladığı istihdam potansiyeli ve döviz kazandırıcı özelliği dikkate alınmak suretiyle, ülkemiz tersaneleri tarafından gemi, yat ve gemi dışında suda yüzebilen ve tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılan, her türlü araç ve yapının inşası, yenileme ve dönüşümü ile bakım ve onarımına yönelik olarak düzenlenen kâğıtlarla ilgili işlemlere, - Öğrencilerin burs veya öğrenim kredisi almak ve okula veya öğrenci yurduna girebilmek için ilgili kurumlarla düzenledikleri sözleşme, taahhütname, kefaletname ve benzeri kâğıtlara ilişkin işlemlere harç istisnası sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 34

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenleme ile ticaret sicili harçlarının, ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları tarafından, oda bulunmayan veya sicil işlemlerinin yürütülebilmesi için yeterli teşkilatı bulunmayan yerlerde Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek ilgili odalar tarafından makbuz karşılığı peşin olarak tahsil edilmesine imkân sağlanmakta, beyan ve sorumluluğa ilişkin hususlar düzenlenmektedir.

Tasarı/teklif madde 35

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Halihazırda Harçlar Kanununun .ek 1 inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden yayımlanan genel tebliğler çerçevesinde döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin harç istisnası uygulanmakta olup, yargıya intikal eden hususlarda yargı mercileri tarafından, döviz kazandırıcı faaliyetlerin tebliğle sınırlandırılamayacağı ve istisna uygulanması için “Vergi Resim Harç İstisnası Belgesi” şartının getirilemeyeceği gerekçeleriyle Kanun hükmünün uygulama usul ve esaslarına ilişkin genel tebliğlerdeki düzenlemelerin aksine karar verilmeye başlanmış ve bazı davalarda verilen kararlar müstakar hale gelmiş bulunmaktadır. Bu durum, söz konusu istisna hükmünün kanun koyucunun amacına uygun uygulanamaması sonucunu doğurmaktadır.

Yapılan düzenlemeyle, ihtilafların önlenmesini teminen ihracat ve diğer döviz kazandırıcı faaliyetler ile istisna uygulamasının usul ve esasları Kanun hükmünde belirtilerek, Ekonomi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığına tanınan yetki yeniden düzenlenmekte, ayrıca Kamu İhale Kanunu ve diğer mevzuatta yapılmış bir “uluslararası ihale” tanımının bulunmadığı gözönünde bulundurularak döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin harç istisnası uygulamasında uluslararası ihale kavramına açıklık kazandırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 36

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, tahkim müessesesinin etkinleştirilmesi ve mahkemelerin yükünün azaltılması amacıyla, tahkim davalarında nispi karar ve ilam harcının alınmaması öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 37

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, genel ve özel vekaletname ayrımı kaldırılarak vekaletnamelerin tamamından aynı tutarda harç alınması sağlanmakta, ticari işletmelerin kuruluş aşamasındaki defter tasdiki işlemleri noter harçlarının konusu dışına çıkarılarak ticari işletmelerin kuruluş maliyetleri azaltılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 38

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, münhasıran tacirler arasında tesis edilen ipotek işlemlerinde, hesaplanan tapu harcının 9650'sinin alınmaması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 39

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yapılan düzenlemeyle, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binaların, inşalarının sona erdiği tarihi takip eden bütçe yılından itibaren beş yıl süre ile emlak vergisinden muaf tutulması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 40

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

1319 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle, yatırım teşvik belgesi kapsamında yapılan yatırımlar için iktisap olunan veya bu yatırımlar için tahsis edilen arazilerin yatırım teşvik belgesi süresince emlak vergisinden muaf tutulması öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 41

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yapılan düzenlemeyle, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binalardan bina inşaat harcı alınmaması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 42

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

2464 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen yapı ve tesislerden imar mevzuatı gereğince belediyelerce alınması gereken harçların alınmaması sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 43

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Katma Değer Vergisi Kanununun17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (g) bendinde yapılan değişiklikle, elde edilen faiz gelirleriyle sınırlı olmak üzere tahvil satın almak suretiyle verilen finansman hizmetinin istisna kapsamında olduğu hususu açıklığa kavuşturulmaktadır.

Sat-kirala-geri al işlemleri ile Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine göre kira sertifikası ihracına konu olan taşınmaz/iştirak hisselerinin kiracı ya da kaynak kuruluş tarafından üçüncü kişilere satışında, Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (r) bendinde hüküm altına alınan istisna için belirlenen iki yıllık sürenin hesabında; bu taşınmazların/iştirak hisselerinin varlık kiralama şirketleri, finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarının aktifinde bulunduğu sürenin de dikkate alınması amaçlanmaktadır.

