İçeriğe geç
Yürürlükte Değiştirici kanun 1. hâli

İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

Kanun numarası
7445
Kabul tarihi
28.03.2023
Resmî Gazete
05.04.2023 / 32154
Son değişiklik
—
Madde sayısı
21
Madde 1 ila 6

2- 3- 4- 5- 6- (9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa 79/a maddesi eklenmektedir. Konut, kişilerin temel insani ihtiyaçlarından olan barınma hakkının vücut bulduğu ve özel hayatını idame ettirdiği en önemli ve mahrem mekândır. 2004 sayılı Kanun uyarınca, para ve ekonomik değeri bulunan malların haczi için borçlunun konutunda her türlü arama yapılabilmekte ve tespit edilen mallar haczedilerek muhafaza altına alınabilmektedir. Teklifle, haciz işlemi bakımından konut mahremiyetinin güçlendirilmesi amacıyla düzenleme yapılmakta ve konutta haciz yapılmasına ilişkin icra müdürü kararının, icra mahkemesinin onayıyla uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.

Birinci fıkrayla, icra müdürünün haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu tespit etmesi halinde bu yerde haciz yapılmasına karar vereceği ve bu kararı derhal icra mahkemesinin onayına sunacağı düzenlenmektedir. Haciz talep edilen yerin konut olup olmadığının tespitine ilişkin araştırma görevi icra müdürüne tevdi edilmektedir.

İkinci fıkrayla, mahkemenin yapacağı inceleme ve vereceği kararlara ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Buna göre mahkeme, dosyanın tevdi edildiği tarihten itibaren en geç üç gün içinde yapacağı inceleme sonunda haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu anlarsa haciz kararını onaylayacaktır. Onaylama kararının icra dairesine bildirilmesi üzerine haciz işlemleri yapılabilecektir. Şayet mahkeme haciz yapılması talep edilen yerin konut olmadığını anlar ise konutta haciz yapılmasına dair kararı kaldıracaktır. Bu kararın icra dairesine bildirilmesi üzerine icra müdürü, mevcut haciz talebi hakkında yeniden bir karar verecek ve bunu doğrudan uygulayacaktır. Mahkeme bu fıkra kapsamında dosya üzerinden karar verecek ve karar kesin olacaktır.

Üçüncü fıkrayla, konut olmadığı kabul edilen ve bu sebeple icra mahkemesinin onayı alınmadan haciz yapılan bir yerle ilgili olarak icra müdürünce yapılacak işlemler düzenlenmektedir. Buna göre mahkemenin onaylama kararı üzerine hacze gidilen yerin konut olmadığının anlaşılması halinde hacze devam edilecektir. Diğer taraftan konut olmadığı kabul edilen bir yerle ilgili verilen haciz kararı üzerine yapılan haciz işlemi sırasında, haciz yapılan yerin konut olduğu anlaşılır ve borçlu da haczin yapılmasına rıza göstermez ise icra müdürü haciz işlemine son verecektir. Bu durumda mevcut haciz talebi ile buna bağlı olarak yapılacak işlemler hakkında birinci ve ikinci fıkra uygulanacak ve usulüne uygun olarak icra mahkemesinin konutta haciz yapılmasına dair onayı alınacaktır.

Dördüncü fıkrayla, ihtiyati haczin mahkeme kararı üzerine uygulandığı dikkate alınarak madde kapsamı dışında tutulmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır.

Madde 2- Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında değişiklikler yapılmaktadır. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile tüm ev eşyasının haczi yasaklanmaktadır. Düzenlemeyle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası, haczolunamayacak mallar arasına alınmaktadır. Birinci fıkranın (3) numaralı bendinde yapılan düzenlemeye bağlı olarak ikinci fıkrada değişiklik yapılmaktadır.

Madde 3- Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Uygulamada, alacaklının ana, faiz ve masraflar dâhil olmak üzere bütün alacaklarını aşacak şekilde haciz yapıldığı müşahede edilmekte ve bu uygulama taşkın haciz olarak nitelendirilmektedir. Bu durum alacaklı ve borçlu arasındaki menfaat dengesi bakımından borçluya aşırı külfet getirmekte ve yakınmalara neden olmaktadır. Hükümle, alacaklının fıkrada belirtilen bütün alacaklarına yetecek miktarı aşacak şekilde haciz yapılamayacağı açıkça düzenlenmektedir.

Madde 4- Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna 88/a maddesi eklenmektedir. Hükümle, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar detaylı olarak düzenlenmektedir.

Madde 5- Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna geçici 19 uncu madde eklenmektedir. Düzenlemeyle, Teklifle 2004 sayılı Kanuna eklenen 79/a maddesi ve anılan Kanunun değiştirilen 82 nci maddesine ilişkin geçiş hükümleri sevk edilmektedir.

Madde 6- Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna geçici 20 nci madde eklenmektedir. Hükümle, geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar detaylı bir şekilde düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 7 ila 8

8- (12/6/1933 tarihli ve 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunun 20 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Düzenlemeyle, soruşturma aşamasında muhafaza altına alınan veya elkonulan uyuşturucu maddelerin müsaderesine ilişkin usulde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre soruşturma aşamasında kesin raporları alınan uyuşturucu maddelerin, ilgili yönetmelikte belirlenen usule göre alınacak örneklerin saklanması kaydıyla sulh ceza hâkimliğince müsaderesine karar verilecektir.

Mevcut düzenlemeye göre ancak muhafazasına gerek görülmemesi halinde ve ilgili mahkemenin takdirine dayalı olarak uyuşturucu maddeler hakkında müsadere kararı verilebilmektedir. Yapılan değişikliğe göre uyuşturucu maddeler, alınacak örneklerin saklanması kaydıyla soruşturmanın her aşamasında sulh ceza hâkimliğince müsadere edilecektir. Örnek olarak alınan uyuşturucu maddeler ise hükümle birlikte müsadere edilecek ve ancak hükmün kesinleşmesinden sonra mahalli mülki amirliğe teslim edilecektir.

