İçeriğe geç
Yürürlükte Temel kanun 29. hâli

İcra ve İflas Kanunu (İİK)

Kanun numarası
2004
Kabul tarihi
09.06.1932
Resmî Gazete
19.06.1932 / 2128
Düstur
3. tertip, cilt 13
Son değişiklik
16.07.2026
Madde sayısı
470

Metin içindeki değişiklik notlarından ve dipnotlardan derlenmiştir. Toplam 673 kayıt.

  1. 16 Temmuz 2026

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.

      Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.

      Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.

      Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

      Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.

      Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.

  2. 24 Aralık 2025

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (cümle) 7571 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında değişiklik yapılmaktadır.

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeyle ihalenin feshini talep edecek ilgililerden bir kısmı için getirilen nispi harç ve teminat yatırma yükümlülüğünün yerine getirilmeden ihalenin feshinin talep edildiği ve bu şekilde yargılamaların uzatılarak ihale sürecinin kötüniyetli olarak sürüncemede bırakıldığı görülmektedir. Nispi harç ve teminatın getiriliş amacının gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla maddede değişiklik yapılmaktadır.

      Yoğun bir emek sonucu önemli bir masrafla yapılan açık artırma aşamasında alacaklı nihayetinde alacağına kavuşacak, borçlu borcundan kurtulacak, borcuna faiz işlemesi duracak, ihale alıcısı parasını yatırdığı mala hukuken ve fiilen sahip olabilecek, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalarda ise hissedarlar alacağına kavuşacaktır.

      Maddenin ikinci fıkrasında ihalenin feshi talep edebilecek kişiler satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler şeklinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu kişilerin hukuki menfaatlerinin korunması gerekmektedir. Bu kişiler dışında ihalenin feshinin talep edilmesi ancak dava açma hakkının kötüye kullanılması biçiminde tezahür etmektedir. Özellikle 7343 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeden sonra ortaklığın satış suretiyle giderilmesi de dahil olmak üzere İcra ve İflas Kanunu uyarınca yapılan tüm satışlar elektronik ortamda yapılmakta ve bu ortamda yedi gün boyunca teminat yatırmak suretiyle açık artırmaya katılmak mümkün olmaktadır. Ancak uygulamada gerek icra dosyası gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde dosyayla ilgisi bulunmayan, ihaleye iştirak etmeyen kişilerin ihalenin feshini talep ederek, ihalenin kesinleşme sürecini kötüniyetle uzattıkları görülmektedir. Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesinde hakkın kötüye kullanılmasının kanun tarafından himaye edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. İkinci fıkrada yapılan düzenlemeyle ihalenin feshini talep edebilecek kişilerin mahkemeye erişim hakkı herhangi bir şekilde kısıtlanmaksızın, fıkrada sayılan kişiler dışındakilerin, ihale alıcısına, alacaklı ve borçluya, pay sahibi hissedarlara verecekleri zararın önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

      Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, ihalenin feshine ilişkin yapılan taleplerde maddenin mevcut hükümleri kapsamında yatırılması gereken teminatın veya harcın eksik yatırılması halinde mahkemenin bir muhtıra ile iki haftalık kesin süre içinde eksik teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildireceği hüküm altına alınmaktadır. Belirtilen süre içinde teminatın veya harcın yatırılmadığı ya da ikmal edilmediği takdirde mahkemece derhal ihalenin feshi talebi kesin olarak reddedilecektir. Bu şekilde alacaklının, borçlunun, hissedarların ve ihale alıcısının hakları daha üst seviyede korunarak, açık artırmanın kesinleşme sürecinin kötü niyetli olarak uzatılmasının önüne geçilmesi sağlanacaktır.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (cümleler) 7571 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında değişiklik yapılmaktadır.

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeyle ihalenin feshini talep edecek ilgililerden bir kısmı için getirilen nispi harç ve teminat yatırma yükümlülüğünün yerine getirilmeden ihalenin feshinin talep edildiği ve bu şekilde yargılamaların uzatılarak ihale sürecinin kötüniyetli olarak sürüncemede bırakıldığı görülmektedir. Nispi harç ve teminatın getiriliş amacının gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla maddede değişiklik yapılmaktadır.

      Yoğun bir emek sonucu önemli bir masrafla yapılan açık artırma aşamasında alacaklı nihayetinde alacağına kavuşacak, borçlu borcundan kurtulacak, borcuna faiz işlemesi duracak, ihale alıcısı parasını yatırdığı mala hukuken ve fiilen sahip olabilecek, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalarda ise hissedarlar alacağına kavuşacaktır.

      Maddenin ikinci fıkrasında ihalenin feshi talep edebilecek kişiler satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler şeklinde sınırlı olarak sayılmıştır. Bu kişilerin hukuki menfaatlerinin korunması gerekmektedir. Bu kişiler dışında ihalenin feshinin talep edilmesi ancak dava açma hakkının kötüye kullanılması biçiminde tezahür etmektedir. Özellikle 7343 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeden sonra ortaklığın satış suretiyle giderilmesi de dahil olmak üzere İcra ve İflas Kanunu uyarınca yapılan tüm satışlar elektronik ortamda yapılmakta ve bu ortamda yedi gün boyunca teminat yatırmak suretiyle açık artırmaya katılmak mümkün olmaktadır. Ancak uygulamada gerek icra dosyası gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde dosyayla ilgisi bulunmayan, ihaleye iştirak etmeyen kişilerin ihalenin feshini talep ederek, ihalenin kesinleşme sürecini kötüniyetle uzattıkları görülmektedir. Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesinde hakkın kötüye kullanılmasının kanun tarafından himaye edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. İkinci fıkrada yapılan düzenlemeyle ihalenin feshini talep edebilecek kişilerin mahkemeye erişim hakkı herhangi bir şekilde kısıtlanmaksızın, fıkrada sayılan kişiler dışındakilerin, ihale alıcısına, alacaklı ve borçluya, pay sahibi hissedarlara verecekleri zararın önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

      Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, ihalenin feshine ilişkin yapılan taleplerde maddenin mevcut hükümleri kapsamında yatırılması gereken teminatın veya harcın eksik yatırılması halinde mahkemenin bir muhtıra ile iki haftalık kesin süre içinde eksik teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildireceği hüküm altına alınmaktadır. Belirtilen süre içinde teminatın veya harcın yatırılmadığı ya da ikmal edilmediği takdirde mahkemece derhal ihalenin feshi talebi kesin olarak reddedilecektir. Bu şekilde alacaklının, borçlunun, hissedarların ve ihale alıcısının hakları daha üst seviyede korunarak, açık artırmanın kesinleşme sürecinin kötü niyetli olarak uzatılmasının önüne geçilmesi sağlanacaktır.

    • Değiştirildi Madde 278 geçmişi 7571 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 278 inci maddesi değiştirilmektedir.

      Anayasa Mahkemesinin 9/5/2024 tarihli ve E: 2023/200; K: 2024/103 sayılı kararıyla, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “evlat edinenle evlatlık” ibarelerinin iptaline ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 22/10/2024 tarihli ve 32700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin farklı tarihlerde verdiği kararlarla söz konusu fıkrada yer alan “karı ve koca”, “usul”, “sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar” ve “neseben” ibareleri iptal edilmiştir.

      Anayasa Mahkemesi; düzenlemeye konu hükümde borçlunun bazı yakın hısımlarıyla yaptığı ivazlı tasarrufların başka hiçbir şarta tabi olmaksızın bağışlama olarak kabul edilmesini ve bu durumun aksinin ispatına imkân verilmemesini mülkiyet hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırı bularak iptal etmiştir.

      Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi nazara alınarak madde değiştirilmektedir.

      Birinci fıkrada yapılan düzenlemeyle; alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamaların ve ivazsız tasarrufların iptale tabi olduğu hüküm altına alınmaktadır. Yapılan değişiklikle, acizden geriye doğru iki yıl içinde yapılan bağışlamaların veya ivazsız tasarrufların iptal edileceğine ilişkin hükümde yer alan süre, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesinin daha etkin bir şekilde korunabilmesi amacıyla bir yıla düşürülmektedir. Belirtmek gerekir ki bu süre, mukayeseli hukukta da bir yıl olarak uygulanmaktadır.

      İkinci fıkrada, bağışlama sayılan tasarruflar bentler halinde sayılmaktadır.

      (a) bendinde, altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarrufların gerçek değere uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılacağı kabul edilmektedir.

      (b) bendinde, aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler bağışlama sayılmaktadır.

      (c) bendinde, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin, uygun bir karşılığının sağlandığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılacağı hüküm altına alınmaktadır.

    • Değiştirildi Ek Madde 1 geçmişi (ikinci fıkra) 7571 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmektedir.

      Anayasa Mahkemesinin 6/3/2025 tarihli ve E:2025/61; K: 2025/46 sayılı kararıyla, maddenin ikinci fıkrasının iptaline ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı 4/6/2025 tarihli ve 32920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

      Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, kanun yoluna başvuru açısından parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamının davanın taraflarına yükletilmekte olduğu ve tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu, kişilere aşırı bir külfet yükleyen düzenlemenin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız ve ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru ile temyiz incelemesinde duruşma yapılması hususundaki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın yerine şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınması kabul edilmektedir.

  3. 4 Haziran 2025

    • Yürürlükten kaldırıldı Ek Madde 1 geçmişi (üçüncü fıkra) 7550 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmakta ve maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Anayasa Mahkemesinin 4/12/2024 tarihli ve E:2023/182; K:2024/203 sayılı kararıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1 inci maddesinin istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ilk derece mahkemesince veya bölge adliye mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınırın esas alınmasına ilişkin hükmü ihtiva eden ikinci fıkrasında yer alan “341 inci, 362 nci ve” ibaresinin iptaline karar verilmiştir.

      Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, kanun yoluna başvuru açısından parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamının davanın taraflarına yükletilmekte olduğu ve tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu, kişilere aşırı bir külfet yükleyen düzenlemenin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız ve ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşmıştır.

      Teklifle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uyarınca 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinde değişiklik yapılmakta olup, aynı gerekçelerle bu maddede de düzenleme yapılmaktadır. Buna göre kanun yoluna başvuruda dava tarihindeki parasal sınırların esas alınacağı kabul edilmektedir. Islahla miktar artırımı yapılan hallerde de davanın açıldığı tarihteki parasal sınırlar esas alınacaktır.

      Maddenin üçüncü fıkrası, ikinci fıkrada yapılan değişiklikle birlikte uygulama kabiliyeti kalmadığından yürürlükten kaldırılmaktadır.

  4. 27 Mart 2025

  5. 25 Aralık 2024

    • İptal edildi Madde 111/b geçmişi (sekizinci fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2022/6 K.2024/225)
    • İptal edildi Madde 111/b geçmişi (ikinci cümle) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2022/6 K.2024/225)
  6. 7 Kasım 2024

  7. 4 Nisan 2024

    • İptal edildi Madde 297 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2024/10 K.2024/97)

      Anayasa Mahkemesinin 4/4/2024 Tarihli ve E: 2024/10, K: 2024/97 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…ile alacaklılar kurulunun…” ve “…muvafakatini…” ibareleri iptal edilmiştir.

  8. 2 Mart 2024

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasına cümle eklenmektedir. Teklifle, 2004 sayılı Kanunda kanun yoluna başvuru süreleri hafta olarak belirlendiğinden bu değişikliğe uyum sağlanması amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki benzer hükümler de dikkate alınarak düzenleme yapılmaktadır. Buna göre süre, hafta olarak belirlenmiş ise başladığı güne son hafta içindeki karşılık gelen günde bitecektir.

    • Değiştirildi Madde 309/p geçmişi (üçüncü fıkra) 7499 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 309/p maddesinde değişiklik yapılmaktadır. 6100 sayılı Kanunda, kanun yollarına başvuru süreleri “hafta” olarak belirlenmiş ve bu sürelerin kararın tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren istinaf mahkemeleri faaliyete geçirilmiştir. Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla 2004 sayılı Kanunda kanun yollarına başvuru bakımından 6100 sayılı Kanuna uyum sağlanmaktadır.

      Bu çerçevede 2004 sayılı Kanunun 309/p maddesinde gerekli uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Hükümle, kanun yoluna başvuruya ilişkin sürelerin yeknesak hale getirilmesi amacıyla 2004 sayılı Kanunda temyiz kanun yoluna başvuru süresinin, 6100 sayılı Kanunda olduğu gibi tebliğden itibaren başlayacağı ve iki hafta olacağı düzenlenmektedir.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkraya “itirazı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile istinaf” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 309/p maddesinde değişiklik yapılmaktadır. 6100 sayılı Kanunda, kanun yollarına başvuru süreleri “hafta” olarak belirlenmiş ve bu sürelerin kararın tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Ayrıca 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren istinaf mahkemeleri faaliyete geçirilmiştir. Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin kullanılması amacıyla 2004 sayılı Kanunda kanun yollarına başvuru bakımından 6100 sayılı Kanuna uyum sağlanmaktadır.

      Bu çerçevede 2004 sayılı Kanunun 309/p maddesinde gerekli uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      yedi gün
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      on gündür.
      Yeni ifade
      iki haftadır.
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

  9. 28 Mart 2023

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa 79/a maddesi eklenmektedir. Konut, kişilerin temel insani ihtiyaçlarından olan barınma hakkının vücut bulduğu ve özel hayatını idame ettirdiği en önemli ve mahrem mekândır. 2004 sayılı Kanun uyarınca, para ve ekonomik değeri bulunan malların haczi için borçlunun konutunda her türlü arama yapılabilmekte ve tespit edilen mallar haczedilerek muhafaza altına alınabilmektedir. Teklifle, haciz işlemi bakımından konut mahremiyetinin güçlendirilmesi amacıyla düzenleme yapılmakta ve konutta haciz yapılmasına ilişkin icra müdürü kararının, icra mahkemesinin onayıyla uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.

      Birinci fıkrayla, icra müdürünün haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu tespit etmesi halinde bu yerde haciz yapılmasına karar vereceği ve bu kararı derhal icra mahkemesinin onayına sunacağı düzenlenmektedir. Haciz talep edilen yerin konut olup olmadığının tespitine ilişkin araştırma görevi icra müdürüne tevdi edilmektedir.

      İkinci fıkrayla, mahkemenin yapacağı inceleme ve vereceği kararlara ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Buna göre mahkeme, dosyanın tevdi edildiği tarihten itibaren en geç üç gün içinde yapacağı inceleme sonunda haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu anlarsa haciz kararını onaylayacaktır. Onaylama kararının icra dairesine bildirilmesi üzerine haciz işlemleri yapılabilecektir.

      Şayet mahkeme haciz yapılması talep edilen yerin konut olmadığını anlar ise konutta haciz yapılmasına dair kararı kaldıracaktır. Bu kararın icra dairesine bildirilmesi üzerine icra müdürü, mevcut haciz talebi hakkında yeniden bir karar verecek ve bunu doğrudan uygulayacaktır. Mahkeme bu fıkra kapsamında dosya üzerinden karar verecek ve karar kesin olacaktır.

      Üçüncü fıkrayla, konut olmadığı kabul edilen ve bu sebeple icra mahkemesinin onayı alınmadan haciz yapılan bir yerle ilgili olarak icra müdürünce yapılacak işlemler düzenlenmektedir. Buna göre mahkemenin onaylama kararı üzerine hacze gidilen yerin konut olmadığının anlaşılması halinde hacze devam edilecektir. Diğer taraftan konut olmadığı kabul edilen bir yerle ilgili verilen haciz kararı üzerine yapılan haciz işlemi sırasında, haciz yapılan yerin konut olduğu anlaşılır ve borçlu da haczin yapılmasına rıza göstermez ise icra müdürü haciz işlemine son verecektir. Bu durumda mevcut haciz talebi ile buna bağlı olarak yapılacak işlemler hakkında birinci ve ikinci fıkra uygulanacak ve usulüne uygun olarak icra mahkemesinin konutta haciz yapılmasına dair onayı alınacaktır.

      Dördüncü fıkrayla, ihtiyati haczin mahkeme kararı üzerine uygulandığı dikkate alınarak madde kapsamı dışında tutulmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 88 geçmişi (fıkra) 7445 sayılı Kanun, md. 42
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanuna eklenen 88/a maddesiyle muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiyesi düzenlendiğinden, maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun 88 inci maddesinin altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Maddenin ikinci fıkrasıyla, çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin işlemleri gerçekleştirmek üzere görevlendirilenlere işlemin hangi gün ve saatte yapıldığına bakılmaksızın ödeme yapılması amacıyla 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 41/H maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna 88/a maddesi eklenmektedir. Hükümle, muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar detaylı olarak düzenlenmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna geçici 19 uncu madde eklenmektedir. Düzenlemeyle, Teklifle 2004 sayılı Kanuna eklenen 79/a maddesi ve anılan Kanunun değiştirilen 82 nci maddesine ilişkin geçiş hükümleri sevk edilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna geçici 20 nci madde eklenmektedir. Hükümle, geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla muhafaza işleminin dayanağı olan haciz kalkmış olup da yedieminde bulunan malların tasfiyesine ilişkin usul ve esaslar detaylı bir şekilde düzenlenmektedir.

    • Eski ifade
      bireyleri için lüzumlu eşya; aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri
      Yeni ifade
      bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında değişiklikler yapılmaktadır. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile tüm ev eşyasının haczi yasaklanmaktadır. Düzenlemeyle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası, haczolunamayacak mallar arasına alınmaktadır. Birinci fıkranın (3) numaralı bendinde yapılan düzenlemeye bağlı olarak ikinci fıkrada değişiklik yapılmaktadır.

    • Metinden çıkarıldı Madde 82 geçmişi (fıkra) 7445 sayılı Kanun, md. 2

      28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle bu fıkrasında yer alan “3,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında değişiklikler yapılmaktadır. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile tüm ev eşyasının haczi yasaklanmaktadır. Düzenlemeyle, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası, haczolunamayacak mallar arasına alınmaktadır. Birinci fıkranın (3) numaralı bendinde yapılan düzenlemeye bağlı olarak ikinci fıkrada değişiklik yapılmaktadır.

    • Eski ifade
      “haczolunur.
      Yeni ifade
      haczolunur; ancak bu miktarı aşacak şekilde haciz yapılamaz.
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Uygulamada, alacaklının ana, faiz ve masraflar dâhil olmak üzere bütün alacaklarını aşacak şekilde haciz yapıldığı müşahede edilmekte ve bu uygulama taşkın haciz olarak nitelendirilmektedir.

      Bu durum alacaklı ve borçlu arasındaki menfaat dengesi bakımından borçluya aşırı külfet getirmekte ve yakınmalara neden olmaktadır. Hükümle, alacaklının fıkrada belirtilen bütün alacaklarına yetecek miktarı aşacak şekilde haciz yapılamayacağı açıkça düzenlenmektedir.

  10. 13 Ekim 2022

    • Değiştirildi Madde 114 geçmişi (fıkra) 7418 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 ve 126 ncı maddeleri kapsamındaki taşınır/taşınmaz satışlarının gazete yoluyla ilan edilip edilemeyeceğinin takdir yetkisi anılan 114 üncü madde uyarınca ilgili icra memurluklarının tasarrufuna bırakılmıştır. İcra memurları tarafından ifa edilen bu yetkiden kaynaklanan uygulamalardaki farklılıkların giderilmesi, bu ilanların internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla maddeye eklemeler yapılmaktadır. Bu doğrultuda satışa konu mallar için yapılacak ilanın kapsamını belirlemek üzere eşik değerler getirilmekte ve böylece satışı yapılacak mala rağbetin artması, değerinin altında satış yapılmasının önüne geçilmesi, şeffaflığın sağlanması maksadıyla etkin şekilde duyuru müessesesi kurulması amaçlanmaktadır. Diğer taraftan vatandaşların icra, ihale, tebligat ve personel alımlarına ilişkin ilanlara tek merkezden kolayca ulaşabildiği Basın İlan Kurumu İlan Portalında da ücretsiz yayın yapılması sağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 114 geçmişi (fıkra) 7418 sayılı Kanun, md. 25
      Eski ifade
      Elektronik satış portalında
      Yeni ifade
      Elektronik satış portalı ve Basın İlân Kurumu İlan Portalında
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 ve 126 ncı maddeleri kapsamındaki taşınır/taşınmaz satışlarının gazete yoluyla ilan edilip edilemeyeceğinin takdir yetkisi anılan 114 üncü madde uyarınca ilgili icra memurluklarının tasarrufuna bırakılmıştır. İcra memurları tarafından ifa edilen bu yetkiden kaynaklanan uygulamalardaki farklılıkların giderilmesi, bu ilanların internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla maddeye eklemeler yapılmaktadır. Bu doğrultuda satışa konu mallar için yapılacak ilanın kapsamını belirlemek üzere eşik değerler getirilmekte ve böylece satışı yapılacak mala rağbetin artması, değerinin altında satış yapılmasının önüne geçilmesi, şeffaflığın sağlanması maksadıyla etkin şekilde duyuru müessesesi kurulması amaçlanmaktadır. Diğer taraftan vatandaşların icra, ihale, tebligat ve personel alımlarına ilişkin ilanlara tek merkezden kolayca ulaşabildiği Basın İlan Kurumu İlan Portalında da ücretsiz yayın yapılması sağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 114 geçmişi (ikinci cümle) 7418 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 ve 126 ncı maddeleri kapsamındaki taşınır/taşınmaz satışlarının gazete yoluyla ilan edilip edilemeyeceğinin takdir yetkisi anılan 114 üncü madde uyarınca ilgili icra memurluklarının tasarrufuna bırakılmıştır. İcra memurları tarafından ifa edilen bu yetkiden kaynaklanan uygulamalardaki farklılıkların giderilmesi, bu ilanların internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla maddeye eklemeler yapılmaktadır. Bu doğrultuda satışa konu mallar için yapılacak ilanın kapsamını belirlemek üzere eşik değerler getirilmekte ve böylece satışı yapılacak mala rağbetin artması, değerinin altında satış yapılmasının önüne geçilmesi, şeffaflığın sağlanması maksadıyla etkin şekilde duyuru müessesesi kurulması amaçlanmaktadır. Diğer taraftan vatandaşların icra, ihale, tebligat ve personel alımlarına ilişkin ilanlara tek merkezden kolayca ulaşabildiği Basın İlan Kurumu İlan Portalında da ücretsiz yayın yapılması sağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 166 geçmişi (fıkra) 7418 sayılı Kanun, md. 28
      Eski ifade
      karar
      Yeni ifade
      bir internet haber sitesinde veya ilan talep
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin (a) bendiyle, 5187 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde düzenlenen “Cezai sorumluluk” hükmüne internet haber siteleri ibaresi, 13 üncü maddesinde düzenlenen “Hukukî sorumluluk” hükmüne internet haber siteleri ibaresi eklenmektedir. Diğer taraftan, 5187 sayılı Kanunun 15,18, 20, 21 ve 27 nci maddelerinde de değişiklikler yapılmaktadır.

      Maddenin (b) bendiyle, internet haber siteleri çalışanları da, 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamına alınmaktadır.

      Maddenin (c) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanununun 2/A maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Maddenin (ç) bendiyle, 2004 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinde değişiklik yapılarak resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      Maddenin (d) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 7201 sayılı Tebligat Kanununun 29 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin (e) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 213 sayılı Kanunun 104 üncü maddesinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘ve bir internet haber sitesinde’ ibareleri eklenmektedir.

      Maddenin (f) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 47 nci maddesinde geçen ‘Resmi Gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Gazetelerde yayınlatılan resmi ilanların tamamı gazetelerin internet haber sitesinde ve Basın İlan Kurumu İlan Portalında ücretsiz yayınlatılmaktadır. Basın İlan Kurumu İlan Portalı Yönetmeliğine göre bu şekilde üç mecrada yayınlanan ilanlar için tek ücret alınmaktadır. Personel alımı ilanlarının vatandaşların tek merkezden kolayca ulaşabilmesi maksadıyla Basın İlan Kurumu İlan Portalında da yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      Maddenin (g) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 1163 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Maddenin (ğ) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2911 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde geçen ‘gazeteler’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Maddenin (h) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2942 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir. Ayrıca maddenin (h) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 2942 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Maddenin (ı) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 3011 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin (i) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 3402 sayılı Kanunun 2 ve 22 nci maddelerinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibareleri eklenmektedir.

      Maddenin (j) bendiyle; 4706 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılarak resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amaçlanmaktadır.

      Maddenin (k) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 4721 sayılı Kanunun 713 üncü maddesinde geçen ‘gazete’ ibaresinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibaresi eklenmektedir.

      Maddenin (1) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde de yayınlatılması amacıyla 6102 sayılı Kanunun çeşitli maddelerinde geçen ‘gazete’ ibarelerinin yanına ‘internet haber sitesi’ ibareleri eklenmektedir.

      Maddenin (m) bendiyle, resmi ilanların, şartları Basın İlan Kurumu Genel Kurulunca belirlenecek internet haber sitelerinde ve gazetede yayınlatılması amacıyla 7223 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

  11. 24 Kasım 2021

    • Eklendi Madde 3/a geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanuna 3/a maddesi eklenmektedir. Buna göre, iş yoğunluğunun veya daire sayısının fazla olduğu illerde Adalet Bakanlığı tarafından, yetki çevresi de belirlenmek suretiyle bir veya birden fazla icra daireleri başkanlığı kurulabilecektir. Başkanlığın kurulduğu yerlerde icra dairelerinin gözetimi, denetimi ve idari işleri başkanlık tarafından yürütülecektir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 25 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 25, 25/a, 25/b, 133 ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin olarak 2004 sayılı Kanunda yer alan 25, 25/a, 25/b ve 341 inci madde hükümleri Teklifle, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yeniden düzenlendiğinden yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Diğer taraftan maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Teklifle, Kanunun 115 inci maddesine eklenen hükümle, açık artırmada en yüksek teklif verilip de süresi içinde ihale bedelinin yatırılmaması halinde alınan teminatın, takip borcu ve satış masrafları için dosyaya gelir kaydedileceği hususu düzenlenmektedir. Getirilen bu hükme uyum sağlamak amacıyla madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 25/a geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 25, 25/a, 25/b, 133 ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin olarak 2004 sayılı Kanunda yer alan 25, 25/a, 25/b ve 341 inci madde hükümleri Teklifle, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yeniden düzenlendiğinden yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Diğer taraftan maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Teklifle, Kanunun 115 inci maddesine eklenen hükümle, açık artırmada en yüksek teklif verilip de süresi içinde ihale bedelinin yatırılmaması halinde alınan teminatın, takip borcu ve satış masrafları için dosyaya gelir kaydedileceği hususu düzenlenmektedir. Getirilen bu hükme uyum sağlamak amacıyla madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 25/b geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 25, 25/a, 25/b, 133 ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin olarak 2004 sayılı Kanunda yer alan 25, 25/a, 25/b ve 341 inci madde hükümleri Teklifle, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yeniden düzenlendiğinden yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Diğer taraftan maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Teklifle, Kanunun 115 inci maddesine eklenen hükümle, açık artırmada en yüksek teklif verilip de süresi içinde ihale bedelinin yatırılmaması halinde alınan teminatın, takip borcu ve satış masrafları için dosyaya gelir kaydedileceği hususu düzenlenmektedir. Getirilen bu hükme uyum sağlamak amacıyla madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 36 geçmişi (üçüncü fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 5
      Eski ifade
      bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan
      Yeni ifade
      takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Maddenin mevcut hükmüne göre icranın geri bırakılması kararı alınması sürecinde, gösterilen teminatın uygun görülmesi halinde icra müdürü, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı getirmek üzere borçluya uygun bir süre vermektedir. Bu süre içinde icranın geri bırakılması kararının dosyaya sunulmaması halinde borçlu tarafından gösterilen teminat, talebi halinde alacaklıya ödenmektedir. Bu şekilde işleyen icranın geri bırakılması kararının alınma süreci, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay nezdinde ilave iş yükü oluşturmakta, borçlunun veya vekilinin özel takibini gerektirmesi nedeniyle zaman ve emek kaybına neden olmakta, yine işlemlerin süreye tabi olması nedeniyle aksamalara ve mağduriyetlere neden olabilmektedir. Belirtilen sakıncaların ve uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, icranın geri bırakılması kararını verme yetkisi, kanun yolu aşamasına göre bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan alınarak takibin yapıldığı yer icra mahkemesine verilmektedir.

      Belirtilmelidir ki, icranın geri bırakılması kararının, istinaf ve temyiz aşamaları bakımından ayrı ayrı alınması usulü muhafaza edilmektedir.

      Üçüncü ve beşinci fıkralarda, birinci fıkrada yapılan değişikliğe bağlı olarak uyum düzenlemeleri yapılmaktadır.

      Öte yandan, altıncı fıkrada yapılan düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun “kesin olarak” esastan reddine karar verilmesi halinde, alacaklının istemi üzerine, başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca fıkraya eklenen cümleyle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı temyiz yolunun açık olması halinde icranın geri bırakılması kararının etkisinin, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar devam edeceği düzenlenmektedir. Böylece, icranın geri bırakılması kararının etkisinin temyiz yoluna başvuru süresinin sonuna kadar devam edip etmediği konusunda uygulamada yaşanan tereddütler giderilmektedir.

    • Eklendi Madde 36 geçmişi (cümle) 7343 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Maddenin mevcut hükmüne göre icranın geri bırakılması kararı alınması sürecinde, gösterilen teminatın uygun görülmesi halinde icra müdürü, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı getirmek üzere borçluya uygun bir süre vermektedir. Bu süre içinde icranın geri bırakılması kararının dosyaya sunulmaması halinde borçlu tarafından gösterilen teminat, talebi halinde alacaklıya ödenmektedir. Bu şekilde işleyen icranın geri bırakılması kararının alınma süreci, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay nezdinde ilave iş yükü oluşturmakta, borçlunun veya vekilinin özel takibini gerektirmesi nedeniyle zaman ve emek kaybına neden olmakta, yine işlemlerin süreye tabi olması nedeniyle aksamalara ve mağduriyetlere neden olabilmektedir. Belirtilen sakıncaların ve uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, icranın geri bırakılması kararını verme yetkisi, kanun yolu aşamasına göre bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan alınarak takibin yapıldığı yer icra mahkemesine verilmektedir.

      Belirtilmelidir ki, icranın geri bırakılması kararının, istinaf ve temyiz aşamaları bakımından ayrı ayrı alınması usulü muhafaza edilmektedir.

      Üçüncü ve beşinci fıkralarda, birinci fıkrada yapılan değişikliğe bağlı olarak uyum düzenlemeleri yapılmaktadır.

      Öte yandan, altıncı fıkrada yapılan düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun “kesin olarak” esastan reddine karar verilmesi halinde, alacaklının istemi üzerine, başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca fıkraya eklenen cümleyle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı temyiz yolunun açık olması halinde icranın geri bırakılması kararının etkisinin, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar devam edeceği düzenlenmektedir. Böylece, icranın geri bırakılması kararının etkisinin temyiz yoluna başvuru süresinin sonuna kadar devam edip etmediği konusunda uygulamada yaşanan tereddütler giderilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 87 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 6
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 87 nci maddesi değiştirilmektedir.