Maddeyle, her türlü varlık ve haklar, Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (u) bendinde yer alan istisnanın kapsamına alınmak suretiyle, istisna hükmüne konu kıymetler genişletilmektedir. Ayrıca, her türlü varlık ve hakların varlık kiralama şirketlerine devirlerinde, devir tarihine kadar indirilen katma değer vergisi indirimlerinin geriye dönük düzeltilmemesi, bu tarihe kadar indirilemeyen katma değer vergisinin ise doğrudan gider yazılabilmesi amaçlanmaktadır.

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 2nci maddesinin ikinci fıkrasına göre katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları da finansal kiralama işlemleri yapabilmekte olup, maddeyle Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (Yy) bendinde hüküm altına alınan sat-kirala-geri al işlemlerine yönelik istisnadan söz konusu kurumların da faydalanması sağlanmaktadır.

Ayrıca, yapılan değişiklikle taşınırların da sat-kirala-geri al işlemleri kapsamında istisna kapsamına dahil edilmesi sağlanmaktadır.

Diğer taraftan taşınır ve taşınmazların finansal kiralama şirketleri ile katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankalarına devrinde, devir tarihine kadar indirilen katma değer vergisinin indirimlerinin geriye dönük düzeltilmemesi, bu tarihe kadar indirilemeyen katma değer vergisinin ise doğrudan gider yazılabilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 44

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Katma Değer Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinin (d) bendinin sonuna eklenen parantez içi hüküm ile 5520 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlara ilişkin aynı Kanunun ll inci maddesinin birinci fıkrasının (c)bendi uyarınca kanunen kabul edilmeyen giderlere ve Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (5S)numaralı bendine göre işletme aleyhine oluşan farklara ilişkin olup, mükelleflerce ithalde veya sorumlu sıfatıyla ödenmiş olan katma değer vergisinin, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilmesi sağlanarak, uygulamada yaşanan ihtilafların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 45

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5070 sayılı Elektronik İmza Kanununda güvenli elektronik imza kullanılarak atılan imzaların elle atılan imzalarla aynı hukuki sonucu doğurduğu belirtilmiş, kanunların resmi şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukuki işlemler ile teminat sözleşmelerinin, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Yapılan düzenleme ile kâğıt ortamında düzenlenen teminat mektuplarının elektronik ortamda düzenlenmesine imkan sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 46

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Muhtasar beyanname ile 5510 sayılı Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek alınması için 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına şifre verilmesi gerekeceğinden, meslek mensuplarının Kuruma karşı yükümlülüklerden tıpkı işveren ve işveren vekili gibi sorumlu olmaları amacıyla değişiklik yapılmaktadır. ii

Tasarı/teklif madde 47

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Aylık prim ve hizmet belgeleri, Sosyal Güvenlik Kurumu yerine Maliye Bakanlığına muhtasar beyanname ile birleştirilerek verileceğinden ve adı muhtasar ve prim hizmet beyannamesi olarak değiştirileceğinden dolayı 81 inci maddenin birinci fıkrasının (1) bendinin ikinci cümlesine “veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerini Maliye Bakanlığına”, (i) bendinin ikinci cümlesine “veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin Maliye Bakanlığına” ibaresi eklenmekte ve cümle düşüklüğünün önlenmesi amacıyla ilgili fıkrada yer alan “belgelerinin” ibaresi “belgelerini” şeklinde değiştirilmektedir.

MADDE 4$- 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalıştırılan sigortalılara ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesinin Maliye Bakanlığına muhtasar beyanname ile birleştirilerek verilecek olması, yine Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalıştırılan sigortalılara ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi alınması uygulamasına devam edileceğinden, gerekli düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 49

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle, 5510 sayılı Kanunda afet ve diğer mücbir sebep hallerinde belgelerin verilme süresi ve primlerin ertelenmesi hususu düzenlenmekte olup, bu çerçevede, Kuruma verilecek her türlü bilgi ve belge ile yapılacak başvuruların5510 sayılı Kanunda öngörülen sürelerinin; yangın, su baskını, sel, kuraklık, yer kayması, deprem gibi afetler ile ağır hastalık, ağır kaza, tutukluluk ve sabotaj gibi haller nedeniyle meydana gelen mücbir sebepler dikkate alınarak, yeniden belirlenmesi, prim ödeme yükümlülüklerinin ertelenmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 50

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5510 sayılı Kanun gereğince Kuruma verilecek belge ve bildirimlerin 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensupları tarafından verilebilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 51

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Aylık prim ve hizmet belgeleri, Sosyal Güvenlik Kurumu yerine Maliye Bakanlığına muhtasar beyanname ile birleştirilerek verileceğinden, prim tahakkukunun geç yapılması veya yapılmaması ve sigortalıların hizmetlerinin bildirilmemesi veya geç bildirilmesi durumlarında işverenlere uygulanacak cezalar belirlenmektedir. Ayrıca idare veya mahkemelerce yapılan tespitler uyarınca işverene cezai işlem yapılması halinde, mali büyüklüklerine göre kademeli bir ceza sistemi getirilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 52