Uyuşturucu maddeler, Türk Ceza Kanununun 54 üncü maddesi uyarınca üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyalar arasındadır. Düzenlemeyle, münhasıran suç eşyası niteliği taşıyan uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin bir an önce müsadere kararı verilerek, imha edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 8- Maddeyle, 2313 sayılı Kanuna geçici madde eklemek suretiyle, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce elkonulmuş uyuşturucu veya uyarıcı maddeler bakımından da, Teklifle 2313 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde yapılan değişikliklerin uygulanacağı düzenlenmektedir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce elkonulmuş olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kovuşturması devam eden uyuşturucu veya uyarıcı maddelerden; dosyaları ilk derece mahkemesinde olanların müsaderesine mahkemesince, istinaf veya temyiz kanun yolunda olanların müsaderesine ise UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle ilk derece mahkemesince derhal karar verilecek ve örnek alınmamış dosyalarda yeterince örnek alınacaktır.

Ayrıca düzenlemeyle, örnek olarak alınan uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ancak hükmün kesinleşmesinden sonra mahalli mülki amirliğe teslim edileceği kabul edilmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 9

(10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 12 nci maddesinde sayılan suçlar arasına göçmen kaçakçılığı suçu da eklenmektedir. Böylelikle, göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle el konulan milli savunma veya iç güvenlik hizmetleriyle doğrudan ilgili silah, mühimmat, araç ve gereç ile sarf malzemesinin Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığına tahsis edilebilmesine imkân sağlanmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 10 ila 12

11- 12- (19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunun 2 nci maddesinde düzenleme yapılmaktadır. Buna göre Basın İlan Kurumunun görevleri arasına yurt dışında Türkçe yayın yapan mevkuteler ve internet haber sitelerinde ilan ve reklamların yayınlanmasına aracı olmak, destek vermek ve bu amaçlarla gerektiğinde yurtdışında temsilcilik açmak görevi eklenmektedir.

Madde 11- Maddeyle, 195 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Buna göre Basın İlan Kurumu Genel Kurulu, yurt dışında Türkçe yayın yapan mevkuteler ve internet haber sitelerinin vasıflarını, 34 üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı kayıtlara bağlı olmaksızın tespit edecektir.

Madde 12- Maddeyle, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 43 üncü maddesine fıkra eklenmektedir. Hükümle, avukatların büro kurma giderlerinin karşılanması için kredi ve finans kuruluşları ile kredi veren kamu kurum ve kuruluşlarınca uygun şartlarda finansman desteğinin sağlanacağı düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 13

(12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 1136 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Hükümle, mesleğe yeni başlayan avukatların mali olarak desteklenmesi amacıyla mesleğin ilk beş yılında baro keseneğinin alınmayacağı düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 14

(22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 1136 sayılı Kanunun 180 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Hükümle, adli yardım sisteminin güçlendirilmesi amacıyla adli yardım bürosunun gelirleri arasında yer alan harçların ve para cezalarının oranı yüzde ikiden yüzde üçe çıkarılmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 15

(26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 61 inci maddesinde düzenleme yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrası uyarınca noterler bir şeyin veya bir yerin hal ve şekli ile kıymetini tespit edebilmektedir. Düzenlemeyle, noterlerin yapacağı tespit işlemlerinin kapsamına delil tespiti de eklenmektedir. Buna göre noterler, ileride açılacak bir davada ileri sürülecek bir vakıanın tespiti amacıyla talep üzerine noterlik dairesinde veya daire dışında keşif yapabilecek, yemin ettirmek suretiyle hem bilirkişi incelemesi yaptırabilecek hem de tanık ifadesi alabilecektir. Noterler, tespit işlemi sırasında yapılan tüm işlemleri ve beyanları içeren bir tutanak düzenleyecek ve varsa bilirkişi raporu ile diğer belgeleri tutanağa ekleyecektir. Delil tespiti işlemlerinin önemi nedeniyle bizzat noterler veya noterlik dairesinde imza yetkisi verilmiş hukuk fakültesi mezunu görevli veya noter stajyeri tarafından yapılması usulü kabul edilmektedir. Diğer taraftan delil tespitiyle ilgili usul 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 400 ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlendiğinden bu işlemler hakkında, niteliğine uygun düştüğü ölçüde anılan hükümlerin uygulanması hükme bağlanmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 16 ila 18

17- 18- (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, ek 1 inci madde kapsamında hak sahipliği sonucunu doğuran durumlar arasına, 5434 sayılı Kanunun mülga 45 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen haller kapsamında vazife malulü sayılan ceza infaz kurumu müdürü, infaz ve koruma başmemuru ve infaz ve koruma memuru unvanlı ceza infaz kurumu personeli de dahil edilmektedir. Böylelikle, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak bu kişiler ile aile bireylerinin de ek 1 inci madde kapsamında istihdam hakkından faydalanmasına imkan sağlanmaktadır.

Madde 17- Maddeyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 437 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kurumu bakımından mahkemenin önüne gelen dosyalarda tahkikatın tamamlanmasını müteakip gecikmeksizin en geç iki gün içinde karar vereceği hükme bağlanmaktadır.

