İçeriğe geç
Yürürlükte Temel kanun 1. hâli

1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun

Kanun numarası
7248
Kabul tarihi
23.06.2020
Resmî Gazete
01.07.2020 / 31172
Son değişiklik
—
Madde sayısı
4
Madde 1

(1) 12/6/1960 tarihli ve 1 sayılı 1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun 6 ncı maddesi ile 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde gerekçesi

Millet iradesi ile işbaşına gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ile Meclis içerisinden görevlendirilen Hükümete karşı 27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleştirilen askeri darbe sonrasında Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından ihdas edilen ilk kanun, 14 Haziran 1960 tarihinde yürürlüğe giren 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı “1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanun”dur.

Söz konusu Kanunla kendisini TBMM’nin sahip olduğu her türlü hak ve yetkilere sahip yasama organı olarak ilân eden MBK, aynı Kanunun 6’ncı maddesiyle, yetkilerini gasp ettiği Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ile milletvekillerini yargılamak üzere ad hoc bir mahkeme olarak Yüksek Adalet Divanı’nı kurmuştur.

Millî iradeden kaynaklanan hiçbir yetkiye sahip olmayan MBK böylece, “belirli bir uyuşmazlığı karara bağlayacak olan hâkim veya mahkemenin, o uyuşmazlığın doğumundan önce belirlenmesi”ni gerekli kılan doğal hâkim ilkesine aykırılık oluşturacak şekilde, Yüksek Adalet Divanı’nın belirli kişiler hakkında yargı yetkisi kullanmasını sağlamıştır. Söz konusu divanda yapılan yargılamalar doğal hâkim ilkesinin yanı sıra, milletin iradesini yansıtan 20 Nisan 1340 tarihli ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (1924 Anayasası’nın) yasama sorumsuzluğuna, yasama dokunulmazlığına ve Divan-ı Alî teşekkülüne ilişkin hükümlerine de açıkça aykırılık oluşturmuştur. Daha vahimi, temel hukuk kurallarına ve yürürlükteki Anayasa hükümlerine açıkça aykırı bu yargılamalar, başta Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yaşam hakkı olmak üzere, birçok kişinin temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran sonuçlar doğurmuş ve millet vicdanında derin yaralar açmıştır.

12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 25’inci maddesinde yer alan “Millî Birlik Komitesince çıkarılan geçici kanunlar, yeni Anayasaya göre kurulacak Türkiye Büyük Millet Meclisince kaldırılmadıkça yürürlükte kalır” hükmü ile 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında halkoyu ile kabul edilerek yürürlüğe giren 334 sayılı 1961 Anayasası’nın geçici 4’üncü maddesindeki“... 27 Mayıs 1960 ...

tarihinden 6 Ocak 1961 tarihine kadar çıkarılan kanunlar, Türkiye Cumhuriyetinin diğer kanunlarının değiştirilmesi ve kaldırılmasında uygulanan kurallara göre değiştirilebilir veya kaldırılabilir” kuralı dikkate alındığında, 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin hâlen yürürlükte olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

Bu kapsamda teklifin l’inci maddesi ile millete ait olan yargı yetkisini gasp eden ve temel hukuk kuralları ile 1960 yılında yürürlükte olan Anayasaya açıkça aykırı şekilde başta Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yaşam hakkı olmak üzere, birçok kişinin temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran yargılamaları yürüten Yüksek Adalet Divanı’nın kullandığı yetkilerin pozitif hukuktaki dayanağı olan 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Böylece hukuk sistemimiz, “hukuk devleti” ilkesi ile kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelini oluşturan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” prensibine açıkça aykırılık oluşturan bir hukuk kuralından arındırılmış olmaktadır.

Teklifin l’inci maddesiyle ayrıca, 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 24’üncü maddesinin “Eski iktidar mensuplarından, kendilerinin ve yakınlarının servetlerini meşru yollardan edindiklerini mahkemede ispat edemeyenler hakkında Teşkilâtı Esasiye Kanununun 73 üncü maddesinde yazılı müsadere yasağı yürürlükten kaldırılmıştır” şeklindeki ikinci fıkra hükmü de, en temel insan haklarından olan mülkiyet hakkını evrensel hukuk prensiplerinden biri olan masumiyet karinesine aykırı şekilde ayaklar altına aldığı için ilga edilmektedir.