      Mevcut birinci fıkrada yer alan haczi yapan memurun, haczettiği malın kıymet takdirini bizzat yapması veya bilirkişi marifetiyle yaptırması hususu muhafaza edilmektedir. Ancak sicile kayıtlı mallar bakımından ikinci fıkradaki esaslar uygulanacaktır.

      Haczedilen sicile kayıtlı mallarla ilgili hazırlanacak kıymet takdiri raporlarının teknik gerekliliklere uygun olarak hazırlanması ve özellikle motorlu kara araçlarının yakalanarak muhafaza altına alınmasıyla birlikte kıymet takdirinin en kısa zamanda yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.

      Cebri icranın özellikleri dikkate alındığında bu kabiliyet ve yeterlilikte bilirkişilere kıymet takdirinin yaptırılması, alacaklı ve borçlu menfaatinin korunması için gerekli görülmektedir. İkinci fıkrayla, bu hususlar dikkate alınarak sicile kayıtlı malların kıymet takdirinin bilirkişilik bölge kurulu listesine kayıtlı olmak şartıyla, bu işleme özgü olmak üzere Adalet Bakanlığınca izin verilen bilirkişilere yaptırılması gerektiği düzenlenmektedir. Kıymet takdirinin yapıldığı mahalde bu şekilde izin verilen bilirkişilerin bulunmaması halinde kıymet takdiri, bilirkişilik bölge kurulu tarafından oluşturulan listede kayıtlı diğer bilirkişilere yaptırılacaktır.

    • Değiştirildi Madde 88 geçmişi (cümle) 7343 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, açık artırmanın tüm aşamalarının elektronik ortamda yapılması usulü kabul edildiği için hacizli malın getirileceği bir satış mahalli olmayacaktır. Bu sebeple, hacizli malın satış mahalline getirilmesini gerektiren bir hükmün uygulama alanı kalmayacaktır. Buna göre haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış mallar satış talebi üzerine muhafaza altına alınacak veya ihale alıcısına teslime hazır hale getirilecek; aksi takdirde satış yapılmayacaktır. Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından ise 106 ncı maddede getirilen özel düzenleme uygulanacaktır.

    • Eklendi Madde 88 geçmişi (cümle) 7343 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, açık artırmanın tüm aşamalarının elektronik ortamda yapılması usulü kabul edildiği için hacizli malın getirileceği bir satış mahalli olmayacaktır. Bu sebeple, hacizli malın satış mahalline getirilmesini gerektiren bir hükmün uygulama alanı kalmayacaktır. Buna göre haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış mallar satış talebi üzerine muhafaza altına alınacak veya ihale alıcısına teslime hazır hale getirilecek; aksi takdirde satış yapılmayacaktır. Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından ise 106 ncı maddede getirilen özel düzenleme uygulanacaktır.

    • Eklendi Madde 111 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 11
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 111 inci maddesine fıkra eklenmektedir. Düzenlemeyle, borçlunun borcunu taksitle ödemeyi taahhüt etmesi veya alacaklı ile borçlunun hacizden önce veya sonra borcun taksitlendirilmesi için sözleşme yapması halinde yapılan bu sözleşmeye ilişkin icra dairesince düzenlenecek tutanak ve kâğıtların damga vergisinden istisna edildiği açıkça hükme bağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 111/a geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 12
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanuna 111/a maddesi eklenmektedir.

      111/a maddesiyle, talebi halinde borçluya, haczedilen malın rızaen satışı amacıyla yetki verilmektedir. Maddede satış yetkisinin kapsamı, süresi ve usulü düzenlenmektedir. Birinci fıkrada borçlunun, kıymet takdirinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde haczedilen malının rızaen satışı için kendisine yetki verilmesini talep edebileceği hükme bağlanmaktadır. Borçluya satış yetkisi verilmesi usulünde borçlunun da kıymet takdiri yaptırabilmesi söz konusu olacaktır. İcra müdürü, kıymet takdirinin kesinleşmesinden sonra cebri satış işlemlerini durdurarak borçluya onbeş günlük bir süre verecektir. Borçluya verilen sürenin başlangıcından icra mahkemesinin bu madde uyarınca yapılan satışa ilişkin kararına kadar geçen sürede alacaklı bakımından satış isteme süresi işlemeyecektir.

      İkinci fıkraya göre, rızai satışta bedel, malın muhammen kıymetinin yüzde sekseni ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak bu aşamaya kadar bu mahcuz için yapılan takip masrafları toplamından az olamayacaktır.

      Üçüncü fıkrada, borçluyla anlaşan alıcının belirlenen bedeli, birinci fıkra uyarınca borçluya verilen onbeş günlük süre içinde dosyaya ödemesi halinde icra müdürünün, gerekli bilgi ve belgeleri temin ettikten sonra maddede belirtilen şartların gerçekleştiğini tespit etmesi halinde satışın onayı ile malın devir ve teslim işlemlerinin yapılmasına karar verilmesi için dosyayı derhal icra mahkemesine göndereceği hüküm altına alınmaktadır. Bu kapsamda, mahkeme, en geç on gün içinde dosya üzerinden talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verecektir. Mahkemenin kabul kararıyla birlikte malın mülkiyeti alıcıya geçecek ve mal üzerindeki tüm hacizler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilecektir. Ret kararı verilmesi halinde ise yatırılan bedel alıcıya iade edilecektir.

      Dördüncü fıkrayla, bu madde uyarınca yapılacak satışlar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 2004 sayılı Kanunun diğer hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmektedir.

    • Eklendi Madde 111/b geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanuna 111/b maddesi eklenmektedir.

      111/b maddesiyle, elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışa ilişkin hükümler düzenlenmektedir. Bilindiği üzere 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yapılan değişikliklerle cebri satışlarda elektronik ortamda teklif verme usulü kabul edilmiştir. Söz konusu değişiklikle, fiziki ortamda ihale usulü tamamen kaldırılmamış, sadece mevcut sisteme elektronik ortamda teklif verme imkanı entegre edilmiştir. 6352 sayılı Kanun değişikliği sonrasında elektronik ortamda başlayan açık artırma, fiziki ortamda verilen tekliflerle son bulmaktadır. Ancak mezat salonlarında gerçekleştirilen açık artırmanın, bir başka ifadeyle fiziki ortamda teklif vermenin uygulamada bir takım sorunlara sebep olduğu da müşahede edilmiştir. İhalelere yüksek düzeyde katılımın olmaması, dolayısıyla artırmaya konu malın gerçek değerinde satılamaması ve bunların sonucu olarak alacaklının alacağına kavuşamaması, borçlunun da borcundan kurtulamaması gibi sorunlar bu kapsamda zikredilebilir. 6352 sayılı Kanun düzenlemesi sonrasında yaklaşık on yıldır Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) ile oluşturulan elektronik satış portalında ihalelere teklif verilmektedir. Elde edilen tecrübeye istinaden mevcut karma usul terk edilmekte ve satışların tamamen elektronik ortamda yapılması amacıyla Kanuna 111/b maddesi eklenmektedir. Madde, mahcuz malın en az giderle ve en yüksek bedelle satılması için çok sayıda kişinin teklif verebilmesi, teklif verenlerin hukukunun korunması, elektronik satış işlemlerinin gerçekleştirileceği sistemin sağlıklı bir şekilde işleyişinin ve güvenliğinin sağlanması, hak kayıplarının önlenmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla detaylı düzenlenmeler içermektedir. Bu kapsamda, haczolunan mallar için açık artırmanın bütünüyle UYAP sistemine entegre elektronik satış portalında yapılması kabul edilmekte ve açık artırmanın fiziki ortamda tamamlanması uygulamasından vazgeçilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 114 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 14
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesi yeniden düzenlenmektedir.

      Teklifle, cebri satışların fiziki mahaller yerine sadece elektronik ortamda yapılması düzenlendiğinden haczedilen malın satışına ilişkin hazırlık işlemleri buna uygun olarak yeniden belirlenmektedir.

      Birinci fıkrada, satışın açık artırma ile yapılacağına ilişkin Kanunun mevcut hükmü aynen muhafaza edilmektedir.

      İkinci fıkrayla, birinci ve ikinci artırmanın yapılacağı gün ve saat aralığının artırmaya başlangıç tarihinden en az onbeş gün önce ilân edileceği, elektronik satış portalında yapılacak ilanın, artırmanın bitimine kadar erişime açık tutulacağı ve ikinci artırmanın başlangıç tarihinin, birinci artırmanın bitimi tarihinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde belirleneceği hükme bağlanmaktadır.

      Üçüncü fıkra, mevcut maddenin ikinci fıkrası olup, ilanın şekli ile gazetede yapılıp yapılmayacağına ilişkin usulü içeren mevcut hüküm Teklifte de aynen korunmaktadır.

      Dördüncü fıkra, mevcut maddenin üçüncü fıkrası olup değiştirilerek muhafaza edilmekte ve gazete ile yapılacak ilanlarda yer alması gereken hususlar belirlenmektedir. Değişiklikle, gazetede yapılacak ilanda birinci ve ikinci artırmanın yapılacağı gün ve saat aralığı ile artırmaya ilişkin bilgilerin yer aldığı elektronik satış portalına dair bilgiler de yer alacaktır.

      Beşinci fıkrayla, ilan edilen metinler arasında farklılık bulunması halinde elektronik satış portalında ilan edilen metnin esas alınacağı, ancak gazetede veya elektronik satış portalında ilanı yapılan metindeki hataların düzeltilerek sadece elektronik satış portalında ilan edileceği, bu düzeltme nedeniyle ihale tarihinin değiştirilmeyeceği ve bu düzeltme ilanının ilgililere ayrıca tebliğ edilmeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Mevcut düzenlemeden biçimsel anlamda farklı olarak elektronik satış portalında yapılacak ilanda yer alması gereken hususlar altıncı fıkrada kapsamlı ve detaylı bir şekilde bentler halinde düzenlenmektedir.

      Yedinci fıkrayla, ihalenin kesinleşmesi üzerine taşınırın ihale alıcısına tesliminin veya sicile kayıtlı malın ihale alıcısına tescilinin damga vergisi ve katma değer vergisinin yatırılmasından sonra gerçekleştirileceği hükme bağlanmaktadır. İhale alıcısı ihalenin kesinleşmesi üzerine icra dairesine müracaatla katma değer vergisi beyannamesini düzenletecektir.

    • Değiştirildi Madde 115 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 17
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 115 inci maddesi değiştirilmektedir. Teklifle, cebri icra satışlarının elektronik ortamda yapılması düzenlendiğinden haczedilen malların ihale usulü bu değişikliklere uyumlu hale getirilmektedir. Teklifle değiştirilen 114 üncü madde gereğince ilan metninde belirtilen hususlardan icra müdürünce ve taraflarca yerine getirilmesi gereken işlemler bu maddede düzenlenmektedir.

      Birinci fıkrayla, mahcuzun birinci veya ikinci ihaleyle satılacağı, artırmanın mahcuzun muhammen kıymetinin yüzde ellisi üzerinden başlayacağı, şartların yerine gelmesi halinde en yüksek teklifi verene mahcuzun ihale edileceği ve malın ihale edilebilmesi için gerekli olan asgari tutara ilişkin esaslar düzenlenmektedir.

      İkinci fıkrayla artırmanın sona erdiği gün ve saatte şartların bulunması halinde, malın en yüksek teklif verene ihale edilmiş olacağı ve malın mülkiyetinin ihale alıcısına geçeceği hükme bağlanmaktadır.

      Üçüncü fıkrayla, ihale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyeceği, öncelikle satış masraflarından düşülmek üzere hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödeneceği düzenlenmektedir.

      Dördüncü fıkra uyarınca, icra müdürü artırmanın bitmesinden sonraki ilk iş gününde artırmanın sonucunu gösteren bir sonuç tutanağı düzenleyerek tutanaktaki bilgileri aynı gün satış portalında ilan edecektir. İhalenin sonucuna ilişkin bu tutanakta, artırmanın ne zaman tamamlandığı, en yüksek teklifi verene malın ihale edildiği, tutanağın ilanından itibaren yedi gün içinde ihale bedelinin ödenmesi gerektiği veya kanundaki şartların yerine gelmemesi nedeniyle ihalenin yapılamadığı hususları belirtilecektir.

      Beşinci fıkrayla, satış talebinin teklif verme başladıktan sonra geri alınamayacağı ve teklif verme süresinin bitimine kadar borcun tamamen ödenmesi halinde satışın durdurulacağı düzenlenmektedir.

      Altıncı fıkrayla, icra müdürünün, asgari ihale bedelinin teklif edilmediği, en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı veya teklif verme süresinin bitiminden önce borcun ödendiği hallerde, ihalenin yapılamadığını veya iptal edildiğini tutanakla tespit edeceği hükme bağlanmaktadır. Fıkrada ayrıca asgari ihale bedelinin teklif edilmediği veya en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı hallerde, ikinci artırmanın, birinci artırmadaki şartlar çerçevesinde daha önce ilan edilen tarihte başlayacağı da belirtilmektedir.

      Yedinci fıkrayla, artırmada alıcının çıkmaması veya belirtilen şartların gerçekleşmemesi nedeniyle satışın yapılamadığı hallerde kalan satış isteme süresinin ne şekilde işleyeceği ve nasıl kullanılacağı düzenlenmektedir. Buna göre, alacaklı ilk kez satış talep ettiğinde satış isteme süresi duracak, satışın gerçekleşmediği andan itibaren bu süre kaldığı yerden işlemeye devam edecektir. Alacaklı da bakiye süre içinde yeniden satış günü verilmesini talep edebilecektir.

      Sekizinci fıkrayla, elektronik satış portalından kaynaklanan teknik sebeplerle artırmanın son on dakikasında teklif verilemediğinin tespit edilmesi halinde artırmanın tamamlanması için yapılacak işlemler düzenlenmektedir. Buna göre, icra müdürü bu durumu artırma süresinin bittiği günden sonraki ilk iş gününde tespit edecek, artırma süresini bir gün uzatacak, artırmanın başlangıç tarihini belirleyecek ve tüm bu hususları tutanağa bağlayarak elektronik satış portalında duyuracaktır. Artırmanın başlangıç tarihi, artırma süresinin uzatılmasına ilişkin tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren üç günü geçemeyecektir. Artırmanın teknik sebeplerle uzatılması nedeniyle artırma aynı şartlarda devam edecek, bu kapsamda teklif verme süresinin bitimine kadar teminatı yatırılmak suretiyle yeni teklifler verilebilecektir. Ancak uzatmadan önceki artırma süresinde verilen en yüksek teklif geçerli olacaktır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 124 geçmişi (ikinci fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Teklifle, açık artırmanın tümüyle elektronik ortama alınması ve 114 üncü maddede şartname ilanının ayrıntılarıyla düzenlenmesi nedeniyle işbu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ihtiyaç kalmadığı düşüncesiyle yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu kapsamda maddenin başlığı da içerikle uyumlu hale getirilmektedir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 124 geçmişi (üçüncü fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Teklifle, açık artırmanın tümüyle elektronik ortama alınması ve 114 üncü maddede şartname ilanının ayrıntılarıyla düzenlenmesi nedeniyle işbu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ihtiyaç kalmadığı düşüncesiyle yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu kapsamda maddenin başlığı da içerikle uyumlu hale getirilmektedir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 124 geçmişi (dördüncü fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Teklifle, açık artırmanın tümüyle elektronik ortama alınması ve 114 üncü maddede şartname ilanının ayrıntılarıyla düzenlenmesi nedeniyle işbu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ihtiyaç kalmadığı düşüncesiyle yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu kapsamda maddenin başlığı da içerikle uyumlu hale getirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 129 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 129 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre düzenlemeyle, taşınırlar bakımından ihalenin yapılmasına ilişkin Kanunun 115 inci maddesi hükmü, taşınmazlar hakkında da uygulanacaktır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 133 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 25, 25/a, 25/b, 133 ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin olarak 2004 sayılı Kanunda yer alan 25, 25/a, 25/b ve 341 inci madde hükümleri Teklifle, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yeniden düzenlendiğinden yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Diğer taraftan maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Teklifle, Kanunun 115 inci maddesine eklenen hükümle, açık artırmada en yüksek teklif verilip de süresi içinde ihale bedelinin yatırılmaması halinde alınan teminatın, takip borcu ve satış masrafları için dosyaya gelir kaydedileceği hususu düzenlenmektedir. Getirilen bu hükme uyum sağlamak amacıyla madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (cümleler) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 134 geçmişi (ikinci fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Eski ifade
      ikinci fıkrada
      Yeni ifade
      beşinci fıkrada
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 134 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 27
      Eski ifade
      ihaleden
      Yeni ifade
      ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarihten
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen cümlelerle, ihale alıcısının talebi üzerine icra dairesinin, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hallerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emredeceği, ihtara rağmen belirlenen bedelin icra dairesine yatırılmaması halinde, 356 ncı madde hükmünün kıyasen uygulanacağı ve depo edilen bedelin, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Böylece uygulamada sıklıkla karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmakta ve ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği hususunda icra dairesine yol gösterilmektedir.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihalenin feshi davasını açabilecek kişiler arasında sayılan tapu sicilindeki ilgililer, resmi sicillerdeki ilgililer olarak genişletilmekte ve sınırlı ayni hak sahiplerinin de bu davayı açabileceği vurgulanmaktadır.

      Maddeye eklenen yeni üçüncü fıkrayla, ihalenin feshi talebine ilişkin şartlar yeniden belirlenmektedir. Uygulamada ihalenin kesinleşmesine engel olmak amacıyla haksız ve kötüniyetli olarak ihalenin feshinin talep edildiği müşahede edilmektedir. Hak arama hürriyetine engel olmaksınız bu tür haksız ve kötüniyetli taleplerin önlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre satış isteyen alacaklı, borçlu veya resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahiplerinin dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talebinin yapılması halinde, ihale bedeli üzerinden nispi harç alınacak ve talebin reddi halinde bu harç iade edilmeyecektir.

      Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, haksız ve kötüniyetli olarak yapılan ihalenin feshi talebi nedeniyle, ilgililerin oluşması muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla teminat yatırma zorunluluğu getirilmektedir. Hükümle, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminatın alınması zorunlu hale getirilmektedir. İhalenin feshi talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde ilgililer tarafından ihalenin feshi talebi nedeniyle tazminat davası açılmaması halinde hükmedilen para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilecektir. Tahsil dairesi alman teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep halinde teminat ilgilisine iade edilecektir.

      Maddeye eklenen yeni beşinci fıkrayla, ihalenin feshi talebinin yargılama usulü yeniden düzenlenmektedir. İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesinin talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapmasına ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı vermesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmektedir. İhalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hallerde duruşma yapılmadan da karar verilebilecektir. Hükmedilecek para cezasının nispi olarak belirlenmesine ilişkin mevcut hüküm muhafaza edilmekte ancak hâkime takdir imkânı vermeyen sabit yüzde on oranındaki para cezası, hâkime takdir hakkı verecek şekilde değiştirilmektedir. Para cezasının ihale bedelinin yüzde onunu geçmeyecek şekilde ve nispi bir oran olarak hâkim tarafından belirlenebilmesine ilişkin hükümle, hak arama özgürlüğü bakımından makul bir denge gözetilmektedir. Diğer taraftan, para cezasına mahkûm edilecek haller hükümde açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu kapsamda ihalenin feshi talebinin; satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle veya satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle ya da işin esasına girilmek suretiyle reddine karar verilmesi halinde ihalenin feshini talep eden, feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm edilecektir. Sonuç olarak hükümle, uygulamada sıkça karşılaşılan, sırf ihale sürecini uzatmak ve haksız menfaat sağlamak amacıyla hukuki yararı bulunmayan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesinin önüne geçilmesi ve ihale sürecinin hızlı bir biçimde tamamlanması amaçlanmaktadır.

      Maddenin mevcut dördüncü fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshine ilişkin verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye resen gönderilmesi düzenlenmektedir. Buna göre, mahkeme evrak üzerinde on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verecek ve aynı süre içinde masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderecektir. Böylece dosyanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede gereksiz yere beklemesinin önüne geçilecek ve ihalenin kesinleşme sürecinin uzaması engellenecektir.

      Maddenin mevcut altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle, ihale bedelinin alacaklılara ödenmesine ilişkin hüküm yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, ihale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hale getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmeyecektir.

      Bu kapsamda ihale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenecektir.

      Maddenin mevcut yedinci fıkrasında yapılan ibare değişikliğiyle, ihalenin feshi talebinde bulunulabilecek azami sürenin başlangıç tarihi, ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarih olarak belirlenmektedir.

    • Eklendi Madde 135 geçmişi (cümle) 7343 sayılı Kanun, md. 28
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin ikinci fıkrasına cümle eklenmektedir. Düzenlemeyle, taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilmesinden sonra tahliye işlemi yapılmadan taşınmaza malik olanlara da ikinci fıkra kapsamında tahliye talep edebilme hakkı verilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 242 geçmişi (birinci fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 30
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 242 nci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmektedir.

      Teklifle, elektronik satış usulüne ilişkin hükümler kabul edildiğinden bu hükümlere uyum sağlamak amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre iflastaki artırma ilanı ve hazırlık tedbirleri hakkında Kanunun 126 ncı maddesi uygulanacaktır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 341 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 25, 25/a, 25/b, 133 ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin olarak 2004 sayılı Kanunda yer alan 25, 25/a, 25/b ve 341 inci madde hükümleri Teklifle, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yeniden düzenlendiğinden yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Diğer taraftan maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Teklifle, Kanunun 115 inci maddesine eklenen hükümle, açık artırmada en yüksek teklif verilip de süresi içinde ihale bedelinin yatırılmaması halinde alınan teminatın, takip borcu ve satış masrafları için dosyaya gelir kaydedileceği hususu düzenlenmektedir. Getirilen bu hükme uyum sağlamak amacıyla madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Eklendi Geçici Madde 18 geçmişi 7343 sayılı Kanun, md. 33
      Değişikliğin gerekçesi

      2004 sayılı Kanuna geçici 18 inci madde eklenmektedir.

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunda değişiklik yapılarak ihalenin tamamen elektronik ortama alınması sağlanmaktadır. Bu değişikliğin aşamalı olarak uygulanması amacıyla geçici maddenin birinci ve ikinci fıkraları ihdas edilmektedir. Buna göre, 2004 sayılı Kanunun 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106 ncı madde uyarınca çıkarılması gereken tarife, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılacaktır.

      Haczedilen malların elektronik ortamda satışına ilişkin olarak bu Kanunla getirilen hükümlerin uygulanmasına, Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde, 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanacak ve en geç bir yılın sonunda Ülke genelinde uygulamaya geçilecektir. Belirtilen hükümlerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulacaktır. Bu hükümlerin, uygulamaya geçilen il ve ilçelerde geçiş tarihinden sonra haczedilen malların satışında uygulanması kabul edilmektedir.

      Uygulamaya geçilmeyen yerlerdeki hacizli malların satışı ile uygulamaya geçildiği halde geçiş tarihinden önce haczedilen malların satışında ise önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacaktır.

      Üçüncü fıkrayla, 106 ncı madde uyarınca çıkarılacak tarifenin yürürlüğe girdiği tarihten önce satış talep edilmiş olmasına rağmen kıymet takdiri ile muhafaza ve satış giderlerinin tamamının yatırılmadığı hallerde bu tarifenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tarifede belirlenen giderlerin yatırılması zorunlu tutulmakta, bu süre içinde giderler peşin olarak yatırılmadığı takdirde satış talebinin vaki olmamış sayılacağı kabul edilmektedir.

      Dördüncü fıkrayla, ihalenin feshine ilişkin olarak, 2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinde yapılan değişikliklerin görülmekte olan taleplerde uygulanmayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır.

      Ancak ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûmiyete ilişkin Kanunun 134 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yapılan değişiklik görülmekte olan ihalenin feshi talepleri hakkında da uygulanacaktır. Para cezasının oranında yapılan değişikliğin ihalenin feshini talep eden bakımından lehe uygulanmasını sağlamak ancak dosyanın da sürüncemede kalmasını engellemek amacıyla yapılan bu değişikliğin başlı başına bir bozma nedeni olmayacağı açıkça hükme bağlanmakta, bununla birlikte Yargıtayın değişikliği uygulamak suretiyle hükmü düzeltebileceği belirtilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 1 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      Bakanlığının
      Yeni ifade
      Bakanlığı veya Bakanlığın
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Kanunun mevcut hükümlerine göre her asliye hukuk mahkemesinin bulunduğu yerde ihtiyaç durumuna göre bir veya birden fazla icra dairesi kurulabilmektedir. Buna göre, aynı mahalde birden fazla icra dairesi kurulmak suretiyle icra hizmetleri yerine getirilmektedir. Ancak son yıllarda, ihtisaslaşmanın sağlanması ve takip işlemlerinin daha hızlı ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi amacıyla aynı mahalde birden fazla icra dairesi kurulması uygulaması yerine, o mahaldeki icra dairelerinin birleştirilerek tek icra dairesi modeline geçilmiştir. Birleştirilmiş icra dairesinde, iş bölümü esasına göre takip, haciz, satış ve paraların paylaştırılması gibi bürolar oluşturularak icra hizmetleri tek bir icra dairesinde verilmektedir. Bu dairelerde tüm personel işbölümü ayrımına göre birlikte görev yapmaktadır. Teklifle, birleştirilmiş icra daireleri ile iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Buna göre iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde, dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilecektir.

      Diğer taraftan maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, icra kâtipliğiyle ilgili sınavların Adalet Bakanlığınca veya Bakanlığın yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları marifetiyle yapılabileceği vurgulanmaktadır.

    • Eklendi Madde 4 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 3

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle bu fıkranın son cümlesine “itirazları inceler,” ibaresinden sonra gelmek üzere “icra daireleri başkanlığı kurulmayan yerlerde” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına ibare eklenmektedir.

      Teklifle, 2004 sayılı Kanuna 3/a maddesi eklenerek iş yoğunluğunun veya icra dairesi sayısının fazla olduğu yerlerde icra daireleri başkanlığı kurulmasına imkân tanınmakta ve bu başkanlığa icra dairelerinin gözetim ve denetimleri ile idari işlerine bakma görevi verilmektedir. Hükümle, bu düzenlemeye uyum sağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 13 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 4

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle bu fıkranın birinci cümlesine “esaslara göre” ibaresinden sonra gelmek üzere “icra daireleri başkanlığının, bu başkanlığın kurulmadığı yerlerde” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine ibare eklenmektedir. Hükümle, Teklifle Kanuna eklenen 3/a maddesine uyum sağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 36 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 5

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle bu fıkranın birinci cümlesine “başvurunun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kesin olarak” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Maddenin mevcut hükmüne göre icranın geri bırakılması kararı alınması sürecinde, gösterilen teminatın uygun görülmesi halinde icra müdürü, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı getirmek üzere borçluya uygun bir süre vermektedir. Bu süre içinde icranın geri bırakılması kararının dosyaya sunulmaması halinde borçlu tarafından gösterilen teminat, talebi halinde alacaklıya ödenmektedir. Bu şekilde işleyen icranın geri bırakılması kararının alınma süreci, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay nezdinde ilave iş yükü oluşturmakta, borçlunun veya vekilinin özel takibini gerektirmesi nedeniyle zaman ve emek kaybına neden olmakta, yine işlemlerin süreye tabi olması nedeniyle aksamalara ve mağduriyetlere neden olabilmektedir. Belirtilen sakıncaların ve uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, icranın geri bırakılması kararını verme yetkisi, kanun yolu aşamasına göre bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan alınarak takibin yapıldığı yer icra mahkemesine verilmektedir.

      Belirtilmelidir ki, icranın geri bırakılması kararının, istinaf ve temyiz aşamaları bakımından ayrı ayrı alınması usulü muhafaza edilmektedir.

      Üçüncü ve beşinci fıkralarda, birinci fıkrada yapılan değişikliğe bağlı olarak uyum düzenlemeleri yapılmaktadır.

      Öte yandan, altıncı fıkrada yapılan düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun “kesin olarak” esastan reddine karar verilmesi halinde, alacaklının istemi üzerine, başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan paranın alacaklıya ödeneceği hükme bağlanmaktadır. Ayrıca fıkraya eklenen cümleyle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı temyiz yolunun açık olması halinde icranın geri bırakılması kararının etkisinin, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar devam edeceği düzenlenmektedir. Böylece, icranın geri bırakılması kararının etkisinin temyiz yoluna başvuru süresinin sonuna kadar devam edip etmediği konusunda uygulamada yaşanan tereddütler giderilmektedir.

    • Metinden çıkarıldı Madde 110 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 10

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “icra müdürü tarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, 106 ncı maddede bir yıllık satış isteme süresi içinde satış talebiyle birlikte kıymet takdiri, muhafaza ve satış giderinin yatırılması usulü ile yatırılmamasının sonuçları düzenlenmektedir.

      106 ncı maddede yapılan bu değişikliğe uyum sağlamak amacıyla, maddenin birinci fıkrasında yer alan haczin kalkması nedenlerinden biri olan, gerekli giderin süresi içinde yatırılmaması hali fıkradan çıkarılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 124 geçmişi (madde başlığı) 7343 sayılı Kanun, md. 19
      Eski ifade
      1 – Şartnamenin açık bulundurulması:
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Teklifle, açık artırmanın tümüyle elektronik ortama alınması ve 114 üncü maddede şartname ilanının ayrıntılarıyla düzenlenmesi nedeniyle işbu maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ihtiyaç kalmadığı düşüncesiyle yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu kapsamda maddenin başlığı da içerikle uyumlu hale getirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 127 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      elektronik ortamda
      Yeni ifade
      elektronik satış portalında
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 127 nci maddesinde, terim birliğini sağlamak amacıyla uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 128/a geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 22
      Eski ifade
      kararı verir
      Yeni ifade
      kararı verir ve masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı resen yetkili icra mahkemesine gönderir
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 128/a maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, kıymet takdirine ilişkin şikâyet hakkında mahkemenin yetkisizlik kararı vermesi halinde dosyanın, talep aranmaksızın yetkili mahkemeye gönderilmesi düzenlenmektedir.

      Böylece kıymet takdirine ilişkin şikâyetin yetkili mahkemece bir an önce ele alınması sağlanacaktır.

    • Eklendi Madde 142/a geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 29
      Eski ifade
      Sıra cetveline karşı 142 nci madde uyarınca şikâyet veya itiraz yapılmışsa,
      Yeni ifade
      Sıra cetvelinin düzenlenmesi üzerine
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 142/a maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Sıra cetvelinin düzenlenmesiyle hak sahibinin alacağı belirlenmektedir. Hak sahibi sıra cetveli kesinleşmeden de alacağını teminat mukabilinde alabilmektedir. Uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla, sıra cetvelinin tanzimi üzerine tebligatı alan hak sahibinin teminat mukabilinde alacağını tahsil edebileceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Böylece teminat mukabilinde alacağı tahsil edebilmek için sıra cetveline karşı şikâyet ve itiraz aşamasına geçilmesine gerek olmadığı net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Ayrıca fıkrada yapılan diğer değişiklikle banka teminat mektubunun süresiz olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır.

