İçeriğe geç
Yürürlükte Temel kanun 14. hâli

Bankacılık Kanunu

Kanun numarası
5411
Kabul tarihi
19.10.2005
Resmî Gazete
01.11.2005 / 25983 (mükerrer)
Düstur
5. tertip, cilt 45
Son değişiklik
01.02.2024
Madde sayısı
206

Kaynak: TBMM 22. Dönem S. Sayısı 972 (Esas No: 1/1007) · belgeyi aç · TBMM kaydı . Gerekçeler kanun tasarısı ya da teklifi üzerine yazılmıştır; komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde madde numaraları değişebilir. Her gerekçe, metni en çok benzeyen yürürlükteki maddeye bağlanmıştır.

Genel gerekçe

GEREKÇE Finansal sektör, kaynakların ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilmesini ve sermaye birikimini sağlayan ve ekonomik büyüme sürecini etkileyen önemli sektörlerden biridir. Bu özelliği ile finansal sektör, ekonomik büyümenin itici gücüdür ve denetimi ile düzenlenmesi büyük önem arz etmektedir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede küreselleşme ve bölgesel bütünleşme eğilimleri, tüketici tercihlerinin değişmesini ve finansal sektörde yapısal değişimleri zorunlu hâle getirmiştir.

Yapısal değişim süreci, finansal sistemin etkin ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamış, ancak finansal kuruluşların maruz kalabileceği riskleri çoğaltarak finansal piyasaların krize sürüklenmesi ihtimalini artırmıştır.

1980'li yıllardan itibaren yaşanan teknolojik gelişmeler, finansal piyasaların küreselleşmesi ve bütünleşmesi, kambiyo rejimlerinin liberalleşmesi sonucunda bir ülkenin finansal piyasalarında yaşanan krizin diğer ülkelere yayılma ihtimali artmış ve finansal sistemler daha kırılgan ve duyarlı hâle gelmiştir. Bulaşma etkisi Meksika ve Asya krizlerinde açıkça görülmektedir. Politik istikrarsızlıklar, kamu borç yönetiminde vade uyumsuzluğu, bankacılık sektöründe takipteki kredilerin hızla artması ve gerekli düzenlemelerin bulunmaması nedeniyle 1994 yılında Meksika'da yaşanan kriz ve bunun diğer Latin Amerika ülkelerini etkilemesi bulaşma etkisine bir örnektir. Bu süreçte, Meksika'nın döviz rezervleri yüzde 77 oranında erimiş ve gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) ise yüzde 6 oranında küçülmüştür. Benzer vakıa, kısa vadeli borçlardaki artış, bankaların borç portföylerinin yapısındaki bozukluk, kurumsal yönetimde gevşeme ve özellikle finansal sektördeki yapısal zayıflık nedeniyle 1997 yılında Tayland'da başlayan ve Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerini etkileyen Asya krizinde görülmüştür. 1998 yılı sonunda, Tayland, Malezya, Filipinler, Güney Kore ve Endonezya'nın GSYİH'leri yüzde 21,2 ila yüzde 69,7 arasında küçülmüştür.

Bu gelişmeler üzerine, uluslararası ekonomik istikrarın sağlanabilmesi amacıyla başta finansal sistem olmak üzere iktisadi yapıların güçlendirilmesini sağlayacak reformların yapılması önem kazanmıştır. Bu nedenle, 2000'li yıllarda finansal sistemin sağlamlığının ve istikrarının küresel düzeyde sağlanabilmesini teminen, uluslararası finans çevreleri tarafından yeni finansal mimarinin yapı taşlarını oluşturacak ortak standartların belirlenmesi, farklı ülkelerde yapılan işlemlerde benzer finans dilinin kullanılması, bir finansal tablonun her bir ülkede aynı şekilde yorumlanabilmesi amacıyla uluslararası geçerliliği olan ilke ve standartların oluşturulması öngörülmüştür. Bu ilke ve standartlar, ekonomide karar alma süreçlerini iyileştirmiş, uluslararası finans piyasalarını güçlendirmiş ve uluslararası alanda faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların karşı karşıya kaldıkları riskleri belli bir oranda azaltmıştır. Bunlar, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede kabul görmüş, kendi düzenlemelerine uyarlanmış ve iç hukuk hâline getirilmiştir. Anılan ilke ve standartlar ile kurumlara dair özet bilgiler aşağıda verilmiştir.

İlke ve Standartları Geliştiren Kurumlar İlke ve Standartlar Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi l Bankacılık denetimi ile düzenlemesi l Sermaye yeterliliği uzlaşısı l Bilgi teknolojisine dair destek hizmetlerinin yönetimi Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu l Muhasebe Ödeme Sistemleri Komitesi l Ödemeler ve mutabakat Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu l Denetim l Muhasebecilik mesleği Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü l Kurumsal yönetim l Bireysel emeklilik sisteminin denetimi ile düzenlenmesi l E-finans ve borç yönetimi Uluslararası Para Fonu l Maliye politikalarına ve para politikalarına dair şeffaflık l Veri yayımı l Kıyı finans merkezlerinin denetimi ile düzenlenmesi Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü l Menkul kıymet piyasalarının düzenlenmesi l Menkul kıymet düzenleyicileri arasında bilgi alışverişinin güçlendirilmesi l Kredi derecelendirme kuruluşları Finansal İstikrar Forumu l Uluslararası finansal mimariyi güçlendirme Uluslararası Sigorta Denetim Otoriteleri Birliği l Sigortacılığa ilişkin düzenlemeler l Sigortacılık endüstrisinin şeffaflığı Dünya Bankası l Ödeme güçlükleri l E-finans Karapara Aklanması Hakkında Finansal Aksiyon l Karapara aklanması ile mücadele İş Gücü amacıyla piyasaların dürüstlüğü l Terörün finansmanı ile mücadele edilmesi Küresel Finansal Sistem Komitesi l Finansal sektördeki doğrudan yabancı yatırımlar l Yapısal finansa ilişkin derecelendirme G-10 l Küresel finansal piyasaların yasal ve kurumsal açıdan desteklenmesi l Devlet borçlarının çözümü Ortak Forum l Finansal kuruluşların tâbi olacağı (Bankacılık, sermaye piyasası, sigortacılık düzenlemelerin çerçevesi alanında denetim ve gözetimden sorumlu l Finansal kuruluşların faaliyetlerinin otoritelerin üst düzey temsilcilerinden oluşur.) kamuya açıklanması l Finansal kuruluşların risklerinin dağıtımı l Finansal kuruluşların dışarıdan sağlayacakları hizmetlerin temini, icrası ve denetimi l Finansal piyasaların işlerliği ve şeffaflığı Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi, 1997 yılının Eylül ayında, etkin bir gözetim ve denetim sisteminin oluşturulabilmesi için yirmi beş ilkeden oluşan "Basel Temel Prensipleri"ni ve 2004 yılının Haziran ayında "Sermaye Ölçümü ve Sermaye Standartlarının Uluslararası Uzlaşısı"nı yayımlamıştır. Uzlaşının 2007 yılının başında yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

Avrupa Birliği Konseyi tarafından, 1973-1992 yılları arasında kredi kuruluşlarının faaliyet esasları ile gözetim ve denetimine ilişkin olarak yedi adet direktif çıkarılmıştır. Anılan direktiflerin, açık hâle getirilmesi ve sadeleştirilmesi amacıyla tek bir metinde birleştirilmesi ve bir sisteme bağlanması ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle, 20 Mart 2000 tarihinde Avrupa Birliği Konseyi tarafından, kredi kuruluşlarının kuruluş ve finansal hizmetler özgürlüğü açısından tek iç pazarın kurulması hedefine ulaşmak amacıyla temel belge işlevi gören 2000/12/EC sayılı Direktif çıkarılmıştır.

Uluslararası finans piyasalarında yaşanan yapısal değişim sürecinde, finansal hizmetlerin biçimleri arasındaki farklar azalmış ve bunların bir arada sunulması yaygınlık kazanmıştır. Özellikle bilişim ve iletişim teknolojilerinin sunduğu ölçek ve kapsam ekonomilerinden yararlanmak amacıyla bankacılık, sigortacılık ve menkul kıymet alım ve satımı gibi birbirlerinden önemli farklılıklar arz eden finansal hizmet türlerinin aynı örgütlenme çatısı altında sunulduğu finansal holding şirketleri şeklinde kurumsal yapılar dünya ekonomisinde önem kazanmıştır. Bu bağlamda, finansal holding şirketleri 1992 yılının Haziran ayında Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilen 92/30/EEC sayılı Direktif kapsamına alınmıştır. Ayrıca, 16 Aralık 2002 tarihinde, bir büyük malî ortaklığa bağlı olan kredi kuruluşları, sigorta şirketleri ve yatırım şirketlerinin ek denetimi hakkında hükümler getiren 2002/87/EC sayılı Direktif Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Bu Direktifte, finansal holding şirketlerinin tanımı, bu kuruluşların ek denetimlerinin kapsamı, sermaye yeterliliği, risk yoğunlaşması, grup içi işlemler ve iç kontrol mekanizmaları ile risk yönetim süreçleri ve bağlı ortaklıklarının denetiminden sorumlu yetkili otoriteleri arasındaki işbirliği düzenlenmiştir.

2001 yılının Nisan ayında Avrupa Birliği Konseyi tarafından çıkarılan 2001/24/EC sayılı "Kredi Kuruluşlarının Yeniden Yapılandırılması ve Tasfiyesine İlişkin Direktif"te, yeniden yapılandırma önlemlerine ve tasfiye sürecine ilişkin hükümler ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Aynı yılın Eylül ayında Avrupa Birliği Konseyi tarafından çıkarılan 2001/65/EC sayılı Direktif ile bankalar ve diğer finansal kuruluşların finansal araçlarını Uluslararası Muhasebe Standartları ile uyumlu bir şekilde rayiç değerleri üzerinden değerlemeleri hüküm altına alınmıştır.

2002 yılında Amerikan enerji şirketi Enron'da 8,5 milyar dolar tutarındaki borcu gizlemek amacıyla özel amaçlı varlık kullanılması, 2003 yılının sonunda İtalyan gıda grubu Parmalat'ta finansal tablolarda gösterilen 4 milyar Euro tutarında kıymetin mevcut olmadığının ve yükümlülüklerinin olduğundan daha düşük gösterildiğinin ortaya çıkarılması ve diğer muhasebe usûlsüzlükleri, ortak bir muhasebe dilinin kullanılmasının ve kurumsal yönetim ilkelerinin uygulamaya geçirilmesinin önemini göstermiştir.

Bu gelişmeler sonucunda, 2002 yılında Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Bakanlar Konseyi tarafından çıkarılan 2002/1606/EC sayılı düzenleme ile 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren bütün üye ülkelerde hisse senetleri borsalarda veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören işletmelerin konsolide finansal tablolarını Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumlu olarak hazırlamaları gerekli kılınmıştır.

Avrupa Birliği Konseyi tarafından 2000 yılının Mart ayında Portekiz'de gerçekleştirilen müzakerede, istihdam, ekonomik reform ve toplumsal uyum konularına ilişkin olarak Avrupa Birliği hedeflerini ortaya koyan Lizbon Stratejisi belirlenmiştir. Bu Strateji çerçevesinde, etkin ve şeffaf finansal piyasaların maliyet azaltacak bir kaynak dağılımı sağlayarak büyümeyi ve istihdamı teşvik etmesi öngörülmüştür. Etkin ve şeffaf bir finansal piyasa için, kredi kuruluşları ile sigorta şirketlerinin yeniden yapılandırılması, Avrupa Birliği finansal piyasa düzenleyicileri arasında daha yoğun bir işbirliğinin olması, kuruluşların finansal yapılarının karşılaştırılabilirliğinin artırılması, finansal piyasaların bütünleşmesinin ve iyi çalışmasının sağlanması, yatırımcıların bu piyasalara katılımının kolaylaştırılması gerekli görülmüştür. 2003 yılının Mart ayında Brüksel'de gerçekleştirilen bir müzakere ile Lizbon Stratejisi bir kez daha değerlendirilmiş, yatırım, istihdam ve büyümenin, bilgi, yenilikler ve iş dünyasındaki dinamizm ile desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği bünyesinde bütünleşmiş bir finansal piyasanın 2010 yılına kadar dünyadaki en rekabetçi finansal piyasa olması amaçlanmış ve etkin bir sermaye piyasası oluşturulmasının önündeki engellerin azaltılmasına, kurumsal yatırımcıların sermaye piyasasında gerçekleştirdikleri yatırımların önündeki engellerin kaldırılmasına ve girişimciliğin teşvik edilmesine ilişkin kararlar alınmıştır.

2004 yılının Mayıs ayında Avrupa Birliği Konseyi tarafından yayımlanan "Finansal Hizmetler Aksiyon Planı Raporu"nda bütünleşmiş ve rekabetçi bir bankacılık sektörünün oluşturulması, üye ülkelerin denetim otoritelerinin benzer hususlarda benzer çözümler getirmeleri ve sınır ötesi faaliyetlerde bulunan bankaların denetiminden sorumlu otoriteler arasında koordinasyonun sağlanması konularında hedefler belirtilmiştir.

Finansal piyasaların serbestleşme ve bütünleşme süreci, bu piyasaları denetlemekle ve düzenlemekle yükümlü otoritelerin durumlarının da gözden geçirilmesini gerekli kılmıştır. 1980'li yılların sonunda ve 1990'lı yılların başında, Norveç, Finlandiya ve İsveç'te finansal piyasalarda yaşanan kriz, tek malî otoritenin gerekliliğini ilk kez ortaya koymuştur. Bu hadiseler neticesinde bugüne kadar, birçok OECD ülkesi, finansal piyasalar ile finansal kuruluşların düzenlenmesinin, denetiminin ve politikalarının belirlenmesinin tek malî otorite tarafından gerçekleştirilmesi çalışmalarını tamamlamıştır. Bu hususta muhafazakâr bir yapıya sahip olan Almanya, Avusturya, İsviçre gibi ülkeler dahi finansal piyasalar ile finansal kuruluşların düzenlenmesi ve denetimi ile bu piyasalara ilişkin politikaların belirlenmesinin tek bir malî otoriteye bırakılması uygulamasına geçmişlerdir.

Söz konusu uygulama, günümüzde Kanada, Avustralya, Çin, Japonya, Güney Kore gibi birçok ülkede hâkim olan bir gerçekliktir. Ayrıca, bankacılık ve sigortacılık sektörü ile sermaye piyasalarında yer alan kuruluşların, faaliyetleri veya ortaklık yapıları nedeniyle bu sektörlerde birden fazla malî otoritenin izin veya denetimi kapsamında yer almaları, bu kuruluşların denetimi ve gözetimi ile sorumlu tek bir malî otoritenin bulunması gerekliliğine önemli bir dayanak teşkil etmektedir.

Finansal sektörün düzenleme ve denetimine yapılan siyasi müdahalelerin, son on yıl içerisinde uluslararası alanda yaşanan finansal krizlerin derinliğini ve büyüklüğünü olumsuz yönde etkilediği uluslararası otoritelerce kabul edilmektedir. Bu bağlamda, düzenleyici ve denetleyici kurumlara yeterli bağımsızlığın verilmesinin, denetim sürecinde müdahale olasılığını azaltarak finansal piyasaların şeffaflığı ve istikrarına olumlu etkide bulunacağı genel kabul görmektedir. Bankaların yeniden yapılandırılmasında bağımsız, tarafsız ve rekabet kurallarına uygun olarak karar alındığı hususunda piyasalara güven verilmesi amacıyla güçlü ve bağımsız bir düzenleyici ve denetleyici kurumun varlığına gerek duyulmaktadır. Bu kurumların bağımsızlığı; düzenlemelerde bağımsızlık, denetimde bağımsızlık, kurumsal bağımsızlık ve malî bağımsızlık olarak değerlendirilmektedir.

Türk finans sektörü 1980 yılından başlayarak uygulamaya konulan liberal politikalar sonucunda önemli ölçüde yapısal değişikliğe uğramış ve özel sektör tarafından finansal kuruluşlara yatırım yapılması cazip hâle getirilmeye çalışılmıştır. Ancak, finansal serbestleşme çalışmalarının yeterli yapısal reformlar ile desteklenememesi sebebiyle finansal piyasalarda kırılgan yapı oluşmuştur. Bu yapının ve 1993 yılı sonunda 6,4 milyar dolara ulaşan cari işlemler dengesi açığının etkisiyle, 1994 yılında yaşanan ekonomik krizde bankacılık sektörü hızla küçülmüş, özkaynaklarının önemli bir bölümünü kaybetmiş ve GSYİH yaklaşık yüzde 6,1 oranında azalmıştır.

Finansal kuruluşların kıyı bankacılığı faaliyetlerinin ihtiyatlı denetiminde yaşanan sorunlar, riskin kontrol edilmesi yönündeki kuralların uygulanmasını engellemiştir. Ayrıca, bankaların faaliyetlerine dair konsolide denetimin yapılamaması bankaların bağlı kuruluşlara kredi açmasını engelleyen kuralları kolaylıkla aşmalarına neden olmuştur. Tüm bu gelişmeler, bankaların aktif kalitesinin bozulmasına, likiditenin azalmasına, alınan riskler ile karşılaştırıldığında kârlılığın çok düşük seviyelerde kalmasına ve özkaynaklardaki büyümenin sınırlanmasına neden olmuştur.

Yaşanan bu gelişmeler ve uluslararası uygulamalar gözetilerek, 1996-2000 yılları için hazırlanan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile yıllık programlarda, bankaların ihtiyatlı denetim ve gözetim sisteminin etkinliğinin artırılması ve bağımsız karar mekanizmalarına sahip olunması amacıyla yeni bir bankalar kanununun yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

Bu çerçevede hazırlanan 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile banka denetim ve gözetiminin her türlü etkiden uzak ve daha etkin biçimde yürütülmesini teminen, bankacılık sektörüne ilişkin politikaları belirlemek üzere, uluslararası ilke ve standartların gerektirdiği idarî ve malî özerkliği haiz "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu" kurulmuştur.

2000 yılında faaliyete geçen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu sektöre yönelik birçok yeni düzenlemeyi yürürlüğe koymuştur. Anılan düzenlemeler, bankalarca açık pozisyonlarının hızla kapatılmasını öngörmüştür. 2000 yılının son çeyreğinde, bankacılık sektörünün aktif ve pasif yapısına bağlı olarak likidite, faiz ve kur risklerinde bir artış olmuş ve kamu bankalarının kısa vadeli yüksek borçlanma ihtiyacı giderilememiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak, kısa vadeli faiz oranları çok yüksek seviyelere çıkmıştır. Ayrıca, bankacılık sektörünün serbest özkaynakları negatif olmuş ve bankacılıkta faaliyet kârının düşük olması nedeniyle kâr hacmi özkaynak artışını destekleyememiştir. Bütün bu gelişmeler sonucunda 2001 yılının Kasım ayında yaşanan kriz sonrası iki temel sorun gündeme gelmiştir.

Bunlardan birincisi, krizle birlikte yükselen faiz oranlarının döviz kurundaki artış hedefinin çok üzerinde seyretmeye başlamasıdır. İkincisi ise, krizin başta kamu bankaları ile TMSF kapsamındaki bankalar olmak üzere bankacılık sisteminin malî yapısında hasar oluşturması ve bunun neticesinde finansal sistemin kırılganlığının artmasıdır.

2001 yılının Şubat ayında, istikrarsız makroekonomik ortam, özkaynak yetersizliği, küçük ölçekli bankacılık yapısı, kamu bankalarının sistem içindeki payının yüksekliği, zayıf aktif kalitesi, yetersiz iç kontrol, risk yönetimi ve kurumsal yönetim bankacılık sektöründe yeni bir kriz yaşanmasında önemli rol oynamıştır. Bankaların hâkim ortaklarının bankacılık dışı faaliyetlerinin finansmanı için doğrudan veya dolaylı olarak kullandırılan ve sürekli yenilenen krediler aktif kalitesinde bozulmaya yol açmış, yönetim kurulunda yer almak ve karar alma sürecine katılmak suretiyle banka sahiplerinin banka yönetimi üzerindeki yönlendirici etkisi ise etkin kurumsal yönetimin uygulanmasını ve iç kontrol mekanizmasının gelişmesini sınırlandırmıştır. Diğer taraftan, ortakların gerektiğinde sermaye desteği sağlayacak malî güce sahip olmamaları veya bu konudaki isteksizlikleri özkaynak yetersizliğinin temel nedenleri olmuştur. 2000 yılının Aralık ayında 4,2 milyar dolar olan bankacılık sektörünün toplam dönem net zararı 2001 yılında yaşanan bu kriz sonrasında yaklaşık 2,7 milyar dolar artmış, 6,9 milyar dolar TL dönem zararı gerçekleşmiş ve ayrıca, özel bankaların sermayesi 6 milyar dolar civarında erimiştir.

2000 yılının Kasım ve 2001 yılının Şubat aylarında yaşanan bu krizler, bankacılık sektöründeki yapısal sorunların çözümüne yönelik kapsamlı bir programın daha fazla ertelenemez olduğunu ortaya koymuştur. Bu çerçevede hazırlanan "Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı", 15 Mayıs 2001 tarihinde uygulamaya konulmuştur.

Bunun sonucunda; (1) "4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" hazırlanarak, bankacılık sektörünün sermaye yapısı güçlendirilmiş ve İstanbul Yaklaşımı çerçevesinde reel sektörün malî kesime olan borçları gönüllülük esasına dayanarak yeniden yapılandırılmış, (2) kamu ve TMSF bankalarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dışındaki kaynaklardan gecelik borçlanması sıfırlanmış, (3) kamu bankalarının 19 milyar dolar olan görev zararları tasfiye edilmiş ve görev zararları oluşumuna yol açan kanun ve kararnameler iptal edilmiş, (4) bankacılık sektörünün sorunlu aktiflerinin çözümünü hızlandırıcı mekanizmalar hayata geçirilmiş, (5) gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirici ve sektörde etkinliği artırıcı düzenlemeler yapılmış, (6) TMSF bankalarının yabancı para açık pozisyonları 4 milyar dolardan 400 milyon dolara, özel bankaların yabancı para açık pozisyonları ise 8,4 milyar dolardan 1,3 milyar dolara düşürülmüş, (7) TMSF kapsamındaki bankalara borçlu olanlar ile geri ödeme plânları yapılmış, (8) 2000 yılının Aralık ayında yüzde 9,3 olan bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı 2002 yılının Aralık ayında yüzde 27,1'e yükselmiştir.

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, finansal sistemde kaynakların etkin dağılımının temini ve malî kurumların daha rekabetçi ve etkin bir yapıya sahip olabilmeleri için gerekli ortamın oluşturulması, finansal sistemde şeffaflık ve etkinliğin sağlanmasına yönelik adımlar atılması öngörülmüştür. Ayrıca, bankacılık kesiminde sistemik risklerin önlenebilmesi amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından gereken önlemlerin alınması, sistemin şeffaflığının ve uluslararası kriterlere uygun çalışmasının temin edilmesi gerekliliği belirtilmiştir.

Finansal sistemin şeffaflığını ve uluslararası ilkelere uygun çalışmasını teminen, 2001 yılının Şubat ayında, bankaların, karşılaştıkları risklerin izlenmesini ve kontrolünü sağlamak üzere kuracakları iç denetim sistemleri ile risk yönetim sistemlerine ilişkin esas ve usûlleri belirleyebilmek amacıyla, "Bankaların İç Denetim ve Risk Yönetimi Sistemleri Hakkında Yönetmelik", bankaların mevcut ve potansiyel riskler nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı konsolide ve konsolide olmayan bazda yeterli özkaynak bulundurmalarının sağlanması amacıyla piyasa riskini dikkate alan, uluslararası uygulamalar ve Avrupa Birliği direktifleri ile büyük ölçüde uyumlu "Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik", tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması, bankaların faaliyetlerinin güven ve açıklık içinde sürdürülmesi ve kamunun doğru bir şekilde bilgilendirilmesi amacıyla uluslararası denetim standartları ile büyük ölçüde uyumlu "Bağımsız Denetim İlkelerine İlişkin Yönetmelik" yürürlüğe girmiştir. 2002 yılının Haziran ayında, bankaların hesap ve kayıt düzeninde şeffaflık ve tekdüzenin sağlanması, işlemlerinin kayıt dışında kalmasının önlenmesi, faaliyetlerinin gerçek mahiyetlerine uygun olarak sağlıklı ve güvenilir bir biçimde muhasebeleştirilmesi, konsolide ve konsolide olmayan bazda malî durumları, malî performansları ile yönetimin etkinliği hakkında bilgileri içeren finansal tablolarının zamanında ve doğru bir şekilde hazırlanması, raporlanması ve yayımlanmasına ilişkin esas, usûl ve ilkelerin belirlenmesi amacıyla uluslararası muhasebe standartları ile büyük ölçüde uyumlu "Muhasebe Uygulama Yönetmeliği" ve buna ilişkin on sekiz adet tebliğ yürürlüğe girmiştir.

58 inci Hükümetin Acil Eylem Planında yer alan özel finans kurumlarının hukukî alt yapılarının güçlendirilmesi ve denetimleri ile finansal sistem içindeki rollerinin artırılmasına ilişkin hüküm çerçevesinde, özel finans kurumlarına tevdi edilen tasarrufların güvence altına alınması ve söz konusu kuruluşların bankalarla eşit rekabet koşullarına sahip olmaları hususları 4672 sayılı Kanun ile Bankalar Kanununda düzenlenmiştir.

Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının finansal sektörle ilgili kısmının bankacılık bölümünde, Programın temel hedefinin etkin, uluslararası ölçekte rekabet edebilir ve sağlıklı bir bankacılık sistemine geçişi sağlamak olduğu belirtilmiştir. Programda, mevduat sigortası sisteminin iyileştirilmesi amacıyla, finansal sistemde ve finansal göstergelerde istikrarın sağlanmasına bağlı olarak tam garanti uygulamasının belirli bir takvim dâhilinde kaldırılması, risk bazlı gözetim uygulamasına geçilerek bankacılık gözetiminin güçlendirilmesi ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun alacak tahsilatının hızlandırılması konuları ana hedefler arasında gösterilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda, 5 Temmuz 2004 tarihinden itibaren uygulanmak üzere tasarruf mevduatı ile tasarruf mevduatı niteliğini haiz altın depo ve döviz tevdiat hesaplarının anapara ve faiz toplamlarının elli milyar TL'ye kadar olan kısmı sigorta kapsamına alınmıştır. Buna paralel olarak, daha önceden tasarruf mevduatı ile tasarruf mevduatını haiz altın depo ve döviz tevdiat hesapları toplamının tamamı üzerinden üçer aylık dönemler itibarıyla onbinde onikibuçuk olarak ödenen sigorta priminin, 30 Eylül 2004 tarihinden geçerli olmak üzere, yine anılan hesaplar toplamının yalnızca sigortaya tâbi kısmı üzerinden üçer aylık dönemler itibarıyla onbinde onbeş olarak hesaplanacağı öngörülmüştür.

59 uncu Hükümet Programında ise, finans sektörünün ödemeler mekanizması, servet biriktirmeye yardımcı olma ve finansal güven sağlama rol ve fonksiyonunun uluslararası standartlara yükseltilmesi, bu çerçevede, rekabet derecesine ve ekonomik birimlerin ihtiyaçlarına uygun finansal ürün veya hizmet sunabilme yeteneğine, fon toplama ve fon kullandırma süreci ya da mekanizmasına evrensel içerik ve kalite kazandırılması, sektörün uluslararası standartta kurumsal ve fonksiyonel alanda derinleşmesinin sağlanması ve finans sektöründe olası kötü yönetimlerin topluma maliyet yüklemesini önleyici tedbirler alınması öngörülmüştür.

2003 yılının Ekim ayında kabul edilen 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usûllerin düzenlenmesi amaçlanmış ve 59 uncu Hükümet Programında da yer alan etkin ve şeffaf bir finansal sistemin oluşturulmasını teminen kamu hizmetinden yararlananların, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmıştır.

Ayrıca, 2003 yılının Aralık ayında kabul edilen 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılması, kamu yönetiminde hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere kamu bütçelerinin hazırlanması, uygulanması, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesi, raporlanması ve malî kontrolü düzenlenmiştir.

4389 sayılı Bankalar Kanunu, yurt içinde ve yurt dışında yaşanan gelişmelere uyum sağlayabilmek amacıyla beş yıl içerisinde sekiz defa değişikliğe uğramıştır. Bu süreçte, alt düzenlemelerin kanunî temelinin güçlendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Öte yandan, dünyada oluşan yeni finansal mimari, güven ortamının tesis edilmesini, finansal serbestleşmenin tamamlanmasını, finansal piyasaların tarafları arasında rekabet ortamının sağlanmasını, şemsiye denetimine geçilmesini ve iyi yönetimin hâkim kılınmasını zorunlu kılmıştır. Bu çerçevede;

- Piyasaların etkin, düzenli ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmasını, - Finansal hizmetlerden yararlanan bireysel müşterilerin haklarının gözetilmesini, - Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kurumsal yapısının, görev ve sorumluluklarının piyasa ihtiyaçlarına duyarlı ve esnek bir yapıya kavuşturulmasını, - Bankaların, finansal holding şirketlerinin, finansal kiralama şirketlerinin, faktoring şirketlerinin, finansman şirketlerinin ve finansal piyasalarda faaliyet gösteren Kurulca belirlenecek diğer kuruluşlar ile bunlara destek hizmeti sağlayan kuruluşların faaliyetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi fonksiyonlarının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bünyesinde toplanmasını, - Kanun kapsamındaki kuruluşların yönetim ve organizasyon yapılarının duyarlı, esnek ve diyalog tabanlı hâle getirilmesini, - Kurumsal yönetim ilkeleri hayata geçirilerek iyi yönetimin hâkim kılınmasını, - Türk bankacılık sisteminin uluslararası piyasalarla bütünleştirilmesini, - Kurum içi ve Kurum dışı denetim ve gözetim unsurlarının bütünleştirilmesini, - Kuruluş ve faaliyet izinlerinin ihtiyatlı denetimin bir parçası hâline getirilmesini, - Finansal piyasaların değişen koşullarına cevap verebilecek yeterli esneklikte bir denetim ve gözetim sistemi ile düzenleme yapısının oluşturulmasını, - Finansal sistemin tarafları arasında şeffaflık ve eşitlik gibi genel ilkelerin gözetilmesini, - Finansal piyasalarda güven ve istikrarın yerleştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını, - Finansal piyasalarda risk doğurucu gelişmelerin öngörülebilmesini, - Bankacılık sektöründe işlem ve aracılık maliyetlerinin azaltılmasını, - Kurumun strateji ve politikalarının finansal piyasalara ilişkin yol haritalarının izlerini taşımasını, - Kurumun ilgili merciler ile bilgi paylaşımının belirli esaslar üzerine inşa edilmesini, Amaçlayan, Avrupa Birliği direktifleri, uluslararası ilkeler ve standartlar ile uyumlu olarak bu Tasarı hazırlanmıştır.

Avrupa Birliği direktifleri ile plân ve programları, Hükümet plân ve programları, Ulusal Program, bankacılık sektörüne ve bankalara ilişkin muhtelif raporlar, Avrupa Birliği ülkelerinin bankacılık veya finansal kuruluş kanunları, uluslararası ilkeler ve standartlar, meslekî ilkeler, kazai ve ilmî içtihatlar, doktrindeki görüşler, mahkeme kararları gibi kaynaklar çerçevesinde mevcut sorunları çözümlemeyi ve geleceğe yönelik politikalar ile başlangıç noktaları oluşturmayı hedefleyen, şeffaflık ilkesi çerçevesinde anlaşılır ve açık bir şekilde kaleme alınan bu Tasarı ile getirilmek istenen yenilikler aşağıda belirtilen şekilde özetlenebilir.

1. "Özel finans kurumları" unvanı "katılım bankaları" olarak değiştirilmiş, Kanunun kapsamı finansal holding şirketleri, kuruluş birlikleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu da içerecek şekilde genişletilmiş ve diğer finansal kuruluşlar ile bağımsız denetim, değerleme ve destek hizmeti kuruluşlarının düzenlenmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümler ihdas edilmiştir.

2. Kanunun daha iyi anlaşılabilmesi ve uluslararası terim birliğine uyum sağlanabilmesi amacıyla, kapsam maddesi paralelinde tanımlar maddesi de genişletilmiştir. Bu çerçevede, kalkınma ve yatırım bankası, Fon bankası, katılım bankası, finansal kuruluş, finansal holding şirketi, merkez şube, kontrol, nitelikli pay, hâkim ortak, yöneticiler, tasarruf mevduatı, özel cari hesap, katılma hesabı, katılım fonu, destek hizmeti kuruluşu ve kıyı bankacılığı gibi kavramlar Kanuna eklenmiş ve Avrupa Birliği direktiflerine uygun olarak tanımlanmıştır.

3. Bankaların gerçekleştirebilecekleri faaliyet konuları, Avrupa Birliği direktiflerine uyumlu olarak, finansal kuruluşların tanımlanabilmesi ile etkin gözetim ve denetimin kapsamının belirlenebilmesi amacıyla açık bir şekilde sıralanmıştır.

4. Bankaların kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin verilecek izinler daha kapsamlı, açık ve ihtiyatlı denetimin bir parçası olarak tasarlanmış, izin başvurularının reddi ile verilen izinlerin iptali kurumsal yönetim hükümleri ve koruyucu hükümler ile ilişkilendirilerek Avrupa Birliği direktifleri ile uyumlu hâle getirilmiş ve şeffaflık ilkesi doğrultusunda ret kararlarının gerekçeli olarak bildirimi esası benimsenmiştir.

5. Avrupa Birliği direktifleri ve Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi ilkeleri ile uyumlu olarak bankalarda kuruluş aşamasında aranan şartlara, icra edilecek faaliyet konularının, organizasyon, yönetim ve malî yapılarına uygun olması ve Kurumun etkin ihtiyatlı denetimini engellemeyecek şeffaf ve açık bir ortaklık ve organizasyon yapısına sahip olması; konsolide denetimi engelleyecek herhangi bir hususun bulunmaması, yönetim kurulu üyelerinin bu Kanunda öngörülen kurumsal yönetim kapsamında aranan nitelikleri haiz olmaları ve öngörülen faaliyet konularına ait iş planlarını, kuruluşun mali yapısı ile ilgili projeksiyonlarını sermaye yeterliliğini de içerecek şekilde, ilk üç yıl için bütçe planını ve yapısal örgütlenmesini gösteren bir faaliyet programını iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemi de dahil olmak üzere ibraz etmesi ilâve edilmiştir.

6. 4389 sayılı Bankalar Kanununun banka kurucularında aradığı şartlara ilişkin hükümlerin yanı sıra, Avrupa Birliği direktifleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi ilkelerine uygun olarak, kurucuların işin gerektirdiği dürüstlük ve yeterliliğe sahip olmaları, tüzel kişi kurucuların risk grubu yapısı ile ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması esasları getirilmiştir.

7. Şeffaflık ilkesi kapsamında ana sözleşmenin bankaların internet sayfasında yayınlanması öngörülmüştür.

8. Bankaların sermaye artışlarında, malî yapılarının gerçek anlamda güçlendirilmesi amacıyla, sermayeye ilâve edilmesine izin verilen kaynaklar hariç olmak üzere sermayenin iç kaynaklara başvurulmadan nakden ödenmesi yükümlülüğü getirilmiş ve artırılan sermayenin her türlü muvazaadan ari olması zorunlu kılınmıştır.

9. 4389 sayılı Bankalar Kanununa paralel olarak bankalarda nitelikli paya sahip ortakların kurucularda aranan nitelikleri taşıması şartı öngörülmüş ve buna ilâveten uluslararası standartlar dikkate alınarak, bu niteliklerin kaybı hâlinde ortaklık haklarının kullanımına ilişkin esaslar hüküm altına alınmıştır.

10. 4389 sayılı Bankalar Kanununa paralel olarak bankalardaki dolaylı pay sahipliği yapısının izlenmesi amacıyla sermayede yüzde on veya daha fazla oranda pay sahibi olan tüzel kişi ortakların ortaklık yapısında Kanunda öngörülen oranlarda meydana gelen değişiklikler Kurulun iznine bağlanmıştır. Buna ilâveten, izinsiz pay devirlerinde bu tüzel kişi ortağın temettü hariç ortaklık haklarının Fon tarafından kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.

11. Bankalar için kurumsal yönetim ilkeleri ihdas edilmek suretiyle yönetim kuruluna denetim ve gözetim faaliyetlerinin yerine getirilmesi hususunda yardımcı olacak ve icrai görevi bulunmayan yönetim kurulu üyeleri arasından seçilecek asgarî iki kişilik denetim komitesinin tesis edilmesi öngörülmüştür.

12. Bağımsız denetim, iç denetim, iç kontrol ve risk yönetimine ilişkin hükümler uluslararası uygulamalarla uyumlu, gözetimi ve ihtiyatlı denetimi destekler hâle getirilmiştir. Bankaların dışarıdan alacakları hizmetlerinin teminine ve icrasına ilişkin esas ve usûllerin, Avrupa Birliği ve uluslararası uygulamalara paralel hâle getirilebilmesini teminen Kurula düzenleme yetkisi verilmiştir.

13. Bağımsız denetim, değerleme ve destek hizmeti kuruluşlarının verdikleri hizmetlerden doğabilecek zararları karşılayabilmeleri amacıyla sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu hâle getirilmesi öngörülmüştür.

14. Bankaların finansal raporlama sistemleri ile teşvik edici ve caydırıcı hükümler arasında bağ kurulmuş ve raporlama sistemi kurumsal yönetimin bir parçası hâline getirilmiştir.

15. Bankalar tarafından hazırlanan finansal raporlardan Kurulca belirlenecek olanların, doğru, anlaşılabilir ve finansal bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek şekilde hazırlanması ve finansal raporlama sürecinde üst düzey yönetimin etkin gözetiminin sağlanması amacıyla bunlardan sorumlu yöneticiler belirlenmiştir.

16. Bankaların, statülerine, yönetim ve organizasyon yapılarına, insan kaynaklarına, faaliyetlerine, finansal durumlarına, yönetimin değerlendirmeleri ve geleceğe yönelik beklentilerine ilişkin bilgileri, finansal tablolarını, özet yönetim kurulu raporunu ve bağımsız denetim raporunu da içeren yıllık faaliyet raporu hazırlamaları zorunlu tutulmuştur.

17. Banka yönetim kurulunun hesap verilebilirliğinin sağlanması, kredi açılmasında banka içi ihtiyatlı politikaların oluşturulması amacıyla kredi açmaya ilişkin yönetim kurulunun sorumluluklarına, kredi açma yetkisinin devrine, kredi işlemlerine ilişkin değerlendirme ve karar ve süreçlerine ilişkin usûl ve esaslara yer verilmiş, maddeye aykırı olarak verilen kredilerin özkaynak hesabında indirim kalemi veya ilâve özkaynak temin edilmesi suretiyle giderilmesi öngörülmüştür.

18. Bankaların açtıkları krediler nedeniyle maruz kalacakları riskleri etkin bir şekilde ölçebilmeleri, izleyebilmelerini teminen gerekli bilgi ve belgeleri almalarının sağlanması ve müşteriler tarafından da bu bilgi ve belgelerin verilmesi zorunluluk altına alınmıştır.

19. Bankaların vermiş oldukları kredilere ilişkin olarak ihtiyatlı bir yönetim politikası uygulamalarını sağlamak amacıyla, doğmuş veya doğması muhtemel zararların karşılanması ve bunlar dışında kalan varlıkların değer azalışları için yeterli düzeyde karşılık ayrılmasına, aktiflerin kalitesine ve sınıflandırılmasına, garantilerin ve teminatların alınmasına, bunların değerinin ve güvenilirliğinin ölçülmesine, takibe alınan kredilerin izlenmesine ve vadesi dolmuş kredilerin geri ödenmesine ilişkin politikaları oluşturmaları öngörülmüştür. Ayrıca, bankaların hem maliyetlerini azaltıcı bir unsur hem de ihtiyatlı kredi yönetimlerini teşvik etmek amacıyla bu madde uyarınca ayrılan karşılıkların tamamının, ayrıldıkları yılda kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak indirilmesi öngörülmüştür.

20. Bankaların öngörülen sınırlamalara ve standart oranlara ilişkin raporlarının sadece dönem sonlarında gönderilmesi yerine, eşiklere erişilmesi veya aşılması hâllerinde de ilgili raporlama dönemi beklenmeksizin bildirilmesi koruyucu hükümler çerçevesinde zorunlu tutulmuştur.

21. Bankaların koruyucu düzenlemeler çerçevesinde standart oranlara uymaları zorunlu kılınmış ve bunlara ilişkin olarak almaları gereken tedbirler performansları ile ilişkilendirilmiştir.

Ayrıca, ilgili tarafların hak ve yükümlülüklerini ilgilendiren bir merkez kavram ve bir işlem temeli olduğundan, faaliyetlerin güvenilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayan sermaye yeterliliğine ilişkin hükümler Kanunda yer almıştır. Sermaye yeterliliğinin asgarî düzeyi, diğer ülke uygulamalarına paralel olarak ve şeffaflık açısından yüzde sekiz olarak belirlenmiştir.

Bankaların etkin denetimi kapsamında malî bünyelerinin yakından takibi amacıyla bankalar için asgarî likidite yeterliliği öngörülmüştür.

22. Bir gerçek veya tüzel kişiye ya da risk grubuna veyahut bankanın da içinde bulunduğu risk grubuna kullandırılabilecek kredilerin özkaynaklara oranı Avrupa Birliği direktifleri ile tam uyumlu hâle getirilmiştir.