Kaynak: TBMM 27. Dönem S. Sayısı 218 · tasarı/teklifin madde 1 gerekçesi

Geçici Maddeler

Geçici Madde 1

(1) 12/6/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin yürürlükten kaldırılması sebebiyle varlığı hukuki dayanaktan mahrum Yüksek Adalet Divanının hükümsüz hale gelen bütün kararlarının adli sicil ve her türlü arşiv kayıtlarından silinmesi, Adalet Bakanlığı tarafından resen yerine getirilir.

(2) 1 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca kurulan Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları manevî zararlar Hazine tarafından karşılanır. Bu kişilerin malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararları da karşılanır.

(3) İkinci fıkra kapsamında zarar görenler veya mirasçıları tarafından zararlarının karşılanması istemiyle yapılacak başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından bir Komisyon kurulur. Komisyonun çalışma usul ve esasları, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. Bu madde kapsamında zararlarının karşılanmasını isteyenler, Komisyonun çalışma usul ve esaslarının Resmi Gazete’de yayımlanmasını izleyen üç ay içinde Komisyona başvurarak ikinci fıkra kapsamındaki zararlarının tazminini isteyebilirler.

(4) Komisyon kararlarına karşı, kararın tebliğini izleyen on beş gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyona itiraz başvurusunda bulunulabilir. İtiraz üzerine verilen kararlara karşı ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda dava açılabilir. Bu davalar acele işlerden sayılır.

(5) Bu madde uyarınca Komisyona yapılacak başvurular için herhangi bir ad altında ücret talep edilmez. Komisyonun itiraz üzerine verdiği kararlara karşı Danıştayda açılacak davalarda karar ve ilam harcı maktu alınır ve dava sonunda maktu vekâlet ücretine hükmedilir.

(6) Komisyon tarafından başvurular değerlendirilirken ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeler ilgili gerçek veya tüzel kişilerden istenebilir. Kamu kurum ve kuruluşları, bu husustaki talepleri belirlenen süre içinde yerine getirmek zorundadır.

(7) Bu madde kapsamında maddi zararların karşılanması talepleri karara bağlanırken, uğranıldığı kesin olan ancak aradan geçen zaman sebebiyle tutar yönünden tespiti teknik olarak mümkün olmayan zararlar açısından hakkaniyete uygun bir miktarın ödenmesine karar verilir.

(8) Kamu kurum ve kuruluşları, Yüksek Soruşturma Kurulu ve Yüksek Adalet Divanına ait her türlü arşivlik ve arşiv belgesini bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına devrederler.

Madde gerekçesi

12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin (27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren) yürürlükten kaldırılmasıyla Yüksek Adalet Divanı’nın teşekkülü ve yaptığı yargılamalar hukukî temelden yoksun hâle gelmektedir. Ancak Yüksek Adalet Divanı’nın varlığıyla ve yaptığı yargılamalarla neden olduğu hukuka aykırılıkların mağdurlar nezdinde doğurduğu ağır sonuçlar ve millet vicdanında açtığı derin yara, bu merciin verdiği kararların hukuki ve maddi etkilerinin de mümkün olduğunca bertarafını gerekli kılmaktadır.

Bu çerçevede ilk olarak, Yüksek Adalet Divanı kararlarından eğer hâlen adli sicil kaydından, adli sicil arşiv kaydından ve benzer nitelikli diğer arşiv kayıtlarından silinmemiş olanlar varsa bunların silinmesi gerekmektedir. Zira hâlen yürürlükte bulunan 25/05/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun geçici 2’nci maddesi uyarınca söz konusu kanunun yürürlüğe girmesinden önce işlenen suçlarla ilgili mahkûmiyet kararlarının sicil ve arşiv kayıtlarından silinmesi hakkında (mülga) 22/11/1990 tarihli ve 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümleri uygulanacaktır. 3682 sayılı Kanun ise, Anayasanın 76’ncı maddesi kapsamında olan mahkûmiyet kararlarına ilişkin kayıtların bilgi arşivinden silinmesi için herhangi bir süre öngörmemiştir. Bu nedenle 1960 yılında kurulmuş ve faaliyetlerine başlamış olmasına rağmen, Yüksek Adalet Divanı tarafından verilen kararlardan bir kısmının hâlen bazı arşivlerde kaydının tutuluyor olması ve bu suretle anılan kararların hukuk dünyasında sonuçlarını doğurmaya devam etmesi imkân dahilindedir. Bununla birlikte 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren geçmişe dönük (ex tunc) sonuç doğuracak şekilde yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte Yüksek Adalet Divanı’nın varlığı ve işlemleri hukukî temelden tamamen yoksun hale geleceğinden, madde ile Adalet Bakanlığı’na “adli sicil ve diğer her türlü arşiv kayıtlarını tarayarak varsa bunlarda yer alan Yüksek Adalet Divanı kararlarına ilişkin kayıtları silme” görevi verilmektedir. Bu düzenlemeyle, Yüksek Adalet Divanı tarafından verilen hiçbir kararın 21.

yüzyıl Türkiye’sinde hukuki varlığını sürdürmemesinin garanti altına alınması amaçlanmaktadır. Zira askeri bir darbenin ürünü olan ve millet adına karar verme yetkisi bulunmayan bir merciin kararlarının, şeklen de olsa ‘yargı kararı’ olarak hukuki etkilerini sürdürmesinin demokratik bir hukuk devletine yakışmayacağı açıktır.