    • Eklendi Madde 244 geçmişi (fıkra) 7343 sayılı Kanun, md. 31

      24/11/2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkraya “117” ibaresinden önce gelmek üzere “111/b,” ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “133,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Teklifle, paraya çevirmeye ilişkin hükümlerde öngörülen değişiklikler kapsamında Kanuna 111/b maddesi eklenmekte ve Kanunun 133 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu değişikliklere uyum sağlanması amacıyla, Kanunun iflasta artırma suretiyle satışın şartlarını düzenleyen 244 üncü maddesinde yer alan atıf hükümlerinde değişiklik yapılmaktadır.

  12. 9 Haziran 2021

    • Eklendi Madde 223 geçmişi (fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, iflas idaresi ve iflas dairesinin vazifelerinin düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 223 üncü maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Maddeye eklenen fıkrayla iflas idare memurlarının seçimi, nitelikleri, eğitimi ve denetimi ile ilgili düzenleme yapılmaktadır. İflas idare memuru olarak seçilebilmek için yönetmelikte belirlenen eğitimin alınması ve bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan iflas idare memurları listesine kayıtlı olunması zorunlu hale getirilmektedir. Ayrıca listede görevlendirilecek memurun bulunmaması halinde liste dışından da görevlendirme yapılabilecek ve bu durum bölge kuruluna bildirilecektir. Teklifle, iflas idare memurlarından birinin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir, birinin ise hukukçu olması zorunluluğu getirilmektedir. Diğer iflas idare memurunun ise sektörü bilen kişiler arasından seçilebilmesi konusunda alacaklılara tercih hakkı tanınmaktadır. İflas idare memuru eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada görev alamayacaktır.

      Böylece iflas idare memurlarının aşırı iş yükü altında kalarak kendilerine tevdi edilen görevle ilgilenememelerinin ve tasfiye sürecinin uzamasının önüne geçilecektir. Düzenlemeyle, iflas tasfiye sürecini yürütmekle görevli ve yetkili olan iflas idare memurlarının niteliklerinin artırılması ve böylece tasfiye sürecinin daha etkin ve hızlı bir şekilde tamamlanması amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 241 geçmişi (üçüncü fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, iflasta mal ve hakların paraya çevrilmesi usulünün düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 241 inci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Değişiklikle, mevcut hükümde yer alıp ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün hâlinde satıldığı takdirde daha yüksek gelir elde edileceği anlaşılan mal ve hakların bir bütün halinde paraya çevrilmesine ilişkin olan imkanın yanı sıra bu mal ve hakları bünyesinde bulunduran işletmelerin de bir bütün olarak paraya çevrilmesinin mümkün olduğu açıkça belirtilmektedir. Bir bütün olarak yapılacak bu satışlarda işletmenin devamlılığı ve ekonomiye olan katkısı gözetilecektir.

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunla 2004 sayılı Kanunun 210 uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, masa hakkında faydalı olacağı anlaşılan müflise ait mağazaların, eşya depolarının, fabrikaların, imalathanelerin ve üretime yönelik yerler ile perakende satış dükkânlarının ve buna benzer yerlerin kapatılması yerine açık tutularak işletmenin devam ettirilmesi esası benimsenmiştir. Buna göre iflasın açılmasıyla iflas organları tarafından tasarruf yetkisi üstlenilerek idare edilen bu işletmeler, ilke olarak kapatılmayacak, iflas tasfiyesi kapsamında işletilecek ve faal vaziyette bir bütün olarak malvarlığıyla birlikte satılacaktır. Teklifle, bu esasın daha etkin bir şekilde uygulanabilmesi zımnında fıkraya eklenen “bu mal ve hakları bünyesinde bulunduran işletmeler” ibaresiyle bu husus açıkça hükme bağlanmaktadır. Böylece yapılan bu satışla sadece müflise ait işletmelerin mülkiyetinde değişiklik olacak ve bu sayede işletmenin sürekliliği sağlanarak ekonomiye olan katkısı devam ettirilecektir. Zira, o işletmede sağlanan istihdamın ve ekonomik hayata verdiği katma değerin korunabilmesi, ancak o işletmenin devamlılığının sağlanması ile mümkün olabilecektir.

      Yapılacak cebri satışlarda da bu ilkenin benimsenmesiyle hem modern tasfiye hukuku prensiplerine uygunluk hem de belirtilen sosyal ve ekonomik amaç gerçekleştirilmiş olacaktır.

      Bu fıkraya göre yapılacak olan satışlar kapsamında taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların da birlikte bulunacağı dikkate alındığında, tartışmaya mahal vermemek için taşınmazların paraya çevrilmesine ilişkin kuralların yeknesak olarak uygulanması kuralı benimsenmiştir. Ayrıca tatbikat kolaylığını sağlayabilmek amacıyla bu tip satışlarda ikincil düzenlemelerin de yapılabileceği dikkate alındığında, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesine ilişkin yetki hükmüne fıkrada yer verilmektedir.

    • Eklendi Madde 295 geçmişi (fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kesin mühletin rehinli alacaklılar bakımından sonuçlarının düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 295 inci maddesine fıkra eklenmektedir. Maddenin mevcut hükmüne göre, mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilecek veya başlamış olan takiplere devam edilebilecektir. Ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamayacak ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemeyecektir. Söz konusu bu kuralın yanı sıra Teklifle, rehinli malın konkordato projesine göre işletme tarafından kullanılması öngörülmüyor veya kıymeti düşecek ya da muhafazası masraflı olacak ise 2004 sayılı Kanunun 297 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki usule göre satışına izin verilebilmesi ve bu satış gelirinden rehinli alacaklıya rehin miktarı kadar ödeme yapılması öngörülmektedir. Böylece, geçici veya kesin konkordato mühleti içinde, fıkrada belirtilen koşulların bulunması durumunda ve yine Kanundaki usule göre rehinli malın satılabilmesi imkanı açıkça düzenlenmektedir.

    • Eklendi Madde 296 geçmişi (cümle) 7327 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçlarının düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 296 ncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, modern iflas ve yeniden yapılandırma yaklaşımlarına uygun olarak sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin devamının esas olduğu ve bu fıkra kapsamında geçici ve kesin mühlet süresince devam eden sözleşmeler nedeniyle borçlanılan edimlerin karşılıklı olarak ifa edileceği düzenlenmektedir. Böylece konkordatonun başarıya ulaşabilmesi için fıkradaki nitelikleri haiz sözleşmelerin devam edeceği ilke olarak ortaya konulmaktadır.

      İkinci fıkranın birinci cümlesinde yapılan değişiklikle, mahkemenin izniyle feshedilebilecek sözleşmelerin borçlunun tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen “aşırı külfetli” sözleşmeler olduğu açık şekilde hükme bağlanmaktadır. Ayrıca mahkemenin bu konuda vereceği kararın mahiyeti itibariyle izin kararı olduğu hükümde açıklığa kavuşturulmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 297 geçmişi (ikinci fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordatoda kesin mühletin borçlu bakımından sonuçlarının düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 297 nci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, borçlunun izinle yapacağı işlemlere “işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırların” devri de hükme eklenmektedir. Ayrıca fıkrada belirtilen işlemlerin yapılmasına mahkemece izin verilmeden önce komiserin görüşü ile alacaklılar kurulunun muvafakatinin alınmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmaktadır. Böylece borçlunun mümkün olduğu kadar verimli çalışması ve borçlarını ödeyebilme potansiyelini muhafaza etmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

    • Eklendi Madde 308 geçmişi (fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 6
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsının düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 308 inci maddesine fıkra eklenmektedir. Buna göre, konkordato süreci iflasla sonuçlandığı takdirde, iflas kararını veren mahkeme tasfiyenin basit veya adi tasfiye usulüne göre yapılmasına ve gerektiğinde adi tasfiyenin komiserler tarafından yerine getirilmesine karar verecek ve bu durumda iflas idaresine ait görev ve yetkiler komiserler tarafından kullanılabilecektir. Bilindiği üzere 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunla 2004 sayılı Kanunun konkordato hükümlerinde yapılan değişiklikle, tasdike ilişkin kararın verilmesine kadar geçici ve kesin mühlet müesseseleri kabul edilmiştir. Bu aşamalarda Kanunda verilen görevleri ifa edecek konkordato komiseri (komiserleri) atanmaktadır. Kanunun 297 nci maddesinin birinci fıkrasına göre de mahkeme, borçlunun komiserin nezareti altında işlerine devam edebileceğine, bazı işlemlerinin ancak komiserin izni ile yapılması durumunda geçerli olabileceğine veya komiserin işletmenin faaliyetini tek başına devam ettirmesine karar verebilecektir. Dolayısıyla konkordato sürecinde, borçlunun komiserin denetimi altında olması nedeniyle alacaklıları ile aktif ve pasif tüm malvarlığı komiser tarafından bilinmektedir. İşte bu belirliliğin ve denetimin sağladığı bir imkân olarak konkordato talebinin ret ve iflas ile sonuçlanması halinde, söz konusu iflas tasfiyesinin taraf menfaatleri de gözetilmek suretiyle etkili bir şekilde yürütülerek sonuçlandırılabilmesi için bir yenilik olarak tasfiye usulüne mahkemece karar verilecektir. Bu kapsamda mahkemece adi tasfiyeye karar verilmesi halinde, borçlunun hukuki ve ekonomik durumunu en iyi bilen kişi olan komiserin (komiserlerin) iflas idaresine ait görev ve yetkileri kullanabilmesi, yani iflas idaresi oluşturulmadan komiserin bu tasfiyeyi sağlıklı bir şekilde sonuçlandırması imkânı getirilmektedir. Ancak mahkeme, tasfiyenin komiserler tarafından yapılması durumunda daha etkili, süratli ve tarafların menfaatine uygun olacağına kanaat getirdiği takdirde böyle bir kararı verebilecektir.

    • Değiştirildi Madde 308/c geçmişi (birinci cümle) 7327 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordatonun hükümlerinin düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 308/c maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde değişiklik yapılmaktadır. Yapılan değişikliğe göre, konkordatoda geçici mühlet kararından sonra komiserin izniyle akdedilmiş olan borçlar, adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi olmayacak ve temerrüdün oluşması durumunda icra takibine konu edilebilecektir. Bu alacaklar, 2004 sayılı Kanunun 206 ncı maddesi kapsamında rehinli alacaklardan hemen sonra ve diğer bütün alacaklardan önce ödenecektir. Ayrıca, konkordato talebinin iflasla sonuçlanması halinde iflas tasfiyesinde iflas alacaklılarından önce ödenmesi gereken masa borçlan arasında yer alacak ve böylece muhtemel bir iflas durumunda alacağını tahsil edebilme bakımından önemli bir garantiye kavuşturulmuş olacaktır.

    • Eklendi Geçici Madde 17 geçmişi 7327 sayılı Kanun, md. 8
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle, 2004 sayılı Kanunun iflas idaresi ve iflas dairesinin vazifelerini düzenleyen 223 üncü maddesine eklenen yeni fıkrayla iflas idare memurlarına ilişkin hükümlerde düzenlemeye gidildiğinden maddeyle geçiş hükümleri getirilmektedir. Buna göre, 223 üncü maddenin altıncı fıkrası uyarınca iflas idare memurları listesi oluşturuluncaya kadar listeden görevlendirme usulü dikkate alınmaksızın memur görevlendirileceği ve bir kişinin eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada memur olarak görev alma yasağının takibi amacıyla, görevlendirilen memurların, icra mahkemesinin bağlı bulunduğu bölge adliye mahkemesi bilirkişilik bölge kuruluna bildirileceği hüküm altına alınmaktadır.

    • Eklendi Madde 296 geçmişi (fıkra) 7327 sayılı Kanun, md. 4
      Eski ifade
      onayıyla
      Yeni ifade
      izniyle
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçlarının düzenlendiği 2004 sayılı Kanunun 296 ncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, modern iflas ve yeniden yapılandırma yaklaşımlarına uygun olarak sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerin devamının esas olduğu ve bu fıkra kapsamında geçici ve kesin mühlet süresince devam eden sözleşmeler nedeniyle borçlanılan edimlerin karşılıklı olarak ifa edileceği düzenlenmektedir. Böylece konkordatonun başarıya ulaşabilmesi için fıkradaki nitelikleri haiz sözleşmelerin devam edeceği ilke olarak ortaya konulmaktadır.

      İkinci fıkranın birinci cümlesinde yapılan değişiklikle, mahkemenin izniyle feshedilebilecek sözleşmelerin borçlunun tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen “aşırı külfetli” sözleşmeler olduğu açık şekilde hükme bağlanmaktadır. Ayrıca mahkemenin bu konuda vereceği kararın mahiyeti itibariyle izin kararı olduğu hükümde açıklığa kavuşturulmaktadır.

  13. 22 Ekim 2020

    • İptal edildi Madde 362/a geçmişi (madde) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2019/59 K.2020/61)

      Anayasa Mahkemesinin 22/10/2020 tarihli ve E.:2019/59; K.:2020/61 sayılı Kararı ile bu maddenin “8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren okullar …taşınır ve taşınmaz malları,… içinde bulunulan eğitim ve öğretim yılı sonunda haczedilir.” bölümü “8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren” yönünden iptal edilmiştir.

  14. 22 Temmuz 2020

    • Değiştirildi Madde 78 geçmişi (birinci fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 49
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 258 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ve 391 inci maddelerinde yapılan değişikliğe uyum sağlanması amacıyla ve aynı gerekçelerle yapılan bu değişiklikle, ihtiyati haciz kararlarının gerekçeli olarak verilmesi öngörülmekte ve yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati haciz kararı verilen tarafın da istinaf kanun yoluna başvurabilmesine imkân tanınmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 258 geçmişi (üçüncü fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 50
    • Metinden çıkarıldı Madde 8/a geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 48

      22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “veya sorgulanmasını talep edebilir” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında ibare değişikliği yapılmaktadır.

      26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa istinaf kanun yoluna ilişkin hükümler dercedilmiş ve bu kapsamda tashihi karar yoluna ilişkin hükümler yürürlükten kaldırılmıştır. Kanunun geçici 3 üncü maddesinde, istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin hükümlerin, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçeceği tarihe kadar uygulanmayacağı ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı düzenlenmektedir.

      Geçici 3 üncü maddede, 2016 yılında yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanması ilkesi kabul edilmiştir. Bu düzenlemeyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında istinaf yolunun uygulanmaması; temyiz ve tashihi karar yolunun uygulanması amaçlanmıştır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurulabilecek; tashihi karar kanun yolu mülga kılındığı için bu yola başvurulamayacaktır.

      İlk derece mahkemesinin yargılamanın yenilenmesi talebi konusunda verdiği karar da diğer kararlar gibi kanun yolu incelemesine tabidir. Bu kararların da geçici 3 üncü madde kapsamında bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce veya sonra verilmesine göre tabi olacağı kanun yolu değişecektir. Bir başka ifadeyle, yargılamanın yenilenmesi talebi hakkında ilk derece mahkemesince verilen kabul veya ret kararı, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmişse temyiz ve tashihi karar yoluna; sonra verilmişse istinaf ve temyiz yoluna tabi olacaktır.

      Geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkrasında, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında 1086 sayılı Kanunun 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı belirtilmiştir. 427 ilâ 444 üncü maddeler temyiz ve tashihi karar kanun yoluna ilişkin hükümleri; 445 ilâ 454 üncü maddeler ise yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümleri içermektedir. 6100 sayılı Kanun 1/10/2011 tarihinde yürürlüğe girerken yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümler de sevk etmiştir. 1/10/2011 tarihinden bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı tarihe kadar geçen sürede vaki yargılamanın yenilenmesi taleplerinin 6100 sayılı Kanun hükümleri uyarınca değerlendirileceği kuşkusuzdur. Ancak bu yargılama sonucunda verilen kararın tabi olduğu kanun yolu anlamında geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkrasında kıstas alınan tarih önem arz etmektedir. Yoksa bu yargılamanın 6100 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılacağı konusunda kuşku bulunmamaktadır.

  15. 20 Şubat 2019

    • Eklendi Geçici Madde 16 geçmişi 7165 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 364 ve ek 1 inci maddelerinde yapılan değişikliklere ilişkin geçiş hükmü düzenlenmekte ve 2/12/2016 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar verilen nihai kararlar bakımından temyiz yoluna başvurma sınırının kırk bin Türk lirası olarak uygulanacağı hükme bağlanmaktadır. 2004 sayılı Kanunun 364 üncü maddesinde bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri on bin Türk lirasını geçen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiş iken 2/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle on bin Türk liralık sınır, kırk bin Türk lirasına yükseltilmiştir.

      Geçici maddeyle, 2/12/2016 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar verilen nihai kararlar bakımından temyiz sınırının kırk bin Türk lirası olarak uygulanması hükme bağlanmakta ve oluşabilecek tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Ek Madde 1 geçmişi (fıkra) 7165 sayılı Kanun, md. 2
      Eski ifade
      onmilyon lirayı
      Yeni ifade
      on Türk lirasını
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunda yer alan bazı parasal sınırların her yıl yeniden değerleme oranında artırılmasını düzenleyen ek 1 inci maddesinde değişiklik yapılarak Kanunun 364 üncü maddesi de kapsama dahil edilmektedir. Böylelikle, 364 üncü maddede belirtilen parasal sınırın da her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağı açıkça hükme bağlanmaktadır.

  16. 6 Aralık 2018

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden bu sisteme entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağını elli kuruş karşılığında sorgulanabileceği hükme bağlanmaktadır. Bu miktarın peşin olarak tahsil edilmesi ve her yıl yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmektedir. Maddede ayrıca Adalet Bakanlığının bu miktarı artırma ve azaltmaya, gün ve dosya esaslı olmak üzere belirli sayıdaki sorgulamayı da ücretten istisna tutmaya yetkili olduğu belirtilmektedir. Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden bu ücretin alınmayacağı ayrıca alacaklının bir gün içinde aynı dosya üzerinden bir kez yapacağı sorgudan da ücret alınmayacağı hükme bağlanmaktadır. Böylece, elektronik ortamda robot yazılımlar da kullanılarak bir gün içinde, aynı dosyada ve aynı konuda aşırı sayıda sorgulama talebinde bulunularak sistemin tıkanmasına, talep hakkında karar vermek zorunda olan icra dairesinin iş yükünün gereksiz bir şekilde artmasına ve sonuçta sunulan hizmetin aksamasına neden olan, takip hukukuna ilişkin bir hakkı korumaktan da uzak olan taleplerin önüne geçilmesi ve hizmetin aşırı sorgulamadan kaynaklı donma, yavaşlama veya aksama yaşanmaksızın daha kaliteli bir şekilde sunulması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, borçlunun üçüncü şahısta bulunan malları ile alacaklarının haczini düzenleyen 2004 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine fıkra eklenmektedir. Eklenen fıkrayla, haciz ihbarnamesinin bildirimi, bu ihbarnameye verilecek cevaplar ve ihbarnameye bağlı diğer işlemlerin elektronik ortamda da yapılabilmesine imkan tanınmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordato başvurusunda ibraz edilmesi gereken, bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanacak olan rapora ilişkin esaslar yeniden belirlenmektedir.

      Öncelikle, raporu verecek denetim kuruluşları daraltılmakta ve “kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarının rapor hazırlaması öngörülmektedir. Ayrıca raporun niteliği değiştirilmekte ve fınansal analiz raporundan makul güvence veren denetim raporuna dönülmektedir. Yine denetimin standardı netleştirilmekte ve raporun Türkiye Denetim Standartlarına göre hazırlanması şart koşulmaktadır. Buna göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato başvurusu sırasında mahkemeye sunulacaktır.

      Böylece konkordato talep eden borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilmesi, borçlunun mali durumunu net bir şekilde ortaya koyan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporuna dayanacaktır. Yapılan değişiklik, borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.

      Maddeye ilave edilen fıkrayla, denetim raporunu hazırlayacak denetim kuruluşlarının faaliyetleri, bu kuruluşların hak ve yükümlülükleri, hazırlanan raporların ilgili kurum tarafından incelenmesi ve denetlenmesi, bu raporlar sebebiyle denetim kuruluşlarının idari ve hukuki sorumlulukları ile diğer hususlar hakkında 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanması hükme bağlanmaktadır. Böylece konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporlarını hazırlayanların çalışma şekli, denetimleri ve sorumlulukları açıkça düzenlenmekte ve bu çerçevede hazırlanacak raporla, konkordato talep edenin gerçek mali durumunun mahkeme huzuruna taşınması sağlanmaktadır.

      Eklenen son fıkrayla, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği belirtilmektedir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 286 geçmişi (fıkra) 7155 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordato başvurusunda ibraz edilmesi gereken, bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanacak olan rapora ilişkin esaslar yeniden belirlenmektedir.

      Öncelikle, raporu verecek denetim kuruluşları daraltılmakta ve “kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarının rapor hazırlaması öngörülmektedir. Ayrıca raporun niteliği değiştirilmekte ve fınansal analiz raporundan makul güvence veren denetim raporuna dönülmektedir. Yine denetimin standardı netleştirilmekte ve raporun Türkiye Denetim Standartlarına göre hazırlanması şart koşulmaktadır. Buna göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato başvurusu sırasında mahkemeye sunulacaktır.

      Böylece konkordato talep eden borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilmesi, borçlunun mali durumunu net bir şekilde ortaya koyan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporuna dayanacaktır. Yapılan değişiklik, borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.

      Maddeye ilave edilen fıkrayla, denetim raporunu hazırlayacak denetim kuruluşlarının faaliyetleri, bu kuruluşların hak ve yükümlülükleri, hazırlanan raporların ilgili kurum tarafından incelenmesi ve denetlenmesi, bu raporlar sebebiyle denetim kuruluşlarının idari ve hukuki sorumlulukları ile diğer hususlar hakkında 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanması hükme bağlanmaktadır. Böylece konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporlarını hazırlayanların çalışma şekli, denetimleri ve sorumlulukları açıkça düzenlenmekte ve bu çerçevede hazırlanacak raporla, konkordato talep edenin gerçek mali durumunun mahkeme huzuruna taşınması sağlanmaktadır.

      Eklenen son fıkrayla, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği belirtilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordato başvurusunda ibraz edilmesi gereken, bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanacak olan rapora ilişkin esaslar yeniden belirlenmektedir.

      Öncelikle, raporu verecek denetim kuruluşları daraltılmakta ve “kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarının rapor hazırlaması öngörülmektedir. Ayrıca raporun niteliği değiştirilmekte ve fınansal analiz raporundan makul güvence veren denetim raporuna dönülmektedir. Yine denetimin standardı netleştirilmekte ve raporun Türkiye Denetim Standartlarına göre hazırlanması şart koşulmaktadır. Buna göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato başvurusu sırasında mahkemeye sunulacaktır.

      Böylece konkordato talep eden borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilmesi, borçlunun mali durumunu net bir şekilde ortaya koyan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporuna dayanacaktır. Yapılan değişiklik, borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.

      Maddeye ilave edilen fıkrayla, denetim raporunu hazırlayacak denetim kuruluşlarının faaliyetleri, bu kuruluşların hak ve yükümlülükleri, hazırlanan raporların ilgili kurum tarafından incelenmesi ve denetlenmesi, bu raporlar sebebiyle denetim kuruluşlarının idari ve hukuki sorumlulukları ile diğer hususlar hakkında 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanması hükme bağlanmaktadır. Böylece konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporlarını hazırlayanların çalışma şekli, denetimleri ve sorumlulukları açıkça düzenlenmekte ve bu çerçevede hazırlanacak raporla, konkordato talep edenin gerçek mali durumunun mahkeme huzuruna taşınması sağlanmaktadır.

      Eklenen son fıkrayla, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği belirtilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, konkordato başvurusunda ibraz edilmesi gereken, bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanacak olan rapora ilişkin esaslar yeniden belirlenmektedir.

      Öncelikle, raporu verecek denetim kuruluşları daraltılmakta ve “kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşlarının rapor hazırlaması öngörülmektedir. Ayrıca raporun niteliği değiştirilmekte ve fınansal analiz raporundan makul güvence veren denetim raporuna dönülmektedir. Yine denetimin standardı netleştirilmekte ve raporun Türkiye Denetim Standartlarına göre hazırlanması şart koşulmaktadır. Buna göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato başvurusu sırasında mahkemeye sunulacaktır.

      Böylece konkordato talep eden borçlu hakkında geçici mühlet kararı verilmesi, borçlunun mali durumunu net bir şekilde ortaya koyan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporuna dayanacaktır. Yapılan değişiklik, borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sağlayacaktır.

      Maddeye ilave edilen fıkrayla, denetim raporunu hazırlayacak denetim kuruluşlarının faaliyetleri, bu kuruluşların hak ve yükümlülükleri, hazırlanan raporların ilgili kurum tarafından incelenmesi ve denetlenmesi, bu raporlar sebebiyle denetim kuruluşlarının idari ve hukuki sorumlulukları ile diğer hususlar hakkında 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanması hükme bağlanmaktadır. Böylece konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporlarını hazırlayanların çalışma şekli, denetimleri ve sorumlulukları açıkça düzenlenmekte ve bu çerçevede hazırlanacak raporla, konkordato talep edenin gerçek mali durumunun mahkeme huzuruna taşınması sağlanmaktadır.

      Eklenen son fıkrayla, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği belirtilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, üç komiser görevlendirilmesi halinde bunlardan birinin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş ve sorumlu denetçi olarak onaylanmış bağımsız denetçiler arasından seçilmesine ilişkin zorunluluk getirilmektedir. Mahkemenin bulunduğu ilin mülki sınırları içinde faaliyet gösteren bu nitelikte bir bağımsız denetçi bulunmuyorsa bu zorunluluk da söz konusu olmayacaktır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin beşinci ve altıncı fıkralarında yapılan değişikliklerle, konkordato komiserinin seçimi, nitelikleri ve eğitimi ile ilgili düzenleme yapılmaktadır.

      Beşinci fıkrada yapılan değişiklikle, komiser olarak görevlendirilmek için yönetmelikte belirlenecek eğitimin alınması ve bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan komiser listesine kayıtlı olunması zorunlu hale getirilmektedir. Ayrıca listede görevlendirilecek komiser bulunmaması halinde liste dışından da görevlendirme yapılabilecek ve bu durum bölge kuruluna bildirilecektir.

      Teklifle, üç komiser görevlendirilmesi durumunda bunlardan birinin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş ve sorumlu denetçi olarak onaylanmış bağımız denetçi olması zorunluluğu getirilmektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için komiserlik yapacak bağımsız denetçilere ilişkin listelerin, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca bilirkişilik bölge kurullarına bildirilmesi öngörülmektedir.

      Altıncı fıkrayla, konkordato komiserinin nitelikleri, eğitimi, eğitim verecek kurumlar ve eğitimden muaf tutulacak kişiler ile komiserliğe ilişkin diğer hususların yönetmelikte düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.

      Konkordato kurumunun sağlıklı, etkin ve verimli bir şekilde işleyebilmesi, komiserlerin yetkinliği ile doğrudan ilgilidir. Düzenlemeyle, komiserlerin yetkinliğinin artırılması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin beşinci ve altıncı fıkralarında yapılan değişikliklerle, konkordato komiserinin seçimi, nitelikleri ve eğitimi ile ilgili düzenleme yapılmaktadır.

      Beşinci fıkrada yapılan değişiklikle, komiser olarak görevlendirilmek için yönetmelikte belirlenecek eğitimin alınması ve bilirkişilik bölge kurulları tarafından oluşturulan komiser listesine kayıtlı olunması zorunlu hale getirilmektedir. Ayrıca listede görevlendirilecek komiser bulunmaması halinde liste dışından da görevlendirme yapılabilecek ve bu durum bölge kuruluna bildirilecektir.

      Teklifle, üç komiser görevlendirilmesi durumunda bunlardan birinin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş ve sorumlu denetçi olarak onaylanmış bağımız denetçi olması zorunluluğu getirilmektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için komiserlik yapacak bağımsız denetçilere ilişkin listelerin, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca bilirkişilik bölge kurullarına bildirilmesi öngörülmektedir.

      Altıncı fıkrayla, konkordato komiserinin nitelikleri, eğitimi, eğitim verecek kurumlar ve eğitimden muaf tutulacak kişiler ile komiserliğe ilişkin diğer hususların yönetmelikte düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.

      Konkordato kurumunun sağlıklı, etkin ve verimli bir şekilde işleyebilmesi, komiserlerin yetkinliği ile doğrudan ilgilidir. Düzenlemeyle, komiserlerin yetkinliğinin artırılması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, geçiş hükmü düzenlenmektedir.

    • 6/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle bu bentte yer alan “uymazsa” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddedilmesi ve iflasa tabi olan borçlu bakımından iflasa, iflasa tabi olmayan borçlu bakımından da talebin reddine karar verilmesine ilişkin hallere, borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket etmesi durumu da eklenmektedir. Atıf sebebiyle bu hüküm geçici mühlet içinde de uygulanabilecektir.

  17. 2 Temmuz 2018

  18. 9 Mayıs 2018

    • Eklendi Madde 362/a geçmişi 7141 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Madde ile, özel okullar ile özel öğrenci yurtları ve benzeri kurumların taşınır ve taşınmaz mallarının haczi yapılırken öğrencilerin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilmesi amacıyla bu kurumların borçlarına ilişkin haciz işlemlerinin eğitim ve öğretim yılı sonuna bırakılması amaçlanmaktadır.