Madde 18- Maddeyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklikler yapılmaktadır. Hükümle, asliye ticaret mahkemelerinde tek hâkimle görülen konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda dava değeri beş yüz bin Türk Lirasından bir milyon Türk Lirasına çıkarılmakta ve söz konusu parasal sınırın her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağı düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 19 ila 22

20- 21- 22- (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapmak suretiyle, göçmen kaçakçılığı suçu için verilen cezanın alt sınırı, üç yıldan beş yıla çıkarılmaktadır. Böylelikle, göçmen kaçakçılığı suçuyla daha etkin mücadele edilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 20- Maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.

Sentetik uyuşturucu ve uyarıcı maddeler, sonucu ölüme uzanan ciddi sağlık sorunlarına yol açan ve bağımlılık potansiyeli yüksek maddelerdir. Sentetik kannabinoid ve türevleri, 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanunla Türk Ceza Kanununun 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılarak, eroin, kokain, morfin ve bazmorfın gibi cezada artırım konusu olan maddeler arasına alınmıştır. Böylelikle 5237 sayılı Kanunun 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunun konusunun eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin olması durumunda bu suçtan verilecek olan cezanın yarı oranında artırılması sağlanmıştır.

Sentetik kannabinoidler ve türevleri dışında kalan diğer sentetik uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden olan sentetik katinon ve türevleri ile sentetik opioid ve türevlerinin de en az kannabinoidler kadar zararlı ve tehlikeli olduğu bilinmektedir. Yine sentetik uyuşturucu ve uyarıcı maddeler grubunda yer alan amfetamin ve türevlerinin kullanımının son yıllarda arttığı, bu durumun toplum ve bireyler üzerinde her geçen gün risk oluşturduğu görülmektedir.

Maddeyle yapılan değişiklikle, bağımlılık yapma özelliği fazla olan sentetik uyuşturucu ve uyarıcı maddelere yönelik cezai yaptırımların daha caydırıcı hale getirilmesi amacıyla, 5237 sayılı Kanunun 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamına sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri ile amfetamin ve türevleri de alınarak bu maddelerin imal ve ticareti suçuna ilişkin cezanın yarı oranında artırılması öngörülmektedir. Böylelikle sentetik uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin topluma ve bireylere verdiği zararların önüne geçilmesi ve bu maddelerin imal ve ticareti suçuyla daha etkin mücadele edilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 21- Maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 191 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen hükümle Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararının kolluk birimlerine de bildirileceği düzenlenmektedir. Böylelikle kolluk birimleri şüpheli hakkında verilen erteleme kararından haberdar olacaktır.

Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun failleri hakkında soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin kararların daha etkin uygulanması sağlanmaktadır.

Düzenlemeyle, tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin uzatma süresi, bir yıldan iki yıla çıkarılmak suretiyle şüphelinin daha uzun süre kontrol altında tutulması ve denetlenmesi sağlanmakta, böylelikle uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçuyla daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesinin yanında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullananların daha iyi tedavi edilebilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca düzenlemeyle, denetimli serbestlik süresinin uzatılmasına karar verilebilmesi için denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifte bulunabilmesi imkanı da getirilmektedir. Böylelikle denetimli serbestlik tedbirinin uygulama sürecini takiple görevli olan denetimli serbestlik müdürlüklerinin bu süreçte etkinliğinin artırılması amaçlanmaktadır.

Maddeyle, 191 inci maddenin üçüncü fıkrasına cümle eklemek suretiyle, Cumhuriyet savcısı tarafından hakkında beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilen şüphelinin, bu süre zarfında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığının tespiti amacıyla yılda en az iki defa ilgili kuruma sevkine karar verileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, şüphelinin daha sık aralıklarla takip edilmesi ve caydırıcılığın artırılması sağlanarak, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi hedeflenmektedir.

Belirtilmelidir ki, bu maddede yapılan değişikliklerle, Teklifle 5402 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen 12/A maddesindeki tedavi ve denetim yükümlülüklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Söz konusu düzenlemelerle uyuşturucu veya uyarıcı madde kullananların tedavileri bir an evvel yapılabilecektir.

Madde 22- Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu bakımından görevlendirilen gizli soruşturmacının delilleri kayıt altına alabilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 23 ila 25

24- 25- (13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 8/9/2022 tarihli ve E: 2021/118; K: 2022/98 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 193 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, suçun işlendiğinin sabit görüldüğü ancak ceza verilmesine yer olmadığı kararlarına hükmedildiği durumlarda sanığın Anayasanın 38 inci maddesinde öngörülen masumiyetinin ortadan kalktığına, güvenlik tedbirlerine hükmedildiğinde ise sanığın masumiyetinin ortadan kalkması yanında bir yaptırıma da maruz kaldığına değinerek, sanık hakkında böyle sonuçlar ihtiva eden mahkûmiyet dışındaki kararlar bakımından sanığın sorgusu yapılmaksızın davanın bitirilebilmesine imkân tanınmasının adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğine karar vermiştir.

Düzenlemeyle, mahkûmiyet kararının yanı sıra ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri kararları bakımından da sanığın sorgusu yapılmaksızın davanın bitirilemeyeceği hüküm altına alınarak, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi ve adil yargılanma hakkının daha etkin korunması amaçlanmaktadır.

Madde 24- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E: 2021/121; K: 2022/88 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin onikinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanık hakkında yapılan yargılama sonunda iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olabilecek hüküm, sadece mahkûmiyet hükmüdür. Dolayısıyla, mahkemece ancak mahkûmiyet hükmü tesis edildiği takdirde, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir. Bu nedenle, hükmün tesisine ilişkin usul kuralları titizlikle uygulanmalı ve 5271 sayılı Kanunun 230, 231 ve 232 nci maddelerine uygun olarak hüküm kurulmalıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı kabul edilen itiraz usulünde, itiraz merciinin ne şekilde inceleme yapacağı hususu bu kurumun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana tartışılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu özellikle yeni tarihli içtihatlarında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz hâlinde itiraz merciinin sadece şeklî şartlar bakımından değil, açıkça maddi (esas) yönden de inceleme yapması gerektiğini belirtmiştir. Ancak uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine sadece şekli şartlarla sınırlı bir inceleme yapıldığı, maddi yönden bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumun farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği tespit edilmiştir.

Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz halinde itiraz merciinin, usule ve esasa ilişkin inceleme yapması gerektiği açıklığa kavuşturulmaktadır. İtiraz mercii, usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılık nedenlerini, deliller veya işlemlerdeki eksiklikleri ve ispat bakımından mahkemece yapılan değerlendirmenin yerindeliğini inceleyecektir. İtiraz mercii, yaptığı inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini de göstererek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve bu kararın dayanağını oluşturan hükmü kaldıracak ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderecektir. Diğer bir ifadeyle, itiraz merciince 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine bağlı olarak, bu kararın dayanağını oluşturan ve henüz hukuki varlık kazanmayan hüküm de esastan incelenecek ve hukuka aykırılıkların saptanması halinde bu aykırılıkların giderilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilecektir.

Madde 25- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 26/1/2022 tarihli ve E: 2021/48; K: 2022/7 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 308/A maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının olağanüstü kanun yolu olarak kabul edilen itiraz yetkisini düzenleyen hükmün, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, söz konusu itirazın belirli bir sebeple sınırlandırılmadığını ve bu nedenle başsavcılığın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları kapsamında olmayan sebeplerle de itiraz yetkisini kullanabileceğini belirterek, sanık aleyhine yapılacak itirazlar bakımından maddenin birinci cümlesini iptal etmiştir.

Yine Mahkeme, yapılan itirazlardan sanığın haberdar edilmesini sağlayan herhangi bir mekanizmanın öngörülmediğine vurgu yaparak, sanığın haberdar edilmemesinin ve buna karşı savunmada bulunma imkânından mahrum bırakılmasının adil yargılanma hakkının ilkelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığına karar vermiştir.

Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı Cumhuriyet başsavcılığınca sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları arasında kabul edilen, kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması hususu zorunlu hale getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, 289 uncu maddede sayılan hukuka kesin aykırılık halleri, niteliği itibarıyla esaslı hata olarak değerlendirilecektir. Bununla birlikte, diğer hukuka aykırılık hallerinin esaslı hata olarak kabul edilebilmesi için bir hukuk kuralının ciddi şekilde ihlal edilmesi ve bu ihlalin yargılamanın bütünlüğünü ve sonucunu ağır biçimde etkileyecek nitelikte olması gerekmektedir. Esaslı hatanın varlığı halinde, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından sanık aleyhine itiraz kanun yoluna başvurulabilecektir.

Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri gözetilerek sanık aleyhine itiraz edilmesi halinde bu itirazın, sanık veya müdafiine ilgili daire tarafından tebliğ olunacağı ve tebligatın, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olacağı hükme bağlanmaktadır. Böylelikle, sanığın veya müdafıinin itirazdan haberdar edilmesi sağlanarak, buna karşı savunmada bulunmasına imkân tanınmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 26

(30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna 16/A maddesi eklenmektedir.

Maddeyle, infazına başlanmış olsa bile, toplam on yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen kadın hükümlünün hapis cezasının infazının, bazı şartların varlığı halinde bir yıla kadar ertelenebilmesine imkân tanınmaktadır. Buna göre kadın hükümlünün on sekiz yaşını doldurmamış çocuğunun engelliliği nedeniyle bakıma muhtaç olması veya on sekiz yaşını doldurmamış çocuğunun ağır bir hastalığa maruz kalması halinde erteleme kararı verilebilecektir. Ayrıca, infazın ertelenmesinin toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmaması da gerekmektedir. Bu durumda erteleme kararı Cumhuriyet başsavcılığınca verilebilecek olup, erteleme süresi her defasında altı ayı geçmemek üzere en çok dört kez uzatılabilecektir. Erteleme süresi içinde zamanaşımı işlemeyecektir.

Belirtmek gerekir ki, engellilik nedeniyle bakıma muhtaç olma veya ağır hastalık hâlinin, 5275 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmesi gerekmektedir.

Çocuğun iyileşmesi, hükümlünün ertelemenin amacına veya yükümlülüklere aykırı davrandığının denetimli serbestlik müdürlüğü veya kolluk birimlerince tespit edilmesi ya da erteleme süresi içinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması hâlinde erteleme kararı kaldırılarak ceza derhâl infaz edilecektir.

Hükümlü hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından erteleme süresi boyunca yurt dışına çıkamama yükümlülüğüne karar verilecektir. Ayrıca Cumhuriyet savcısı, hükümlünün fıkrada sayılan diğer yükümlülüklerden en az birine tâbi tutulmasına karar verecektir. Yükümlülüklere aykırı davranıldığının tespiti, ilgili birimlerce kendi görev alanları kapsamında yapılacaktır. Bu doğrultuda, örneğin yurt dışına çıkamama yükümlülüğü kolluk birimlerince takip edilecektir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 27 ila 28

28- (3/7/2005 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Ceza infaz kurumlarının mevcut uygulamasına göre kuruma alınan her hükümlü için “bireyselleştirilmiş iyileştirme sistemi” kapsamında araştırma ve değerlendirme yapılmaktadır. Elde edilen veriler uyarınca yapılan risk değerlendirme çalışması sonucunda hükümlüler, tespit edilen risk ve ihtiyaçlarına uygun müdahale programlarına dahil edilmektedir. Bu hükümlülerden madde bağımlısı olduğu tespit edilenler, madde bağımlılığı müdahale programına tabi tutulmaktadır. Bu program kapsamında hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulundukları süre içinde tedavi ve rehabilitasyonlarının sağlanması amacıyla bireysel görüşme, grup müdahale programları ve aile görüşmeleri gibi iyileştirme çalışmalarına dahil edilmektedir.