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalıştırılan sigortalılara ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesinin Maliye Bakanlığına muhtasar beyanname ile birleştirilerek verilecek olması nedeniyle gerekli düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 53

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5510 sayılı Kanuna eklenen madde ile muhtasar ve prim hizmet beyannamesi uygulanmasına başlanılmadan önceki belgelerin Kuruma verilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 54

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Aylık prim ve hizmet belgeleri Sosyal Güvenlik Kurumu yerine Maliye Bakanlığına muhtasar beyanname ile birleştirilerek verileceğinden, 5910 sayılı Kanunun geçici 68 inci maddesinde gerekli değişiklikler yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 55

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Ülkemizin, bulunduğu coğrafi konumu itibarıyla bölgesel yönetim merkezlerinin yer aldığı bir ülke olmasına yönelik hedefi çerçevesinde, bölgesel yönetim merkezlerinin; tüm giderlerinin Türkiye?de bulunmayan kurumlar tarafından karşılanması ve söz konusu giderlerin Türkiye'de tam veya dar mükellefiyete tabi herhangi bir kurumun hesaplarına intikal ettirilmemesi veya karından ayrılmaması kaydıyla, kurumlar vergisinden muaf tutulması öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 56

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yapılan düzenleme ile anılan bendin parantez içi hükmü yürürlükten kaldırılmakta ve kurumların kira sertifikası ihracına veya sat-kirala-geri al işlemlerine konu edilen taşınmazlarının satışmdan doğan kazançlarına ilişkin istisna hükmü, uygulamada karşılaşılan sorunlar da dikkate alınarak, yeniden düzenlenmekte ve düzenleme aynı maddenin birinci fıkrasına (j) ve (k) bentleri olarak eklenmektedir.

Tasarı/teklif madde 57

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, 5520 sayılı Kanunda düzenlenmiş olan sınai mülkiyet haklarında kazanç istisnası uygulamasında yaşanılan sorunları gidermek, gerek mükellefler gerekse vergi idaresi açısından kolay ve uygulanabilir bir sistem oluşturmak ve böylece istisna uygulamasından beklenilen hedeflere ulaşılmasını sağlamak amaçlanmaktadır.

MADDE 58$- Ar-Ge indirimi müessesesi, Ar-Ge ile ilgili teşvik ve diğer düzenlemelerin yer aldığı 5746 sayılı Kanunda düzenlenmek üzere, 5520 sayılı Kanundan çıkarılmaktadır.

Ayrıca, bulunduğu coğrafi konumu itibarıyla ülkemizin, bölgesel hizmetlerin merkezi olmasına yönelik hedefi çerçevesinde, ürün testi, sertifikasyon, veri işleme, veri analizi ve mesleki eğitim hizmeti verenler tarafından, Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara Türkiye'de verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan bu hizmetler dolayısıyla oluşan kazançların yarısının, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde indirim konusu yapılması öngörülmektedir.

Öte yandan, maddede yer alan indirim oranını, kazanç tutarları itibarıyla da farklılaştırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.

Tasarı/teklif madde 59

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5520 sayılı Kanunun transfer fiyatlandırmasına ilişkin düzenlemeler getiren 13 üncü maddesinde yapılan değişikliklerle mevcut hükümlerin uygulanmasında karşılaşılan sorunların giderilmesi ve genel olarak transfer fiyatlandırmasına ilişkin uluslararası düzenlemeler ve uygulamalar ile uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

Yapılan değişiklikle, ilişkili kişinin kapsamı yeniden belirlenmektedir. Böylelikle, ilişkinin doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık kanalıyla oluştuğu durumlarda, örtülü kazanç dağıtımı kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için, en az “610 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkının olması şartı aranacaktır. İlişkili kişiler açısından bu oranların topluca dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca ortaklık ilişkisi olmaksızın doğrudan veya dolaylı olarak oy veya kâr payı hakkının bu oranın üzerinde olması halinde de tarafların ilişkili kişi sayılacağı hususuna açıklık getirilmektedir. Diğer taraftan, ortaklık ilişkisi olup olmadığına veya ortaklık oranına bakılmaksızın, kurumların idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu kişiler, ilişkili kişi sayılmaya ve bu kişilerle yapılan mal veya hizmet alımı ya da satımı, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında değerlendirilmeye devam edilecektir.

Ayrıca maddeyle, transfer fiyatlandırmasında kullanılacak yöntemlere ilişkin güncelleme (yapılmaktadır. Kanunun 1/1/2007 tarihinde yürürlüğe giren transfer fiyatlandırmasına ilişkin madde hükmünde yer alan emsallere uygunluk ilkesinin tespitinde önerilen yöntemler, OECD'nin “Uluslararası Şirketler ve Vergi İdareleri İçin Transfer Fiyatlandırması Rehberi” esas alınarak belirlenmişti. OECD tarafından 2010 yılında revize edilen söz konusu Rehberde, işlemsel kâr yöntemleri ile geleneksel yöntemler arasındaki hiyerarşinin kaldırılması nedeniyle maddenin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.

Öte yandan, maddenin beşinci fıkrasının sonuna eklenen cümleler ile transfer fiyatlandırmasında uygulanacak yöntem konusunda mükellef ile Maliye Bakanlığı arasında anlaşma sağlanması halinde, anlaşma ile tespit edilen yöntemin zamanaşımına uğramamış vergilendirme dönemlerine de uygulanabilmesine imkân sağlanmakta ve bu takdirde izlenecek usule açıklık getirilmektedir. Yeni eklenen hükümler ile mükellef ve Bakanlık, belirlenen yöntemin zamanaşımına uğramamış geçmiş vergilendirme dönemlerine de tatbik edilmesini; Vergi Usul Kanununun pişmanlık ve ıslah hükümlerinin uygulanmasının mümkün olması ile anlaşma koşullarının bu dönemlerde de geçerli olması koşuluyla, anlaşma kapsamına almak suretiyle sağlayabilecektir. Bu durumda, imzalanan anlaşma, söz konusu hükümlerde yer alan haber verme dilekçesi yerine geçecek, beyan ve ödeme işlemleri ise buna göre tekemmül ettirilecektir. Anlaşmanın geçmiş vergilendirme dönemlerine uygulanması sebebiyle daha önceden ödenen vergiler ret ve iade edilmeyecektir. Böylece, mükellefe anlaşma kapsamında Vergi Usul Kanununun pişmanlık ve ıslah hükümlerinden faydalanma imkânı verilerek, anlaşma hükümlerinin vergi ziyaı cezası ödenmeden zamanaşımına uğramamış geçmiş vergilendirme dönemlerine de uygulanması ve anlaşmanın getirdiği hukuki belirliliğin geçmişe de tatbik edilmesi sağlanacaktır.

Diğer taraftan, maddeye yeni sekizinci fikra eklenmek suretiyle, transfer fiyatlandırmasına ilişkin belgelendirme yükümlülüğünü tam ve zamanında yerine getiren mükelleflere uygulanmak üzere, örtülü kazanç dağıtımı nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmemiş veya eksik tahakkuk ettirilmiş vergilere ilişkin uygulanacak vergi ziyaı cezasında 9450 oranında indirim imkanı sağlanmaktadır.

Maddenin son fikrasında yapılan değişiklik ile Bakanlar Kuruluna, transfer fiyatlandırmasına ilişkin usulleri belirleme yetkisine ilave olarak esasları belirleme; maddenin ikinci fıkrasında yer alan oranları gerçek kişiler, kurumlar, doğrudan veya dolaylı ortaklar itibarıyla ya da ortaklık payının edinim şekline göre topluca veya ayrı ayrı *ol'e kadar indirme, 9625'e kadar çıkarma, oran şartını kaldırma; peşin fiyatlandırma anlaşma sürelerini beş yıla kadar artırma, belgelendirme yükümlülükleri ve bu yükümlülükler kapsamına, uluslararası anlaşmalar doğrultusunda, yurtdışında yer alan ilişkili kişilerin faaliyetlerine ilişkin bilgilerin dâhil edilmesi zorunluluğu getirme; bu bilgilerin uluslararası anlaşmalar çerçevesinde diğer ülkelerle karşılıklı olarak paylaşılmasına ilişkin usulleri belirleme yetkisi verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 60

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenlemeyle, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ilişkin harcamalarının 96100 ünün kazancın tespitinde indirim konusu yapılmasına ilişkin olarak, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda yer alan düzenlemeler, mevzuatta sadeliğin sağlanması ve bu indirim uygulamasındaki farklılıkların giderilmesi amacıyla, 5746 sayılı Kanun kapsamına alınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 61

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5941 sayılı Çek Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında bankalar tarafından çek hesabı açtırmak isteyenlerden alınacak belgeler belirlenmiştir. Tasarıyla karşılıksız çek keşide etmek fiili, adli para cezası verilmesini gerektiren bir suç olarak düzenlendiğinden, istenecek bu belgeler arasına adli sicil kayıtları da eklenmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişi, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunup bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunmaktadır ve bankaların alınan beyanın gerçek duruma uygunluğu hususunda araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Söz konusu fikraya ilave edilen yeni düzenleme uyarınca; bankalara, gerçek veya tüzel kişi adına açılması talep olunan çek hesaplarında çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişinin, sermaye şirketlerinde ayrıca yönetim organında görev yapanlar ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkililerinin çek hesabı açma yasağının bulunmadığı hususunu kontrol yükümlülüğü getirilmektedir.

Böylelikle hakkında çek hesabı açma yasağı bulunan bir kişi gerçeğe aykırı beyanı ile başvuruda bulunsa bile banka tarafından yapılan kontrolün ardından bu kişi adına çek hesabı açılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Diğer taraftan, çek hesabı açılmasının ardından adına çek hesabı açılan tüzel kişinin yetkililerinin bankalar tarafından sisteme kaydedilmesi öngörülmektedir.

Tüzel kişinin temsilcisi veya imza yetkilisi tescil edilmediği veya vekalet ilişkisi ile işlem yaptığı takdirde tüzel kişi yetkililerinin kim olduğunun bankalarca tespit edilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle dördüncü fıkrada değişiklik yapmak suretiyle ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında verilmiş bir çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı bulunması halinde, bunların yetkilisi olduğu tüzel kişilere çek defteri verilmemesi öngörülmektedir.

Maddenin yedinci fıkrasına eklenmesi öngörülen bentlerle çek hesabı sahibinin gerçek kişi olması durumunda Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarasının, tüzel kişi ise varsa MERSİS numarasının çek üzerine yazılması öngörülmektedir. Çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde, ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarasının da yazılması gerekmektedir. Böylelikle çek hesabı sahibinin benzer isimli veya unvanlı kişilerden ayırt edilebilmesi sağlanarak, düzenleyenin net bir şekilde tespit edilebilmesi ve çekin karşılıksız çıkması durumunda çek hesabı sahibine karşı yapılacak başvurularda doğru kişiye ulaşılması hedeflenmektedir. Ayrıca, MERNİS ve MERSİS kayıtlarından çek hesabı sahibinin adres ve iletişim bilgilerine de kolayca ulaşılabilecektir.

Tasarı/teklif madde 62

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5941 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine eklenen onuncu fıkra ile lehine karekodlu çek düzenlenen lehdarın, teslim aldığı çeki karekod okutma ve bilgi paylaşımı sistemine kaydetmesi öngörülmektedir. Bankalar tarafından çek hesabı sahibi veya çek hesabı sahibi tüzel kişi ise yetkili temsilcisine verilen çek yapraklarının hangilerinin düzenlenerek tedavüle sürüldüğü, hangilerinin halen çek hesabı sahibi veya temsilcisinin elinde bulunduğu tespit edilememektedir. Çeke ilişkin veriler ancak düzenlenen çeklerin bankalara ibrazı sonucunda oluşturulabilmektedir.

Lehdar tarafından kendisine verilen çekin sisteme kaydedilmesi öngörülerek, bu anlamda oluşan kayıt dışılığın önlenmesi hedeflenmektedir. Diğer taraftan, karekodla çek hesabı sahibine ait ve henüz bankalara ibraz edilmemiş çek adedi ve tutarının da üçüncü kişilerin erişimine açılması öngörülmektedir. Böylelikle lehdar tarafından gerekli bildirimin yapılması üzerine, alacaklı karekod aracılığıyla o çek hesabı sahibine ait piyasada bulunan çek adedi ve bunların tutarları hakkında bilgi sahibi olacak ve böylece çeki kabul edip etmemek hususunda kanaat oluşması sağlanacaktır.

Çekin lehdar tarafından sisteme kaydedilmemesinin yaptırımı da yine aynı fıkrada düzenlenmektedir. Sisteme girilmeyen çekler geçersiz olmayacak, ancak muhatap bankanın Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu ortadan kalkacaktır.

Diğer taraftan, Ülkemizde çekler ileri tarihli düzenlenebilmektedir. İleri tarihli düzenlenen çekler bakımından, ibraz süresi geldiğinde çekin düzenlendiği tarihte şirket adına çek keşide etme yetkisi bulunan yönetici ve/veya temsilcinin yetki süresinin sona ermesi halinde, şirket tarafından düzenlenen çekin yetkisiz kişilerce düzenlendiği öne sürülerek banka veya şirket tarafından karşılığın ödenememesi gündeme gelebilecek ve çek alacaklısı zarara uğrayabilecektir. Bu itibarla, karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişikliklerin, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu kaldırmayacağı düzenlenmektedir.

Karşılıksız çek keşide etme fiili için adli para cezası yaptırımı uygulanacağı için birinci fıkrada yer alan talep ibaresi şikayet şeklinde değiştirilmektedir.

Tasarı/teklif madde 63

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

5941 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı düzenlenmektedir. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikayeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezası verilmesi ve adli para cezasının çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olmayacağı öngörülmektedir. Bu suçlara ilişkin yargılamaların icra mahkemeleri tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 331,352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen usule göre yapılması öngörülmektedir.

İcra ve İflas Kanununun mevcut düzenlemesinde de suçlara yer verilmiş olup, bu suçlar bakımından da belirtilen hükümler uygulanmaktadır.

Mahkeme, ayrıca gerek koruma tedbiri olarak yargılama aşamasında gerekse hükümle birlikte çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verebilecektir.

Dokuzuncu fıkrada yapılan düzenlemeyle mahkemelerce mahkumiyet dışında bir karar verilmesi halinde bu kararla birlikte çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına da karar verilecek ve bu kararlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve MERSİS ile Risk Merkezine bildirilecektir. Birinci fıkra uyarınca koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına itiraz edilmesi halinde bu yasağın kaldırılması durumunda da aynı bildirim yapılacaktır.