Diğer taraftan yine teklifin geçici 1’inci maddesiyle Yüksek Adalet Divanı tarafından yapılan yargılamalara muhatap olan mağdurlara ve vefat etmişlerse mirasçılarına “Yüksek Adalet Divanı kararlarından kaynaklanan maddi ve manevî zararların tazmini” için dava açma hakkı tanınmaktadır.

Bu kapsamda açılacak davalarda, 2709 sayılı 1982 Anayasası’nın 155’inci maddesinde yer alan “Danıştay, ... Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” hükmünden hareketle Danıştay görevli kılınmıştır. Buna göre geçici l’inci madde uyarınca açılacak davalar Danıştay’da, Danıştay Başkanlık Kurulu tarafından belirlenecek Danıştay idari dava dairesinde görülecek; ayrıca söz konusu daire tarafından verilecek kararlara karşı davacılar veya davalı Hazine tarafından Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yoluna başvurulabilecektir.

Ayrıca maddede, mirasçıların maddi tazminat taleplerinin karara bağlanmasına ilişkin olarak bazı ayrıntılara da yer verilmiştir. Bu noktada, mirasçıların maddi tazminat talepleri karara bağlanırken, tazminat istemine konu olan olayla karar tarihi arasında geçen uzun zaman dilimi sebebiyle uğranılan zararların maddi karşılığının tam olarak belirlenemeyebileceği dikkate alınmış ve uğranıldığı kesin olan maddi zararların miktarının tam olarak belirlenememesi durumunda hakkaniyete uygun yaklaşık bir tutarın ödenmesine karar verileceği düzenlenmiştir. Ayrıca, Yüksek Adalet Divanı tarafından hakkında karar verilenlerin haksız yere hürriyetlerinden yoksun kalmaları sebebiyle uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmininde hesaplama kolaylığı sağlanması açısından, koruma tedbirleri nedeniyle tazminata ilişkin başta 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere tazminat davasının karar tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerinin esas alınması yöntemi benimsenmiştir.

Maddenin 5’inci fıkrasında tazminata ilişkin kararların icra şekli düzenlenmiştir. Bu çerçevede tazminat ödenmesi yönündeki mahkeme kararları doğrultusunda davacılara kararın kesinleşme tarihinden itibaren 3 ay içerisinde ödeme yapılacaktır. Diğer taraftan Danıştay, Hazinenin talebi üzerine maddi tazminat tutarının en geç bir yıllık bir zaman dilimi içerisinde taksitler halinde ödenmesine de karar verebilecektir. Bu durumda, ikinci ve sonraki taksitlerde davacılara ayrıca, kararın kesinleşme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiz ödenecektir.

Son olarak, maddenin 6’ncı fıkrasında, madde kapsamında dava açılmasını kolaylaştırmak için, bu madde uyarınca açılacak davalarda maktu harç alınması ve davaların sonunda maktu ücret tarifesi uyarınca vekâlet ücretine hükmedilmesi esası benimsenmiş; ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan ihtiyarî ve zorunlu idari başvuruya ilişkin hükümlerin bu davalarda uygulanmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur.

Kaynak: TBMM 27. Dönem S. Sayısı 218 · tasarı/teklifin geçici madde 1 gerekçesi

Madde 2

(1) Bu Kanunun;

a) l inci maddesi 27/5/1960 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

Madde gerekçesi

Yürürlük maddesidir.

12 Haziran 1960 günlü, 1 sayılı Kanunun 26’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu kanun, 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren yürürlüktedir” hükmü dikkate alınarak; söz konusu Kanunun 6’ncı maddesi ile 24’üncü maddesinin ikinci fıkrasının hukuk dünyasındaki tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla teklifin 1’inci maddesinin yürürlük tarihi 27 Mayıs 1960 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir.

Kaynak: TBMM 27. Dönem S. Sayısı 218 · tasarı/teklifin madde 2 gerekçesi