  19. 28 Şubat 2018

    • Eklendi Madde 128 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 1
    • Değiştirildi Madde 179 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 3
    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 179/a geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 65
    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 179/b geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 65
    • Değiştirildi Madde 185 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 4
    • Değiştirildi Madde 206 geçmişi (birinci fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 5
    • Değiştirildi Madde 210 geçmişi (birinci fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 7
    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 210 geçmişi (ikinci fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 7
    • Değiştirildi Madde 224 geçmişi (birinci fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 227 geçmişi (cümle) 7101 sayılı Kanun, md. 9
    • Değiştirildi Madde 232 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 10
    • Değiştirildi Madde 285 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 13
    • Değiştirildi Madde 286 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 14
      Eski ifade
      Konkordato talebinin nazara alınması şartları:
    • Değiştirildi Madde 287 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 15
      Eski ifade
      Mühlet:
    • Değiştirildi Madde 288 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 16
      Eski ifade
      Mühletin ilanı:
    • Değiştirildi Madde 289 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 17
      Eski ifade
      Mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:
    • Değiştirildi Madde 290 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 18
      Eski ifade
      Mühletin borçlu bakımından sonuçları:
    • Değiştirildi Madde 291 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 19
      Eski ifade
      Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:
    • Değiştirildi Madde 292 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 20
      Eski ifade
      Alacaklıları davet ve alacakların bildirilmesi:
    • Değiştirildi Madde 293 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      Alacaklılar hakkında borçlunun beyana daveti:
    • Değiştirildi Madde 294 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 22
      Eski ifade
      Alacaklıların toplanması:
    • Değiştirildi Madde 295 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 23
      Eski ifade
      Müşterek borçlulara karşı haklar:
    • Değiştirildi Madde 296 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 24
      Eski ifade
      Konkordatonun mahkemede incelenmesi:
    • Değiştirildi Madde 297 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 25
      Eski ifade
      Konkordatonun kabulü için lazımgelen ekseriyet:
    • Değiştirildi Madde 298 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 26
      Eski ifade
      Konkordatonun tasdiki
    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 298/a geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 65
    • Değiştirildi Madde 299 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 27
      Eski ifade
      Kanun yollarına başvurma:
    • Eklendi Madde 308/a geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/b geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/c geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/ç geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/d geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/e geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/f geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/g geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 37
    • Eklendi Madde 308/h geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 38
    • Değiştirildi Madde 309 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 39
    • Değiştirildi Madde 309/b geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 41
    • Değiştirildi Madde 309/k geçmişi (ikinci fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 43
    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 329/a geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 65
    • Eklendi Geçici Madde 14 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 46
    • Değiştirildi Madde 177 geçmişi (bent) 7101 sayılı Kanun, md. 2
      Eski ifade
      301 inci
      Yeni ifade
      308 inci
    • Değiştirildi Madde 208 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 6
      Eski ifade
      üç
      Yeni ifade
      iki
    • Değiştirildi Madde 235 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 11
      Eski ifade
      297 nci maddenin son fıkrasına
      Yeni ifade
      302 nci maddenin altıncı fıkrasına
    • Eklendi Genel 7101 sayılı Kanun, md. 38

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    • Eklendi Genel 7101 sayılı Kanun, md. 38

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    • Eklendi Genel 7101 sayılı Kanun, md. 38

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    • Eklendi Genel 7101 sayılı Kanun, md. 38

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 309/a geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 40
      Eski ifade
      icra
      Yeni ifade
      asliye ticaret
    • Değiştirildi Madde 309/g geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 42
      Eski ifade
      336/a
      Yeni ifade
      26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu
    • Değiştirildi Madde 309/l geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 44
      Eski ifade
      308 inci maddeler
      Yeni ifade
      308/g maddeleri,
    • Eklendi Genel 7101 sayılı Kanun, md. 38

      28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 309/s geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 45
      Eski ifade
      307 nci madde ile 308 inci maddenin
      Yeni ifade
      308/e maddesi ile 308/f maddesinin
  20. 15 Ağustos 2017

  21. 24 Kasım 2016

    • Değiştirildi Madde 363 geçmişi (fıkra) 6763 sayılı Kanun, md. 3
      Eski ifade
      bin lirayı
      Yeni ifade
      yedi bin Türk lirasını
    • Değiştirildi Madde 364 geçmişi (madde) 6763 sayılı Kanun, md. 4
      Eski ifade
      onbin lirayı
      Yeni ifade
      kırk bin Türk lirasını
  22. 3 Kasım 2016

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa madde eklemek suretiyle, icra ve iflas daireleri ve icra mahkemeleri tarafından yapılacak bilirkişi görevlendirmeleri bakımından da Kanunda öngörülen hükümler ile bilirkişilik kurumuna ilişkin hüküm içeren ilgili diğer kanun hükümlerinin uygulanması sağlanmaktadır. İcra ve İflas Kanunu kapsamında, icra ve iflas daireleri ile icra mahkemelerinin bilirkişi incelemesi yaptırması SÖZ konusu olabilmektedir. Bu kapsamda, 2004 sayılı Kanun uyarınca yapılan şikâyet, istihkak, sıra cetveline itiraz, tasarrufun iptali gibi davalarda bilirkişi görevlendirirken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan hükümler; icra ve iflas suçları sebebiyle açılacak davalarda bilirkişi görevlendirirken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan hükümler uygulanacaktır. Yine haciz uygulamasında veya satıştan önceki kıymet takdiri aşamasında icra daireleri tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan hükümler uyarınca bilirkişi görevlendirilebilecektir.

  23. 15 Temmuz 2016

    • Eklendi Madde 179/c geçmişi Kaynak belirtilmemiş
    • Değişikliğin gerekçesi

      İcra ve İflas Kanununa eklenen geçici maddeyle, 2004 sayılı Kanunun bu Kanunla değişik hükümlerinin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflas erteleme talepleri hakkında uygulanması hükme bağlanmaktadır. Bu kapsamda iflasın ertelenmesine ilişkin 179, 179/a ve 179/b maddeleri ile konkordatoya ilişkin 287 inci maddenin bu Kanunla değiştirilen hükümleri ile Kanuna eklenen 179/c maddesi hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan iflas erteleme talepleri hakkında uygulanacaktır.

      Öte yandan, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş iflasın ertelenmesi kararlarına dayanılarak yapılan uzatma talepleri hakkında verilecek kararlar da, iflasın ertelenmesi talebi hakkında verilmiş karara ilişkin kanun yoluna tabi olacaktır.

      Yine kayyımların görevlendirileceği dosya sayısının üçle sınırlandırılmış olması karşısında uygulamanın ne şekilde yürütüleceğine ilişkin geçici madde hükmü sevk edilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 179/a geçmişi (madde başlığı) 6728 sayılı Kanun, md. 2
      Eski ifade
      Erteleme tedbirleri:
      Değişikliğin gerekçesi

      179/a maddesinin 14/1/2011 tarihli ve 6103 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile değişik birinci fıkrası ilke olarak korunmakla birlikte, özellikle kayyımın taşıması gereken nitelikler ve kayyıma yüklenen görevler ile sorumluluklar açıklanmakta, böylece uygulamada ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Düzenicmeye göre kayyım gerek yönetim gerek denetim amacıyla atansın, envanter işlemlerini başlatacak ve kontrolü altında yürütecektir. İşletme doktrinindeki terminolojiye uygun olarak kayyım, envanter işlemlerinin aralıklarla denetimi ile değil, sürekli biçimde kontrolü ile görevlendirilmektedir.

      Maddenin ikinci fıkrasındaki ilan, kapsamı genişletilmek suretiyle korunmaktadır.

      İlanla Kanunun 173 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “müdahale veya itiraz” olarak düzenlenen yargılamaya iştirak yolu, kıyasen, iflas erteleme talepleri için de kabul edilmektedir. 4949 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra da alacaklıların yargılamaya katılmaları ve bu bağlamda delil sunmaları, itiraz ve beyanda bulunmaları ve hatta verilen kararı temyiz etmeleri imkânları benimsenerek bunun yasal dayanağa kavuşturulması yanında, art niyetli ve yargılamayı sürüncemede bırakacak şekilde uygulanmasının da önüne geçilmek istenmekte ve bu nedenle itiraz, süreye tâbi tutulmaktadır. İletişim kanallarının gelişmiş, yaygın ve hızlı olduğu günümüzde alacaklıların, iflas erteleme başvurusundan kolaylıkla haberdar olduğu ve yasal yollara başvurduğu bilinmektedir. İtiraz sadece “iflas erteleme şartlarının bulunmadığı” ve “talebin reddinin istenebileceği” hallerle sınırlı tutulmaktadır. Ertelemeyi destekleyen alacaklıların borçlu ile her zaman borç yapılandırması veya sırada sona geçme anlaşması (TTK.m.376/son), gibi yollara gidebileceği; hatta şirket ya da kooperatife ayni ya da nakdi destek olabileceği, borçlarını teminatlandırabileceği düşünüldüğünde, bunları her zaman şirket ya da kooperatif yönetimi ve özellikle kayyım kanalıyla projeye ve mahkemeye yansıtabileceği kabul edilmektedir.

      İkinci fikrada yapılan düzenlemeyle iflas erteleme talebi, kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırlarının tescil edilmek üzere tücaret sicil müdürlüğüne bildirileceği ve Kanunun 166 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerindeki usule göre ilan edileceği hükme bağlanmaktadır.

      179/a maddesinin üçüncü fikrası, daha önce Kanunda normatif düzenlemesi bulunmayan fakat mahkemelerce uygulanan ve sonrasında 6103 sayılı Kanunun 41 inci maddesi ile norma dönüştürülen tedbir kurumuna açıklık getirme amacını taşımaktadır.

      Maddeyle getirilen üç önemli değişiklik bulunmaktadır. Bunlardan ilki yargılama aşamasında verilecek tedbirlerin neler olduğunun açıklanmasıdır. Uygulamada çoğu kez farklı tedbirlerin verildiği, alacaklılar ile borçlular arasında farklılık yaratıldığı ve nihai hükümle verilenden daha fazlasının yargılama aşamasında tedbirle verildiği tecrübe edildiğinden, tedbirlerin netleştirilmesinde fayda görülmektedir. İkinci önemli değişiklik yargılama aşamasında verilen tedbirlerin toplam erteleme süresinden sayılmasına ilişkin düzenlemedir. Yargıtay'ın bu konudaki kararları bir istikrar kazanmamıştır. Yargılama sürecindeki gereksiz uzamalar ve birçok somut olayda özellikle erteleme kararlarının bozulması sonrasında erteleme süresinin yasal beş yıllık süreyi aştığı, sekiz-on yıl gibi sürelere ulaştığı yönündeki yakınmalar sıklıkla dile getirilir olmuştur. Düzenlemeyle bir yandan borçluya erteleme projesinin başarılı -u— olabilmesi için net bir süre verilmekte, öte yandan da alacaklının katlanması gereken süre belirginleştirilmektedir. Üçüncü yenilik ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının uygulanmayacağının hükme bağlanmasıdır. Özellikle ihtiyati haciz uygulamalarının da tıpkı kesin hacizler gibi durdurulmasının sağlanması önemli görülmektedir. Yargıtay uygulaması ile bir kısım öğretinin benimsediği “ihtiyati haczin bir takip muamelesi olmadığı” düşüncesinden hareketle, hakkında iflas ertelemesi tedbirleri verilmiş borçlular aleyhine ihtiyati haciz uygulanarak ertelemenin amacına aykırı davranılması suretiyle borçlunun durumunun kötüleştirildiği ve ıslahın zorlaştırıldığı görüldüğünden, bu yönde bir düzenleme yapılması gerekli görülmektedir.

      Dördüncü fıkrayla iflas erteleme yargılaması sırasında tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü halinde aynı mahkemeye yapılacak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve devamı maddeleri uyarınca istinaf yoluna başvurulabileceği hükme bağlanmaktadır.

      Beşinci fıkra uyarınca kayyım, mahkemece uygun görülecek sürelerde şirket veya kooperatifin faaliyetleri hakkında rapor düzenlemek konusunda da görevlendirilmektedir.

      Raporda bulunması gereken hususların kanunda tek tek yazılması mümkün olmamakla beraber, sermaye artırımı ödemelerinin gerçekliği ve bunların kullanım yerlerinin raporda yer alması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Uygulamada küçük tutarların sermaye ödemesi adı altında bankaya yatırıldığı, aynı paranın kısa bir süre sonra çekilerek tekrar aynı ad altında yatırılmak suretiyle art niyetli davranışlara tevessül edildiği gözlemlendiğinden artırıldığı belirtilen sermayenin kullanım yerinin de raporda yer alması gerektiğine dikkat çekilmektedir.

      Talepte bulunan şirket ya da kooperatifin faaliyet gösterdiği sektörün özellikleri de dikkate alınarak dönemler itibarıyla üretim miktarı, ham madde dengesi, üretim için kullanılan enerji miktarı gibi önemli verilerin kayyımın raporunda karşılaştırmalı olarak gösterilmesi de gerekmektedir.

      Altıncı fıkrada mahkemenin gerektiğinde kayyımın görevine son verebileceği ve görevine son verilen ya da istifa eden kayyımın yerine yenisini seçebileceğine ilişkin düzenleme yer almaktadır. Mahkemece atanan kayyımların mahkemenin bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına bildirilmesi ve bir kişinin aynı anda en fazla üç dosyada kayyım olarak atanabilmesi öngörülmektedir. Böylece bir yandan kayyımların görevlerini yeterli zaman ayırmak suretiyle sağlıklı bir şekilde yürütebilmeleri amaçlanırken diğer yandan uygulamada bir kayyımın aynı anda yürüttüğü iş sayısı sebebiyle meydana gelen duraksama ve şikayetlerin önlenmesi hedeflenmektedir. Adalet komisyonları nezdinde, mahkemelerce görevlendirilen kayyımlara ilişkin özel bir sicil tutulacaktır.

      Kayyımın aldığı dosya sayısının denetimi, adalet komisyonlarından sorulmak suretiyle gerçekleştirilebilecektir. Kayyımın sorumluluğu hakkında ise Kanunun 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına atıf yapılmaktadır. Buna göre kayyım kusurundan ileri gelen zarardan sorumlu tutulacaktır ve Türk Ceza Kanununun uygulanmasında kamu görevlisi sayılacaktır.

      Yedinci o fıkrada mahkemenin yargılama sırasında odinleyebileceği kişiler belirlenmektedir. Şirket veya kooperatifin mali durumu, projenin açıklanması ve uygulanmasına ilişkin gelişmeler ile ertelemeye layık olma unsuru bakımından beyanları alınmak Oüzere yetkililerin odinlenmesi Okonusunda hakime kanuni bir dayanak oluşturulmaktadır.

      179/a maddesinin sekizinci fikrası erteleme yargılaması sırasında en çok bir kere revize iyileştirme projesi verilebileceği hususunu düzenlemektedir. Uygulamada anlamlı sayılmayacak nitelikte değişiklikler içeren yeni (gözden geçirilmiş<iyileştirilmiş-revize) projelerin sunulduğu; mahkemenin her seferinde bunların değerlendirilmesi için bilirkişi görüşüne başvurduğu ve bu suretle yargılama sürecinin uzatıldığı gözlemlendiğinden, bu yolun kısıtlanması amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle özellikle bilirkişi raporunda gösterilen olumsuzlukların bir sefere mahsus olarak verilecek revize iyileştirme projesiyle giderilmesi imkanı, borçludan esirgenmemiştir. Esasen ilave sermaye artırımı, sırada sona geçme ve borç yapılandırma sözleşmeleri, alacaklıların alacaklarından feragatleri gibi önemli iyileşme unsurları, her aşamada kayyım tarafından mahkemeye yansıtılabilecektir. Bu nedenle getirilen düzenlemenin borçlu aleyhine olmadığı, bilakis yargılamayı hızlandırma amacına hizmet ettiği kabul edilmektedir.

      Dokuzuncu fikrayla iflasın ertelenmesi taleplerinin öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu fikra, hem ilk derece mahkemeleri, hem de bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda bu tür davaların görülmesine ilişkin ilkeyi ortaya koymaktadır.

      Maddenin son fıkrasında iflas erteleme yargılaması sonucunda mahkeme tarafından verilebilecek kararlar düzenlenmektedir. Buna göre mahkemenin, projeyi ciddi ve inandırıcı bulması ve şirket veya kooperatifi iflas ertelemeye layık görmesi halinde iflâsın ertelenmesine; şirket veya kooperatifin borca batık olmadığını tespit etmesi durumunda iflas erteleme talebi ile iflas davasının reddine; aksi takdirde şirketin veya kooperatifin iflasına karar vereceği hükme bağlanmaktadır.

      Bu düzenlemeyle, iflasın ertelenmesinin borca batıklık ve iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olması yönündeki iki temel unsuruna, üçüncü bir temel unsur olarak “borçlunun iflas ertelemeye layık olması” unsuru ilave edilmektedir. Borçlunun iflas ertelemeye layık olması 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralının özel bir uygulama şekli olup, bu unsura öğretide ve az sayıdaki Yargıtay kararında değinilmiştir. Bu ilkenin art niyetli erteleme taleplerinin önüne geçmekte ciddi bir fayda sağlayacağı ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla yönlendirileceği ve kapsamının belirlenebileceği düşünülmektedir. İflas ertelemenin borçlu için bir hak olmayıp bir lütuf (atıfet) düzenlemesi olduğu yönündeki ilke dikkate alındığında, borçlunun mali anlamda iyi bir proje sunması yanında objektif ve subjektif iyiniyetini de ortaya koyması beklenmektedir. Örnek. olarak sahte ya da çifte ticari kayıtlar tutan, mal kaçıran, borçlarını saklayan, çok sık adres değiştirerek alacaklılarından kaçan ve mahkemenin yetkisine etki etmeye çalışan, ard arda birden çok kez iflasın ertelenmesi ve konkordato yoluna giden borçluların ertelemeye layık olmadıkları kabul edilebilecektir.

      Yine uygulamada sıkça karşılaşılan, art arda merkez değişikliği yapmak suretiyle yetkili mahkemenin talep sahibi şirket veya kooperatif tarafından belirlenmesi noktasında özellikle alacaklılar bakımından ortaya çıkan sorunun giderilmesi hususu yargısal içtihatlara bırakılmakta ve bu hususta iflas ertelemeye layık olma unsuru mahkemeler tarafından başvurulabilecek önemli bir kıstas olarak görülmektedir. Bu nedenle 2004 sayılı Kanunun 154 üncü maddedeki ilke korunmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 179/b geçmişi (madde başlığı) 6728 sayılı Kanun, md. 3
      Eski ifade
      Erteleme kararının etkileri:
      Değişikliğin gerekçesi

      179/b maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen düzenlemeler korunmakla birlikte erteleme tedbirlerinin ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının infazını da kapsadığı, bir diğer deyişle erteleme halinde ihtiyati tedbir kararları ile ihtiyati haciz kararlarının da uygulanmayacağı tasrih edilmektedir.

      Dördüncü fıkrada erteleme süresinin bir yıl olduğuna ilişkin ilke korunmakta; bu sürenin mahkemece uygun görülmesi halinde bir yıl daha uzatılabileceği hükme bağlanmaktadır. Mevcut düzenlemeye göre dört yıl olarak uygulanması gereken fakat yargı sürecindeki sorunlar nedeniyle çoğu kez daha uzun sürelere yayılan uzatma dönemi bir yıl ile sınırlandırılmaktadır. İstatistiki verilerden, erteleme süresinin uzun tutulduğu durumlarda şirket ve kooperatiflerin büyük çoğunlukla iflas halinden kurtulamadığının ve bu dönemde borçların artıp mal varlığının azaldığının görüldüğü; iflas kararı sonrasında masa mevcudunun ericleme yargılaması başındaki duruma göre eridiğinin ve alacaklıların daha kötü duruma düştüklerinin gözlemlendiği dikkate alınarak uzatma sürelerinin kısalılması yoluna gidilmektedir. Yargıtay uygulaması istikrar kazanmış olmakla birlikte erteleme ve uzatma kararları kesinleşmeden, yeniden uzatma istendiği ve karara bağlandığı; önceki kararın Yargıtayca bozulması üzerine borçlu ve alacaklıların hukuki durumlarının ve. özellikle tedbirlerin hukuki durumlarının belirsiz bir hal aldığı görüldüğünden, bu sorunun giderilmesi için bekletici sorun kurumu Kanuna alınmaktadır. 179/a maddesindeki gerekçelerle uzatma yargılaması sırasında da en çok bir kez revize proje sunulabilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.

      Beşinci fıkra yargılama aşamasındaki kayyımın görevine devam edebileceği ya da erteleme kararından sonraki dönem için mahkemece yeni kayyım atanabileceği hususunu düzenlemektedir. Mali uygulama ve işletme gerekleri çerçevesinde üçer aylık rapor düzenlenmesi gerekli olup bu raporda özellikle şirket veya kooperatifin proje kapsamında iyileşme gösterip göstermediği belirtilmelidir. Eğer erteleme kararının verildiği ve kayyımın atandığı tarih üçer aylık dönem dışındaysa, işletme gerekleri çerçevesinde kayyımın kıst dönem için rapor hazırlaması gerekir. Olağanüstü gelişmelerin rapor edilmesi de kayyıma görev olarak verilmektedir. Bu gelişmeler projenin gerçekleşmesini sağlayacak ciddi sermaye artışı ve sair yeni kaynak sağlanması gibi olumlu gelişmeler olabileceği gibi borçlunun iflas ertelemeye layık olması şartını zedeleyecek olumsuz gelişmeler de olabilir.

      Maddenin altıncı ve yedinci fıkralarıyla, erteleme süresi dolmadan ve erteleme süresi sonunda mahkeme tarafından verilebilecek karar türleri düzenlenmektedir. Buna göre erteleme süresi sonunda, kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, borca batıklığın devam ettiğini tespit eden mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflasına karar verecektir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporundan, şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına; şirket veya kooperatifin bu aşamada borca batıklığının ortadan kalktığı sonucuna varırsa, erteleme talebi ile iflas davasının reddine karar verecektir.

      Maddenin son fikrasıyla, iflas erteleme talebi üzerine mahkemece verilen nihai kararların hüküm fıkralarının tescil edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğüne bildirileceği ve 166 ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde öngörülen usulle ilan ettirileceği hükme bağlanmaktadır. Bildirim ve ilana ilişkin bu son fikra hükmü, hem 179/a maddesinin onuncu fıkrası uyarınca verilen hem de 179/b maddesinin altı ve yedinci fıkraları uyarınca verilen nihai kararlar hakkında uygulanacaktır. Kanun, 179/b maddesinin dördüncü fıkrasında, iflas erteleme ve uzatma süresini “erteleme süresi” olarak nitelediğinden hem ilk iflas erteleme talebi üzerine verilecek kararların hem de uzatma talebi sonucunda verilecek kararın aynı bildirim ve ilan usulüne tabi tutulmaları doğaldır.

  24. 6 Şubat 2014

  25. 2 Temmuz 2012

    • Eski ifade
      İcra daireleri ve memurları:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra dairelerinde çalışan personelin uzmanlaşmasını sağlamak ve böylece hizmet kalitesini artırmak amacıyla, sadece icra dairelerinde çalışacak icra katipliği kadrosu ihdas edilmektedir.

      Yapılan yeni düzenlemeye göre, icra müdür ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılacak olan yazılı sınav ve yine Bakanlıkça yapılacak sözlü sınav sonucuna göre atanacaktır. İcra katipleri, merkezî sınavda başarılı olanlar arasından Bakanlıkça yetki verilecek adalet komisyonları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre atanacaktır. İcra dairelerinde görev yapan kadrolu icra katiplerinin yeterli olmaması durumunda, Bakanlıkça belirlenecek esaslar çerçevesinde adalet komisyonlarınca icra dairelerinde zabıt katibi, mübaşir ve hizmetli görevlendirilecektir.

      Ayrıca, icra müdürü, icra müdür yardımcısı veya icra katibinin izin ve hastalık gibi herhangi bir nedenden dolayı yokluğu durumunda bu görevin adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilecek bir yazı işleri müdürü veya zabıt katibi tarafından yerine getirileceği hükme bağlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kararların gerekçeli olarak icra tutanaklarına yazılması kabul edilmektedir.

      Uygulamada talepler hakkında gerekçe yazılmadan karar verilmekte, genellikle bu işlem kaşe kullanılarak yerine getirilmektedir. Bu değişiklikle, standart ifadeli kaşe kullanılmasının önüne geçilerek kararlarda yaşanabilecek keyfiliğin önlenmesi ve böylece etkin bir denetim sağlanması amaçlanmaktadır.

      Taraflar, gerekçesi olmayan kararları anlamada, değerlendirmede zorlanmakta, bu nedenle şikayete veya itiraza konu etmektedirler. Bu şekilde kararlara gerekçe yazılması tarafları ikna etmede daha etkili olacak, aynı zamanda işlemin şikâyete konu edilmesi hâlinde etkin ve hızlı bir denetim sağlanması imkânı doğacaktır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra ve iflas dairelerinde her türlü iş ve işlemlerde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminin kullanılması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Eski ifade
      Para ve değerli eşyanın tevdii:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra ve iflas dairelerinde yaşanan bir takım aksaklıkları önlemek amacıyla tahsilatların ve ödemelerin banka aracılığıyla yapılması, icra ve iflas dairelerinin para ile ilişiğinin en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, haciz sırasındaki borçlu veya üçüncü kişiler tarafından yapılan ödeme nedeniyle tahsil edilen paraların en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk işgünü çalışma saati sonuna kadar icra ve iflas dairelerinin banka hesabına yatırılması gerekmektedir. Diğer tüm ödemeler ilgili icra ve iflas dairesinin banka hesabına yapılacaktır. Hesaba yatırılan paralardan alacaklıya veya yediemin, bilirkişi, çilingir ve şoför gibi diğer ilgili kişilere ödenmesi gereken tutar, talimat verilmek suretiyle ilgililerin banka hesap numarasına aktarılacaktır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler düzenlenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 18 geçmişi (birinci fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 6
    • Değiştirildi Madde 58 geçmişi (birinci fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 9
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, takip talebinin elektronik ortamda da yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.

      Böylece Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemini (UYAP) kullanan avukatlar bürolarından icra takip talebinde bulunabileceklerdir. Yine Tasarıyla alacaklının takip talebinde bulunurken banka adını ve hesap numarasını da bildirmesi sağlanarak, icra dairesi tarafından yapılan tahsilatların alacaklı hesabına aktarılması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, takip talebinin elektronik ortamda da yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.

      Böylece Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemini (UYAP) kullanan avukatlar bürolarından icra takip talebinde bulunabileceklerdir. Yine Tasarıyla alacaklının takip talebinde bulunurken banka adını ve hesap numarasını da bildirmesi sağlanarak, icra dairesi tarafından yapılan tahsilatların alacaklı hesabına aktarılması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, takip talebinin elektronik ortamda da yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.

      Böylece Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemini (UYAP) kullanan avukatlar bürolarından icra takip talebinde bulunabileceklerdir. Yine Tasarıyla alacaklının takip talebinde bulunurken banka adını ve hesap numarasını da bildirmesi sağlanarak, icra dairesi tarafından yapılan tahsilatların alacaklı hesabına aktarılması amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 60 geçmişi (birinci fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 10
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra müdürünün ödeme emri düzenleyebilmesi için takip talebinin Kanunda öngörülen şartları içerip içermediğini incelemesi koşulu getirilmektedir. 2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Kanunun çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, takip talebinin kabul edilmemesi halinde de gerekçenin icra müdürü tarafından tutanağa yazılması gerektiği açıktır. Ayrıca 2004 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak icra dairesi tarafından düzenlenen ödeme emrinde yer alması gereken unsurlarda değişiklik yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra müdürünün ödeme emri düzenleyebilmesi için takip talebinin Kanunda öngörülen şartları içerip içermediğini incelemesi koşulu getirilmektedir. 2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Kanunun çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, takip talebinin kabul edilmemesi halinde de gerekçenin icra müdürü tarafından tutanağa yazılması gerektiği açıktır. Ayrıca 2004 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak icra dairesi tarafından düzenlenen ödeme emrinde yer alması gereken unsurlarda değişiklik yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, icra müdürünün ödeme emri düzenleyebilmesi için takip talebinin Kanunda öngörülen şartları içerip içermediğini incelemesi koşulu getirilmektedir. 2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Kanunun çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, takip talebinin kabul edilmemesi halinde de gerekçenin icra müdürü tarafından tutanağa yazılması gerektiği açıktır. Ayrıca 2004 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak icra dairesi tarafından düzenlenen ödeme emrinde yer alması gereken unsurlarda değişiklik yapılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların hacizlerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye göre, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için gerekli her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmaktadır.

      Ayrıca, icra memurunun mal ve hakların haczi konusunda değerlendirme ve takdir yetkisine sahip olduğu açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      2004 sayılı Kanunun “Tutanaklar” kenar başlıklı 8 inci maddesine bu Tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle yeni bir fıkra eklenerek, icra ve iflas dairelerince verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara yazılması hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gereğince, icra memurunun yapacağı değerlendirme sonucu bir şeyin haczedilip haczedilemeyeceği konusundaki kararını gerekçeli olarak verecektir. Böylece icra memurunun keyfi kararlar vermesinin önlenmesi ve denetim kolaylığının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Madde ile, haczedilen taşınır malların toplam değerinin onaltı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının beş katından az olması halinde bu malların muhafaza altına alınmayacağı, borçluya veya üçüncü kişilere yediemin olarak bırakılacağı düzenlenmektedir. Böylece, borçlunun zorunlu ihtiyaç duyduğu ve paraya çevrilme masraflarını karşılamayacak malların muhafaza altına alınması önlenerek yediemin depolarına götürülmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

      Uygulamada bazı yediemin depolarının gerekli altyapı ve donanıma sahip olmadan uygunsuz fiziki ortamlarda hizmet verdiği, bu depolarda bulunan malların muhafazasında ve denetiminde büyük zorluklar yaşandığına yönelik şikâyetler bulunmaktadır. Ayrıca, uygulamada yasal bir düzenleme bulunmaması nedeniyle denetimsiz çalışan yediemin depolarına hukukî bir altyapı hazırlanması ve bu depoların daha verimli işletilebilmesi amacıyla, hacizli malların Adalet Bakanlığına ait yediemin depolarında veya bu Bakanlık tarafından işletme yetki belgesi verilen gerçek veya tüzel kişilere ait lisanslı yediemin depolarında muhafaza edilmesi hükme bağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 89 geçmişi (yedinci fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 18
      Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, haczedilen şeyin, borçlunun elinde olmayıp da üçüncü bir şahıs nezdinde bulunması hâlinde bu malın muhafaza altına alınması yerine, üçüncü kişinin kabul etmesi durumunda yediemin olarak kendisine bırakılması düzenlenmektedir. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verecektir. Bu süre içinde dava açılmaz ise üçüncü şahsın iddiası kabul edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, alacaklı tarafından süresinde açılan istihkak davası sonuçlanıncaya kadar hacizli malın satışı yapılmayacaktır. Kanunun 88 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki mevcut düzenlemeye göre, üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedilince alacaklı üçüncü şahsın yedieminliğine muvafakat etmiyorsa malın muhafaza altına alınması gerekmektedir. Üçüncü şahsın fiili hakimiyetinde ve zilyetliğinde bulunan haczedilen malların, sadece alacaklının talebine istinaden muhafaza altına alınması, uygulamada büyük sıkıntılara neden olabilmektedir. Bu düzenlemeyle, istihkak davasında dava açma ve ispat külfetinin alacaklıya düşmesi nedeniyle istihkak davasının devamı süresince malın muhafaza altına alınmaması ve satışının yapılmaması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kanuni müddet içinde bir malın satılmasının istenebilmesi için, masrafların yatırılması gerektiği hususu açıklığa kavuşturulmaktadır. Ayrıca süresinde satış talebinde bulunmadığı için haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklının o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olacağı hükme bağlanarak icra takibinin sürüncemede bırakılmaması amaçlanmaktadır.