Tasarı/teklif madde 64

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Karşılıksız kalan çekin ödenmesi halinde uygulanacak hükümler düzenlenmektedir. Maddedeki düzenlemeye göre bu ödemenin yargılamanın herhangi bir aşamasında yapılması ile karar kesinleştikten sonra yapılması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Ceza normuyla amaçlanan, karşılıksız keşide edilen çeklerin ticari hayat ve ekonomik düzen üzerindeki olumsuz etkilerini engellemek olduğundan etkin pişmanlığıyla bu etkileri gideren faile hükmün kesinleşmesinden sonra bile bir cezasızlık imkanı öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 65

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıtların, bu Kanun gereğince silinmesini gerektiren şartlar oluşuncaya kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam edileceği düzenlenmektedir.

Tasarı/teklif madde 66

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6102 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile tacir tarafından kullanılacak olan ticaret unvanı ile bunun altına atılacak imzanın ticaret sicili müdürü yahut müdür yardımcısı tarafından da onaylanabilmesi sağlanmaktadır. Böylece hem imza beyanı için notere başvurma yükümlülüğü kaldırılmakta hem de verilecek ücretler dolayısıyla şirket kuruluş maliyetlerinin azaltılması hedeflenmektedir.

Tasarı/teklif madde 67

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6102 sayılı Kanunun 212, 215, 335, 339, 345, 566, 575, 585,587 nci maddelerine eklenen ibareler ile Maddenin (d) bendi hariç diğer bentleri ile şahıs ve sermaye şirketlerinin kuruluşunda, (o kurucuların şirket sözleşmesini ticaret sicili müdürü veya yardımcısı huzurunda imzalamalarına imkan verilmektedir. Ayrıca noter tarafından kurucular için imza tasdiki yapılması zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Böylece hem imza beyanı için notere başvurma yükümlülüğü kaldırılmakta hem de verilecek ücretlerin dolayısıyla şirket kuruluş maliyetlerinin azaltılması hedeflenmektedir.

Anonim şirketlerin kuruluşunda şirket sözleşmesinin imzalanmasına ilişkin yukarıda getirilen değişiklik sonucunda Kanunun 345 inci maddesinin ikinci fıkrasında da değişiklik yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, maddenin (d) bendi ile anonim şirket kuruluşunda, kurucuların şirket sözleşmesini ticaret sicili müdürü veya yardımcısı huzurunda imzalamalarını müteakip üç ay içinde tüzel kişilik kazanamaması halinde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine bedellerin banka tarafından sahiplerine geri verilebilmesine imkân tanınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 68

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6102 sayılı Kanunun 189 uncu maddesine göre tür değiştirme kararı anonim şirketlerde üçte iki, limited şirketlerde dörtte üç çoğunlukla alınmaktadır. Kanunun 184 üncü maddesinde tür değiştirmede kuruluş ve ara bilançoya ilişkin esaslar düzenlenmektedir. Maddeye göre yeni türe ilişkin şirket sözleşmesini bütün ortakların imzalamaları gerekmektedir. Uygulamada kendilerine ulaşılamayan veya tür değiştirme kararına karşı olan ortakların varlığı durumunda, yeni türe ilişkin sözleşmenin imzalanamaması ihtimali ortaya çıkmaktadır. Bu durum ise tür değiştirmenin gerçekleşmesini imkânsız hale getirmektedir. Yapılan değişiklik ile şirket sözleşmesini imzalaması, yeni türün kuruluşuna ilişkin uygulanacak hükümler arasından çıkarılmaktadır.

Diğer taraftan, Kanunun 189 uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle tür değiştirmede yönetim organınca hazırlanan tür değiştirme planı dışında yeni türün şirket sözleşmesinin genel kurulun onayına sunulması öngörülmektedir.

Ayrıca, madde ile sermaye şirketlerinde tasfiye süreci kolaylaştırılmaktadır. Tasfiye halindeki şirket, kalan malvarlığını dağıtabilmek için alacaklılara yönelik yapılacak üçüncü ilandan itibaren bir yıl beklemesi gerekirken, yapılan düzenleme ile bu süre 6 aya düşürülmektedir.

Tasarı/teklif madde 69

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 44 üncü maddesinde; ticareti terk eden bir tacirin onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde ilân olunacağı kuralına yer verilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 44 üncü maddesinde belirtilen ticareti terk eden tacirin bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösterecek nitelikteki mal beyannamesi ticaret sicili müdürlüklerince yalnızca ticareti terk eden hakiki şahıslardan alınmakta olup, sermaye şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerden böyle bir beyanname alınmamaktadır. Nitekim Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tasfiye memurları şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelemekte, gerekirse şirket mallarına değer biçmek adına uzmanlara başvurarak şirket malvarlığına ilişkin durumu gösteren bir envanter ile bilanço düzenlemekte ve genel kurulun onayına sunmakta, yine Sâl inci madde uyarınca alacaklılara gerekli çağrılarda bulunmaktadır.