23. Bankaların malî güçlerinin korunması amacıyla, bankalarca münhasıran çalışanlarına ait olmak üzere sağlık ve sosyal yardım, emeklilik, ihtiyat ve tasarruf sağlama amaçlarıyla kurulan vakıf ve sandıklara açıklarının kapatılması için kaynak aktarılamayacağı öngörülmüştür.

24. Bankaların kaynaklarının istismar edilmesinin önlenmesi, bankaların emin bir şekilde çalışmasının sağlanması ve malî güçlerinin korunması amacıyla, bağış sınırlarına ve örtülü kazanç aktarımına ilişkin hükümler ihdas edilmiştir.

25. Avrupa Birliği ülkeleri uygulamaları ile uyumlu olarak, mevduat bankalarının nezdlerindeki mevduatı yalnızca sigortaya tâbi kısım üzerinden sigorta ettirmeleri ve bu tutar üzerinden tasarruf mevduatı sigorta primi ödemeleri hüküm altına alınmıştır.

26. Etkin bir gözetim ve ihtiyatlı denetim yapısı oluşturmak amacıyla Kurumun, bankalardan her türlü bilgi ve belge istemesine ilişkin hükümler, Avrupa Birliği direktifleri ile uyumlu hâle getirilmiştir. Ayrıca, risk odaklı konsolide denetim, sadece yurt içi ve uzaktan denetimin değil, sınır ötesi ve yerinde denetimin de bir parçası hâline getirilmiştir.

27. Bankanın faaliyetlerinin güvenilirliğini ve sürekliliğini olumsuz etkileyecek olan hususlar açık bir şekilde belirlenmiş ve bu hususların konsolide veya konsolide olmayan bazda yapılan denetimler esnasında Kurumca tespiti hâlinde, alınması gereken kısıtlayıcı, düzeltici ve iyileştirici önlemler ile ilişkilendirilerek açık ve kapsamlı bir şekilde ihdas edilmiştir.

28. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun koordinasyonunda, Fon, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankasının müşterek değerlendirmesi sonucunda sistemik risk tehlikesinin tespit edilmesi hâlinde, Bakanlar Kurulunun olağanüstü tedbirleri belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

29. Bankacılık sırrına ilişkin hükümler Avrupa Birliği ülkeleri uygulamaları ile paralel hâle getirilmiştir 30. Bankalar ile bunların mensupları için etik ilkelerin ihdas edilmesi ve uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi öngörülmüştür.

31. Bankaların müşterilerinin haklarını korumak amaçlı olarak müşteri haklarına ilişkin hükümler Kanunda ihdas edilmiştir.

32. Finansal holding şirketlerinin Kanunun uygulanmasında tâbi olacağı hükümler sayılmış ve bu şirketlerin esas itibarıyla diğer ortaklıklara iştirak edecek olması sebebiyle, Kanunda yer alan oran ve sınırların bu şirketler açısından sadece konsolide esasta uygulanması öngörülmüştür.

33. Bankaların dayanışma, birlik ve mesleklerinin gerektirdiği vakar ve disiplin içinde ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak çalışmalarının sağlanması ve haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kuruluş birliklerine ilişkin hükümler zenginleştirilmiştir.

34. Finansal sektörde gerekli yeterliliğe sahip olmayan kuruluşların sistemden çıkarılmalarını, finansal istismarların engellenmesini, finansal piyasaların şeffaflığının ve istikrarının sağlanmasını, bankaların yeniden yapılandırılmasında siyasi tercihlerden bağımsız, tarafsız ve rekabet kurallarına uygun olarak karar alınmasını, finansal piyasalara güven verilmesini, denetim ve gözetim sisteminin etkinliğinin artırılmasını ve bu amaçla bağımsız karar mekanizmalarına kavuşturulmasını teminen, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun idarî ve malî özerkliği vurgulanmıştır.

35. Denetim ve gözetim sisteminin bir parçası olan Kurumun gözetimine ilişkin esaslar düzenlenmiş, Kurumun denetimine tâbi kuruluşlarda denetim yapma yetkisi bulunanlar tarafından düzenlenen rapor ve mütalaaların bir suretinin anılan kuruluşlarca Kuruma gönderilmesi zorunlu tutulmuştur.

36. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun daha etkin, verimli, şeffaf ve hesap verebilir şekilde çalışmasını öngören hükümler ihdas edilmiştir. Yerinde ve uzaktan denetim faaliyetlerinin biçim ve içeriklerinin ilgili taraflarca izlenebilmesi amacıyla, Kurum tarafından hazırlanacak yönetmelik çerçevesinde yürütülmesi hüküm altına alınmıştır. Hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkesi çerçevesinde, Kurumun sahip olduğu bilgilerin ilgili taraflarca nasıl paylaşılacağı Kanunda açık hâle getirilmiştir. Finansal piyasaların bir bütün olduğu düşüncesiyle işbirliği ve bilgi paylaşımını öngören bir yapı kurulmuştur. Kurumun düzenleme ve denetleme fonksiyonunun kapsamı; finansal holding şirketlerini, finansal kiralama şirketlerini, faktoring şirketlerini ve finansman şirketlerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

37. Bankaların sağlıklı bir rekabet ortamında kârlı, verimli ve rasyonel çalışmalarının sağlanması, etkin ve şeffaf bir finansal sistemin oluşturulması suretiyle malî piyasalarda bütünleşmenin sağlanması, finansal piyasalara ilişkin düzenlemelerin ilgili taraflarla istişare edilerek hazırlanması hususlarında Kurumun strateji belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

38. Denetimin etkinliğini artırabilmek amacıyla, Kurum Başkanının Kurumun mesleki personelini oluşturan bankalar yeminli murakıp ve yardımcıları, bankacılık uzman ve yardımcıları, bilişim uzmanı ve yardımcıları, hukuk uzmanı ve yardımcıları arasından uygun göreceği bir denetim ekibini yerinde denetimle görevlendireceği hükme bağlanmıştır.

Başkanın gerekli gördüğünde ve özellik arz eden konularda bağımsız denetim kuruluşlarını ilgili konu hakkında inceleme yapılması için görevlendirme yetkisini haiz olduğu öngörülmüştür.

39. Finans piyasalarındaki güven ve istikrarın teminine yönelik olarak politika önerilerinde bulunmak, finans sektörünü ilgilendiren konulara ilişkin görüş bildirmek üzere, kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu nezdinde, Kurum, Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurulu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, menkul kıymetler borsaları ve kuruluş birliklerinden temsilcilerin katıldığı, Avrupa Birliği ülke uygulamalarında da benzer örnekleri görülen "Finansal Sektör Komisyonu" adı altında bir komisyon oluşturulması öngörülmüş ve çalışma usûl ve esaslarının üye kurumların uygun görüşleri alınmak suretiyle Kurul tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.

40. Finans sektörünün düzenli bir şekilde işleyişi, denetimi ve piyasa riskinin yönetimi, hukuk kurallarına uyumun yanısıra yurt içi para, kredi ve bankacılık politikalarının yürütülmesiyle ilgili merciler ile yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili ve Kurum muadili merciler arasında bilgi alışverişinde bulunmasını gerektirdiğinden, söz konusu otoriteler arasında işbirliğine ilişkin esaslar belirlenmiştir.

41. Kurum ile Fon arasında azamî düzeyde işbirliğinin temini amacıyla, Kurum Başkanı ve başkan yardımcıları ile Fon Başkanı ve başkan yardımcılarından teşekkül eden bir Eşgüdüm Komitesinin kurulması öngörülmüştür.

42. Gözetim sisteminin en önemli araçlarından biri olan, bankalar tarafından gönderilen raporların zamanında, doğru ve kontrol hataları içermeyecek bir şekilde Kuruma tevdii amacıyla bu tür işlemler idarî cezaya tâbi tutulmuştur.

43. Bu Kanunla getirilmiş olan bağış sınırlarına uyulmaması hâlinde sınırı aşan miktar kadar idarî para cezası uygulanması öngörülmüştür.

44. Kanun kapsamında belirlenmiş olan pay edinim veya pay devirlerine, sorumluluk sigortasına ve konsolide finansal raporlara ilişkin maddelerde banka dışı kişilere getirilen yükümlülüklerin ihlali hâlinde bu kimselere idarî para cezası uygulanması benimsenmiştir.

45. Bankaların işlemlerinin kayıt dışı bırakılmasının, gerçek mahiyetlerine uygun düşmeyen bir şekilde muhasebeleştirilmesinin ve kanunî ve yardımcı defter ve kayıtları, şubeleri, yurt içi ve yurt dışındaki muhabirleri ile hesap mutabakatı sağlanmadan yıl sonu bilançolarının kapatılmasının önlenmesi amacıyla, fiilin işleyişindeki kasıt veya finansal tablolarında yaratacağı etkinin önemine bağlı olarak işlemleri kaydetmekle veya muhasebeleştirmekle görevli kişilere gönderilmesi gereken bilgi ve belgeleri göndermeyen veya gereken talimatları vermemek suretiyle işlemlerin kayıt dışı bırakılmasına sebep olan veya finansal tabloların önemli oranda değişmesini sağlayacak şekilde yıl sonu bilançolarını kapatan kişilere hapis ve adlî para cezası uygulanması öngörülmüştür.

46. Denetim ve gözetim uygulamalarında yararlanılan verilerin teknolojideki gelişmelere bağlı olarak çoğunlukla bilişim sistemleri içerisinde tutulması ve finansal raporların bu sistemler aracılığıyla hazırlanması nedeniyle Kanuna tâbi kuruluşlarda bilişim sistemlerinin güvenli bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla, bilişim sistemindeki verileri ve finansal raporlama ile ilgili diğer her türlü unsurları, bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişilere hapis cezası uygulaması getirilmiştir.

47. Bu Kanunla getirilmiş olan örtülü kazanç aktarma ve edinme hükmüne aykırı davrananlar ile örtülü kazanç elde edenlere hapis ve adlî para cezası uygulanması öngörülmüştür.

48. 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 44 üncü maddesinde değişikliğe gidilerek, Kanun kapsamındaki kuruluşların ve bunların müşterilerinin risk durumlarının izlenmesi, ölçülmesi, müşterilerin malî gücünün düzenli olarak analiz edilmesi, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasının sağlanması ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması hususları gözetilerek ve 2007 yılı itibarıyla uygulanmaya başlanacak olan Basel II'de risk yönetimine atfedilen önem dikkate alınarak, Merkez Bankası bünyesinde bulunan Risk Merkezinin toplayacağı bilgilere ve bu bilgilerin Kurum ile Merkez Bankası arasında paylaşımına ilişkin usûl ve esaslar yeniden düzenlenmiştir.

Madde gerekçeleri

Tasarı/teklif madde 1

→ yürürlükteki madde 1

Bankalar, ortaklarına kâr dağıtmakla görevli ticari kuruluşlar olmanın yanında günlük hayatın her safhasına girmeleri nedeniyle vazgeçilmez bir konuma sahip, kamu düzeni ve kamu yararı ile sıkı ilişki içinde olan kuruluşlardır. Ülkelerin yasama organları, finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin gözetilmesine yönelik olarak yasalar yapmaktadır. Bu yasalar ile tasarrufları koruyucu önlemler getirilmekte, birer güven ve itibar müessesesi olan bankaların likidite, emniyet ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde faaliyet göstermelerini ve etkin bir şekilde denetlenmelerini sağlayacak hükümler düzenlenmektedir.

Maddede belirtildiği üzere bu Kanunun amacı öncelikle Kanunun kapsam maddesinde zikredilen kuruluşların faaliyette bulunduğu finansal piyasalarda güven ve istikrarı sağlamaktır. Finansal piyasalarda güven, piyasaların etkin, düzenli ve dürüst bir şekilde çalıştığına olan inanç şeklinde görülmektedir. Sözünde durma, basiretli davranma, itibar sahibi olma bu güvenin tezahürleridir. Finansal piyasalarda güven, açık ve kapsamlı piyasa standartlarının oluşturulması, finansal suçların azaltılması, yeterli derinlik ve likiditeyi haiz piyasaların tesis edilmesi, ulusal ve uluslararası değişikliklere uyum sağlayan ve yatırımcılara güven veren sistemlerin oluşturulması suretiyle sağlanır.

Finansal piyasaların temel işlevi, fon arz edenler ile fon talebinde bulunanlar arasında aracılık yapmaktır. Bu piyasalara gerekli ve yeterli fonun arzı, piyasaların güvenilir ve istikrarlı olmasına bağlıdır. Finansal piyasada istikrar; fiyatlamada, kaynak aktarmada ve krizlerde finansal araçların etkin bir şekilde çalışmasının sağlanması ve bunun kendi kendini iyileştiren sistemler yoluyla sürdürülmesi olarak görülmektedir.

Finansal istikrarı sağlamak için, finansal piyasaların aktörlerinin davranışlarına yönelik düzenlemeler yapılması ve bu çerçevede piyasaların etkin işleyişini sağlayacak denetimler icra edilmesi zorunludur. Finansal piyasalarda güvenin tesisi, finansal sistemi koruyacak güvenceler verilmesini, kamunun aydınlatılmasına yönelik düzenlemeler yapılmasını, piyasalara yeterli, anlaşılabilir, doğru ve zamanında bilgi verilmesini, uluslararası standartlara uygun muhasebe ve raporlama uygulamalarının geliştirilmesini gerektirmektedir.

Bu Kanunun diğer bir amacı kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Genel olarak, kredi sisteminde etkinlik, bankaların tasarruf sahipleri ve yatırımcılar arasındaki finansal aracılık işlevini yerine getirmesi ve tasarrufların üretken yatırımlara dönüştürülmesi olarak kabul edilebilir. Bu Kanunun uygulamasında, mevduat ve kredi faizleri arasındaki farkın azalması, verilen hizmetlerin çeşitliliğindeki zenginlik, ödemelerin hızlı ve maliyetsiz bir şekilde geçekleştirilmesi ve fonların üretken yatırımlara aktarılması gibi göstergeler kredi sisteminin etkinliğinin delaleti olarak kabul edilmektedir.

Bu Kanunda amaçlanan diğer bir unsur ise tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumaktır. Hak kavramı, bu Kanun ile hukuk düzeni tarafından korunan menfaat, tanınan yetki, davranış özgürlüğü ve tanınan ayrıcalık gibi anlamlara gelebilir. Tasarrufların korunmasının amacı, tasarruf sahiplerinin güven duygusu içinde bankalara para yatırmalarını sağlamaktır. Genel anlamda, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması, bankaların işlevlerinin gerektirdiği malî güç ve itibarı haiz olarak mevzuata, bankacılık ilke ve teamüllerine uygun, emniyetli, seyyal ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlayacak ortamın tesisi ile mümkün olur. Daha özel anlamda tasarrufların korunması, tasarruf sahibini korumaya yönelik mevduatın sigortalanması suretiyle tasarruf sahiplerine diğer alacaklar karşısında bir imtiyaz tanınmasıdır. Fakat bu imtiyaz sadece sigortalı mevduatın korunması anlamındadır. Bu ise bir bankanın tasfiyeye tâbi tutulması durumunda tasarruf sahiplerine sigorta kapsamındaki mevduatlarının geri ödenmesi şeklinde tezahür etmektedir. Tasarrufların sınırsız güvence altında olmasının güvende aldanmaya yol açacağı ve piyasa disiplinini bozucu etkileri olacağı dikkate alınarak, tasarrufların kısmi güvenceye tâbi olması gerektiği ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatleri ile kredi sisteminin etkin işleyişinin, gerekli ortamı sağlamak ve bunun için uygun tedbirleri almak yoluyla sağlanabileceği tâbiidir.

Tasarı/teklif madde 2

→ yürürlükteki madde 2

Maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrası açık hâle getirilmiştir. Finansal bütünleşmeyi ve konsolide denetimi sağlamak üzere finansal holding şirketleri Kanun kapsamına dâhil edilmiştir. Buna göre, Kanunun kapsamı, Türkiye'de kurulu mevduat bankaları, katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları, yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubeleri, finansal holding şirketleri, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile bunların faaliyetleri olarak belirlenmiştir.

Özel kanunlarla kurulmuş olan bankaların Kanun kapsamındaki durumlarına ilişkin hüküm bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki hâli ile korunmuştur.

Tasarı/teklif madde 3

→ yürürlükteki madde 3

Kanunda öngörülen yapıların, süreçlerin, sistemlerin daha iyi anlaşılabilmesi, anlam bütünlüğünün ve terim birliğinin sağlanması, Kanunun takibinin kolaylaştırılması amacıyla, sıklıkla geçen temel kavramlar tanımlanmıştır. Avrupa Birliği direktifleri dikkate alınarak Fon, kredi kuruluşu, kuruluş birlikleri, banka, mevduat bankası, katılım bankası, kalkınma ve yatırım bankası, finansal holding şirketi, şube, merkez şube, fon bankası, finansal kuruluş, kontrol, ana ortaklık, bağlı ortaklık, nitelikli pay, hâkim ortak, yöneticiler, mevduat, tasarruf mevduatı, özel cari hesap, katılma hesabı, katılım fonu, destek hizmeti kuruluşu ve kıyı bankacılığına ilişkin tanımlar yapılmıştır. Özel finans kurumu unvanı işin niteliği de dikkate alınarak katılım bankası olarak değiştirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 4

→ yürürlükteki madde 4

Bankalarca gerçekleştirilebilecek faaliyetler, Avrupa Birliği direktiflerinde ve uluslararası uygulamalarda olduğu gibi, faaliyet konularına ilişkin belirsizliklerin giderilmesi ve bankaların faaliyet bazında münferiden değerlendirilebilmesi için belirlenmiştir. Faaliyet konuları, izin işlemleri ve Kurumun denetimleri sonucunda alınacak tedbirler ile ilişkilendirilmiştir.

Bankalarca gerçekleştirilebileceği öngörülen faaliyetlerin diğer kanunlar ile Sermaye Piyasası Kurulu, Hazine Müsteşarlığı gibi yetkili mercilerin iznine tâbi tutulmuş ise, bu merciler gerekli izin ve denetim süreçlerini devam ettireceklerdir. Bu amaçla, ilgili kanun hükümlerinin saklı olduğu ifade edilerek söz konusu faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için izin ve denetim süreçlerinin ilgili kurumlarca denetleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bankalar gerekli izin sürecini müteakiben söz konusu faaliyetlerini gerçekleştirebileceklerdir. Diğer taraftan, bankalar için birincil denetim otoritesi olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun görev ve yetki alanını belirginleştirmek ve bankaların temel faaliyetlerini belirlemek açısından bu maddenin ihdasına ihtiyaç duyulmuştur.

Ayrıca, maddenin son fıkrasında, bankaların mevcut durumları da gözetilerek nevileri itibarıyla gerçekleştiremeyecekleri faaliyetler belirtilerek, nevileri aynı olan kuruluşlar arasında adil bir rekabet ortamı tesis etmek ve tasarruf sahiplerine benzer düzeyde koruma sağlamak için her bir kuruluş nevi arasındaki ayrım kesinliğe kavuşturulmuştur.

Maddede geçen aracılık, bankalar tarafından bu faaliyet kapsamında, kendi nam ve hesabına, başkası nam ve hesabına veya kendi namına başkası hesabına hareket etmeyi ifade etmektedir.

Tasarı/teklif madde 5

→ yürürlükteki madde 5

Kanunun uygulanmasında, pay sahipliğinin etkin bir şekilde izlenebilmesi için dolaylı pay sahipliğinin belirlenmesine dair bu hüküm ihdas edilmiştir. Bu madde hükmüne göre, Kanunun uygulanmasında gerçek kişilere ait dolaylı pay sahipliğinin belirlenmesinde, gerçek kişiler, bunların eş ve çocukları ile sınırsız sorumlulukla katıldıkları ortaklıklara veya bu kişi veya ortaklıkların ayrı ayrı veya birlikte kontrol ettikleri ortaklıklara ait paylar birlikte dikkate alınacaktır. Tüzel kişilere ait dolaylı pay sahipliğinin belirlenmesi ile ilgili olarak, bunlara ait paylar ile bunların sermayesini veya yönetimini kontrol ettikleri ortaklıklara ait payların birlikte hesaplanması hüküm altına alınmıştır. Bununla bankaların ortaklık yapısının, genel kurulda doğrudan oy kullanan kişilerden ziyade, oyların aynı yönde kullanılmasına sebep olan aile ve ortaklık ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle yönetim ve denetimin belirlenmesinde veya işleyişinde etkili olan kişilerin tespiti amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 6

→ yürürlükteki madde 6

Bankaların, denetim ve gözetime elverişli, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunabileceği, faaliyetlerini emin ve güvenilir bir şekilde icra edebilecek, finansal piyasalarda güven ve istikrara ve kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasına zarar vermeyecek bir ortaklık yapısına, iyi yönetime, yeterli malî güce, gerekli organizasyon yapısına sahip olması amacıyla, bankaların kurulmasında ve yurt dışında kurulu bir bankanın Türkiye'de ilk şubesinin açılmasında beş üyenin aynı yöndeki oyuyla Kurul izni şart koşulmuştur. Bu suretle, denetime, sektöre giriş anından itibaren başlanmış, sektörün sağlıklı bir şekilde çalışması güvence altına alınmış ve kontrolü sağlanmış olacaktır.

Söz konusu maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, izne ilişkin kararın başvurunun yapıldığı ya da başvuruda eksiklik bulunması hâlinde istenilen bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihten itibaren üç ay içinde ilgiliye bildirileceği ve eksikliklerin altı ay içerisinde giderilmemesi hâlinde başvurunun geçersiz hale geleceği hüküm altına alınmıştır. Böylece izne ilişkin sürecin uluslararası uygulamalar doğrultusunda sistemik bir yapıya kavuşturularak, tarafların hak ve yükümlülüklerinin şeffaf ve hesap verilebilir hâle getirilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 7

→ yürürlükteki madde 7

Madde ile bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7 nci maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri muhafaza edilmiştir. Bu hükümlere ilâve olarak, Avrupa Birliği direktifleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi ilkelerine uyumu teminen, bankalar tarafından icra edilecek faaliyetlerin, söz konusu kuruluşların organizasyon, yönetim ve malî yapıları ile uyumlu olmasına ve konsolide denetimi engelleyecek herhangi bir hususun bulunmamasına, yönetim kurulu üyelerinin Kanunda öngörülen kurumsal yönetim kapsamında aranan nitelikleri haiz olmalarına öngörülen faaliyet konuları ile iş planlarının, mali yapının, sermaye yeterliliğinin örtüştüğünü gösteren bütçe planına, yapısal örgütlenmeye ilişkin hükümler ihdas edilmiştir. Bu suretle kuruluş aşamasında plânlanan faaliyetleri gerçekleştirme ehliyetinden yoksun, sisteme zarar verebilecek, etkin denetimi engelleyecek, iyi yönetime sahip olmayanların, sektöre girmelerinin önlenmesi amaçlanmıştır.

Uluslararası piyasalarda rekabet edilebilirlik seviyesini artırmak amacıyla, kredi kuruluşunun ödenmiş sermayesi asgarî tutarı otuz milyon Yeni Türk Lirasına çıkarılmıştır. Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan hükümlere paralel olarak bu tutarın kalkınma ve yatırım bankaları bakımından üçte iki oranında olması şartının aranacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 8

→ yürürlükteki madde 8

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının kurucularda aranılacak şartları ihtiva eden (b) bendi hükümlerini güçlendirici nitelikte hükümler ihdas edilmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği direktifleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi ilkelerine uygun olarak, bu hükümlere ilâveten kurucuların işin gerektirdiği dürüstlük ve yeterliliğe sahip olmaları ve tüzel kişi kurucuların risk grubu yapısı ile ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması esasları getirilmiştir.

Tüzel kişiliği haiz olan kurucuların gerçek iradelerini idare ve temsile yetkili organları göstermekle birlikte, bu irade üzerinde nitelikli paya sahip gerçek kişi ortakların etkisi malumdur. Bu itibarla gerçek kişi kurucularda aranan niteliklerin tüzel kişi kurucuların gerçek kişi nitelikli pay sahiplerinde de gözetilmesi öngörülmüştür. Öte yandan tüzel kişi kurucuların ortaklık yapısı ile ortağı olduğu kuruluşların ortaklık yapılarının izlenemeyecek veya bilinemeyecek derecede karmaşık olması, bu kuruluşlar ile ilgili olarak öngörülen kredi sınırlamalarının doğru bir şekilde uygulanmasını güçleştirecektir. Yapılan bu düzenleme ile sektör ve genel ekonomi ile topluma sosyo-ekonomik yansımaları olan bu faaliyet alanında, yönetim üzerinde etkinliğe sahip olan kurucuların, yüksek değerlere sahip kişilerden oluşmasının sağlanması ve etkin denetimi engelleyecek yapılanmaların önlenmesi amaçlanmıştır.

Maddenin son fıkrası ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla kurulan kredi kuruluşları ile finansal kuruluşlar hakkında maddenin (b) ve (c) bentlerinde aranan şartların uygulanmayacağı hüküm altına alınarak, karşılaşılan sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 9

→ yürürlükteki madde 9

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7 nci maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmü esas alınarak, Türkiye'de kurulu bankalarda aranan şartlara ilişkin 7 nci madde hükümlerine paralel hükümler yurt dışında yerleşik bankaların Türkiye'de açacağı şubeler için de aranmıştır. Ayrıca, kurulu oldukları ülkedeki faaliyetlerinin, bu şubelerin yurt içindeki malî durumları ve faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde icra edilmesi ile doğrudan ilişkili olması nedeniyle, Avrupa Birliği direktiflerine uygun olarak, bankanın Türkiye'de faaliyet göstermesine ilişkin olumsuz görüşün bulunmaması ve merkezinin bulunduğu ülkede izin verilen esas faaliyetin yasaklanmış olmaması şube açma şartı olarak aranmıştır.

Tasarı/teklif madde 10

→ yürürlükteki madde 10

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 7 nci maddesinin (4) numaralı fıkrası esas alınarak Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesinin bankacılıkta etkin denetim ve gözetime ilişkin temel prensipleri çerçevesinde, malî sistemde istikrarın sürekli kılınması ve denetime tâbi olacak kuruluşların açıkça belirlenmesi için bankacılık faaliyet izni verilmesine ilişkin esaslar ve bu izin kapsamındaki faaliyetler açıkça ifade edilmiştir. Bu çerçevede, bankaların faaliyetlerine ilişkin verilecek izinler daha kapsamlı, açık ve denetimin bir parçası olarak tasarlanmıştır. Bununla, faaliyet izni için başvuruda bulunan bankaların kurucularının bu Kanunda aranan şartları haiz, malî yapısının güçlü, yasal statüsünün faaliyet alanına uygun ve önerdikleri yöneticilerin yeterli tecrübeye sahip olduğu, faaliyetlerini iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde sürdüreceği hususlarında Kurumun doğru bilgi sahibi olabileceği dinamik bir sistem oluşturulması amaçlanmıştır. Faaliyet izninin verilmesine ilişkin kararın üç ay içinde verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, faaliyet izni ile 4 üncü maddede belirtilen bütün faaliyetlerin yapılabilmesine izin verileceği ifade edilmektedir. Faaliyet konularına ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulu veya Hazine Müsteşarlığı gibi birincil yetkili otoritelerinden izin alınması gereken durumlarda, bu izinlerin alınmasını müteakiben Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu faaliyetin gerçekleştirilmesi hususunda yeterlilik arayarak faaliyet iznini verecektir.

Tasarı/teklif madde 11

→ yürürlükteki madde 11

Maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, Avrupa Birliği direktifleri ile uyumu teminen Kanunun ilgili hükümleri uyarınca verilen kuruluş izinlerinin iptaline sebebiyet veren hususlar, kuruluş izninde öngörülen amaçlar gözetilerek açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu çerçevede, iznin gerçeğe aykırı beyanlarla alınmış olması, kuruluş izninin verildiği tarihten itibaren dokuz ay içerisinde faaliyet izni için başvurulmaması, izinden vazgeçildiğinin beyan edilmesi, iznin verilmesinde aranan şartların faaliyete geçilinceye kadar kaybedilmesi veya faaliyet izninin alınamamış olması, iradî olarak 4 üncü maddede belirtilen faaliyetlerin tümünden vazgeçilmesi ve iradi tasfiyenin tamamlanması, devrolunan bankanın birleşme veya bölünme işlemlerinin tamamlanması, 107 nci madde kapsamında tasfiye veya iflas takibatının tamamlanması hâllerinden herhangi birinin gerçekleşmesi izin iptalinin gerekçelerinden sayılmıştır.

Tasarı/teklif madde 12

→ yürürlükteki madde 12

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, bu madde ile bankaların malî bünyelerinin bozulmasına bağlı olarak faaliyet izinlerinin kaldırılmasının yanında, belirli koşulları sağlayamamaları hâlinde de Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri dışında kalan faaliyet konularının tek tek sınırlanabileceği ya da faaliyet izni kapsamından çıkarılabileceği veya faaliyet izninin iptal edilebileceği hükme bağlanmıştır.

Bu koşullar; iznin gerçeğe aykırı beyanlarla alınmış olması, iznin alınmasından itibaren altı ay içinde faaliyete geçilmemesi veya bir yıl içinde kesintisiz altı ay süre ile faaliyette bulunulmamış olması, faaliyet izninin alındığı tarihten itibaren bir ay içerisinde ilgili kuruluş birliğine üye olunmaması, sisteme giriş payının kalan taksitlerinin Fon hesabına yatırılmamış olması olarak öngörülmüştür.

Yetkili ülke idarelerince, Türkiye'de şubesi bulunan yurt dışında kurulu bankaların herhangi bir nedenle faaliyet izinlerinin kaldırılması, faaliyetlerinin durdurulması, iflâs veya tasfiyelerine karar verilmesi veya konkordato ilân etmeleri durumlarında, bu şubelerin merkezden bağımsız faaliyette bulunmalarının mümkün olmaması, malî durumlarının merkezlerinden ayrı düşünülemeyeceği gerekçesiyle faaliyet izinlerinin Kurul tarafından kaldırılacağı ayrıca hükme bağlanmıştır.

Bankanın faaliyet izninin kaldırılması, Sermaye Piyasası Kurulu veya Hazine Müsteşarlığı gibi yetkili merciler tarafından verilen izinlerin de kalkmasını beraberinde getirecektir.

Maddenin son fıkrasında, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde sayılan hususların kredi kuruluşunun temel faaliyetleri olması nedeniyle bu faaliyetlerin yapılmaması yönündeki bir sınırlandırmanın faaliyet izninin kaldırılması hükmünde olduğu ifade edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 13

→ yürürlükteki madde 13

Bu madde ile Kanunda yer alan kurumsal yönetim hükümleri ve koruyucu hükümler ile Kurulca belirlenen esaslara uyulmuş olması şartıyla yurt içinde şube açılması serbest hâle getirilmiş ve böylelikle yükümlülüklerini yerine getiremeyen bankaların, genişleyen şube ağı dolayısıyla malî sistem içerisinde riske neden olmamaları amaçlanmıştır. Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan şube başına sermaye yükümlülüğü kaldırılarak etkin bir rekabet ortamının tesisi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 14

→ yürürlükteki madde 14

Kıyı bankacılığı bölgeleri de dâhil yurt dışında şube veya temsilcilik açmak, ortaklık kurmak veya kurulmuş ortaklıklara katılmak suretiyle faaliyette bulunmak için genelde pazar avantajı veya vergisel avantajlar gibi birtakım kâr maksadı taşıyan hususlar yanında bazen de ilgili ülke mevzuatının denetim ve gözetim faaliyetlerinin yetersiz olması gözetilebilmekte ve bunun sonucunda ilgili kuruluşlarca ihtiyaca uygun olmayan finansal raporlar düzenlenebilmektedir. Bu tür istenmeyen hususların engellenebilmesi amacıyla, Avrupa Birliği direktifleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi ilkeleri çerçevesinde, sınır ötesi faaliyetler izin kapsamına alınmış ve izne ön koşul olarak Kanununda yer alan kurumsal yönetim hükümleri ile koruyucu hükümlere ve Kurulca belirlenecek esaslara uyulması şartı getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 15

→ yürürlükteki madde 15

Bankalar tarafından dışarıdan destek hizmeti alınması suretiyle birtakım faaliyetler gerçekleştirilmekte, ancak gerekli kontrollerin sağlanamaması hâlinde, destek hizmeti kuruluşlarının verdiği hizmetlerde suiistimaller gözlenebilmekte veya bu tür hizmetlerdeki aksaklıklar birer itibar müessesesi olan bankaların itibar kaybına neden olabilmektedir.

Ayrıca, bankaların varlıklarının rayiç değeri ile muhasebeleştirilerek malî bilançolarına yansıtılması gerektiği durumlarda, bu değerin tespitini yapacak değerleme kuruluşlarının tarafsız, konularında uzman kuruluşlar olması, kredi kuruluşlarının gerçek malî durumlarının tespiti bakımından önem arz etmektedir.

Bankaların finansal durumlarının gerçeğe uygun olarak tasarruf sahipleri ve ilgili taraflarca bilinmesi, ülke kaynaklarının doğru ve daha verimli alanlara yönlendirilmesinin rekabet ortamının gelişmesine yardımcı olacağı malumdur. Bu nedenle, bankaların finansal tablolarının mevzuatla belirlenmiş ilke ve standartlara uygunluğunun kontrolünün yapılmasını, yönetim kuruluna raporlama, iç denetim, iç kontrol ve risk yönetimi konusunda aksaklıkların bildirilmesi suretiyle daha etkin bir yönetimin tesisine yardımcı olunmasını, bu konularda yatırımcılar ve tasarruf sahipleri ile yönetim arasındaki bilgi eşitsizliğinin giderilmesini sağlayacak mekanizmaların temini gerekmektedir. Uluslararası uygulamalarda bu husus bağımsız denetim kuruluşlarının yaptıkları denetimler ile sağlanmaktadır.

Bağımsız denetim kuruluşlarının yetersizliği veya kuruluşla aralarında bir takım menfaat ilişkilerinin varlığından kaynaklı olarak görevlerini kötüye kullanmaları, yatırımcılar ile tasarruf sahiplerinin yanılmalarına ve zarar görmelerine neden olabilmektedir. Bu tür istenmeyen hususların önlenebilmesi amacıyla, bankaların bağımsız denetim, değerleme ve destek hizmetlerini gerçekleştirecek olan kuruluşların çalışmalarına ve yetkilendirilmesine ilişkin usûl ve esasların belirlenmesi yetkisi, ilgili meslek birliklerinin de görüşlerinin alınması suretiyle Kurula verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 16

→ yürürlükteki madde 16

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 8 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası esas alınarak bu madde düzenlenmiştir. Maddede, ana sözleşme değişikliği için öngörülen izin başvurusunun Kurumca uygun bulunmaması hâlinde, genel kurulda bu konunun karara bağlanamayacağı ve durumun Ticaret Siciline kaydedilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ana sözleşme değişikliklerine ilişkin izin, onay veya olumlu görüş başvurularında sürecin hızlandırılması amacıyla yetkili merciler tarafından onbeş iş günü içinde işlemlerin sonuçlandırılması hüküm altına alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, bankaların ana sözleşmelerindeki değişikliklerin yaygın iletişim ağı olan internette yayınlanması ve sözleşmede değişiklik yapılması hâlinde değişikliğin gerçekleştirildiği tarihten itibaren on iş günü içinde güncellenmesi yükümlülüğü getirilmek suretiyle kamuoyunun aydınlatılması ve finansal kurumların şeffaflığının sağlanması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 17

→ yürürlükteki madde 17

Bu madde ile, sermaye artırımlarının her türlü muvazaadan âri olarak ve ilgili mevzuatla sermayeye ilâve edilmesine izin verilen kaynaklar hariç olmak üzere iç kaynaklara başvurulmadan nakden ödenmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Bu suretle sermaye artışının gerçek ve dış kaynak temini yoluyla sağlanması ve malî yapının gerçek anlamda güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, sermaye artırımına ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi Kurula verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 18

→ yürürlükteki madde 18

Madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 8 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri esas alınarak hazırlanmıştır. Maddede, Avrupa Birliği direktifleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesinin etkin gözetim ve denetime ilişkin temel ilkeleri çerçevesinde, bankaların sermaye yapısında meydana gelecek değişikliklerin izlenmesi amacıyla belirli oranlarda pay edinimlerinin Kurulun iznine tâbi olacağı ve ortak sayısının beşin altına düşmesine yol açan işlemler ile izin alınmadan gerçekleştirilen pay devirlerinin pay defterine kaydedilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Yönetim kuruluna üye belirleme hakkı veren payların tesisi, devri veya yeni imtiyazlı pay ihracı ise herhangi bir sınır olmaksızın Kurulun iznine tâbi kılınmıştır. Söz konusu iznin verilmesinde, bankanın doğrudan devralınan hisselerinin nominal değerinin yüzde biri oranında devir payının Fona yatırılması zorunlu kılınmıştır. Ayrıca, uluslararası standartlar dikkate alınarak kuruluşlarda nitelikli paya sahip ortakların kurucularda aranan niteliklere sahip olması şartı getirilmiş, bu niteliklerin kaybı hâlinde ortaklık haklarının kullanım esasları açıklığa kavuşturulmuştur. Getirilen bu düzenlemeler ile kuruluşların ortaklık yapılarının ve ortaklar için öngörülen hükümlere uygunluğun izlenmesi, banka kaynaklarının ortaklar tarafından suiistimaline neden olabilecek veya etkin denetimi engelleyecek yapılanmaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Buna ilâve olarak, bankalardaki dolaylı ortaklık yapısının izlenmesi amacıyla sermayede yüzde on veya daha fazla oranda pay sahibi olan tüzel kişi ortakların sermaye yapısında meydana gelen değişiklikler de Kurulun iznine tâbi tutulmuştur.

Hisseleri borsada işlem gören bankaların hisselerinin borsadan alınması ve bir bankanın hisselerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre icra dairesinden satın alınması durumunda gerçekleştirilecek işlemlerin ve bu maddenin uygulanmasına dair usûl ve esasların Kurulca belirleneceği ifade edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 19

→ yürürlükteki madde 19

Bu maddede yer alan birleşme, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 18 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası esas alınarak düzenlenmiştir. Buna paralel olarak birleşme sürecinin gerçekleştirilmesini ve ortaklık yapılarında değişiklik yapılmasını kolaylaştırmak için bölünme ve hisse değişimi maddeye dâhil edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 20

→ yürürlükteki madde 20

Maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 18 inci maddesinin (2) numaralı fıkrası esas alınmıştır. İradi tasfiye sonucunda ilân sürecini takiben iki ay içerisinde alınması için sahibi tarafından başvurulmayan aynî ve nakdî her türlü mevduat, katılım fonu, emanet ve alacakların Fona bırakılacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 21

→ yürürlükteki madde 21

Genel hukuk ilkeleri, Avrupa Birliği direktifleri ve uluslararası uygulamalar çerçevesinde izin işlemlerinin daha şeffaf hâle getirilmesi amacıyla, yapılacak başvurulara ilişkin ret kararlarının gerekçeli olarak bildirilmesi öngörülmüştür.

Maddede, denetimin etkin bir şekilde ifa edilmesine engel olabilecek nitelikte doğrudan veya dolaylı herhangi bir ilişki mevcutsa veya izne tâbi işlem için öngörülen koşulların, niteliklerin, yeterliliklerin izin başvurusu esnasında ya da değerlendirme sürecinde sağlanamaması veya kaybedilmesi hâlinde izin başvurularının reddedileceği ifade edilerek söz konusu sürecin daha açık hâle getirilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 22

→ yürürlükteki madde 22

Uluslararası alanda, son yıllarda yaşanan şirket yolsuzluk ve suiistimallerinin altında yatan en önemli nedenler arasında ağırlıklı olarak ülkelerin ve şirketlerin kurumsal yönetim politikalarının yetersizliği olduğu görüşüne yer verilmektedir. Bu nedenle, OECD tarafından kurumsal yönetim ilkeleri belirlenerek tüm üye ülkelerin kendi hukuksal yapıları çerçevesinde söz konusu ilkeleri uygulamaları önerilmiştir.

Ayrıca, Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından bankacılıkta kurumsal yönetimin geliştirilmesine yönelik ilkeler yayımlanmıştır.

Worldcom, Enron, Parmalat ve Ahold gibi şirketlerde yaşanan skandallardan sonra ABD'de ve Avrupa Birliği ülkelerinde kurumsal yönetime giderek daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Söz konusu skandallar sonrasında, ABD'de kurumsal yönetimi zorunluluk hâline getiren Sarbanes&Oxley yasası çıkarılmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde ise her bir ülkede farklı şekillerde uygulanan kurumsal yönetim ilkeleri için ortak bir direktifin çıkarılması yönünde çalışmalar başlatılmış ve Avrupa Birliği tarafından ticaret kanunu hükümlerinin yenilenmesi amacıyla başlatılan çalışmalarda kurumsal yönetim hükümlerine ayrı bir bölüm ayrılmıştır.

Başta yaşanan şirket skandalları olmak üzere son yıllardaki gelişmeler, yatırımcıları şirketlerin finansal tablolarda görünen performansları yanında bu performansın uzun dönemde sürdürülebilirliğine işaret eden kurumsal yönetim uygulamalarının kalitesine de önem verir hâle getirmiştir. Yatırımcıların kararlarını kurumsal yönetim çerçevesinde vermeleri, kurumsal yönetim yapı ve uygulamalarını söz konusu ilkeler doğrultusunda uyarlamaları bakımından şirketlerde piyasa baskısı yaratmakta ve iyi kurumsal yönetime doğru geçişlerini hızlandırmaktadır.