Maddeyle, 5275 sayılı Kanunun 71 inci maddesine yeni bir fıkra eklemek suretiyle, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde yer alan kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan hükümlü olanlarıncezainfazkurumundabulunduğu süre boyuncabelirlenentedavive rehabilitasyon programlarına katılması zorunlu hale getirilmektedir. Hükümlülerin tedavi ve rehabilitasyon programlarına tabi tutulacağı müstakil ceza infaz kurumları açılabileceği gibi mevcut ceza infaz kurumlarının bir bölümü de bu amaç için düzenlenebilecektir. Ceza infaz kurumlarında oluşturulacak tedavi ve rehabilitasyon birimleri ile uygulanacak programların asgari standartları Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecektir. Ayrıca, tedavi ve rehabilitasyon programlarının başarılı olabilmesi amacıyla hükümlünün izin, ziyaret ve görüşme hakları uzman görüşü doğrultusunda geçici olarak kısıtlanabilecektir.

Diğer yandan, başka bir suçtan hükümlü olup uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı olduğu tespit edilen hükümlüler hakkında da bu fıkra hükümlerinin uygulanması sağlanarak bağımlılıkla mücadelenin kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir.

Düzenlemeyle, madde bağımlılığı bulunan hükümlülerin tedavi ve rehabilitasyonuna yönelik mevcut yöntemlerin uygulanmasında etkinliğin artırılması ve böylelikle bağımlılıkla mücadelede daha başarılı sonuçlar elde edilebilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 28- Maddeyle, 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin beşinci fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçundan hükümlü olup denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezasının infazına karar verilen hükümlüler hakkında, koşullu salıverilme tarihine kadar ayrıca tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılma yükümlülüğü getirilmektedir.

Böylelikle, bu suçtan hükümlü olanların hapis cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesi halinde, 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin beşinci fıkrasında yer alan mevcut yükümlülüklerin yanı sıra bu hükümlüler için ayrıca tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılma yükümlülüğü getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılma yükümlülüğünün başka bir yükümlülüğe çevrilmesi veya kaldırılması mümkün olmayacaktır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 29

(21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 43/A maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kamu veya özel hukuk tüzel kişisi ayrımı kaldırılarak, tüm tüzel kişilerin maddede düzenlenen idari yaptırımlar bakımından sorumluluğu kabul edilmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 30 ila 31

31- (13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununa yeni bir madde eklemek suretiyle, 5237 sayılı Kanunun 191 inci maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaktan dolayı haklarında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilen şüphelilere denetimli serbestlik müdürlüğünce uygulanacak tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirleri ile bu tedbirlerin yerine getirilmesine ilişkin görev ve sorumluluklar düzenlenmektedir.

Düzenlemeyle, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullananlar ile bu amaçla uyuşturucu madde satın alan, kabul eden veya bulunduranlar hakkında uygulanacak tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin yükümlülüklerin ve işlemlerin neler olduğu açıkça belirlenerek, uygulama birliğinin sağlanması, bağımlılara özgü iyileştirme tedbirlerinin geliştirilmesi, koruyucu ve tedavi edici yöntemlerin etkili uygulanmasının sağlanması ve rehabilitasyonun verimliliğinin artırılması amaçlanmaktadır.

Düzenlemeye göre, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından hakkında tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri verilen şüpheliyle ilgili olarak denetimli serbestlik müdürlüğünce; maddenin birinci fıkrasında bentler halinde sayılan yükümlülüklerden en az üç veya daha fazlasının uygulanmasına karar verilecektir.

Denetimli serbestlik müdürlüklerince takibi yapılan yükümlülükler, tedbir süresince şüphelinin ihtiyacına göre birinci fıkrada belirtilenlerle sınırlı olarak değiştirilebileceği gibi ilave yükümlülükler de getirilebilecektir.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli hakkında sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmiş ise denetimli serbestlik müdürlüğünce tedaviye tabi tutulma yükümlülüğü uygulanamayacaktır. Bu durumda birinci fıkrada sayılan diğer yükümlülüklerden en az üç veya daha fazlasının uygulanmasına denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilecektir.

Belirtilmelidir ki, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmiş ise denetimli serbestlik müdürlüğünce tedaviye tabi tutulma yükümlülüğü mutlaka uygulanacaktır. Bu durumda tedavi yükümlülüğüyle birlikte birinci fıkrada sayılan diğer yükümlülüklerden en az iki veya daha fazlasının uygulanmasına denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilecektir.