Diğer taraftan, sermaye şirketleri bakımından ticaretin terk edilmesinden ne anlaşılması gerektiği de açık değildir. Yerleşik Yargıtay kararları uyarınca ticareti terk, sermaye şirketinin ticaret unvanının ticaret sicili kayıtlarından silinmesidir. Ticaret unvanı ticaret sicilinden silinen bir sermaye şirketi, 6102 sayılı Kanun uyarınca tasfiye sürecini tamamladığından, artık bundan sonra aktif ve pasifini gösteren bir mal beyanının verilmesi fülen mümkün değildir. Nitekim tasfiye sürecinde şirketin aktifleri ile pasifleri tasfiye edilmekte, şirket alacakları tahsil edilmekte ve borçları ödenmektedir. Ayrıca, ticaret sicili kaydı silinen bir şirketin varlığından artık bahsedilemeyeceğinden ve buna bağlı olarak şirketin işlem tesis etme ehliyeti kalmayacağından, silinme sonrasında mal beyanında bulunması da fiilen mümkün değildir. Ticareti terk ile kastedilenin silinme tarihinden daha önce gerçekleşen bir durum olduğunu kabul ettiğimiz takdirde de; tasfiye memurlarınca tasfiye başlangıcında ilk envanter ve bilanço çıkarılacağından, bir kez de mal beyanında bulunulması, aynı işlemin birden çok yapılması anlamına gelecektir. Bu zaman ve emek kaybını doğuracaktır. Nitekim tasfiye memurlarının yapılan işlemler bakımından hukuki ve cezai sorumlulukları da bulunmaktadır.

Uygulamada kişiler tasfiye yoluyla ticari şirketlerini sonlandırmak istediklerinde Türk Ticaret Kanununa ve Ticaret Sicili Yönetmeliğine uygun olarak hareket ettiklerini ve dolayısıyla da tüm mevzuata uygun işlem yaptıklarını düşünerek ve mal beyanında bulunmadan ve ilanını yaptırmadan ticareti terk etmektedirler. Ancak bu kişilere daha sonra ticareti usulüne uyun terk etmediklerinden bahisle haklarında dava açılarak, İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesine göre ceza verilmekte olup, bu da ilgili şahısları mağdur etmektedir.

Son dönemde mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik olduğu yönünde verilen Yargıtay kararları da bulunmaktadır. Açıklanan gerekçeler ile İcra ve İflas Kanununun 44 üncü maddesine tasfiyesine başlanan sermaye şirketleri bakımından bir isüsna getirilerek yukarıda belirtilen mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 70

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin birinci fıkrasında çekin şekli unsurları düzenlenmektedir. Fıkraya yeni bentler eklemek suretiyle, muhatap banka tarafından verilen seri numarası ile karekod çekin şekli unsurları arasına alınarak, ihtiyari olan karekodlu çek kullanımı zorunlu hale getirilmektedir.

Yapılan değişikliklerle piyasada çeke duyulan güvenin artırılması ve karşılıksız çekin engellenmesi amaçlanmaktadır.

Maddeye eklenen ikinci fıkrayla karekodda olması gereken unsurlar belirlenmektedir.

Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla karekod okutma ve bilgi paylaşım sisteminin Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezinde veya Risk Merkezi tarafından bilgi paylaşılan şirketler nezdinde kurulabileceği öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 71

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle 6102 sayılı Kanunun 781 inci maddesine eklenen dördüncü fıkra ile uygulaması ülkeden ülkeye farklılık gösteren seri numarası ve karekod uygulamasına, yabancı bankalar tarafından basılan çekler bakımından istisna tanınarak, belirtilen unsurlar olmaksızın muhatap bankaya ibraz edilen yabancı banka çeklerinin geçerli kabul edileceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 72

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6102 sayılı Kanuna iki geçici madde eklenmektedir. Eklenen ilk geçici maddede, maddenin yayımı tarihinden önce Gümrük ve Ticaret Bakanlığının talebi üzerine feshine ve tasfiyesine karar verilen, ancak hangi aşamada olursa olsun herhangi bir nedenle tasfiyesi tamamlanarak ticaret sicilden silinmemiş olan şirketlerin tasfiye giderlerinden kamunun kurtulması amacıyla yapılan çağrının ardından bu şirketlerin ticaret sicilinden doğrudan silinmesi sağlanmaktadır.

Maddeyle 6102 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeyle bankalara ellerinde bulunan çek defterlerini tüketmeleri ve karekodlu çek basımına imkan sağlayacak sistemi oluşturmaları için 31/12/2016 tarihine kadar süre tanınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 73

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

6102 sayılı Kanunun 336 ncı maddesinde, anonim şirketlerde kuruluş belgeleri ve saklama süreleri düzenlenmiştir. Kurucular beyanı da bu belgeler arasında sayılmıştır. Şirket kurucuları esas sözleşme ile sermayenin tamamını kayıtsız şartsız ödemeyi taahhüt etmektedir. Mevcut uygulamada kurucular beyanından beklenen fayda kurucular tarafından esas sözleşmenin imzalanması ile de karşılanmaktadır. Bu itibarla, anonim şirket kuruluş işlemlerini yavaşlatan ve şirketler bakımından ilave maliyet doğuran “kurucular beyanı” ibaresi 336 ncı maddesinin madde metninden çıkarılmaktadır.

Kanunun 349 uncu maddesinde kurucular beyanı esasları düzenlenmiştir. 336 ncı maddedeki kurucular beyanı maddeden çıkarıldığı için, 349 uncu madde de yürürlükten kaldırılmaktadır.

6102 sayılı Kanunun 457 nci maddesinde sermaye artırımında yönetim kurulunun beyanı düzenlenmiş ve 349 uncu maddede yer alan hususlara ilişkin açıklama yapılacağı belirtilmiştir. 336 ncı maddede yapılan değişiklik ve 349 uncu maddenin yürürlükten kaldırılmasına paralel olarak maddede yer alan “ve 349 uncu maddede yer alan hususların somut olayda mevcut bulunması hâlinde bunlara ilişkin açıklamalar;” ibaresi yürürlükten kaldırılmaktadır.

Tasarı/teklif madde 74

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Finansal kiralama konusu malların tedarikine ilişkin olarak 6361 sayılı Kanunda tanımlanan kiralayanlar ile tedarikçileri arasında imzalanan sözleşmeler ve bunların teminatına ilişkin kâğıtların damga vergisinden, yapılacak işlemlerin, finansal kiralama konusu taşınmazların kiralayanlar tarafından devralınmasına ilişkin tapu işlemlerinden alınan harçlar hariç olmak üzere, harçlardan istisna edilmesi sağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 75

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yapılan düzenleme ile muhasebe birimlerinin kayıtlarındaki düzenlenme tarihi itibarıyla on yılını dolduran ve belli bir tutardaki teminat mektuplarının her yıl için belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak kayıtlardan çıkarılması suretiyle, teminat mektubunun takibi ve muhafazası açısından idarelerin, muhasebe birimlerinin, yüklenicilerin ve bankaların karşılaştıkları sorunların çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif geçici madde 1

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin birinci fıkrasıyla yapılan düzenlemeyle, 4697 sayılı Kanunun geçici birinci maddesinde yer alan ve halen yürürlükte olan “Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü, 25 inci, 63 üncü, 75 inci, 89 uncu ve 94 üncü maddelerinin bu Kanunla değişiklik yapılmadan önceki hükümleri uygulanır.” hükmü uyarınca 7/10/2001 tarihinden önce düzenlenen poliçeler nedeniyle yapılacak ödemelere uygulanacak istisna tutarına açıklık getirilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasıyla yapılan düzenlemeyle, Kanunun yürürlük tarihinden önce akdedilmiş tek primli yıllık gelir sigortası sözleşmelerine ilişkin olarak yapılan ödemeler bakımından, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesinde değişiklik yapılmadan önceki hükümlerin uygulanması sağlanmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasıyla yapılan düzenlemeyle, 5520 sayılı Kanunun 5/B maddesinde değişiklik öncesinde, istisnadan faydalanmak amacıyla değerleme raporunun düzenlenmesi için Maliye Bakanlığına başvuran mükelleflerin de başvuruya konu patent veya faydalı model belgelerinden 1/1/2015 tarihinden itibaren elde ettikleri kazançları için, anılan maddede yapılan değişiklik sonrası istisna hükümlerinden, değerleme raporu düzenlenmeksizin faydalanabilmelerinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif geçici madde 2

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin banka ve aracı kurumlara bildirilmesi, alacak ve taşınmazların vergi dairelerine beyan edilmesi suretiyle milli ekonomiye kazandırılması, yapılan bu bildirim ve beyanlardan hareketle vergi incelemesi, vergi tarhiyatı, soruşturma ve kovuşturma yapılmaması öngörülmektedir.

Yurtdışından (ogetirilen Obu varlıklar, (o işletmelerin (Okanuni (defterlerine kaydedilebilecektir. Kayıt işlemlerinde sınırlayıcı bir düzenleme öngörülmemekte olup işletmelere sermayeye ilave etme, özel fon hesabında tutma veya işletme borçlarının ödenmesinde kullanma konusunda ihtiyarilik sağlanmaktadır. Bu kapsamda benzer düzenlemeler ihtiva eden 5811, 6111 ve 6486 sayılı Kanunların uygulama sonuçları da dikkate alınarak, basit, sade ve kolay uygulanabilecek bir düzenleme ile yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye'ye getirilmesi ve milli ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 77

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yürütme maddesidir.