Son yıllarda yaşanan banka iflâslarının en önemli nedeni kurumsal yönetimin yetersiz olmasıdır.

Hâkim ortakların banka yönetiminde sınırsız söz sahibi olması, banka kaynaklarının verimsiz ve etkin olmayan yatırımlara kaymasına ve kamu maliyesinin, tasarruf sahiplerinin, azınlık hisse sahiplerinin ve küçük yatırımcıların çok büyük zararlara uğramasına neden olmuştur. Banka iflâsları ve mevduata sağlanan güvence nedeniyle kamu maliyesine verilen zarar kadar parasal olarak ifade edilemeyen finansal sisteme olan güven kaybı da önemlidir. Bankacılık sektörüne olan güvenin artırılması, bankacılık mesleğine daha fazla saygınlık kazandırılması ve tekrar benzer krizlerin yaşanmaması için Kanun kapsamındaki kuruluşların kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde yönetim, yapı ve uygulamalarını geliştirmeleri önem arz etmektedir.

Kurumsal yönetim ilkelerinin sağlayacağı etkinlik değerlendirilerek, söz konusu kuruluşlar açısından kurumsal yönetim ilkelerinin belirlenmesi bir gereklilik olarak görülmüş ve Kurula bu ilkeleri belirleme yetkisi tanınmıştır. Bu yetkinin kullanılmasında, hâli hazırda Sermaye Piyasası Kurulu tarafından halka açık şirketler için belirlenmiş kurumsal yönetim ilkelerinin bulunması ve bu ilkeler ile Kurul tarafından belirlenecek ilkeler arasında uygulamada karmaşa yaşanmaması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu ile kuruluş birliklerinin görüşlerinin de alınması benimsenmiştir.

Tasarı/teklif madde 23

→ yürürlükteki madde 23

Avrupa Birliği direktifleri ve OECD'nin kurumsal yönetim ilkeleri kapsamında, genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerinin aynı kişide birleşmesi hâlinde, genel müdürün yönetim kurulu tarafından belirlenen politikalar çerçevesinde hareket etmesinin sağlanmasında, yönetimin bankanın faaliyetlerini yeterince ve gereğince değerlendirmesinde ve söz konusu politikaların uygulanmasında yaşanabilecek zorluklar dikkate alınarak bu görevlerin aynı kişi tarafından icra edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan, yönetim kurulu üyelerinin yarıdan bir fazlasının iyi yönetimin hâkim kılınması amacıyla genel müdürde aranan şartları haiz olmaları zorunlu tutulmuştur.

Banka yönetimindeki yeterliliğin güvence altına alınması amacıyla, yönetim kurulu üyelerinin bu madde kapsamında görevlendirilmesi Kurumun denetimine tâbi tutulmuş ve yönetimin sürekliliği ve fonksiyonlarının önemi gözetilerek yapılan görevlendirmelere ilişkin olarak bildirim süreleri belirlenmiştir.

Murahhas üyelerin görevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmesi amacıyla bunların genel müdürde aranan nitelikleri haiz olması şartı aranmıştır.

Türkiye'de şube açmak suretiyle faaliyette bulunan yurt dışında kurulu bankaların, yönetim kurulu yetki ve sorumluluklarına bağlanan işlemlerin icra edilebilmesi amacıyla, bu yetki ve sorumluluğu haiz Türkiye'deki merkez şube müdürünün de dâhil olduğu en az üç kişilik müdürler kurulu oluşturmaları zorunluluğu getirilmiştir.

Yönetim kurulu, bankanın idare ve temsiliyle görevli organıdır. Yönetim kurulu bankanın mevzuata uygun olarak, en etkin ve verimli şekilde yönetilmesini sağlayacak, denetim ve gözetimini en iyi şekilde icra etmesini temin edecek yapıları oluşturmalıdır. Bu nedenle, bankanın etkin, emin ve güvenilir bir şekilde çalışmasını teminen, kurumsal yönetimin birer parçası olan, finansal raporlama sistemlerinin güvence altına alınması, ilgili mevzuata uygun işleyen iç sistemlerin tesis edilmesi, işlerliğinin ve yeterliliğinin sağlanması, Kurul tarafından belirlenecek kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde yönetimin yapı ve süreçlerinin oluşturulması sorumluluğunun yönetim kurulunda olduğu belirtilmek suretiyle söz konusu sistemlerin yönetim kurulu tarafından en iyi şekilde tesisi ve izlenmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 24

→ yürürlükteki madde 24

Denetim ve gözetim faaliyeti, kuruluşta meydana gelebilecek yolsuzluk, suiistimal ve mevzuata aykırı uygulamaların tespit edilmesi, önlenmesi ve sistemin iyileştirilmesi bakımından, yönetim kurulunun önemli fonksiyonlarından biridir. Bu fonksiyonun yeterli meslekî niteliklere sahip olan kişiler tarafından yerine getirilmesi kadar bu kişilerin tarafsız bir değerlendirme yapabilmeleri de önemlidir.

Uluslararası uygulamalara paralel olarak, maddede, yönetim kurulunun görevleri arasında yer alan banka içi denetim ve gözetim faaliyetlerinin ikiden az olmamak üzere icraî görevi bulunmayan yönetim kurulu üyelerinden oluşan denetim komitesi tarafından icra edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, Türkiye'de şube olarak faaliyet gösteren bankalarda ise denetim komitesi görevini icraî mahiyette görevi bulunmayan müdürler kurulu üyelerinden birinin yürütmesi hüküm altına alınmıştır. Ana ortaklık niteliğinde bir kuruluş bulunması hâlinde ise denetim komitesinin ana ortaklık niteliğindeki kuruluş altında oluşturulmasının yeterli olacağı ifade edilmiştir.

Denetim komitesi tarafından icra edilecek faaliyetler uluslararası uygulamalara paralel olarak; kuruluşun iç sistemlerinin etkinliğini ve yeterliliğini, bu sistemler ile muhasebe ve raporlama sistemlerinin bu Kanun ve ilgili düzenlemeler çerçevesinde işleyişini ve üretilen bilgilerin bütünlüğünü gözetmek, bağımsız denetim kuruluşlarının yönetim kurulu tarafından seçilmesinde bu kuruluşların yeterliliği konusunda ön değerlendirmeleri yapmak ve bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluşta icra ettikleri faaliyet süresince bağımsızlıklarını ve yeterliliklerini düzenli olarak izlemek, ana ortaklık niteliğindeki bankalar ile bunların konsolide denetime tâbi ortaklıklarında iç denetim işlevlerinin sürdürülmesini ve eşgüdümünü sağlamak olarak belirlenmiştir.

Denetim komitesinin, faaliyetlerini gereği gibi yerine getirebilmesi, kuruluşun iç sistemler kapsamında oluşturulan birimleri ile bağımsız denetim kuruluşundan gerekli bilgileri almasına bağlıdır. Bu nedenle denetim komitesi; iç sistemler kapsamında oluşturulan birimlerden ve bağımsız denetim kuruluşunun kuruluşta görevli denetim elemanlarından düzenli raporlamalar almakla ve söz konusu iç birimlerden ve bağımsız denetim kuruluşu denetçilerinden, kuruluşun faaliyetlerinin sürekliliği ve güven içinde sürdürülmesi bakımından, tespit ettikleri mevzuata aykırı veya önemli hususları yönetim kuruluna bildirmekle yükümlü tutulmuştur.

Denetim komitesi ile yönetim kurulu arasındaki ilişkilerin belirlenmesi, denetim komitesinin performansının izlenebilmesi ve yönetim kurulu tarafından denetim ve gözetim fonksiyonu çerçevesinde tespit edilen hususlara ilişkin zamanında karar alınabilmesi amacıyla komitenin, icra ettiği faaliyetlerin sonuçlarını altı aylık dönemleri aşmamak kaydıyla periyodik olarak raporlaması; faaliyetlerinin icrasında tespit ettiği sorunlar ile bankanın verimliliği, denetim ve gözetiminin etkinliği, faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde icra edilmesi açısından önem arz eden hususları ise yönetim kuruluna bildirmesi öngörülmüştür.

Denetim komitesinin, gözetim ve denetim fonksiyonunu gereğince yerine getirebilmesi amacıyla, kuruluşun tüm birimlerinden, anlaşmalı destek hizmeti kuruluşları ve bağımsız denetim kuruluşundan bilgi ve belge alabilmesi öngörülmüş, yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadığı alanlarda bedeli kuruluş tarafından karşılanmak suretiyle konularında ihtisas sahibi kişilerden danışmanlık hizmeti sağlayabilmesi hüküm altına alınmıştır.

Yönetimde şeffaflığın sağlanabilmesi ve yetki, görev ve sorumlulukların açık olmasını teminen, komitenin görev, yetki ve sorumlulukları ile toplanma ve karar alma usûl ve esaslarının Yönetim kurulunca düzenlemesi zorunlu kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 25

→ yürürlükteki madde 25

Finans sektörünün ülke ekonomilerindeki yeri, bulunduğu rekabet ortamı ve yeni finansal ürünler ve teknolojideki gelişmeler nedeniyle oldukça karmaşık hâle gelen yapısı nedeniyle, üst düzey yönetim tarafından icra edilecek faaliyetler, bu konularda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayan kimselere bırakılamayacak kadar önem arz etmektedir. OECD tarafından belirlenen kurumsal yönetim ilkelerinde ve Basel etkin gözetim ve denetim temel ilkelerinde de yer aldığı üzere, üst yönetimin yeterli meslekî deneyime ve öğrenime sahip olması gereklidir.

Maddenin birinci fıkrasında, bankalarda genel müdür olarak görev yapacakların öğrenim görmeleri gereken alanlar ve sahip olmaları gereken meslekî deneyim belirlenmek suretiyle genel müdürlük görevini icra edeceklerin nitelikli kişilerden oluşması amaçlanmıştır.

İkinci fıkrada, genel müdür yardımcılarında ve genel müdür yardımcısı unvanı altında istihdam edilmeseler bile, yetki ve görevleri itibarıyla genel müdür yardımcısına denk veya daha üst konumlarda olan ve icrai nitelikte görev yapan yöneticilerde aranılacak öğrenim ve meslekî deneyim şartlarına ilişkin esaslar düzenlenmiş, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda genel müdür yardımcılarının en az yarısı için aranan öğrenim ve meslekî deneyim şartı, iyi yönetimin hâkim kılınması amacıyla üçte iki oranına çıkarılmıştır.

Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun genel müdür ve genel müdür yardımcılarının atanmasına ve söz konusu kişilerin görevden ayrılmalarının görev yaptığı kuruluş ve görevden ayrılan tarafından bildirilmesine ilişkin hükümleri korunmuştur.

Maddenin beşinci fıkrasında bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 9 uncu maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan, yurt dışında kurulu bankaların Türkiye'deki şubeleri hakkındaki hüküm korunmuştur.

Maddenin altıncı fıkrasında, genel müdür ve genel müdür yardımcılarının, konsolide denetime tâbi ortaklıklar haricinde başka bir ticari kuruluşta tam veya yarı zamanlı olarak görev alamayacağı hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 26

→ yürürlükteki madde 26

Maddeyle, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 9 uncu maddesinin (5) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin hükümleri korunmuştur.

Tasarı/teklif madde 27

→ yürürlükteki madde 27

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 9 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci paragrafı korunmuş ve yemin yükümlülüğü yerine getirilmedikçe bu yükümlülüğe tâbi olanların göreve başlayamamaları benimsenmiştir.

Tasarı/teklif madde 28

→ yürürlükteki madde 28

İyi yönetimin unsurlarından biri olan hesap verebilirlik açısından yönetim kurulunun ve yönetime ilişkin önemli komitelerin aldığı kararların kaydedilmesi esastır. Bu esasın sağlanması amacıyla, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin (5) numaralı fıkrasında yer alan karar defterine ilişkin hükümler korunmuş ve denetim komitesi ile kredi komitesi kararlarının kayıt altına alınmasının sağlanması amacıyla aynı usûl ve esaslar dâhilinde bu komitelerin de karar defteri tutması öngörülmüştür. Ayrıca, kararların üyeler tarafından bir ay içinde imzalanması şartı getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 29

→ yürürlükteki madde 29

Yönetim kurulunun, önemli fonksiyonlarından biri olan denetim ve gözetim faaliyetini layıkıyla icra edebilmesi için bankada gerekli sistemler oluşturulmalıdır. Bankaların faaliyetlerinin karmaşıklığı, çeşitliliği ve gerçekleştirilen işlem hacmi dikkate alındığında yönetim kurulu üyelerinin bu fonksiyonu tek başına yapamayacağı aşikârdır. Bu nedenle, kuruluşun faaliyetlerinin denetimi ve gözetimi amacıyla yönetim kurulu kendisine yardımcı olacak birimler oluşturmalıdır.

İç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemlerinin yeterliliği, bankaların faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde icra edilmesi bakımından önemlidir. Uluslararası uygulamalarda da bu sistemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde icra edilmesi üzerinde önemle durulmakta, bu sistemlerin işleyişine, yeterliliğine, icra edilecek faaliyetlere, bu sistemler kapsamında üst yönetimin görev ve sorumlulukları ile oluşturulacak birimlere ilişkin açıklamalar yapılmakta ve bu konularda yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Bu nedenle, yeni gelişmeler çerçevesinde usûl ve esasların belirlenebilmesi için Kurula düzenleme yetkisi verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 30

→ yürürlükteki madde 30

Uluslararası alanda yaşanan Baring Bank, Illied Irish Bank gibi skandallar ile ülkemizde yaşanan banka iflâsları, bankalar içerisinde etkin bir iç kontrol sisteminin oluşturulmasının önemini göstermektedir.

İç kontrol sistemi çerçevesinde, bankalar hedeflerine ulaşım düzeylerini ve icra edilen faaliyetleri sürekli izlemek suretiyle gereksiz veya aşırı maliyetlere sebebiyet veren işlemleri tespit edebilmekte, organizasyonun bir bütün içinde hareket etmesini sağlayabilmekte ve bu suretle etkinlik ve verimlilik temin edilebilmektedir. Ayrıca, oluşturulan kontrol ortamı ile finansal veya yönetime ilişkin bilgilerin bankanın yönetim kurulu ve yönetimine, yetkili kamu mercilerine ve yatırımcılara doğru, zamanında ve bir bütün olarak ulaşması sağlanmaktadır. Öte yandan, mevzuata ve banka içi düzenlemelere uyumun izlenmesi suretiyle cezai uygulamalara ve itibar kaybına maruz kalınmasının önüne geçilebilmektedir.

İç kontrol sisteminin belirlenen prosedürler ve kontrol faaliyetleri dâhilinde banka içinde sürekli bir faaliyet olarak gerçekleştirilmesi ve bankaların iş akış süreçleri ve bilişim sistemlerinin iyileştirilmesi için denetim komitesine bilgi verilmesi ve önerilerde bulunulması gerekmektedir. İç kontrol sistemi sayesinde, bankaların faaliyetlerinden kaynaklanan risklerin kontrolü, faaliyetlerde olası aksaklık, hata ve suiistimallerin öngörülerek sistemin iyileştirilmesi veya bu sorunların büyümeden tespiti, yönetim kurulunun kuruluşta icra olunan faaliyetleri ve sonuçlarını sağlıklı bir şekilde izleyebilmesi beklenmektedir.

Bu maddede, iç kontrol sistemleri kapsamında icra edilmesi gereken faaliyetlere genel olarak yer verilmiş ve bu suretle iç kontrol sistemlerinden anlaşılması gereken husus konusunda genel bir bakış açısı sağlanması amaçlanmıştır. Maddenin düzenlenmesinde Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından bu kapsamda geliştirilen ilkeler esas alınmış ve iç kontrol sistemine ilişkin temel unsurlara yer verilerek 29 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmüne istinaden yapılacak düzenlemelere dayanak oluşturulmuştur.

Tasarı/teklif madde 31

→ yürürlükteki madde 31

Bankacılık faaliyetinin temel amacı, tasarruf sahiplerinden toplanan fonların kaynak ihtiyacı olan ekonomik birimlere aktarılmasıdır. Bankaların ekonomik birimlerin üstlenmedikleri riskleri üzerine almaları temel faaliyetleri arasında olup, yönetim kurulunca mevzuata uygun şekilde oluşturulacak risk politikaları çerçevesinde maruz kaldıkları riskleri yönetmeleri beklenmektedir. Risk yönetimi sistemi kapsamında, risk politikalarının oluşturulması ve uygulanması, kredi riski, piyasa riski, likidite riski ve operasyonel risk başta olmak üzere maruz kalınan risklerin tanımlanması, ölçülmesi, analiz edilmesi ve özkaynaklar ile ilişkilendirilmesi, sınırlandırılması, izlenmesi, raporlanması, teyit edilmesi ve denetlenmesi gerekmektedir.

Maddede, Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından belirlenen ilkelere uyum çerçevesinde, bankalara risk politikalarını Kurulca belirlenen esaslar çerçevesinde oluşturmak, uygulamak ve raporlamak zorunluluğu getirilmiş ve risk yönetimi faaliyetlerinin yönetim kuruluna bağlı olarak çalışacak risk yönetimi birimi ve personeli tarafından yürütülmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 32

→ yürürlükteki madde 32

Bu madde ile İç Denetim Enstitüsü tarafından belirlenen iç denetim standartlarına, Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesince düzenlenen iç denetime ilişkin ilkelere ve diğer uluslararası uygulamalara genel çerçevede uyum sağlanmıştır.

İç denetim birimlerinin görevlerini gereğince yerine getirebilmesi, bu birimlerin yetki ve görevlerinin fonksiyonlarına uygun olarak belirlenmesine, görev yapacak personelin meslekî yeterliliğine, yeterli sayıda denetçinin bulunmasına ve yönetimin etkisinden uzak olmasına bağlıdır.

Organizasyon yapısı; muhasebe uygulamaları, "dört göz" prensibi, fonksiyonel ayrımlar, karşılıklı kontrol, çift taraflı kontrol ve imza, varlıkların ve yatırımların fiziki kontrolü, bankaların yeterli, etkin ve verimli bir kontrol sisteminin bulunduğu etkin ve bağımsız iç denetim sistemi ile desteklenmelidir. Müfettişlerin kuruluşlarda uygun ve bağımsız statüsü ve bu statünün korunması için gerekli raporlama kanalları olmalıdır.

Kanunun 29 uncu maddesinde, iç denetim sistemlerinin usûl ve esaslarının Kurul tarafından belirlenmesi öngörülmüş, ancak Kanunda iç denetimin kapsamı konusunda herhangi bir hükmün yer almaması nedeniyle, yapılacak alt düzenlemelerin kapsamının belirlenmesi amacıyla iç denetim faaliyetleri belirtilmiş, bu faaliyetlerin icrası için yeterli sayıda müfettiş istihdamı zorunlu tutulmuştur. Bankanın ana ortaklık niteliğinde olması hâlinde ana ortaklıkta görev yapan iç denetim elemanlarının konsolidasyona tâbi ortaklıkların iç denetim görevini ifa edebilecekleri öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 33

→ yürürlükteki madde 33

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü esas alınmış ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetlerine ve yetkilendirilmesine ilişkin esasların ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Kurul tarafından belirlenmesi şartı korunmuştur. Bağımsız denetim kuruluşlarının bu Kanun uyarınca yaptıkları faaliyetleri nedeniyle üçüncü kişilere verecekleri zararlardan dolayı sorumluluklarının bulunduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, bağımsız denetim kuruluşları denetim yaparken banka ile ilgili olarak tespit ettikleri önemli nitelikteki bazı olumsuz hususları Kuruma bildirmekle yükümlü kılınmış ve bu bildirimin mesleki ilkelere ve sır yükümlülüğüne aykırı olmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 34

→ yürürlükteki madde 34

Bu madde ile bu Kanuna istinaden çıkarılan düzenlemelerde öngörülen değerlemelerin, rayiç değer tespiti gereken durumlarda değerin gerçekliğinin ve doğruluğunun sağlanması amacıyla, Kurul tarafından belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde değerleme kuruluşlarınca yapılması öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 35

→ yürürlükteki madde 35

Destek hizmeti alımına ilişkin olarak, Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi, Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Organizasyonu ve Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği müştereken Ortak Forum ilkelerini belirleyerek bu hizmete ilişkin esasları düzenlemişlerdir.

Bankaların destek hizmeti kuruluşlarından alacakları hizmetler, niteliğine göre denetimi zafiyete uğratabilecek, bankanın faaliyetlerinin sürekliliğini ve güvenliğini zedeleyebilecek nitelikte olabilmektedir. Bu durumda vaziyetin düzeltilmesi beklenir. Gerekli önlemler alınmamış ise hizmet alımı durdurulur. Bu nedenle, bankaların dışarıdan alacakları hizmetlerin belirli usûl ve esaslar çerçevesinde temini, icrası ve denetimi önemli bir gereksinimdir. Bunu teminen bankalar, yazılı bir anlaşma temeline dayanarak sağladıkları hizmetler çerçevesinde, destek hizmeti kuruluşunun faaliyetlerini düzenli olarak denetlemelidir.

Bu gereksinimin karşılanması amacıyla, Ortak Forum ilkeleri de gözetilerek hüküm altına alınan maddede, söz konusu ilkeler ile Avrupa Birliği direktifleri ve uluslararası uygulamalara paralel ve ülke gereksinimimize uygun düzenlemelerin ihdası için Kurula yetki verilmiş, bankalara destek hizmetinden doğabilecek riskler ile bunların yönetilmesi, hizmetin alımından beklenen fayda ve maliyetin değerlendirilmesine ilişkin hazırlayacakları programı Kuruma ibraz etme yükümlülüğü getirilmiştir.

Ayrıca, sağlanan destek hizmetinin bankaların yasal yükümlülüklerini yerine getirmelerini, ilgili düzenlemelere uyumlarını ve etkin denetimlerini engelleyici mahiyette olmaması gerekir.

Bankalararası Takas Odaları Merkezi, Merkez Bankası nezdinde faaliyet gösteren Risk Merkezi ile Sermaye Piyasası Kurulunun denetiminde bulunan takas hizmeti kuruluşları, nitelikleri ve verdikleri hizmetler bakımından madde kapsamı dışında tutulmuştur.

Tasarı/teklif madde 36

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu madde yeni ihdas edilmiş olup, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun bu konudaki boşluğu giderilmiştir. Bağımsız denetim kuruluşları, değerleme kuruluşları ile destek hizmeti kuruluşlarının bankalara verecekleri hizmetleri nedeniyle verdikleri zararlardan doğacak sorumluluklarının karşılanabilmesi bakımından sigorta şirketinin seçimindeki esaslar da dâhil olmak üzere Kurul tarafından belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde sorumluluk sigortası yaptırmaları hüküm altına alınmıştır. Bu maddenin amacı, Kanun uyarınca sahip olunan yetkilerin amacına uygun olarak kullanılması ve icra edilen faaliyetin sonuçlarına katlanılması bakımından hakkaniyete uygunluğun sağlanmasıdır.

Sorumluluk sigortası aracılığı ile bağımsız denetim, değerleme ve destek hizmeti kuruluşlarının yaptıkları faaliyetlere ilişkin sorumluluğun piyasanın işleyişine yansıması ve sigorta şirketlerinin primlerin belirlenmesinde kuruluşların faaliyetleri nedeniyle yarattıkları riskin boyutunu hesaplamaları beklenmektedir. Bu primler Kanun kapsamındaki kuruluşların maliyetlerini artıracak nitelikte olmasına rağmen taraflarca yapılan faaliyetin öneminin anlaşılması ve piyasa disiplininin sisteme dâhil edilmesi açısından gereklidir.

Bağımsız denetim kuruluşunun, denetim görevini üstlenirken denetime tâbi kuruluşun faaliyetinin kapsamı, iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sisteminin yeterliliği, banka yönetiminin profesyonelliği gibi unsurları dikkate alarak denetim riskinin azaltılması için gerekli çalışma süresini tespit etmesi ve bu çerçevede ücret belirlemesi beklenir. Ancak, bu unsurları dikkate almadan ücretlerin belirlenme ihtimalinin bulunduğu, bununla birlikte denetim kuruluşlarının denetim riskinin boyutunun ölçülmesinde sigorta şirketlerinin prim oranlarını gösterge niteliğinde alabilecekleri düşünülmektedir. Böylece, piyasa disiplini oturmuş ve Kurumun gözetim ve denetim etkinliği artmış olacaktır.

Tasarı/teklif madde 37

→ yürürlükteki madde 37

Bankaların malî durumlarının doğru olarak tespiti muhasebe sistemlerinde üretilen bilgilerin, kayıtların gerçek mahiyetlerine uygun ve anlaşılır olmasına bağlıdır. Bankaların yönetim kurulu ve hissedarlarının doğru kararlar alabilmeleri ile yatırımcıların ve diğer ilgili tarafların bankalar hakkında doğru değerlendirmeler yapabilmeleri, bu bilgilerin ve kayıtların güvenilir ve anlaşılır olmasına bağlıdır. Son yıllarda oldukça önemli sayıda kitlenin maddi zarara uğramasına neden olan dünyada yaşanan muhasebe skandalları bu sistemlerin sağlıklı bir şekilde işlemesinin önemini ortaya koymuştur. Bu öneme binaen uluslararası alanda muhasebe sistemlerinin işleyişine ilişkin standartlar getirilmekte ve bu alandaki kurallar sürekli olarak gelişmektedir. Kurumun yapacağı denetimin etkinliği, verimliliği ve sıhhati bu sistemlerin yeterli bir seviyede tesis edilmiş olması ile yakından bağlantılıdır. İyi işlemeyen bir muhasebe sistemi, suiistimallerin ve başarısızlıkların gizlenmesine zemin yaratmakta, gizlenen hususların denetim yoluyla tespiti ise güçleşmekte ve zaman almaktadır. Diğer taraftan, gözetim sisteminin bu kuruluşlardan elektronik ortamda aldığı veriler üzerinden yaptığı analiz ve değerlendirmelerin de yanıltıcı olmasına sebebiyet vermektedir.

Bankaların faaliyet ve işlemlerinin, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ve Ulusal Muhasebe Standartları ile süreklilik, dönemsellik, tutarlılık, sosyal sorumluluk, kişilik, parayla ölçülme, maliyet esası, tarafsızlık ve güvenilir belge ve özün önceliği gibi ilkeler çerçevesinde muhasebeleştirilmesi beklenmektedir.

Yukarıda açıklanan ilkeler ve standartlar kapsamında bankaların, muhasebe sistemlerinde şeffaflık ve tekdüzenin sağlanması, işlemlerin kayıt dışında kalmasının önlenmesi, faaliyetlerinin gerçek mahiyetlerine uygun olarak sağlıklı ve güvenilir bir biçimde muhasebeleştirilmesi; bankaların etkin bir biçimde denetim ve gözetime tâbi tutulması suretiyle tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması ve finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu itibarla, bankaların muhasebe sistemlerinin yeterli olması ve faaliyet ve işlemlerinin temel muhasebe ilkeleri kapsamında muhasebeleştirilmesi zorunluluk arz etmektedir.

Bu madde ile Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarında belirtilen temel muhasebe ilkeleri ile Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesinin konuyla ilgili temel prensipleri dikkate alınmak ve bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin ilgili hükümleri Kanunun sistematiğine uygun olarak yeniden düzenlenmek suretiyle; bankaların muhasebe sistemlerinde tekdüzeni sağlamak, tüm işlemlerini gerçek mahiyetlerine uygun surette ve ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde muhasebeleştirmek; finansal tablolarını finansal bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek biçim ve içerikte, anlaşılır, güvenilir ve karşılaştırılabilir, denetim, analiz ve yorumlamaya elverişli, zamanında ve doğru şekilde hazırlamak ve raporlamak zorunda oldukları vurgulanmıştır.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan hükümlere paralel olarak, bankalara ilişkin muhasebe ve raporlama sistemine ilişkin usûl ve esasların belirlenmesi yetkisi Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu ile Türkiye Bankalar Birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin görüşü alınmak suretiyle Kurula verilmiştir.

Ulusal muhasebe sisteminin oluşturulması ile görevli Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından muhasebe sistemine ilişkin usûl ve esasların belirlenmesini müteakiben Kurul tarafından tekdüzen hesap plânı ve tip finansal raporlara ilişkin esasların belirlenmesi öngörülmektedir.

Diğer yandan, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun, kanunî ve yardımcı defter ve kayıtları, şubeleri, yurt içi ve yurt dışındaki muhabirleri ile hesap mutabakatı sağlamadan bilançolarını kapatamayacaklarına ilişkin hükmü Kanunda korunmuştur.

Ayrıca, malî tablo kullanıcılarının gerçeğe aykırı biçimde bilgilendirilmelerinin engellenebilmesini teminen, yayımlanan finansal tabloların gerçeğe aykırı olduğunun veya kamuya gerçeğe aykırı bilgi verildiğinin tespiti hâlinde Kurula gerekli tedbirleri alma yetkisi verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 38

→ yürürlükteki madde 38

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin konsolide malî tabloların düzenlenmesine ilişkin hükmü, Kanunun sistematiği dikkate alınarak ve konsolide denetimle irtibatı kurularak yeniden düzenlenmiştir.

Malî tablolar, bir işletmenin belirli bir dönemdeki faaliyetlerinin finansal özetini ilgililere aktarmak ve böylece ilgililerin işletme hakkında ayrıntılı bir bilgiye sahip olmasını sağlamak amacıyla düzenlenmektedir. Buna karşın, konsolide malî tablolar da aynı amacı gerçekleştirmek için hazırlanmakta; ancak diğer malî tablolardan farklı olarak bu tablolar birden fazla işletmenin işlemlerini ifade etmektedir. Konsolide malî tablolar, bir grup hakkındaki finansal bilgiyi, gruba dâhil ortaklıkların bir bütünü oluşturan parçalar olarak dikkate alınması suretiyle tek bir tüzel kişiliğe aitmiş gibi sunmak amacıyla hazırlanır.

Konsolide malî tablolar, şirketlerin malî durumlarını ve performanslarını bir bütün olarak değerlendirebilme imkânı vermektedir. Sonuçta şirketlerin malî durumlarına ilişkin bilgilerin uluslararası kuruluşlar nezdindeki güvenilirliği de artacaktır. Ayrıca şirketler ile ilgili bilgilerin konsolide edilmesi ile grup bazında çeşitli iş kollarındaki risklerin bütünleştirilerek risk alma eğiliminin ve risk alma kapasitelerinin belirlenmesine imkân sağlanacaktır.

Tasarı/teklif madde 39

→ yürürlükteki madde 39

Bu maddede, bankalar tarafından hazırlanan finansal raporlardan Kurulca belirlenecek olanların temel ilkeler çerçevesinde, doğru, anlaşılabilir ve finansal bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek şekilde hazırlanabilmesini ve finansal raporlama sürecinde üst düzey yönetimin gözetiminin sağlanmasını teminen, yönetim kurulu başkanı, denetim komitesi üyeleri, genel müdür ile finansal raporlamadan sorumlu genel müdür yardımcısı ve ilgili birim müdürü veya bu unvanlara eşdeğer kişiler tarafından ad, soyad ve unvan belirtilmek suretiyle imzalanması zorunlu tutulmuştur.

Ayrıca, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü dikkate alınarak, bankaların genel kurullarına sunacakları yıllık finansal tabloların bağımsız denetim kuruluşları tarafından onaylanması öngörülmüş ve anılan maddenin yıllık finansal tabloların Kurulun belirleyeceği usûl ve esaslar çerçevesinde ilgili mercilere sunulması ve ilânına ilişkin hükmü korunmuştur.

Tasarı/teklif madde 40

→ yürürlükteki madde 40

Maddede, Avrupa Birliği direktiflerine uyum çerçevesinde, şeffaflık ve kamuyu aydınlatma ilkeleri de dikkate alınarak bankalara; statülerine, yönetim ve organizasyon yapılarına, insan kaynaklarına, faaliyetlerine, kuruluşun finansal durumuna, yönetimin değerlendirmeleri ile geleceğe yönelik beklentilerine ilişkin bilgileri, finansal tabloları, yönetici özeti ile birlikte bağımsız denetim raporunu içeren yıllık faaliyet raporu hazırlama yükümlülüğü getirilmiştir.

Yatırımcıların, tasarruf sahiplerinin ve diğer menfaat sahiplerinin yukarıda yer alan bilgiler çerçevesinde yatırım yapacakları kuruluşları güvenilirlik ve finansal güçleri itibarıyla değerlendirmeleri uluslararası uygulamalarda çoğunlukla kabul gören bir yaklaşımdır. Bu nedenle, uluslararası uygulamalara paralel olarak yıllık faaliyet raporu ile piyasanın rekabet gücünden yararlanılması amaçlanmaktadır. Faaliyet raporunun hazırlanmasına, ilgili mercilere bildirilmesine ve kamuya açıklanmasına ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi Kurula bırakılmak suretiyle, faaliyet raporunda yer alacak hususlar ile bildirim ve kamuya açıklanma yükümlülüğüne dair hususların detaylarına alt düzenlemelerde yer verilmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 41

→ yürürlükteki madde 41

Finansal raporların sağlıklı ve güvenilir bir şekilde hazırlanması, aksi durumun yaratabileceği olumsuz sosyal ve ekonomik sonuçlar nedeniyle önem arz etmektedir. Konunun önemine binaen madde ile Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen faaliyetlerin muhasebeleştirilmesi, finansal tabloların hazırlanması, onaylanması, denetlenmesi, yetkili mercilere sunulması ve yayımlanmasına ilişkin sorumluluklar bankaların idare ve temsilinden sorumlu olan yönetim kuruluna verilerek yasal alt yapının güçlendirilmesi sağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 42

→ yürürlükteki madde 42

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinde yer alan belgelerin saklanmasına ilişkin hüküm esas alınarak, belgelerin bankalarca on yıl süreyle saklanması zorunluluğu getirilmiş ve maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Kurul tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 43

→ yürürlükteki madde 43

Madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesi esas alınarak düzenlenmiş olmakla birlikte, koruyucu düzenlemeler ilk defa Kanunun diğer hükümleri ile ilişkilendirilerek açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır.

Bankaların faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde icra edilebileceğinin tespiti malî güçlerinin yeterliliğinin tespitini de gerektirmektedir. Genel olarak uluslararası ve ulusal uygulamalarda şirketlerin malî güçleri belirli hesap kalemleri arasında kurulan oransal ilişkiler ile izlenmekte ve finans sektöründe bu uygulamalar daha kapsamlı analizler ile gerçekleştirilmektedir. Finans sektörünün önemli aktörlerinden olan bankalar bakımından malî güç tespiti amacıyla yapılan tahliller ise uluslararası uygulamalarda da olduğu üzere daha da karmaşık boyutlara varmaktadır. Bu analizlerde sadece hesap kalemlerinin durumlarından hareket edilmemekte, ayrıca matematik ve istatistiğe dayalı risk hesaplamaları ile olası kayıplar da dikkate alınmaktadır. Bu konularda Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından yapılan çalışmalar sonucunda denetim ve gözetimin etkinliği ve malî güç değerlendirmelerine ilişkin ortaya konulan oran veya sınırlama şeklindeki uygulamalar tüm ülkelerin bankacılık denetim ve gözetim otoritelerine tavsiye olarak sunulmakta ve gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede bu uygulamalar dikkate alınmaktadır. Bu sınır ve oranlar sadece kuruluşun kendi hesapları dikkate alınarak solo bazda değil, aynı zamanda ortağı olduğu malî kuruluşlar da dikkate alınmak suretiyle konsolide bazda da uygulanmaktadır.

Son yıllarda risk hesaplamalarına dayalı analizler giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Buna ilişkin Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından önerilen uygulama usûl ve esasları ülke uygulamalarına yansırken amacından sapmamak kaydıyla, ülke koşulları dikkate alınarak da belirlenebilmektedir. Finansal piyasalarda, bilişim teknolojilerinde ve tekniklerde yaşanan hızlı gelişmelere paralel olarak sürekli gelişen söz konusu uluslararası kabul gören uygulamaların yakalanabilmesi esnek uygulamaları gerektirmektedir. Bu amaçla hesap kalemleri veya risk hesaplamalarına dayalı sınırlama ve oranların düzenlenmesi ve bu sınır ve oranlara aykırı durumların varlığı hâlinde gerekli önlemlerin alınabilmesi Kurulun yetkisine bırakılmış ve denetim sonucu alınacak önlemlere ilişkin hükümlerde bu oran ve sınırlamalarla gerekli bağlar kurulmuştur.

Öte yandan, kurumsal yönetim hükümleri çerçevesinde bankaların iyi yönetimlere sahip olup olmadıkları değerlendirilmek suretiyle, iyi yönetimleri teşvik etmek, kötü yönetimlerin varlığı hâlinde, Kanunun amaç maddesinde öngörülen hususları korumak amacıyla daha sıkı sınır ve oranlar uygulamak önemli bir denetim ve koruma mekanizmasıdır. Ayrıca, bankaların malî güçlerinin tespiti ve tahlili amacıyla çeşitli teknikler kullanılmakta, bu tekniklerden bazıları malî gücü tespitte diğer tekniklere göre daha etkin, ancak bankalar bakımından daha maliyetli olmaktadır. Malî gücü tespitte etkin olan bu teknikleri kullanmak suretiyle önemli bir iyi yönetim örneği gösterecek bankaları teşvik etmek uygun bir yaklaşım olacaktır. Kullanılan tekniklerin özelliğine bağlı olarak söz konusu sınır ve oranların hesaplanma ve dolayısıyla bildirim dönemleri de farklılıklar arz etmektedir. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurularak her bir banka için asgarî veya azamî standart oran ve sınırlardan farklı bir oran veya sınır tesis etmeye veya hesaplama ve bildirim dönemlerini farklılaştırmaya Kurulun yetkili olması öngörülmüştür.

Diğer yandan, Kurum ve Kurul tarafından zamanında tedbir alınabilmesi amacıyla, öngörülen sınırlama ve standart oranlara erişilmesi hâlinde, söz konusu durumun banka tarafından Kuruma derhal bildirilmesi zorunluluk olarak aranmıştır.

Tasarı/teklif madde 44

→ yürürlükteki madde 44

Özkaynak, kuruluşların faaliyetlerinin sürdürülmesi, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması, ödeme gücünün değerlendirilmesi ve ihtiyatlı denetimin gerçekleştirilmesinde önemli bir değerlendirme ölçütüdür. Kuruluşların güçlü özkaynaklarının bulunması faaliyetlerinin sürekliliğini, hareket kabiliyetlerini ve şoklara karşı dayanıklılıklarını artırıcı bir faktördür.

Özkaynak, uluslararası uygulamalarda da standart oranların tespiti bakımından önemli bir referans olarak kabul edilmekte olup, sektörel yapının ve finansal kararların temel faktörü olarak görüldüğünden, bankalar için özkaynaklar bakımından ortak bir standart öngörülmektedir. Bu hususlar çerçevesinde, Avrupa Birliği direktifleri ve Basel ilkeleri esas alınarak tasarlanan ve bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 2 nci maddesinde yer alan özkaynak, ödenmiş sermaye ve yedek akçelere ilişkin hükümler korunmuştur.

Tasarı/teklif madde 45

→ yürürlükteki madde 45

Bankaların malî gücünün önemli göstergelerinden biri, özkaynaklar ile mevcut ve potansiyel riskleri nedeniyle karşılaşabilecek olası zararlar arasındaki ilişkiyi esas alan sermaye yeterliliği standart oranıdır. Bu oranın düzenlemelerde öngörülen orana nispeten düşük olması hâlinde, bankanın faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde sürdürülmesinin tehlike arz ettiği ve faaliyetin devamının tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerine zarar verebileceği fikri uluslararası uygulamalarda kabul görmektedir. Sermaye yeterliliğine ilişkin standart bir oranın belirlenmiş olması ile rekabeti bozucu fiillerin engellenmesi ve finansal sistemin güçlenmesi beklenmektedir.

Bu oranın hesaplanmasına ilişkin standart 1988 yılında Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından oluşturulmuş ve bu standartta 1996 yılında değişiklik yapılmıştır. Sermaye yeterliliği oranının daha hassas bir şekilde ölçülebilmesi için Basel II olarak adlandırılan "Yeni Sermaye Yeterliliği Uzlaşısı" Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından geliştirilmiş olup, söz konusu Uzlaşının 2007 yılında gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülke tarafından uygulanması beklenmektedir. Benzer şekilde, söz konusu Uzlaşı Avrupa Birliği tarafından benimsenmiştir.

Sermaye yeterliliği oranının hesaplanmasında alternatif yöntemler bulunmakla birlikte son yıllarda yaşanan gelişmeler neticesinde, özellikle maruz kalınan riskler nedeniyle karşılaşılabilecek risklerin hesaplanması konusunda, daha hassas ölçümler yapması nedeniyle matematik ve istatistiğe dayalı ve bilişim sistemlerinin kullanıldığı ölçüm teknikleri gündemde yer almaktadır. Yeni ölçüm tekniklerinin istatistiksel varsayımlara, veri tabanına ve bilişim programları gibi bir takım teknik konulara bağlı olması bu tür ölçüm tekniklerine ilişkin düzenlemelerin alt düzenlemeler ile detaylı bir şekilde yapılmasını da beraberinde getirmiştir.

Ayrıca finansal araçlardaki gelişim bugün için öngörülmeyen birçok riskin ileride dikkate alınmasını ve hızlı bir şekilde piyasanın düzenlenmesini gerektirebilecektir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak sermaye yeterliliği oranının hesaplanması, tutturulması, idame ettirilmesi ve raporlamasına ilişkin hususların Kurum tarafından düzenlenecek yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüştür.