Ayrıca denetimli serbestlik süresi içinde şüphelinin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığının tespit edilmesi için gerekli görülmesi halinde denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından şüpheliye bizzat test yapılabileceği gibi bu amaçla şüphelinin ilgili kuruma sevki sağlanabilir. Bu kapsamda şüpheli, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezlerine (AMATEM) ve Çocuk Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezlerine (ÇEMATEM) gibi bağımlılık arındırma merkezlerine, kamu hastanelerine, Adli Tıp Kurumuna veya şube müdürlüklerine ya da özel sağlık kurum ve kuruluşlarına sevk edilebilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasında, tedaviye tabi tutulmasına karar verilen şüpheli hakkında denetimli serbestlik müdürlüğü ve ilgili sağlık kurumlarınca yapılacak işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Buna göre Cumhuriyet savcısı tarafından tedaviye tabi tutulmasına karar verilen şüpheli hakkında, ilgili sağlık kurumunda ayakta veya yatarak tıbbi tedavi uygulanacağı gibi sağlık kurumunca gerek görülmesi halinde şüphelinin rehabilitasyon amaçlı programlara katılmasına da karar verilecektir. Şüphelinin, tıbbi tedavi uygulanmasını kabul etmemesi veya rehabilitasyon amaçlı programlara katılmaması, kendisine uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmadığı anlamına gelecektir. Şüpheli bu tutumunda ısrar ederse hakkında, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kamu davası açılabilecektir. Ayrıca fıkrayla, tedavi ve rehabilitasyon işlemlerinin gerçekleştirilmesi bakımından kolluk görevlilerinin sağlık kurumuna yardım etmekle görevli olduğu hüküm altına alınarak bu işlemlerin daha hızlı yerine getirilmesi amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki şüpheli hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından adli bir işleme karar verilmiş olup, bu kararın gereği olarak kolluk görevlileri kanunla verilen bu yardım görevini yerine getirmek zorundadır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, Cumhuriyet savcısı veya yetkili kamu görevlilerince soruşturma evresinde veya bu madde uyarınca belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi sırasında uyuşturucu madde bağımlılığı nedeniyle toplum için tehlike oluşturduğu değerlendirilen şüpheli hakkında ayrıca Türk Medeni Kanununun 432 nci maddesinin de uygulanabilmesi bakımından yetkili vesayet makamına bildirim yükümlülüğü düzenlenmektedir. Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesindeki süreç ile Türk Medeni Kanununun 432 nci maddesindeki süreç birbirinden ayrı ve bağımsız işleyecektir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, birinci fıkra kapsamında şüpheli hakkında uygulanacak yükümlülüklerin belirlenmesi veya yerine getirilebilmesi bakımından gerek görülmesi halinde şüphelinin ailesine bilgi verilebileceği veya ailesinden bilgi istenebileceği düzenlenmektedir. Böylelikle bağımlılıkla mücadelenin aktif şekilde yürütülebilmesi için gerekli görülmesi halinde denetimli serbestlik ve tedavi süreçlerinde bağımlıların ailelerinin sürece dahil edilerek azami faydanın sağlanması hedeflenmektedir.

Maddenin beşinci ve altıncı fıkralarında bu madde uyarınca yapılacak işlemlere ilişkin bazı usul düzenlemelerine yer verilmektedir.

Maddenin yedinci fıkrasında, Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi uyarınca hakkında tedavi tedbirine karar verilen şüphelilere uygulanacak yükümlülükler ile 5275 sayılı Kanunun 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infaz edilmesi durumunda uygulanan tedavi ve rehabilitasyon programlarına katılma yükümlülüğünün, Sağlık Bakanlığının uygun göreceği tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinde yerine getirileceği düzenlenmektedir. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığına söz konusu işlemlerin etkili şekilde yürütülebilmesine hizmet edecek uygun tedavi ve rehabilitasyon merkezlerini açma görevi yüklenmektedir. Sağlık Bakanlığı, Ülkenin her yerinde -ve hatta ihtiyaç duyulan yerlerde birden fazla- tedavi ve rehabilitasyon merkezi açacaktır. Diğer yandan, bu merkezlerin Sağlık Bakanlığınca uygun görülen kamu veya özel kurum ve kuruluşlar tarafından da açılabileceği düzenlenerek, uyuşturucuyla mücadele alanında faaliyet gösteren tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin Ülke genelinde yaygınlaştırılması ve bağımlılıkla mücadelenin etkinliğinin artırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca herhangi bir yargısal sürece dahil olmaksızın kendiliğinden bu merkezlere başvuran kişilerin de tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden faydalandırılması zorunluluğu getirilmektedir. Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensupları bakımından suçu bildirme yükümlülüğünün doğmayacağına ilişkin Türk Ceza Kanununun 192 nci maddesinin dördüncü fıkrasının dikkate alınması gerekir.

Maddenin sekizinci fıkrasında, bu madde uyarınca hakkında yükümlülük kararı verilenlerin topluma kazandırılmaları ve ıslahları için Sağlık Bakanlığının yanında diğer bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına görev ve sorumluluk yüklenmektedir. Bu kapsamda bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görevleri kapsamında eğitim, sosyal uyum ve denetim amacıyla gerekli her türlü çalışmayı yürütecek, gerekli ödeneği ayıracak ve ihtiyaç duyulan personeli bu süreçle ilgili olarak görevlendirecektir. Böylelikle uyuşturucu ve uyarıcı madde bağımlılığıyla mücadele alanında faaliyet gösteren tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının bu sürece azami katkılarının sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 31- Maddeyle, 5402 sayılı Kanuna geçici madde eklenmektedir.

Teklifle, 5402 sayılı Kanunda ihdas edilen 12/A maddesi uyarınca tedavi ve rehabilitasyon merkezleri açılacak, uyuşturucu ve uyarıcı madde bağımlılığıyla mücadele kapsamında önemli hizmetler yürütülecektir.

Maddeyle, tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin bir an önce hayata geçirilmesi ve yürütülecek hizmetlerin aksamaması için gereken ödeneğin, ilgili bakanlıkların bütçesine aktarılması ile bu hizmet ve merkezler için ihtiyaç duyulan personelin sağlanması hususunda düzenleme yapılmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 32 ila 38

33- 34- 35- 36- 37- 38- (7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, kaçakçılık suçları, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ve uyuşturucu madde yapmak amacıyla bitki ekiminden elde edilen malvarlığı değerlerini ihbar edenler ile bu suçlardan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu ihbar edenlerin kimliklerinin gizlenmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

Madde 33- Maddeyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, basit yargılama usulünün uygulandığı ticari davaların miktar veya değeri beş yüz bin Türk Lirasından bir milyon Türk Lirasına çıkarılmakta ve bu parasal sınırın her yıl yeniden değerleme oranında artırılması hükme bağlanmaktadır.