      Haczedilen resmi sicile kayıtlı malların, icra dairesiyle yapılacak yazışmalar sonucunda haczin kalktığının tespit edilmesi halinde, sicili tutan idare tarafından haciz şerhinin terkin edileceği ve işlemin ilgili icra dairesine bildirileceği hükme bağlanarak, bu tür işlemlerin kısa sürede yerine getirilmesi sağlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler düzenlenmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, satış ilanının tebliğinde, satışa konu taşınmaz üzerinde hak sahibi olan ilgililerinin adreslerinin tapuda kayıtlı olmaması durumunda 6099 sayılı Kanunla 7201 sayılı Tebligat Kanununda yapılan değişikliğe paralel olarak, varsa adres kayıt sistemindeki adreslerinin tebligat adresleri olarak kabul edileceği hükme bağlanmakta ve gazete veya elektronik ortamda yapılan satış ilânlarının tebligat yerine geçeceği düzenlenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 150/e geçmişi (birinci fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 32
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, hacizden itibaren, taşınır mallarda bir yıl olan satış isteme süresini altı aya, taşınmaz mallarda iki yıl olan satış isteme süresini ise bir yıla indirmeyi öngören Tasarının 12 nci maddesiyle paralellik sağlanması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kambiyo senetleri hakkındaki özel takip usullerinde ödeme emrine yazılması gereken hususları düzenleyen 2004 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Düzenlemeyle, Tasarının çerçeve 7 nci ve 8 inci maddeleriyle 2004 sayılı Kanunun ilamsız takiplerde takip talebini düzenleyen 58 inci ve ödeme emrini düzenleyen 60 ıncı maddelerinde yapılan değişikliklerle paralelliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, kambiyo senetleri hakkındaki özel takip usullerinde ödeme emrine yazılması gereken hususları düzenleyen 2004 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Düzenlemeyle, Tasarının çerçeve 7 nci ve 8 inci maddeleriyle 2004 sayılı Kanunun ilamsız takiplerde takip talebini düzenleyen 58 inci ve ödeme emrini düzenleyen 60 ıncı maddelerinde yapılan değişikliklerle paralelliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

      Gökhan

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, iflas yoluyla takipte ödeme emrine yazılması gereken hususları düzenleyen 2004 sayılı Kanunun 171 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu düzenlemeyle Tasarının çerçeve 7 ve 8 inci maddeleriyle 2004 sayılı Kanunun ilamsız takiplerde takip talebini düzenleyen 58 inci ve ödeme emrini düzenleyen 60 ıncı maddelerinde yapılan değişikliklerle paralelliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, iflas yoluyla takipte ödeme emrine yazılması gereken hususları düzenleyen 2004 sayılı Kanunun 171 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu düzenlemeyle Tasarının çerçeve 7 ve 8 inci maddeleriyle 2004 sayılı Kanunun ilamsız takiplerde takip talebini düzenleyen 58 inci ve ödeme emrini düzenleyen 60 ıncı maddelerinde yapılan değişikliklerle paralelliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunda yapılan değişikliklere ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.

      Geçici 9 uncu maddeyle, 2004 sayılı Kanunda değişiklik öngören Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan icra takiplerinde ilgililere yapılacak ödemelerin banka hesap numaralarına yapılabilmesi için altı aylık süre tanınmaktadır.

      Geçici 10 uncu maddeyle, Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan takip işlemlerine değişiklikten önceki hükümlerin uygulanacağı hükmü getirilmektedir. Böylece, daha önce başlatılan takip işlemleri bakımından hangi hükümlerin uygulanacağı hususunda doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      Geçici 11 inci maddeyle, Adalet Bakanlığının, 2004 sayılı Kanunun değişik 88 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hukuki ve teknik her türlü altyapıyı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tamamlaması ve lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerdeki mevcut depo ve garajlarda muhafaza işlemlerine, mevcut yönetmelik ve ücret tarifeleri çerçevesinde devam olunmasına ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir. Öte yandan lisans alamayan mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiye usulüne ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunda yapılan değişikliklere ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.

      Geçici 9 uncu maddeyle, 2004 sayılı Kanunda değişiklik öngören Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan icra takiplerinde ilgililere yapılacak ödemelerin banka hesap numaralarına yapılabilmesi için altı aylık süre tanınmaktadır.

      Geçici 10 uncu maddeyle, Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan takip işlemlerine değişiklikten önceki hükümlerin uygulanacağı hükmü getirilmektedir. Böylece, daha önce başlatılan takip işlemleri bakımından hangi hükümlerin uygulanacağı hususunda doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      Geçici 11 inci maddeyle, Adalet Bakanlığının, 2004 sayılı Kanunun değişik 88 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hukuki ve teknik her türlü altyapıyı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tamamlaması ve lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerdeki mevcut depo ve garajlarda muhafaza işlemlerine, mevcut yönetmelik ve ücret tarifeleri çerçevesinde devam olunmasına ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir. Öte yandan lisans alamayan mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiye usulüne ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunda yapılan değişikliklere ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.

      Geçici 9 uncu maddeyle, 2004 sayılı Kanunda değişiklik öngören Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan icra takiplerinde ilgililere yapılacak ödemelerin banka hesap numaralarına yapılabilmesi için altı aylık süre tanınmaktadır.

      Geçici 10 uncu maddeyle, Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden önce başlatılan takip işlemlerine değişiklikten önceki hükümlerin uygulanacağı hükmü getirilmektedir. Böylece, daha önce başlatılan takip işlemleri bakımından hangi hükümlerin uygulanacağı hususunda doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

      Geçici 11 inci maddeyle, Adalet Bakanlığının, 2004 sayılı Kanunun değişik 88 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hukuki ve teknik her türlü altyapıyı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tamamlaması ve lisanslı yediemin depoları faaliyete geçinceye kadar o yerdeki mevcut depo ve garajlarda muhafaza işlemlerine, mevcut yönetmelik ve ücret tarifeleri çerçevesinde devam olunmasına ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir. Öte yandan lisans alamayan mevcut depo ve garajlarda muhafaza edilen ancak hukuken muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiye usulüne ilişkin geçiş hükmü getirilmektedir.

    • 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 106 ncı maddesiyle, bu maddenin 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Yürürlük maddesidir.

    • Metinden çıkarıldı Madde 13/a geçmişi (fıkra) 6352 sayılı Kanun, md. 5

      2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “, diğer örneğinin ise en geç o ayın sonunda Adalet Bakanlığına gönderilmesi” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 13/a maddesi gereğince Cumhuriyet savcıları tarafından ilk defa yapılacak teftiş sonucu düzenlenecek raporların bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine ilişkin düzenleme yazışmalara ve bürokrasiye yol açtığından metinden çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      yüzde kırktan
      Yeni ifade
      yüzde yirmiden
    • Eski ifade
      yüzde kırktan
      Yeni ifade
      yüzde yirmiden
    • Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      bir ay
      Yeni ifade
      iki ay
    • Değiştirildi Madde 115 geçmişi (madde başlığı) 6352 sayılı Kanun, md. 25
      Eski ifade
      İhalenin yapılması ve geri bırakılması:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde yapılan değişikliğe paralelliğin sağlaması amacıyla ihalenin ilanda belirtilen yer, gün ve saatte yapılacağı, ihalenin elektronik ortamda verilen en yüksek teklif esas alınarak başlatılacağı düzenlenmektedir.

    • Eski ifade
      iki ay
      Yeni ifade
      üç ay
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü ve 126 ncı maddelerine taşınır ve taşınmaz satışlarına ilişkin getirilen yeni düzenlemelere uyumun sağlanması amacıyla, taşınırlarda bir ay olan satış süresi iki ay, taşınmazlarda iki ay olan satış süresi üç ay olarak değiştirilmektedir.

    • Eski ifade
      yüzde kırktan
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      yüzde kırkından
      Yeni ifade
      yüzde yirmisinden
    • Eski ifade
      116 ve 242 nci maddeler
      Yeni ifade
      242 nci madde
      Değişikliğin gerekçesi

      2004 sayılı Kanunun 116 ncı maddesi Tasarıyla yürürlükten kaldırıldığından, Kanunun 243 üncü maddesinin ikinci fıkrasında 116 ncı maddeye yapılan atıf anlamsız kalmıştır. Bu sebeple bu atfın yürürlükten kaldırılması gerekmiştir.

    • 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 106 ncı maddesiyle, bu maddenin 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Yürürlük maddesidir.

    • 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 106 ncı maddesiyle, bu maddenin 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.

      Değişikliğin gerekçesi

      Yürürlük maddesidir.

  26. 14 Ocak 2012

    • Değiştirildi Madde 31 geçmişi 6103 sayılı Kanun, md. 41
      Eski ifade
      İrtifak haklariyle gemi üzerindeki intifa haklarına mütedair ilamlar:
  27. 31 Mart 2011

    • Değiştirildi Madde 353 geçmişi (birinci fıkra) 6217 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası değiştirilerek, disiplin ve tazyik hapsine ilişkin kararlara karşı yapılacak itirazlara bakacak mahkeme belirlenmektedir. Bu düzenleme ile kararı veren mahkeme tarafından, yapılan itirazın yerinde görülmesi durumunda kararın düzeltilmesi, yerinde görülmemesi durumunda ise dosyanın üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi hükme bağlanmaktadır. Öte yandan uygulamada ağır ceza mahkemeleri yerine, itiraz merci olarak icra mahkemeleri veya asliye ceza mahkemeleri öngörülmektedir. Böylece itirazların öncelikle bu konuda uzman olan icra mahkemelerince incelenmesine imkân tanınmaktadır. Yine bu düzenlemeyle çok yoğun bir iş yükü altında çalışan ağır ceza mahkemelerinin asıl işlerine daha fazla zaman ayırabilmeleri mümkün hale gelecektir.

      DİLEK 725 -

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 354 üncü maddesinin başlığı “Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek haller” şeklinde değiştirilmekte ve maddeye eklenen fıkrayla nafaka borçları hariç olmak üzere belli bir miktarın altındaki borçlar bakımından disiplin ve tazyik hapsinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 354 geçmişi (madde başlığı) 6217 sayılı Kanun, md. 6
      Eski ifade
      Davanın ve cezanın düşmesi :
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 354 üncü maddesinin başlığı “Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek haller” şeklinde değiştirilmekte ve maddeye eklenen fıkrayla nafaka borçları hariç olmak üzere belli bir miktarın altındaki borçlar bakımından disiplin ve tazyik hapsinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir.

  28. 14 Ocak 2011

  29. 28 Şubat 2008

    • İptal edildi Madde 337 geçmişi (birinci fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2006/71 K.2008/69)
  30. 21 Şubat 2007

    • Eklendi Madde 128 geçmişi (fıkra) 5582 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      Konut finansman sisteminin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi, alacakların takip sürecinin hızlı ve sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesini gerektirmektedir. Bu süreçte hak sahiplerinin haklarının doğru ve süratli olarak belirlenebilmesi açısından, kıymet takdiri yapan kişi ve kurumların taşımaları gereken nitelikler ile çalışma usul ve esaslarının sağlam kurallara bağlanması zorunludur.

      Sermaye piyasası mevzuatında gayrimenkul değerleme faaliyetinin kimler tarafından yürütülebileceği ve bu kişilerin taşıması gereken nitelikler, değerleme faaliyetini yürüten kişi ve kurumların çalışma esasları, raporlama standartları ve değerleme ilkeleri belirlenerek, bu esaslara aykırılıkların yaptırımları düzenlenmiştir. Ayrıca, değerleme hizmeti verebilecek kurumlar, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından listeye alınmakta ve yine Sermaye Piyasası Kurulu tarafından bu faaliyeti yürütebilecek değerleme uzmanları, sınava tabi tutularak lisans verilmekte ve bu kişilerin sicilleri tutulmaktadır. Kanun hükmünde belirtilen kıymet takdirlerinin Sermaye Piyasası Kurulu tarafından listeye alınmış kurumlar veya Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine göre lisans almış kişiler tarafından yapılması hizmetin kalitesini artıracağı gibi, kıymet takdirine itirazları azaltacak ve takip sürecinin kısalmasına katkıda bulunarak konut finansman sistemine olan güveni artıracaktır.

      Madde hükmü çerçevesinde, bu görev, değerleme kurumlarına verilebileceği gibi, herhangi bir kuruma bağlı olmayan değerleme uzmanlarına da verilebilecektir.

    • Eklendi Madde 128/a geçmişi (fıkra) 5582 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      İcra ve İflas Kanununun 128 inci maddesi çerçevesinde yaptırılan kıymet takdirine ilişkin olarak, icra mahkemesine yapılan şikâyet üzerine icra mahkemesinin yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermesi halinde, söz konusu incelemenin Sermaye Piyasası Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (r) bendi uyarınca yetki verilmiş kişi veya kurumlara yaptırılması gerekmektedir.

      Madde hükmü çerçevesinde bu görev değerleme kurumlarına verilebileceği gibi, herhangi bir kuruma bağlı olmayan değerleme uzmanlarına da verilebilecektir.

      Kanun hükmünde belirtilen bilirkişi incelemesinin Sermaye Piyasası Kurulu tarafından listeye alınmış kurumlar veya Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine göre lisans almış kişiler tarafından yapılması, hizmetin kalitesini artıracağı gibi takip sürecinin kısalmasına katkıda bulunarak konut finansman sistemine olan güveni artıracaktır.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 5582 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      Ülkemiz koşullarında ipoteğin paraya çevrilmesi sürecinde, taşınmazın satışına ilişkin ihalenin feshi talepleri, bu taleplerin görüşüldüğü mahkeme sürecinin uzun olması nedeniyle ipoteklerin paraya çevrilme sürecini uzatmakta ve alacaklıların zarara uğramasına neden olmaktadır. Bu nedenle, ihalenin feshi taleplerinde geçerli olan para cezası oranı artırılarak, bu tür taleplerin kötü niyetli olarak kullanılmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 149/a geçmişi (fıkra) 5582 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Konut finansmanı amacıyla kredi, finansal kiralama ve benzeri finansal işlemlere esas ipotekle temin edilmiş alacakların tahsilatının hızlandırılabilmesi amacıyla, ipoteğin paraya çevrilmesi sürecinde icranın geri bırakılması hakkındaki talebin reddine ilişkin tetkik mercii kararını temyiz eden borçlunun, satışı durdurabilmesi için yatırması gereken teminat oranı takip konusu alacağın yüzde onbeşi nispetinden, yüzde kırkı nispetine artırılmıştır. Bu suretle, bu tür taleplerin kötü niyetli olarak kullanılmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.

      Temyiz talebinin reddedilmesi durumunda, merhunun takdir edilen ve kesinleşen değerinin alacağı karşılamaya yetmeyeceğinin anlaşılması halinde, kalan tutar, yatırılan teminattan karşılanacak, varsa teminatın kalan kısmı teminatı yatırana iade edilecektir.

    • Eklendi Geçici Madde 8 geçmişi 5582 sayılı Kanun, md. 6
      Değişikliğin gerekçesi

      İcra ve İflas Kanununda yapılan değişikliklerle icra prosedüründe taşınmazın satışı aşamasındaki değerlemelerin sermaye piyasası mevzuatı uyarınca gayrimenkul değerleme faaliyeti konusunda yetki verilmiş kişi veya kurumlar tarafından yapılması öngörülmektedir. Ancak ülke genelinde gerekli nitelikleri haiz gayrimenkul değerleme uzmanlarının yetişmesi, mesleğin örgütlenmesi ve ihtiyaçlara cevap verebilecek düzeye gelmesi için üç yıllık bir geçiş sürecine ihtiyaç duyulmaktadır. Geçiş süreci içerisinde, konut finansmanından kaynaklanan alacakların ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibinde ipotekli taşınmaz için kıymet takdirinin veya bilirkişi incelemesinin, gerekli nitelikleri taşıyarak sermaye piyasası mevzuatı uyarınca gayrimenkul değerleme faaliyeti konusunda yetki almış kişi ve kurumların yanı sıra, diğer uzman bilirkişiler tarafından da yapılabilmesine imkan tanınmıştır.

  31. 31 Mayıs 2005

    • Değiştirildi Madde 331 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesinde değişiklik yapılmıştır. Maddede tanımlanan suça karşılık, hapis veya adlî para cezası öngörülmüştür. Bu değişiklik çerçevesinde madde metni içerisinde yer alan gereksiz hükümler metinden çıkarılmıştır. Ayrıca birinci fıkrada sayılan fiillerin bilinçli taksirle işlenmesi durumunda ise verilecek cezada indirim yapılması öngörülmüştür.

    • Değiştirildi Madde 332 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 2
    • Değiştirildi Madde 333 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddede yapılan değişiklikle İcra ve İflas Kanununun 333 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki hapis cezasının üst sınırı iki yıla indirilmiş, ikinci fıkrasındaki "menfaat vaat ettirilmesi" ibaresi metinden çıkarılmıştır. Üçüncü fıkra metni ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununu sistematiğine uygun olarak yeniden formüle edilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 333/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 4
    • Değiştirildi Madde 334 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 334 üncü maddesi değiştirilmektedir. Madde yer alan "gerçeğe aykırı hesap ve bilanço göstererek" ibaresi metinden çıkarılarak yerine "hileli tutum ve davranışlarıyla" ibaresi konulmuştur. Bu değişiklikle belgede sahtecilik söz konusu suçun unsuru olmaktan çıkarılmıştır. Aksi takdirde daha ağır cezayı gerektiren belgede sahtecilik bu maddede tanımlanan suçun bir unsuru olarak düşünüleceği için bu suçtan dolayı ayrıca kişiye ceza verme imkanı olmayacaktı. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen sisteme göre bir suçun işlenmesi sırasında belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunacaktır. Madde metninde yapılan değişiklik Türk Ceza Kanunundaki bu sisteme uyumu sağlamak amacını taşımaktadır. Ayrıca madde metnindeki "hafif hapis" ibaresi "hapis" olarak değiştirilerek fiil kabahat olmaktan çıkarılmış ve suç haline getirilmiştir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 334/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemine uymayan ve kaldırılması durumunda uygulamada bir boşluk doğmayacak olan İcra ve İflas Kanununun 332, 333/a, 334/a, 335, 336/a, 352/a ve 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 336 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 6
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 336 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddede yapılan değişiklikle fiil kabahate dönüştürülmüş ve karşılığında yaptırım olarak idari para cezası öngörülmektedir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 336/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemine uymayan ve kaldırılması durumunda uygulamada bir boşluk doğmayacak olan İcra ve İflas Kanununun 332, 333/a, 334/a, 335, 336/a, 352/a ve 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 337 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 7
      Eski ifade
      Mal beyanı için gelmiyenlerin ve beyanda bulunmıyanların ve istenen malı teslim etmiyenlerin cezası:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 337 nci maddesi değiştirilmektedir. Buna göre maddede düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen borçluya hapis cezası yerine disiplin hapsi verilmesi öngörülmüştür. Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde bu ceza düşecektir.

    • Değiştirildi Madde 337/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 8
    • Değiştirildi Madde 338 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 9
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 338 inci maddesinde değişiklik yapılmıştır. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle fiil kabahat olmaktan çıkarılıp suç haline dönüştürülmüş ve karşılığında öngörülen hapis cezasının miktarı da artırılmıştır. Bu düzenlemeyle malvarlığına ilişkin olarak gerçeğe aykırı beyanda bulunma ceza hukuku yaptırımını gerektiren bir fiil olarak mütalaa edilmiştir. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları birleştirilerek düzenlenen yeni ikinci fıkradaki yükümlülüğün yerine getirilmemesi karşılığında ise, yerine getirilmesini sağlamak amacına yönelik olarak, tazyik hapsi öngörülmüştür.

    • Değiştirildi Madde 339 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 10
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 339 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddede yapılan tek değişiklik hapis cezası yerine disiplin hapsinin getirilmiş olmasıdır. Kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, ceza düşecektir. Maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları, üç ve dördüncü fıkraları olarak teselsül ettirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 340 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 11
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 340 ıncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 111 inci maddesinde düzenlenen borcu ödeme şartını makul bir neden olmaksızın ihlal eden borçluya verilecek ceza tazyik hapsine dönüştürülmüştür. Borcun ödenmesi durumunda borçlu tahliye edilecektir.

    • Değiştirildi Madde 341 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 12
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddede düzenlenen çocuk teslimi kararına muhalefetin cezası hapis cezasından tazyik hapsine dönüştürülmüştür. Kararın gereği yerine getirilince kişi tahliye edilecektir.

    • Değiştirildi Madde 342 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesinde 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yapılan atıf, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre yeniden düzenlenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 343 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 14
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 343 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre maddede yer alan hapis cezası tazyik hapsine dönüştürülmüştür.

    • Değiştirildi Madde 344 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 15
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 344 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre maddede yer alan hapis cezası tazyik hapsine dönüştürülmüştür.

    • Değiştirildi Madde 345/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 16
    • Değiştirildi Madde 345/b geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 17
    • Değiştirildi Madde 346 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 18
      Eski ifade
      Davaların birleştirilmemesi:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 346 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu düzenlemeye göre, Kanunun bu Babında yer alan suçlar ve disiplin veya tazyik hapsini gerektiren fiillerle ilgili davalara ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesinde bakılacaktır.

    • Değiştirildi Madde 347 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 347 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre şikayet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşecektir.

    • Değiştirildi Madde 348 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 20
      Değişikliğin gerekçesi

      Yetki konusunun düzenlendiği bu maddenin ifade biçiminde yukarıdaki maddelere uygun olarak değişiklik yapılmıştır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 352/a geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemine uymayan ve kaldırılması durumunda uygulamada bir boşluk doğmayacak olan İcra ve İflas Kanununun 332, 333/a, 334/a, 335, 336/a, 352/a ve 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 352/b geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemine uymayan ve kaldırılması durumunda uygulamada bir boşluk doğmayacak olan İcra ve İflas Kanununun 332, 333/a, 334/a, 335, 336/a, 352/a ve 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 353 geçmişi 5358 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      İstinaf yoluna başvurma
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara ağır ceza mahkemesinde itiraz edilebileceği, ikinci fıkrasında idari para cezasıyla ilgili olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve üçüncü fıkrasında suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.

    • Eklendi Madde 354 geçmişi (fıkra) 5358 sayılı Kanun, md. 22
      Değişikliğin gerekçesi

      İcra İflas Kanununun 354 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Yapılan değişiklikle tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararları için zamanaşımı düzenlenmiştir. Buna göre bu kararların kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemeyeceği esası kabul edilmiştir.

  32. 31 Mart 2005

    • Değiştirildi Genel 5328 sayılı Kanun, md. geçici 1

      Bu Kanunun yürürlük tarihi 31/3/2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesiyle “1 Haziran 2005” şeklinde değiştirilmiştir.

  33. 2 Mart 2005

    • Değiştirildi Madde 10/a geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      İcra hakimi ve yardımcılarının reddi:
      Değişikliğin gerekçesi

      İstinaf yoluna uyum amacıyla maddede gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 36 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 5
      Eski ifade
      İcranın geri bırakılması için verilecek mühlet:
      Değişikliğin gerekçesi

      Yapılan değişiklikle istinaf yoluna uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 40 geçmişi (birinci fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      Yapılan değişiklikle istinaf yoluyla uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 40 geçmişi (ikinci fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      Yapılan değişiklikle istinaf yoluyla uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 97 geçmişi (beşinci fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 9
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklikle, takibin devamına dair verilen tetkik mercii kararının kesin olacağı hükmü getirilmiştir. Sekizinci fıkrada ise sadece "takibin ertelenmesine karar verilen durumlarda açılan istihkak davası sırasında 106 ncı maddedeki satış isteme müddetlerinin işlemeyeceği" hükmü getirilmiştir. Ayrıca istinaf yoluyla uyum sağlamak amacıyla ondördüncü fıkraya "istinaf" sözcüğü eklenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 97 geçmişi (ondördüncü fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 9
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklikle, takibin devamına dair verilen tetkik mercii kararının kesin olacağı hükmü getirilmiştir. Sekizinci fıkrada ise sadece "takibin ertelenmesine karar verilen durumlarda açılan istihkak davası sırasında 106 ncı maddedeki satış isteme müddetlerinin işlemeyeceği" hükmü getirilmiştir. Ayrıca istinaf yoluyla uyum sağlamak amacıyla ondördüncü fıkraya "istinaf" sözcüğü eklenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 149/a geçmişi (ikinci fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 10
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle istinaf yoluna başvurulduğunda teminat karşılığında satışın durdurulması olanağı sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 150/a geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 11
      Değişikliğin gerekçesi

      İstinaf yoluyla uyumu sağlamak amacıyla maddede gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 164 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 12
      Eski ifade
      Yargıtaya müracaat:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle istinaf yoluna uyum sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 169/a geçmişi (son fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin son fıkrasında yapılan değişiklikle istinaf yoluyla uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 182 geçmişi (ikinci fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 14
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle iflâsın kalkması kararına karşı kanun yollarına başvurma esası getirilerek bunun hangi usullerle yerine getirileceği belirtilmiştir.

    • Eklendi Madde 254 geçmişi (fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 15
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle iflâsın kapanması hakkındaki karara karşı kanun yollarına başvurma esası benimsenerek, bunun hangi usullerle yerine getirileceği belirtilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 265 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 17
    • Değiştirildi Madde 320 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 20
      Eski ifade
      Temyize müracaat:
      Değişikliğin gerekçesi

      İstinaf yoluna uyum amacıyla maddede gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 363 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 24
      Değişikliğin gerekçesi

      Mahkemelerin yeniden teşkilâtlanmasıyla hukuk sistemimize giren istinaf yoluna başvurma usulü İcra ve İflâs Kanununun 363 üncü maddesinde bu maddeyle yapılan değişiklikle düzenlenmektedir. Böylece 362 nci maddeden sonra gelen bölüm başlığı "KANUN YOLLARINA BAŞVURU VE SON MADDELER" ve 363 üncü maddenin kenar başlığı "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar ve kötü niyet" olarak değiştirilmiştir.

      Maddenin birinci fıkrasıyla icra tetkik merciinin İcra ve İflâs Kanununun 85 inci maddesinin uygulama biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekalet ücreti, İcra ve İflâs Kanununun 103 üncü maddesinin uygulama biçimi ve davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresi içinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, İcra ve İflâs Kanununun 263 üncü maddesinin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve İcra ve İflâs Kanununun 36 ncı maddesine göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararlar dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak ve malın değer veya miktarının beşyüzmilyon lirayı geçmesi şartıyla, kararın tefhim ve tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrası ile de icra tetkik merci kararları aleyhine kötü niyetle istinaf yoluna başvurulması halinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.

      Maddenin son fıkrasında istinaf yoluna başvurunun satıştan başka icra işlemlerini durdurmayacağı vurgulanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 364 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflâs Kanununun 364 üncü maddesi değiştirilmek suretiyle, ihalenin feshi ve istihkak davalarında bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri ikimilyar lirayı geçen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulması imkânı getirilmiş ve temyiz yoluna başvurmanın usulü düzenlenmiştir. Temyiz edenin Devlet olması halinde teminat gösterme zorunluğu olmadığı belirtilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 365 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 26
      Eski ifade
      Tetkik merciinin temyiz talebini reddetmesi:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflâs Kanununun 365 inci maddesi başlığıyla birlikte değiştirilerek, istinaf dilekçesinin tetkik mercii hâkimliğince reddi düzenlenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 366 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflâs Kanununun 366 ncı maddesi başlığıyla birlikte değiştirilerek, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayın inceleme usulü gösterilmiştir.

    • Eklendi Geçici Madde 7 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 29
    • Eklendi Madde 24 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 2

      2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle “icra mahkemesinden” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya istinaf” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle taşınır teslimine dair ilâmların icrasında bölge adliye mahkemesinden de icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi olanağı sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 32 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 3

      Bu maddenin ikinci cümlesinde yer alan “temyiz yahut” ibaresi, 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle “istinaf veya temyiz yahut” olarak değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle bölge adliye mahkemesinden de icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi olanağı sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 33 geçmişi (fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 4

      2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “temyiz süresi” ibareleri, “istinaf veya temyiz yoluna başvuru süresi”; “temyiz yoluna gidebilir.” İbaresi “istinaf veya temyiz yoluna başvurabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Yapılan değişiklikle istinaf yoluna uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 38 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 6

      Bu maddede yer alan “noter senetleri ve” ibaresi, 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle “noter sanetleri, istinaf ve” şeklinde değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle ilâm mahiyetini haiz belgeler arasına istinaf yoluna başvururken alınan kefaletnameler de ilave edilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 69 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 8

      Bu fıkrada yer alan “kararı temyiz eden” ibaresi, 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle “karara karşı istinaf yoluna başvuran” şeklinde değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Yapılan değişiklikle istinaf yoluna uyum sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 327 geçmişi 5311 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      Temyiz
      Yeni ifade
      Bölge adliye mahkemesi
      Değişikliğin gerekçesi

      İstinaf yoluna uyum amacıyla maddede gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 328 geçmişi (fıkra) 5311 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      temyiz de
      Yeni ifade
      bölge adliye mahkemesi de
      Değişikliğin gerekçesi

      İstinaf yoluna uyum amacıyla maddede gerekli düzenlemeler yapılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 362/a geçmişi (madde başlığı) 5311 sayılı Kanun, md. 24
      Eski ifade
      Temyizi kabil kararlar, kötü niyetle temyiz halinde yapılacak işlem:
      Değişikliğin gerekçesi

      Mahkemelerin yeniden teşkilâtlanmasıyla hukuk sistemimize giren istinaf yoluna başvurma usulü İcra ve İflâs Kanununun 363 üncü maddesinde bu maddeyle yapılan değişiklikle düzenlenmektedir. Böylece 362 nci maddeden sonra gelen bölüm başlığı "KANUN YOLLARINA BAŞVURU VE SON MADDELER" ve 363 üncü maddenin kenar başlığı "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar ve kötü niyet" olarak değiştirilmiştir.

      Maddenin birinci fıkrasıyla icra tetkik merciinin İcra ve İflâs Kanununun 85 inci maddesinin uygulama biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekalet ücreti, İcra ve İflâs Kanununun 103 üncü maddesinin uygulama biçimi ve davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresi içinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, İcra ve İflâs Kanununun 263 üncü maddesinin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve İcra ve İflâs Kanununun 36 ncı maddesine göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararlar dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak ve malın değer veya miktarının beşyüzmilyon lirayı geçmesi şartıyla, kararın tefhim ve tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrası ile de icra tetkik merci kararları aleyhine kötü niyetle istinaf yoluna başvurulması halinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.

      Maddenin son fıkrasında istinaf yoluna başvurunun satıştan başka icra işlemlerini durdurmayacağı vurgulanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 366 geçmişi (madde başlığı) 5311 sayılı Kanun, md. 26
      Eski ifade
      Yargıtay kararları:
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle İcra ve İflâs Kanununun 365 inci maddesi başlığıyla birlikte değiştirilerek, istinaf dilekçesinin tetkik mercii hâkimliğince reddi düzenlenmiştir.

  34. 12 Şubat 2004

    • Değiştirildi Madde 128/a geçmişi (birinci cümle) 5092 sayılı Kanun, md. 2
    • Eklendi Madde 309/m geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/n geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/o geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/ö geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/p geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/r geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/s geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/ş geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/t geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/u geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Eklendi Madde 309/ü geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 8
    • Değiştirildi Geçici Madde 5 geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 10
    • Eklendi Geçici Madde 6 geçmişi 5092 sayılı Kanun, md. 11
    • Değiştirildi Genel 5092 sayılı Kanun, md. 11
      Eski ifade
      mercii hâkimi
      Yeni ifade
      icra hâkimi
    • Değiştirildi Madde 166 geçmişi (fıkra) 5092 sayılı Kanun, md. 3

      12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle, bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “yurt düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden” ibaresi, “tirajı ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden”; üçüncü cümlesinde geçen “en yüksek” ibaresi ise, “ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan” olarak değiştirilmiştir.

    • Değiştirildi Genel 5092 sayılı Kanun, md. 8

      Onikinci Babın başlığı, “Konkordato” iken, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

    • Eklendi Genel 5092 sayılı Kanun, md. 8

      Bu üst başlık, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 333/a geçmişi (madde başlığı) 5092 sayılı Kanun, md. 9
      Eski ifade
      Konkordatoda yetkili kimseleri hataya düşüren veya konkordato koşullarına uymayan borçlunun cezası:
    • Eklendi Geçici Madde 5 geçmişi (bend) 5092 sayılı Kanun, md. 10

      12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bendde “sözleşmelerde” ibaresinden sonra gelmek üzere “de” ibaresi eklenmiştir.

    • Eklendi Geçici Madde 5 geçmişi (bent) 5092 sayılı Kanun, md. 10

      12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte “davalarında” ibaresinden sonra gelmek üzere “da” ibaresi eklenmiştir.

  35. 17 Temmuz 2003

    • Değiştirildi Madde 4 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 1
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle icra ve iflâs dairelerinde çalışan personelin işlemlerini denetleme bakımından yeni düzenlemeler getirilmiştir.

      Bilindiği üzere, birden fazla icra hâkimi olan yerlerde bir de "icra reisi" bulunmaktadır.

      İcra reisinin yardımcısı durumunda bulunan icra hâkimleri, icra ve iflâs dairelerinde çalışan personelin işlemlerini, gerektiği şekilde denetleyememektedirler. Çünkü bu personel üzerinde gözetim ve denetim yetkisi doğrudan doğruya icra reisine ait bulunmaktadır. Öte yandan, "icra hâkimi yardımcısı" unvanı, aslında son derece seri karar alabilme yeteneğine ve geniş bir hukuk kültürüne sahip olması gereken ve Anayasanın 152 nci maddesi anlamında bir mahkeme olan tetkik merciinin başında bulunan tetkik mercii hakiminin statüsü ile de bağdaşmamaktadır.

      Uygulamada zorluklar yaratan bu duruma son verilerek Adalet Bakanlığıca, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde, tetkik merciinin birden fazla dairesinin kurulması; icra reisliği kurumunun kaldırılması ve her tetkik mercii hâkiminin, kendisine Adlî Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflâs dairelerinin işlemlerine yönelik şikâyet ve itirazlar ile idarî işlemlerine bakması, gözetim ve denetimlerini yapması öngörülmüştür. Dağılımın dönüşümlü olarak yapılmasıyla, tetkik mercii hakiminin hep aynı icra dairesinin işlemlerine bakıp denetlemesinden doğabilecek sakıncalar giderilmek istenmiştir.

      İş durumuna göre tetkik merciinin birden fazla dairesi bulunan yerlerde iş dağılımının ve buna ilişkin esasların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirleneceği hükme bağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 13 geçmişi (birinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 2
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle tetkik mercii hâkimlerinin veya bu görev kanun gereğince kendilerine verilmiş hâkimlerin icra ve iflâs dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikâyet ve itirazları inceleme yetkisi İcra ve İflâs Kanununun 4 üncü maddesinde düzenlendiğinden, bu hükme paralel olarak 13 üncü maddede, 4 üncü maddeye yollama yapılmak suretiyle icra ve iflâs daireleri üzerindeki gözetim ve denetimin ne şekilde uygulanacağı açıklığa kavuşturulmuştur.

    • Eklendi Madde 14 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      - Yargıtay kararları günümüzde yeteri kadar yayımlanamamaktadır. Bu ise uygulamanın, Yargıtay kararlarını bilmemesi nedeniyle yanlış kararları tekrarlaması ve Yargıtayın özellikle istikrar bulmuş kararlarını takip edememesi sonucunu doğurmaktadır. Öte yandan, icra ve iflâs hukuku çok çeşitli ihtimallerin ortaya çıkabildiği ve bunlara süratle çözüm getirilmesi gereken bir hukuk dalı olup Yargıtayın benzer olaylarda ne şekilde karar verilmesini uygun gördüğünün bilinmesi gerek hak sahipleri ve gerekse hak dağıtanlar bakımından son derece önemlidir. Şu halde, kanunların ülkemizin her yerinde istikrarlı ve adil biçimde uygulanabilmesi için kararların tümünün yayımlanmasına gereksinim vardır. Maddeyle uygulamada ciddî şekilde ihtiyaç duyulan icra ve iflâs işlerine ilişkin Yargıtay kararlarının tamamının Yargıtayca düzenli olarak yayımlanması amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 18 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      - Takip hukukunda başvurulan şikâyet bir dava olmadığından şikâyette davalı taraf yoktur. Çünkü şikâyet eden kişi bir başkası ile uyuşmazlık içinde değildir. İşlemine karşı şikâyet yoluna başvurulan icra dairesi veya işlemde yararı bulunan kişiler taraf değildir.

      İşlemin açıkça kanuna aykırı olması hâlinde tetkik merciinin işlemi yapan memuru ya da işlemde yararı bulunan kişileri dinlemesi gerekli olmayabilir.

      Bununla beraber şikâyeti inceleyen tetkik mercii şikâyet konusu işlemi yapan icra organını veya işlemle ilgili olan kişileri çağırıp dinleyebilir. Bu kişilerin başında, şikâyet konusu işlemi yapan icra ve iflâs müdürleri gelmektedir. Maddeyle, kaynak İsviçre Kanununa ve uygulamasına uygun olarak, tetkik merciine, "şikâyete konu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapması" olanağı tanınarak, işlemin gerekçesini öğrenme imkânı sağlanmıştır. Böylece, şikâyet konusu işlemin gerekçesini öğrenen tetkik mercii hâkiminin daha isabetli karar vermesi ve ayrıca icra dairesinin de işlemlerinde daha dikkatli olması amaçlanmıştır. Öte yandan, uygulamada tebligat için gerekli olan süreden kaynaklanan sorunları gidermek amacıyla duruşmaların ancak zorunluk hâlinde otuz günü geçmemek üzere ertelenebileceği hükme bağlanmıştır.

    • Eklendi Madde 25/b geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 7
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, çocuğun Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede öngörülen yüksek yararı ve Sözleşmenin 9 uncu maddesinde yer alan ilkelere uyum sağlanması amacıyla çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilâmların icrasında icra müdürünün yanında hazır bulunabilecekler belirtilerek, çocuğun psikolojik yönden rahatsız edici unsurlardan etkilenmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 44 geçmişi (beşinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 11
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, mal beyanını alan merciin önceden olduğu gibi keyfiyeti tapu veya sicil daireleri yanında Türk Patent Enstitüsü ve Türkiye Bankalar Birliğine bildirmesi esası getirilmiştir. Böylece Türk Patent Enstitüsünde kayıtlı sınai haklar üzerinde de iki ay süreyle devir yapılmaması sağlanmış ve Türkiye Bankalar Birliğine yapılacak bildirim ile de bankaların ticareti terk eden kişileri yakından takip etme imkânına kavuşmaları sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 58 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 12
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, öncelikle, alacak veya teminat aynı takip talebinde birlikte istenemeyeceğinden, "ve" terimi "veya" olarak değiştirilmiştir. İkinci olarak, yabancı para alacaklarının takip talebinde nasıl istenebileceği yönündeki tereddüt, uygulamadaki kararlar da esas alınarak giderilmiştir. Yapılan yeni düzenlemede, alacaklının yabancı para alacağının Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi yanında, bu alacağının hangi tarihteki kur üzerinden tahsilini istiyorsa bunu da açıkça göstermesi ve yine yabancı para ile ilgili faiz alacağına ilişkin talebini belirtmesi esası getirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 62 geçmişi (ikinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilmek suretiyle "harç" sözcüğü, değişen Harçlar Kanunu karşısında bugün için anlamını yitirdiğinden, madde metninden çıkarılmıştır. Maddede ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmüne paralel düzenlemelere yer verilmiştir. Öte yandan, maddenin birinci fıkrasında, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapılan itirazlarda masrafların icra müdürü tarafından alınması, alınmaması hâlinde bundan icra müdürünün şahsen sorumlu tutulacağı belirtilmek suretiyle sadece masraf alınmaması nedeniyle takibin sürüncemede kalmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Alacaklının 59 uncu madde hükmüne göre itirazın kendisine tebliği masrafını avans olarak peşinen ödemesi öngörüldüğünden, 62 nci maddenin ikinci fıkrasında aynı masrafı borçlunun da yatırmasına dair hüküm maddeden çıkarılmıştır. Diğer taraftan, 62 nci maddenin dördüncü fıkrası, bu fıkradaki kural 63 üncü maddeye alınarak konunun bütünlüğü sağlanmak istendiğinden, yürürlükten kaldırılmıştır.

      Ayrıca borçlu veya vekiline dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirme zorunluluğu getirilerek takiplerin sürüncemede kalmaması ve icra tebliğlerinin seri bir şekilde yapılabilmesi;

      böylece alacaklının etkin, verimli ve hızlı bir şekilde alacağına kavuşması amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 62 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilmek suretiyle "harç" sözcüğü, değişen Harçlar Kanunu karşısında bugün için anlamını yitirdiğinden, madde metninden çıkarılmıştır. Maddede ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmüne paralel düzenlemelere yer verilmiştir. Öte yandan, maddenin birinci fıkrasında, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapılan itirazlarda masrafların icra müdürü tarafından alınması, alınmaması hâlinde bundan icra müdürünün şahsen sorumlu tutulacağı belirtilmek suretiyle sadece masraf alınmaması nedeniyle takibin sürüncemede kalmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Alacaklının 59 uncu madde hükmüne göre itirazın kendisine tebliği masrafını avans olarak peşinen ödemesi öngörüldüğünden, 62 nci maddenin ikinci fıkrasında aynı masrafı borçlunun da yatırmasına dair hüküm maddeden çıkarılmıştır. Diğer taraftan, 62 nci maddenin dördüncü fıkrası, bu fıkradaki kural 63 üncü maddeye alınarak konunun bütünlüğü sağlanmak istendiğinden, yürürlükten kaldırılmıştır.

      Ayrıca borçlu veya vekiline dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirme zorunluluğu getirilerek takiplerin sürüncemede kalmaması ve icra tebliğlerinin seri bir şekilde yapılabilmesi;

      böylece alacaklının etkin, verimli ve hızlı bir şekilde alacağına kavuşması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 62 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilmek suretiyle "harç" sözcüğü, değişen Harçlar Kanunu karşısında bugün için anlamını yitirdiğinden, madde metninden çıkarılmıştır. Maddede ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmüne paralel düzenlemelere yer verilmiştir. Öte yandan, maddenin birinci fıkrasında, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapılan itirazlarda masrafların icra müdürü tarafından alınması, alınmaması hâlinde bundan icra müdürünün şahsen sorumlu tutulacağı belirtilmek suretiyle sadece masraf alınmaması nedeniyle takibin sürüncemede kalmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Alacaklının 59 uncu madde hükmüne göre itirazın kendisine tebliği masrafını avans olarak peşinen ödemesi öngörüldüğünden, 62 nci maddenin ikinci fıkrasında aynı masrafı borçlunun da yatırmasına dair hüküm maddeden çıkarılmıştır. Diğer taraftan, 62 nci maddenin dördüncü fıkrası, bu fıkradaki kural 63 üncü maddeye alınarak konunun bütünlüğü sağlanmak istendiğinden, yürürlükten kaldırılmıştır.

      Ayrıca borçlu veya vekiline dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirme zorunluluğu getirilerek takiplerin sürüncemede kalmaması ve icra tebliğlerinin seri bir şekilde yapılabilmesi;

      böylece alacaklının etkin, verimli ve hızlı bir şekilde alacağına kavuşması amaçlanmıştır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 62 geçmişi (dördüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 63 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 14
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun maddede atıf yapılan 62 nci maddesinin dördüncü fıkrası Tasarıyla yürürlükten kaldırıldığından; itirazın kaldırılması duruşmasında itiraz eden borçlunun, itirazı sırasında sebep bildirmiş olup olmadığına bakılmaksızın, alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerini ileri sürebileceği hükmüne yer verilmek suretiyle, uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 67 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 15
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin üst kenar başlığı, konuyu daha iyi ifade etmesi bakımından, "itirazın hükümden düşürülmesi" şeklinde değiştirilmiş ve kenar başlığı "itirazın iptali" olarak düzeltilmiştir. Ayrıca "itirazın kaldırılması için mercie müracaat etmek istemeyen" ibaresi madde metnine alınmayarak, itirazın kaldırılması talebi reddedilen alacaklıya itirazın iptali davası açma hakkı tanınmıştır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 67 geçmişi (dördüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 68 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 16
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 68 inci maddesinin kenar başlığı, konuyu daha iyi ifade etmesi bakımından, "İtirazın kesin olarak kaldırılması" şeklinde değiştirilmiş; ayrıca, 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteme süresinin altı ay olduğu"na ilişkin hüküm, bu maddenin birinci fıkrasına eklenmiş ve 67 nci maddenin dördüncü fıkrası Tasarının 104 üncü maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

      Maddenin son fıkrasının ilk cümlesinde yapılan değişiklikle İcra ve İflâs Kanununun 169/a maddesinde yer alan kambiyo senetlerine mahsus takipte itirazın kabulü veya reddi hâlinde borçlu veya alacaklı hakkında hükmedilecek tazminatın aynı nedenlerle genel haciz yoluyla takipte de uygulanması imkânı getirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 68 geçmişi (birinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 16
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 68 inci maddesinin kenar başlığı, konuyu daha iyi ifade etmesi bakımından, "İtirazın kesin olarak kaldırılması" şeklinde değiştirilmiş; ayrıca, 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteme süresinin altı ay olduğu"na ilişkin hüküm, bu maddenin birinci fıkrasına eklenmiş ve 67 nci maddenin dördüncü fıkrası Tasarının 104 üncü maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

      Maddenin son fıkrasının ilk cümlesinde yapılan değişiklikle İcra ve İflâs Kanununun 169/a maddesinde yer alan kambiyo senetlerine mahsus takipte itirazın kabulü veya reddi hâlinde borçlu veya alacaklı hakkında hükmedilecek tazminatın aynı nedenlerle genel haciz yoluyla takipte de uygulanması imkânı getirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 68/a geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 17
      Eski ifade
      c) İtirazın muvakkaten kaldırılması suretiyle:
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 68/a maddesinin kenar başlığı "itirazın geçici olarak kaldırılması" şeklinde değiştirilmiş; ayrıca, 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "İtirazın geçici olarak kaldırılmasını isteme süresi"ne ilişkin hüküm, bu maddenin birinci fıkrasına eklenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 68/b geçmişi (son cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 18
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesinin, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa bildirilmesi hâlinde sonuç doğuracağı, aksi hâlde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağı hükmü getirilip, takibin sürüncemede kalması önlenerek alacağın daha hızlı tahsili amaçlanmıştır.

      Ayrıca, İcra ve İflâs Kanununun 68/b maddesinin ikinci fıkrasında geçen "aldığı" ibaresi "gönderilen" şeklinde değiştirilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan ve özellikle tebliğden kaynaklanan duraksamaların giderilmesi amaçlanmıştır.

      Diğer yandan, faiz tahakkuk dönemlerinde gönderilen hesap özetlerinin muhtevasına itiraz etmemiş olan borçlunun kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarnameye itiraz etmek suretiyle ödemeyi ve takibi geciktirmesine engel olunmak istenmiş ve kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarnamelerin de bu Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan belgeler arasına girmesi sağlanmıştır.

      Böylece, önceden tebliğ edilen ve itiraz edilmeyerek kesinleşmiş bulunan faiz tahakkuk dönemlerine ilişkin hesap özetlerinin muhtevasına itiraz edilmemiş olması hâlinde, krediyi kullanan tarafın kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarname içeriğine itiraz etmiş olmasının önceki dönemde doğan sonuçları ortadan kaldırmayacağı ve önceki dönemlere ilişkin kesinleşmiş hesap özetleri hakkında ikinci fıkra hükümlerinin uygulanacağı konusundaki tereddütler giderilerek, alacaklının hakkının zayi olması ve işlemlerin sürüncemede kalması engellenmek istenmiştir.

    • Eklendi Madde 68/b geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 18
      Eski ifade
      aldığı
      Yeni ifade
      gönderilen
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesinin, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa bildirilmesi hâlinde sonuç doğuracağı, aksi hâlde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağı hükmü getirilip, takibin sürüncemede kalması önlenerek alacağın daha hızlı tahsili amaçlanmıştır.

      Ayrıca, İcra ve İflâs Kanununun 68/b maddesinin ikinci fıkrasında geçen "aldığı" ibaresi "gönderilen" şeklinde değiştirilmek suretiyle uygulamada karşılaşılan ve özellikle tebliğden kaynaklanan duraksamaların giderilmesi amaçlanmıştır.

      Diğer yandan, faiz tahakkuk dönemlerinde gönderilen hesap özetlerinin muhtevasına itiraz etmemiş olan borçlunun kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarnameye itiraz etmek suretiyle ödemeyi ve takibi geciktirmesine engel olunmak istenmiş ve kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarnamelerin de bu Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan belgeler arasına girmesi sağlanmıştır.

      Böylece, önceden tebliğ edilen ve itiraz edilmeyerek kesinleşmiş bulunan faiz tahakkuk dönemlerine ilişkin hesap özetlerinin muhtevasına itiraz edilmemiş olması hâlinde, krediyi kullanan tarafın kredi hesabının kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarname içeriğine itiraz etmiş olmasının önceki dönemde doğan sonuçları ortadan kaldırmayacağı ve önceki dönemlere ilişkin kesinleşmiş hesap özetleri hakkında ikinci fıkra hükümlerinin uygulanacağı konusundaki tereddütler giderilerek, alacaklının hakkının zayi olması ve işlemlerin sürüncemede kalması engellenmek istenmiştir.

    • Eklendi Madde 79 geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, uygulamada ortaya çıkan sorunları gidermek amacıyla, Yargıtay kararlarına uygun olarak, resmî sicile kayıtlı malların haczinin takibin yapıldığı icra dairesince kaydına işlenmek suretiyle doğrudan da yapılabilmesi hükmü getirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 89 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 22
      Değişikliğin gerekçesi

      - Alacaklının ve icra dairesinin, takip borçlusunun üçüncü şahıstaki hak ve alacaklarının haczini isterken, gerçekte böyle bir hak veya alacak bulunup bulunmadığını denetleme imkânı bulunmadığından uygulamada bir kısım alacaklıların, üçüncü şahıslara haciz ihbarnameleri tebliğ ettirmek ve böylece itiraz ve menfi tespit davası açma hakkının kullanılmaması ihtimalinden yararlanmak amacını güttükleri gözlemlenmektedir. Madde ile, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine karşı müracaat haklarını süreyi geçirmek suretiyle kaçırmış üçüncü şahıslara, üçüncü bir bildirimle menfi tespit davası açma hakkı tanınmıştır. Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrası hükmüne göre açılacak menfi tespit davalarının maktu harca tâbi olması öngörülerek, iyi niyetli üçüncü şahısların kolaylıkla menfi tespit davası açmak suretiyle iddialarını ispatlaması olanağı getirilmiştir.

      Ayrıca, üçüncü şahsa borçlu ile kötü niyetli alacaklıdan, paranın veya malın iadesini isteme olanağı getirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 89 geçmişi (son cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 22
      Değişikliğin gerekçesi

      - Alacaklının ve icra dairesinin, takip borçlusunun üçüncü şahıstaki hak ve alacaklarının haczini isterken, gerçekte böyle bir hak veya alacak bulunup bulunmadığını denetleme imkânı bulunmadığından uygulamada bir kısım alacaklıların, üçüncü şahıslara haciz ihbarnameleri tebliğ ettirmek ve böylece itiraz ve menfi tespit davası açma hakkının kullanılmaması ihtimalinden yararlanmak amacını güttükleri gözlemlenmektedir. Madde ile, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine karşı müracaat haklarını süreyi geçirmek suretiyle kaçırmış üçüncü şahıslara, üçüncü bir bildirimle menfi tespit davası açma hakkı tanınmıştır. Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrası hükmüne göre açılacak menfi tespit davalarının maktu harca tâbi olması öngörülerek, iyi niyetli üçüncü şahısların kolaylıkla menfi tespit davası açmak suretiyle iddialarını ispatlaması olanağı getirilmiştir.

      Ayrıca, üçüncü şahsa borçlu ile kötü niyetli alacaklıdan, paranın veya malın iadesini isteme olanağı getirilmiştir.

    • Eklendi Madde 91 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, hacizli taşınmazın el değiştirmesi hâlinde İcra ve İflâs Kanununun 148/a maddesinin, taşınmazını ipotek ettirenin ya da ipotekli taşınmazı daha sonra satın alanın ya da bunların haleflerinin tapu sicil müdürlüğüne yurt içinde bir tebligat adresi bildirmek zorunda olduklarına ilişkin hükmüne uyum sağlamak ve böylece adres değişikliği hâlinde takiplerin sürüncemede kalmasının önüne geçmek amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 92 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 24
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle özellikle taşınmazların paraya çevrilmesinin zaman alması ve takip sürecinde kıymetli eklentilerin taşınmazdan çıkarılarak, yok edilerek ya da bozularak alacaklılardan kaçırılması ihtimali düşünülerek, icra dairesine, taşınmazın idaresi ve işletilmesi yanında, eklentinin korunması için gerekli muhafaza tedbirlerini alma zorunluluğu getirilmiş ve böylece işletmenin ekonomik bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 94 geçmişi (cümleler) 4949 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, anonim şirketlerde hisseleri temsil eden pay senetlerinin veya pay ilmühaberlerinin çıkarılmamış olması hâlinde çıplak payın haczinin ne şekilde yapılacağı konusunda uygulamada çıkan tereddütleri gidermek amacıyla gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Maddeyle ayrıca haczin Ticaret Siciline tescil edilmek üzere bildirilmesi esası getirilmiş ve haczedilen hisselerin haczin tescilinden sonra başkasına devri halinde bu devrin alacaklının haklarını ihlal ettiği oranda batıl olduğu kabul edilmiştir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 94 geçmişi (üçüncü cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, anonim şirketlerde hisseleri temsil eden pay senetlerinin veya pay ilmühaberlerinin çıkarılmamış olması hâlinde çıplak payın haczinin ne şekilde yapılacağı konusunda uygulamada çıkan tereddütleri gidermek amacıyla gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Maddeyle ayrıca haczin Ticaret Siciline tescil edilmek üzere bildirilmesi esası getirilmiş ve haczedilen hisselerin haczin tescilinden sonra başkasına devri halinde bu devrin alacaklının haklarını ihlal ettiği oranda batıl olduğu kabul edilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 111 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 26
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, bazı hâllerde şartlar değiştiği için alacaklı ile borçlu arasında zaman içinde birden fazla taksitle ödeme sözleşmesi yapılabildiği göz önüne alınarak, uygulamada ortaya çıkan duraksamaları gidermek ve borçların yeniden yapılandırılması suretiyle borçluların ekonomik sürece kazandırılmalarını kolaylaştırmak amacıyla, "sözleşmenin" kelimesi "sözleşme veya sözleşmelerin" olarak değiştirilmiş; bu sözleşme veya sözleşmelerin yürürlükte olduğu sürece satış talebi ve paraya çevirmeye ilişkin sürelerin işlemeyeceği hükme bağlanmıştır. Böylelikle borçlu ile alacaklının akdettiği taksitle ödeme sözleşmesi, ister 111 inci maddeye göre yapılmış olsun, ister alacaklının muvafakati ile aktedilmiş bulunsun, sözleşme süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemeyecektir. Ayrıca, kötü niyetli kişilerin ispatı güç muvazaalı hacizler veya icra takipleri çerçevesinde bu tür taksitle ödeme sözleşmeleri yaparak avantaj sağlamalarının önüne geçilmesi amacıyla anılan sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresinin on yılı aşması hâlinde, aştığı tarihten itibaren sürelerin kaldığı yerden işlemeye başlaması öngörülmüştür.

    • Değiştirildi Madde 119 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 31
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle pazarlık suretiyle satış yapılabilecek hâllerdeki parasal miktar günün koşullarına uygun hâle getirilmiştir.

    • Eklendi Madde 128 geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 33
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle taşınmazın önceden takdir edilen kıymetini etkileyen yeni mükellefiyetlerin ortaya çıkması hâlinde, icra dairesinin satışa esas olmak üzere taşınmazın kıymetini yeniden takdir ettirmesi imkânı getirilmek suretiyle, malın gerçek değeri üzerinden satışa sunularak daha çabuk satılması ve böylece ilân ve ihale masraflarından tasarruf edilerek takibin sürüncemede kalmaması amaçlanmıştır.

      Maddeye eklenen son fıkrayla, taşınmazda teferruat niteliğinde teşvikli mal bulunması hâlinde bu malın paraya çevrilmesine ilişkin esaslara açıklık getirilmiştir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 128 geçmişi (son cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Eklendi Madde 128 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 33
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle taşınmazın önceden takdir edilen kıymetini etkileyen yeni mükellefiyetlerin ortaya çıkması hâlinde, icra dairesinin satışa esas olmak üzere taşınmazın kıymetini yeniden takdir ettirmesi imkânı getirilmek suretiyle, malın gerçek değeri üzerinden satışa sunularak daha çabuk satılması ve böylece ilân ve ihale masraflarından tasarruf edilerek takibin sürüncemede kalmaması amaçlanmıştır.

      Maddeye eklenen son fıkrayla, taşınmazda teferruat niteliğinde teşvikli mal bulunması hâlinde bu malın paraya çevrilmesine ilişkin esaslara açıklık getirilmiştir.

    • Eklendi Madde 128/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 34
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, kıymet takdirine yapılacak şikâyetler konusunda yeni hükümler getirilmek suretiyle bu şikâyetin incelenmesi aşamasında hak ve zaman kaybının önlenmesi ve farklı uygulamaların ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

      Ayrıca, uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi bakımından kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren yeniden kıymet takdiri istenemeyeceğine ilişkin iki yıllık sürenin başlangıç tarihine açıklık getirilmiştir.

      Maddenin üçüncü fıkrası ile, kıymet takdirine ilişkin şikâyetin yetkisiz tetkik merciine yapılması hâlinde, tetkik merciinin evrak üzerinde inceleme yaparak ve on gün içinde kendiliğinden yetkisizlik kararı verebilmesi imkânı kabul edilerek, kötü niyetle yetkisiz mercie başvurarak kıymet takdirine ilişkin kararın kesinleşmesini engelleyen davranışların önlenmesi amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 38
      Değişikliğin gerekçesi

      - Madde ile ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın muhafaza ve idare şeklinin icra dairesi tarafından kararlaştırılacağı belirtilmiş, ayrıca ihaleye iştirak edenlerin şikâyet yoluyla ihalenin feshini isteyebilmeleri için yurt içinde adres göstermeleri zorunluluğu getirilmek suretiyle kötü niyetli fesih taleplerinin önlenmesi amaçlanmıştır. İhalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi hâlinde, tetkik merciinin talep sahibini feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm etmesi, ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmemesi esasına yer verilmiştir. Yeni hükümle, "ihalenin feshi talebinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesi" esasının yasal düzenlemeye kavuştuğu 1988 yılını izleyen yıllarda Yargıtayın "ihalenin feshi talebinin husumet, sıfat yokluğu, süre aşımı gibi nedenlerle reddine karar verilmesi hâlinde davacı aleyhine para cezasına hükmedilmemesi gerekeceği" şeklindeki uygulaması bu suretle açık bir yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.

      Ayrıca, maddeyle ihalenin feshinin talep edilmiş olması hâlinde bile satış bedelinin nakden yatırılması zorunluğu getirilmek suretiyle bu taleplerin kötü niyetle yapılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Satış bedeli, ihalenin feshi davası süresince icra dairesi tarafından nemalandırılacağından, eski uygulamadaki olumsuz sonuçlar da giderilmeye çalışılmıştır. İhalenin feshi talebinin kabulü halinde, nemalandırılmış bu satış bedeli, ihale alıcısına; reddi hâlinde ise alacaklıya ödenecektir.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 38
      Değişikliğin gerekçesi

      - Madde ile ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın muhafaza ve idare şeklinin icra dairesi tarafından kararlaştırılacağı belirtilmiş, ayrıca ihaleye iştirak edenlerin şikâyet yoluyla ihalenin feshini isteyebilmeleri için yurt içinde adres göstermeleri zorunluluğu getirilmek suretiyle kötü niyetli fesih taleplerinin önlenmesi amaçlanmıştır. İhalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi hâlinde, tetkik merciinin talep sahibini feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm etmesi, ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmemesi esasına yer verilmiştir. Yeni hükümle, "ihalenin feshi talebinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesi" esasının yasal düzenlemeye kavuştuğu 1988 yılını izleyen yıllarda Yargıtayın "ihalenin feshi talebinin husumet, sıfat yokluğu, süre aşımı gibi nedenlerle reddine karar verilmesi hâlinde davacı aleyhine para cezasına hükmedilmemesi gerekeceği" şeklindeki uygulaması bu suretle açık bir yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.

      Ayrıca, maddeyle ihalenin feshinin talep edilmiş olması hâlinde bile satış bedelinin nakden yatırılması zorunluğu getirilmek suretiyle bu taleplerin kötü niyetle yapılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Satış bedeli, ihalenin feshi davası süresince icra dairesi tarafından nemalandırılacağından, eski uygulamadaki olumsuz sonuçlar da giderilmeye çalışılmıştır. İhalenin feshi talebinin kabulü halinde, nemalandırılmış bu satış bedeli, ihale alıcısına; reddi hâlinde ise alacaklıya ödenecektir.

    • Eklendi Madde 134 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 38
      Değişikliğin gerekçesi

      - Madde ile ihale kesinleşinceye kadar taşınmazın muhafaza ve idare şeklinin icra dairesi tarafından kararlaştırılacağı belirtilmiş, ayrıca ihaleye iştirak edenlerin şikâyet yoluyla ihalenin feshini isteyebilmeleri için yurt içinde adres göstermeleri zorunluluğu getirilmek suretiyle kötü niyetli fesih taleplerinin önlenmesi amaçlanmıştır. İhalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi hâlinde, tetkik merciinin talep sahibini feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm etmesi, ancak işin esasına girilmemesi nedeniyle talebin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmemesi esasına yer verilmiştir. Yeni hükümle, "ihalenin feshi talebinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesi" esasının yasal düzenlemeye kavuştuğu 1988 yılını izleyen yıllarda Yargıtayın "ihalenin feshi talebinin husumet, sıfat yokluğu, süre aşımı gibi nedenlerle reddine karar verilmesi hâlinde davacı aleyhine para cezasına hükmedilmemesi gerekeceği" şeklindeki uygulaması bu suretle açık bir yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.

      Ayrıca, maddeyle ihalenin feshinin talep edilmiş olması hâlinde bile satış bedelinin nakden yatırılması zorunluğu getirilmek suretiyle bu taleplerin kötü niyetle yapılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Satış bedeli, ihalenin feshi davası süresince icra dairesi tarafından nemalandırılacağından, eski uygulamadaki olumsuz sonuçlar da giderilmeye çalışılmıştır. İhalenin feshi talebinin kabulü halinde, nemalandırılmış bu satış bedeli, ihale alıcısına; reddi hâlinde ise alacaklıya ödenecektir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 134 geçmişi (son fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Eklendi Madde 142/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 39
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle sıra cetveline karşı şikâyet ya da itiraz yoluna gidildiğinde sıra cetvelinde hak sahibi olarak görünen kişilerin, sıra cetveli kesinleşmeden, işleyecek faizleri de kapsayacak şekilde bir bankanın kesin teminat mektubunu dosyaya ibraz etmek kaydıyla, paylarına düşen miktarı icra dosyasından tahsil etmeleri imkânı getirilmiş ve 36 ncı maddenin burada da uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece, hak sahiplerinin sıra cetveline itiraz veya şikâyet prosedürü devam ederken, teminat mektubu karşılığında alacaklarına kavuşması sağlanmıştır. Ayrıca teminat mektubunda, sıra cetveli kesinleşmeden tahsil edilen paranın iadesinin gerekmesi halinde iade tarihine kadar geçecek süreye ait olan faizin icra dairesinin ilk yazılı talebi üzerine dosyaya ödenmesinin taahhüt edilmesi gerektiği hususu da maddede hükme bağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 143 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 40
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, merkezi bir sicil mevcut olmadığı için uygulamada işlerliğini hemen hemen tamamen kaybetmiş olan aciz vesikası bazı yönleriyle yeniden düzenlenmiştir. Bu belgenin özellikle bir kimsenin krediye layık olup olmadığını belirlemek bakımından büyük önemi vardır. Onun için maddeyle, her il merkezinde (merkez ilçede) Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek bir icra dairesinde özel sicil ihdas edilmesi öngörülmüştür. Bu sicilin ne şekilde tutulacağı, hangi hususların sicile kaydedileceği, terkinin ne şekilde yapılacağı gibi konular Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenecektir.

      Aciz vesikası kurumunun işlevini kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri de, aciz vesikasına bağlanmış olan alacağa faiz işletilememesi kuralıdır. Ancak bu kuralın kaldırılması yerine, aynı sonuca, aciz vesikasını sicilden terkin ettirmek isteyen borçlunun borcun tamamını, işlemiş faizleriyle birlikte ödemesi mecburiyeti getirilmek suretiyle varılmak istenmiştir.

      Aciz vesikasına bağlanmış alacağın zamanaşımına tâbi olmaması kuralı ise, 19 uncu asırdan kalma bir kural olduğu, hukukumuzda zamanaşımı sürelerinin belirli olması hususu ile bağdaşmadığı ve bu içerikte bir kural diğer Avrupa ülkelerinde mevcut bulunmadığı için kaldırılmış; ancak, aciz vesikasına bağlanan alacağın mevcudiyeti, her zaman olmasa bile, kural olarak, sübut bulduğundan zamanaşımı süresi nispeten uzun tutulmuştur.

      Türk icra hukukunun özellikleri nedeniyle, aciz vesikasının sicile işlenmesinden sonra, icra takibinin batıl olduğunun veya iptal edildiğinin ya da borçlunun borçlu olmadığının bir mahkeme hükmüyle sabit olduğunun anlaşılması hâlinde, ilgili kaydın sicilden terkin edilmesine imkan verilmiştir. Keza alacaklı ile borçlu, örneğin daha düşük bir miktar üzerinde anlaştıkları takdirde, alacaklı icra takibini geri almak suretiyle sicildeki kaydın terkinini sağlayabilecektir.

    • Değiştirildi Madde 143 geçmişi (altıncı fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 40
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, merkezi bir sicil mevcut olmadığı için uygulamada işlerliğini hemen hemen tamamen kaybetmiş olan aciz vesikası bazı yönleriyle yeniden düzenlenmiştir. Bu belgenin özellikle bir kimsenin krediye layık olup olmadığını belirlemek bakımından büyük önemi vardır. Onun için maddeyle, her il merkezinde (merkez ilçede) Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek bir icra dairesinde özel sicil ihdas edilmesi öngörülmüştür. Bu sicilin ne şekilde tutulacağı, hangi hususların sicile kaydedileceği, terkinin ne şekilde yapılacağı gibi konular Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenecektir.

      Aciz vesikası kurumunun işlevini kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri de, aciz vesikasına bağlanmış olan alacağa faiz işletilememesi kuralıdır. Ancak bu kuralın kaldırılması yerine, aynı sonuca, aciz vesikasını sicilden terkin ettirmek isteyen borçlunun borcun tamamını, işlemiş faizleriyle birlikte ödemesi mecburiyeti getirilmek suretiyle varılmak istenmiştir.

      Aciz vesikasına bağlanmış alacağın zamanaşımına tâbi olmaması kuralı ise, 19 uncu asırdan kalma bir kural olduğu, hukukumuzda zamanaşımı sürelerinin belirli olması hususu ile bağdaşmadığı ve bu içerikte bir kural diğer Avrupa ülkelerinde mevcut bulunmadığı için kaldırılmış; ancak, aciz vesikasına bağlanan alacağın mevcudiyeti, her zaman olmasa bile, kural olarak, sübut bulduğundan zamanaşımı süresi nispeten uzun tutulmuştur.

      Türk icra hukukunun özellikleri nedeniyle, aciz vesikasının sicile işlenmesinden sonra, icra takibinin batıl olduğunun veya iptal edildiğinin ya da borçlunun borçlu olmadığının bir mahkeme hükmüyle sabit olduğunun anlaşılması hâlinde, ilgili kaydın sicilden terkin edilmesine imkan verilmiştir. Keza alacaklı ile borçlu, örneğin daha düşük bir miktar üzerinde anlaştıkları takdirde, alacaklı icra takibini geri almak suretiyle sicildeki kaydın terkinini sağlayabilecektir.

    • Eklendi Madde 143 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 40
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, merkezi bir sicil mevcut olmadığı için uygulamada işlerliğini hemen hemen tamamen kaybetmiş olan aciz vesikası bazı yönleriyle yeniden düzenlenmiştir. Bu belgenin özellikle bir kimsenin krediye layık olup olmadığını belirlemek bakımından büyük önemi vardır. Onun için maddeyle, her il merkezinde (merkez ilçede) Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilecek bir icra dairesinde özel sicil ihdas edilmesi öngörülmüştür. Bu sicilin ne şekilde tutulacağı, hangi hususların sicile kaydedileceği, terkinin ne şekilde yapılacağı gibi konular Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenecektir.

      Aciz vesikası kurumunun işlevini kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri de, aciz vesikasına bağlanmış olan alacağa faiz işletilememesi kuralıdır. Ancak bu kuralın kaldırılması yerine, aynı sonuca, aciz vesikasını sicilden terkin ettirmek isteyen borçlunun borcun tamamını, işlemiş faizleriyle birlikte ödemesi mecburiyeti getirilmek suretiyle varılmak istenmiştir.

      Aciz vesikasına bağlanmış alacağın zamanaşımına tâbi olmaması kuralı ise, 19 uncu asırdan kalma bir kural olduğu, hukukumuzda zamanaşımı sürelerinin belirli olması hususu ile bağdaşmadığı ve bu içerikte bir kural diğer Avrupa ülkelerinde mevcut bulunmadığı için kaldırılmış; ancak, aciz vesikasına bağlanan alacağın mevcudiyeti, her zaman olmasa bile, kural olarak, sübut bulduğundan zamanaşımı süresi nispeten uzun tutulmuştur.

      Türk icra hukukunun özellikleri nedeniyle, aciz vesikasının sicile işlenmesinden sonra, icra takibinin batıl olduğunun veya iptal edildiğinin ya da borçlunun borçlu olmadığının bir mahkeme hükmüyle sabit olduğunun anlaşılması hâlinde, ilgili kaydın sicilden terkin edilmesine imkan verilmiştir. Keza alacaklı ile borçlu, örneğin daha düşük bir miktar üzerinde anlaştıkları takdirde, alacaklı icra takibini geri almak suretiyle sicildeki kaydın terkinini sağlayabilecektir.

    • Eklendi Madde 148/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 41
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, ipotek sözleşmesinin tarafları veya ipotekli taşınmazı daha sonra satın alan ya da bunların halefleri bakımından adres gösterme zorunluğu getirilmek ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci maddesi hükmüne göre tebligat yapılmasını sağlamak suretiyle takiplerin sürüncemede kalmasının ve adalete duyulan inancın zedelenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 150/b geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 42
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, kira bedelinin icra dairesine ödenmesi hâlinde, alacaklının 132 ve 135 inci maddelerden yararlanması esası getirilerek uygulamadaki tereddütlerin kaldırılması amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 150/ı geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 43
    • Değiştirildi Madde 168 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 45
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde borçlunun ödeme emrine itirazının reddi hâlinde mal beyanında bulunması zorunluğu getirilmiştir. Böylece, mal beyanında bulunma zorunluğu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takiplerde itirazın takibi kural olarak durdurmaması esasına uygun olarak düzenlenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 169/a geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 46
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddenin birinci fıkrasıyla, itirazın incelenmesinde tetkik merciinin otuz gün içinde tarafları duruşmaya çağırması zorunluluğu getirilmiş ve yetki itirazının taraflar gelmese bile sonuçlandırılması benimsenmiştir. Sürenin on beş günden otuz güne çıkarılmasına tebligata ilişkin uygulama neden olmuştur.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle; tetkik merciinin, sunulan belgelerden borçlunun "borçlu olmadığı" kanısına varması hâline ek olarak "takip konusu senede göre icra takibinin yapıldığı yerin yetkili olmadığını" saptaması hâlinde de, icra takibinin geçici olarak durdurulmasına karar verebilmesi mümkün hâle getirilmiştir.

      Maddenin altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle; borçlunun itirazının ancak "esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde" alacaklının ve "takip muvakkaten durdurulmuş ise" bu talebin reddi hâlinde borçlunun "diğer tarafın isteği üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere" tazminata mahkûm edileceği hükmüne yer verilmiştir. Böylece Yargıtay uygulamasıyla paralellik sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 169/a geçmişi (ikinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 46
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddenin birinci fıkrasıyla, itirazın incelenmesinde tetkik merciinin otuz gün içinde tarafları duruşmaya çağırması zorunluluğu getirilmiş ve yetki itirazının taraflar gelmese bile sonuçlandırılması benimsenmiştir. Sürenin on beş günden otuz güne çıkarılmasına tebligata ilişkin uygulama neden olmuştur.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle; tetkik merciinin, sunulan belgelerden borçlunun "borçlu olmadığı" kanısına varması hâline ek olarak "takip konusu senede göre icra takibinin yapıldığı yerin yetkili olmadığını" saptaması hâlinde de, icra takibinin geçici olarak durdurulmasına karar verebilmesi mümkün hâle getirilmiştir.

      Maddenin altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle; borçlunun itirazının ancak "esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde" alacaklının ve "takip muvakkaten durdurulmuş ise" bu talebin reddi hâlinde borçlunun "diğer tarafın isteği üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere" tazminata mahkûm edileceği hükmüne yer verilmiştir. Böylece Yargıtay uygulamasıyla paralellik sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 169/a geçmişi (birinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 46
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddenin birinci fıkrasıyla, itirazın incelenmesinde tetkik merciinin otuz gün içinde tarafları duruşmaya çağırması zorunluluğu getirilmiş ve yetki itirazının taraflar gelmese bile sonuçlandırılması benimsenmiştir. Sürenin on beş günden otuz güne çıkarılmasına tebligata ilişkin uygulama neden olmuştur.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle; tetkik merciinin, sunulan belgelerden borçlunun "borçlu olmadığı" kanısına varması hâline ek olarak "takip konusu senede göre icra takibinin yapıldığı yerin yetkili olmadığını" saptaması hâlinde de, icra takibinin geçici olarak durdurulmasına karar verebilmesi mümkün hâle getirilmiştir.

      Maddenin altıncı fıkrasında yapılan değişiklikle; borçlunun itirazının ancak "esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde" alacaklının ve "takip muvakkaten durdurulmuş ise" bu talebin reddi hâlinde borçlunun "diğer tarafın isteği üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere" tazminata mahkûm edileceği hükmüne yer verilmiştir. Böylece Yargıtay uygulamasıyla paralellik sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 170 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 47
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle tetkik mercii hâkiminin imza itirazını İcra ve İflâs Kanununun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre inceleyeceği belirtilerek iki madde arasında uyum sağlanmış, aynı maddenin beşinci fıkrasına paralel bir düzenleme ile borçlunun takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edileceği belirtilmiştir. Maddeyle ayrıca borçlunun icra inkâr tazminatından ve para cezasından sorumlu tutulabilmesi için takibin geçici olarak durdurulmuş olması şartı getirilmiştir. Zira takip geçici olarak durdurulmamışsa, alacaklının itiraz nedeniyle bir zarara uğraması söz konusu olmayacaktır.

      Ayrıca 170 inci maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, üçüncü fıkrada yapılan değişikliğe paralel olarak ve taraflar arasında eşitliğin sağlanması amacıyla, maddede belirtilen hâllerde alacaklı hakkında tazminat ve para cezasına hükmedilmesi düzenlenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 170 geçmişi (birinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 47
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle tetkik mercii hâkiminin imza itirazını İcra ve İflâs Kanununun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre inceleyeceği belirtilerek iki madde arasında uyum sağlanmış, aynı maddenin beşinci fıkrasına paralel bir düzenleme ile borçlunun takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edileceği belirtilmiştir. Maddeyle ayrıca borçlunun icra inkâr tazminatından ve para cezasından sorumlu tutulabilmesi için takibin geçici olarak durdurulmuş olması şartı getirilmiştir. Zira takip geçici olarak durdurulmamışsa, alacaklının itiraz nedeniyle bir zarara uğraması söz konusu olmayacaktır.

      Ayrıca 170 inci maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, üçüncü fıkrada yapılan değişikliğe paralel olarak ve taraflar arasında eşitliğin sağlanması amacıyla, maddede belirtilen hâllerde alacaklı hakkında tazminat ve para cezasına hükmedilmesi düzenlenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 170/b geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 48
    • Eklendi Madde 179/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 50
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, İcra ve İflâs Kanununun 179 uncu maddesinden sonra gelmek üzere 179/a ve 197/b maddeleri eklenmiştir.

    • Eklendi Madde 179/b geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 50
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, İcra ve İflâs Kanununun 179 uncu maddesinden sonra gelmek üzere 179/a ve 197/b maddeleri eklenmiştir.

    • Eklendi Madde 185 geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 51
      Değişikliğin gerekçesi

      - Aslında Kanunun 193 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkrasından çıkan sonuç sarih olmakla birlikte, uygulamada, 185 inci maddede rehinli malların iflâs masasına gireceği ve iflâs idaresi tarafından satılıp rehinli alacaklıya haklarının verileceği öngörüldüğünden, iflâsın açılmasından önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başlanmamışsa iflâs açıldıktan sonra artık rehinli malın icra dairesi tarafından paraya çevrilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Bu yorum tarzı rehinli alacaklının hakkına kavuşmasını geciktirmektedir. Onun için, Kanunun 193 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki kuralı pekiştirmek ve 185 inci maddenin birinci fıkrasına, "...rehin sahibi alacaklı, istediği takdirde iflâstan sonra da masaya karşı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilir." hükmünü ilave etmek ihtiyacı duyulmuştur.

    • Değiştirildi Madde 206 geçmişi (dördüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 52
      Değişikliğin gerekçesi

      - İflâsta sıra cetvelinde ilk beş sırada yer alan imtiyazlı alacaklar ile imtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar, üç sıra hâlinde düzenlenerek, iflâs tasfiyesinde alacaklılar arasında olabildiğince eşitliğin ve daha adil bir paylaşımın sağlanması; öte yandan, uygulama alanı bulunmayan alacak kategorilerinin Kanundan ayıklanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, vergi alacaklarına tanınan imtiyaz da, bu imtiyaz nedeniyle diğer (imtiyazlı olmayan) alacaklılar birçok halde alacaklarını kısmen dahi olsa tahsil edemediklerinden kaldırılmıştır.

      Maddeye eklenen yeni fıkra ile, ilk iki sırada yer alan alacakların imtiyazdan yararlanabilmesi için öngörülen müddetlerin hesabında bazı süreçlerle ilgili müddetlerin dikkate alınmayacağı kabul edilerek, imtiyazlı alacak sahiplerinin haklarının korunması sağlanmıştır.

    • Eklendi Madde 206 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 52
      Değişikliğin gerekçesi

      - İflâsta sıra cetvelinde ilk beş sırada yer alan imtiyazlı alacaklar ile imtiyazlı olmayan diğer bütün alacaklar, üç sıra hâlinde düzenlenerek, iflâs tasfiyesinde alacaklılar arasında olabildiğince eşitliğin ve daha adil bir paylaşımın sağlanması; öte yandan, uygulama alanı bulunmayan alacak kategorilerinin Kanundan ayıklanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, vergi alacaklarına tanınan imtiyaz da, bu imtiyaz nedeniyle diğer (imtiyazlı olmayan) alacaklılar birçok halde alacaklarını kısmen dahi olsa tahsil edemediklerinden kaldırılmıştır.

      Maddeye eklenen yeni fıkra ile, ilk iki sırada yer alan alacakların imtiyazdan yararlanabilmesi için öngörülen müddetlerin hesabında bazı süreçlerle ilgili müddetlerin dikkate alınmayacağı kabul edilerek, imtiyazlı alacak sahiplerinin haklarının korunması sağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 222 geçmişi 3939 sayılı Kanun, md. 53
    • Değiştirildi Madde 223 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 54
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, iflâs idaresi toplantılarının yapılamadığı hâllerde yerine getirilecek işlemler somut bir şekle bağlanmış, alacaklıların talebi üzerine iflâs idaresinin toplanması imkânı getirilmiş ve iflâs idare memurlarının toplanamadıkları veya karar alamadıkları durumlarda iflâs dairesi müdürüne karar alma yetkisi verilerek tasfiyenin uzamasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 239 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 56
      Eski ifade
      Toplanma mümkün olmazsa:
    • Değiştirildi Madde 250 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 57
      Değişikliğin gerekçesi

      - Pay cetveli ve son hesaba yönelik şikâyetin, dağıtıma ne şekilde etkili olacağı konusunda ilgili maddeye açıklık getirilmiştir. Yeni düzenlemeye göre, pay cetveline karşı şikâyet yoluna gidilmiş olması halinde paraların dağıtılması için bu şikâyetin çözümlenmesinin mutlaka beklenmesi kuralı terk edilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 251 geçmişi (birinci cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 58
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, 143 üncü maddede yapılan değişikliğe paralel olarak 251 inci maddenin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmıştır. 196 ncı madde hükmü, aciz vesikasını sicilden terkin ettirmek isteyen müflisin bunu sağlamak için ödemesi gereken faiz borcunun hangi oran üzerinden hesaplanacağını göstermek amacıyla saklı tutulmuştur. İflas külli bir tasfiye şekli olduğundan müflisin, faiz oranı bakımından, cüz'î icra takibindeki borçluya göre daha elverişli bir oran üzerinden ödeme yapması uygun görülmüştür.

      Fıkraya eklenen dördüncü cümle ile, uygulamada görülen ve müflisin iflâstan sonra edindiği malları üçüncü kişiler üzerine yaparak alacağını alamamış olan alacaklılardan kaçırmak yönündeki davranışları engellenmek istenmiştir.

    • Eklendi Madde 251 geçmişi (cümle) 4949 sayılı Kanun, md. 58
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, 143 üncü maddede yapılan değişikliğe paralel olarak 251 inci maddenin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmıştır. 196 ncı madde hükmü, aciz vesikasını sicilden terkin ettirmek isteyen müflisin bunu sağlamak için ödemesi gereken faiz borcunun hangi oran üzerinden hesaplanacağını göstermek amacıyla saklı tutulmuştur. İflas külli bir tasfiye şekli olduğundan müflisin, faiz oranı bakımından, cüz'î icra takibindeki borçluya göre daha elverişli bir oran üzerinden ödeme yapması uygun görülmüştür.

      Fıkraya eklenen dördüncü cümle ile, uygulamada görülen ve müflisin iflâstan sonra edindiği malları üçüncü kişiler üzerine yaparak alacağını alamamış olan alacaklılardan kaçırmak yönündeki davranışları engellenmek istenmiştir.

    • Eklendi Madde 258 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 60
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, mahkemece ihtiyatî haciz talebinin reddi hâlinde alacaklıya temyiz yoluna başvurma olanağı sağlanmıştır. Böylece Kanunun 257 nci maddesinde belirtilen ihtiyatî haciz sebeplerinin mevcudiyeti konusunda mahkemelerce kullanılan takdir yetkisine yargısal denetim olanağı getirilmek suretiyle uygulamada yeknesaklığın sağlanması ve hak arayanlar arasında eşitliği bozucu çözümlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 264 geçmişi (üçüncü fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 62
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, takip talebinde bulunma süresi mahkemeler arasında ayırım yapılmadan tebliğden itibaren bir ay olarak belirlenmiş; böylece yeknesaklığın ve basitliğin sağlanması amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 265 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 63
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, Kanunun 258 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak, birinci fıkrada yer alan ve ihtiyatî haczin temyiz edilemeyeceğine ilişkin olan hüküm, madde metninden çıkartılmıştır.

      Maddeye eklenen fıkra ile, menfaati ihlâl edilen üçüncü kişilere ihtiyatî hacze "itiraz" olanağı getirilmiştir. Nitekim İsviçre İcra ve İflâs Kanununda yapılan değişiklikle, üçüncü kişilere de bu olanak tanınmıştır. Zira ihtiyatî haciz geçici bir hukukî koruma olup, bu karar bazen karşı taraf dinlemeden ve ispat aranmadan verilebilmektedir. Bunun sonucu olarak, borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişileri de doğrudan doğruya etkileyecek tarz ve içerikte ihtiyatî haciz kararı verilebilmekte, üçüncü kişilerin bu durum karşısında kendilerini açık bir hükümle koruma olanağı bulunmamaktadır. Üçüncü kişinin ileri sürebileceği itiraz sebebinin ihtiyatî haciz nedenlerine veya teminata ilişkin olabileceği belirtilmek suretiyle itiraz konusundaki tereddütlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Görev konusu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirleneceğinden maddede ayrıca belirtilmemiştir.

      İhtiyatî haciz talebine esas teşkil eden alacak para alacağı olduğundan, alacağın miktarına göre sulh veya asliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır.

      Maddede, borçlunun veya üçüncü kişinin yaptığı itiraz üzerine yargılama yapıp karar veren mahkemenin bu kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiş ve konunun ivediliği nedeniyle başvurunun Yargıtayca öncelikle ve kesin olarak sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca uygulamada ortaya çıkabilecek duraksamaları gidermek amacıyla, ihtiyatî haciz kararına itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde bu başvurunun ihtiyatî haciz kararının uygulanmasını durdurmayacağı hükme bağlanmıştır.

    • Eklendi Madde 265 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 63
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, Kanunun 258 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak, birinci fıkrada yer alan ve ihtiyatî haczin temyiz edilemeyeceğine ilişkin olan hüküm, madde metninden çıkartılmıştır.

      Maddeye eklenen fıkra ile, menfaati ihlâl edilen üçüncü kişilere ihtiyatî hacze "itiraz" olanağı getirilmiştir. Nitekim İsviçre İcra ve İflâs Kanununda yapılan değişiklikle, üçüncü kişilere de bu olanak tanınmıştır. Zira ihtiyatî haciz geçici bir hukukî koruma olup, bu karar bazen karşı taraf dinlemeden ve ispat aranmadan verilebilmektedir. Bunun sonucu olarak, borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişileri de doğrudan doğruya etkileyecek tarz ve içerikte ihtiyatî haciz kararı verilebilmekte, üçüncü kişilerin bu durum karşısında kendilerini açık bir hükümle koruma olanağı bulunmamaktadır. Üçüncü kişinin ileri sürebileceği itiraz sebebinin ihtiyatî haciz nedenlerine veya teminata ilişkin olabileceği belirtilmek suretiyle itiraz konusundaki tereddütlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Görev konusu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirleneceğinden maddede ayrıca belirtilmemiştir.

      İhtiyatî haciz talebine esas teşkil eden alacak para alacağı olduğundan, alacağın miktarına göre sulh veya asliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır.

      Maddede, borçlunun veya üçüncü kişinin yaptığı itiraz üzerine yargılama yapıp karar veren mahkemenin bu kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiş ve konunun ivediliği nedeniyle başvurunun Yargıtayca öncelikle ve kesin olarak sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca uygulamada ortaya çıkabilecek duraksamaları gidermek amacıyla, ihtiyatî haciz kararına itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde bu başvurunun ihtiyatî haciz kararının uygulanmasını durdurmayacağı hükme bağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 268 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 64
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, rehnin tesisinden sonra haciz konulması hâlinde, konulan haczin rehni aşarak rehnin önündeki hacze veya ihtiyatî hacze iştirak edemeyeceği esası getirilerek, tapu siciline güven ve aleniyet ilkesine uyum sağlanması amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 269/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 65
    • Değiştirildi Madde 280 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 66
      Eski ifade
      Diğer butlan halleri:
      Değişikliğin gerekçesi

      - Uygulamada, özellikle ekonomik kriz zamanlarında, borçlarını ödemek için mallarını paraya çevirmek isteyen borçluların çok sayıda olması sebebiyle, malların normal değerlerinden daha aşağı fiyatlarda satıldığı herkesçe bilinen bir gerçektir.

      Bu gibi durumlarda, "iyiniyetli bir şahıstan veya basiretli bir tacirden beklenilmeyecek tasarruflarla mevcudun eksiltilmesi" şeklinde ifade edilen ölçütün objektiflikten uzak olması birçok alıcının mağdur olmasına yol açmaktadır. Kaynak İsviçre Kanununda da ifadesini bulan "alacaklılara zarar verme kastı" ise, maddenin gerçek amacını daha iyi ifade ettiğinden, 280 inci maddenin birinci fıkrası bu amaca uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 280 geçmişi (ikinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Eklendi Madde 298/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 78
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, konkordatoyu tasdik eden hâkimin borçlu işletmenin yeniden yapılandırılmasının kolaylaştırılması amacıyla, belli bazı şartların yerine gelmesi hâlinde rehinli bir taşınır veya taşınmazın paraya çevrilmesini tasdikten sonra en fazla bir yıl süreyle ertelemesi imkanı getirilmiştir. Uzatılması mümkün olmayan bu azamî bir yıllık erteleme çok kere konkordatonun başarıya ulaşması için gereklidir.

      Erteleme imkanı tanınmadığı takdirde borçlu, konkordatonun ona sağladığı kârın önemli bir kısmını, mühletin sona ermesiyle birlikte rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe kaldığı yerden devam etme imkanına kavuşan alacaklının tatmin edilmesinde kullanmaya mecbur kalacaktır. Ancak, bir diğer açıdan bakıldığında, bu tedbir, rehinli mal zaman içinde değerini kaybettiği için, rehinli alacaklı bakımından sakıncalı olabilir. Bu nedenle rehinli alacaklılara sürece iştirak etme ve görüşlerini ileri sürebilme imkanı verilmiştir; ayrıca rehinli alacaklılar erteleme süresince işleyip mevcut rehinle karşılanamayan faiz alacaklarının teminat altına alınmasını isteyebileceklerdir; öte yandan, rehinli alacaklılar hâkimden, her zaman, ertelemeyi gerektiren nedenlerin mevcut olmadığını veya artık ortadan kalktığını, örneğin borçlunun faaliyetinin rehinli taşınmazın kullanımının bu faaliyetin devamı için vazgeçilmez olmaktan çıkacak ölçüde azaldığını veya değiştiğini, gerçeğe yakın bir şekilde ispat ederek ertelemenin iptalini isteyebilirler. Bu şekilde, borçlu ile rehinli alacaklının menfaatleri arasında bir denge kurulması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 309/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/b geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/c geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/ç geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/d geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/e geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/f geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/g geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/ğ geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/h geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/ı geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/i geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/j geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/k geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 309/l geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 84
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununa 309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere "III. MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO" üst başlığı altında 309/a ilâ 309/o maddeleri eklenmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, hukukumuzda ayrı bir konkordato çeşidi olarak düzenlenmiş değildir. Keza kaynak İsviçre'de de, 1949 yılına kadar, malvarlığının terki suretiyle konkordato kanunla düzenlenmiş değildi; ancak, doktrin ve içtihatlar, konkordato ve iflâs hakkındaki kanun hükümlerini kıyasen uygulayarak, malvarlığının terki suretiyle konkordatonun caiz olduğu sonucuna varmıştı.

      Nihayet, 28/9/1949 tarihli Kanunla, İsviçre İcra ve İflâs Kanununa bu konuda açık hükümler konulmuş; bu hükümler 1/1/1997 tarihinde yürürlüğe giren bir kanunla kısmen tadil edilerek geliştirilmiştir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato talebi ile, alacaklılarına muayyen bir miktar para ödemeyi teklif etmez; bilâkis malvarlığını alacaklılarına terkederek bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini teklif eder. Konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilip konkordato mahkemece tasdik edilince, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf hakkı sona erer. Bundan sonra, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmak yetkisi alacaklılara geçer.

      Alacaklılar, bu tasarruf yetkisini seçecekleri tasfiye memurları vasıtası ile kullanırlar. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını iflâs tasfiyesine benzer bir şekilde tasfiye eder ve elde edilen parayı alacaklılara dağıtırlar.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun bir diğer şekli de; borçlunun malvarlığının tamamını veya bir kısmını, alacaklılara genellikle belli bir vadeye yayılan taksitler halinde ödeme yapılması mukabilinde bir üçüncü kişiye devretmesidir. Fakat, malvarlığının alacaklılara terki ile üçüncü kişiye devri arasında, durumun özelliklerine göre yürürlüğe sokulabilecek çeşitli seçenekler mevcuttur; örneğin borçlunun malvarlığının kurulacak bir şirkete devredilerek alacaklılara bu şirketin hisselerinin verilmesi gibi.

      İflâsın ağır işleyen prosedüründen alacaklıları kurtardığı için malvarlığının terki suretiyle konkordato alacaklıların lehinedir. Bu tasfiye yöntemi borçluyu iflâs etmekten ve dolayısıyla müflis olmaktan kurtardığı için borçlunun da lehinedir. Ancak, gerek tetkik merciinin ve gerekse ticaret mahkemesinin, borçlunun gerçekten himayeye layık olup olmadığını esaslı bir şekilde inceleyerek bu tasfiye yönteminin her borçlu için iflâsı önleyici bir araç hâline gelmemesine dikkat etmeleri gerekmektedir.

      Malvarlığının terki suretiyle konkordato, borçlu, özellikle, tasfiyesi uzun zaman isteyen ve paraya çevrilmesi zor olan mallara sahip ise tercih edilecek bir tasfiye şeklidir. Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye tamamen alacaklılara ve onların seçeceği ehil konkordato tasfiye memurlarına bırakılmış olacağından, alacaklılar borçlunun mevcudunu en uygun şartlarla paraya çevirip alacaklarını mümkün olduğu kadar yüksek bir oranda tahsil edebilmek için gayret göstereceklerdir. Oysa, bilindiği üzere, iflâsın tasfiyesinde iflâs alacaklıları tasfiyeye yabancılaşmakta, onun için müflisin malları çok kere düşük fiyatla satılmakta ve bundan hem alacaklılar hem de müflis zarar görmektedir. İşte bu nedenlerle ve İsviçre'de genellikle olumlu sonuçlar verdiği düşünülen uygulaması da göz önüne alınarak, mevcudun terki suretiyle konkordatonun İcra ve İflâs Kanununa alınması kabul edilmiştir. Buna ilişkin hükümler esas itibarıyla tasfiye ile ilgili hükümler olup iflâstaki hükümlerle paralellik arz etmektedir. Konkordato talebinden konkordatonun tasdikine kadarki safhada, kural olarak ve malvarlığının terki suretiyle konkordatoya ilişkin hükümlerle ve bu kurumun temelindeki düşünce ile çelişmediği ölçüde, adi konkordato hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Fakat, belirtmek gerekir ki, malvarlığının terki suretiyle konkordato, ismine rağmen, adi konkordatodan ziyade iflâsa yaklaşmaktadır. Çünkü kurumun temelindeki düşünce, borçlunun malî durumunu düzeltmek değil, onun mevcudunu en avantajlı şekilde paraya çevirerek alacaklıların alacaklarına kavuşmalarını sağlamaktır. Böyle olmakla birlikte, malvarlığının terki suretiyle konkordato ile adi konkordatonun bir araya gelmesi de mümkündür. Özellikle borçlunun belli bir asgarî ödeme yapmayı teklif edip aynı zamanda malvarlığının bir kısmını alacaklılarına terk etmesinde durum böyledir. Malvarlığının terki suretiyle konkordato bazı bakımlardan iflâsa benzemekle birlikte, iki temel noktada ondan ayrılmaktadır. Bir kere, malvarlığının terki suretiyle konkordato prosedürü, içerdiği özel ve akdi unsur nedeniyle, iflâs prosedürüne göre daha esnektir. Sonra, mevcudunu alacaklılarına terk eden borçlu, mevcudu iflâs prosedürü çerçevesinde tasfiye edilen borçlunun aksine, kural olarak borçlarından kurtulmaktadır.

    • Eklendi Madde 318 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 85
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle 318 inci maddeye bir fıkra eklenmek suretiyle, fevkalâde mühlet talebinde bulunulmasından sonra, İcra ve İflâs Kanununun 326 ncı maddesinde gösterilen alacaklar hariç olmak üzere, borçlu aleyhine başlatılmış bulunan takiplerin tedbir yoluyla tetkik mercii hâkimince durdurulması olanağı getirilmiştir.

      Böylece fevkalâde mühlet talebi bir karara bağlanıncaya kadar borçluların icra ve iflâs takiplerinin yarattığı baskıdan geçici bir süre için kurtularak, yeniden yapılanmak ve ekonomik varlıklarını devam ettirmek amacıyla gerekli teşebbüslerde bulunma imkanını elde etmeleri istenmiştir. Ancak bu durumda alacaklıların mümkün veya muhtemel hak kayıplarını önlemek amacıyla, tetkik mercii hâkimine, tedbir süresinin fevkalâde mühletten indirilip indirilmeyeceği ve indirilecekse ne ölçüde indirileceği konusunda takdir yetkisi tanınmıştır.

    • Değiştirildi Madde 323 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 86
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddenin birinci fıkrasında fevkalâde mühlet hâllerinde borçluya karşı yapılacak takip işlem ve usullerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Eski düzenlemenin aksine, yeni düzenleme mühlet içinde borçluya karşı takip yapılabilmesine imkan vermektedir. Ancak, mühlet devam ettiği sürece bu takipler muhafaza veya paraya çevirme ya da iflâs ile sonuçlanamayacaktır. Böylece hem borçlunun ticari faaliyetini sürdürecek araçlardan yoksun kalmaması sağlanmakta hem de alacaklılara mühlet nedeniyle maruz kaldıkları zaman kaybını, takip işlemlerini belli bir aşamaya kadar yürüterek belli ölçüler dahilinde telafi etmeleri imkanı getirilmektedir.

      Maddenin ikinci fıkrasında ise satış talebine, paraya çevirmeye, iflâs talebine, imtiyazlı alacaklılara, ivazsız tasarrufların butlanına ve acizden dolayı butlana ilişkin sürelerin mühlet süresince uzatılacağı hükme bağlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 326 geçmişi (birinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 87
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle fevkalâde mühlete tâbi olmayan alacaklar, diğer maddelerde yapılan değişiklikler de göz önüne alınarak yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca günümüzün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü dikkate alınarak maddedeki parasal sınır yükseltilmiştir.

    • Eklendi Madde 329/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 88
      Değişikliğin gerekçesi

      - Kanunun 179 uncu maddesinde yapılan değişiklikle sermaye şirketi ve kooperatiflere şartların gerçekleşmesi hâlinde iflâsın ertelenmesini talep etme hakkı tanınmıştır. Kanuna eklenen 179/b maddesiyle erteleme süresi azamî bir yıl olarak öngörülmüştür. Alacaklı ve borçlu arasındaki hak ve menfaat dengesinin bozulmaması amacıyla fevkalâde mühletten yararlanılması hâlinde iflâsın ertelenmesinden yararlanılamayacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca iflâsın ertelenmesi hâlinde ertelemenin bitiminden itibaren bir yıllık süre içinde fevkalâde mühlet verilemeyeceği belirtilerek borçlu ve alacaklı arasındaki dengenin korunması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 333/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 90
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle "Ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu" düzenlenmiştir.

      Burada bir ticari işletmede hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip bulunan kişilerin alacaklıları kasten zarara sokmaları suç haline getirilmektedir. Alacaklıları zarara sokmaktan maksat, ticari işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödememektir. Fiilin cezalandırılabilmesi için failin kastının buna yönelik olması şarttır. Hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip bulunmayanların bu suçu işlemeleri olanaksızdır. Bir ticari işletmede kimlerin hukuken yönetim yetkisine sahip olacağı Ticaret Hukuku mevzuatında gösterilmiştir. Ancak zaman zaman bazı kişilerin bu yetkiyi fiilen kullanabildikleri durumlar vardır. Bazen bu, hukuken yönetim yetkisine sahip bulunanların rızasıyla olabilmesine karşın, bazı durumlarda zor kullanılarak da olabilmektedir. İşte bu kişilerin ticari işletme adına yaptıkları işlem veya eylemlerle alacaklıları kasten zarara sokmaları suç haline getirilerek alacakların haklarına önemli bir koruma getirilmiştir.

      Ticari Ceza Hukukunun en temel prensiplerinden biri, ekonomik suça ekonomik yaptırımların uygulanmasıdır. Hürriyeti bağlayıcı ceza istisnaî bir yaptırım olarak uygulanabilir. Burada bu prensibe riayet edilmiş hürriyeti bağlayıcı ceza sınırlı tutulmuştur.

      Suçun taksirle, yani tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek ve sanatta acemilik, nizamat, evamir ve talimata aykırılık yapılarak işlenmesi mümkündür. Bu durumda faile sadece para cezası öngörülmüştür.

      Burada düzenlenen suçların takibi suçtan zarar görenin şikâyetine bağlanmış, böylece mağdurun mağduriyetinin ortadan kaldırılmasına olanak tanınmıştır. Bilindiği gibi, şikâyetten vazgeçme veya şikâyetin geri alınması, ahlâka aykırı olmamak kaydıyla şarta bağlanabilir. Vazgeçme veya geri almanın, mağduriyetin giderilmesi şartına bağlanması ahlâka aykırı olmaz.

    • Eklendi Madde 334/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 92
      Değişikliğin gerekçesi

      - Konkordato komiserleri önemli bir işleve sahiptir; görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma gibi tipik memur suçlarını işlemeleri mümkündür. Bu nedenle konkordato komiserlerinin Türk Ceza Kanunu anlamında memur sayıldıkları yolunda bir hüküm eklenmiştir.

      Ayrıca, bunların her eyleminin ayrı bir düzenlemeye tâbi tutulması hem kargaşaya yol açacağı hem de kanun yapma tekniğine aykırı olacağından madde bu şekilde düzenlenmiştir.

    • Eklendi Madde 336/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 93
      Değişikliğin gerekçesi

      - Mevcut uygulamada, yedieminliği suiistimal suçundan verilen cezaların tecil edildiği ve/veya paraya çevrildiği görülmektedir. Bu durum cezanın caydırıcılığını ortadan kaldırmakta ve yedieminliği suiistimal fiillerinin artmasına yol açmaktadır. Yapılan değişiklikle, Türk Ceza Kanununun 276 ncı maddesine paralel olarak İcra ve İflâs Kanununa ilâve edilen bu maddeyle, anılan fiillerden dolayı verilecek hürriyeti bağlayıcı cezanın, Kanunun Tasarıyla değiştirilen 352/b maddesi gereğince tecil edilememesine, para cezasına ve tedbirlere çevrilememesine ilişkin hükmün uygulanması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 352 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 99
      Değişikliğin gerekçesi

      - Şikâyetten vazgeçme veya şikâyetin geri alınması ahlâka aykırı olmamak kaydıyla şarta bağlanabilir. Vazgeçme veya geri almanın, mağduriyetin giderilmesi şartına bağlanması, 21. Yüzyılda ceza hukukunun en önemli konularından biri olan "mağdurun korunması"na hizmet eder. Bu nedenle maddeye "takibi şikâyete bağlı suçlarda dava ve cezanın 354 üncü maddede yazılı sebeplerle düşeceği kararda belirtilir." şeklinde bir hüküm eklenerek, söz konusu olanağın ilgiliye hatırlatılması amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 352/a geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 100
      Değişikliğin gerekçesi

      - Tasarıyla cezanın üst sınırı altı aya kadar hafif hapis veya yalnızca hafif veya ağır para cezası veya bunlardan biri veya ikisi olan suçların failleri hakkında duruşma yapılmaksızın ceza kararnamesiyle karar verilebilmesi olanağı getirilmiştir. Böylelikle icra suçlarında ceza kararnamesi esası getirilmek suretiyle yargılamanın hızlandırılması amaçlanmıştır. Ancak, icra suçlarının özelliği ve tetkik mercilerinin statüsü göz önüne alınarak, hafif hapis cezasının alt sınırı ve sadece para cezasına mahkumiyet içeren ceza kararnamesine itiraz makamı bakımından genel düzenlemeden ayrılınmıştır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 354 geçmişi (ikinci fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 103
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 62 nci maddesinde itirazın "süresi ve şekli", 63 üncü maddesinde ise "itiraz sebepleri" kenar başlığı altında düzenleme yapılmasına rağmen, 62 nci maddenin dördüncü fıkrasında itiraz sebeplerinin istisnası düzenlendiğinden bu fıkranın yürürlükten kaldırılarak daha uygun ve ilgili bulunduğu 63 üncü maddeye nakledilmesi, İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hüküm, ilgisi nedeniyle aynı Kanunun 68 ve 68/a maddelerinin birinci fıkrasına nakledildiğinden bu hükmün madde metninden çıkartılması, İcra ve İflâs Kanununun 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasında "Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez." hükmüne yer verildiğinden, bu hükümle konusuz kalan 128 inci maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinin madde metninden çıkarılması, Kötü niyetli ve muvazaalı olarak ihalenin feshi istenildikten sonra banka teminat mektubu karşılığında ihale bedelini ödemek zorunluluğunun işlemez hale gelmesi ve ihalenin feshi talebinden vazgeçmek suretiyle ihale tarihindeki bedeli ödeyerek haksız kazanç sağlanması nedeniyle İcra ve İflâs Kanununun 134 üncü maddesinin son fıkrası hükmünün yürürlükten kaldırılması, İcra ve İflâs Kanununun 280 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Borçlunun birinci fıkradaki tasarrufu, alacaklıları ızrar kasdiyle yapması ve kasda üçüncü şahsın vukufu hâlinde, tasarruf tarihi ne olursa olsun batıl sayılır." hükmü yürürlükten kaldırılarak, iptal davası için öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre bu durumda da geçerli olduğundan ve aslında dava açma süresi azamî beş yıl ile sınırlı olduğundan ve maddede yer alan iki yıllık sürenin 285 inci maddedeki süreye uyumlu hâle getirilmesi nedeniyle bu değişikliğin yapılması, İcra ve İflâs Kanununun 285 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "Mevcut malları ve alacakları borçlarının en az yüzde ellisini ödemeye yetişmeyen borçlu konkordato isteyemez." hükmü yürürlükten kaldırılarak, borçluların konkordato hükümlerinden daha kolay yararlanmalarının sağlanması; bunun, konkordato talebinde bulunan borçlunun aktif-pasif dengesinin hiç önem taşımadığı anlamına gelmediği; ancak bu dengenin konkordatoya olan etkisini esas itibarıyla diğer verileri de göz önüne alarak hâkimin takdir etmesi, İcra ve İflâs Kanununun 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak; kanun yoluna başvurudan caymanın önüne geçilmesi ve iyi niyetli borçlunun haksız yere cezalandırılmasının önlenmesi, Amaçlanmıştır.

      Ayrıca İcra ve İflâs Kanununun 287 nci maddesine göre icra tetkik merciince konkordato mühleti verilmesine dair istemin reddine ilişkin kararlar ile 288 inci madde uyarınca tetkik merciince verilmiş mühletin kaldırılmasına ilişkin kararların, 287 ve 288 inci maddelerde yapılan değişikliklere paralel olarak konkordato sürecinin hızlandırılması amacıyla temyiz edilememesi için, (12) numaralı bent 363 üncü madde metninden çıkarılmıştır.

    • Eklendi Ek Madde 1 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 102
    • Eklendi Geçici Madde 3 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 105
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle İcra ve İflâs Kanununa üç geçici madde eklenmiştir.

      Geçici 3 üncü maddeyle, Tasarıyla 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununda geçen "icra reisi", "icra hâkim yardımcısı" ve "icra hâkimliği" ibareleri kaldırıldığından bunların yerine "icra tetkik mercii hâkimi" ibaresi getirilmiştir. Ayrıca maddeyle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan terimlerle uygunluğun sağlanması için "ikametgâh", "menkul" ve "gayrimenkul" terimleri sırasıyla, "yerleşim yeri", "taşınır" ve "taşınmaz" olarak değiştirilmiştir.

      Geçici 4 üncü maddeyle, Adalet Bakanlığı veya Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Vakfınca mahcuz malların muhafazası için depo ve garajlar açılıncaya kadar özel depo ve garajlar bakımından Adalet Bakanlığınca çıkarılan "Mahcuz Malların Muhafaza Edileceği Adalet Bakanlığı Depo ve Garajların Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmelik" hükümleri ile "Adalet Bakanlığına Ait Depo ve Garajlarda Muhafaza Edilen Mahcuz Mallar İçin Ücret Tarifesi" hükümlerinin uygulanması sağlanmıştır.

      Geçici 5 inci maddeyle, uygulamada doğabilecek tereddütlere engel olunması amacıyla Kanunun muhtelif maddelerinin uygulama zamanına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

    • Eklendi Geçici Madde 4 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 105
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle İcra ve İflâs Kanununa üç geçici madde eklenmiştir.

      Geçici 3 üncü maddeyle, Tasarıyla 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununda geçen "icra reisi", "icra hâkim yardımcısı" ve "icra hâkimliği" ibareleri kaldırıldığından bunların yerine "icra tetkik mercii hâkimi" ibaresi getirilmiştir. Ayrıca maddeyle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan terimlerle uygunluğun sağlanması için "ikametgâh", "menkul" ve "gayrimenkul" terimleri sırasıyla, "yerleşim yeri", "taşınır" ve "taşınmaz" olarak değiştirilmiştir.

      Geçici 4 üncü maddeyle, Adalet Bakanlığı veya Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Vakfınca mahcuz malların muhafazası için depo ve garajlar açılıncaya kadar özel depo ve garajlar bakımından Adalet Bakanlığınca çıkarılan "Mahcuz Malların Muhafaza Edileceği Adalet Bakanlığı Depo ve Garajların Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmelik" hükümleri ile "Adalet Bakanlığına Ait Depo ve Garajlarda Muhafaza Edilen Mahcuz Mallar İçin Ücret Tarifesi" hükümlerinin uygulanması sağlanmıştır.

      Geçici 5 inci maddeyle, uygulamada doğabilecek tereddütlere engel olunması amacıyla Kanunun muhtelif maddelerinin uygulama zamanına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

    • Eklendi Geçici Madde 5 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 105
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle İcra ve İflâs Kanununa üç geçici madde eklenmiştir.

      Geçici 3 üncü maddeyle, Tasarıyla 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununda geçen "icra reisi", "icra hâkim yardımcısı" ve "icra hâkimliği" ibareleri kaldırıldığından bunların yerine "icra tetkik mercii hâkimi" ibaresi getirilmiştir. Ayrıca maddeyle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda yer alan terimlerle uygunluğun sağlanması için "ikametgâh", "menkul" ve "gayrimenkul" terimleri sırasıyla, "yerleşim yeri", "taşınır" ve "taşınmaz" olarak değiştirilmiştir.

      Geçici 4 üncü maddeyle, Adalet Bakanlığı veya Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Vakfınca mahcuz malların muhafazası için depo ve garajlar açılıncaya kadar özel depo ve garajlar bakımından Adalet Bakanlığınca çıkarılan "Mahcuz Malların Muhafaza Edileceği Adalet Bakanlığı Depo ve Garajların Çalıştırılmasına İlişkin Yönetmelik" hükümleri ile "Adalet Bakanlığına Ait Depo ve Garajlarda Muhafaza Edilen Mahcuz Mallar İçin Ücret Tarifesi" hükümlerinin uygulanması sağlanmıştır.

      Geçici 5 inci maddeyle, uygulamada doğabilecek tereddütlere engel olunması amacıyla Kanunun muhtelif maddelerinin uygulama zamanına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 24 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 6

      Bu fıkrada yer alan “takip tarihindeki” ibaresi, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle “haczin yapıldığı tarihteki” olarak değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Taşınır malın değeri ilâmda yazılı değil veya taraflar arasında ihtilaflı ise, icra müdürü tarafından takip tarihindeki değerinin esas alınması şeklindeki kural, para değerindeki düşüş nedeniyle alacaklının zararına sonuçlar doğurması nedeniyle "haczin yapıldığı tarih" olarak değiştirilmiştir. Böylece, taşınır teslimine ilişkin takip sonunda takip konusu taşınır malı teslim alamayan alacaklının, bu malın değerine eşit bir parayı alabilmesi amaçlanmıştır.

    • Değiştirildi Madde 30 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 9

      Bu madde başlığı, “Bir işin yapılmasına dair olan ilamlar:” iken, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 30 uncu maddesi "bir işin yapılmasına dair olan ilâmlar" kadar "bir işin yapılmamasına dair olan ilâmlar"ı da düzenlediği için, başlığı "Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilâmlar" şeklinde düzeltilmiştir. Öte yandan, tahliye edilen taşınmaza borçlunun tekrar haklı sebep olmaksızın girmesi hâlinde, borçlunun ayrıca hükme gerek kalmadan zorla taşınmazdan çıkarılacağına dair düzenlemeye benzer bir düzenleme İcra ve İflâs Kanununun 30 uncu maddesinde bulunmadığından, maddeyle yapılan değişiklikle bu konudaki boşluk doldurulmuştur.

    • Değiştirildi Madde 32 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 10

      Bu maddede yer alan “hapis ile tazyik olunacağı ve “ibaresi, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle “hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya” olarak değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, İcra ve İflâs Kanununun 168 inci maddesinin altıncı fıkrasındaki hükümle paralellik sağlanmak suretiyle, borçlunun mal beyanında bulunmaması hâlinde hapis ile cezalandırılacağı ihtarının icra emrinde açıkça yer alması zorunlu kılınarak mal beyanında bulunmamakta ısrar eden borçluyu hapis cezası ile mahkûm edilmesi olanağı getirilmiştir.

    • Değiştirildi Genel (madde başlığı) 4949 sayılı Kanun, md. 15
      Eski ifade
      6– İtirazın iptali:
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin üst kenar başlığı, konuyu daha iyi ifade etmesi bakımından, "itirazın hükümden düşürülmesi" şeklinde değiştirilmiş ve kenar başlığı "itirazın iptali" olarak düzeltilmiştir. Ayrıca "itirazın kaldırılması için mercie müracaat etmek istemeyen" ibaresi madde metnine alınmayarak, itirazın kaldırılması talebi reddedilen alacaklıya itirazın iptali davası açma hakkı tanınmıştır.

    • Değiştirildi Madde 68 geçmişi (madde başlığı) 4949 sayılı Kanun, md. 15
      Eski ifade
      b) İtirazın kesin olarak kaldırılması suretiyle:
      Değişikliğin gerekçesi

      - İcra ve İflâs Kanununun 67 nci maddesinin üst kenar başlığı, konuyu daha iyi ifade etmesi bakımından, "itirazın hükümden düşürülmesi" şeklinde değiştirilmiş ve kenar başlığı "itirazın iptali" olarak düzeltilmiştir. Ayrıca "itirazın kaldırılması için mercie müracaat etmek istemeyen" ibaresi madde metnine alınmayarak, itirazın kaldırılması talebi reddedilen alacaklıya itirazın iptali davası açma hakkı tanınmıştır.

    • Eklendi Madde 85 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 20

      Bu fıkrada geçen “”yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahıslar” ibaresi ile “yahut borçlu ile birlikte malı elinde bulunduran şahısları” ibaresi, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, haciz konusu mallar üzerinde üçüncü şahıslar lehine haciz, mülkiyet, rehin veya benzeri hakların bulunduğu hâllerde, beyan yükümlülüğünün sadece borçluya ait olmasının getirdiği sakıncaları önlemek ve bu yükümlülüğü borçlu ile birlikte malı elinde bulunduranları da kapsayacak hâle getirmek, takibin ilerlemiş aşamalarında ortaya çıkabilecek istihkak iddialarının önceden yapılmasını sağlamak ve böylece rehin veya benzeri hak sahiplerini korumak amaçlanmıştır.

    • Eklendi Madde 166 geçmişi (fıkra) 4949 sayılı Kanun, md. 44

      17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle, bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “kararı,” kelimesinden sonra “karar tarihinde,” ibaresi eklenmiş; ikinci ve üçüncü cümlesinde yer alan “trajı” kelimeleri “tirajı” olarak değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - İflâs kararının iflâs dairesi tarafından yurt düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden birinde yayınlanmasına ilişkin hüküm, ilânın yayınlanacağı gün hangi gazetelerin tirajı en yüksek beş gazete olacağı önceden bilinmediğinden ve bilinmesi mümkün olmadığından uygulamada ciddi sorunlara neden olmaktadır.

      Onun için, maddeyle, ilânın "karar tarihinde" tirajı en yüksek beş gazeteden birinde yayımlanması imkânı getirilerek bu sorunların giderilmesi ve takiplerin uzamasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

      Ayrıca maddede yer alan yazım hataları da düzeltilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 179 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 49

      Bu madde başlığı; “Anonim, limited, kooperatif şirketlerinin iflası:” iken, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 49 uncu maddesiyle “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı:” şeklinde, daha sonra 15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflası ve iflasın ertelenmesi:” şeklinde, daha sonra 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borçlarının aktiflerinden fazla olması hâli idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, bunların önceden takibe gerek kalmadan iflâsına karar verileceği hükme bağlanarak;

      bir nevi maddî anlamda borca batıklık durumu içinde olan borçlunun, bu durumdayken normal faaliyetine devam ederse, özellikle alacaklarının vadesi daha sonra gelecek olan veya diğerlerinden daha sonra icra takibinde bulunan alacaklılar ile borçlunun borca batıklık durumunu bilmeden ona bu dönemde yeniden borç verecek olanların haklarını tamamen veya kısmen alamama tehlikesini ortadan kaldırmak amaçlanmıştır. Ancak, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilirler. Böylece, mali durumunun düzeltilmesi mümkün olan şirket veya kooperatifin faaliyetlerine devam etmesi sağlanmaktadır. İflâsın ertelenmesi istemi geri alınamaz. Mahkeme projeyi ve sunulan bilgi ve belgeleri ciddi ve inandırıcı bulursa ve gerektiğinde idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları da dinleyerek iflâsın ertelenmesine karar verebilir. Mahkemenin bu yolun kötü niyetle kullanılmasını önlemek için incelemesini süratli bir şekilde yapması zorunluluğu getirilmiştir.

      İflâsın ertelenmesi, konkordatodan esas itibarıyla iki bakımdan farklıdır. Bir kere, iflâsın ertelenmesi hakime ve ilgililere daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir.

      Nitekim maddede, mali durumunu düzeltmek için borçlunun başvurabileceği çareler konusunda herhangi bir yönlendirme, sınırlama beyan edilmemiştir. İkinci olarak, iflâsın ertelenmesi kurumu, mali durumun düzeltilmesine ilişkin tedbirlerin uygulamaya konulması bakımından borçluya herhangi bir yardım veya destek sağlamamaktadır.

    • Değiştirildi Madde 222 geçmişi (madde başlığı) 4949 sayılı Kanun, md. 53
      Eski ifade
      İlk alacaklılar toplanması mümkün olmazlarsa:
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede, ilk alacaklılar toplantısının yapılmasının toplantı nisabının sağlanamaması nedeniyle mümkün olmaması veya mümkün olmasına rağmen bu toplantıda karar nisabının oluşmaması hâlinde, iflâs dairesinin ikinci alacaklılar toplanmasına kadar masayı idare etmeye devam etmesi ve tasfiyeye başlaması esası benimsenmiştir.

    • Değiştirildi Madde 226 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 55

      Bu fıkrada yer alan “ikiyüzbin” ibaresi, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 55 inci maddesiyle “ikimilyar” olarak değiştirilmiş

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle günümüz ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü göz önüne alınarak 226 ncı maddede yer alan parasal sınır yükseltilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 257 geçmişi 4949 sayılı Kanun, md. 59
      Eski ifade
      kaçarsa
      Yeni ifade
      kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddede genel olarak ihtiyatî haciz değil, ihtiyatî haczin şartları düzenlendiğinden, madde kenar başlığı "İhtiyati haciz şartları" olarak değiştirilmiştir. Öte yandan madde ile, ihtiyatî haciz talep edebilmek için bir "para borcunun" mevcut olması hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Böylece ihtiyatî haczin, ihtiyatî tedbirden farklı olarak, sadece para alacakları için öngörülmüş bir tedbir olduğu vurgulanarak yanlış uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde "alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlem" yapılmasının ihtiyatî haciz sebebi sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Böylece uygulamadaki tereddütler ortadan kalkmış olacağı gibi, Kanunun benzer amaçla iflâs sebebi olarak düzenlediği 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ile de uyum sağlanmıştır.

    • Eklendi Genel 4949 sayılı Kanun, md. 67

      Bu üst başlık 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 67 nci maddesiyle eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, 285 inci maddenin kenar başlığından önce "I. ADİ KONKORDATO" üst başlığı eklenmiştir.

      Ayrıca konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir borçlunun, tetkik merciine konkordato projesi ile birlikte gerekçeli bir dilekçe vermesi ve bu dilekçeye gelir tablosunu da eklemesi esası getirilmiştir. Önceki düzenlemede "gerekçeli dilekçe" verilmesi şartı mevcut değildi; bu şartın getirilmesi borçluyu, daha bu aşamada, öngördüğü konkordato türünü ve bunu gerçekleştirmek için haiz bulunduğu veya haiz bulunacağı imkanları açıklamaya mecbur kılmaktadır. Bu dilekçede borçlu, işletmenin faaliyetini komiserin denetimi altında kendisinin mi üstleneceği, yoksa komiserin mi onun yerine geçerek işletmenin faaliyetlerini sürdüreceği;

      talep olunan konkordato mühletinin ne kadar olduğu, uzatma imkanını kullanma hakkını saklı tutup tutmadığı gibi konularda açıklama yapacaktır. Hatta borçlu, uygun gördüğü komiser adlarını dahi bu dilekçede belirtebilir, ama tabiatıyla tetkik mercii bu isimlerle bağlı değildir. Dilekçeye eklenecek belgeler hakimin sadece borçlunun işletmesinin aktif ve pasif kalemlerinin durumu hakkında bir değerlendirme yapmasına değil, borçlunun işletmesinin ekonomik durumu, yani borçları ve gelirleri hakkında bilgi edinmesine de yöneliktir.

      Maddeye eklenen fıkrayla, alacaklılara da, borçlu hakkında, gerekçeli bir dilekçeyle, konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteme ve böylece alacaklılar arasında eşitliği sağlama imkanı verilmiş ve konkordato talebi üzerine tetkik merciine borçlunun malvarlığının muhafazası için tedbir alma yetkisi tanınmıştır. Tabiatıyla alacaklı, borçlunun ticari defterlerini, bilançosunu ve gelir tablosunu tetkik merciine talebiyle birlikte sunmak zorunda değildir; ama tetkik mercii hakimi resen araştırma ilkesi uyarınca borçludan bütün bu defter ve belgeleri isteyebilir. Yeni düzenleme alacaklıya bir konkordato projesi tevdi etme zorunluğu da getirmemektedir; ama, bu, onun böyle bir proje öneremeyeceği anlamına da gelmemektedir.

    • Eklendi Genel (madde başlığı) 4949 sayılı Kanun, md. 83
      Eski ifade
      İflâstan sonra konkordato
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, başlamış olan iflâs tasfiyesi çerçevesinde paraya çevirmenin, ticaret mahkemesi tasdik hakkında bir karar verinceye kadar erteleneceği esası getirilmiştir. Ayrıca maddeden önce gelmek üzere, üst başlık olarak "II. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO" ibaresi eklenmiş; buna bağlı olarak madde başlığı "Şartları ve hükümleri" olarak değiştirilmiştir.

    • Diğer Genel 4949 sayılı Kanun, md. 83

      Bu üst başlık altında 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle eklenen 309/a ila 309/l maddelerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar 104 üncü madde gereğince Adalet Bakanlınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.

      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, başlamış olan iflâs tasfiyesi çerçevesinde paraya çevirmenin, ticaret mahkemesi tasdik hakkında bir karar verinceye kadar erteleneceği esası getirilmiştir. Ayrıca maddeden önce gelmek üzere, üst başlık olarak "II. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO" ibaresi eklenmiş; buna bağlı olarak madde başlığı "Şartları ve hükümleri" olarak değiştirilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 344 geçmişi (madde başlığı) 4949 sayılı Kanun, md. 97
      Eski ifade
      Nafaka hükmüne uymuyanların cezası:
      Değişikliğin gerekçesi

      - Maddeyle, İcra ve İflâs Kanununun 344 üncü maddesinin başlığı yeni düzenlemeye paralel olarak değiştirilmiş, ayrıca 344 üncü maddeye yeni bir fıkra eklenerek, mahkemeler tarafından ara kararı ile kararlaştırılan nafakayı ödemeyen borçlular hakkında da bu maddenin birinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmıştır.

  36. 9 Kasım 1988

  37. 6 Haziran 1985

  38. 12 Nisan 1968

  39. 18 Şubat 1965

  40. 24 Mayıs 1962

  41. 29 Haziran 1956

  42. 3 Temmuz 1940

  43. 27 Mayıs 1933