Ayrıca, Kurul, bankaların iç sistemleri, aktif ve mali yapılarını dikkate alarak asgari sermaye yeterliliği oranını artırmaya veya bankalar bazında farklılaştırmaya yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 46

→ yürürlükteki madde 46

Yakın dönemde yaşanan krizler, bankaların likidite durumlarının banka başarısızlıklarında çok önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Ayrıca, uluslararası standartlar likidite riskinin ölçülmesi ve yönetilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu kapsamda, bu maddeyle bankaların, etkin denetimi çerçevesinde malî bünyelerinin yakından takibi ve asgarî likidite yükümlülüğü tutarının karşılanabilmesi için Merkez Bankasının uygun görüşü alınmak suretiyle usûl ve esasları Kurul tarafından belirlenecek asgarî likidite düzeyini hesaplamalarını, tutturmalarını, sürdürmelerini ve raporlamalarını sağlamaları amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 47

→ yürürlükteki madde 47

Kanunda veya bu Kanun uyarınca çıkarılacak düzenlemeler ile belirlenecek sınırlama veya oranlarda yaşanabilecek aşımlar, ilgili maddesine göre cezai yaptırıma konu olmakla birlikte bu aşımların giderilmesi de önem arz etmektedir. Aşımların giderilmesinde kullanılacak yöntemler ve aşımların giderilme süresi, aşımların boyutuna da bağlı olarak kuruluşun malî bünyesi üzerinde farklı etkilere sahip olacaktır. Söz konusu aşımların mahiyetine, boyutuna bağlı olarak gerekli önlemlerin en kısa sürede alınabilmesi amacıyla, aşımların Kurulca belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde giderilmesi öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasıyla, özkaynaklarda oluşacak azalmaların kuruluşta iradî olarak arzulanan bir sonuç olmayacağı gözetilerek, özkaynaklarda olabilecek düşüşler nedeniyle, hesaplamalarda özkaynağın kullanıldığı bazı oranların aşılması hâlinde, Kurul tarafından öngörülen sürede bu aşımların giderilmesi kaydıyla, idarî para cezası uygulanmaması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 48

→ yürürlükteki madde 48

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası esas alınarak düzenlenmiş, uygulamada kredi olarak kabul edilen, kontrgarantiler, kefaletler, aval, ciro, kabul gibi gayrinakdî krediler ve bu niteliği haiz taahhütler, tahakkuk etmekle birlikte tahsil edilmemiş faizler ile ters repo işlemlerinden alacakların da kredi sayılacağı hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkabilecek ve kredi olarak kabul edilen işlemlerin de izlendikleri hesaba bakılmaksızın bu Kanun uygulamasında kredi sayılması hususunda Kurula yetki verilmiştir.

Ayrıca, maddenin ikinci fıkrasında kalkınma ve yatırım bankalarının finansal kiralama yöntemi ile sağladıkları finansmanlar ve katılım bankalarının taşınır ve taşınmaz mal ve hizmet bedellerinin ödenmesi suretiyle veya kâr ve zarar ortaklığı yatırımları, taşınmaz, ekipman veya emtia temini veya finansal kiralama, mal karşılığı vesaikin finansmanı, ortak yatırımlar veya benzer yöntemlerle sağladıkları finansmanlar da kredi olarak sayılmıştır.

Tasarı/teklif madde 49

→ yürürlükteki madde 49

Risklerin izlenmesi ve kontrolü, kredi kuruluşlarının etkin denetiminin tamamlayıcı ve ayrılmaz bir parçası olup, mevcut risklerin tek bir müşteri ya da birbiriyle bağlantılı müşterilerden oluşan bir grup üzerinde yoğunlaşması, zarar ve kayıplara yol açabileceğinden, uluslararası uygulamalarda, riskliliğin tespitinde, kullandırılan kredilerin yanı sıra kredinin kullandırıldığı risk grubunun da önemi artmıştır. Risk grubunun en önemli özelliklerinden biri, grubun içinde yer alan bir kimsenin ödeme güçlüğüne düşmesi hâlinde aralarındaki hukukî ilişkiler nedeniyle diğerlerinin de ödeme güçlüğüne düşebilmesidir. Örneğin, hâkim ortak niteliğindeki bir kuruluşun veya kişinin ödeme güçlüğüne düşmesi hâlinde bu kişiden tahsil olunamayan alacaklar nedeniyle İcra ve İflâs Kanunu ile diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde hâkim ortağı olduğu kuruluşun varlıklarına başvurulabilmektedir. Öte yandan krediyi kullanan tüzel kişiler ile bu tüzel kişileri etkileme gücü yüksek olanlar arasındaki ilişkiler nedeniyle bunların da bir risk grubu olarak tanımlanması ve bunlarca kullanılan kredilerden kaynaklı risklerin bir bütün olarak izlenmesi önem arz etmektedir.

Bahis konusu ilişkiler maddede, aile, kontrol gücü ve yönetim kurulu üyeliği ile üst düzey yönetimde görev alma olarak yer almaktadır. İhtiyatlı denetimin en önemli unsurlarından birini oluşturan risk grubu, bu madde ile Kanun kapsamına alınmış ve risk grubunun kapsamı genişletilmiştir.

Maddede, Avrupa Birliği uygulamaları da gözetilerek, aldığı kredinin ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi veya getirememesi hâlinde ödeme gücü zafiyete uğrayacak olanların ve kredi kullanan ile yakın bağlantısı olan kimselerin krediyi alanla birlikte bir risk grubu içerisinde izlenmesi amaçlanmıştır. Bu suretle verilen kredilerden kaynaklanan risklerin bir bütün içerisinde izlenmesi sağlanmış olacaktır.

Bankanın kendisinin de dâhil olduğu risk grubuna kullandırılan kredilerin izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle bankada nitelikli pay sahibi olan ortakların bankadan kredi kullanma imkânları yönetim üzerindeki etkilerine bağlı olarak oldukça kolay olabilmektedir. Bu ilişkilerin yeterli düzeyde izlenmemesi kullandırılan kredilerden kaynaklanan risklerin büyük tutarlara ulaşmasına, çeşitli suiistimallerin yaşanmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu ilişkilerden doğan risklerin izlenebilmesi ve gerekli müdahalelerin yapılabilmesi amacıyla maddede bankanın dâhil olduğu risk grubu tanımlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 50

→ yürürlükteki madde 50

Bu madde bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (9) numaralı fıkrası hükümleri korunarak düzenlenmekle birlikte söz konusu maddede sayılan unsurlara ilâve olarak, yönetim kurulu üyelerine, banka mensuplarına, bunların eş ve velâyetleri altındaki çocuklarına çek karnesi vermek suretiyle kredi kullandırılmasına imkân tanınmış ve bu kişilere açılacak kredi limitleri net ücretlerine bağlı olarak mevcut piyasa koşulları çerçevesinde belirlenmiştir.

Risk unsuru olduğu ve özkaynağı azaltıcı bir niteliği bulunduğu dikkate alınarak, bankaların bu Kanunun 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen bankanın dâhil olduğu risk grubunda bulunan gerçek ve tüzel kişilere kullandıracakları kredilerin yönetim kurulunun üçte ikisi tarafından onaylanması zorunlu tutulmuştur. Ayrıca, söz konusu kredilere ilişkin koşulların kredi kullananın lehine diğer kişi ve gruplara kullandırılanlardan ve piyasa koşullarından farklılık arz etmemesi hükme bağlanmıştır. Bu hükümde, banka kaynaklarının ortaklık ilişkisinden doğan gücün kullanılması suretiyle piyasa koşullarından ve diğer kişilere kullandırılanlardan daha avantajlı bir şekilde ortaklara kullandırılması suretiyle bankanın zarar etmesinin veya kaynakların verimsiz kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Ayrıca, bankalar dahil oldukları risk grubuna kullandırdıkları kredileri Kuruma raporlamakla yükümlü kılınmışlardır.

Tasarı/teklif madde 51

→ yürürlükteki madde 51

Bankaların, dâhil olunan risk gruplarına verilen krediler nedeniyle maruz kaldıkları risklerini makul ve sürdürülebilir bir seviyede tutmaları, bu risklerin iyi bir şekilde izlenmesine bağlıdır. Söz konusu risklerin izlenebilmesi ve kontrol altında tutulabilmesi için kredi açma, onay verme gibi kredilendirme süreçlerinin her bir aşamasında yapılması gereken inceleme, tespit, değerlendirme ve benzeri her türlü işlemler ve bu işlemlere ilişkin görev tanımları ile yetki ve sorumlulukların detaylı bir şekilde düzenlenmesi gerekir. Bankaların kendi bünyelerinde bu tür düzenlemelerin bulunmaması veya yetersiz olması söz konusu risklerin kontrolünün zayıf olduğunun göstergesidir. Öte yandan, söz konusu iç düzenlemeler Kurum tarafından yapılacak denetimlerde de değerlendirilmek suretiyle bu kuruluşların etkin bir denetim ve gözetim altında tutulmasına da yardımcı olacaktır. Buna istinaden, yönetim kuruluna kredi açma, onay verme ve diğer idarî esaslara ilişkin yazılı politikaları oluşturma ve bunların uygulanmasını ve izlenmesini sağlama ve de gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir.

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 9 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi esas alınarak düzenlenmiştir. Ayrıca, yönetim kurulunun kredi açma yetkisini kredi komitesine ve genel müdürlüğe devretmesi konusunda ikili ayrım korunmuş, genel müdürlüğün kendisine devredilen kredi açma yetkisini, kredi kuruluşunun diğer birimleri, bölge müdürlükleri veya şubeler aracılığıyla da kullanabilme yetkisi Kanun kapsamına alınmıştır.

Öte yandan maddede, kredi açma yetkisini haiz olanların menfaat çatışmasının önlenebilmesi ve tarafsız bir şekilde değerlendirmede bulunmalarının sağlanması amacıyla kendileri ile eş ve velayetleri altındaki çocuklarının ve bunlarla risk grubu oluşturan diğer gerçek ve tüzel kişilerin taraf olduğu kredi işlemlerine ilişkin değerlendirme ve karar verme aşamalarında yer alamayacakları hüküm altına alınmıştır.

50 nci madde ile bu madde hükümlerine aykırı olarak kullandırıldığı tespit edilen kredilerin, söz konusu kuruluşun özkaynak hesabında indirim kalemi olarak dikkate alınmasına karar vermeye veya bu krediler tutarında ilâve özkaynak temin edilmesini zorunlu tutmaya Kurul yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 52

→ yürürlükteki madde 52

Krediler nedeniyle maruz kalınacak risklerin ölçülmesi, karşı tarafın malî gücünün düzenli olarak analiz edilmesi ve izlenmesi, bu amaçla gerekli bilgi ve belgelerin temin edilmesi etkin bir risk yönetimi açısından önem arz etmektedir.

Bu maddede bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (11) numaralı fıkrasında yer alan hesap durum belgesine ilişkin hükümler, Basel II düşünülerek, ihtiyatlı denetim açısından değişen koşullara göre yeniden düzenlenmiştir.

Maddeyle, açılacak krediler, verilecek kefalet ya da teminatlar için ilgili kişilerden, maruz kalınacak riskleri ve karşı tarafın malî gücünü analize ve takibe yönelik bilgi ve belgelerin istenmesi şart koşularak, müşterilerin malî bünyelerini olumsuz yönde etkileyebilecek faktörlerin takip edilmesi açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Ayrıca, kredi müşterilerine de bu çerçevede kendilerinden konsolide ve konsolide olmayan bazda istenilen belgeleri verme yükümlülüğü getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 53

→ yürürlükteki madde 53

Madde, Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (12) numaralı fıkrası esas alınarak düzenlenmiştir. Yapılan düzenleme ile bankalarca verilecek krediler ile diğer alacaklar yanında diğer varlıklarındaki muhtemel değer düşüklükleri için de karşılık ayrılması ilkesi kabul edilmiştir. Ayrıca, Basel II de düşünülerek, bankalara, aktiflerinin kalitesine ve sınıflandırılmasına, garantilerin ve teminatların alınmasına, bunların değerinin ve güvenilirliğinin ölçülmesine, takibe alınan kredilerin izlenmesine ve vadesi dolmuş kredilerin geri ödenmesine ilişkin politikaları oluşturma yükümlülüğü getirilmiştir.

Ayrıca, karşılıkların muhtemel zararlar için ve ihtiyatlılık prensibi çerçevesinde ayrıldığı ve esasen bu Kanun gereği gider olarak muhasebeleştirildiği göz önünde bulundurularak, tamamının ayrıldıkları yılda kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edileceği belirtilmek suretiyle, söz konusu tutarlara ilişkin vergisel bir yük oluşturulmaması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 54

→ yürürlükteki madde 54

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (2) ve (5) numaralı fıkraları esas alınarak düzenlenmiştir.

Bankalarca, bu Kanunun 49 uncu maddesinin birinci ve beşinci fıkrasında belirtilen bir gerçek ya da tüzel kişiye veya bir risk grubuna kullandırılabilecek kredilerin toplamının özkaynakların yüzde yirmi beşini aşamayacağı, buna ilâveten, Kanunun 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan bankanın dâhil olduğu risk grubu bakımından bu oranın yüzde yirmi olarak uygulanması öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrası ile banka sermayesinin yüzde bir ve daha fazla payına sahip pay defterine kayıtlı ortaklara ve bunlarla risk grubu oluşturan gerçek ya da tüzel kişilere kullandırılacak krediler bakımından daha ihtiyatlı hareket edilerek kredilerin özkaynak toplamının yüzde ellisini aşamayacağı hükmü getirilmiştir.

Kredilerin optimal düzeyde kullandırılmasını sağlamak ve risklerin mükerrer olarak dikkate alınmasını engellemek amacıyla, birlikte kontrol edilen ortaklıklara kullandırılan kredilerin, bu ortaklıkları birlikte kontrol eden hissedarların her birinin ortaklık sermayesinde sahip olduğu payların, birlikte kontrol ettikleri toplam paya oranı ölçüsünde ortaklığı birlikte kontrol eden her bir hissedarın dâhil olduğu risk grubuna kullandırılmış sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Gayrinakdî krediler ile vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile benzeri diğer sözleşmeler, kabul edilen aval, garanti ve kefaletler, kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlarla gerçekleştirilen işlemler, Kurulca kabul edilecek ülkelerin merkezî yönetimleri, merkez bankaları ve bankaları ile yapılan işlemler veya bunlarca çıkarılan ya da ödenmesi garanti edilen bono, tahvil ve benzeri sermaye piyasası araçları, verilen diğer garantiler karşılığı yapılan işlemlerin kredi sınırlarının hesabında dikkate alınmasına ilişkin esas ve oranları belirleme yetkisi Kurula verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 55

→ yürürlükteki madde 55

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 11 inci maddesinin (6) numaralı fıkrası esas alınarak düzenlenmiştir. Maddede kredi sayılan ancak bu kredilere esas varlıkları ihraç edenler, kredilerin karşılığının nakde tahvil olma kabiliyetleri, kredi sayılan değerlerin ediniminin iradî olup olmaması, özkaynak hesabında indirilecek değer olarak dikkate alınıp alınmaması gibi hususlar gözetilerek söz konusu değerlerin kredi sınırlamalarında dikkate alınmaması öngörülmüştür. Bunun dışında, halka arza aracılık yüklenimleri kapsamında edinilen ortaklık paylarının da belirli esas ve süreler çerçevesinde elden çıkarılması koşuluyla kredi sınırlamalarına tâbi olmayacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca maddede kredi sınırlamalarına tâbi olmayan işlemler arasında açıkça belirtilmeyen işlemler için Kurula belirleme yetkisi verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 56

→ yürürlükteki madde 56

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin (4) numaralı fıkrasında, malî olan ve olmayan ortaklıkların hesapları konsolide edilerek malî tablo üretilmesi öngörülmüş, ancak uygulamadaki güçlükler nedeniyle buna geçilememiştir. Bankaların malî olmayan ortaklıklarındaki riskleri kendi bünyelerine sirayet edebilmekte; iç kontrol, risk yönetimi ve konsolide denetim sisteminin etkinliğini zayıflatabilmekte, kuruluşların gerçek malî durumlarının tespitini güçleştirmekte ve risk yoğunlaşmasına neden olabilmektedir. Diğer taraftan, Avrupa Birliği direktiflerine göre malî olmayan iştirak edinimine ilişkin sınırların yetkili mercilerce daha sıkı uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Nitekim, üye ülkelerde farklı uygulamalar görülebilmektedir. Bu çerçevede, bankaların başka bir kredi kuruluşu veya finansal kuruluş dışındaki bir ortaklıktaki payının özkaynaklarının yüzde on beşini, bu ortaklıklar ile ana ve katkı sermayeden indirilenler dışındaki ortaklıklardaki paylarının toplam tutarının ise özkaynaklarının yüzde altmışını aşmaması, aşım oluşması hâlinde aşan tutarın özkaynak hesaplamasında ana sermayeden indirim kalemi olarak dikkate alınması öngörülmüştür.

Maddede yeni iştirak edinimleri ile mevcut iştiraklerdeki ortaklık paylarının artırılmasına ilişkin olarak Kurul tarafından belirlenecek bilgilerin bankalar tarafından Kuruma tevdii ve öngörülen süre içinde Kurum tarafından olumsuz görüş bildirilmemesi durumunda ise işlemin tekemmül ettirilebileceği hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrasında, bankadan herhangi bir fon çıkışı gerektirmemesi nedeniyle, her türlü sermaye artırımı dolayısıyla bedelsiz edinilen ortaklık payları ile ortaklık paylarının herhangi bir fon çıkışı gerektirmeyen değer artışlarının bu maddede düzenlenen sınırların hesabında dikkate alınmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Ortaklık yapısının sade ve anlaşılabilir olması ve Kanun kapsamındaki sınırlamalara uyumun tespiti amacıyla bankaların kendilerinde doğrudan veya dolaylı olarak pay sahibi olan ortaklık ve kuruluşlarda doğrudan veya dolaylı olarak pay sahibi olmaları, bunların hisse senetlerini rehin olarak kabul etmeleri, karşılığında avans vermeleri yasaklanmıştır.

Tasarı/teklif madde 57

→ yürürlükteki madde 57

Uzun vadeli duran değerlere yatırım yapılması suretiyle banka kaynaklarının likit değerlerden uzaklaştırılmaması, kaynakların bankacılık faaliyetleri çerçevesinde kullanımı yoluyla ekonomide daha verimli alanlara aktarılması, Kanun kapsamındaki kuruluşlarca toplanan fonların mümkün olduğunca finansal araçlara yatırılması ve ekonomik birimlerin fon ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılması ve bankanın likidite gücünün korunması amacıyla, bankaların edinecekleri gayrimenkullerin bu Kanun uyarınca belirlenecek değerleme ile ilgili esaslar çerçevesinde hesaplanan net defter değerleri toplamının özkaynakların yüzde ellisini aşamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hesaplamada, değerleme veya enflasyon düzeltmesine bağlı olarak oluşan ve gayrimenkul hesabına eklenen değer artışlarının yüzde elli oranında dikkate alınacağı öngörülmüştür.

Esas olarak bankaların ticaret amacıyla gayrimenkul veya emtia alım ve satımı ile ana faaliyet konusu gayrimenkul ticareti olan kuruluşlara ortak olmaları, bu faaliyetlerin bankacılık faaliyeti ile bağdaşmaması nedeniyle yasaklanmış olmakla birlikte, uluslararası alanda da finansal piyasalarda işlem gören opsiyon, future ve forward gibi sözleşmelerin alım ve satımı ile iştigallerinin mümkün kılınması, ekonomik ve sosyal refahın gelişiminde önemli rolü bulunan konut sektörünün gelişimi, sermaye piyasalarına derinlik kazandırılması amacıyla Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında gayrimenkul ve emtiayı esas alan sözleşmelerin alım ve satımı ile ipotekli konut finansmanı kuruluşu ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında ortaklıkta bulunmaları bu yasaktan müstesna tutulmuştur.

Ayrıca, madde ile katılım bankalarının gayrimenkul, ekipman veya emtia temini veya finansal kiralama, kâr ve zarar ortaklığı yatırımı, ortak yatırımlar yoluyla finansman sağlaması ve benzer faaliyetleri nedeniyle üstlendikleri yükümlülüklerden dolayı gayrimenkul ve emtia üzerine yapılan işlemlerin bu madde ile yasaklanan faaliyetler kapsamında değerlendirilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 58

→ yürürlükteki madde 58

Bankacılık sektörünün malî yapısı üzerinde bulunan risk unsurları iyi yönetilmediği takdirde banka bilançoları üzerinde ciddi boyutta olumsuz etkileri olacağı tâbiidir. Bu bağlamda, temel bankacılık faaliyetlerinden kaynaklanan risklere ilâve olarak 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi çerçevesinde faaliyet gösteren sandıkları bulunan bankaların, söz konusu sandıklarda oluşabilecek teknik açıklardan ötürü ilâve bir yükle karşılaşması riski bulunmaktadır.

Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine göre sandıklar üyelerine en az bu Kanunda belirtilen yardımları sağlamakla yükümlüdür. Münhasıran banka çalışanlarına ait olmak üzere kurulu sağlık ve sosyal yardım, emeklilik, ihtiyat ve tasarruf sağlama amaçlarını güden sandık ve vakıflar faaliyetleri esnasında harcamalarının gelirlerini aşması sonucunda kaynak ihtiyacı içine girmektedirler. Bu ihtiyaç büyük bir çoğunlukla bankaların vakıf senetlerinde veya sandık tüzüklerinde oluşacak teknik açıkların kendileri tarafından kapatılacağına ilişkin vermiş oldukları taahhütlerden kaynaklanmaktadır. Bu yükümlülüğün, bankaların malî durumları gözetilmeksizin sürdürülmesi bankaların malî bünyelerinin zafiyete uğramasına neden olabilecek boyutlara ulaşmasına imkân verebilmektedir. Sandıkların teknik açıklarından dolayı bankaların katlanacakları zarar, malî yapısı zayıf bir grup firmasına sürekli olarak kredi kullandırılması yoluyla oluşacak zarar ile benzer niteliktedir.

Bu maddede; bankaların, münhasıran çalışanlarına ait olmak üzere sağlık ve sosyal yardım, emeklilik, ihtiyat ve tasarruf sağlama amaçlarıyla kurulan sandık ve vakıfların açıklarının kapatılmasına yönelik kaynak aktaramayacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 59

→ yürürlükteki madde 59

Bankaların emin bir şekilde çalışmasının sağlanması ve malî güçlerinin korunması amacıyla, bankalar ve konsolide denetime tâbi kuruluşlara bağış sınırı getirilmiştir. Bu sınırlama ile, bir malî yılda yapılabilecek bağış tutarı toplamının, banka özkaynağının binde dördünü aşamayacağı hükmü getirilmiştir. Ayrıca, yapılacak bağışların en az yarısının kanunlarla vergi muafiyeti tanınan alanlara yapılması şart koşulmuştur.

Tasarı/teklif madde 60

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bankaların muvazaalı işlemler aracılığıyla kaynaklarının bir gerçek ya da tüzel kişiye aktarılmasının önlenmesi amacıyla bu madde ihdas edilmiştir. Muvazaalı işlemlerin; alım, satım, kiralama ve benzeri işlemler gibi olması ve işlem bedelinin emsaline nazaran piyasa koşullarında göze çarpacak derecede düşük veya yüksek olması şarttır. Benzer işlemlerden; imalat, inşaat, hizmet, ödünç para alma veya verme, aylık, ikramiye, ücret gibi ödemeler kastedilmektedir.

Örtülü kazanç aktarımına konu olacak işlemlerde fiyatların belirlenmesinde ödemelerin muvazaalı olup olmadığının tespiti için hem şirketler arası hem de ilgisiz taraflar arası işlemlerin içinde yer aldığı piyasa koşullarının incelenmesi gerekir.

Alım ve satım işlemlerinde, maliyet bedelinden yapılan satışlar, düşük fiyatla yapılan satışlar başkalarına yapılmazken, bankaların hâkim veya nitelikli paya sahip ortakları ve yönetim kurulu üyeleri ile bunların eş ve çocukları ya da bunların kontrol ettikleri ortaklıklara yapılan iskontolu satışlar, başkalarına yapılandan daha fazla indirimle yapılan satışlar, emsaline nazaran piyasa koşullarına göre bedelinin çok üstünde bir bedelle mal veya hizmet satın alınması veya iştirak yahut şirket hisse senetlerinin emsalinden açık şekilde yüksek veya düşük fiyattan alınması gibi işlemler örtülü kazanç dağıtımı olarak kabul edilmektedir. Satın alınan hisse senetlerinin borsada işlem görmesi hâlinde emsal alınacak fiyat borsa fiyatıdır. Şayet hisse senetleri borsada işlem görmüyorsa hisse senetlerini çıkaran kuruluşların bağımsız denetim şirketlerince yapılan şirket değerlemesi sonucu ulaşılan hisse senedi değeri emsal değer yerine geçer.

Bankanın hâkim veya nitelikli paya sahip ortaklarına, yönetim kurulu üyelerine, genel müdürleri ile bunların eş ve çocuklarına ya da bunların kontrol ettikleri ortaklıklara ait olan mal veya hakların, emsaline kıyasla, çok yüksek ya da düşük bir bedelle bankaya kiralanması halinde, ödenen kira bedeli ile emsal bedeli arasındaki fark verilen örtülü kazancı ifade etmektedir. Kira bedelinin makul olup olmadığı;

bankanın, hâkim veya nitelikli paya sahip ortakları ve yönetim kurulu üyeleri ile bunların eş ve çocukları ya da bunların kontrol ettikleri ortaklıklar dışındaki kişilerle akdedeceği benzer kira sözleşmeleri ile yapılacak karşılaştırmadan ortaya çıkacaktır.

Kiranın makul olup olmadığı araştırılırken para olarak ödenen kira tutarı yanında kiracının yan yükümlülüklerinin de dikkate alınacağı aşikardır.

İmalat işlerinde örtülü kazancın varlığına veya yokluğuna, özellikle üretim maliyetleri göz önünde bulundurularak karar verilir. Yapılan inşaat muamelelerinde özellikle uygulanan fiyat politikası emsaline göre piyasa koşullarında göze çarpacak kadar yüksek veya düşük olduğunda bu yolla örtülü kazanç dağıtıldığı neticesine varılır.

Hizmet ilişkilerinden sayılan reklam hizmetlerinde özel iskonto yapılmasını, reklamla ilgili özel koşullara göre değerlendirmek ve ortaya çıkacak sonuca göre, örtülü kazanç dağıtımının var olup olmadığına karar vermek gerekir.

Ödünç işlemlerinde örtülü kazanç dağıtımı ise, emsaline göre piyasa koşullarında göze çarpacak derecede yüksek faizle borç alınması veya emsaline göre piyasa koşullarında göze çarpacak derecede düşük faizle veya faizsiz olarak borç verilmesinden kaynaklanır. Verilen paralara faiz hesaplanmaması, verilen paralara emsaline göre düşük faiz hesaplanması, başkalarından faiz karşılığında alınan paranın faizsiz olarak kullandırılması, başkalarından faiz karşılığında alınan paranın düşük faizle kullandırılması, alınan paralara emsaline göre yüksek faiz ödenmesi gibi hâllerde kazancın örtülü olarak dağıtıldığı kabul edilir.

Aylık, ikramiye, ücret ve bunun gibi ödemelerin emsaline göre piyasa koşullarında göze çarpacak şekilde yüksek olup olmadığının tespiti için, ilk plânda banka bünyesindeki diğer aylık, ikramiye, ücret ve benzeri ödemelerle karşılaştırma yapılır. Bunun yanında geçmiş dönemlerde yapılan ödemelere göre meydana gelen farklılıklar, şirketin genel ücret politikası içerisinde değerlendirilir. Bu kıyaslamalarda, ilgilinin yetki ve sorumluluk derecesi, şirketin muamele hacmi, özvarlığı gibi unsurlar göz önüne alınır.

Kanunun 34 üncü maddesinde belirtilen değerleme kuruluşlarınca tespit edilecek değerler emsal değer yerine geçecektir.

Emsal tespitinde öncelikle banka veya işletme içi emsallerin, bu yeterli değilse banka veya işletme dışı emsallerin değerlendirme kapsamına alınması; banka veya işletme dışı emsaller değerlendirilirken emsal seçilen bankaların veya işlemle ilgili olan diğer şirketlerin iş hacminin, kârlılığının, öz varlığının ve bunun gibi unsurların da ayrıntılı olarak ele alınması gerekmektedir.

Örtülü kazanç işlemlerine konu iş ya da işlemlerin türlerinin aynı olduğu, aynı türden iş ve işlemlerin birden çok yapıldığı veya iş ya da işlemlerin örtülü kazanç dağıtımı yapabilecek kişiler ve üçüncü kişilerle birlikte yapıldığı kurumlar açısından kurum içi ölçütler kullanılabilecektir.

Örtülü kazanç aktarımı yaptığı iddia edilen kurum ile bir üçüncü kurumun karşılaştırması yapılırken emsal alınan kurumun ürün ya da hizmetinin, kapasitesinin, organizasyonunun benzer olması, aynı piyasada faaliyet göstermesi gibi ölçütler dikkate alınmalıdır.

Emsal gösterilmede gösterilen emsalin sağlıklı ve isabetli olması, gösterilen emsalin ekonomik ve ticari icaplara uygun olması, emsal gösterilen işlem veya bedelin örtülü kazanç iddiasına konu işleme yeterince benzemesi gerekmektedir.

Tasarı/teklif madde 61

→ yürürlükteki madde 60

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 10 uncu maddesi esas alınarak düzenlenmiştir. Kalkınma ve yatırım bankalarının yapacakları işlemler sonucu elde edecekleri fonlardan mevduat sayılmayacak olanların kapsamı genişletilerek, bu bankaların müşterilerinden ve kendi müstakrizlerinden genel esaslar dâhilinde sağladıkları fonların yanı sıra, ortak ve ortaklıklarından genel esaslar dâhilinde sağladıkları fonlar ile bankalardan, para piyasaları, sermaye piyasaları ve organize piyasalardan sağlayacakları kaynakların da mevduat sayılmayacağı kabul edilmiştir.

Ayrıca, 2000 ve 2001 krizlerinde yaşanan hususlar da dikkate alınarak madde ile tasarruf sahiplerinin haklarının korunması amacıyla izinsiz mevduat ve fon kabulü sayılacak durumlar ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış ve Türkiye'de kurulan kredi kuruluşlarının yurt dışındaki şubeleri ile ortaklıklarının mevduat cüzdanı ve fon toplamaya ilişkin evrakın düzenlenmesi işlemlerini faaliyette bulundukları ülkede yapmaları zorunlu tutulmuş ve söz konusu şube veya ortaklıklar adına hiçbir şekil ve surette yurt içinde mevduat cüzdanı ve fon toplamaya ilişkin evrakın düzenlenemeyeceği ve verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Bu madde ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununa istinaden çıkartılan alt düzenlemelerde yer alan hüküm çerçevesinde, Türkiye'de kurulu kredi kuruluşlarının, yurt dışında kurulu ortaklıkları veya başka banka veya finansal kuruluşlar adına yurt içinde yerleşik kişilerden mevduat veya katılım fonu kabulü amacıyla; evrak ya da cüzdan bulundurmaları, personel istihdam etmeleri, bu ortaklıklar veya başka kredi kuruluşu veya finansal kuruluş adına toplanacak mevduat ve katılım fonu üzerinden personele ücret, komisyon, prim ve benzeri adlar altında para ödemek veya personele bu kuruluşların reklamını yaptırmak suretiyle müşterilerini yurt dışındaki kuruluşlara yönlendirmeleri, bu ve benzeri yöntemler kullanarak yurt dışında kurulu kuruluşlar adına mevduat ve katılım fonu kabul etmelerinin izinsiz mevduat kabulü sayılacağı hükmü Kanun kapsamına alınmıştır.

Bu maddenin son fıkrasında, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan hüküm, katılım fonu hesaplarını da kapsayacak şekilde ihdas edilmiştir. Madde ile kredi kuruluşlarının, tasarruf mevduatı hesapları ile katılım fonu hesaplarını Merkez Bankasının Kurulun görüşünü almak suretiyle tespit edeceği vade ve türlerine göre tasnif etmek ve diğer hesaplardan ayırmak zorunda oldukları hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 62

→ yürürlükteki madde 61

Madde ile, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 10 uncu maddesinin (3) numaralı fıkrası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun rehinlere ve hapis hakkına, 818 sayılı Borçlar Kanununun alacağın devir ve temlikine, takasa ilişkin hükümleri ile diğer kanunların verdiği yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak kaydıyla, özel cari hesap ile katılma hesabı sahiplerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 63

→ yürürlükteki madde 62

Madde bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 10 uncu maddesinin (4) numaralı fıkrası esas alınarak düzenlenmiştir.

Katılım bankalarında zamanaşımına uğrayan katılım fonu, emanet ve alacakların da Fona gelir kaydedileceği hükmüne yer verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 64

→ yürürlükteki madde 63

Kredi kuruluşlarındaki mevduatların ve katılım fonlarının emre amade olmaması durumunun göz önüne alınması gerektiğinden ve asgarî bir mevduat ve katılım fonu koruma seviyesinin temin edilmesinin şart olduğundan bahisle mevduatın sigortalanmasına ilişkin bu madde hükmü ihdas edilmiştir.

Mevduatın ve katılım fonunun sigortalanması, sektördeki tüm kuruluşlar arasında bir dayanışmanın, finansal bütünleşmenin ve denetimin vazgeçilmez bir unsuru olarak görülmektedir.

Bankalara duyulan güveni artırmak suretiyle tasarrufları korumak ve Türk malî sistemine istikrar kazandırmak amacıyla mevduat sigorta sistemi uygulanmaktadır. Fakat bu husus, kredi kuruluşları nezdindeki mevduatların ve katılım fonlarının tamamının sigortalanması anlamına gelmez.

Türkiye'de ve Dünya örneklerinde mevduata tam garanti uygulamasına finans sektöründe sistemik bir krizi önlemek veya bir an önce sonlandırmak ve oluşabilecek maliyetleri en aza indirmek amacıyla başvurulduğu bilinmektedir. Bu nedenle tam mevduat güvencesi sınırlı bir süre için uygulanması gereken bir politika seçeneğidir. Tam mevduat güvencesinin bir ülkede uzun süre uygulanması ve bu politikanın geçici nitelikten uzaklaşarak kalıcı bir hâl alması, piyasa disiplinini zayıflatarak ekonomi üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Bu durum ülkemiz kaynaklarının verimli yatırım ve faaliyet alanlarına kanalize edilmesini önlemekte, tasarruflarımızın ülke kalkınmasına yapacağı katkıyı sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, ülkemiz uygulamasında da mevcut durumda tasarruf mevduatlarının sadece 50 bin YTL'ye kadar olan kısmı güvence kapsamındadır.

Mevduat sigorta primine esas matrahın tespiti hususunda çeşitli ülkelerde farklı uygulamalar söz konusudur. Hemen belirtmek gerekir ki, sigortalı mevduat üzerinden prim alınması daha yaygındır.

Sigorta priminin mevduatın sigortalı kısmı toplamı üzerinden değil, mevduatın tümü üzerinden hesaplanması Fona gelir sağlama bakımından savunulabilir ise de, bu duruma hukukî bakımdan itiraz edilebileceği hususu izahtan varestedir. Buna göre, mevduat sigorta primlerinin, sigortaya tâbi mevduatın ve katılım fonunun sigortalı kısmı üzerinden hesaplanması daha hakkaniyetli olacaktır. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrasında, kredi kuruluşlarının, nezdlerindeki tasarruf mevduatını ve gerçek kişilere ait katılım fonlarını sigortaya tâbi kısım üzerinden sigorta ettirmek ve bunun üzerinden prim ödemek zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.

Fonun aslî gelir kaynağı olan mevduat sigortası prim ödemelerinin yetersiz kalması durumunda, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankası kaynaklarına başvurulduğu için sigortaya tâbi olacak tasarruf mevduatının ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının kapsamı ve tutarının, Merkez Bankası, Kurul ve Hazine Müsteşarlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle Fon Kurulu tarafından belirlenmesi hüküm altına alınmıştır. Böylece, 30 Mayıs 1994 tarihli, 94/19/EC sayılı Konsey Direktifine uyumun tesis edilebilmesi amacıyla, sigortaya tâbi olacak mevduatın kapsamının belirlenebilmesi hususunda esneklik sağlanmıştır.

Bankacılık sistemi içerisinde her bankanın sistem üzerinde yarattığı riske göre sigorta primi ödemesi, genel sigortacılık prensipleriyle uygun olduğu gibi birçok ülke uygulamasında da yer almaktadır.

Bu amaçla prim ödemesinin risk esaslı olarak belirlenmesi uygun görülmüştür.

Bankaların risk esaslı sigorta primi tarifesine bağlı olması, aynı zamanda bankaları daha düşük seviyelerde risk almaya ve daha ihtiyatlı düzenlemelere uyum konusunda teşvik edici niteliktedir. Risk esaslı sigorta priminin tarifesi, tahsil zamanı, şekli ve diğer hususların Kurulun görüşü alınmak suretiyle Fon Kurulu tarafından belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Kredi kuruluşlarının uluslararası alanda rekabet edebilir bir yapıya sahip olabilmesi amacıyla, kendileri için aynı zamanda bir maliyet unsuru olan sigorta priminin uluslararası uygulamalarda öngörülen genel seviyede izlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ve Fonun kaynak ihtiyacı da göz önüne alınarak, bu madde ile kredi kuruluşlarının, tasarruf mevduatının ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının sigortaya tâbi kısmı üzerinden risk esaslı prim ödemesi ve prim oranının, sigortaya tâbi mevduatın ve katılım fonunun yıllık bazda binde yirmisini aşamayacağı hükme bağlanmıştır.

2004 sayılı İcra İflas Kanununun 206 ncı maddesinde, özel kanunlarında imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar eski hâlinde birinci sırada düzenlenmişken, 4949 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda söz konusu alacaklar üçüncü sıra olarak değiştirilmiştir. Böylece kredi kuruluşlarının iflâsı hâlinde mevduat ve katılım fonu sahiplerinin, Fonun imtiyazlı alacaklarından sonra gelmek üzere sigortaya tâbi olmayan kısım için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 206 ncı maddesindeki üçüncü sıra anlamında imtiyazlı alacaklı olduğu hüküm altına alınarak İcra ve İflas Kanunundaki değişikliğe paralellik tesis edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 65

→ yürürlükteki madde 64

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 15 inci maddesinin (6) numaralı fıkrasının (b) bendi ile 20 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümleri dikkate alınmak suretiyle Avrupa Birliği direktifleri çerçevesinde sigorta kapsamında sayılmayan hesaplar açık bir biçimde belirtilmiştir. Ayrıca, sigorta kapsamı dışında tutulmasında yarar veya gerek görülen mevduat, katılım fonu ve hesapların kapsam dışına alınması hususunda Kurula yetki verilmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 66

→ yürürlükteki madde 65

Kanunun amacı doğrultusunda, kapsamda zikredilen kuruluşların Kanun hükümlerine uyumunun zamanında ve süreklilik arz edecek şekilde izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu husus, uluslararası uygulamalarda da görüldüğü üzere, etkin bir denetimin sağlanabilmesi amacıyla, sadece yerinde yapılacak denetimlere bağlı olmamalı, aynı zamanda Kurum tarafından istenen bilgi, belge ve raporlamalar üzerinden Kurum bünyesinde yapılacak gözetim faaliyetleri ile bütünlük arz etmelidir. Bu amaçla, söz konusu kuruluşlar ve bunların faaliyetlerinin Kurumun denetim ve gözetimine tâbi olduğu hükmolunmuştur.

Kuruma, lüzum görülmesi hâlinde, bankaların genel kurul toplantılarına gözlemci sıfatıyla temsilci gönderme yetkisi tanınarak denetimin etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 67

→ yürürlükteki madde 66

Bankaların malî bünyeleri kendi faaliyetlerinin yanında yurt içi ve yurt dışı bağlı ortaklıkları, nitelikli paya sahip oldukları ortaklıkları ve birlikte kontrol ettikleri ortaklıkları ile yurt dışı şube veya temsilciliklerinin faaliyet sonuçlarından etkilenmektedir. Söz konusu ortaklık, şube veya temsilciliklerden kaynaklanabilecek risklerin bankaların malî bünyesini zayıflatabilme olasılığı bulunmaktadır. Bu tür durumlara mahal vermemek amacıyla, ana ortaklık bankalar ile bunların yukarıda belirtilen ortaklık, şube ve temsilciliklerinin konsolide denetime tâbi tutulması öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen kuruluşların, başta iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemleri, muhasebe ve finansal raporlama birimi, finansal tablolar ve raporları ile risk grubuna kullandırılan kredilere ilişkin bilgi ve belgeler olmak üzere her türlü kayıt, bilgi, belge, yapı ve sistemlerini konsolide denetime uygun hâle getirmek zorunda oldukları belirtilmek suretiyle konsolide denetimde kullanılacak gerekli araçların, denetimi kolaylaştıracak bir şekilde hazır bulundurulması amaçlanmıştır.

Diğer taraftan Avrupa Birliği direktifleri çerçevesinde, ülkemiz koşulları da dikkate alınarak, gerek duyulması hâlinde bağlı ortaklık ve iştiraklerin denetiminin Sermaye Piyasası Kurulu veya Hazine Müsteşarlığı gibi yetkili merciler ile birlikte gerçekleştirilmesi öngörülmüş ve elde edilecek denetim sonuçlarının kurumlar arası işbirliği çerçevesinde paylaşılması ve kullanılması esaslarının Kurul tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 68

→ yürürlükteki madde 67

Temel işlevi fon fazlası olan kesimlerin bu fonlarını fona ihtiyacı olan kesimlere aktarmak olan bankalar, birer itibar müessesesi olması nedeniyle güven ortamında çalışmak zorundadır.

Bankacılığın temel fonksiyonu söz konusu fon tahsisini yaparken maruz kaldıkları riski yönetmektir. Bankacılık, ekonomik faktörlerden hızlı ve yoğun bir şekilde etkilenen ve etkilerini ekonominin diğer alanlarına hızla aktaran kırılgan bir sektördür. Bu gelişmiş ülkeler için olduğu kadar, ülkemiz için de geçerli bir olgudur. Ekonominin genelinde yaşanan sorunlar banka bilançolarına doğrudan yansıdığı gibi, banka yönetiminin yanlış veya kötü tercih ve uygulamaları da, bankaların malî bünyelerini tahrip edebilmektedir.

Bir bankada yaşanan sorun, bankacılık sisteminin genelinin istikrarını tehdit edebilmektedir. Genel ekonominin sağlamlığının korunması ve halktan toplanan tasarruf mevduatının Devlet tarafından güvence altına alınmış olması olgusu, malî bünyesi zafiyete uğrayan bankalara Devlet müdahalesini, düzelemeyecek kadar kötü durumda olan bankaların ise özel bir yöntemle tasfiye edilmelerini gerekli kılmaktadır.

2000 ve 2001 krizleri sonucunda Türk malî sektörüne, özellikle de bankacılık sistemine olan güven ciddi olarak zedelenmiştir. Güven sorununun bulunduğu durumlarda, güvenin çok kısa sürede ve gerçekçi olarak sağlanması ekonomide istikrarın oluşturulması açısından zorunludur. Küreselleşmenin bugün ulaştığı noktada, yurt içinden veya yurt dışından kaynaklanan olumsuzlukların malî sektörden başlayıp tüm sektörleri etkilediği bir ortamda, finansal piyasaların güvenilirliğinin bozulmaması, finansal sektörün ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak büyümesi daha da büyük önem taşımaktadır.

1994 yılından bugüne kadar ortaya çıkan bankacılık krizlerinin kamuya yüklediği zararın tahsil edilmek suretiyle tasfiyesi için yoğun emek sarf edildiği bu dönemde, bankacılık sisteminin gözetim ve denetiminin ve alınan tedbirlerin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun "Denetlemeler sonucunda alınacak tedbirler" başlıklı 14 üncü maddesi ve devamındaki 15, 16 ve 17 nci maddeler, yapılan değişiklikler ve ilâvelerin de etkisiyle oldukça karmaşık bir yapı sergilemektedir.

Bankaların gözetim ve denetimleri sonucu alınacak tedbirler, taşıdıkları öneme binaen, kanun yapma sanatı ve tekniği ilkeleri dikkate alınarak, sistemin işleyişi açısından faydalı olacağı düşüncesiyle yapılan ilâvelerle birlikte sürecin daha iyi anlaşılabilir kılınması için, bu maddede ve müteakip 69, 70, 71, 72 ve 73 üncü maddelerde daha sistematik hâle getirilmiştir.

Kamu gözetim ve denetimi sonucunda bir bankaya uygulanacak tedbirlerde asıl olan, ilk etapta bankaların sorunlu hâle gelmelerini önlemek, ikinci aşamada malî bünyelerinde zafiyet olması durumunda, bunları ıslah etmeye yönelik uygun tedbirleri almak ve son olarak düzelme ümidi kalmamış bankalara maliyeti asgarî düzeyde tutmak şartıyla çözümleme yöntemlerini uygulamaktır.

Bu meyanda, söz konusu maddede bir banka hakkında önlem alınması gereken hâller tadadi usûl kullanılarak düzenlenmiştir.

Maddede belirtilen hâllerden herhangi birinin tespit edilmesi durumunda aşamalı olarak 69 uncu maddede hüküm altına alınan düzeltici önlemlerin, 70 inci maddede düzenlenen iyileştirici önlemlerin ve 71 inci madde konusu kısıtlayıcı önlemlerin alınması öngörülmüştür.

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında belirtilen hususlara ilâve olarak bir bankanın aktif kalitesinin malî bünyeyi zayıflatabilecek şekilde bozulması, bu Kanuna ve ilgili düzenlemelere veya Kurulca alınan kararlara aykırı nitelikte karar, işlem ve uygulamalarının bulunması, iç denetim, iç kontrol ve risk yönetim sistemlerini kurmaması veya bu sistemleri etkin ve yeterli bir şekilde işletmemesi veya denetimi engelleyici herhangi bir hususun bulunması, yönetiminin basiretsizliği nedeniyle bu Kanun ve ilgili mevzuat ile tanımlanmış risklerin önemli ölçüde artması ve/veya malî bünyeyi zayıflatabilecek şekilde yoğunlaşması önlem alınmasını gerektiren hâller içinde sayılmıştır.

Tasarı/teklif madde 69

→ yürürlükteki madde 68

Bu madde ile 68 inci maddede sayılan önlem alınmasını gerektiren hâllerden bir ya da bir kaçının tespiti hâlinde alınacak düzeltici tedbirler hüküm altına alınmaktadır. Bu madde ile gözetim ve denetim sonucunda malî bünyesinde sorunlar tespit edilen bir bankanın ilk olarak bu sorunları Kurumun uygun göreceği ve onaylayacağı bir plân dâhilinde "kendi kendine düzeltme"si teşvik edilmekte, gözetim ve denetim otoritesinin bu süreçte öngördüğü tedbirler, bankanın malî yapısının düzeltilmesine yönelik yapıcı eleştiri ve tavsiyeler niteliğini taşımakta ve bankayı yönlendirmektedir. Madde ile amaçlanan, bankanın malî bünyesinin sağlamlığı bozulmadan 70 ve 71 inci maddelerdeki tedbirlere göre daha "hafif" nitelikte olan düzeltici tedbirlerin alınmasıdır.

Tasarı/teklif madde 70

→ yürürlükteki madde 69

Bu madde ile 69 uncu maddede yer alan önlemleri almayan ya da almasına rağmen sonuç alınamayacağı belirlenen bankalar hakkında alınması öngörülen tedbirler düzenlenmektedir.

Madde ile bankanın yönetim kurulunun ve mensuplarının yapısına, uzun vadeli veya duran varlıklarının elden çıkarılmasına, kredi kullandırımının sınırlandırılmasına ve bu gibi temel unsurlarına müdahale niteliği taşıyan önlemler hüküm altına alınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 71

→ yürürlükteki madde 70

Bu maddede, 69 ve/veya 70 inci maddede yer alan önlemleri almayan ya da almasına rağmen sorunları giderilemeyen veya bu tedbirlerin alınması hâlinde dahi sonuç alınamayacağı belirlenen bankalar hakkında alınması öngörülen tedbirler düzenlenmektedir.

69 ve 70 inci maddelerin uygulanmasına rağmen bankanın durumunda bir düzelme ve iyileşme katedilememesi durumunda, bankanın faaliyetlerinin sınırlandırılması ya da geçici olarak durdurulması, faiz oranı ve vadelere sınırlama ve kısıtlamalar getirilmesi, yönetim kurulunun ve yöneticilerinin tamamen ya da kısmen görevden alınması, doğan zararın özkaynaktan indirilmesi ve bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak sigortaya tâbi mevduat veya katılım fonu tutarını aşmamak ve yeterli teminatı hâkim ortakların hisse senetlerinden veya diğer mal varlıklarından karşılanmak üzere uzun vadeli kredi sağlaması ile bankanın başka bir bankayla birleştirilmesi gibi bankanın yönetim ve teşkilat yapısının değiştirilmesine yönelik aslî kısıtlayıcı tedbirler öngörülmektedir.

Tasarı/teklif madde 72

→ yürürlükteki madde 71

Bu madde, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrası ile (4) numaralı fıkrası birleştirilmek ve bir takım ilâveler yapılmak suretiyle düzenlenmiştir.

Malî bünye zafiyeti bulunan banka hakkında alınan düzeltici, iyileştirici ve kısıtlayıcı tedbirlere rağmen en sonunda en etkin çözümün bankanın tasfiyesi olduğuna karar verilebilir. Bu tür bir seçim, bankanın değeriyle ilgili ciddi kaygıların olması ve bankanın yaşamasının vergi mükelleflerinin yükünü önemli ölçüde artırmasının söz konusu olması durumunda gündeme gelir. Gerekli olduğu durumlarda bankaların tasfiyesi suretiyle malî sistemden çıkarılmaları uluslararası en iyi uygulamaların da bir parçasıdır.

Maddede bu esaslar gözetilerek, bir bankanın; Kanunun 71 inci maddesi kapsamında alınması istenen tedbirlerin Kurul tarafından verilen süre içerisinde ya da her halükarda en geç on iki ay içinde kısmen ya da tamamen almaması ya da bu tedbirleri kısmen veya tamamen almış olmasına rağmen, malî bünyesinin güçlendirilmesine imkân bulunmaması ya da bu tedbirleri almış olsa dahi malî bünyesinin güçlendirilemeyeceğinin tespit edilmesi hâllerinde veya faaliyetine devamının mevduat ve katılım fonu sahiplerinin hakları ve malî sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz ettiğinin ortaya çıkması, yükümlülüklerini vadesinde yerine getiremediğinin tespit edilmesi, yükümlülüklerinin toplam değerinin varlıklarının toplam değerini aşması, hâkim ortaklarının veya yöneticilerinin, banka kaynaklarını, bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı veya dolanlı olarak kendi lehlerine kullanması veya dolanlı olarak kaynak kullandırması ve bankayı bu suretle zarara uğratması hâllerinden bir veya birkaçının varlığı durumunda, Kurul, en az beş üyesinin aynı yöndeki oyuyla alınan kararla bankanın faaliyet iznini kaldırmaya ya da kredi kuruluşunun temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimini, zararın mevcut ortakların sermayesinden indirilmesi kaydıyla, kısmen veya tamamen devri, satışı veya birleştirilmesi amacıyla Fona devretmeye yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 73

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Banka bilançoları, gerek makro ekonomik değişkenlerdeki gelişmeler, gerekse bankaların kendi aktif ve pasif işlemlerinden kaynaklanan sebeplerle sorunlu hâle gelebilmektedir. Bu durum, hem tasarruf sahiplerinin zarara uğramasına yol açmakta, hem de bir güven ve itibar kurumu olan bankalara olan güvenin ortadan kalkmasına veya azalmasına neden olmaktadır. Münferiden bir bankada başlayan sorun, sistemik bir finansal krize yol açabilmektedir. Bu durumun önceden tespit edilip önlenebilmesi, bankaların kamu otoritesinin yakın denetim ve gözetimine tâbi tutulmasını gerekli kılmaktadır. Bir başka ifadeyle, problemler özel olarak bankada çözülmeye çalışılmakta ve bu suretle sistemik sorunlar yumağına dönüşüm engellenmeye çalışılmaktadır.

Ancak, Kurumun yakın gözetim ve denetimine rağmen finansal sistemin bütününe sirayet edebilecek ölçüde olumsuz bir gelişmenin ortaya çıkması ve bu durumun Kurumun koordinasyonunda, Fon, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankasınca müştereken tespiti hâlinde, alınacak olağanüstü tedbirleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 74

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu maddenin ilk fıkrasında bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (8) numaralı fıkrasında öngörülen ve Kanunun uygulanmasında ve uygulamanın denetiminde görev alanlar açısından düzenlenen özel sır saklama yükümlülüğü aynen muhafaza edilmiş, ayrıca bankalara ve bunların bağlı ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıkları ve müşterilerine ait öğrenilen sırların başkalarının yararına da kullanılamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna ilâveten fıkrada, Kurumun dışarıdan destek hizmeti aldığı kişi ve kuruluşlar ve bu kuruluşların çalışanları için de, Kurumda icra ettikleri görev ve işleri nedeniyle öğrenebilecekleri bilgilerden dolayı, aynı sır saklama yükümlülüğü öngörülmüştür. Bu yükümlülüğün görevden ayrılmalardan sonra da devam edeceği hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası ile Kurulun yurt dışındaki muadili denetim mercileri ile akdedeceği ikili veya çok taraflı anlaşmalarda ortaya çıkan ve sır niteliğindeki bilgilerin açıklanabileceği merciler konusundaki uyumsuzluktan kaynaklanan sorunların çözümlenmesini teminen bir düzenlemeye gidilmiştir.

Bilindiği üzere Kurul, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 3 üncü maddesinin (10) numaralı fıkrasının kendisine vermiş olduğu yetkiye dayanarak yabancı ülkelerin muadil denetim otoriteleri ile sınır ötesi kuruluşların denetimi ve bilgi alışverişi hususunda işbirliğini öngören mutabakat zabıtları imzalamaktadır. Bu anlaşmalar ile Türkiye'de kurulu bankaların yurt dışında sahip oldukları şube ve iştirakleri ile ilgili bilgilerin paylaşımı, şube ve iştiraklerin Kurum tarafından olabilecek en geniş coğrafi alanda konsolide denetim uygulaması imkânının oluşturulması ve yerinde denetimlerin yapılabilmesi amacıyla akdedilmektedir. Böylece konsolide denetim mümkün olabilmektedir.

Sır kapsamına giren bilgilerin mevzuatımız gereği çok sayıda kurum ve kuruluşa ve adlî, idarî ve askeri yargıya dâhil bütün mahkemelere, özellikle hukuk mahkemelerine verilebilmesi, Avrupa Birliği standartlarına uygun yasal düzenlemelere sahip ülkelerin yetkili denetim otoriteleriyle imzalanmak istenen bu tür işbirliği anlaşmalarında önemli sorunlar doğurmakta ve anlaşmaların imzalanmasını imkânsız hâle getirmektedir.

Ancak, Kurum denetimine tâbi kuruluşların, yurt dışı şube ve iştiraklerinin konsolide denetiminin yapılabilmesinin, Kurumun kanunla kendisine verilmiş olan görevlerinin ifası açısından taşıdığı önem tartışmasızdır.

Bu çerçevede, Kurulun yurt dışında kurulu finansal kurumların denetiminden sorumlu mercileri ile akdedeceği anlaşmalarda ortaya çıkan veya anlaşmalar dışında elde edeceği sırlarla ilgili olarak asgarî gizlilik konularındaki uyumsuzluktan kaynaklanan sorunların çözümlenmesini teminen hüküm ihdas edilmiştir. Maddeye ilâve edilen söz konusu hükümle, artık Kurum, "genel kanun-özel kanun, önceki kanun-sonraki kanun" ilişkisi gereği, sır saklama yükümlülüğü konusunda ülke mevzuatındaki sınırlamalara tâbi olmak zorunda kalmayacaktır. Maddede bu bilgilerin karşılıklılık ilkesi çerçevesinde hiçbir kişi, kurum, kuruluşa verilemeyeceği belirtilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrası ile sır saklama yükümlülüğü bankaların yönetim kurulu üyeleri, mensupları, bunlar adına hareket eden kişiler ile görevlilerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Buna ilâveten fıkrada, destek hizmeti kuruluşu ile bu kuruluşların çalışanları için de, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait öğrenebilecekleri bilgilerden dolayı, aynı sır saklama yükümlülüğü öngörülmüştür.

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda sır saklama yükümlülüğü banka tüzel kişiliğine değil, doğrudan doğruya "kanunun uygulanmasında ve uygulamanın denetiminde görev alanlar" ile "mensup ve diğer görevliler"e yöneltilmiş ve madde, sadece cezai açıdan düzenlenmişti. Dolayısıyla, söz konusu hüküm bankanın tüzel kişi olarak sır saklama yükümüne dayanak oluşturacak nitelikte değildi. Banka tüzel kişiliğini muhatap alan bu kural ile özel hukuk açısından bankaların (ve Kanunda belirtilen diğer kuruluşların) sır saklama yükümlülüğüne doğrudan dayanak oluşturulmuştur. Sır saklama yükümlülüğü açısından bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır.

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan "...diğer görevlileri" ibaresi, doktrinde bankanın mensupları dışında görevli bulunmadığından, uygulama alanı bulmayan ibare olarak nitelendirilmekte idi. Yapılan değişiklik ile bu ifade metinden çıkarılmış, buna karşılık mülga 3182 sayılı Kanunda da yer alan ve Merkez Bankası yetkilileri, resmi görevi sonucu banka ile ilişki kuran Devlet memurları, noter, icra memuru, müfettiş, yeminli denetçi, bağımsız denetçi, hesap uzmanı, kanunen açıkça yetkili kılınıp da bankadan bu sırları öğrenen diğer mercileri içeren "görevliler" ibaresi aynen muhafaza edilmiştir.

Diğer taraftan, madde ile öğretide çok eleştirilen üçüncü kişiler ile kimlerin kastedildiği açıkça hükme bağlanmıştır.

Gerçekten de bankalar, son yıllarda artan şekilde takas sistemi, bilgi paylaşımı, bilgi sistemleri, iletişim, sesli yanıt sistemleri gibi doğrudan doğruya bankacılık sayılmayan bazı destek hizmetlerini, ya kendilerinin ya da başkalarının kurduğu teşebbüsler vasıtasıyla sağlama eğiliminde olup;

böylelikle uzman oldukları işlere yoğunlaşmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bu tür destek hizmeti kuruluşu ve çalışanları hakkında da sır saklama yükümlülüğünün getirilmesi, bu kişilerin cezasız kalmasının önüne geçilmesi bakımından önemlidir.

Maddenin son fıkrası ile kredi kuruluşları ve finansal kuruluşların destek hizmeti kuruluşları ile yapacakları yazılı anlaşmalar uyarınca, bu kuruluşlara müşterilerinin risk durumlarının izlenmesi, değerlendirilmesi, kontrolü ve müşteri hizmetlerinin yerine getirilmesi amacıyla verilecek bilgi, belge ve hizmetlerinin, sırların yetkili olmayan kuruluşlara verilmesi anlamına gelmeyeceği açık bir biçimde hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 75

→ yürürlükteki madde 74

Bankaların faaliyetleri güvene dayandığından bankalar hakkında yapılacak haberlerde gerekli hassasiyetin gösterilmesi beklenir. Bankalar hakkındaki itibarı zedeleyici haberler, bu kuruluşlarda fon çekilişine veya bu kuruluşların daha kötü şartlarda fon temin etmelerine sebep olmak suretiyle malî durumlarının bozulmasına ve hatta kuruluşun sektördeki yerine bağlı olarak sektöre ve genel ekonomiye sirayet edebilecek zararların meydana gelmesine neden olabilecektir. Bu tür haber yapacakların caydırılabilmesi amacıyla 5187 sayılı Basın Kanununda belirtilen araçlarla ya da radyo, televizyon, video, internet, kablolu yayın veya elektronik bilgi iletişim araçları ve benzeri yayın araçlarından biri vasıtasıyla, bir banka hakkında asılsız veya bu kuruluşların itibarını kırabilecek, güvenilirliğini sarsabilecek, şöhretine veya servetine zarar verebilecek nitelikte bir haberin yayılması yasaklanmıştır.

Ayrıca, Kurul ile Kurumun bankacılık sektörünün gözetim ve denetiminden sorumlu olduğu dikkate alınarak Kurul ve Kurumun itibarını sarsacak nitelikte haberler yapmak suretiyle bankacılık sektörünün bütünü hakkında olumsuz bir kanaat oluşmasının engellenmesi gerekmektedir. Bu nedenle maddede, Kurul ve Kurumun itibarını zedeleyebilecek asılsız haberlerin yapılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 76

→ yürürlükteki madde 75

Bankaların ve mensuplarının etik ilkeler çerçevesinde hareket etmesi, bu kuruluşlarda iyi yönetimi güçlendirecek, sosyal sorumluluğu artıracaktır. Bankalar ile mensuplarının her türlü davranış kalıplarının kanunlarla düzenlenmesi, olası her durum için bir davranış kalıbı belirlemek anlamına geleceğinden mümkün bulunmamaktadır.

Değişen ve gelişen ihtiyaçlar çerçevesinde piyasanın ve rekabetin gerektirdiği etik ilkelerin ve örnek davranışların belirlenmesi, sektörde hizmet kalitesinin ve sektöre olan güvenin artmasını sağlayacaktır. Öte yandan, etik ilkeler bankanın ve mensuplarının mevzuata ve banka içi düzenlemelere uygun olarak hareket etmelerini güçlendirecektir.

Bu amaçla, bankalar ile bunların meslek personeli, kuruluşun faaliyetlerinin kanuna, ilgili düzenlemelere, kuruluş amaç ve politikalarına uygun olarak icra edilmesini ve yönetimde adalet, doğruluk, dürüstlük ve sosyal sorumluluğun esas alınmasını teminen, ilgili kuruluş birlikleri tarafından Kurulun uygun görüşü alınmak suretiyle etik ilkelerin belirleneceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 77

→ yürürlükteki madde 76

Bankaların verdiği hizmetler oldukça çeşitli olup, sürekli değişiklik gösterebilmektedir. Müşterilerin aldıkları hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorunlarına cevap vermek üzere bankalarda bir sistemin kurulması ve müşterilerini, bu hizmetler hakkında bilgilendirme zorunluluğu getirilmiştir. Diğer taraftan, müşterilerin talebi hâlinde yapılan işlemlere ilişkin her türlü bilgi ve belgenin bir nüshasının verilmesi öngörülmüştür.

Öte yandan bankaların müşterilerinin birçoğunun sektörde verilen hizmetler konusunda hukukî veya teknik bilgiden yoksun olması nedeniyle yapılan sözleşmelerin tam anlamıyla okunamaması, sözleşmede yer alan ifadelerin teknik anlamının bilinememesi ya da acil fon ihtiyacı içinde olunması, bu sözleşmelerin şartlarının incelenmesi hususunda gereken hassasiyetin gösterilememesine yol açabilmektedir. Müşteri ile banka arasında bilgi eşitsizliğinin bulunduğu ortamda, bankaların müşterileri ile yapacakları sözleşmelerin şekil ve içeriğinde yer alması gereken asgarî hususlar ile tip sözleşmelerin uygulanacağı işlemlerin Kurulun görüşü alınarak kuruluş birlikleri tarafından belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bu madde ile bankaların kimlikleri ve vergi numaralarını belgelemeyen müşterileri adına hesap açmaları, sözleşme düzenlemeleri ve diğer bankacılık ve malî hizmetleri vermeleri, işlemlerin kayıt altına alınabilmesini teminen yasaklanmış ve bu fıkranın uygulamasına ilişkin usûl ve esasların Kurumun görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından düzenleneceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 78

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 20 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında olduğu şekilde Kanunun uygulanmasında kalkınma ve yatırım bankalarının Kanunun hangi maddelerine tâbi olacağı belirlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 79

→ yürürlükteki madde 78

Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede bir yandan küreselleşme ve bölgesel entegrasyon eğilimleri, diğer yandan tüketici tercihlerinin değişmesi, finans sektöründe yapısal değişimleri zorunlu kılmıştır. Bu yapısal değişim sürecinde finansal hizmet biçimleri arasındaki farklar azalmış ve genellikle bankaların liderliğinde çok sayıda finansal hizmeti bir arada sunan finansal gruplar yaygınlık kazanmıştır.

Finansal grupların bir biçimi olarak ortaya çıkan finansal holding şirketleri de özellikle bilişim ve iletişim teknolojilerinin sunduğu ölçek ve kapsam ekonomilerinden yararlanmak amacıyla bankacılık, sigortacılık ve menkul kıymetler gibi geleneksel olarak birbirlerinden önemli farklılıklar arz eden finansal hizmet türlerinin aynı örgütlenme çatısı altında sunulduğu kurumsal yapılar olarak ekonomilerdeki ağırlığını artırmaktadır.

Finansal sektörde ortaya çıkan bu yapısal değişim süreci bir yandan finansal sistemin etkin çalışmasına katkı sağlarken, diğer yandan finansal şirketlerin ve finansal sistemin maruz kalabileceği risklere yeni boyutlar kazandırmaktadır. Finansal holding şirketlerinin ve özellikle bu finansal holding şirketlerinin parçası olan bankalar, sigorta şirketleri ve yatırım şirketlerinin malî güçlüklerle karşılaşmaları hâlinde, bu malî güçlükler, malî sistemde ciddi istikrarsızlık kaynağı olabilmekte ve bireysel mudiler, sigorta poliçesi sahipleri ve yatırımcıları etkileyebilmektedir. Bu açıdan, finansal holdinglere ilişkin uygun denetim kavramlarının geliştirilmesi gerekliliği uluslararası forumlarda da ifade edilmiştir. Finansal holding şirketlerinin bünyesindeki bankalar, sigorta şirketleri ve yatırım şirketleri için ek denetim sisteminin oluşturulması da 'uygun denetim' kademelerinden birisidir.

Bir finansal holding şirketi bünyesindeki bankalar, sigorta şirketleri ve yatırım şirketlerinin ek denetiminin etkili olabilmesi için, bu ek denetimin; yapıları ne olursa olsun, birden fazla sektördeki finansal faaliyetleri "önemli" kabul edilen düzeyde olan ya da bir başka deyişle, önceden tespit edilmiş belirli eşik değerleri aşan bütün finansal holding şirketlerine uygulanması gerekir. Bu bağlamda Kurul, finansal holding şirketlerinin kapsamını belirlemeye, kurulmasını zorunlu tutmaya ve söz konusu eşik değerleri belirlemeye yetkili kılınmıştır.

Finansal holding seviyesinde ödeme gücü, risk yoğunlaşması, grup içi işlemler, iç denetim ve risk yönetiminin uygun ve doğru yapılıp yapılmadığı konularında basiretli denetim için, finansal holding şirketlerinin gerçekleştirecekleri faaliyetlerin ve bu şirketlere ilişkin sermaye yeterliliği, iç sistemler ve konsolide denetim gibi hususların uygulamasına ilişkin esasları belirleme yetkisi Kurula verilmiştir.

Finansal holding şirketi içindeki kuruluşların aynı grup içindeki diğer şirketlere veya bu grup içindeki şirketlerle yakın ilişki içerisinde bulunan gerçek veya tüzel kişilere doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olduğu, sözleşmeden doğan veya doğmayan ve ödeme için olsun veya olmasın bir yükümlülüğün ifasına yönelik bütün işlemler "grup içi işlemler" anlamına gelmektedir. Bu madde uyarınca ödeme gücü, sermaye yeterliliği ve risk yoğunlaşmasının değerlendirilmesinde grup içi işlemlerin kontrolü ve denetimi büyük önem arz etmektedir.

Kurum, bir finansal holding şirketi nezdinde konsolide edilen ortaklıklarının malî durumunu; özellikle ödeme gücü, özkaynak araçlarının ana ve bağlı ortaklıklarda birden çok kullanımının sermaye üzerinde yaratacağı olumsuz etkinin ortadan kaldırılması, risk yoğunlaşması ve grup içi işlemleri bakımından grubun genel düzeyiyle karşılaştırarak değerlendirmelidir.

Maddenin bu içerikte ele alınışının nedeni, 'finansal holding şirketi' kavramının malî piyasalarda yeni ortaya çıkan, gelişime ve değişime açık bir kavram olmasıdır. Bu konuda yapılan uluslararası düzenlemeler ile diğer ülke düzenlemeleri de, söz konusu kavram ile mevcut sektörel kural ve düzenlemelere eklenecek hükümleri asgarî düzeyde tutmaya ve finansal holding şirketleri, finansal piyasalardaki konumunu güçlendirene kadar esnek ve teşvik edici bir ortam hazırlamaya çalışmaktadır.

Finansal holding şirketlerinin Kanunun uygulanmasında tâbi olacağı hükümler tadadi usûl kullanılarak belirlenmiş ve bu şirketlerin esas itibarıyla diğer ortaklıklara iştirak edecek olması sebebiyle, Kanunda yer alan oran ve sınırların bu şirketler açısından sadece konsolide esasta uygulanması öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 80

→ yürürlükteki madde 79

Maddede, bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine benzer şekilde, mevduat bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ve katılım bankalarının kendi aralarındaki müşterek ihtiyaçların karşılanmasını, meslekî faaliyetlerin kolaylaştırılmasını, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesinin sağlanmasını, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin hâkim kılınmasını, meslekî disiplin ile ahlakının korunmasını teminen oluşturulan ve üyeliğin zorunlu kılındığı Türkiye Bankalar Birliği ile Türkiye Katılım Bankaları Birliği düzenlenmiştir.

Birçok ülkede, kanunla kendisine bir takım düzenleyici görevler verilen birliklerin, ilgili düzenleyici ve denetleyici kuruluş tarafından, hedefleri, sorumlulukları ve kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde tutarlı hareket edip etmedikleri denetlenmektedir. Söz konusu birliklerin bu Kanunla kendilerine tevdi edilen yeni görev, yetki ve sorumlulukları dikkate alınarak, faaliyetleri ile malî işlemlerinin, Kurum tarafından denetimine ilişkin kuralların ilgili birliğin kuruluş statüsünde belirleneceği öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 81

→ yürürlükteki madde 80

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda birliklere tevdi edilen görev ve yetkiler korunmuş olup, birlikler, mesleğin gelişimini sağlamak, meslek ilkelerini belirlemek suretiyle, üyelerin birlik ve mesleğin gerektirdiği vakar ve disiplin içinde ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak, meslek personelinin uyacakları meslekî ilke ve standartları belirlemek, Kurum ile işbirliği yapmak suretiyle bankalar arasında ortak projelere ilişkin işbirliğini temin etmek, üyelerinin ortak menfaatlerini ilgilendiren konularda yönetim kurulu kararına istinaden dava açmak, Kanunun müşteri haklarına dair hükümlerinde öngörülen sözleşme şekil ve içeriğine ilişkin usûl ve esasların uygulanmasını denetlemekle görevli ve yetkili kılınmışlardır.

Tasarı/teklif madde 82

→ yürürlükteki madde 81

Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun birliklerin organ seçimleri, statülerinin belirlenmesi, gelir ve giderleri ile üyelerine uygulayabilecekleri disiplin cezalarına ilişkin hükümler korunmuş, birliklerin üyelerine uygulayabilecekleri ceza miktarı belirlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 83

→ yürürlükteki madde 82

Günümüzde olağanüstü hızlanan teknolojik gelişmeler ve küreselleşme süreci, toplumsal ilişkileri giderek karmaşıklaştırmakta, bu durum idarî yapılanmaya yeni kurum ve kavramların eklenmesini zorunlu kılmaktadır. Çağdaş demokratik hukuk devletinin bu yeni süreçte en temel sorunu, bir yandan artan idarî faaliyet alanlarına uygun yönetim sistem ve kurumlarını oluştururken, öte yandan da bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin en kapsamlı biçimde korunması olmaktadır. Bu arayışların ortaya çıkardığı ürünlerden biri de "Bağımsız İdari Otoriteler"dir. Bankacılık, finans, iletişim ve medya gibi hassas ve teknik bazı alanları, hem çıkar gruplarının müdahalelerinden ve ihlallerinden, hem de politikacıların muhtemel tarafgir tutumlarından koruma isteği, bağımsız idarî otoritelerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sırada gösterilmiştir. Bağımsız idarî otoritelerin ekonomi sektöründeki temel işlevi oyunun kurallara göre oynanmasını sağlamaktır. Bu kurumlar, kamu yaşamı için önemli kimi sektörlerde, idare edilenleri keyfilikten koruyacak objektifliğin ve yansızlığın güvencesi olarak görülmektedir.

Bağımsız idarî otoriteler federal devlet yapısına sahip Amerikan hukuk sistemlerinde ortaya çıkmış ve 1980'li yıllarda uygulanan liberal politikaların etkisiyle Kara Avrupası hukuk sistemlerinde de benimsenmiştir. Bu süreç içerisinde, önceleri bakanlıklara ait olan düzenleme ve denetleme yetkisi zamanla idarî teşkilat içerisinde yer almakla birlikte bağımsız nitelikte olan düzenleyici kurumlara devredilmiştir. Bu sürecin ülkemizdeki yansıması olarak, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ve buna ilişkin yıllık programlarda ekonomi alanında denetim ve gözetim sisteminin etkinliğinin artırılması ve bu amaçla bağımsız karar mekanizmalarının oluşturulması öngörülmüş ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kurulmuştur.

4389 sayılı Kanunla kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bağımsızlık unsurunun, uluslararası tespitler ve uygulamalar paralelinde güçlendirilmesi ihtiyacı hasıl olmuştur. Ayrıca, bağımsız idarî otoritelerin üniter devlet sistemlerine uyumlaştırılmasında, idarenin bütünlüğü ilkesiyle ilgili olarak büyük önem arz eden "bağımsızlık" unsurunun mahiyetinin, kanun düzeyinde normlarla, tereddüde mahal vermeyecek şekilde açıklanması yoluna gidilmiştir. Düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığı, karar verme, danışma, bilgi verme ve soruşturma yapma gibi etkinliklerin yerine getirilmesinde başkalarına bağımlı olmamayı gerektirmektedir. Doktrinde, bağımsızlık kavramının yanı sıra özerklik kavramına da yer verilmektedir.

Özerklik, daha çok idarî teşkilatlanma açısından ele alınmakta ve bir yönetsel yapının özerk sayılabilmesi için, öncelikle kurumsal yapılanmada ve karar vermede özerkliğin olması gerektiği ifade edilmektedir. Bağımsızlık ile özerkliğin ayrımı ise; bağımsızlığın, özerkliğin daha ileri bir uygulaması olarak nitelendirilmesi suretiyle yapılabilmektedir.

Doktrinde, düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığı, düzenleme, denetim, kurumsal ve malî bağımsızlık olmak üzere dört açıdan değerlendirilmektedir.

Düzenlemelerde bağımsızlık, kurumların sektördeki kuruluşlarla ilgili olarak piyasalara giriş ve çıkış kurallarının belirlenmesi ile koruyucu düzenlemeler yapma konusunda yeterli seviyede özerkliğe sahip olması şeklinde ifade edilmektedir. Bu kural ve düzenlemeler, finansal kuruluşların asgarî sermaye yeterliliği oranı ve limit aşımları gibi güven ve istikrarını sağlayıcı uygulamalarla ilgilidir. Devletin birincil görevleri arasına giren düzenleme yapma görevinin, klasik bürokratik yapılanma dışında, hızlı ve etkin karar alabilen ve aynı şekilde uygulayabilen uzman kurumlar eliyle yürütülmesi gereksinimi, bağımsız idarî otoritelerin var olma nedeni olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra, düzenlemede bağımsızlık konusunda iki önemli hususun da vurgulanması gerekmektedir. Bunlardan ilki, uluslararası piyasalar ile bütünleşmenin getirdiği zorunluluktur. Finansal sektörlerin önemi, karmaşıklığı ve hızlı bütünleşmesi sonucunda düzenleyici otoriteler, uluslararası piyasalardaki değişime ve tehlike arz eden hususlara uyum sağlama ve en iyi uluslararası uygulamalara yönelik hızlı ve esnek kural ve düzenlemeler koyma ihtiyacı duyabilmektedir. İkinci önemli husus ise, bağımsız idarî otoritelerin, yaptıkları düzenlemeleri yürütme ve uygulamada kendilerini bağımsız ve tek otorite olarak görmeleridir. Örgütlenme özerkliği çerçevesinde bağımsız idarî otoritelere, üst norma bağlı kalmak kaydıyla düzenleyici işlemler yapma yetkisi verilmektedir. Düzenlemelerde bağımsızlığın derecesi bakımından finansal sektörler üç ana kategoriye ayrılabilir. Bunlar, fiyatlamayı, kârlılığı, sisteme giriş ve çıkışları kontrol etmeyi içeren ekonomik düzenlemeler; ürün çeşitliliğini ve denetlenen kuruluşların üretim sürecini kontrol etmeyi içeren ihtiyatlı düzenlemeler ile bilgi yönetimine dair düzenlemelerdir. Düzenleyici otoritelerin bu tür düzenlemeleri yapması bakımından bağımsız olması beklenmektedir.

Denetimde bağımsızlık, düzenlemelerin uygulanması suretiyle yaptırım gücü sağlanması ve kriz yönetiminde dinamik bir yapı oluşturulabilmesi açısından önem arz etmektedir. Yerinde denetim, gözetim, yaptırım uygulama, lisans iptallerini de içeren uygulamaları güçlendirmesi gibi hususlar, bağımsız idarî otoritelerin piyasaların istikrarını sağlamak açısından başlıca araçlarıdır.

Denetimin doğruluğunu temin etmek, malî sistemin itibarını sağlamanın en önemli unsurudur. Uluslararası uygulamalara göre, denetim fonksiyonunun doğruluğunu korumak ve artırmak için, denetleyici otoritelerin işlerini yaparken yasal koruma altında olmaları, yaptırım ve müdahalelerin bir kurala bağlanmış olması, bu otoriteler için uygun maaş ve kariyer sisteminin olması ve yaptırımlara karşı kuruluşların mahkemeye başvurma hakkının olması gerekmektedir. Doktrine göre denetimde bağımsızlık, bağımsız idarî otoritelerin, izin işlemlerinde, denetim ve gözetimde, caydırıcı uygulamalarda ve kriz yönetiminde bağımsız olmasını gerektirmektedir. Genel olarak bu kurumların, kamuoyu, politikacılar ve sektörün müdahalesinin dışında gerçekleştirdiği faaliyetlerinde daha etkin oldukları ifade edilmektedir.

Düzenleyici ve denetleyici kurumların etkinliği, gerekli hukukî araçların tesis edilmesine bağlıdır. Bunun aksi bir durum, denetimi hem siyasi hem de denetlenen kuruluşlardan gelecek müdahalelere karşı zayıf düşürebilecektir.

Kurumsal bağımsızlık, kurumların üst düzey personelinin atanmasına ve görevden alınmasına, yönetim yapısına, kurul üyelerinin görev ve sorumluluklarına, meslekî niteliklerine ve kurulun karar alma süreçlerinin şeffaflığına ilişkin kuralların açık bir şekilde düzenlenmesi suretiyle güvence altına alınmasıdır. Kurumsal bağımsızlığın üç önemli unsuru vardır. İlki, üst düzey personel tarafından iş güvencesinin beğenilmesi, açık kurallar olması ve işe alma ve işten çıkarmada hakkaniyetli ve duyarlı olunmasıdır. İkincisi, otoritenin yönetiminin kurul olarak teşkil edilmesidir.

Üçüncüsü ise, karar alma sürecinin sır yükümlülüğüne uygun olarak açık ve şeffaf olması, hem kamunun hem de sektörün düzenleyici kararları inceleyebilmelerinin mümkün kılınmasıdır. Bu çerçevede, bu kurumların yönetim organlarına hiçbir surette müdahale edilmemesi beklenir. Düzenleyici karar alma süreçlerinin şeffaf ve açık olması, mümkün olması hâlinde kararların kamuya açıklanabilmesi ve bu suretle kamu ve sektörün incelemesine açılması, kararlara müdahale riskini azaltabilecektir.

Malî bağımsızlık, kurumların, görevlerini en iyi şekilde icra edebilmeleri için gerekli donanım, nitelikli personel istihdamı ve etkin denetim hususlarında doğabilecek ihtiyaçlara en kısa sürede cevap verebilecek ve müdahalelere maruz kalmadan bütçelerinin büyüklüğü, kullanımı ve kaynakları konusunda bağımsız karar alabilmesini ifade etmektedir.

Malî bağımsızlığın bulunmaması, dünya uygulamasında etkin bir denetimin sağlanmasını engelleyen bir husus olarak mütalaa edilmektedir. Uluslararası uygulamalar bu kurumların gelirlerinin ilgili sektördeki kuruluşlardan alınan giderlere katılma paylarından oluşması ve genel bütçeden pay almadan, kaynaklarını etkin bir şekilde sektörel politikaların uygulanmasında kullanmaları yönündedir. Düzenleyici kurumların malî bağımsızlığında, harcamaya yönelik denetim mekanizmasının iyi oturtulması ve bunların kurum içi denetim ve Sayıştay denetimi ile de pekiştirilmesi gerekir.

Maddede, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bu Kanun ve mevzuatla kendisine verilen düzenleme ve denetim ile ilgili görev ve yetkilerini yukarıda belirtilen bağımsızlık unsurları sağlanarak icra etmesi öngörülmüştür. Kurumun idarî ve malî özerkliği haiz olduğu ve bu Kanun ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde kendisine tahsis edilen kaynakları kendi bütçesinde belirlenen esaslar çerçevesinde serbestçe kullanacağı ifade edilmek suretiyle malî bağımsızlığı; düzenleme ve denetleme ile ilgili görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getireceği ifade edilmek suretiyle de düzenleme ve denetleme bağımsızlığı vurgulanmıştır. Kanunun Kuruma ilişkin diğer maddelerinde karar alma süreçlerinin şeffaf ve açık olmasına yönelik hükümler ihdas edilmek suretiyle kurumsal bağımsızlık hedeflenmiştir.

Maddede düzenlenen bir başka husus, düzenleyici ve denetleyici kurumların üniter devlet yapılarına uyumlaştırılmasında, idarenin bütünlüğü ilkesi ile ilgili olarak karşılaşılan "yerindelik denetimi" meselesidir. Denetlenen kuruluşların yaptığı iş ve işlemlerin kanun, tüzük ve yönetmelik esaslarına uygun olup olmadığının kontrolü kanunîlik denetimi olarak görülmektedir. Yapılan iş ve işlemlerde kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığının, çözüme ilişkin tercihlerin isabetli olup olmadığının tespitine yönelik denetim ise yerindelik denetimi olarak tanımlanmaktadır.

1997 yılında yayınlanan ve gözetim sisteminin etkin olarak işleyebilmesi için gerekli 25 temel ilkeden oluşan Basel Temel İlkelerinin 1 inci ilkesinde, bankacılık sisteminin gözetimini yapan otoriteler için hukuksal bir korumanın varlığı, bankacılık sisteminin gözetimi ile ilgili yasal çerçevenin gerekli bir unsuru olarak ifade edilmektedir. Özellikle sistemik krizlerde ve gelişmekte olan ülkelerde bankacılık gözetim ve denetimi ile sistemin yapılanmasının yenilenmesi ciddi sorunlar ve dirençlerle karşılaştığından otoritelerin görevlerini iyi yapabilmeleri için bu koruma gereklidir. Bu nedenle, Kurumun kendisine bırakılan tercih seçeneklerinden hangisini seçtiği ancak usûl hukukuna uygunluk ile kanunun açıkça düzenlediği hükümlere uygunluk ve emredici yasa hükümleri karşısındaki durumu açısından ele alınmalıdır. Kurumun yerine geçerek karar verme ve tercihte bulunma sonucunu doğuracak biçimde hüküm tesis edilmemelidir.

Bu noktada, "takdir hakkının yargısal denetimi" ile "idarî işlemin yerindelik denetimi" arasındaki dengeyi kuracak biçimde hareket edilmesi önem kazanmaktadır.

Yerindelik denetimi, "bağımsızlık" sıfatı varlık gayesi olan Kuruma bırakılmış olan karar verme, inisiyatif ve yetki kullanma konusundaki tercihlerin denetim yapan kurum tarafından kullanılması anlamına gelir.

Anayasanın 125 inci maddesi ile 2577 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında; idarî yargı yetkisinin idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu ile sınırlı olduğu, idarî mahkemelerin, yerindelik denetimi yapamayacakları, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak idarî eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri hüküm altına alınmıştır.

Kurumun karar ve işlemlerinin yerindelik denetimine konu edilmesi, Kurumun idarî teşkilat içerisinde yer alan, vesayet denetimine ve hiyerarşik denetime tâbi bir kurum gibi hareket etmesine yol açarak bağımsızlığının zedelenmesine sebebiyet verebilecektir. Bu sebeple, Kurumun görevlerini vesayet denetimi ve hiyerarşik denetime tâbi olmaksızın, hiçbir etki veya baskıya maruz kalmadan bağımsız olarak yerine getirebilmesi için, eylem ve işlemlerinin yerindelik denetimine tâbi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 84

→ yürürlükteki madde 83

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunda yer alan hüküm korunarak, yedi üyeden oluşan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun Kurumun karar organı olduğu, Kurul Başkanının aynı zamanda Kurumun da başkanı olduğu ifade edilmiştir.

Başkanın herhangi bir sebeple görevde bulunmaması durumunda Kurul toplantılarının aksamaması için Başkana vekâlet edilmesi hususu açıklığa kavuşturulmuştur.

Tasarı/teklif madde 85

→ yürürlükteki madde 84

83 üncü madde gerekçesinde yapılan açıklamalar çerçevesinde, Kurul üyeliklerine atanacaklarda aranacak şartlar, Kanun kapsamındaki kuruluşların kurucularının sahip olması gereken nitelikler de dikkate alınarak bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununa göre daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu çerçevede, üyelerin Bakanlar Kurulunca, yüksek öğrenim sonrası en az on yıl deneyim sahibi veya bu maddede belirlenen öğrenim dallarında en az on yıl öğretim üyeliği yapan kişiler arasından atanması, üyelerden en az birinin hukuk fakültesi mezunu, birinin iktisat bölümü mezunu, birinin ise Kurumda başkan yardımcısı, ana hizmet birimi yöneticisi veya meslek personeli olarak çalışmış olması ve atanan üyeler arasından bir başkan bir de ikinci başkan görevlendirilmesi hüküm altına alınmıştır.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan hüküm korunarak, Kurul üyelerinin göreve başlamadan önce Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu huzurunda yemin etmeleri esasının devamlılığı sağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 86

→ yürürlükteki madde 85

Maddede, Kurul Başkan ve üyelerinin görev süreleri belirlenerek süresi biten üyelerin yeniden atanamayacakları öngörülmüştür. 83 üncü maddenin gerekçesinde yapılan açıklamalar çerçevesinde, bağımsızlığın bir unsuru olarak, Kurumun üst düzey yönetiminin görevden alınmasına ilişkin kuralların açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Üyeliklerin sürekli veya geçici olarak boşalması hâlinde Kurulun toplanması ve karar almasının aksamaması için gerekli önlemler alınmıştır.

Kurum faaliyetlerinde aksamalara sebebiyet vermemesi bakımından geçici iş göremezlik nedeniyle üyeliği düşenlerin yerine bir ay içinde atama yapılacağına ilişkin hüküm ihdas edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 87

→ yürürlükteki madde 86

Kurul üyeliği görevinin layıkıyla yerine getirilebilmesi, görevin ifası için gerekli zamanın ayrılmasını ve Kurul kararlarından etkilenecek taraflara eşit mesafede olunmasını gerektirir. Bu hususlar dikkate alınmak suretiyle, Kurul üyelerinin görevleri sırasında yapamayacakları işler belirlenmiştir.

Bankalar, finansal holding şirketleri, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri hakkında içerden edinilen bilgilerin Kurul üyelerinin kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanılabileceğine ilişkin bir önyargının dahi Kurulun tarafsızlığına gölge düşüreceği düşüncesiyle, üyelerin göreve atanmalarını takiben Kurumun düzenlemek ve denetlemekle yetkili olduğu sektördeki ortaklıklarda pay sahibi olamayacakları öngörülmüştür. Bu çerçevede, üyelerin göreve başlamadan önce kendilerinin veya eş ve velâyeti altındaki çocuklarının sahip oldukları söz konusu payları ve bu kuruluşların borçlanma senetlerini elden çıkarmaları esasa bağlanmıştır. Bu esasın önemi göz önünde bulundurularak, durumlarını bu fıkra hükümlerine uygun hâle getirmeyenlerin üyelikten çekilmiş sayılacağı ve bu durumun ilişkili Bakana bildirileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu maddenin dördüncü fıkrasında, Kurul Başkan ve üyeleri ve diğer personelin, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri ve ticari sırları, görevlerinden ayrılmış olsalar bile kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacakları, kendilerinin veya başkalarının menfaatine kullanamayacakları hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca, Kurul Başkan ve üyelerinin 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa tabi oldukları hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 88

→ yürürlükteki madde 87

83 üncü maddenin gerekçesinde yapılan açıklamalar çerçevesinde, şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanmasını teminen, bağımsızlığın bir unsuru olan karar alma süreçlerinin şeffaflığına ilişkin kurallar, yurt içi ve yurt dışındaki benzer kurulların çalışma usûlleri, uygulamada karşılaşılabilecek sorunlar, gizlilik ve meslekî ilkeler göz önünde bulundurulmak suretiyle sistematik bir şekilde belirlenmiştir.

Kurulun en az haftada bir defa olmak üzere gerekli hallerde, en az beş üyenin hazır bulunması ile toplanacağı ve kararların, bu Kanunda belirtilen özel nisap gerektiren hâller dışında en az dört üyenin aynı yöndeki oyu ile alınacağı hükme bağlanmıştır.

Kurul kararlarının kesin olduğu, üyelerin çekimser oy kullanamayacakları ve Kurul toplantılarının gizli yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Kurul üyelerinin tarafsızlığının sağlanması amacıyla belirli derecede akrabalığı bulunan kişiler ile ilgili konularda müzakerelere ve oylamaya katılamayacakları esasa bağlanmıştır.

Kurul üyeliklerinin boş bulunması ve bu durumun Kurulun karar almasını engellemesi halinde, Kurul üyeliklerine atama yapılıncaya kadar, toplantı nisabını sağlayacak şekilde kıdemli başkan yardımcılarının Kurul üyeliğine vekalet etmesi düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 89

→ yürürlükteki madde 88

Kurul, bu Kanun ve diğer mevzuatta belirtilen görevler yanında; düzenlemek ve denetlemekle görevli olduğu sektör ile ilgili düzenlemeler yapmak, Kurumun stratejik planını oluşturmak, bu planla uygun bütçeyi karara bağlamak, Kurumun performansını ve mali durumunu gösteren raporları onaylamak, Kurumun üst düzey personelini atamak, taşınmaz alımı gibi konuları karara bağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 90

→ yürürlükteki madde 89

İyi yönetimin temel unsurlarından biri olarak görev, yetki ve sorumlulukların açık bir şekilde düzenlenmesi gerektiğinden hareketle Başkanın bu Kanun uyarınca yerine getireceği görevler ile yetkileri açıklığa kavuşturulmuştur. Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumlu kılınmıştır. Bu sorumluluk, Kurum çalışmalarının yürütülmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde kamuya duyurulması görev ve yetkilerini kapsamaktadır.

Tasarı/teklif madde 91

→ yürürlükteki madde 90

Başkana görevlerinde yardımcı olmak üzere atanacak Kurum başkan yardımcılarının nitelikleri Kurul üyelerinin taşıması gereken nitelikler ile paralellik sağlanarak düzenlenmiştir.

Ayrıca, iş akış süreçlerinin etkinliğinin sağlanması bakımından yetki devrinin yapılabilmesinin çağdaş yönetimin bir gereği olması sebebiyle, Başkan yardımcılarının gerektiğinde yetkilerinin bir kısmını hukukun genel ilkeleri çerçevesinde astlarına devredebilecekleri öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 92

→ yürürlükteki madde 91

Kurumun hizmet birimlerinin, sayısı onu geçmemek üzere daire başkanlıklarından oluşan ana hizmet birimleri, danışma ve yardımcı hizmet birimlerinden oluşacağı ve bunların Kurumun teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.

Ana hizmet birimi olarak Strateji Geliştirme Daire Başkanlığının ve insan kaynakları ve eğitim, idari ve mali işler ve benzeri faaliyetleri yürütmek üzere Destek Hizmetleri Daire Başkanlığının kurulacağı hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca Kurumun, düzenlemekle görevli olduğu alanın yoğun olduğu illerde olmak ve sayısı üçü geçmemek kaydıyla Bakanlar Kurulu kararıyla yurt içi temsilcilik açabileceği öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 93

→ yürürlükteki madde 92

Kuruma verilen görevleri yerine getirecek olan personelin unvanları ve istihdam esasları belirlenmiştir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak Kurumun her türlü personelinin taşıması gereken nitelikler, Kurul üyelerinin taşıması gereken niteliklere atıfta bulunmak suretiyle belirtilmiştir.

Kurum meslek personelinin yeterlilik esasları belirlenmiş, ana hizmet birimlerinde uzmanlık gerektiren işlerde meslek personeli çalıştırılması esasa bağlanmıştır. Ayrıca, Kurumda yönetici, müşavir ve meslek personeli unvanlarını haiz olmayan personelin oranının toplam kadro sayısının yüzde otuzunu geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Kurumda, meslek personeli sayısının yüzde onunu geçmeyecek şekilde, sektörde en az on yıl mesleki tecrübesi olanlar ile Kurumun faaliyet alanına ilişkin konularda doktor unvan ve derecesini alanlar arasından yeteri kadar yerli ve yabancı uzman personelin, hizmet veya vekalet akti hükümlerine göre çalıştırılabileceği öngörülmüştür.

Ayrıca, Kurumun meslek ve idarî personelin yeterlik ve yarışma sınavları, nitelikleri ile çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer hususların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

Tasarı/teklif madde 94

→ yürürlükteki madde 93

Maddede Kurumun görev ve yetkileri öncelikli esaslar belirtilmek suretiyle ifade edilmiştir.

Kurumun düzenleme ve denetleme fonksiyonunun kapsamı, Ulusal Program çerçevesinde finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri ile bunların faaliyetlerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Finansal piyasalarda istikrarın sağlanmasını teminen bu piyasalarda yer alan aktörlerin tek bir denetim ve gözetim otoritesi tarafından düzenlenmesi ve denetlenmesi, uluslararası uygulamalarda da kabul gören bir yaklaşım olup, finansal piyasaların daha etkin bir şekilde işlemesini sağlamaktadır. Öte yandan finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinde çoğunlukla Kanun kapsamındaki kuruluşlar pay sahibi olup, halihazırda söz konusu ortaklıklar konsolide denetime tâbi tutulmaktadır. Bu itibarla, söz konusu kuruluşların düzenleme ve denetleme yetkisinin bir bütün olarak kullanılmasını teminen bu yetkinin Kuruma verilmesi öngörülmüştür. Kurum faaliyetlerini ilgili mevzuatla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde yürütecektir.

Kurum, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak; bankalar ve finansal holding şirketleri ile diğer kanunlarda ve ilgili mevzuatlarda yer alan hükümler saklı kalmak kaydıyla finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin;

kuruluş ve faaliyetlerini, yönetim ve teşkilat yapısını, birleşme, bölünme, hisse değişimini ve tasfiyelerini düzenlemek, uygulamak, uygulanmasını sağlamak, uygulamayı izlemek ve denetlemek, yurt içi ve yurt dışı muadil kurumların katıldığı uluslararası malî, iktisadî ve meslekî teşekküllere üye olmakla görevli ve yetkili kılınmıştır.

Kaliteli düzenlemeden düzenlemenin; açık, uygulanabilir, orantılı, hesap verilebilir, tutarlı, şeffaf, hedefe odaklanmış, etki analizine dayanmış olması anlaşılmalıdır. Düzenleme taslaklarının hazırlanmasında, OECD'nin Düzenleme Kalitesini Geliştirme Stratejisi ve Avrupa Birliği Komisyonunun Düzenleme Taslaklarının Kalitesinin Geliştirilmesi Eylem Planında öngörülen hususlar da göz önünde bulundurulur. Gerekçelerin, alınan görüşleri, yapılan etki analizlerini, düzenleme türünün seçiliş nedenini ve malî etkilerini içerecek şekilde hazırlanması beklenir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunda yer alan hükümler esas alınarak, Kurumun yapacağı düzenlemelerde izleyeceği yöntem belirtilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise, kamu kurum ve kuruluşları Kanun ile belirlenmiş görev alanlarında Kuruma gerekli yardımı sağlamakla yükümlü kılınmışlardır.

Tasarı/teklif madde 95

→ yürürlükteki madde 94

Uygun bir rekabet ortamı içerisinde verimli ve rasyonel çalışan bir bankacılık sistemi, toplanan fonların en uygun fiyatlarla kullandırılmasını sağlamak suretiyle kaynakların en verimli alanlara yönlendirilmesine imkân vermektedir. Birer güven ve itibar müesseseleri olan bankalara karşı güvenin korunması ve sağlanması, bankaların malî bünyelerinin sağlamlığı ve karlılık düzeyleri ile yakından bağlantılıdır.

Malî bünyedeki zafiyet sonucu oluşan zararlar nedeniyle banka özkaynaklarındaki aşınma, bankaların malî gücü hakkında piyasalarda olumsuz intiba uyanmasına, yabancı kaynak temininde yüksek maliyetlere maruz kalınmasına neden olabilmektedir. Yüksek maliyetle edinilen kaynaklar kredi sistemi aracılığıyla dolaylı olarak ekonomiye de yansımaktadır. Bankaların kârlı, verimli ve rasyonel çalışması bankalarda toplanan fonların kredi sistemine cazip fiyatlarla girmesi için gerekli ancak yeterli bir unsur değildir. Ayrıca, bankaların işlem ve aracılık maliyetlerinin de azaltılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. İşlem ve aracılık maliyetlerinin yüksek olması fon arz ve talebinin daha yüksek bir fiyat seviyesinde dengeye gelmesine, uluslararası rekabet ortamında bankaların rekabet gücünün zayıf kalmasına neden olmakta ve bu durum hem malî sektörün hem de ekonominin gelişmesinde önemli engellerden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Malî sektörün gelişiminde diğer önemli bir husus ise, finansal sistemin rekabet gücüne sahip olması, finansal piyasalara hâkim olan düzenleme ve uygulamalara uyum sağlayacak yapıların tesisi ve finansal sistemde etkinliğin ve şeffaflığın sağlanmasıdır. Rekabet gücüne sahip olmayan bir finansal sistem, özellikle sermaye hareketlerinin gelişen teknoloji ile birlikte sınır tanımaması nedeniyle, ülkeler arasında dolaşmakta olan önemli tutardaki sermayenin başka ülkelere yönelmesine, finansal sisteminde rekabet gücü olmayan ülkelerde ise zayıf yurt içi kaynaklar nedeniyle ülke ekonomisinin diğer ülkelere göre yüksek maliyetlerle fon kullanmasına neden olabilmektedir. Uluslararası yatırımcılar ellerindeki fon fazlalarını çeşitli ülkelere aktarırken yatırım yapacakları bu ülkelerde finansal sistemin şeffaflığına da önem vermektedir. Uluslararası yatırımcılar, yaptıkları yatırımların geri dönebilirliği ve yatırım kararlarını alırken kullanmış oldukları bilgilerin güvenilirliği üzerinde hassasiyetle durmakta ve finansal sistemin işleyişi ile ilgili kuralların, sistemde yer alan kuruluşların kurumsal yönetim ve malî bünyelerinin açık bir şekilde ortaya konulmasını aramaktadırlar.

Malî sektörün gelişimi bakımından uluslararası alanda yaşanan gelişimin yakından izlenmesi önem arz etmektedir.

Özellikle finans sektöründe hızlı gelişmeler yaşanmakta ve yeni ürünler ortaya çıkmaktadır. Genellikle teknolojide yaşanan gelişmelerin getirdiği imkânlar kullanılarak bankacılığa ilişkin faaliyet alanlarında da gelişmeler görülmektedir. İnternet bankacılığı, elektronik fon transferi bu tür teknolojik gelişmelerin akabinde finansal sektörde yaşanmış gelişmelerden bazılarıdır. Söz konusu teknolojik gelişmeler sonucunda denetim tekniklerinde ve denetim konularında da gelişmeler olmaktadır. Özellikle risk ölçümü, bilgi teknolojileri denetimi bu konudaki başlıca örneklerdir. Malî sektörün geliştirilmesi açısından uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin yakından izlenmesi önem arz etmektedir. Bu gelişmelerin yakından izlenmesinin yollarından biri de uluslararası bankaların tecrübelerinden yararlanılması ve bu bankaların denetim ve faaliyet alanlarının yakından takip edilmesidir.

İşbirliği ve dayanışma, gelişmiş bir malî sektörün önemli özelliklerinden biridir. Meslek mensupları arasında dayanışmanın sağlanması, uluslararası gelişmelerin izlenmesi ve finansal piyasalarda bütünleşmenin sağlanması için finansal piyasalarda yer alan kurumlar ve meslek mensupları arasında ulusal ve uluslararası düzeyde diyalog ve işbirliğinin tesisi bir ihtiyaçtır.

Finansal piyasalara ilişkin yapılan düzenlemelerin etkinliği, söz konusu düzenlemelerde öngörülen amaçların gerçekleştirilebilmesine bağlıdır. Finansal piyasalardaki faaliyetlerin karmaşıklığı, faaliyetlerin doğası gereği taşınan riskler bu piyasalarda yapılacak düzenlemeler için hassas çalışmalar yapılmasını gerektirmektedir. Bu nedenlerle finansal piyasalara ilişkin düzenlemelerde düzenlemenin kapsamı dâhilinde veya etkileyeceği tüm aktörlerin ve ilgili otoritelerin görüşü alınarak hazırlanması önemli bir gereksinimdir.

Maddede, malî sektörün geliştirilmesi bakımından yukarıda önemi ifade olunan hususlarda stratejiler belirlenmesi öngörülmüş ve bu stratejileri belirleme yetkisi Kuruma verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 96

→ yürürlükteki madde 95

Finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması, bu amaca yönelik olarak yapılacak düzenlemeler ışığında gerçekleştirilen gözetim ve denetimlerle sağlanabilir. Gözetim ve denetim bilgi toplama ve toplanan bilgilerin analizine dayanır.

Kesintisiz bir gözetim, bankaların malî yapılarında hızlı değişimlerin yaşanabildiği günümüzde, muhtemel sorunların erken tespit edilerek gerekli önlemlerin alınmasında çok önemli bir yere sahiptir. Gözetim, sistemde bir erken uyarı mekanizması oluşturarak problemlerin erken teşhis edilmesini sağlarken denetimin gücünü de artırma fonksiyonu görür. Ayrıca, gözetim yoluyla tek bir bankayı olduğu kadar, sektörün genelini de izleme ve analiz etme imkânı sağlanır.

Bu Kanun hükümleri ile bu Kanun kapsamındaki kuruluşlar hakkında diğer kanunlarda yer alan hükümlerin uygulanmasının sağlanması ve bu kuruluşların her türlü işlemlerinin denetimi ve bu Kanun kapsamındaki kuruluşların konsolide ve konsolide olmayan bazda risk yapısı, iç kontrol ve iç denetim sistemleri ile varlıkları, alacakları, öz kaynakları borçları, kâr ve zarar hesapları, yükümlülükleri ve taahhütleri arasındaki ilgi ve dengelerin ve malî bünyeyi etkileyen diğer tüm unsurların ve bu kuruluşların kurumsal yönetim ilkelerine uyum seviyesinin tespiti, tahlili ve ölçümünün Kurum tarafından yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Kurumun bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılan yıllık finansal raporların yapısı, uygunluğu ve güvenilirliğini değerlendirmesi öngörülmüştür.

Yerinde denetimin, Kurumun mesleki personelini oluşturan bankalar yeminli murakıp ve yardımcıları, bankacılık uzman ve yardımcıları, bilişim uzmanı ve yardımcıları, hukuk uzmanı ve yardımcıları arasından Başkanın görevlendireceği bir denetim ekibi tarafından yapılması öngörülmüştür. Yerinde denetim yapan Kurumun meslek personeli Ankara'da Asliye Ticaret Mahkemesinde yemin etmekle yükümlü kılınmıştır.

Kurumun, bankalardan, bunların bağlı ortaklıkları, nitelikli paya sahip olduğu ortaklıkları, birlikte kontrol ettiği ortaklıkları, şubeleri ile temsilcilikleri, destek hizmeti kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden bu Kanunun hükümleri ile ilgili görecekleri bütün bilgileri istemeye, bunların tüm defter, kayıt ve belgelerini incelemeye yetkili olduğu, bilgi istenenlerin de istenilen bilgileri vermekle, defter, kayıt ve belgeleri incelemeye hazır bulundurmakla yükümlü tutulduğu düzenlenmiştir.

Kurum tarafından ihtiyaç duyulacak bilgi ve belgelerin gizli olsa dahi görevi nedeniyle bunlara sahip kamu kurum ve kuruluşları, Merkez Bankası ve benzeri kuruluşlar ile Risk Merkezi tarafından geciktirilmeksizin yerinde denetim yapan meslek personeline verilmesi hükme bağlanmıştır.

Kurum tarafından gerçekleştirilen incelemeler sırasında talep edilmesi hâlinde, bankalar tarafından iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemlerinde çalışanların görevlendirilmesi dâhil, her türlü desteğin sağlanacağı hüküm altına alınmak suretiyle bankaların denetiminin kolaylaştırılması amaçlanmıştır.

Kurumun meslek personelinin bu Kanun kapsamındaki vazifeleri dışında görevlendirilmelerinin, Kanunda sayılan görevleri öncelikli olmak kaydıyla Başkan tarafından yapılması öngörülmüştür.

Başkanın uygun görmesi üzerine, bağımsız denetim kuruluşlarının özellik arzeden konularda görevlendirilmesi hüküm altına alınmıştır. Bağımsız denetim yapan kuruluşun denetçisi, denetim konusu ile sınırlı olmak kaydıyla bu maddedeki yetkileri haiz kılınıp sır yükümlülüğüne tabi tutulmuştur.

Kurumun, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine aykırı hareket eden, bu Kanunun Kurumun görev yetki ve sorumluluklarına ilişkin hükümlerinde zikredilen kuruluşlar ve ilgilileri hakkında 1567 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesindeki yetkiyi haiz olduğu ve kanunla kurulmuş bankaların kuruluş kanunu hükümleri ile diğer kanunların bankalarla ilgili hükümlerinin uygulamasını denetlemeye de yetkili bulunduğu hükme bağlanmıştır.

Bankalarda yerinde denetim yapan kişiler, bu Kanunda belirtilen düzenlemelerin dışında diğer kanunlara aykırılıkları tespit ettikleri takdirde bu tespitleri ilgili mercilere derhal bildirmekle yükümlü kılınmıştır.

Denetim ve gözetime ilişkin usûl ve esasların Kurumca düzenlenecek yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 97

→ yürürlükteki madde 96

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 3 üncü maddesinin (9) numaralı fıkrasında yer alan Kurumun bilgi ve belge isteme yetkisi yeniden düzenlenmiştir.

Bankalar, finansal holding şirketleri, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri ile bunların ortakları, bağlı ortaklıkları, nitelikli paya sahip olduğu ortaklıkları, birlikte kontrol ettiği ortaklıkları, şubeleri ile temsilcilikleri, bağımsız denetim, değerleme ve destek hizmeti kuruluşları, gizli dahi olsa bu Kanunun uygulanması ile ilgili olarak her türlü bilgi ve belgeyi Kurumun talebi üzere Kuruma tevdi etmekle yükümlü kılınmak suretiyle etkin gözetim ve denetimin sağlanması amaçlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası ile denetim ve gözetimde sürekliliğin ve tutarlılığın sağlanması amacıyla kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, Devletin güvenliği ve temel dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile meslek sırrı, aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından bu Kanun kapsamında verilen görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi uygun süre ve ortamda, sürekli veya münferit olarak vermek, istenecek defter ve belgeleri ibraz etmek ve incelemeye hazır bulundurmak, tüm bilgi işlem sistemini denetim amaçlarına uygun olarak ilgili personele açmak, verilerin güvenliğini sağlamak ve muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hâle getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelenmesi için ibraz etmek ve işletmek hususunda mükellef tutulmuşlardır.

Kurumun faaliyetlerini etkin olarak gerçekleştirmesini teminen ilgili tarafların gereken hassasiyeti göstermesi önem arz etmektedir. Bu amaçla, kendilerinden bilgi talep edilen kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süreler içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle mükellef kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 98

→ yürürlükteki madde 97

Hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkesi çerçevesinde, Kurumun sahip olduğu bilgilerin ilgili taraflarca nasıl paylaşılacağı belirgin hâle getirilmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinin bankacılık mevzuatları ile Uluslararası Para Fonunun şeffaflık ilkeleri paralelinde, Kurumun faaliyetleri hakkında hazırlayacağı raporlar sistematik bir şekilde belirtilmiş ve Kurumun kamuya açıklayacağı hususlar düzenlenmiştir.

4743 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile düzenleyici ve denetleyici kurumlar, faaliyetlerine ilişkin olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirmekle yükümlü kılınmışlardır. Bu çerçevede maddenin birinci fıkrasında, Kurumun faaliyetleri hakkındaki yıllık raporun, raporun ait olduğu dönemi izleyen yılın Mayıs ayı sonuna kadar Bakanlar Kuruluna sunulması ve kesin hesaplar ile birlikte kamuya açıklanması ile Kurumun, faaliyetleri ile ilgili olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonuna bilgi vermesi hüküm altına alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası ile ekonomik kamu düzeninin sağlanmasında, bankaların gözetim ve denetiminden sorumlu olan Kurumun, bu görevini yerine getirirken bir nevi ekonomik kolluk yetkilerini kullanıp, geleceğe yönelik olarak oluşturduğu stratejilerine ve bu stratejilerin uygulanmasına ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna altı ayda bir bilgi vermesi öngörülmüştür.

Maddenin üçüncü fıkrası ile Kurumun, sektörde yaşanan gelişmelere ve bankalar, finansal holding şirketleri, finansal kiralama, faktoring ile finansman şirketlerinin performanslarına ilişkin olarak toplulaştırılmış bazda üç aylık süreli kapsamlı bir rapor yayımlaması öngörülmüştür. Ayrıca, Kurumun şeffaflık ilkesi uyarınca risk yönetim politikalarını kamuya açıklaması hüküm altına alınmak suretiyle, kamuoyunun Kurumun denetimine tâbi kuruluşların işleyişi hakkında bilinçlenmesi sağlanırken piyasanın istikrarını da artırması amaçlanmıştır.

Finansal piyasalarda şeffaflık ilkesinin tam olarak yerleşmesi ve piyasalarda faaliyet gösteren aktörlerin gelişmeler karşısında gecikmeksizin ve tam olarak bilgilenmelerinin sağlanmasını, bilgi eksikliği ve gecikmesinden kaynaklanan maliyetlerin asgarîye indirilmesini teminen Kurul tarafından yapılan düzenlemelerin, değişiklikleri de içerecek şekilde sürekli olarak güncellenmek suretiyle Kurumun internet sayfasında yayımlanması öngörülmüştür.

Maddenin son fıkrası ile bilgi akışının sağlanmasında önemli bir işlevi olan süreli raporların biçim ve içerikleri ile usûl ve esaslarının Kurul tarafından belirleneceği düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 99

→ yürürlükteki madde 98

Finans sektörünün düzenli bir şekilde işleyişi, denetimi ve piyasa riskinin yönetimi, hukuk kurallarına uyumun yanı sıra, ilgili kuruluşlar ile yabancı ülke otoriteleri arasında yakın ve sürekli işbirliğini gerektirir. Bu çerçevede, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 3 üncü maddesinin (9) ve (10) numaralı fıkraları hükümleri esas alınarak, Kurumun kamu kurum ve kuruluşları ve yabancı ülke yetkili mercileri ile işbirliği yapmasına ilişkin hususlar, Avrupa Birliği düzenlemeleri ile uluslararası uygulamalar da gözetilerek hükme bağlanmıştır.

Para, kredi ve bankacılık politikaları sektör üzerinde önemli etkilere sahiptir. Sektörün bu politikalara uyum sağlayıp sağlayamayacağı, sektörde yer alan kuruluşların finansal durumları ile yakından ilgilidir. Bu nedenle, söz konusu politikaların belirlenmesinde veya yürütülmesinde Kurum, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve Merkez Bankasının karşılıklı mütalaa ve bilgi alışverişinde bulunacakları öngörülmüştür.

Kurum, Fon ve Merkez Bankası tarafından görevleri çerçevesinde edinilen bilgiler her bir merci bünyesinde tutulmaktadır. Bu bilgilere başka bir merciin görevlerini yerine getirmek amacıyla ihtiyaç duyması hâlinde, aynı konuda bankalara ve finansal holding şirketlerine ikinci bir raporlama yükü getirilmemesi amacıyla söz konusu bilgilerin paylaşılması önem arz etmektedir. Bu nedenle anılan mercilerin veri tabanlarında yer alan, üzerinde müşterek olarak uzlaştıkları bilgileri, Kanunda belirtilen görevleri yerine getirmek ve denetim ile gözetimde uyumun ve yeknesaklığın sağlanması amacıyla, gizlilik hükümleri çerçevesinde paylaşmaları maddenin ikinci fıkrası ile hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, bankaların etkin denetimi bunların yurt dışında bulunan şube ve ortaklıklarının da denetlenmesini gerektirmektedir. Ancak, bunların yurt dışında bulunmaları nedeniyle denetimin yapılması ilgili ülke yetkili mercilerinin iznine bağlıdır. Ayrıca bu mercilerin bankalar hakkında denetim veya başka bir surette edindiği bilgiler bankaların faaliyetlerinin emin ve güvenilir bir şekilde sürdürülmesi için yapılacak değerlendirmelerde önem arz edebilmektedir. Etkin bir denetimin sağlanması bakımından, yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili muadil mercilerin, kendi ülkelerindeki finansal piyasalarda faaliyet gösteren kuruluşların Türkiye'deki bu Kanun kapsamındaki şube veya ortaklıklarında denetim yapma ve bilgi taleplerinin yerine getirilmesi ile bankaların yurt dışındaki şube veya ortaklıklarından konsolidasyon kapsamında istenen bilgilerin yerine getirilmesi, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde Kurulun iznine tâbi kılınmıştır.

Finansal piyasalarda yaşanan küreselleşme, teknolojide ve yeni finansal araçlardaki gelişmeler, finansal piyasalarda hızlı bir gelişimi beraberinde getirmektedir. Düzenleme ve denetim ihtiyaçlarını zamanında belirlemek, uluslararası alanda denetim ve gözetim sistemlerinde yaşanan gelişmeleri takip edebilmek ve yabancı muadil kuruluşların deneyimlerinden yararlanmak, Kurumun görevlerini en iyi şekilde icra edebilmesi için gerekli çalışmalardır. Bu çalışmaların icrası maksadıyla Kurumun, politikaların ve düzenlemelerin uyumlaştırılmasına yönelik olarak, gerekli olduğu hâllerde yabancı ülkelerde denetim yapma ve eğitim ile personel değişimi imkânı sağlamak üzere, yabancı ülkelerin denetime yetkili mercileri ile yapacağı ikili anlaşmalar çerçevesinde veya başka yollarla, finansal kuruluşlarla ve finansal piyasalarla ilgili her türlü işbirliği ve bilgi alışverişinde bulunabileceği hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, Kuruma, yurt dışında şube veya ortaklığı bulunan bir bankanın faaliyet izninin kaldırılması hâlinde, bu bankanın durumu hakkında ilgili ülkenin muadil otoritesine, denetimin ulusal ve uluslararası alanda kesintisiz olarak yerine getirilmesini teminen gecikmeksizin bilgi verme yükümlülüğü getirilmiştir.

Yurt içi ve yurt dışı yetkili mercilerle denetime, bilgi paylaşımına ve diğer hususlara dair yapılacak işbirliğine ilişkin usûl ve esasların Kurulca belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 100

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddenin ilk fıkrası ile finansal piyasaların bir bütün olduğu gerçeğinden hareketle Avrupa Birliği düzenlemeleri ve uluslararası uygulamalar da dikkate alınarak Finansal Sektör Komisyonu oluşturulması öngörülmüştür.

Finansal Sektör Komisyonu, finansal piyasalardaki güven ve istikrarın teminine yönelik olarak politika önerilerinde bulunmak, finans sektörünün geleceğini ilgilendiren konulara ilişkin görüş bildirmek, bilgi alışverişinde bulunmak, kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, ortak politika önerilerinde bulunmak üzere, Kurumun yanı sıra, ekonomik kamu düzeninin sağlanmasında bu alanda düzenleme ve denetim yetkisi bulunan Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu, Fon, Rekabet Kurulu ile menkul kıymetler borsaları ve kuruluş birlikleri temsilcilerinden oluşmaktadır.

Madde ile kurumlar arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını öngören bir yapı oluşturulmuş ve Komisyonun çalışma usûl ve esaslarının üye kurumların görüşleri alınmak suretiyle Kurul tarafından belirleneceği, Komisyonun en az altı ayda bir toplanacağı ve toplantı sonuçları hakkında Bakanlar Kuruluna bilgi sunulacağı hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 101

→ yürürlükteki madde 100

Bankacılık sisteminin genel durumu, kredi kuruluşlarının denetimleri sonucunda alınacak önlemler, sigorta primi ve sigortalı mevduat ve katılım fonlarına ilişkin bilgiler ile Fonun görev alanına giren konularda işlem tesis edilmesinin gerekli olduğu hâllerde Kurum ile Fon arasında azamî düzeyde işbirliğinin sağlanması amacıyla, bir Eşgüdüm Komitesinin kurulması öngörülmüştür. Komitenin, Başkan ve Kurum Başkan yardımcıları ile Fon Başkanı ve Fon Başkan yardımcılarından teşekkül edeceği ifade edilmiştir. Komitenin en az üç ayda bir olmak üzere sektörde yaşanan gelişmeler doğrultusunda tarafların uygun göreceği sıklıkla toplanması ve tarafların bilgi paylaşımında gerekli duyarlılığı göstermeleri esasa bağlanmıştır. Ayrıca, Kurum ile Fon arasında, iki kurumu ilgilendiren konularda ve bilgi paylaşımında izlenecek usûl ve esasların ayrıntılı olarak belirlendiği bir mutabakat zaptının imzalanması şart koşulmuştur.

Tasarı/teklif madde 102

→ yürürlükteki madde 101

Kurum gelirlerinin giderlerini karşılaşmasının esas olduğu ve bütçesinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde düzenleneceği öngörülmüştür. Mali yıl sonunda oluşan gelir fazlalarının Mart ayı içinde genel bütçeye aktarılacağı ve gerekli durumlarda genel bütçeden Kuruma kaynak aktarımında bulunabileceği hüküm altına alınmıştır.

Kurum giderlerinin, bir önceki yıl sonu bilanço toplamlarına göre bu Kanunun bankalar, finansal holding şirketleri, finansal kiralama, factoring ve finansman şirketlerince bütçenin yürürlüğe girmesinden önce Kuruma yapılacak ödemelerle karşılanacağı, giderlere katılma payı olarak tahsil olunacak tutarların, söz konusu kuruluşların bilanço toplamlarının onbinde üçünü geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Kurumun iç ve dış denetimi 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde yapılacaktır. Kurumun faaliyetlerine ilişkin olarak her yılın Mart ayı sonuna kadar bir önceki yıla ait kararları, yaptığı ikincil düzenlemeler ile bunların ekonomik ve sosyal etkilerini analiz eden bir faaliyet raporu hazırlanması öngörülmüştür.

Kurumun yıllık faaliyet raporu, mali tabloları ve bütçe kesin hesabının Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacağı ve kesin hesabın bir örneğinin de Maliye Bakanlığına gönderileceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 103

→ yürürlükteki madde 102

Özlük haklarının, personelin stresli ortamlarda dahi çalışmasını motive edecek, uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeleri takip edebilecek, asgarî olarak sektördeki önemli görevleri ifa eden personel düzeyinde bilgiye sahip kişilerden oluşmasını sağlayacak nitelikte olması denetim ve gözetimin etkinliği açısından bir zarurettir. Kurum faaliyet alanlarında alınacak kararlarda yapılabilecek bir hatanın sonucunda doğabilecek kamu zararının boyutları dikkate alındığında personel kalitesinden taviz verilmesi imkân dâhilinde bulunmamaktadır. Sektörde aranan nitelikleri haiz personelin, herhangi bir nedenle görevden ayrılması hâlinde yeni personelin yetiştirilmesi mesleğin mahiyet ve niteliği gereği uzun zaman almaktadır.

Madde, ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren ve dinamik bir yapı arzeden finansal sektöre ilişkin son derece kapsamlı ve teknik konularda görev yapan ve sorumluluk üstlenen Kurul Başkanı ve üyeleri ile Kurum personelinin haiz olduğu nitelikleri, yetki görev ve sorumlulukları dikkate alınarak sistematik bir şekilde düzenlenmiştir.

Bu çerçevede, Kurul Başkanına Başbakanlık Müsteşarı için belirlenen her türlü ödemeler dahil mali ve sosyal haklar tutarında aylık ücret ödeneceği ve Başbakanlık Müsteşarına ödenenlerden, vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanların bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi olmayacağı, Kurul üyelerine, Kurul Başkanına yapılan ödemelerin yüzde doksanbeşi oranında aynı esas ve usullere göre ödemenin yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Ülkelerin muadil otoritelerinde görev yapan personele ilişkin özlük hakları ve ücret rejimi genel kamu personeli özlük hakları ve ücret rejiminden ayrı tutularak yetişmiş eleman kaybının asgarî ölçülerde tutulması prensip edinilmiştir. İhtiyaç duyulan yetkin elemanın temini ve hizmete devamının sağlanması bakımından kadro karşılığı sözleşmeli olarak istihdam edilmesi öngörülen Kurum personelinin ücretleri ile diğer malî ve sosyal haklarının ücret tavanını geçmemek üzere Kurul tarafından belirleneceği öngörülmüştür. Maddenin diğer fıkralarında, Kurul üyeleri ile Kurum personelinin sosyal güvenliğine ilişkin esaslar hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 104

→ yürürlükteki madde 103

Madde, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan esaslar benimsenerek sistematik bir şekilde düzenlenmiştir.

Kurul Başkan ve üyeliklerine atananların Kurulda tam mesai ile çalışmalarını teminen eski görevleri ile ilişkilerinin kesileceği, ancak memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla kamu görevlisi iken üyeliğe atananların Kuruldaki görevlerinin sona ermesinden sonra veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları durumunda otuz gün içinde eski kurumlarına başvurmaları halinde atamaya yetkili makam tarafından mükteseplerine uygun bir kadroya atanmaları ve söz konusu kadroya atanıncaya kadar almakta oldukları her türlü ödemenin taraflarına yapılması öngörülmüştür. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan Kurul üyeliğine seçilip görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar almakta oldukları ödemelerin Kurum tarafından verilmeye devam edilmesi, bu fıkrada belirtilen nedenlerle üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödemelerin üç ayı geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 105

→ yürürlükteki madde 104

Bu madde ile Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin, kamu hizmeti ifa etmeleri sebebiyle görevleri esnasında veya görevleri nedeniyle işledikleri ve kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından Devlet memuru sayıldıkları belirtilerek, görevleri ile ilgili soruşturmalara ilişkin usûl ve esaslar düzenlenmiştir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanundan farklı olarak, Kurul üyeleri ve Kurum personelinin görevlerini yerine getirmelerinde herhangi bir baskıya maruz kalmalarını engellemek amacıyla, bu kişilerin haklarında soruşturma izni verilmesi, söz konusu kişilerin kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya zarar vermek kastıyla hareket ederek kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli emarelerin olması şartına bağlanmıştır.

Ayrıca, Kurul üyeleri ve Kurum personeli aleyhine görevleri ile ilgili olarak açılan ceza ve hukuk davalarında ilgili üye veya personelin talebi hâlinde avukat görevlendirilmesi uygun görülmüştür.

Açılan hukuk davalarında yargılama sonucunda Kurum aleyhine karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Kurumun ödeme yapması hâlinde, Kurumun bu meblağı ilgili personelin kusurlu olduğuna ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi kaydıyla ilgililerden talep edeceği esasa bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 106

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu madde ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda olduğu gibi Kurul kararlarına karşı açılacak idarî davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceği hükme bağlanarak, konuya ilişkin süreç uygulamada karşılaşılan sorunlar dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Bu çerçevede, Kurul kararlarına karşı açılacak idarî davalarda yürütmenin durdurulması talepleri hakkında verilecek kararlara ilişkin itirazların Kurumun savunması alınmadan sonuçlandırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, ilişkili Bakanlığın, Kurulun düzenleyici nitelikteki kararlarına karşı iptal davası açabileceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 107

→ yürürlükteki madde 106

Bir bankanın ve yabancı banka şubesinin faaliyet izninin kaldırılması halinde yönetim ve denetiminin Fona intikal edeceği hükme bağlanmış; akabinde, tasfiye sürecinde, iznin kaldırılmasına ilişkin Kurul kararının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren, banka ve yabancı banka şubesi hakkındaki ihtiyatî tedbir dahil her türlü icra ve iflâs takibatının duracağı ve yeni icra ve iflâs takibi yapılamayacağı, banka hakkında Fon haricinde üçüncü kişiler tarafından açılmış tüm dava, icra ve iflâs takiplerinin mahkeme, icra ve iflâs dairesi tarafından derhal Fona bildirileceği hükme bağlanmıştır.

Fonun, yönetim ve denetimi kendisine intikal eden bankadaki ve yabancı banka şubesindeki sigortalı mevduatı doğrudan veya ilan edeceği başka bir banka aracılığı ile ödeyerek, mevduat sahipleri yerine bankanın doğrudan doğruya iflasını istemesi, iflas kararı alınması halinde tüm imtiyazlı alacaklılardan önce gelmek üzere imtiyazlı alacaklı sıfatını kazanması ve iflas dairesi, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı anılan Kanun hükümleri çerçevesinde tasfiye etmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Fona tanınan yetki ve imtiyazlar ile Fonun alacağının hak kaybına sebebiyet vermeden tahsili amaçlanmıştır.

Faaliyet izni iptal edilen bir banka ve yabancı banka şubesinin iflâs talebinin seri muhakeme usulü hükümleri uygulanarak en geç altı ay içerisinde karara bağlanması, iflas kararı verilmeyen hallerde ise banka ve yabancı banka şubesinin iradi tasfiyesinin başlatılması ve Fon alacağının hak kaybına sebebiyet verilmeden tahsili hususunda Fona yetkiler tanınmış, tasfiyeye ilişkin yetkilerin yönetmelik ile düzenlenerek uygulanması, böylelikle faaliyet izni kaldırılan banka ve yabancı banka şubesindeki çözümleme süreçlerinin hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlandırılması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 108

→ yürürlükteki madde 107

Bu hüküm ile Fona;

ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi kendisine devredilen bankalarla ilgili yetkilerini maliyet etkinliğini sağlama ve mali sistemin güven ve istikrarını koruma ilkeleri doğrultusunda kullanması, banka faaliyetini geçici süre durdurması ve/veya devir tarihi itibarıyla düzenlenecek bilançosunu esas almak suretiyle mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması, devri, birleştirilmesi ve satışı amacıyla maddede sayılan yetkilerini kullanması imkânı sağlanmıştır. Fonun bu yetkilerini kullanması sonucunda, devralınan zararlara istinaden yapılacak ödemelerin karşılığını temsil eden hisselerin, üzerindeki her türlü hak ve takyidattan âri olarak Fona intikal edeceği hükme bağlanmıştır. Fon, sahip olduğu aktifleri ve hisse senetlerini iskonto uygulayarak veya sair suretlerle üçüncü kişilere satmaya ve kendisine intikal eden hisselerin üçüncü kişilere devredilmesine yönelik olarak gerekli göreceği her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmıştır.

Ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona devredilen bankaların, mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması, devri, birleştirilmesi ve satışına ilişkin işlemlerin dokuz ay içerisinde tamamlanması, bu sürenin işlemlerin tamamlanmasına yetmemesi halinde Fon Kurulu kararı ile üç ayı geçmemek üzere uzatılması ve her halükarda Fona devredilen bankanın oniki aylık süre içerisinde bankanın başka bir banka ile devir, birleştirilme ve satış işlemlerinin tamamlanması, aksi halde oniki aylık süre içerisinde sisteme geri döndürülememiş bankanın Kurul kararı ile faaliyet izninin kaldırılarak hakkında iflas ve tasfiye süreçlerinin başlatılması hususunda Fon yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 109

→ yürürlükteki madde 108

Bir bankanın kaynakları ve varlıklarının bankanın hakim ortakları veya yöneticileri tarafından istismar edilmesi halinde, uygulanacak tedbirlere bu maddede yer verilmiştir. Banka kaynakları ve varlıklarının doğrudan ve dolanlı olarak kullanılma usulleri belirtilerek kullanılan kaynaklar ve maruz kalınan zarar kapsamında iade ve tazmine konu edilecek tutarların belirlenmesi, şahsi sorumluluğa ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla doğrudan veya dolaylı veya dolanlı bir şekilde kullanılan kaynakları ve bu suretle uğranılan zararları Fon tarafından verilecek süre içerisinde iade ve tazmin etme mükellefiyeti getirilmiş, maddede belirtilen şartların mevcudiyeti halinde, bu zarar veya kullanılan kaynakların miktarına bakılmaksızın, bunlara ait hisselerin başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Fona intikal etmesine imkân sağlanmıştır. İade veya tazmin mükellefiyetinin yerine getirilmesi veya Fonun uygun göreceği biçimde teminatlandırılması halinde dahi banka hakkında ilave tedbirler alınması ve uygulanmasında Fona ve Kurula yetkiler verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 110

→ yürürlükteki madde 109

Fon, faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankalardaki mevduat ve katılım fonu sahipleri ile diğer alacaklıların haklarını korumaya yönelik olarak gerekli göreceği her türlü tedbirleri alması kapsamında; hâkim ortaklarından ve tüzel kişi ortaklarının sermayesinin yüzde onundan fazlasına sahip gerçek kişi hissedarlarından ve yöneticilerinden, kendilerine, eşlerine, altsoy ve üstsoyuna, kan ve kayın hısımlarına, evlatlıklarına ve kendilerini evlat edinenlere ait taşınmaz mal ve iştiraklerini, haczi caiz olan taşınır mal, hak ve alacaklarını ve menkul kıymetlerini ve her türlü kazanç ve gelirleri ile yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını ve ayrıca bildirimden önceki iki yıl içinde ivazlı veya ivazsız olarak iktisap ettikleri veya devrettikleri taşınmaz mal, haczi caiz taşınır mal, hak, alacak ve menkul kıymetlerini gösterir birer mal beyannamesi vermelerini istemeye ve malvarlıkları üzerine teminat aranmaksızın ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz kararları ile ilgililerin yurt dışına çıkmasını yasaklama dahil, alacaklıların menfaati için zorunlu olan her türlü muhafaza tedbirinin alınmasını ilgili mahkemeden istemeye yetkili kılınmıştır.

Faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankaların Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın ana sözleşmelerinde yer alan düzenlemelerin genel kurul yapılmaksızın değiştirilmesinde ve tescil ettirilmesinde Fona yetki verilmiş, bankanın faaliyet izninin kaldırıldığı veya Fona devredildiği tarihten sonra bankaya borçlu olanların banka alacaklılarından temlik yoluyla alacak edinmeleri, takas ve mahsup talebinde bulunmalarına kısıtlamalar getirilmiş, böylelikle bu bankalar hakkında etkin ve süratli bir biçimde çözümleme faaliyetlerinin başlaması ve kesintiye uğratılmadan devam ettirilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 111

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu Kanun hükümleri kapsamında bir bankanın iflâs ve/veya tasfiyesinde tesis edilecek işlemlerin uygulanması amacıyla, muhtemel gereksinimler dikkate alınarak Kurumdan alınacak geçici süreli izinle Fon tarafından banka kurulması, bu süre içerisinde iflas veya tasfiye işlemlerinin tamamlanamaması halinde izin süresinin uzatılarak iflas ve tasfiye işlemlerinin tamamlanması sağlanmış, bu bankaya Kanun ile Fona verilen görevlerin ifasında bazı istisna ve muafiyetler tanınmıştır.

Tasarı/teklif madde 112

→ yürürlükteki madde 110

Fon, yaptıkları işlemler nedeniyle banka hakkında Kanunun 72 nci maddesi hükümlerinin uygulanmasına neden oldukları tespit edilen yöneticiler ve denetçilerinin, yönetici ve denetçilerin karar ve işlemlerinin bankanın hâkim ortaklarına menfaat temini amacıyla yapılması halinde de bu ortakların şahsen iflaslarını isteme ve iflaslarına karar verilmesi halinde iflas tasfiyesi ile yetkilendirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 113

→ yürürlükteki madde 111

Kanun kapsamında Fona verilen yetki ve görevler madde metninde ayrıntılı olarak belirtilmiş, Fonun kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir Kurum olduğu, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin Fon Kurulunun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyeceği, Fonun yerindelik denetimine tabi tutulamayacağı ve bir takım mevzuat hükümlerine tabi olmayacağı düzenlemesi getirilmiştir. Fonun malları haciz ve rehine karşı korunmuş, personel istihdamında serbestlik tanınarak görev ve yetkilerini etkin bir şekilde yerine getirmesi amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 114

→ yürürlükteki madde 112

Fonun karar organı olan Fon Kurulunun biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşacağı ve Fon Kurulu Başkanının Fonun da başkanı olduğu hükme bağlanmış ve Başkana vekaletin hangi hallerde ve kim tarafından üstleneceği düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 115

→ yürürlükteki madde 113

Fon Kurulu üyelerinin taşımaları gereken şartlarla birlikte Bakanlar Kurulu tarafından atanmaları için sahip olmaları gereken diğer hususlar belirlenmiştir. Ayrıca Kurul üyelerinin; göreve başlamadan önce, görevlerini dikkat, dürüstlük ve tarafsızlık ile yerine getirecekleri konusunda, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu huzurunda yemin etmelerine ilişkin düzenleme getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 116

→ yürürlükteki madde 114

Fon Kurulu Başkan ve üyelerinin görev süreleri en yüksek verimin sağlanması için altı yıl olarak belirlenmiş ve süreleri biten başkan ve üyelerin yeniden atanamayacakları, boşalan üyeliklere atananlardan iki yıl veya daha az süreyle görev yapanların bir defalığına tekrar atanabileceği öngörülerek Kurulun işlerinin düzenli bir şekilde yapılabilmesi ve kurumsal hafızanın devamının sağlanması amaçlanmıştır.

Fon Kurulu Başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemeyeceğine ilişkin kurallar ve istisnai haller düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 117

→ yürürlükteki madde 115

Fon Kurulu üyelerinin görevlerini tam bir tarafsızlık ve dürüstlükle yapmalarını sağlamak amacıyla, Kurul üyeliği dışında yapamayacakları bazı faaliyetler ile diğer yasaklar tadadi olarak bu maddede sayılmaktadır. Ayrıca mal beyanına ilişkin olarak Kurul üyelerine özel bir düzenleme getirilmektedir.

Tasarı/teklif madde 118

→ yürürlükteki madde 116

Bu maddede Fon Kurulunun toplanma şekli, karar alma usulü, kararların tekemmülü, tebliği ve Resmî Gazetede yayımlanması gibi hususlar düzenlenmektedir. Fonun karar organı olan Kurul üyelerinin Fon faaliyetleri hakkında Başkan tarafından bilgilendirilmesi de öngörülmek suretiyle Kurul kararlarının alınmasından önce yeterli bilgiyle donatılması sağlanmaktadır.

Bu maddeye göre, gündemi belirleme yetkisi Başkana verilmiş olmakla birlikte bu yetki mutlak değildir. Toplantıdan önce bir üyenin önerisi üzerine Kurulun kabul etmesi şartıyla gündeme yeni madde ilave edilmesi mümkün hale gelmiştir.

Ayrıca, toplantı ve karar nisapları düzenlenmiş bulunmaktadır. Tutanakların imzalanmaması, toplantılara iştirak edilmemesi, kararların imzalanmaması veya karşı oy gerekçelerinin yazılmaması gibi durumlarda neler yapılacağı belirlenmiş, uygun süreler öngörülmüştür.

Fon Kurulu üyeliklerinin boş bulunması ve bu durumun Kurulun karar almasını engellemesi halinde, Kurul üyeliklerine atama yapılıncaya kadar, toplantı nisabını sağlayacak şekilde kıdemli başkan yardımcılarının Kurul üyeliğine vekalet etmesi düzenlenmiştir.

Fon Kurulunun düzenleyici mahiyetteki kararlarının Resmî Gazetede yayımlanması, diğer kararlarının ise bültenler, web sayfası ve benzer vasıtalarla kamuoyuna duyurulması öngörülmüş, ancak yayımlanması ülke ekonomisi ve kamu düzeni açısından sakıncalı nitelikteki kararların yayımlanıp yayımlanmaması hususunda Fon Kuruluna takdir yetkisi tanınmıştır.

Kurul kararlarının uygulanması konusunda idare hukukunun genel prensibi korunmuştur. Bir başka ifade ile, Kurul kararları usulüne uygun olarak tebliğ edildikleri andan itibaren uygulanabilecek ve para cezaları tahsil edilebilecektir. Aleyhine karar verilen taraflar yargıya gidip yürütmeyi durdurma kararı alıncaya kadar karar uygulanacaktır. Yürütmeyi durdurma kararı verilmesi halinde ise genel uygulamadan farklı olarak özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, mahkemenin iptal istemini nihaî olarak reddetmesi halinde para cezalarına, işlemin ilgiliye tebliğinden itibaren kanunî faiz uygulanacaktır.

Fon Kurulu üyeleri ile Fon personelinin uyacakları meslekî ilkeler ile Fon Kurulunun çalışma usul ve esaslarına ilişkin diğer hususların yönetmelikle düzenlenmesi hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 119

→ yürürlükteki madde 117

Bu hüküm ile Fon Kurulunun yetkileri daha çok Kurumun genel stratejisini belirleme ve genel idarî nitelikteki işlerde ise sadece ana ilkeleri belirleme düzeyinde sayılmıştır.

Böylelikle uygulamada ortaya çıkan bazı sorunların önlenmesi hedeflenmiştir.

Tasarı/teklif madde 120

→ yürürlükteki madde 118

Başkanın sorumlulukları belirlenerek, bu sorumluluğun sınırları tespit edilmiş, icraya ilişkin görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Başkanın Kurula ilişkin görevlerinin, Fon Kurulunun kararlarını uygulamak ve Kurumu yönetmek olduğu ve başkana, yokluğunda ikinci başkanın vekâlet edeceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 121

→ yürürlükteki madde 119

Bu madde ile, başkana kurumun yönetiminde ve gerekli koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere iki başkan yardımcısı atanacağı hükme bağlanmaktadır.

Tasarı/teklif madde 122

→ yürürlükteki madde 120

Hizmet birimlerinin düzenlendiği bu madde ile, Kurumun daire başkanlığı şeklinde teşkilâtlanmış anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimlerinden oluşacağı hüküm altına alınmaktadır. Fonda performansın düşmesinin önüne geçebilmek ve verimlilik artışını sağlamak için de daire başkanlıklarının sayısı on ile sınırlanmaktadır. Birimlerin görev ve sorumluluklarının Fonun görevlerine uygun olarak Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirleneceği de hüküm altına alınmaktadır.

Tasarı/teklif madde 123

→ yürürlükteki madde 121

Fona verilen görev ve hizmetlerin avukatlar, denetçi ve denetçi yardımcıları, uzman ve uzman yardımcılarından oluşan meslek personeli ile idari personel eliyle yürütülmesi hükme bağlanmış ve bu personelin taşıyacağı nitelikler düzenlenmiştir. Diğer taraftan, Fonun meslek ve idari personelinin yeterlik ve yarışma sınavları, nitelikleri ve çalışma usul ve esasları ile ilgili diğer hususların Fon tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenmesine ilişkin düzenleme getirilmiş olup bu düzenleme ile Fonun daha etkin ve verimli çalışması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 124

→ yürürlükteki madde 122

Fonun, bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatla verilenler dışındaki görev ve yetkileri, sigorta kapsamındaki mevduat ve katılım fonu üzerinden prim hesaplanması ve tahsilinin denetlenmesine ilişkin yetkileri, Fonun faaliyetlerinde gözeteceği ilke ve stratejiler, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Fona yardım yükümlülükleri bu madde ile düzenlenmiş, böylelikle Fonun daha etkin ve verimli çalışması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 125

→ yürürlükteki madde 123

Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden Fonun belge ve bilgi isteme yetkisinin kapsamı ve sınırları ile kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerin bu kapsamdaki yükümlülükleri düzenlenmiş olup bu düzenleme ile Fona çalışmalarında ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgelerin temininde hiç bir zorlukla karşılaşmaması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 126

→ yürürlükteki madde 124

Fonun iç denetimi ve dış denetimi, yıllık hesapları, faaliyet raporu, mali tabloları ve bütçe kesin hesabı, dava, alacak, takip, tahsil, yeniden yapılandırma ve diğer faaliyetleri ile ilgili raporları hakkında düzenleme yapılmıştır. Fonun iç denetiminin Başkan, dış denetiminin ise Sayıştay tarafından yapılması öngörülmektedir. Fonun faaliyetleri performans denetimine tâbi tutularak daha ekonomik, verimli ve etkili bir şekilde çalışması amaçlanmış, bütçesi çerçevesinde faaliyet yapması ve bunun performans denetimi ile ölçülmesi, performansına göre hazırlayacağı faaliyet raporlarının, malî tabloları ve bütçe kesinhesabı ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması sağlanarak Meclis denetiminin de gerçekleştirilmesi, yıllık faaliyet raporu, Sayıştay malî denetim raporu ile yayımlanması ülke ekonomisi ve kamu düzeni açısından sakıncalı olacak kararları dışındaki kararları, düzenlemeleri, işlemleri, araştırma ve soruşturmalarının her yılın Mayıs ayı sonunda Fonun internet sayfasında ve resmî bültenleriyle yayınlanarak kamuoyunun bilgisine sunulması, böylece kamuoyu denetimine de imkân sağlanması hedeflenmiştir.

Tasarı/teklif madde 127

→ yürürlükteki madde 125

Fon Kurulu Başkan ve üyeleri ile personelinin ücret, malî ve sosyal hakları, emeklilik ve hizmet sürelerinde düzenleme yapılmıştır. Fon Kurulu Başkan ve üyeleri ile meslek personelinin Emekli Sandığı Kanununa, diğer personelin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olacağı; Fon Kurulu Başkan ve üyeliklerine atananlardan, emekliliğini hak edip talebi sonucu emeklilik işlemi tamamlanan üyelerin üyeliklerinin görev süreleri sonuna kadar devam edeceği; atama yapılmadan önce kanunla kurulmuş diğer sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olanların, istekleri halinde bu kurumlara bağlılıkları devam edeceğine ilişkin düzenlemeler yapılmış olup bu düzenleme ile kamu personeli hakkında verimli ve yeknesak uygulama yapılması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 128

→ yürürlükteki madde 126

Fon Kurulu Başkan ve üyeliklerine atananların görevleri süresince önceki görevleri ile ilişkilerinin kesilmesi, bu sayede tarafsızlıkları hakkında muhtemel şüphelerin önüne geçilmesi, kamu görevlisi iken Kurul üyeliğine atananlardan Kurul üyeliği sona erenlerin geldikleri göreve dönmelerinde, atama işlemlerinde vuku bulabilecek gecikme halinde mağduriyetlerini önlemek üzere üç ayı geçmemek şartıyla Fondaki özlük haklarının devam etmesi öngörülmektedir. Aynı hüküm, özel sektörde çalışmakta iken üye olarak atananlar hakkında da uygulanabilecektir.

Tasarı/teklif madde 129

→ yürürlükteki madde 127

Fon Kurulu üyeleri ile Fon personelinin, gerek görevlerinin ifası sırasında ve gerekse görevden ayrılmalarından sonra, görevleriyle ilgili isnatlardan dolayı aleyhlerine açılmış ve açılacak davaların bir avukat tarafından yürütülebilmesine imkân tanınmış; Fon Kurulu Başkanı ve üyeleri ile Fon personelinin, görevleri esnasında veya görevleri nedeniyle işledikleri suçlar ve kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından Devlet memuru sayılacağı, soruşturmaların Fon Kurulu üyeleri için ilişkili Bakanın, Fon personeli için ise Fon Başkanının izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. Fon Kurulu üyeleri ile Fon personelinin iştirak halinde işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalarda Fon personeli hakkında soruşturma izni verme yetkisinin ise ilişkili Bakana ait olduğu belirtilmiş, Fon Kurulu üyeleri ve Fon personeli hakkında soruşturma izni verilmesi için, bu kişilerin kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamak veya zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine veya üçüncü kişilere çıkar sağlamış olmaları hususunda açık ve yeterli emarelerin olması gerektiği düzenlenmiştir. Soruşturma izni verilmesi halinde bu durumun ilgililere tebliğ edileceği, soruşturmaya izin verilmesine karar verilmesi halinde, bu kararlar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde Danıştay nezdinde itiraz yoluna başvurulabileceği, izin verilmiş olsa dahi, itiraz süresi geçene kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana kadar soruşturma başlatılamayacağı öngörülmüştür. Böylelikle, Fon Kurulu üyeleri ile Fon personelinin Fon alacağını tahsil ve takip görevlerini yerine getirirlerken kasıtlı suçlama ve yıpratmalara karşı gerekli hukuki güvenceye sahip olmaları amaçlanmıştır.

Bakan, Kurul veya Fon Kurulu tarafından atanan yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri ile Fon tarafından bu Kanunun 135 inci maddesi hükümlerine ve/veya bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 15 inci maddesinin (7) numaralı fıkrasının (a) bendine istinaden atanan yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile müdürler kurulu üyeleri ve tasfiye memurları ve/veya yönetim ve denetimi veya hisseleri Fona intikal eden bankaların iştiraklerinde bu bankaları temsilen görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyeleri, müdürler kurulu üyeleri, tasfiye memurları ile bu yöneticilerce görevlendirilen genel müdür, genel müdür yardımcısı ve diğer şirket çalışanları ve/veya hisseleri Fona devredilen iştiraklerde Fonu temsilen görev yapan yönetim, denetim kurulu üyeleri, müdürler kurulu üyeleri, iflâs ve tasfiye memurları ile bu yöneticilerce görevlendirilen genel müdür, genel müdür yardımcısı ve diğer şirket çalışanları aleyhine görevlerinin ifası sebebiyle açılan ve açılacak her türlü tazminat ve alacak davaları ile şahsi sorumluluk davalarının Fon aleyhine açılacağı hüküm altına alınmış, Fonun rücû imkânı ve atanan yöneticilerin muaf oldukları kanuni yükümlülükler düzenlenmiştir.

Şirketin amme borçlarının ve/veya Sosyal Sigortalar Kurumu borçlarının veyahut sair borçlarının ödenmemiş olmasından dolayı yukarıda sayılan yöneticilerin şahsî sorumluluklarına gidilmemesi, bu şirketlerin çoğunluğunun sermayelerini kaybetmiş olması nedeniyle anılan yöneticilerin Türk Ticaret Kanununun 324, İcra ve İflâs Kanununun 179, 277 ve 345/a maddeleri karşısında sorumlu tutulmamaları, bu fıkra hükümlerinin Fon yararına uygulanması ve yönetici temininde kolaylık sağlanması gibi hususlar da dikkate alınarak kanun metnine alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 130

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Fon Kurulunun kararları nihai olarak alacakların takip ve tahsili yoluyla kamu zararlarının tazmini amacına matuftur. Bu nedenle kararların hemen uygulanması gerekmektedir. Aksi halde uygulamadaki gecikmeler belirsizliklere yol açacak, bu da alacakların tahsili sürecinin uzamasına sebep olacaktır.

Kararların kısa sürede kesinleşmesini sağlayarak belirsizliği ortadan kaldırmak ve Fon Kurulu kararlarına karşı gidilecek yargı yolunda yeknesaklığı temin etmek üzere 500.000.-YTL. yi aşan davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülmesi hükmü getirilmektedir. Yargılamanın acele işlerden sayılması öngörülerek buna ilişkin bazı istisnalar getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 131

→ yürürlükteki madde 129

Fonun, idari özerkliğinin mali açıdan tamamlanmasını teminen Fon kaynaklarının kullanımının bu madde kapsamında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde hazırlanan ve Fon Kurulu kararıyla yürürlüğe giren Fon bütçesine göre gerçekleştirileceği öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 132

→ yürürlükteki madde 130

Bankacılık sisteminin güven ve istikrar içerisinde çalışması amacıyla kurulan Fonun, Kanun kapsamında verilen yetki ve görevlerinin finansmanında kullanacağı kaynakları belirlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 133

→ yürürlükteki madde 131

Fonun, Kanun kapsamında verilen yetki ve görevlerin finansmanında kullanacağı kaynaklarına ilave olarak, ihtiyaç hasıl olduğunda, Fona ek kaynak temin etme yetkisi tanınmış ve bu çerçevede, Fona ikrazen verilmek üzere Hazine Müşteşarlığınca özel tertip devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebileceği, bankalardan ileride doğacak prim yükümlülüklerine mahsuben bir önceki yılda ödedikleri sigorta primi toplamına kadar avans alınabileceği, Merkez Bankasından avans kullanılabileceği öngörülmüş ve Fona, yaptığı borçlanmalar üzerinde bağımsız tasarruf imkânı getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 134

→ yürürlükteki madde 132

Fona, Fon gelirlerinin tahsilinde, banka kaynaklarının istismarı sebebiyle faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankaların hâkim ortakları ve yöneticileri hakkında yapacağı takiplerde ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile bu Kanun uyarınca banka tarafından yetkili mercilere beyan edilen sigortaya tâbi mevduat ve katılım fonu tutarı ile Fon tarafından tespit edilen mevduat ve katılım fonu tutarı arasında bir fark bulunması halinde bu farkın tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca takip ve tahsili yetkisi verilmiş, bu yetki çerçevesinde Fonun idari yetkilerle donatılması suretiyle alacaklarının tahsil kabiliyetinin artırılması amaçlanmıştır.

Fonun, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca takibine karar verdiği alacaklarına ilişkin her türlü teminatın paraya çevrilmesinde de anılan Kanun hükümlerini uygulayabileceği, Fonun, alacaklarından dolayı 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre satışa arz ettiği mal, hak ve alacaklarla ilgili ihaleye katılmaya, pey sürmeye ve alacağına mahsuben ihaleden mal, hak ve alacakları satın almaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

Fon alacaklarının hak kaybına sebebiyet vermeden tahsilinin hızlandırılmasını teminen, iflas bürosunun ve iflas idaresinin oluşumunda yeni düzenleme getirilmiştir. Mülga metindeki icra tetkik merciine tanınan takdir hakkı kaldırılarak Fonun talebine uygun işlem tesis edilmesi öngörülmüştür.

Faaliyet izni kaldırılan veya yönetim ve denetimi Fona intikal eden bankalarla ilgili olarak, takibi şikayete bağlı suçlar dahil olmak üzere, bu Kanun hükümleri uyarınca yapılan başvurular üzerine açılmış veya açılacak her türlü ceza davalarında Fona kanuni müdahillik ve şahsi haklarda taraf sıfatı verilerek kamunun ceza davalarına müdahilliği ve zararların tazmini temin edilmiştir.

Fonun talebi üzerine Fona borçlu gerçek kişi ile tüzel kişilerin kanuni temsilcileri hakkında 5682 sayılı Pasaport Kanununun 22 nci maddesi hükümlerinin uygulanması hükme bağlanarak Fona borçlu olanların yurt dışına çıkmalarının ve bu suretle takipleri sonuçsuz bırakma çabalarının önüne geçilmesi, böylelikle Fon alacaklarının tahsilinin hızlandırılması amaçlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 135

→ yürürlükteki madde 133

Faaliyet izni kaldırılan bankaların tasfiyelerinin tamamlanması ancak iflas veya tasfiye masa alacaklarının tahsil edilememiş olması durumunda, bankanın sorumlulukları tespit edilen ortakları, yönetim kurulu eski üyeleri ve denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın tazmini için tasfiyenin tamamlanmasını müteakip beş yıl içinde Fon tarafından dava açılabileceği düzenlemesi getirilmiş, aynı şekilde Fon tarafından kanuni halef sıfatı ile takip edilecek davalar düzenleme altına alınmış, ayrıca bu bankaların başka bir bankaya devredilmesi ya da başka bir banka ile birleşmesi, hisselerinin üçüncü kişilere devredilmesi ya da tasfiyelerine karar verilmesi halinde bu işlemlerin tamamlanmasını takibeden beş yıl içinde bankanın sorumlulukları tespit edilen yönetim kurulu eski üyeleri ile eski denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın Fon adına tazmini istemiyle Fon tarafından dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Madde kapsamında belirtilen bankaların, Fona devredilmiş olması ve tasfiye veya yeniden yapılandırma sürecine girmeleri sebebiyle genel kurulu toplamalarının mümkün olmadığı dikkate alınarak, mali sorumluluk davalarında, dava açılmasına dair Fon Kurulu kararının "dava şartı" olarak aranan genel kurul kararı yerine geçeceği düzenlemesi getirilmiştir.

Fon tarafından açılan ve/veya açılacak davalar ile kanunî halef sıfatıyla takip edilen davalarda, kamu yararı gözetilerek maktu vekalet ücreti uygulaması getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 136

→ yürürlükteki madde 134

Hâkim ortakların doğrudan veya dolaylı olarak yönetim ve denetimini elinde bulundurdukları şirketlerin kapsamı genişletilerek, Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülmesi halinde, hâkim ortak adına hareket eden ve onlar hesabına kendi adına para, mal veya hak edinen şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık hakları ile bu şirketlerin yönetim ve denetiminin Fon tarafından devralınması imkânı getirilmiştir.

Fon alacaklarının tahsili bakımından yarar görülen hâllerde, Fonun yönetim ve denetimini devralacağı şirketler ile bu şirketlerin ortaklarının temettü hariç ortaklık haklarının Fon tarafından devralınması halinde, yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine atanacak uzman eleman teminindeki güçlük nedeniyle, Fonun hareket kabiliyetinin artırılmasını teminen şirket ana sözleşmesinde belirlenen yönetim ve denetim kurulu üye sayısı ile bağlı kalınmaksızın üye sayısını artırmak veya eksiltmek suretiyle Fonun atama yapma konusunda yetkili kılınması öngörülmüş, Fonun yönetim ve denetimine sahip olduğu şirketlerin ve/veya bu madde uyarınca yönetimini ve denetimini devir aldığı şirketlerin ve Fon iştiraklerinin ortak sayısının, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve özel kanunlarda belirtilen zorunlu ortak sayısının altına düşmesi halinde tüzel kişiliklerine halel gelmeyeceği hüküm altına alınarak uygulamada şirketlerin ortak sayısı değişiklikleri neticesinde hukuki varlıklarının devamı ile ilgili oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile Fon tarafından atanan yöneticilerin yetkilerinin kapsamı genişletilerek şirket aktiflerinin Fon alacağına mahsuben değerlendirilmesi hususunda yetki verilmiştir.

Fon iştiraklerinin veya yönetim ve denetimi devir alınan şirketlerin hisselerinin veya aktiflerinin rızai yollarla paraya çevrilerek alacağa mahsup edilmesinde, şirket yönetimi ile birlikte Fon da yetkili kılınmıştır.

Fon iştiraklerinin veya yönetim ve denetimi devir alınan şirketlerin hisselerinin % 49'undan fazlasının yabancı gerçek ve tüzel kişilere satılabileceğine yönelik hükme, bu şirketlere ait malların da satılabilmesi hususunda ekleme yapılmıştır. Ancak, bilhassa gayrimenkullerle ilgili olarak özel kanunlarda bazı kısıtlamalar olabileceği dikkate alınmak suretiyle bu kısıtlamalar saklı tutulmuştur.

İktisadi ve ticari bütünlük oluşturan malların; gerek borçlunun, gerekse kamunun menfaatlerine uygun biçimde en yüksek değerden satılabilmesi için 6183 sayılı Kanun hükümlerine bağlı olmaksızın;

- İktisadi ve ticari bütünlük oluşturarak satış, - İhale bedelinin ödenme şekli, para birimi, - Alıcıların sahip olması gereken şartlar, - Ödeme tarihi, ihalenin sair usul ve esaslarını Fon Kurulunun belirlemesi, - Satışa konu varlıkların geçmiş dönem borçlarının ödenmesi, gibi kavramlara yer verilmek suretiyle bu amacın gerçekleştirilmesi için yasal zemin oluşturulmuştur.

İhalenin güvenliği ve bu sayede iç ve dış piyasada gerekli ilgiyi görmesi amacıyla; ihalenin sonuçlanmasından ve malların alıcısına teslim edilmesinden sonra iadesinin talep edilemeyeceği, ancak ihale bedeli ve faiz maliyeti ile sınırlı olarak tazminat talep edilebileceği düzenlenmiştir.

İktisadi ve ticari bütünlüğün bozulmasına yol açabilecek girişimlerin önüne geçilebilmesi amacıyla; Fonun izni olmaksızın bu bütünlük içerisinde yer alan bir malın satışının talep edilemeyeceği düzenlemesi getirilmiş, ancak iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının zayi olmaması bakımından bunlarla ilgili zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceği hükme bağlanmıştır.

İhalenin sonuçlanmasından sonra alıcısının en kısa sürede yararlanmasına sunulabilmesi ve bu sayede daha fazla tahsilat sağlanabilmesi bakımından; telekomünikasyon, enerji, ulaşım, radyo, yazılı ve görsel medya ve diğer sektörlerdeki mal, hak ve varlıkların alıcıları adına devri ve tescili işlemlerinin en kısa sürede (bir ay içinde) tamamlanabilmesi hükmü getirilmiştir.

Bu madde uyarınca iktisadi ve ticari bütünlük çerçevesinde yapılacak satışlara ilişkin diğer esas ve usullerin Fon tarafından çıkarılacak yönetmelikle tespit edilmesi öngörülmüştür.

Yine bu madde kapsamında yapılacak satışlarda, kamu kurum, kuruluşları ve üst kurulların bütünlük oluşturan varlıkların maliklerinden olan alacaklarının satış bedelinden garameten tahsil edilmesi öngörülmüştür.

Fon Kuruluna düzenleme kapsamında "iktisadi ve ticari bütünlük" oluşturarak satış yapma yetkisi verilerek;

- Fona devredilen bankaların çözümlenmesi sürecinde kamu alacaklarının tahsil kabiliyetinin hızlandırılması ve artırılması, - Satış süreci ve satış sonrasındaki işlemleri düzenleyerek iç ve dış talebin artırılması, - İşletmelerle ilgili geçmiş dönemlerden kalan sorunların çözülmesi ve bu suretle ticari ve iktisadi bütünlüğün değerinin yükseltilmesi, imkânı getirilmiş ve bu çerçevede kamu menfaatlerinin hak kaybına sebebiyet vermeden tahsilini sağlamaya yönelik çalışmaların kuvvetlendirilmesi ve istikrarlı bir şekilde devam ettirilmesi amaçlanmıştır.

Zira, Fonun, tasfiyeye tabi tutulan bankaların hâkim ortaklarından olan alacaklarını tahsil için uyguladığı 6183 sayılı Kanun hükümleri, takip sürecinin hızlı işlemesini sağlamakta; ancak, takip sonunda haciz konulan varlıkların yahut şirketlerin satışında yeterli hukukî imkânı sunamamaktadır. Hukuk tekniği açısında varlıkların (örneğin gayrimenkullerin ve araçların) tek tek satışına uygun olan 6183 sayılı Kanunun satış hükümleri, Fon tarafından el konulan bankaların ve iştiraklerinin, her biri başka şirkete farklı şekillerde dağıtılmış varlıklarının satışına uygun değildir. Büyük borç yükü nedeniyle şirketlerin hisselerini satmak, ekonomik ve finansal açıdan oldukça zordur. Dolayısıyla, söz konusu şirketlerin sahip oldukları varlıkların satılması, süreci hızlandırmada önemli avantaj sağlayacaktır. Bu sebeple, dağılmış ve parçalanmış varlıkların bir iktisadî bütünlük içinde satılmasını sağlamak özel önem taşımaktadır. 6183 sayılı Kanun, bu iktisadî bütünlüğü oluşturmaya imkân veren düzenlemeleri içermemektedir. Bu hüküm kapsamında, 6183 sayılı Kanunun satışa ilişkin bu ve benzeri kısıtlamalarını aşmayı, satış sürecini hızlandırmayı, satış sürecindeki ve satış sonrası hukuksal belirsizlikleri kaldırarak satış değerlerini yükseltmeyi sağlayacak yetkiler Fona tanınmaktadır.

Banka kaynağının kullandırılması olarak kabul edilecek birtakım işlemler sayılarak bu işlemlerin tarafları hakkında Fon, bu madde ile getirilen hükümleri uygulamakla yetkili kılınmıştır. Bu işlemler sebebiyle üçüncü kişiler lehine tesis edilen ayni veya şahsi her türlü hakkın Fona karşı hüküm ifade etmeyeceği ve bahsi geçen işlemler sebebiyle Fona karşı iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı yönündeki düzenleme ile de Fon alacaklarının tahsilinin hızlandırılması ve çözümleme sürecinin kolaylaştırılması amaçlanmıştır.

Yine faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankanın maddede sayılan ortak veya kişilerce her türlü sınırlı ayni hak tesisine ilişkin olarak imzalanmış sözleşmelerinin geçersiz sayılması konusunda Fon Kuruluna yetki verilerek alacakların tahsil kabiliyetinin artırılması amaçlanmıştır.

Öte yandan maddede sayılan tüm alacaklara ilişkin olarak zararın veya alacağın doğmasından itibaren 6183 sayılı Kanunda belirlenen oranda gecikme zammı uygulayabileceği, yine bu alacaklara dayanılarak açılacak tüm davalarda yürütmenin durdurulmasını teminen Fonun her türlü teminat şartından muaf olacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 137

→ yürürlükteki madde 135

1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca banka tarafından yetkili mercilere beyan edilen sigortaya tâbi mevduat ve katılım fonu tutarı ile Fon tarafından tespit edilen mevduat ve katılım fonu tutarı arasında bir fark bulunması halinde, bu fark nispetinde kimlere ve hangi tür mal, hak ve alacaklara tedbir konulacağı belirtilmiş, bu tedbirin kapsamı ve talep edilecek mercii düzenlenmiştir.

Ayrıca, tüm bu mal, hak ve alacaklara ilişkin olarak açılmış veya açılacak davalarda bu kişiler Türk Medenî Kanununun 3 üncü maddesindeki iyiniyet karinesi ile 985 inci maddesindeki mülkiyet karinesinden ve tüm resmî sicillere iyiniyetli güven ilkesinden yararlanamayacakları; iyiniyetle edinmiş olduklarını ispatladıkları takdirde, yaptıkları ödemelerin muvazaalı olmayan rayiç değer olduğunu belgelendirmek şartıyla ödediklerinin aslî sorumluların mal varlığı ve diğer değerlerinden bu kişilere geri verilmesine mahkemece karar verileceği düzenlenmiştir.

Bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bir banka nezdinde tasarruf mevduatı hesabı bulunmamasına rağmen sahte olarak düzenlediği belgeler veya sahte olduğunu bildiği belgeleri ibraz ederek veya ettirerek, kendisine veya bir başkasına ödeme yapılmasını talep eden kişilere, fiilleri daha ağır cezayı gerektirmediği takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verileceği, kendilerine veya gösterdikleri yahut hak sahibi kıldıkları kişilere ödeme yapıldıktan sonra bu fiilleri işledikleri ortaya çıkan kişilere, bu cezanın yanı sıra ödenen tutarın on katı kadar para cezası verilmesi öngörülmüş ve bu kişiler hakkında yukarıda belirtilen hükümlerin uygulanması hüküm altına alınmıştır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştirilen fiiller nedeniyle, bu madde hükümlerine göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından ödeme yapılmasına veya yapılacak olmasına sebebiyet veren kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ait her türlü mal, hak ve alacaklar hakkında da bu madde hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

Mülga hükümde sulh ceza hâkimince verilen tedbirlerin hangi merci tarafından uygulanacağı konusunda açıklık bulunmadığından ve bu husus uygulamada karışıklığa yol açtığından madde metnine, tedbir kararının kararı veren mahkemenin bulunduğu yerdeki nöbetçi icra dairesi tarafından infaz olunacağı konusunda hüküm ilave edilmiş, tedbire ilişkin talepler konusunda izlenecek usul ve esaslar belirlenmiş ve bu tedbirlerin devamı, bir yıl içerisinde Fon tarafından suç duyurusunda bulunulması, 6183 sayılı Kanuna göre alacağın tahsili yönünde takip başlatılması veya hukuk davası açılması şartına bağlanmıştır. Yine sözkonusu farkın bu Kanunda yer alan hükümler dahilinde tahsiline karar verme hususunda Fon yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 138

→ yürürlükteki madde 136

Fon alacaklarının tahsilini teminen açılan davalarda, Fon alacaklarının genellikle teminatlı ve likit olmaması nedeniyle yargılamayı gerektirdiğinden, dava öncesinde veya dava kapsamında alınan tedbir kararları, tedbir konulan malların devir ve temlikini önlerken dava konusu alacağın teminatını oluşturmamaktadır. Ancak tedbir kararı ile korunan borçlu malları üzerine yasal ya da muvazaalı işlemler ile üçüncü kişilerce konulan haciz ya da rehinler, Fon lehine olan tedbirin hacze dönüştürülmesi sırasında öne geçmekte ve Fon alacağı teminatsız kalmaktadır.

Söz konusu sakıncaların giderilmesini teminen, Fon alacaklarının yasal teminatına ihtiyati tedbirlerle birlikte ihtiyati hacizler de eklenmiş ve Fon alacaklarının imtiyazlı alacak olarak öncelikle tahsil edilebilmesi için eski metinde yer alan, uygulamada sorunlara yol açabilecek sınırlamalar metinden çıkarılmıştır.

Tasarı/teklif madde 139

→ yürürlükteki madde 137

Fona intikal eden banka kaynaklarını kullanan hâkim ortaklardan Fon alacaklarının tahsilinde, geçmiş dönemde yapılan muvazaalı işlemlerin ispatında mevzuat karşısında yetersiz kalınması ve objektif delil tespitinin her zaman mümkün olmaması nedeniyle bu muvazaalı işlemler Fona karşı geçersiz sayılmak ve aksinin ispatı karşı tarafa yükletilmek suretiyle Fon alacağının tahsilinin hızlandırılması amaçlanmış;

ancak, ispat külfetine ilişkin olarak getirilen bu istisna, banka kaynaklarının istismarı halinde hâkim ortaklar ve yöneticiler aleyhine Fon tarafından açılacak davalar ve şahsi sorumluluk davaları ile sınırlandırılmıştır.

Türk Medenî Kanununun 6 ncı maddesinde, "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça" taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olduğu öngörülmüştür. Bu genel hüküm dahi, kanun koyucunun davalarda ispat yükünün paylaştırılmasında, hal ve şartlara göre, bu yükü davalıya da tahmil edebileceğini açıkça göstermektedir. Öte yandan, Borçlar Kanununun 96 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, sözleşmeden doğan hukukî sorumluluk davalarında, borçlunun kusurlu olduğu esas kabul edilmiş ve borçluya kusurunun bulunmadığına ilişkin kurtuluş beyinesi getirmek suretiyle tazminat ödemekten kurtulabileceği öngörülmüştür. Ayrıca Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, Devletten alınan izin ile yürütülen bankacılık faaliyetlerinde ve banka hissedarlığında, davalı borçluların hafif kusurdan dahi hukukî sorumluluklarının mevcut olduğu kabul edildiğinden, banka yöneticileri, denetçileri ve nitelikli ortakları hakkında açılan hukukî sorumluluk davalarında ispat yükünün ters çevrilmesi, hak ve adalet duygularının ve üstün kamu çıkarlarının korunması açısından hukuken yerinde olacaktır.

Tasarı/teklif madde 140

→ yürürlükteki madde 138

Fon ve Fon bankalarının taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezaların uygulanmayacağı hüküm altına alınmış ve Fonun kamu adına tesis ettiği işlemlerin güvencesi olarak, Fona ait mal, hak ve alacakların haczedilemeyeceği belirtilmiştir.

Ayrıca doğrudan Fon alacaklarının tahsil kabiliyetinin artırılmasını teminen Fona bazı yetki ve imtiyazlar tanınmıştır. Bu kapsamda;

- Bir bankanın borçlarının, taahhütlerinin yüklenilmesi veya alacaklarının devralınması halinde, bu borç, taahhüt ve alacaklarla ilgili olarak açılmış veya açılacak dava ve icra takiplerinde kanunlarda yazılı zamanaşımı ve hak düşürücü süreler dahil her türlü sürenin alacağın devralındığı veya borcun, taahhüdün yüklenildiği tarihten itibaren Fon bakımından dokuz ay süre ile duracağı öngörülmüş; 108 inci madde uyarınca temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona devredilen bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması, devri, birleştirilmesi ve satışı ile ilgili sürecin devrin yapıldığı tarihten itibaren en geç dokuz aylık bir süre içerisinde sekteye uğratılmamasının sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca;

- Fonun yapılan ihalelere iştirak etmesi halinde teminat şartı aranmayacağı öngörülmüş, - Fonun alacaklı olduğu takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazların satış dışında takip işlemlerini durdurmayacağı hükme bağlanmış, - Kıymet takdirleri ile satış ilanlarının borçlular dışındaki ilgililere tebliğinin nasıl olacağı düzenlenmiş, - İhalenin feshi davalarında teminat yatırılması hususu düzenlenmiş, - Fonun alacaklı olduğu icra dosyalarında Fona ödenmesi gereken satış bedellerinin sıra cetvelinin kesinleşmesi beklenmeksizin teminatsız olarak ödeneceği öngörülmüş, - Satış bedelinin dosyaya yatırıldığı tarihten itibaren icra müdürlüğünce nemalandırılarak ödeneceği ve faiz tutarının paranın dosyaya yatırıldığı tarihten itibaren kıstelyevm hesaplanacağı hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 141

→ yürürlükteki madde 139

Fon, kendisine devredilen bankaları çözümleme sürecinde, Fon alacaklarının tahsilini ve yeniden yapılandırıldıkları süreç içerisinde hayatiyetlerini devam ettirmelerini teminen faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankaların ekonomik değeri olan iştirakler ve yönetim ve denetimini devraldığı şirketler ile ilgili olarak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanmaksızın yapılacak sermaye artırımları da dahil olmak üzere, Fon Kurulunca belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde kaynak sağlamak da dahil gerekli her türlü tedbiri almaya yetkili kılınmıştır.

Tasarı/teklif madde 142

→ yürürlükteki madde 140

Çözümleme sürecinin kolaylaştırılması amacıyla Fona, birtakım mali istisnalar tanınmış, bu çerçevede, Fonun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf ve Fonun işlemlerinin her türlü vergi, resim ve harçtan istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

Faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflâs ve tasfiye idarelerinin borçlarının ve/veya taahhütlerinin Fon tarafından üstlenilmesi ve/veya alacaklarının devralınması halinde Fonun üstlendiği borçlar ve/veya taahhütler ile devraldığı alacaklara ilişkin devir ve temlik sözleşmelerinin, her türlü teminatın tesisi ve kaldırılmasının, sözleşmelerin bozulmasının, dava ve icra takipleri ile bu borçlar ve/veya alacaklar ve/veya taahhütlere ilişkin diğer her türlü işlemlerin ve bu işlemlerle ilgili düzenlenen kâğıtların, eğitime katkı payı hariç olmak üzere her türlü vergi, resim, harç, fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisna olacağı hükme bağlanmış, bu suretle Fonun malî yapısının zayıflatılmaması ve işlemlerine kolaylık getirilmesi amaçlanmıştır.

Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmuş ise de, uygulamada genel olarak Fon alacaklarının tahsili sırasında icra müdürlükleri tarafından, borçluların ödemesi gereken tahsil harçları Fon alacağından mahsup edilmekte ve bu icra işleminin her seferinde icra tetkik merciine şikâyet yoluyla iadesinin sağlanması mümkün olmakta, bu durum mahkemelerin gereksiz işgal edilmesine, zaman kaybına ve masrafa yol açmaktadır.

Uygulamadaki tereddütleri gidermek için, borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcı dahil her türlü vergi, resim, harç ve masrafların bu alacaktan mahsup edilemeyeceği, bu işlemlerden kaynaklanan döner sermaye ücretinin ödenmeyeceği ve diğer kesintilerin yapılmayacağı hususları açıkça düzenlenmiştir.

Ayrıca, Fon alacaklarının tahsil kabiliyetinin artırılması, işlemlerin hızlandırılması amacıyla, - Fon alacağına karşılık bir malın Fon veya Fon bankaları tarafından rızaen veya icraen satın alınması halinde bu işlemlerle ilgili olarak tarafların ödemekle yükümlü olduğu eğitime katkı payı hariç vergi, resim, harç ve döner sermaye ücreti gibi mali yükümlülüklerin aranmayacağı, - Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflâs ve tasfiye idarelerinin, mahkeme ilâmını alması ve tebliğe çıkartması işlemlerinde karşı tarafa yükletilmiş olan harcın ödenmesi ve her türlü ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve tehir-i icra taleplerinde teminat şartının aranmayacağı, - Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflâs ve tasfiye idarelerinin, kendi aralarındaki ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle aralarındaki işlemler nedeniyle düzenlenen sözleşmeler, belgeler ve sair kâğıtlar ile bunların değiştirilmesi, yenilenmesi, uzatılması, devredilmesi ya da yeni bir itfa planına bağlanması, alacakların teminatlandırılması, teminatların devir alınması, tarafların sulh ve/veya ibra olması ve/veya her ne nam altında olursa olsun herhangi bir işleme tâbi tutulması nedeniyle düzenlenen kâğıtlar ve/veya belgelerin her türlü vergi, resim ve harçlar ile özel kanunları ile hükmolunan mali yükümlülüklerden istisna olacağı ve bu hükmün, üçüncü kişiler yönünden, Fonun ve/veya Fona intikal eden bir bankanın ve/veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen müflis bankaların iflâs idarelerinin ve tasfiyeye tabi tutulan bankaların tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsili ile ilgili işlemlere taraf olmaları halinde uygulanacağı, - Fonun gerçekleştireceği borçlanma ve avans işlemlerinin her türlü vergi, resim ve harçtan istisna olduğu, - Hisseleri kısmen veya tamamen Fona ait şirketlerin veya faaliyet izni kaldırılan bankaların veya yönetim ve denetimi Fon tarafından devralınan şirketlerin Fon ile yapacağı her türlü işlemlerin banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna olduğu, - Tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen müflis bankaların tasfiye ve iflâs idarelerinin yapacakları işlemler ve elde edilen her türlü gelirlerin banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna olduğu, - Fon bankaları ile faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsilini teminen yapacakları her türlü işlemin, dava ve icra takiplerinin, bu dava ve takiplerin borçlularınca kabul edilmek suretiyle kesinleştirilmesinin, eğitime katkı payı hariç olmak üzere her türlü vergi, resim, harç ve fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleryle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden, bu bankaların Fona devrettikleri iştirak, gayrimenkul, mal ve her türlü aktif veya pasifinden dolayı oluşan kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olduğu, - Faaliyet izni kaldırılan bankaların ve Fon bankalarının sandıklarının Sosyal Sigortalar Kurumuna devri halinde, aktüerlerce tespit edilen fiili ve teknik açıklar için, faaliyet izni kaldırılan bankaya, Fona ve/veya Fon bankalarına rücu edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Fon alacaklarına ilişkin davalarda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seri muhakeme usulü hükümleri uygulanacağı hükme bağlanarak Fon alacaklarının tahsil sürecinin hızlandırılması öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 143

→ yürürlükteki madde 141

Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenerek, uygulamada yaşanan tereddütlerin giderilmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 144

→ yürürlükteki madde 142

İstanbul İli sınırları içinde görev yapan mahkemeler nezdinde açılmış bulunan ticarî davaların büyük çoğunluğunun İstanbul Ticaret Mahkemelerinde görülmesi, bu davaların da hemen hemen tamamına yakınını bankaların taraf olduğu davaların teşkil etmesi ve bu davaların tek bir mahkemede toplanmasının İstanbul (1) numaralı Asliye Ticaret Mahkemesinin iş yükünü olağanüstü artırması nedeniyle, (1) ve (2) numaralı Asliye Ticaret Mahkemesinin bu davalara bakması imkânı getirilmiş ve aynı çerçevede, kamu alacaklarının tahsili sürecinin hızlandırılmasını teminen Kanun hükümleri ile Fona verilen yetki ve görevler gereğince açılmış ve açılacak her türlü davalara adlî tatilde de bakılacağı, bu davalarda bilirkişilerin resmî kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar arasından seçileceği ve duruşmalara otuz günden fazla ara verilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif madde 145

→ yürürlükteki madde 143

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan hükümler ile 4743 sayılı Kanun kapsamında aktif yönetim şirketinin düzenlendiği hükümler kısmen konsolide edilerek, Fonun hisselerinin tamamına sahip olduğu veya hissedar olabileceği iki ayrı yapıda varlık yönetim şirketi kurulması hükme bağlanmıştır.

Fonun sahip olduğu varlıkların yönetimi veya alacaklarının tahsili amacıyla sermayesinin tamamına Fonun sahip olduğu bir anonim şirket kurulması, bankalar ve Fon dahil diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıklarının satın alınması, tahsili, yeniden yapılandırılması ve satılması amacıyla, kuruluş ve faaliyet esasları Kurul tarafından belirlenen varlık yönetim şirketlerinin kurulması öngörülmüş ve sermayesinin tamamına Fonun sahip olduğu şirkete 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması ve bilgi isteme yetkisi dışında Fonun sahip olduğu tüm hak, menfaat, istisna ve muafiyetlerden aynı şekilde yararlanma imkânı, Fonun sermaye sağlamak suretiyle hissedar olarak katılabileceği şirkete de birtakım istisna ve muafiyetler tanınarak, alacakların takip ve tahsilinin kolaylaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, açılmış veya açılacak her türlü ceza davalarında, alacağın devralındığı veya borcun, taahhüdün yüklenildiği tarihten itibaren, suçtan zarar gören olarak, varlık yönetim şirketinin müdahil sıfatını kazanacağı hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 146

→ yürürlükteki madde 144

Ödünç para verme işlemleri ile mevduat kabulünde uygulanacak azamî faiz oranları ile sağlanacak diğer menfaatlerin niteliklerini belirleme yetkisinin, hâlihazırda olduğu gibi Bakanlar Kurulunda olduğu belirtilmiş ve Bakanlar Kurulunun bu yetkisini Merkez Bankasına devredebilmesine imkân tanınmıştır.

Tasarı/teklif madde 147

→ yürürlükteki madde 145

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 20 nci maddesinde yer alan parasal tutar ve sınırların ileriki yıllarda artırılmasında Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan üretici fiyatları endeksinin esas alınacağı hükmü bu Kanunda korunmuştur. Kanunda yer alan maktu para cezalarının ise, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan üretici fiyat endeksindeki artış oranı kadar artırılmak suretiyle bulunacak tutarlar üzerinden uygulanacağı hükmü getirilmiştir.

Tasarı/teklif madde 148

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Madde ile birleşme, bölünme ve hisse değişiminin teşvik edilmesi amacıyla, bu işlemlere ilişkin istisnalar belirlenmiştir. Bu çerçevede, söz konusu işlemler sonucu elde edilen kazancın kurumlar vergisi ile gelir vergisi tevkifatından istisna tutulacağı, münfesih kurumun bilançosunda yer alan indirilebilir nitelikteki zararın beş yılı aşmamak kaydıyla gider olarak kurum kazancından indirileceği belirtilmiştir.

Birleşme, bölünme, hisse değişimi, infisah ve şirket kuruluşu işlemleri sırasında düzenlenen kâğıt ve sözleşmeler ile münfesih kurumun menkul ve gayrimenkul mallarının devralan kurum adına kayıt ve tescili işlemleri ve münfesih kurum tarafından birleşme veya bölünme tarihinden önce düzenlenen veya lehe alınan teminat sözleşmeler, şerhler, teminatlar ve sair kâğıtların, devralan kurum adına yenilenmesi, uzatılması, değiştirilmesi, devredilmesi veya bozulmasına ilişkin işlemler her türlü vergi, resim ve harçtan, lehe alınan paralar banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulmuştur. Ayrıca, alacağın tahsili amacıyla edinilen ortaklık payları, emtia ve gayrimenkullerin elden çıkarılmasının kolaylaştırılmasına ilişkin istisnalar belirlenmiştir.

Maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir.

Tasarı/teklif madde 149

→ yürürlükteki madde 146

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen idarî cezaların muhatabı "bankalar" olarak gösterilmişken, madde ile bankalar ve finansal holding şirketlerinin müeyyidelendirilmesi öngörülmüştür.

Maddede, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, karar defterine, değerleme kuruluşlarına, belgelerin saklanmasına, koruyucu düzenlemelerde belirtilen oranların aşımının Kuruma bildirilmesine, kredilerin izlenmesine, bağış sınırlarına, mevduat veya katılım fonu kabulüne ilişkin olarak Türkiye'de kurulan kredi kuruluşlarının yurt dışındaki şube ve ortaklıklarının mevduat cüzdanı ve fon toplamaya ilişkin diğer evrakın düzenlenmesi işlemlerini faaliyette bulundukları ülkede yapmak zorunda olmalarına, Kurum tarafından, bankalar ve finansal holding şirketlerinden talep edilen bilgilerin gönderilmemesine ilişkin maddelere aykırılık idarî para cezasına bağlanmıştır.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunu döneminde, anılan Kanunun 21 inci maddesinde öngörülen para cezalarının miktarında Kurulun artırma yahut eksiltme yapabilmesi yönünde bir takdir hakkının olmasının olumlu sonuçlar doğuracağı, para cezaları ile ulaşılmak istenen caydırıcılığın daha rahat temin edilebileceği müşahede edilmiştir. Bu ihtiyaç, 4672 sayılı Kanun ile giderilmeye çalışılmış ancak istenen amaca tam olarak ulaşılamamıştır. Bu Kanunda ise, para cezalarının üst sınırı belirtilerek, para cezasının miktarının belirlenmesinde Kurula takdir yetkisi tanınmıştır. Diğer taraftan, kimi durumlarda, faaliyet alanları gereği Kanun kapsamındaki kuruluşlara para cezasının uygulanmamasının gerektiği durumlarla da karşılaşılabildiği ve böyle durumlarda para cezasının uygulanmasının hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu müşahade edildiğinden bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki "uygulanabilir" ifadesi muhafaza edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 150

→ yürürlükteki madde 147

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen idarî cezaların muhatabı "bankalar" olarak gösterilmişken, bu Kanunda ikili bir ayrıma gidilerek bankalar ve finansal holding şirketlerinin yanısıra gerçek ve tüzel üçüncü kişilere yönelik sınırlamalara aykırı davranılması hâlinde, "ilgili gerçek ve tüzel kişiler"in müeyyidelendirilmesi bu madde ile öngörülmüştür.

Bu Kanunun pay edinim ve devirlerine ilişkin 18 inci maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ile sorumluluk sigortasına ilişkin 36 ncı ve konsolide finansal raporlara ilişkin 38 inci maddesi hükümlerini ihlâl eden gerçek ve tüzel üçüncü kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 151

→ yürürlükteki madde 148

Bu maddede, bankalar ve finansal holding şirketleri ile ilgili gerçek ve tüzel kişiler tarafından, bu Kanun veya bu Kanuna istinaden çıkarılan düzenlemelerde yer alan sınırlamalara doğrudan ya da dolaylı olarak uyulmaması hâlinde uygulanacak müeyyideler belirlenmiştir.

Bu Kanunun 149 ve 150 nci maddelerinde yer alan idari para cezalarının Fon tarafından tahsil edileceği öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 152

→ yürürlükteki madde 149

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 21 inci maddesinde düzenlenen müeyyideye ilişkin hükümler dışında kalan hükümler ayrı bir madde altında toplanmıştır.

Tasarı/teklif madde 153

→ yürürlükteki madde 150

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan suçlar, Kanunda, aşağıdaki gerekçeye dayanılarak iki ayrı suça vücut verecek şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki hâli incelendiğinde esasen iki ayrı grup suçun tanımlandığı görülmektedir. Maddedeki iki suçun da ön şartı gerekli izinlerin alınmaması olarak tespit edilmiştir. Suçlardan birinci grup bankacılık işlemleri yaptığı yahut mevduat topladığı izlenimini uyandırmak, ikinci grup ise bankacılık işlemleri yapmak yahut mevduat toplamaktır.

Bu suçlardan birinci grup suç, ikinci gruptaki suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâlidir. Bazı hâllerde fiilin önemi nedeniyle, bir suçun teşebbüs aşamasında kalan hâli de ayrıca suç olarak öngörülebilmektedir. Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanundaki hâlinde de böyle bir düzenleme yapılmıştır. Ancak, ceza hukukunun genel ilkeleri gereğince, böyle bir düzenlemede teşebbüs hâli için öngörülen müeyyidelerin daha hafif olması hususu gözetilmemiştir. Örneğin, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, henüz mevduat kabul edilmemiş olsa bile mevduat toplandığını ilân etmek suçu ile fiilen mevduat toplamak suçunun müeyyideleri aynı olarak öngörülmüştür.

Diğer taraftan, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 20 nci maddesinin (6) numaralı fıkrası paralelinde ve Kanunun diğer hükümleri gereğince katılım bankalarındaki katılım fonu hesaplarında bulunan fonların da madde kapsamına alınması gerekli görülmüştür.

Bu nedenlerle, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen suçlar, bu Kanunda iki ayrı fıkrada düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun tamamlanmış hâli düzenlenmiş, ikinci fıkrada suçun hazırlık hareketleri aşamasında kalmış hâlinin de cezai müeyyideye tâbi tutulması öngörülmüştür. Nitelikleri açısından farklı oldukları için ceza miktarları da değişik olarak belirlenmiştir.

Suça ilişkin olarak bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda ve bu Kanunda, işyerinin kapatılması, ilân ve reklamların durdurulması ya da toplatılması, hem kolluk tedbiri olarak hem de müeyyide olarak öngörülmüştür. 4389 sayılı Bankalar Kanununun 21 inci maddesinin son fıkrasında düzenlenen kolluk önlemi, Kurul kararına istinaden Kurum tarafından yapılacak talep üzerine valiliklerce yerine getirilmektedir.

4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer aldığı üzere, müeyyide olarak uygulanması ise Kurulun talebi üzerine mahkemelerce hükmedilmesi şeklindedir. Kanun ile müeyyide olarak uygulanacak olan işyeri kapatılmasının bir aydan bir yıla kadar olması, sürekli kapatmanın ise ancak tekerrür hâlinde söz konusu olmasını sağlayacak değişiklik getirilmiştir. Emniyet tedbiri alınması ise 4389 sayılı Bankalar Kanununda valiliklerce yerine getirilecek şekilde düzenlenmişken, bu Kanunda itiraz yolu açık olmak üzere sulh ceza hâkimi yahut dava açılmışsa davaya bakan mahkeme tarafından verilebilecek bir karar olarak düzenlenmiştir. Böylece temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından daha teminatlı bir yol benimsenmiştir.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunu metninde geçen "görev ve ilgilerine ve fiile katılma derecelerine göre" ifadesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda zaten düzenlenmiş ve dolayısıyla mahkemece resen uygulanacak olan iştirake ilişkin hükümlerin tekrarı mahiyetinde olduğundan metinden çıkarılmıştır.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 154

→ yürürlükteki madde 151

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen suç bu maddede muhafaza edilmiştir. 4389 sayılı Bankalar Kanununda, bu suç, özel finans kurumları açısından, anılan Kanunun 20 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasının ikinci bendinde yer alan atıf nedeniyle uygulanırken, bu Kanunda katılım bankaları da banka kavramı içinde yer aldığından, atfa gerek kalmadan kapsam içinde bulunmaktadır.

Diğer taraftan, Türk Ceza Kanunu uyarınca suçta kastın esas olması nedeniyle, maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan "kasten" ifadesi gereksiz tekrardan kaçınmak amacıyla metinden çıkarılmıştır. Zira maddede yazılı suçun oluşup oluşmadığının tespitinde, kasıt unsurunun değerlendirilmesi mahkemece zaten yapılacaktır.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 155

→ yürürlükteki madde 152

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun malî bünyeye ilişkin önlemleri almamak hususunu müeyyideye bağlayan 22 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, önce ağır para cezası sonra hürriyeti bağlayıcı cezalar belirtilmiştir. Kanunda ise, Türk Ceza Kanunundaki uygulama paralelinde önce hürriyeti bağlayıcı ceza sonra para cezası gelecek şekilde ifade sırası değiştirilmiştir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda, bu suçun yarar sağlama kastıyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebep olarak belirlenmiş ancak bu sebebin varlığı hâlinde müeyyidelerden sadece para cezasında artırım öngörülmüştür. Kanunda ise, Türk Ceza Kanunu mantığı paralelinde, ağırlaştırıcı nedenin varlığı hâlinde para cezasında artırımın yanı sıra hürriyeti bağlayıcı cezada da artırım öngörülmüştür.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda geçen "görev ve ilgilerine ve fiile katılma derecelerine göre" ifadesi, Türk Ceza Kanununda zaten düzenlenmiş ve dolayısıyla mahkemece resen uygulanacak olan iştirake ilişkin hükümlerin tekrarı mahiyetinde olduğundan metinden çıkarılmıştır.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki metninde, fail "... bankaların işlerini fiilen yöneten mensupları" olarak ifade edilmekte iken, Kanunda failin belirlenmesinin daha da netleştirilmesi amacıyla "...bu önlemleri almakla yükümlü olan mensupları" olarak değiştirilmiştir.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 156

→ yürürlükteki madde 153

Madde kapsamında olan merciler ile denetim görevlilerinin hangileri olduğu konusunda yaşanabilecek tereddütleri gidermek amacıyla bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer alan "Bu Kanunda gösterilen yetkili merciler ile denetim görevlileri" ifadesi, "Bu Kanunla yetkilendirilen merciler ile denetim görevlileri" olarak değiştirilmiştir.

Ayrıca, faili belirten "görevli veya ilgili mensupları" ifadesindeki "ilgili" kelimesi, failin tespitinde karışıklığa mahal vermemesi açısından metinden çıkarılmıştır.

Diğer taraftan, bu Kanun kapsamındaki kuruluşların konsolide finansal raporların hazırlanmasını teminen istedikleri bilgi ve belgelerin verilmemesi de müeyyideye tâbi tutulmuştur.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 157

→ yürürlükteki madde 154

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (5) numaralı fıkrasında son cümle olarak düzenlenmiş olan suç, bu Kanunda ayrı madde olarak düzenlenmiştir.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 158

→ yürürlükteki madde 155

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasında hüküm altına alınan suçlardan, gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçu, diğer resmi dairelere hitaben düzenlenen veya yayımlanan gerçeğe aykırı beyanlar suç kapsamından çıkartılmak suretiyle ayrı bir madde hâlinde düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer almayan bir ağırlaştırıcı neden ve bir suç ihdas edilmiştir. Bu fıkra ile bir yandan suçun bağımsız denetim kuruluşlarınca onaylanan belgelerle işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmekte ve bağımsız denetim kuruluşlarının gerçeğe aykırı olduğunu bildikleri belgeleri onaylamaları müeyyidelendirilmektedir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, maddenin üçüncü fıkrası ile maddedeki suçlar nedeniyle zarar doğması ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmüştür.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki metninde geçen "görev ve ilgilerine ve fiile katılma derecelerine göre" ifadesi, Türk Ceza Kanununda zaten düzenlenmiş ve dolayısıyla mahkemece resen uygulanacak olan iştirake ilişkin hükümlerin tekrarı mahiyetinde olduğundan metinden çıkarılmıştır.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 159

→ yürürlükteki madde 156

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (6) numaralı fıkrasında hüküm altına alınan suçlardan, gerçeğe aykırı beyanda bulunma dışında kalan suçlar bu maddede düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer almayan bir ağırlaştırıcı neden ve bir suç ihdas edilmiştir. Bu fıkra ile bir yandan suçun bağımsız denetim kuruluşlarınca onaylanan belgelerle işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmekte diğer taraftan bağımsız denetim kuruluşlarının gerçeğe aykırı olduğunu bildikleri belgeleri onaylamaları da müeyyidelendirilmektedir.

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundan farklı olarak, maddenin üçüncü fıkrası ile maddedeki suçlar nedeniyle zarar doğması ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmüştür.

Maddenin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanunundaki metninde geçen "görev ve ilgilerine ve fiile katılma derecelerine göre" ifadesi, Türk Ceza Kanununda zaten düzenlenmiş ve dolayısıyla mahkemece resen uygulanacak olan iştirake ilişkin hükümlerin tekrarı mahiyetinde olduğundan metinden çıkarılmıştır.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 160

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda yer almayan bu maddedeki suçun konusu fiiller, uygulamada gereklilik arz etmesi itibarıyla kanunî düzenleme konusu yapılmıştır.

Maddenin birinci fıkrası ile esasen önceki gerçeğe aykırı beyanda bulunmak ile işlemlerin kayıt dışı bırakılması ve gerçek mahiyetlerine aykırı şekilde muhasebeleştirilmesine ve hesap uygunluğu sağlanmadan bilançoların kapatılmasına ilişkin maddelerde yer alan fiillere ilişkin boşluğun doldurulması amaçlanmıştır. Örneğin işlemler, kendilerinin herhangi bir iştiraki olmaksızın, görevli kişilere bilgi ulaştırılmaması nedeniyle kayıt dışı kalabilmektedir. Bu durumda yukarıdaki suçlarda öngörülen netice doğmasına rağmen kasten bu neticenin oluşmasına neden olan şahıslar cezalandırılamamaktadır. Madde ile bu boşluk doldurulmuştur. Maddeyle ihdas edilen suç için öngörülen müeyyide netice açısından benzerlik nedeniyle belirtilen iki madde ile aynı olarak belirlenmiştir.

Bu maddede belirtilen suçun failinin, aynı zamanda zimmet suçuna ilişkin hükümleri aslî fail yahut iştirak eden olarak ihlal etmiş olması durumunda, failin bu maddede yazılı suçtan değil, zimmet suçunun aslî faili yahut iştirak edeni olarak yargılanmasını teminen "bu fiilleri zimmet suçunu oluşturmadığı takdirde" ifadesi eklenmiştir. Zimmet suçu oluşmamış olursa madde uygulama alanı bulacaktır.

Maddenin son fıkrası ile maddedeki suçlar nedeniyle zarar doğması ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 161

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu maddede yazılı suç bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda bulunmayıp bu Kanun ile ihdas edilmiştir.

Diğer taraftan, maddede yazılı suçlar esas olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 244 üncü maddesi paralelinde olmakla birlikte, ikinci fıkrada yazılı suç, Türk Ceza Kanunundaki düzenlemeden daha geniş olarak, sadece bilişim sistemindeki verileri değil, finansal raporlama ile ilgili diğer her türlü unsuru da korumaktadır.

Bu maddede belirtilen suçun failinin, aynı zamanda zimmet suçuna ilişkin hükümleri aslî fail yahut iştirak eden olarak ihlal etmiş olması durumunda, failin bu maddede yazılı suçtan değil, zimmet suçunun aslî faili yahut iştirak edeni olarak yargılanmasını teminen "bu fiilleri zimmet suçunu oluşturmadığı takdirde" ifadesi eklenmiştir. Zimmet suçu oluşmamış olursa madde uygulama alanı bulacaktır.

Tasarı/teklif madde 162

→ yürürlükteki madde 158

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (7) numaralı fıkrasında düzenlenen suça bu maddede yer verilmiştir.

Anılan suç, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununda da, bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Yani suçun oluşması için bir bankanın itibarının ya da servetinin fiilen zarar görmesi gerekmemekte; zarar görme tehlikesinin oluşması yeterli olmaktadır. Ancak uygulamada anılan madde yanlış yorumlanmakta ve yargılama esnasında zararın gerçekleşip gerçekleşmediği mahkemelerce araştırılmaktadır. Bu yanlış anlamanın önüne geçilebilmesini teminen zararın oluşması hâli ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmüştür.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 163

→ yürürlükteki madde 159

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (8), (9) ve (10) numaralı fıkralarında yazılı suçlar ve ağırlaştırıcı nedenler bu madde altında toplanmıştır. Ayrıca bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (10) numaralı fıkrasının son cümlesi hükmü muhafaza edilmiştir.

Maddede öngörülen cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 164

→ yürürlükteki madde 160

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında yazılı suçlar bu madde altında toplanmıştır.

Diğer taraftan, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında yazılı suç 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 247 nci maddesi paralelinde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 165

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu Kanunla getirilen örtülü kazanç aktarmama yükümlülüğüne aykırılığı müeyyideye bağlayan yeni bir suç ihdas edilmiştir.

Örtülü kazanç aktarma ve edinme suçunun konusunu oluşturan değerin azlığı nedeniyle verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirileceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 166

→ yürürlükteki madde 161

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (11) numaralı fıkrası aynen muhafaza edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 167

→ yürürlükteki madde 162

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası aynen muhafaza edilmiş, (3) numaralı fıkrasının ilk cümlesi hükmü de bu maddeye alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 168

→ yürürlükteki madde 163

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilk cümlesi hükmü bu madde kapsamına alınmıştır. Ayrıca, kovuşturmaya yer olmadığı kararının tebliğ edilmesine paralel olarak, kamu davası açılması hâlinde buna ilişkin iddianamenin bir örneğinin de Kuruma ve Fona tebliğ edileceği öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 169

→ yürürlükteki madde 164

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının özel yetkiye ilişkin hükümleri bu madde kapsamına alınmıştır.

Tasarı/teklif madde 170

→ yürürlükteki madde 165

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan adlî para cezaları 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa paralel olarak düzenlenmek suretiyle muhafaza edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 171

→ yürürlükteki madde 166

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasında yazılı suça ilişkin olarak, 24 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında öngörülen özel hükümler aynen muhafaza edilmiştir.

Tasarı/teklif madde 172

→ yürürlükteki madde 167

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü maddesinin (4) numaralı fıkrasında yazılı hüküm, zimmet suçunu kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 173

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler ile diğer kanunlarda yapılan değişiklikler belirlenmiştir.

Tasarı/teklif madde 174

→ yürürlükteki madde 169

Diğer kanunlarda mülga 3182 ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunlara yapılan atıfların bu Kanuna yapıldığı belirlenmiştir.

Tasarı/teklif geçici madde 1

→ yürürlükteki geçici madde 1

Maddede, bu Kanun uyarınca çıkarılması gereken düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar geçiş sürecinde doğabilecek mevzuat boşluğunun önlenmesini teminen, bunların düzenleyeceği konulara ilişkin mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 2

→ yürürlükteki geçici madde 3

Maddeyle, bankaların durumlarını bu Kanun hükümlerine intibakını teminen süre belirlenmiş ve bankaların faaliyet alanlarını genişletmeleri Kurumun iznine tabi kılınmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 3

→ yürürlükteki geçici madde 4

Maddeyle bağımsız denetim kuruluşlarının durumlarını bu Kanunun sorumluluk sigortasına ilişkin 36 ncı maddesi hükmüne intibakını teminen süre belirlenmiştir.

Tasarı/teklif geçici madde 4

→ yürürlükteki geçici madde 5

Maddeyle, bankaların bu Kanunun 54 üncü maddesindeki kredi sınırlarına intibakını teminen süreler ve oranlar öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 5

→ yürürlükteki geçici madde 6

Maddeyle, bankaların bu Kanunun 56 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki ortaklık payı sınırlamalarına intibakını teminen süreler ve oranlar öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 6

→ yürürlükteki geçici madde 7

Maddeyle 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamında sandık ve vakıfları bulunan bankaların durumlarını bu Kanunun 58 inci maddesi hükmüne intibakını teminen süre belirlenmiştir.

Tasarı/teklif geçici madde 7

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Maddeyle, özel finans kurumlarının bir yıl içinde ticaret unvanlarını katılım bankası ibaresini de kapsayacak şekilde değiştirmeleri ve mevcut durumlarını bu Kanunun finansal raporlamayla ilgili hükümlerine intibak ettirmeleri hüküm altına alınmıştır.

Maddede ayrıca, Özel Finans Kurumları Birliğinin Türkiye Katılım Bankaları Birliği olarak addolunması ve üç ay içinde durumunu bu Kanun hükümlerine uygun hâle getirmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 9

→ yürürlükteki geçici madde 9

Maddeyle, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Hazine Müsteşarlığının 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu hükümleri ile 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ikrazatçılık dışındaki hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili personelinin Kuruma naklen atanmasının sağlanması amaçlanmıştır.

Maddede ayrıca, Kurum veya Fon personeli iken Fonda veya Kurumda geçici olarak görevlendirilen personelin bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren belirtilen süre içinde kurumlarına iade edilmemeleri durumunda bulundukları Kuruma naklen atanacakları hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 10

→ yürürlükteki geçici madde 10

Bu Kanun yayımlandığı tarihte halen Fonda çalışmakta olan personelden, Kanun ile Fona verilen görevlerin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri yürütecek daimi personel ve Fonun geçici mahiyetteki işlerini yürütecek personel ile ilgili düzenlemelerin Fon norm kadrosu da dikkate alınarak Fon Kurulu tarafından belirlenmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 11

→ yürürlükteki geçici madde 11

Bu Kanunun yayımı tarihinden önce 26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetim Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri, ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanması imkânı getirilmiştir. Haksız mal edinme hükümlerine tabi olacak hususlar hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 12

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Bu Kanunun yayımı tarihinden önce mülga 3182 sayılı Bankalar Kanununun 64 ve 65 inci maddeleri ile, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesi uyarınca işlem yapılan bankalar ile tasfiyeye tâbi tutulan veya tasfiye işlemi başlatılan bankalar hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği hüküm altına alınarak geçmişte bu çerçevede işlem tesis edilen bankaların tasfiye işlemlerinin hak kaybına sebebiyet vermeden tamamlanması öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 13

→ yürürlükteki geçici madde 12

72 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi hükümlerine göre faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankalar hariç olmak üzere, 13.11.1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (a) bendinin (6) numaralı alt bendi; bu Kanunun 136 ncı maddesinin dokuzuncu, onuncu, onbirinci, onikinci ve onüçüncü fıkraları, 138 inci maddesi, 139 uncu maddesi, 140 ıncı maddesinin ikinci fıkrası ve geçici 12 nci maddesinin ikinci fıkrası, 26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında uygulanacağı öngörülerek, bu hükümlerin yürürlüğü sınırlandırılmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 14

→ yürürlükteki geçici madde 13

Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Bankalar Kanununun ek 5 inci maddesinde yer alan hüküm çerçevesinde, kamu bankalarında (Tasfiye halinde T. Emlak Bankası A.Ş. dâhil) ve sermayesinin yarıdan fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan ya da hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan ve özel kanunla kurulmuş bankalardan bankacılık teamüllerine göre teminatlı ve/veya yetersiz teminatlı kredi kullanıp da vadesi geçtiği hâlde henüz ödenmemiş, süresi uzatılmamış veya yeniden yapılandırılmamış kredileri kullananlar için Fon alacaklarına ilişkin tedbir, takip ve tahsil hükümlerinin bankalarınca uygulanacağı öngörülmek suretiyle, bu alacakların takibinde de Fona tanınan olanaklardan yararlanılması sağlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 15

→ yürürlükteki geçici madde 14

Maddeyle, 5020 sayılı Kanunun 15, 21 ve 25 inci maddeleri ile 4208 ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı kanunlara eklenen hükümlerde yer alan ceza ve hukuk davalarını kovuşturan, soruşturan ve yürüten Cumhuriyet savcıları ile hâkimlerin bu işleri ivedilikle yürütmeleri ve görevleri süresince disiplin nedenleri hariç olmak üzere mazeretleri ve istemleri olmadıkça üç yıl süre ile başka bir yere veya göreve atanamayacakları hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 16

→ yürürlükteki geçici madde 15

Bu Kanunun yayımı tarihinden önce iflâs etmiş olan bankaların tasfiyesi, tekemmül ettirilen işlemler saklı kalmak kaydıyla iflâs idareleri tarafından bu Kanun hükümlerine göre yürütülür. Bu maddenin uygulanmasında iflâs idarelerinin bu Kanunun 107 nci ve 142 nci maddesinde Fona verilen yetkileri haiz olduğu hüküm altına alınarak bankaların tasfiyesinin hızlandırılması öngörülmüştür.

Tasarı/teklif geçici madde 17

→ yürürlükteki geçici madde 16

Fon alacaklarının tahsilinde kamu menfaatlerinin hak kaybına sebebiyet vermeden tahsili amaç edinildiğinden, kamu yararı sebebiyle bu Kanun ile Fon lehine getirilen hükümlerin geçmişe yürüyeceği esası getirilmiştir.

Tasarı/teklif geçici madde 18

→ yürürlükteki geçici madde 17

Kurulun işlerinin düzenli bir şekilde yapılabilmesi ve kurumsal hafızanın devamının sağlanmasını teminen Kurul Başkanı ve Fon Kurulu Başkanı hariç olmak üzere, Kurula ve Fon Kuruluna ilk atanan üyelerin üçte birinin iki yılda bir yenileneceği, ikinci yılın sonunda kur'a sonucu üyelikleri sona eren üyelerin bir defalığına daha tekrar atanabileceği hükme bağlanmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 19

→ yürürlükteki geçici madde 18

Katılım fonlarını da Fonun sigorta etmesi hükme bağlandığından bu Kanunun yayımını izleyen bir ay içerisinde bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunla kurulan Güvence Fonu tutarlarının Fona devredileceği hüküm altına alınmıştır.

Tasarı/teklif geçici madde 20

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Kurum ile Fon arasında her iki kurumu ilgilendiren konularda ve bilgi paylaşımında izlenecek usul ve esasların belirleneceği mutabakat zaptının Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içerisinde akdedilmesi öngörülmüştür.

Tasarı/teklif madde 175

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yürürlük maddesidir.

Tasarı/teklif madde 176

yürürlükteki metinde karşılığı bulunamadı

Yürütme maddesidir.