Madde 34- Maddeyle, 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Hükümle, ticari davalardan, konusu bir miktar para olan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmekte ve böylece uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 35- Maddeyle, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, arabulucunun, arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanak ve sonuçları konusunda hazır bulunmayan tarafları her türlü iletişim vasıtasını kullanarak bilgilendireceği hükme bağlanmakta ve böylelikle arabuluculuk sürecinin sonucundan, hazır bulunmayan tarafın da bilgi sahibi olması ve sürecin şeffaflığının sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 36- Maddeyle, 6325 sayılı Kanuna 17/A maddesi eklenmektedir.

Maddeyle, milletlerarası sulh anlaşma belgelerinin icrası düzenlenmektedir. Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Singapur Sözleşmesi), Ülkemiz tarafından 7/8/2019 tarihinde imzalanmış, 25/2/2021 tarihli ve 7282 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş, 22/4/2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 21/4/2021 tarihli ve 3866 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla onaylanmış ve 11/4/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Düzenlemeyle, iç hukukun bu Sözleşmeye uyumunun sağlanması amaçlanmaktadır.

Birinci fıkrayla, Sözleşme kapsamında arabuluculuk sonucu düzenlenen sulh anlaşma belgelerinin yerine getirilmesi için icra edilebilirlik şerhinin asliye ticaret mahkemesinden alınması gerektiği düzenlenmektedir.

İkinci fıkrayla, icra edilebilirlik şerhinin alınacağı yetkili asliye ticaret mahkemesi belirlenmektedir.

Üçüncü fıkrayla, mahkemenin icra edilebilirlik şerhinin verilmesine ilişkin incelemeyi, dosya üzerinden Sözleşme hükümleri ile 18 inci madde hükmüne göre yapacağı, gerektiğinde gerekçesini de göstererek duruşma açabileceği hükme bağlanmaktadır.

Madde 37- Maddeyle, 6325 sayılı Kanuna 17/B maddesi eklenmektedir.

Maddeyle, taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklarda arabuluculuk usulü düzenlenmektedir.

Taşınmazın devrine veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklardandır. Birinci fıkrayla, bu uyuşmazlıkların ihtiyari arabuluculuğa elverişli olduğu açıkça düzenlenmekte ve uygulamada bu uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olup olmadığı hususundaki tereddüt giderilmektedir.

İkinci fıkrayla, birinci fıkra kapsamındaki uyuşmazlıklarla ilgili olarak arabuluculuk sürecinde taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlandığına dair tapu siciline şerh verilmesi ve bu şerhin kaldırılması usulü düzenlenmektedir. Hükümle, bu uyuşmazlıklarla ilgili arabuluculuk sürecinde tarafların hukuki menfaatlerinin geçici olarak güvence altına alınması ve hukuki işlem güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Üçüncü fıkrayla, anlaşma belgesi düzenlenirken taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esasların dikkate alınacağı hükme bağlanmaktadır. Hükümle, taşınmaz hukukuna ilişkin hukuki rejimin korunması ve olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.

Dördüncü fıkrayla, bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınmasının zorunlu olduğu açıkça hükme bağlanmaktadır. Bu şerh taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınacaktır. Mahkeme yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetleyecek ve bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilecektir. Mahkeme ayrıca gerektiğinde duruşma da açabilecektir. Düzenlemeyle anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verecek mahkemeye içerik denetimi yapma yetkisi verilmekte ve bu suretle tarafların hak ve menfaatlerinin korunması ile olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.

Beşinci fıkrayla, anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir.

Madde 38- Maddeyle, 6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Buna göre kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç olmak üzere, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılacaktır. Bu kapsamda Teklifle, Kanunun 17/B ve 18/B maddelerinde icra edilebilirlik şerhi alınması zorunluluğu getirildiğinden bu hallerde icra edilebilirlik şerhi alınmaksızın anlaşma belgesinin ilam niteliğinde sayılamayacağı vurgulanmakta ve böylelikle olası tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 39 ila 40

40- (9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin yedinci ve onaltıncı fıkralarına cümleler eklenmektedir.

Yedinci fıkrada yapılan düzenlemeyle arabulucunun, avukatı bulunsa bile asıl tarafı arabuluculuk süreci hakkında bilgilendirmek zorunda olduğu hükme bağlanmakta ve böylelikle avukatın yanı sıra asıl tarafın da süreç hakkında bilgi sahibi olması ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmaktadır.

Teklifle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikler uyarınca “menfî tespit davası”, dava şartı olarak arabuluculuk kapsamına alınmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 72 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında borçlunun, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabileceği; icra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkemenin, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebileceği düzenlenmiştir. Menfi tespit davası, dava şartı olarak arabuluculuk kapsamına alındığından arabuluculuğa başvuran, arabuluculuk süreci tamamlanmadan dava açamayacak, buna karşılık arabuluculuk sürecinde aynı alacakla ilgili olarak başvuran aleyhine icra takibi yapılabilecektir. Bu durumda başvuran, arabuluculuk süreci sonunda açacağı menfi tespit davasında 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin ikinci fıkrasının verdiği imkânlardan yararlanamayacaktır.

Maddenin onaltıncı fıkrasına eklenen cümleyle, menfi tespit davasını açacak davacının arabuluculuk süreci nedeniyle oluşabilecek hak kaybının önlenmesi amaçlanmaktadır. Hükme göre, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra, başvuran aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılması durumunda, başvuranın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit davası açması ve talep etmesi halinde başvuran (davacı) 72 nci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen imkânlardan yararlanabilecektir.

Madde 40- Maddeyle, 6325 sayılı Kanuna 18/B maddesi eklenmektedir.

Birinci fıkrayla, bazı uyuşmazlıklar dava şartı olarak arabuluculuk kapsamına alınmaktadır.

Fıkranın (a) bendiyle, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların dava şartı olarak arabuluculuk usulüne tabi olacağı hüküm altına alınmaktadır. Ancak kiralanan taşınmazların 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler dava şartı olarak arabuluculuk usulüne tabi olmayacaktır. Bu kapsamda, icra mahkemesine yapılacak itirazın kaldırılması talepleri ile tahliye talepleri dava şartı olarak arabuluculuğa tabi olmayacaktır. Ancak anılan usulde sulh hukuk mahkemesinde dava açılması gerektiğinde dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanacaktır.

Fıkranın (b) bendiyle, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıkların dava şartı olarak arabuluculuk usulüne tabi olacağı düzenlenmektedir.

Fıkranın (c) bendiyle, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıkların dava şartı olarak arabuluculuk usulüne tabi olacağı hükme bağlanmaktadır.

Fıkranın (ç) bendiyle, komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıkların da dava şartı olarak arabuluculuk usulüne tabi olacağı kabul edilmektedir. Komşu hakkının kapsamı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Komşu hakkı” başlığı altında yer alan 737 ilâ 750 nci maddelerine göre belirlenebilecektir.

İkinci fıkrayla, birinci fıkrada sayılan uyuşmazlıklardan taşınmazla ilgili olanlar hakkında anlaşma belgesi düzenlenirken taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esasların dikkate alınacağı hükme bağlanmaktadır. Hükümle, taşınmaz hukukuna ilişkin hukuki rejimin korunması ve olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.

Üçüncü fıkrayla, bu madde kapsamında düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin alınmasının zorunlu olduğu açıkça hükme bağlanmaktadır. Bu şerh taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından taşınmazın bulunduğu yer, diğer anlaşma belgeleri bakımından ise arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden alınacaktır. Mahkeme taşınmazla ilgili anlaşma belgeleri bakımından yapacağı incelemede anlaşma içeriğini, arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı ve taşınmazla ilgili olarak kanunlarda yer alan sınırlamalar ile usul ve esaslara uyulup uyulmadığı yönünden denetleyecek ve bu kapsamda kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belge talep edebilecektir. Mahkeme ayrıca gerektiğinde duruşma da açabilecektir. Düzenlemeyle anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verecek mahkemeye içerik denetimi yapma yetkisi verilmekte ve bu suretle tarafların hak ve menfaatlerinin korunması ile olası hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.

Dördüncü fıkrayla, anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerhin verilmesiyle ilgili diğer hususlar hakkında 18 inci madde hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 41

(12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6325 sayılı Kanuna geçici madde eklenmektedir. Teklifle, 6325 sayılı Kanuna eklenen 18/B maddesinin dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerinin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda görülmekte olan davalar hakkında uygulanmayacağı düzenlenmektedir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 42

(1) (2004 sayılı Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

(2) (3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile ilgili olup, yerine işlenmiştir.)

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanunun 4 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Teklifle Anayasa Mahkemesinde derdest olan bazı bireysel başvurular bakımından 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna müracaat imkânı getirilmektedir. Buna bağlı olarak ortaya çıkacak iş yükü artışı nazara alınarak Komisyonun yapısı ve çalışma şekli yeniden düzenlenmektedir. Bu kapsamda Komisyonun üye sayısı artırılmakta ve Komisyonun üçer kişilik heyetler halinde çalışmasına da imkân verilmektedir. Ayrıca, heyetlerin oluşumu ve iş bölümü ile Komisyon ve heyetlerin toplantı ve karar yeter sayılarına dair düzenleme yapılmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Geçici Maddeler

Geçici Madde 1

(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 7036 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hüküm, 1/9/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanır.

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hükümlerin 1/9/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.

Belirtilmelidir ki, Teklifle, 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesi ile 7036 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine menfi tespit ve istirdat davalarının yanı sıra itirazın iptali davası da eklenmektedir. Ancak, itirazın iptali davasının dava şartı olarak arabuluculuk kapsamında olduğuna ilişkin mevcut uygulamalar dikkate alınarak bu fıkrada, itirazın iptali davasıyla ilgili hükme yer verilmemektedir.

Kaynak: TBMM 27. Dönem S. Sayısı 435 · tasarı/teklifin geçici madde 1 gerekçesi

Madde 43

(1) Bu Kanunun;

a) 31 inci, 34 üncü, 36 ncı, 37 nci, 38 inci ve 41 inci maddeleri 1/9/2023 tarihinde,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6384 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanunla 6384 sayılı Kanuna eklenen geçici 2 nci maddeyle; makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ve mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılmış ve maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla derdest olan bireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle Anayasa Mahkemesince verilecek kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği hükme bağlanmıştı.

Düzenlemeyle 31/7/2018 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesine yapılmış ve 9/3/2023 tarihi itibarıyla Yüksek Mahkeme önünde derdest olan söz konusu bireysel başvuruların Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanması öngörülmektedir. Böylelikle söz konusu başvuruların bir an önce karara bağlanması ve Yüksek Mahkemenin iş yükünün azaltılması amaçlanmaktadır.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi

Madde 44

(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Madde gerekçesi

Maddeyle, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentlerinde belirtilen durumda olan yabancılar hakkında yürütülen adli işlemler sırasında verilen yurt dışına çıkamama şeklindeki adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etme yetkisi valiliklere de verilmektedir. İlgili valiliğin talebi Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla sulh ceza hakimliğine veya mahkemesine iletilecektir.

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi