İçeriğe geç
Yürürlükte Temel kanun 29. hâli

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)

Kanun numarası
6100
Kabul tarihi
12.01.2011
Resmî Gazete
04.02.2011 / 27836
Düstur
5. tertip, cilt 50
Son değişiklik
20.10.2026
Madde sayısı
457

Metin içindeki değişiklik notlarından ve dipnotlardan derlenmiştir. Toplam 138 kayıt.

  1. 20 Ekim 2026 Henüz yürürlükte değil

    • İptal edildi Madde 362 geçmişi (bent) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2025/124 K.2025/203)

      Anayasa Mahkemesinin 8/10/2025 tarihli ve E.: 2025/124, K.: 2025/203 sayılı Kararı ile bu bent “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden iptal edilmiştir. Bu Karar Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (20/10/2026) yürürlüğe girer.

  2. 16 Temmuz 2026

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.

      6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 nci maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir.

      Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus, belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir.

      Kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı dava edilen kısım yönünden kesilmekte, bakiye alacak yönünden işlemeye devam etmektedir. Bu nedenle, tahkikat aşamasının uzun sürdüğü davalarda kısmi dava açan tarafın geri kalan alacağı, zamanaşımı tehdidiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Hatta kısa süreli zamanaşımına tabi alacaklarda bakiye alacak zamanaşımına uğramaktadır. Maddeyle, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda dava açan tarafa, ıslah hakkını kullanmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar alacağın geri kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının artırılan kısım bakımından da davanın başından itibaren kesileceği düzenlenmektedir.

      Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Yargı/Türkiye kararında, kısmi davada alacağın talep edilmeyen kısmı için zamanaşımının kesilmemesini ve bu nedenle bilirkişi raporu alınıncaya kadar alacağın talep edilmeyen kısmı bakımından zamanaşımına uğramasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

      Yine Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği Çetin Akboğa kararında, kısmi davada alacağın başlangıçta talep edilmeyen kısmı için zamanaşımına uğramasını adaletin iyi yönetim ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek bu şekilde bir uygulamanın Anayasanın 141 inci maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hükmüne aykırı bulmuştur.

      Ayrıca Teklifle, Kanunun 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası kaldırıldığından, bu davanın koruduğu hukuki yarar, yapılan değişiklikle kısmi davada korunmaktadır.

      Düzenlemeyle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde korunması sağlanmış olacaktır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir.

      Anayasanın 36 nci maddesinde adil yargılanma hakkı, temel bir hak olarak belirlenmiştir.

      Uygulamada bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasının bir unsuru da makul sürede yargılanma hakkının temin edilmesidir. Davaların makul bir sürede sonuçlandırılarak söz konusu temel hakkın daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, hukuk yargılamasında yazılı yargılama usulüne tabi davalarda kural olarak duruşma aralarının üç aydan fazla olamayacağı düzenlenmektedir. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek üç aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecektir. Söz konusu düzenlemenin bir benzeri basit yargılama usulünde de bulunmaktadır.

      Böylelikle, hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha çabuk inceleme yapıp, sağlıklı bir karar vermesi mümkün olabilecektir. Hâkimin, duruşma gününü üç aydan sonraya talik edebilmesi ancak zorunlu haller bakımından kabul edilmiş olup, erteleme gerekçesinin duruşma tutanağında belirtilmesi gereklidir. Gerekçede soyut ve genel açıklamalara değil, somut ve olaya uygun vakıalara yer verilmesi gerekmektedir.

      Düzenlemeyle yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde temini amaçlanmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E: 2024/237, K: 2025/137 sayılı kararıyla, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.” ibaresi iptal edilmiş ve iptal kararı 25/9/2025 tarihli ve 33028 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.

      Anayasa Mahkemesi; aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararının ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlamasına ilişkin kuralı kanuni hâkim ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir.

      Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini de karşılayacak bir biçimde ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararının ancak kesinleşmesiyle birlikte ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlayacağı hüküm altına alınmaktadır. Teklifle, Kanunun 168 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle bu maddede yapılan değişiklikle uyumlu olacak şekilde aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Her iki değişiklik birlikte değerlendirildiğinde bu konuda verilen kararlara karşı esas hükümle birlikte istinaf kanun yoluna başvurulma zorunluluğu olmaksızın birleştirme kararına karşı müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Teklifle Kanunun 166 ncı maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Düzenlemeyle, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararına karşı esas hükmün verilmesi beklenmeksizin müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. Yapılan bu değişiklikle birlikte, maddenin mevcut diğer hükümleri bakımından bir değişiklik öngörülmemektedir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine fıkra eklenmektedir.

      Anayasa Mahkemesinin 26/2/2026 tarihli ve E: 2026/49, K: 2026/48 sayılı kararıyla, maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptaline karar verilmiştir. Karar, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmiştir.

      Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve işin esası hakkında yeni bir karar verilmesi hâlinde istinaf mahkemesinin ilk elden verdiği bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamamasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur.

      Maddeye eklenen fıkrayla, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararların, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırın üzerinde olması halinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Söz konusu hükümle, istinaf mahkemelerince kaldırma kararı sonrası yeniden verilen kararlar bakımından taraflara hükmün denetlenmesini talep etme hakkı getirilmektedir. Ayrıca, söz konusu karar miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Böylelikle, bölge adliye mahkemelerinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak yeniden esas hakkında verdiği kararlara karşı ilk derece mahkemeleri için geçerli olan kesinlik sınırı dikkate alınmak suretiyle temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenerek, adil yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.

    • 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra (31/10/2026) yürürlüğe girmek üzere bu maddeye üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir. Söz konusu düzenleme, yürürlüğe girdiği tarihte Mevzuat Bilgi Sistemine işlenecek olup mezkur düzenlemeyi görmek için 31/7/2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’ye bakınız.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir.

      Düzenlemeyle, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 154 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında duruşma tutanağında mutlaka yer alması gereken hususlar düzenlenmiş olup, fıkranın (ç) bendinde ikrarın, yeminin edasının, davanın geri alınmasına muvafakatin, davadan feragatin, davayı kabule ilişkin beyanlar ile sulh müzakereleri ve sonucunun taraflarca imza edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. İmza alınmasını gerektiren söz konusu zorunluluklar hariç olmak üzere taraf vekillerinin ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmalara katılabilecekleri açıkça düzenlenmektedir. Böylelikle fiziksel engeller veya coğrafi uzaklık nedeniyle mahkemeye erişimde zorluk yaşayan kişilerin yargılamaya etkin katılımı sağlanarak, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı güçlendirilmektedir.

  3. 26 Şubat 2026

    • İptal edildi Madde 362 geçmişi (bent) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2026/49 K.2026/48)

      Anayasa Mahkemesinin 26/2/2026 tarihli ve E.: 2026/49, K.: 2026/48 sayılı Kararı ile bu bent “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptal edilmiştir.

  4. 4 Haziran 2025

    • Değiştirildi Ek Madde 1 geçmişi 7550 sayılı Kanun, md. 20
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmakta ve maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Anayasa Mahkemesinin 4/12/2024 tarihli ve E: 2023/182; K: 2024/203 sayılı kararıyla, maddenin istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ilk derece mahkemesince veya bölge adliye mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınırın esas alınmasına ilişkin hükmü ihtiva eden ikinci fıkrasında yer alan “341 inci, 362 nci ve” ibaresinin iptaline ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 30/1/2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

      Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, kanun yoluna başvuru açısından parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamının davanın taraflarına yükletilmekte olduğu ve tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu, kişilere aşırı bir külfet yükleyen düzenlemenin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız ve ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru ile temyiz incelemesinde duruşma yapılması hususundaki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın yerine davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınması kabul edilmektedir. Islahla miktar artırımı yapılan hallerde de davanın açıldığı tarihteki parasal sınırlar esas alınacaktır.

      Maddenin üçüncü fıkrası, ikinci fıkrada yapılan değişiklikle birlikte uygulama kabiliyeti kalmadığından yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Ek Madde 1 geçmişi 7550 sayılı Kanun, md. 20
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılmakta ve maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

      Anayasa Mahkemesinin 4/12/2024 tarihli ve E: 2023/182; K: 2024/203 sayılı kararıyla, maddenin istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ilk derece mahkemesince veya bölge adliye mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınırın esas alınmasına ilişkin hükmü ihtiva eden ikinci fıkrasında yer alan “341 inci, 362 nci ve” ibaresinin iptaline ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 30/1/2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

      Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, kanun yoluna başvuru açısından parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamının davanın taraflarına yükletilmekte olduğu ve tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu, kişilere aşırı bir külfet yükleyen düzenlemenin hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız ve ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşmıştır.

      Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru ile temyiz incelemesinde duruşma yapılması hususundaki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın yerine davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınması kabul edilmektedir. Islahla miktar artırımı yapılan hallerde de davanın açıldığı tarihteki parasal sınırlar esas alınacaktır.

      Maddenin üçüncü fıkrası, ikinci fıkrada yapılan değişiklikle birlikte uygulama kabiliyeti kalmadığından yürürlükten kaldırılmaktadır.

  5. 25 Aralık 2024

    • İptal edildi Madde 326 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2024/29 K.2024/226)

      Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 tarihli ve E: 2024/29, K: 2024/226 sayılı Kararı ile bu fıkra “manevi tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir.

  6. 7 Kasım 2024

  7. 24 Eylül 2024

  8. 2 Mart 2024

    • Eski ifade
      bir hafta
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      bir hafta
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      bir hafta
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      bir hafta
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

    • Eski ifade
      bir hafta
      Yeni ifade
      iki hafta
      Değişikliğin gerekçesi

      Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.

      Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

      Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.

      Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.

  9. 30 Kasım 2023

    • İptal edildi Madde 326 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2023/101 K.2023/207)

      Anayasa Mahkemesinin 30/11/2023 Tarihli ve E: 2023/101, K: 2023/207 Sayılı Kararı ile bu fıkra “kamulaştırmasız el atma sebebine dayalı tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir.

  10. 26 Ekim 2023

    • İptal edildi Madde 28 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2020/73 K.2023/181)

      Anayasa Mahkemesinin 26/10/2023 tarihli ve E.: 2020/73; K.: 2023/181 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan "… kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin..." ibaresi iptal edilmiştir.

  11. 21 Haziran 2022

    • İptal edildi Madde 377 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2022/7 K.2022/79)

      Anayasa Mahkemesi’nin 21/6/2022 tarihli ve E.: 2022/7, K.: 2022/79 sayılı Kararı ile bu fıkranın bentlerini bağlayan hükmünün “her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.” bölümü anılan fıkranın (e) bendi yönünden iptal edilmiştir.

  12. 24 Şubat 2022

    • İptal edildi Madde 341 geçmişi (fıkra) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2021/34 K.2022/21)

      Anayasa Mahkemesi’nin 24/2/2022 tarihli ve E.:2021/34, K.:2022/21 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesi “kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden iptal edilmiştir.

  13. 22 Temmuz 2020

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 38 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 38 inci maddesinin altıncı, yedinci ve dokuzuncu fıkraları maddeden çıkarılmaktadır. Maddenin mevcut altıncı ve yedinci fıkraları, ret talebinin incelenmesine ilişkin usulü düzenlemektedir. Usule ilişkin bu düzenlemeler, ret talebinin incelenmesi konusuyla doğrudan ilgili olduğundan bu fıkralar teklifle 42 nci maddeye eklenmektedir. Bu nedenle, ilgili hükümler maddeden çıkarılmaktadır.

      Maddenin mevcut dokuzuncu fıkrasında hâkimin reddine ilişkin kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına başvurulabileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanunun “Ret talebine ilişkin kararlara karşı istinaf başlıklı 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Merci kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurmanın amacı, yargılamayı yapacak hâkimin bir an önce belirlenmesinin sağlanmasıdır. Her iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, merci kararına karşı esas hükümle birlikte mi yoksa merci kararının tebliği tarihinden itibaren mi kanun yoluna başvurulacağı ve yine hangi kanun yoluna başvurulacağı noktasında çelişki bulunmaktadır. Merci kararlarına karşı esas hükümle birlikte kanun yoluna başvurulacağına ilişkin hükmün kabul edilmesi halinde, esas yargılama bittikten sonra davaya bakacak olan hâkim kanun yolu incelemesi neticesinde belirleneceğinden bu durum, yargılamanın tekrar edilmesini gerektirecektir. Dolayısıyla, davaların gereksiz yere uzamasının önlenmesi ve çelişkinin giderilmesi amacıyla dokuzuncu fıkra maddeden çıkarılmaktadır. Buna göre, hâkimin reddine ilişkin merci kararlarına karşı dava konusunun miktar ve değerine göre derhal istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 38 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 38 inci maddesinin altıncı, yedinci ve dokuzuncu fıkraları maddeden çıkarılmaktadır. Maddenin mevcut altıncı ve yedinci fıkraları, ret talebinin incelenmesine ilişkin usulü düzenlemektedir. Usule ilişkin bu düzenlemeler, ret talebinin incelenmesi konusuyla doğrudan ilgili olduğundan bu fıkralar teklifle 42 nci maddeye eklenmektedir. Bu nedenle, ilgili hükümler maddeden çıkarılmaktadır.

      Maddenin mevcut dokuzuncu fıkrasında hâkimin reddine ilişkin kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına başvurulabileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanunun “Ret talebine ilişkin kararlara karşı istinaf başlıklı 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Merci kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurmanın amacı, yargılamayı yapacak hâkimin bir an önce belirlenmesinin sağlanmasıdır. Her iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, merci kararına karşı esas hükümle birlikte mi yoksa merci kararının tebliği tarihinden itibaren mi kanun yoluna başvurulacağı ve yine hangi kanun yoluna başvurulacağı noktasında çelişki bulunmaktadır. Merci kararlarına karşı esas hükümle birlikte kanun yoluna başvurulacağına ilişkin hükmün kabul edilmesi halinde, esas yargılama bittikten sonra davaya bakacak olan hâkim kanun yolu incelemesi neticesinde belirleneceğinden bu durum, yargılamanın tekrar edilmesini gerektirecektir. Dolayısıyla, davaların gereksiz yere uzamasının önlenmesi ve çelişkinin giderilmesi amacıyla dokuzuncu fıkra maddeden çıkarılmaktadır. Buna göre, hâkimin reddine ilişkin merci kararlarına karşı dava konusunun miktar ve değerine göre derhal istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 38 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 4
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 38 inci maddesinin altıncı, yedinci ve dokuzuncu fıkraları maddeden çıkarılmaktadır. Maddenin mevcut altıncı ve yedinci fıkraları, ret talebinin incelenmesine ilişkin usulü düzenlemektedir. Usule ilişkin bu düzenlemeler, ret talebinin incelenmesi konusuyla doğrudan ilgili olduğundan bu fıkralar teklifle 42 nci maddeye eklenmektedir. Bu nedenle, ilgili hükümler maddeden çıkarılmaktadır.

      Maddenin mevcut dokuzuncu fıkrasında hâkimin reddine ilişkin kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına başvurulabileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanunun “Ret talebine ilişkin kararlara karşı istinaf başlıklı 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Merci kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurmanın amacı, yargılamayı yapacak hâkimin bir an önce belirlenmesinin sağlanmasıdır. Her iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, merci kararına karşı esas hükümle birlikte mi yoksa merci kararının tebliği tarihinden itibaren mi kanun yoluna başvurulacağı ve yine hangi kanun yoluna başvurulacağı noktasında çelişki bulunmaktadır. Merci kararlarına karşı esas hükümle birlikte kanun yoluna başvurulacağına ilişkin hükmün kabul edilmesi halinde, esas yargılama bittikten sonra davaya bakacak olan hâkim kanun yolu incelemesi neticesinde belirleneceğinden bu durum, yargılamanın tekrar edilmesini gerektirecektir. Dolayısıyla, davaların gereksiz yere uzamasının önlenmesi ve çelişkinin giderilmesi amacıyla dokuzuncu fıkra maddeden çıkarılmaktadır. Buna göre, hâkimin reddine ilişkin merci kararlarına karşı dava konusunun miktar ve değerine göre derhal istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir.

    • Eklendi Madde 42 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 42 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, Kanunun 38 inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarının 42 nci maddeye taşınması amacıyla bu fıkralar 38 inci maddeden çıkarılmaktadır. Bu değişikliğin sonucu olarak maddeye yeni ikinci ve üçüncü fıkralar eklenmektedir.

    • Eklendi Madde 42 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 5
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 42 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle, Kanunun 38 inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarının 42 nci maddeye taşınması amacıyla bu fıkralar 38 inci maddeden çıkarılmaktadır. Bu değişikliğin sonucu olarak maddeye yeni ikinci ve üçüncü fıkralar eklenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 94 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 6
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 94 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hâkim tarafından kesin süre verilen hallerde yine hâkim tarafından yapılacak açıklama ve ihtarata ilişkin hüküm getirilmektedir. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasını ve bu kapsamda kesin sürenin kanunun öngördüğü şekilde uygulanmasını sağlamak için maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, kesin süreye konu olan işlemin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklanması ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarının ihtar edilmesi öngörülmektedir. Kanunun aradığı şartlara uyularak verilen kesin süre içinde kesin süreye konu işlem, kendisine kesin süre verilen tarafça yerine getirilmezse bu kişiye aynı işlemi yerine getirmesi için bir daha süre verilmez. Yargılama bir disiplin içinde yürütülürken hâkimin ilk kez kesin olarak tayin ettiği veya hâkim tarafından ikinci kez verildiği için kesin olan sürede, tarafların hukuki dinlenilme haklarının ihlal edilmemesi ilkesi doğrultusunda, yapılması gereken işin net bir şekilde açıklanması ve sonuçlarının ihtar edilmesi gerektiği hükme bağlanmaktadır. Düzenlemeyle ayrıca, yargılamanın uzamasına sebep olan uygulama hatalarının da önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 116 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 8
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 116 ncı maddesinde değişiklik yapılmakta ve iş bölümü itirazı ilk itirazlar arasından çıkarılmaktadır. 6100 sayılı Kanun 12/1/2011 tarihinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ise 13/1/2011 tarihinde kabul edilmiştir. Kabul tarihi itibariyle asliye ticaret mahkemesi ve asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki “iş bölümü” ilişkisi olarak kurgulanmıştır. Ne var ki 6102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 2012 yılında 6335 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılarak görev ilişkisi haline getirilmiştir. Bunun dışında 6100 sayılı Kanunda herhangi bir iş bölümü ilişkisi de öngörülmediğinden 116 ncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendine ihtiyaç kalmamıştır. Bu sebeple bent yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Eklendi Madde 120 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 9
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 120 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Uygulamada davanın açılması sırasında hem bu maddede öngörülen gider avansının hem de Kanunun 324 üncü maddesinde düzenlenen delil avansının peşin olarak tahsil edildiği gözlemlenmektedir. Delil avansı, bilirkişi, keşif ve tanık gideri gibi kalemleri ihtiva eden ve kullanılıp kullanılmayacağı davanın başında henüz belli olmayan giderlere ilişkin olup gider avansına kıyasla yüklü bir miktarı oluşturmaktadır. Delil avansının davanın başında alınması dava açan kişilere ağır bir mali yük getirmektedir. Bu yük sebebiyle hak arama hürriyetinin ihlal edilmesi ihtimali söz konusu olabilir. Uygulamada şikâyetlere neden olan bu sorunu çözmek amacıyla maddenin başlığı “Harç ve gider avansının ödenmesi” şeklinde değiştirilmekte ve maddeye üçüncü bir fıkra eklenerek delil avansının bu madde kapsamında alınmayacağı, bir başka ifadeyle delil avansının dava açarken mahkeme veznesine yatırılmasının zorunlu bulunmadığı hükme bağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 123 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 10
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun davanın geri alınmasına ilişkin 123 üncü maddesinde değişiklik yapılmakta ve bu halde mahkemece verilecek kararın mahiyeti düzenlenmektedir. Davanın geri alınması hususunda uygulamada birbirinden farklı kararların verildiği görülmektedir. Bu kapsamda davanın açılmamış sayılmasına veya davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair kararlar verilebilmektedir. Davanın geri alınması kurumunun teorik alt yapısı ile uygulamada verilen karar türlerinin mahiyetleri birlikte değerlendirildiğinde ve özellikle Kanunun “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331 inci maddesindeki düzenleme dikkate alındığında, davanın geri alınması durumunda, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin uygun olduğu kabulüyle fıkraya cümle ilave edilmektedir. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi durumunda 331 inci madde gereği yargılama gideri davacı üzerinde bırakılacaktır. Davanın konusuz kalması nedeniyle esastan karar verilmesine yer olmadığı şeklinde bir karar verilmesi durumunda mahkemenin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumunu araştırması ve buna göre yargılama giderine hükmetmesi gerekecektir ki, bu sonuç, davanın geri alınması kurumunun bünyesiyle uyuşmamaktadır.

    • Eklendi Madde 125 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 11
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 125 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, dava konusunun davacı tarafından devri ile davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda hem devredenin hem de devralanın yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olması hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile de uyumludur. Bu bentte davalının dava konusunu devretmesi ve davanın davalı aleyhine sonuçlanması hali düzenlenmiş olup devreden ve devralanın yargılama giderlerinden müteselsil sorumluluğu kabul edilmiştir.

    • Değiştirildi Madde 139 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 13
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 139 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Düzenlemeyle, taraflara çıkarılacak davetiyede yer alan unsurlardan biri kaldırılarak bunun yerine yeni bir unsur ilave edilmektedir. Davetiye içeriğinden kaldırılan unsur, Kanunun 141 inci maddesiyle ilgilidir. Teklifle değiştirilen 141 inci madde uyarınca dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemeyecek veya değiştirilemeyecektir. Bu değişlikle uyumlu olarak, çıkarılacak davetiyede yer alan ve ön inceleme duruşmasına gelmeyen tarafın yokluğunda onun muvafakati olmadan iddia ve savunmanın genişletilebilmesine veya değiştirilebilmesine imkân veren ihtarat, madde metninden çıkarılmaktadır.

      Maddede düzenlenen ihtarata ilave edilen unsur ise Kanunun 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan husustur. 140 ıncı maddenin beşinci fıkrası, 139 uncu madde uyarınca çıkarılacak davetiye içeriğine dercedilmekte ve 140 ıncı maddeden ilga edilmektedir. Buna göre ön inceleme duruşması için çıkarılacak davetiyede, davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği ihtar edilecektir. Böylece ön inceleme duruşmasının daha etkin bir şekilde icrası ve bu aşamadan beklenen faydanın artırılması amaçlanmaktadır. Değişiklikle ön inceleme duruşmasında tarafların bildirdiği deliller azami ölçüde toplanmış ve uyuşmazlığın çözümü için ihtiyaç duyulan yol haritası daha erken aşamada netleşmiş olacaktır. Bu düzenleme sayesinde tahkikata vakit kaybetmeksizin ve bir an önce geçilmesi de sağlanmış olacaktır.

    • Değiştirildi Madde 140 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 14
      Eski ifade
      sulhe veya arabuluculuğa
      Yeni ifade
      sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 140 ıncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      İkinci fıkrada yapılan değişiklikle, hukuk yargılamasında sulh ve arabuluculuğun etkinliğinin arttırılması amacıyla hâkime, sulhun ve arabuluculuğun esasları süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatma ve böylece bu müesseseleri teşvik görevi verilmektedir.

      Maddenin beşinci fıkrası, teklifle 139 uncu maddede yapılan değişikliğin zorunlu sonucu olarak değiştirilmektedir. Beşinci fıkraya göre, 139 uncu madde uyarınca ön inceleme duruşması için yapılan ihtara rağmen taraflar dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmaması veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmaması halinde bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına ilişkin karar verilecektir.

    • Değiştirildi Madde 141 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 15
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 141 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hariç olmak üzere, iddia veya savunma genişletilemeyecek veya değiştirilemeyecektir. Mevcut hükme göre ön inceleme duruşmasına katılmayan tarafın yokluğunda, onun muvafakati olmaksızın iddia veya savunma genişletilebilmekte veya değiştirilebilmekteydi.

      Sırf ön inceleme duruşmasına katılım sağlanmadığı için aleyhte iddia veya savunmanın rahatlıkla genişletilebilmesi veya değiştirilebilmesi, silahların eşitliği ilkesinin ihlalini gündeme getirmektedir.

      Bu ihlal, davayı takip etmediğinde davayı inkâr ettiği kabul edilen ve duruşmaya katılma zorunluluğu bulunmayan davalı taraf bakımından çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Düzenleme, silahların eşitliği ilkesine hizmet etmesi bakımından adil yargılanmanın sağlanmasına da yardımcı olacak niteliktedir.

      Öte yandan düzenleme, uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesine yardımcı olacak ve bu aşamanın, yargılamanın yol haritasını belirleme özelliğini güçlendirecektir. Ayrıca, ön inceleme duruşmasına mazeretsiz olarak gelmeyen tarafın muvafakati aranmaksızın, iddia veya savunmanın genişletilmesine veya değiştirilmesine imkân tanınması, gelmeyen tarafın genişletilmiş veya değiştirilmiş iddia ve savunma karşısında beyanda bulunup açıklama yapmak için dilekçe vermesine, diğer tarafın da bu dilekçeye karşı beyanda bulunmasına neden olmakta ve dilekçeler teatisi aşaması sona erdiği halde üst üste verilen bu dilekçeler Kanunun sistematiğine aykırı bir uygulamanın gelişmesine sebep olmaktadır. Bu dilekçelerin kabul edilip edilmemesi, kabul edileceklerse hangi ölçüye göre kabul edilecekleri uygulamada tartışmalara yol açma ve yargılamayı çetrefil hale getirerek uzatma potansiyelini bünyesinde barındırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, ön inceleme duruşmasına gelen tarafın ön inceleme tutanağının düzenlenmesine katılarak tahkikata ilişkin yol haritasına şekil verebilme imkânını elde etmesinin bir “ödül” olarak yeterli sayılması gerektiği kabul edilmektedir.

    • Eklendi Madde 177 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 18
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun ıslahın zamanı ve şeklini düzenleyen 177 nci maddesine ikinci fıkra ilave edilmekte ve ıslahın kanun yolu incelemesinden sonra hangi şartlarda yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmektedir. Mevcut metinde ıslahın “tahkikatın sona ermesine kadar” yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılması veya temyiz incelemesi sonucunda bozulmasından sonra ilk derece mahkemesince tahkikata yönelik bir işlemin yapılması durumunda, ıslahın caiz olup olmadığı hususu, birinci fıkrada yer alan “tahkikatın sona ermesine kadar” ibaresi sebebiyle doktrin ve uygulamada ciddi şekilde tartışılmıştır.

      Bu kapsamda, Yargıtay’ın bozma ilamından sonra ıslahın yapılamayacağına ilişkin 4/2/1948 tarihli ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının, Kanunun 177 nci maddesi hükmü karşısındaki durumu Yüksek Mahkemece tartışılmış ve 6/5/2016 tarihli ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, mevcut düzenlemeler itibariyle 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının geçerli olduğuna karar verilmiştir.

      Düzenlemeyle, iş yükünün azaltılması ve usul ekonomisi ilkesinin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla; Yargıtay tarafından bozulan veya bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılan hükme ilişkin olarak, ilk derece mahkemesince tahkikata ilişkin bir işlem yapılması durumunda, tahkikat sona erinceye kadar ıslahın yapılabileceği hüküm altına alınmaktadır. Ancak bu durum tarafların aynı davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği kuralını değiştirmeyecektir.

      Bununla birlikte maddeye eklenen ikinci fıkranın son cümlesine göre, bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum, ıslah hakkının kullanılmasıyla ortadan kaldırılamayacaktır. Bu ifadeyle kastedilen, Yargıtay’ın bozma kararından sonra ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamada dikkate alınması gereken ve kanun hükümleriyle düzenlenmemiş olan usuli kazanılmış hak ve aleyhe hüküm verme yasağı gibi kurumlarıdır. Bu kapsamda Yargıtay’ın bozma kararına uyulması sonucunda, ilk derece mahkemesinin hüküm fıkralarından biriyle ilgili olarak usuli kazanılmış hak oluşmuşsa bu hakkı bertaraf edecek şekilde ıslah yapılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Örneğin ilk derece mahkemesinin anapara ve faizin tahsiline ilişkin kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuş, bu başvuru reddedilmiş, ret kararı aleyhine temyiz yoluna müracaat edilmiş, karar sadece faizin yanlış oran uygulanarak hesaplanması noktasından bozulmuş ve ilk derece mahkemesince bozmaya uyulmuş ise bozmaya uyulmasından sonra yapılacak tahkikatta anapara miktarını artıracak şekilde ıslah yapılamayacaktır.

    • Eklendi Madde 183/A geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 19
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanuna “Toplu mahkemelerde tahkikat” başlıklı 183/A maddesi eklenmektedir.

      Kanunda toplu mahkemelerde tahkikatın nasıl yürütüleceği, bu kapsamda mahkeme başkanının görev ve yetkileri, tahkikat hâkimi veya naip hakim tarafından yapılabilecek işlemleri düzenleyen müstakil bir madde bulunmamaktadır. Ancak Kanunda, hâkimin reddi talebinin incelenmesi (m.41), ilgililere soru yöneltilmesi (m. 152), tahkikatın sona ermesi (m. 185), tanığın dinlenmesi (m.261), hükmün oylanması (m.296), hükmün yazılması (m.298) ve hükmün imza edilememesi (m.299) konuları toplu mahkemeler bakımından ele alınmıştır. Bunun gibi toplu mahkeme olarak da görev yapan asliye ticaret mahkemelerinin baktığı işlerden hangilerinin tek hâkim tarafından, hangilerinin heyet olarak karara bağlanacağı konusunda 5235 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında da heyet halinde bakılacak işler yönünden çalışma usulünün ne şekilde olacağına dair hüküm bulunmamaktadır.

      Bu konuda uygulamada yaşanan sorunların çözülmesi için Kanunun “Yazılı Yargılama Usulü” başlıklı Üçüncü Kısmının “Tahkikat ve Tahkikat Sırasındaki Özel Durumlar” başlıklı Beşinci Bölümüne, “Toplu Mahkemelerde Tahkikat” başlıklı Yedinci Ayırım ve bu ayırım altında “Toplu mahkemelerde tahkikat” başlıklı 183/A maddesi ilave edilmektedir. 183/A maddesiyle, toplu mahkemelerin düzenli, verimli ve uyumlu çalışmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

      Birinci fıkrada, geçici hukuki korumalar da dâhil olmak üzere toplu mahkemelerin görevine ilişkin tüm yargılama aşamalarında verilmesi gereken kararların heyet tarafından verileceği hüküm altına alınmaktadır.

      İkinci fıkrada, mahkeme başkanına iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın heyetçe veya tahkikat hâkimi olarak görevlendirilecek bir üye tarafından yürütülmesine karar verme yetkisi tanınmaktadır.

      Başkan tarafından görevlendirilen tahkikat hâkimi, tahkikatın yürütülmesi ve tamamlanmasıyla ilgili olarak 6100 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda mahkemeye ve hâkime verilen yetkileri kullanacaktır.

      Bu kapsamda, duruşma yapabilecek, tarafları isticvap edebilecek, tanık dinleme, bilirkişi incelemesi, keşif icrası gibi tüm delil toplama işlemlerini yapabilecektir. Bu fıkra, dava öncesi yapılan delil tespiti gibi talepler hakkında da uygulanabilecektir. Tahkikat hâkimi tarafından yürütülen yargılama sırasında geçici hukuki koruma talep edilmesi halinde tahkikat hâkimi, bu konuda karar verilmek üzere dosyayı mahkeme heyetine sunacak, konu heyet tarafından karara bağlandıktan sonra tahkikat hâkimi, tahkikatı yürütmeye devam edecektir.

      Üçüncü fıkrada, tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş ve davalarda mahkeme başkanının bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebileceği hüküm altına alınmaktadır. Mahkeme başkanı keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması, tanığın bulunduğu yerde veya mahkemede dinlenmesi gibi bazı tahkikat işlemlerini belirleyerek bu işlemlerin üye hâkimlerden birine yaptırılmasına karar verebilir. Bu durumda o üye, naip hâkim olarak nitelenir ve naip hâkim sadece görevlendirildiği tahkikat işlem ya da işlemlerini yapar. Naip hâkim, görevlendirildiği tahkikat işlemini tamamladığında, dosyayı, tahkikata devam edilmek üzere heyete tevdi eder.

      Dördüncü fıkrayla, mahkeme başkanının mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayacağı ve bu yolda uygun göreceği önlemleri alacağı hükme bağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 186 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 20
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 186 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçilmesi kural haline getirilmekte, ancak taraflardan birinin talebi üzerine sözlü yargılamanın icrası için iki haftadan az olmamak üzere duruşmanın ertelenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Bu durumda usul ekonomisi dikkate alınarak taraflara ayrıca duruşma gününü bildirir davetiye gönderilmeyeceği hükme bağlanmaktadır. Teklifle, Kanunun 147 nci maddesinde yapılan değişiklikle ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilmesi öngörülmekte; davetiyede tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve tarafların yokluklarında hüküm verileceği hususlarının ihtar edilmesi hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemenin, teklifle 147 nci maddede yapılması öngörülen değişiklikle birlikte değerlendirilmesi gerekir. 147 nci madde uyarınca yapılması öngörülen ihtar sebebiyle tarafların hukuki dinlenilme hakkının zedelenmeyeceği değerlendirilmektedir.

    • Eklendi Madde 186 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 20
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 186 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçilmesi kural haline getirilmekte, ancak taraflardan birinin talebi üzerine sözlü yargılamanın icrası için iki haftadan az olmamak üzere duruşmanın ertelenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Bu durumda usul ekonomisi dikkate alınarak taraflara ayrıca duruşma gününü bildirir davetiye gönderilmeyeceği hükme bağlanmaktadır. Teklifle, Kanunun 147 nci maddesinde yapılan değişiklikle ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilmesi öngörülmekte; davetiyede tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve tarafların yokluklarında hüküm verileceği hususlarının ihtar edilmesi hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemenin, teklifle 147 nci maddede yapılması öngörülen değişiklikle birlikte değerlendirilmesi gerekir. 147 nci madde uyarınca yapılması öngörülen ihtar sebebiyle tarafların hukuki dinlenilme hakkının zedelenmeyeceği değerlendirilmektedir.

    • Eklendi Madde 206 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 21
      Eski ifade
      İmza
      Yeni ifade
      Okuma ve yazma bilmediği için imza
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 206 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Değişiklikle, imza atamayanların yapacağı hukuki işlemlere ilişkin senetlerin ne şekilde tanzim edileceği hususu yeniden düzenlenmektedir. İmza atamayanlar; okuma ve yazma bilenler ve bilmeyenler olarak iki grupta mütalaa edilerek bunların; mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, okuma ve yazma bilmeyenler bakımından noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulması; okuma ve yazma bilenler bakımından ise noterler tarafından onaylanması şartına bağlanmaktadır.

    • Eklendi Madde 215 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 22
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, belgelerin halefler aleyhine kullanılmasını düzenleyen Kanunun 215 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, adi senetlerin üçüncü kişiler için hüküm ifade etmesine ilişkin esaslar madde kapsamına dâhil edilmekte ve madde başlığı da buna göre revize edilmektedir. Yapılan düzenlemede, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 299 uncu maddesinin ikinci fıkrası esas alınmaktadır. Buna göre adi senet, notere veya yetkili memura ibraz edilerek noter ya da yetkili memur tarafından usulüne uygun olarak onaylanmışsa ibraz tarihinde; resmi bir işleme konu olmuşsa işlem tarihinde; imza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihinde; imza edenlerden birinin yeniden imza atmasına fiilen imkân kalmamışsa bu imkânsızlığın gerçekleştiği tarihte, üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade edecektir. Adi senedin içeriğinde bahsedilen başka senetlerin tarihleri de ancak son senet tarihinin onaylanmış sayıldığı tarihte üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edecektir. Bu düzenlemeyle, uygulamadaki tereddütlerin ortadan kalkacağı düşünülmektedir. Adi senetlerin üçüncü kişiler bakımından hangi tarihten itibaren hüküm ifade edeceğine ilişkin açık bir düzenlemenin yapılması, hukuki işlem güvenliği, üçüncü kişilerin hukukunun korunması ve ispat hukuku açısından gerekli görülmektedir.

    • Eklendi Madde 222 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların “ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi” hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan “ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi” durumunun yerine, “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır.

    • Eklendi Madde 281 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 24
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun bilirkişi raporuna itirazı düzenleyen 281 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında bilirkişi raporunun tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde tarafların rapora itiraz kapsamında, raporda eksik görülen hususların tamamlattırılmasını, raporda belirsizlik gösteren hususların açıklattırılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri belirtilmektedir. Ancak uygulamada iki haftalık sürenin, bilirkişi raporunun incelenmesi ve yukarıda bahsedilen taleplerin hazırlanması bakımından yetersiz olduğu şikâyeti dile getirilmektedir. Bu nedenle maddede belirtilen ve bilirkişi raporuna itiraz niteliğinde olan taleplerin iki haftalık süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkansız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi durumunda tarafların, itiraz süresi içinde mahkemeden ek süre isteyebilecekleri hükme bağlanmaktadır. Yapılan düzenlemeye göre ek süre, itiraz süresinin son gününden itibaren işlemeye başlayacak ve iki haftayı geçmeyecek şekilde bir kez verilebilecektir.

    • Eklendi Madde 290 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 25
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, keşfin yapılmasına ilişkin Kanunun 290 ıncı maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.

      Birinci fıkraya eklenen ibareyle, keşfin kapsamının mahkeme tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır. Böylelikle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne yönelik incelemelerin yapılması, uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir etkisi olmayan gereksiz incelemelerin yapılmaması ve bu mahiyetteki bilgilerin dosyaya girmemesi sağlanmış olacaktır.

      İkinci fıkraya eklenen cümleyle, hâkimin keşif tutanağına keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemlerini yazacağı hükme bağlanmaktadır. Hâkimin keşif konusu ve mahalline ilişkin gözlemlerini keşif tutanağına aktarması, keşfi yapan hâkimin veya daha sonra dosyayı ele alacak hâkim ya da hâkimlerin bilirkişi raporunu denetlemesini kolaylaştıracaktır. Öte yandan bu düzenleme toplu mahkemelerde keşfe katılmayan hâkimlerin keşif konusu ve mahalli hususunda aydınlatılmasını sağlayacaktır. Bu sayede keşif konusu ve mahallini görmeyen ve kanun yolu incelemesinde kararı denetleyen hâkimlerin yapacakları inceleme kolaylaşacaktır.

    • Eklendi Madde 305/A geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 27
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanuna 305/A maddesi eklenmektedir. Uygulamada, esas hakkında hüküm verildikten sonra çeşitli sebeplerden dolayı taleplerden bir veya birkaçı hakkında karar verilmediği görülmektedir. Kanunun mevcut hükümlerine göre, dava konusu olup talepte yer alan ancak hükümde yer verilmeyen bir hususun hükme eklenmesi ancak kanun yolunda ileri sürülebilmektedir. Düzenlemeyle, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde tarafların başvurması şartıyla yargılamada ileri sürülen veya mahkemece kendiliğinden hükme geçirilmesi gereken ancak hüküm verilmeyen talepler hakkında mahkemece ek karar verilmesi açıkça hüküm altına alınmaktadır. Bu kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilecektir.

    • Eklendi Madde 310 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 29
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 310 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddeye eklenen ikinci fıkrada feragat veya kabulün, ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince hükmün verilmesinden, bir başka ifadeyle anılan mahkemelerin dosyadan el çekmelerinden sonra yapılması hali düzenlenmektedir. Bu durumda hüküm aleyhine taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek bir karar verileceği ve dosyanın kanun yolu incelemesi için ilgili merciye gönderilmeyeceği hüküm altına alınmaktadır.

      Maddeye eklenen üçüncü fıkrada ise feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması halinde Yargıtay’ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi halinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, davaya son veren taraf işlemleri olan feragat ve kabulün kanun yolu süresi içinde yapılması halinde, hükmü veren mahkemenin davadan el çekmiş olması sebebiyle dava hakkında bir karar veremeyeceği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği şeklindeki içtihadı ile feragat veya kabulün dosya Yargıtay’da iken yapılması halinde kararın bozularak gerekli kararın verilmesi için dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesi yönündeki içtihadından kaynaklanan usul ekonomisine aykırılığın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

    • Eklendi Madde 310 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 29
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 310 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddeye eklenen ikinci fıkrada feragat veya kabulün, ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince hükmün verilmesinden, bir başka ifadeyle anılan mahkemelerin dosyadan el çekmelerinden sonra yapılması hali düzenlenmektedir. Bu durumda hüküm aleyhine taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek bir karar verileceği ve dosyanın kanun yolu incelemesi için ilgili merciye gönderilmeyeceği hüküm altına alınmaktadır.

      Maddeye eklenen üçüncü fıkrada ise feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması halinde Yargıtay’ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi halinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, davaya son veren taraf işlemleri olan feragat ve kabulün kanun yolu süresi içinde yapılması halinde, hükmü veren mahkemenin davadan el çekmiş olması sebebiyle dava hakkında bir karar veremeyeceği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği şeklindeki içtihadı ile feragat veya kabulün dosya Yargıtay’da iken yapılması halinde kararın bozularak gerekli kararın verilmesi için dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesi yönündeki içtihadından kaynaklanan usul ekonomisine aykırılığın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

    • Eklendi Madde 314 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 30
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 314 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Kanunun sulhun zamanını düzenleyen 314 üncü maddesine, Teklifle Kanunun 310 uncu maddesine eklenen fıkralarla uyumlu olmak üzere ve aynı gerekçelerle iki fıkra ilave edilmektedir.

    • Eklendi Madde 314 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 30
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 314 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Kanunun sulhun zamanını düzenleyen 314 üncü maddesine, Teklifle Kanunun 310 uncu maddesine eklenen fıkralarla uyumlu olmak üzere ve aynı gerekçelerle iki fıkra ilave edilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 341 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 34
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun istinaf yoluna başvurulabilen kararları düzenleyen 341 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklikler yapılarak istinafın kapsamı genişletilmektedir.

      Mevcut durumda ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına ve yokluğunda tedbir kararı verilenin itirazı üzerine verilen karara karşı istinaf yolu açık olup yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın bu karara karşı doğrudan veya itiraz üzerine istinaf kanun yoluna başvurma hakkı bulunmamaktadır. Teklifle, 391 inci maddede yapılan değişiklikle yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verilen tarafa da bu karara karşı doğrudan istinaf kanun yoluna başvurma imkânı tanınmaktadır.

      Yine Teklifle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 258 inci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılarak, kendisi dinlenerek aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen tarafın istinaf kanun yoluna başvurabileceği düzenlenmektedir. Bu kapsamda 341 inci maddenin birinci fıkrası revize edilmekte ve istinaf kanun yoluna başvurma imkânını veren bu hal metne işlenmektedir. Yapılan değişiklikle özetle, aleyhine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilen taraf; bu karar yüzüne karşı verilmişse doğrudan istinaf kanun yoluna başvurabilecek; yokluğunda verilmişse öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz edebilecek ve itirazın reddi durumunda istinaf kanun yoluna başvurabilecektir.

    • Değiştirildi Madde 353 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 35
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun duruşma yapılmadan verilecek kararlara ilişkin 353 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkranın (a) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “delillerin hiçbiri toplanmadan” ve “deliller hiç değerlendirilmeden” ibarelerinin uygulamada düzenlemenin amacına uygun olmayan bir yorumla hatalı uygulamalara ve bir takım sorunlara sebebiyet verdiği müşahede edilmiştir. Yapılan düzenlemeyle, “delillerin hiçbiri toplanmadan” ibaresi “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış” şeklinde, “deliller hiç değerlendirilmeden” ibaresi ise “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin değerlendirilmemiş olması” şeklinde değiştirilmektedir. Yine bende “talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” hali de eklenmektedir. Düzenlemeyle, söz konusu hatalı uygulamaların ve sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.

      Birinci fıkranın (b) bendinin (3) numaralı alt bendinin mevcut halinde yargılamada bulunan eksikliklerin duruşma yapılmaksızın tamamlanması halinde “başvurunun esastan reddine” karar verilebilmesi imkanı bulunmamaktadır. Düzenlemeyle eksikliğin duruşma yapılmaksızın giderilmesi neticesinde başvurunun esastan reddine kanaat getirilmiş olması halinde bu yönde karar verilmesi imkanı getirilmektedir.

    • Eklendi Madde 356 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 36
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 356 ncı maddesinde yapılan değişiklikle istinaf yargılamasında incelemenin duruşmalı olarak yapılması halinde bölge adliye mahkemesinin vereceği kararlar açıkça düzenlenmektedir. Kanunun 352 ve 353 üncü maddelerinde istinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılacağı haller düzenlenmiştir. Bu haller haricinde bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesini duruşmalı olarak yapacaktır. Bölge adliye mahkemesinin incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar vermesinden sonra 352 nci veya 353 üncü maddelerde belirtilen hallerin mevcudiyetinin tespiti halinde ne şekilde karar vereceği konusunda Kanunun mevcut halinde açık bir hüküm bulunmamaktadır.

      Uygulamada duruşma açılmasından sonra istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile 352 nci ve 353 üncü maddelerdeki hallerde gerekli kararların verilip verilemeyeceğine ilişkin tereddütler oluştuğundan bölge adliye mahkemeleri arasında çelişkili kararlar verilmektedir. Uygulamanın yeknesaklaştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için 356 ncı maddeye ikinci fıkra eklenmekte ve madde başlığı da buna uygun olarak değiştirilmektedir. Düzenlemeyle, incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar verilmesinden sonra 352 ve 353 üncü maddeler de dahil olmak üzere bölge adliye mahkemesinin başvurunun esastan reddine karar vermesine açıkça imkan sağlanmaktadır. Böylelikle; bölge adliye mahkemesi istinaf yargılamasının her aşamasında istinaf incelemesinin gerektirdiği her türlü kararı verebilecektir.

    • Değiştirildi Madde 358 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 37
      Eski ifade
      gideri duruşma gününe kadar
      Yeni ifade
      gideri, iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 358 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      358 inci maddenin birinci fıkrasına göre; taraflara, usulüne uygun olarak çağrıldıkları duruşmaya gelmeseler bile tahkikatın yokluklarında yapılarak karar verileceği, ayrıca istinaf yoluna başvuran tarafa; tahkikat için bölge adliye mahkemesince belirlenen gideri avans olarak yatırması gerektiği açıkça ihtar edilmektedir. Mevcut hükme göre, bölge adliye mahkemesince belirlenen giderin avans olarak duruşma gününe kadar yatırılması mümkündür. Giderin duruşma gününe kadar yatırılıp yatırılmayacağı bilinemeyeceğinden, giderin yatırılmaması halinde bölge adliye mahkemesi duruşma gününe kadar hiçbir tahkikat işlemi yapamamakta ve bu durum istinaf yargılamasının uzamasına neden olmaktadır.

      Düzenlemeyle; belirlenen giderin, bu konudaki ihtaratın tebliği tarihinden itibaren iki haftadan az olmamak üzere verilecek kesin süre içinde yatırılabileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylece bölge adliye mahkemesinin, duruşmadan önce bazı tahkikat işlemlerini yapabilmesi ve duruşmaya eksiksiz olarak hazırlanabilmesi mümkün hale getirilerek istinaf yargılamasının hızlı ve etkin bir şekilde yapılması sağlanmış olacaktır.

      Maddenin üçüncü fıkrasının mevcut lafzı; istinaf yoluna başvuranın, gideri avans olarak yatırmasına rağmen duruşmalara gelmemesi halinde, tahkikata devam edilemeyeceği ve dosyanın mevcut durumuna göre karar verileceği anlamının çıkarılmasına müsaittir. Ancak, Kanun bir bütün olarak değerlendirildiğinde, giderin avans olarak yatırıldığı durumlarda, istinafa başvuran duruşmaya katılmasa bile, istinaf mahkemesinin başvuranın yokluğunda tahkikat işlemlerini yaparak incelemeyi sonuçlandırması daha uygun olacaktır. Bölge adliye mahkemelerinin genel uygulaması da bu yönde olmakla birlikte, uygulamada bu konuda tereddütler de yaşanmaktadır. Düzenlemeyle maddenin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılarak istinaf kanun yoluna başvuran tarafın, belirlenen gideri avans olarak yatırması halinde, duruşmaya gelmese dahi bölge adliye mahkemesinin tahkikatı tamamlayarak sonuca göre karar vereceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. Böylece, birinci fıkradaki ihtaratın içeriği ile uyum sağlanarak üçüncü fıkranın lafzından kaynaklanan tereddütler giderilmektedir.

    • Eklendi Madde 359 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 38
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 359 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi halinde, bölge adliye mahkemesi, kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilecektir. Böylece istinaf sebepleriyle sınırlı inceleme yapan bölge adliye mahkemesinin belirtilen fıkraya göre verdiği kararların gerekçesinde istinaf sebeplerini karşılaması ve bu kapsamda bir gerekçe yazması yeterli olacaktır. Zira istinaf talebinin reddi kararıyla ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı doğrulanmış olacaktır. Bu şekilde hukuki güvenlik açısından gerekli olmayan unsurları kararında göstermek zorunluluğundan kaynaklanan emek ve zaman kaybı önlenecektir.

      Uygulamada bölge adliye mahkemesince verilen kararların resen tebliğ edilip edilmeyeceği hususunda tereddüt oluşmuştur. Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, oluşan tereddütlerin giderilmesi için bölge adliye mahkemesince verilen kararların resen tebliğ edileceği açıkça ifade edilmiştir. Buna göre bölge adliye mahkemesinin, verildiği anda kesin olan kararları ilk derece mahkemesince, temyizi kabil kararları ise kararı veren bölge adliye mahkemesince resen tebliğe çıkarılacaktır.

    • Değiştirildi Madde 362 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 39
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 362 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkranın (c) bendinde yapılan değişiklikle, Kanunda terim birliğini sağlamak amacıyla “merci tayinine” ibaresi “yargı yeri belirlenmesi” şeklinde düzeltilmektedir. Ayrıca ilk derece mahkemelerinin yetkiye ve göreve ilişkin kararları hakkındaki hükmün lafzı düzeltilerek oluşan tereddütler giderilmektedir.

      Kanunun 353 üncü maddesinde bölge adliye mahkemelerinin hangi hallerde duruşma yapmadan karar vereceği düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesi, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vermektedir. Hükümden anlaşılacağı üzere bölge adliye mahkemelerinin Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren kararları kesindir. Fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak kanunun bütünlüğünün korunması amacıyla 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların temyiz edilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.

    • Eklendi Madde 362 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 39
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 362 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkranın (c) bendinde yapılan değişiklikle, Kanunda terim birliğini sağlamak amacıyla “merci tayinine” ibaresi “yargı yeri belirlenmesi” şeklinde düzeltilmektedir. Ayrıca ilk derece mahkemelerinin yetkiye ve göreve ilişkin kararları hakkındaki hükmün lafzı düzeltilerek oluşan tereddütler giderilmektedir.

      Kanunun 353 üncü maddesinde bölge adliye mahkemelerinin hangi hallerde duruşma yapmadan karar vereceği düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesi, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vermektedir. Hükümden anlaşılacağı üzere bölge adliye mahkemelerinin Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren kararları kesindir. Fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle, 353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak kanunun bütünlüğünün korunması amacıyla 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların temyiz edilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 391 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 40
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun ihtiyati tedbir kararını düzenleyen 391 inci maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.

      Kanunun 391 inci maddesinde ihtiyati tedbir kararında bulunması gereken hususlar açıkça belirlenmiştir. Buna göre tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı verilecek ihtiyati tedbir kararında belirtilecektir. Ancak ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakta, bu husus uygulamada tedbir talebinin reddi kararlarının gerekçesiz olarak verilmesine neden olmaktadır. Yapılan değişiklikle, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararın da gerekçeli olacağı hükme bağlanarak bu konuda yaşanan sorun giderilmektedir.

      Kanunun 394 üncü maddesinde karşı taraf dinlenmeden verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı, öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz edilebileceği, itirazın reddi halinde kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın, bu karara karşı itiraz veya kanun yoluna başvurma imkânını düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum hakkaniyete aykırı ve hak arama hürriyetini ihlal eden uygulamalara sebebiyet vermektedir. Düzenlemeyle, yüzüne karşı aleyhinde ihtiyati tedbir kararı verilen tarafa da kanun yoluna başvurma imkânı tanınarak yaşanan sorunların önlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenleme, Teklifle değiştirilen 341 inci maddeyle de uyumludur.

    • Eklendi Madde 394 geçmişi (cümle) 7251 sayılı Kanun, md. 42
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun ihtiyati tedbir kararına karşı itirazı düzenleyen 394 üncü maddesinin ikinci fıkrasına cümle eklenmektedir. İhtiyati tedbir kararının uygulanması sırasında ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak yapılan itirazların, dava açılmayan ancak ihtiyati tedbir kararını veren mahkemeye mi yoksa esas hakkında dava açılan mahkemeye mi yapılacağı konusunda Kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada genellikle ihtiyati tedbir kararını veren mahkemede esas hakkındaki yargılama görülmemektedir. Özellikle dava açıldıktan sonra ihtiyati tedbire yönelik itirazların esas davaya bakmayan mahkemece incelenmesinde bir hukuki yarar bulunmamaktadır. Oluşan tereddütlerin giderilmesi ve dava açıldıktan sonra esas yargılamayı yapan mahkemenin ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazları da inceleyebilmesi amacıyla, esas hakkında dava açıldıktan sonra itirazlar hakkında bu davaya bakan mahkemece karar verileceği hükme bağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 398 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 43
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 398 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 11/7/2018 tarihli ve 2018/1 E. 2018/83 K. sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Maddeyle, iptal kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Bu kapsamda; ihtiyati tedbire muhalefet teşkil eden eylemlere ilişkin yargılama usulü, şikâyet olunanın hakları, yargılama sonucunda verilecek karar türleri, karara karşı itiraz süresi ve itiraz merci, kararın kesinleşmesi durumunda infazı yerine getirecek makam ve cezanın düşeceği hallere ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir.

    • Eklendi Madde 402 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 44
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 402 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddeye eklenen fıkrayla, delil tespitinin yapılmasından sonra tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneğinin mahkemece karşı tarafa resen tebliğ olunacağı düzenlenmektedir. Böylece hem mahkemece yapılan delil tespiti işlemiyle ilgili olarak tarafların bilgi sahibi olması sağlanacak hem de fıkrada düzenlenen konularda açık bir hüküm bulunmamasından kaynaklanabilecek sorunlar giderilebilecektir.

    • Değiştirildi Madde 436 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 45
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun hakem kararının şekli, içeriği ve saklanmasını düzenleyen 436 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, bir tahkim kurumu bünyesinde yapılan tahkim yargılamalarında hakem tarafından verilen kararın, hakem veya hakem kurulu başkanına ilave olarak ilgili tahkim kurumu tarafından da taraflara bildirilebilmesine imkân verilmektedir.

    • Eklendi Madde 20 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      , bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına
      Yeni ifade
      dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 20 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Maddede yapılan birinci değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin 10/2/2016 tarihli, 2015/96 Esas ve 2016/9 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. İptal edilen hükme göre ilk derece mahkemesinin görevsizlik veya yetkisizlik kararının, verildiği anda kesin olması durumunda, karar tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurulması ve dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi gerekmekteydi. Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kesin nitelikli kararının taraflara tebliğ edilmeden iki haftalık hak düşürücü sürenin başlatılmasını hak arama hürriyetine aykırı bularak iptal etmiştir. Yapılan değişiklikle, görevsizlik veya yetkisizlik kararının kesin olması halinde de kararın taraflara tebliğ edilmesi, dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine ilişkin iki haftalık sürenin tebliğ tarihinden itibaren başlaması açıkça hükme bağlanmaktadır. Birinci fıkrada yapılan diğer değişiklikle, Kanunda öngörülen süre içinde dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için gerekli başvurunun yapılmaması durumunda davanın Kanun gereği açılmamış sayılacağı ve mahkemenin bu konuda resen karar vereceği hususu daha açık bir şekilde düzenlenmektedir.

    • Değiştirildi Madde 28 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 2
      Eski ifade
      kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi
      Yeni ifade
      yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılması halleri arasına “yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin bulunması” hali de eklenmektedir. Buna göre mahkeme yargılamayla ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin bulunduğunu tespit ederse duruşmanın bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına karar verecektir. Düzenlemeyle duruşmaların aleni olarak yapılmasına ilişkin ilkeye kişilerin haklarının korunması için bir istisna getirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 36 geçmişi (bent) 7251 sayılı Kanun, md. 3
      Eski ifade
      etmiş olması.
      Yeni ifade
      etmiş olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması.
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine ibare eklenmektedir. Düzenlemeyle, hâkimin reddi sebeplerine daha önce aynı uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış olma halleri eklenmektedir. Arabulucu veya uzlaştırmacının daha önce taraflarla uyuşmazlık konusuyla ilgili temas kurması, davada delil olarak değerlendirilmesi yasak olan bir takım bilgi veya belgelere bu görevi nedeniyle vukufiyet kesbedecek durumda bulunması böyle bir düzenleme yapmayı gerekli kılmıştır.

    • Değiştirildi Madde 107 geçmişi (madde başlığı) 7251 sayılı Kanun, md. 7
      Eski ifade
      Belirsiz alacak ve tespit davası
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 107 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, uygulamada belirsiz alacak davasıyla ilgili görülen sorunlara çözüm bulunması amaçlanmaktadır.

      Belirsiz alacak davasında alacağın tamamı dava edilmekte, ancak davanın açıldığı tarihte alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi davacıdan beklenememekte veya bu belirlemeyi yapmak davacı açısından imkânsız bulunmaktadır. Maddenin mevcut ikinci fıkrasındaki düzenleme gereğince belirsiz alacak davasında davacının, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğu “an”da talebini artırması gerekmektedir. Uygulamada sorun yaşanan ve doktrinde de tartışılan konu, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu “an”ın tespitine yöneliktir, ikinci fıkrada yapılan değişiklikle, bu “an”ın, bir başka ifadeyle alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün hale geldiğinin tespiti mahkemece yapılacaktır. Hâkim, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin “mümkün olduğu anda” talebini tam ve kesin olarak belirlemesi için davacıya iki haftalık kesin süre verecektir. Bu süre verme işlemi tahkikat aşaması sona ermeden yapılacaktır. Bu hüküm bölge adliye mahkemesince tahkikat yapıldığı hallerde de uygulanabilecektir. İsviçre hukukunda da kabul edilen genel görüş, hâkimin davacıya talebini belirlemesi için süre vermesi gerektiği yönündedir. Ayrıca 107 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve davacının, davanın başında belirtmiş olduğu talebini “artırabileceğine” ilişkin hüküm, yapılan diğer değişikliğin zorunlu sonucu olarak davacının talebini tam ve kesin olarak “belirleyebileceği” şeklinde değiştirilmektedir. Aynı fıkraya eklenen son bir cümleyle, hâkim tarafından verilen kesin süreye rağmen alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmemesi durumunda davanın talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı açıkça hükme bağlanmaktadır.

      Maddede yapılan diğer değişiklikle, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu fıkra, “Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” şeklindedir. Soyut bir şekilde değerlendirildiğinde fıkra hükmünün kısmi dava veya tespit davasına ilişkin hükümler arasında yer alması gerektiği düşünülebilir. Ancak fıkra, belirsiz alacak davasını düzenleyen 107 nci madde içinde düzenlenmiş ve “Ayrıca” ibaresiyle başlayarak maddenin birinci ve ikinci fıkralarıyla bağlantı kurulmuştur. Bu düzenleme tarzı ve fıkraya ilişkin gerekçe metni sebebiyle fıkrada bahsedilen tespit davasının mahiyeti doktrinde eleştirilmiş ve uygulamada da hangi davaların bu kapsamda kaldığı tereddüde yol açmıştır. Belirsiz alacak davası olarak nitelenebilecek bir davanın kısmi dava şeklinde açılmasının mümkün olup olmadığından, eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunup bulunmadığına kadar pek çok konu bu kapsamda tartışılmaktadır. Belirsiz alacak davasında, alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenememesi, dava açılırken asgari bir miktar ya da değerin belirtilmesiyle alacağın tamamının talep edilmiş (hukuken himaye görmüş) sayılması ve alacağın tamamı için zamanaşımının kesilmesi karşısında, belirsiz alacak davasının kısmi dava şeklinde açılmasının mümkün olmadığı ifade edilmekte ve alacağın tamamının dava edildiği bu durumda tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı belirtilmektedir. Buna karşılık belirsiz alacak davasına ilişkin talebin, kısmi dava şeklinde de ileri sürülebileceği, çünkü kısmi dava için alacağın bölünebilir olmasının yeterli olduğu da dile getirilmektedir. Üçüncü fıkranın konumu ve lafzı sebebiyle, kısmi eda davasının açılabileceği her durumda tespit davası da açılabileceği; kısmi eda davası ile birlikte kısmi tespit davası açılabileceği;

      kısmi eda davası yerine bütünüyle külli tespit davası açılabileceği; kısmi eda davası ile birlikte aynı zamanda kısmi tespit davası açılamayacağı; eda davası açılabilecek her durumda değil, ancak belirsiz alacak davasının koşulları oluşmuşsa kısmi eda davasıyla birlikte külli tespit davası açılabileceği gibi pek çok farklı görüş uygulamada ve doktrinde ileri sürülmektedir. Bütün bu tartışmalar ışığında üçüncü fıkrada düzenlenen tespit davasının tam olarak hangi alanı düzenlediği konusunda netlik olmadığı değerlendirildiğinden, bu fıkranın yürürlükten kaldırılmasında fayda görülmüştür. Fıkra yürürlükten kaldırıldığında bu kapsamda dava açmak isteyenlerin hakları, mevcut düzenlemeler çerçevesinde korunabilecektir. Yapılan değişiklikle 107 nci maddenin üçüncü fıkrası hükmü yürürlükten kaldırıldığından, madde başlığı da buna uygun olarak “Belirsiz alacak davası” şeklinde değiştirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 120 geçmişi (madde başlığı) 7251 sayılı Kanun, md. 9
      Eski ifade
      Harç ve avans ödenmesi
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 120 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Uygulamada davanın açılması sırasında hem bu maddede öngörülen gider avansının hem de Kanunun 324 üncü maddesinde düzenlenen delil avansının peşin olarak tahsil edildiği gözlemlenmektedir. Delil avansı, bilirkişi, keşif ve tanık gideri gibi kalemleri ihtiva eden ve kullanılıp kullanılmayacağı davanın başında henüz belli olmayan giderlere ilişkin olup gider avansına kıyasla yüklü bir miktarı oluşturmaktadır. Delil avansının davanın başında alınması dava açan kişilere ağır bir mali yük getirmektedir. Bu yük sebebiyle hak arama hürriyetinin ihlal edilmesi ihtimali söz konusu olabilir. Uygulamada şikâyetlere neden olan bu sorunu çözmek amacıyla maddenin başlığı “Harç ve gider avansının ödenmesi” şeklinde değiştirilmekte ve maddeye üçüncü bir fıkra eklenerek delil avansının bu madde kapsamında alınmayacağı, bir başka ifadeyle delil avansının dava açarken mahkeme veznesine yatırılmasının zorunlu bulunmadığı hükme bağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 125 geçmişi (bend) 7251 sayılı Kanun, md. 11
      Eski ifade
      davacı davayı kazanırsa
      Yeni ifade
      dava davacı lehine sonuçlanırsa
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 125 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, dava konusunun davacı tarafından devri ile davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda hem devredenin hem de devralanın yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olması hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile de uyumludur. Bu bentte davalının dava konusunu devretmesi ve davanın davalı aleyhine sonuçlanması hali düzenlenmiş olup devreden ve devralanın yargılama giderlerinden müteselsil sorumluluğu kabul edilmiştir.

    • Eklendi Madde 127 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 12

      22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle, bu fıkraya “başvuran davalıya,” ibaresinden sonra gelmek üzere “cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak,” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 127 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, ek cevap verme süresinin hangi andan itibaren başlayacağı hususu açıklığa kavuşturulmaktadır. Cevap dilekçesinin iki haftalık süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, davalının ek süre talebinde bulunması halinde verilecek ek sürenin başlangıç tarihi konusunda uygulamada duraksama bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, ek sürenin iki haftalık cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmaktadır.

    • Eklendi Madde 147 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 16

      22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, birinci fıkraya “tahkikat” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve sözlü yargılama” ibaresi ile ikinci fıkraya “itiraz edemeyecekleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 147 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, tarafların duruşmaya davetine ilişkin usul yeniden düzenlenmektedir. Mevcut hükümde ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tarafların tahkikat için duruşmaya davet edileceği belirtilmektedir.

      Teklifle 186 ncı maddede yapılan değişiklikle tahkikat duruşmasından sonra sözlü yargılamaya geçilmesi kural haline getirilmekte, ancak taraflardan birinin talebi üzerine iki haftadan az olmamak üzere duruşmanın ertelenebileceği, bu durumda da taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği hükme bağlanmaktadır. Bu değişikliğin gereği olarak 147 nci maddenin birinci fıkrasına ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların sadece tahkikat için değil sözlü yargılama için de duruşmaya davet edileceğine ilişkin ibare ilave edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle ise tahkikatın sona erdiği duruşmada kural olarak sözlü yargılamaya geçileceği, ancak sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde ayrıca taraflara davetiye gönderilmeyeceği, tarafların sözlü yargılama için belirlenen duruşmaya gelmemesi halinde yokluklarında hüküm verileceği hususlarının davet yazısında ihtar edileceği hüküm altına alınmaktadır.

      Yargılamanın her aşamasında tebligat zorunluluğunun getirilmesi, gereksiz masrafa ve yargılamanın uzamasına sebebiyet vermekte ve uygulamada şikâyetlere neden olmaktadır. Bu nedenle Teklifle 186 ncı maddede yapılan değişiklikle, sözlü yargılama aşaması için taraflara davetiye tebliğ edilmesi zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Ancak hukuki dinlenilme hakkının korunması amacıyla, tahkikat duruşmasına davette, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi halinde bu duruşma için ayrıca davetiye gönderilmeyeceği hususunun taraflara ihtar edilmesi gerekli görülmektedir. Yapılan bu değişikliğin 186 ncı maddedeki değişiklikle birlikte mütalaa edilmesi, ayrıca 150 nci madde hükmünün de saklı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir.

    • Eklendi Madde 206 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 21

      22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, bu fıkraya “noterlerce” ibaresinden sonra gelmek üzere “onaylanacak veya” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 206 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Değişiklikle, imza atamayanların yapacağı hukuki işlemlere ilişkin senetlerin ne şekilde tanzim edileceği hususu yeniden düzenlenmektedir. İmza atamayanlar; okuma ve yazma bilenler ve bilmeyenler olarak iki grupta mütalaa edilerek bunların; mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, okuma ve yazma bilmeyenler bakımından noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulması; okuma ve yazma bilenler bakımından ise noterler tarafından onaylanması şartına bağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 215 geçmişi (madde başlığı) 7251 sayılı Kanun, md. 22
      Eski ifade
      Belgelerin halefler aleyhine kullanılması
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, belgelerin halefler aleyhine kullanılmasını düzenleyen Kanunun 215 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, adi senetlerin üçüncü kişiler için hüküm ifade etmesine ilişkin esaslar madde kapsamına dâhil edilmekte ve madde başlığı da buna göre revize edilmektedir. Yapılan düzenlemede, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 299 uncu maddesinin ikinci fıkrası esas alınmaktadır. Buna göre adi senet, notere veya yetkili memura ibraz edilerek noter ya da yetkili memur tarafından usulüne uygun olarak onaylanmışsa ibraz tarihinde; resmi bir işleme konu olmuşsa işlem tarihinde; imza edenlerden biri ölmüşse ölüm tarihinde; imza edenlerden birinin yeniden imza atmasına fiilen imkân kalmamışsa bu imkânsızlığın gerçekleştiği tarihte, üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade edecektir. Adi senedin içeriğinde bahsedilen başka senetlerin tarihleri de ancak son senet tarihinin onaylanmış sayıldığı tarihte üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade edecektir. Bu düzenlemeyle, uygulamadaki tereddütlerin ortadan kalkacağı düşünülmektedir. Adi senetlerin üçüncü kişiler bakımından hangi tarihten itibaren hüküm ifade edeceğine ilişkin açık bir düzenlemenin yapılması, hukuki işlem güvenliği, üçüncü kişilerin hukukunun korunması ve ispat hukuku açısından gerekli görülmektedir.

    • Değiştirildi Madde 222 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 23
      Eski ifade
      ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi
      Yeni ifade
      diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların “ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi” hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan “ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi” durumunun yerine, “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır.

    • Değiştirildi Genel (madde başlığı) 7251 sayılı Kanun, md. 26
      Eski ifade
      Hükmün Tashihi ve Tavzihi
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun Beşinci Kısmının İkinci Bölümüne “hükmün tamamlanması”na ilişkin 305/A maddesi eklendiğinden bölüm başlığı buna uygun olarak düzeltilmektedir.

    • Eklendi Madde 306 geçmişi (madde başlığı) 7251 sayılı Kanun, md. 28
      Eski ifade
      Tavzih talebi ve usulü
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 306 ncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, teklifle Kanuna eklenen 305/A maddesiyle hükmün tamamlanması kurumu getirildiğinden bu düzenlemeye uyum sağlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 317 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 31
      Eski ifade
      davalıya, bir defaya mahsus
      Yeni ifade
      davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 317 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Hükümle, ek cevap süresinin hangi andan başlayacağı hususu açıkça düzenlenmektedir. Uygulamada cevap dilekçesinin iki haftalık süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, davalının ek süre talebinde bulunması halinde verilecek ek sürenin başlangıç tarihi konusunda uygulamada duraksama bulunmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, ek sürenin iki haftalık cevap süresinin son gününden itibaren işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 323 geçmişi (bent) 7251 sayılı Kanun, md. 32
      Eski ifade
      Celse
      Yeni ifade
      Başvurma
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 323 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda celse harcı yargılama giderleri kapsamından çıkarılmaktadır. Zira 492 sayılı Harçlar Kanununun 12 nci maddesinde, usul işleminin ertelenmesine sebebiyet veren tarafların veya vekillerinin celse harcının mükellefi olduğu düzenlenmiştir. Buna göre celse harcı bir yargılama gideri olmayıp yaptırım olarak ilgili tarafa yükletilen bir mükellefiyettir. Oluşan tereddütlerin giderilmesi amacıyla, celse harcı yargılama giderleri arasından çıkarılmaktadır. Bu kapsamda birinci fıkranın (a) bendinde yer alan celse harcı kaldırılmakta ve bunun yerine başvurma harcı eklenmektedir. Düzenlemeyle, başvurma harcının yargılama gideri olduğu açıklığa kavuşturulmakta ve uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 331 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 33
      Eski ifade
      Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme
      Yeni ifade
      Görevsizlik veya yetkisizlik
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 331 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan “veya gönderme” ibareleri, Teklifle Kanunun 116 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin yürürlükten kaldırılmasının zorunlu bir sonucu olarak madde metninden çıkarılmaktadır.

    • Eklendi Madde 353 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 35

      22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle, bu alt bende “tamamlanmasından sonra” ibaresinden sonra gelmek üzere “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun duruşma yapılmadan verilecek kararlara ilişkin 353 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

      Birinci fıkranın (a) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “delillerin hiçbiri toplanmadan” ve “deliller hiç değerlendirilmeden” ibarelerinin uygulamada düzenlemenin amacına uygun olmayan bir yorumla hatalı uygulamalara ve bir takım sorunlara sebebiyet verdiği müşahede edilmiştir. Yapılan düzenlemeyle, “delillerin hiçbiri toplanmadan” ibaresi “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış” şeklinde, “deliller hiç değerlendirilmeden” ibaresi ise “uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin değerlendirilmemiş olması” şeklinde değiştirilmektedir. Yine bende “talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” hali de eklenmektedir. Düzenlemeyle, söz konusu hatalı uygulamaların ve sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.

      Birinci fıkranın (b) bendinin (3) numaralı alt bendinin mevcut halinde yargılamada bulunan eksikliklerin duruşma yapılmaksızın tamamlanması halinde “başvurunun esastan reddine” karar verilebilmesi imkanı bulunmamaktadır. Düzenlemeyle eksikliğin duruşma yapılmaksızın giderilmesi neticesinde başvurunun esastan reddine kanaat getirilmiş olması halinde bu yönde karar verilmesi imkanı getirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 356 geçmişi 7251 sayılı Kanun, md. 36
      Eski ifade
      yapılmasına
      Yeni ifade
      yapılması ve
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 356 ncı maddesinde yapılan değişiklikle istinaf yargılamasında incelemenin duruşmalı olarak yapılması halinde bölge adliye mahkemesinin vereceği kararlar açıkça düzenlenmektedir. Kanunun 352 ve 353 üncü maddelerinde istinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılacağı haller düzenlenmiştir. Bu haller haricinde bölge adliye mahkemesi istinaf incelemesini duruşmalı olarak yapacaktır. Bölge adliye mahkemesinin incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar vermesinden sonra 352 nci veya 353 üncü maddelerde belirtilen hallerin mevcudiyetinin tespiti halinde ne şekilde karar vereceği konusunda Kanunun mevcut halinde açık bir hüküm bulunmamaktadır.

      Uygulamada duruşma açılmasından sonra istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile 352 nci ve 353 üncü maddelerdeki hallerde gerekli kararların verilip verilemeyeceğine ilişkin tereddütler oluştuğundan bölge adliye mahkemeleri arasında çelişkili kararlar verilmektedir. Uygulamanın yeknesaklaştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için 356 ncı maddeye ikinci fıkra eklenmekte ve madde başlığı da buna uygun olarak değiştirilmektedir. Düzenlemeyle, incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar verilmesinden sonra 352 ve 353 üncü maddeler de dahil olmak üzere bölge adliye mahkemesinin başvurunun esastan reddine karar vermesine açıkça imkan sağlanmaktadır. Böylelikle; bölge adliye mahkemesi istinaf yargılamasının her aşamasında istinaf incelemesinin gerektirdiği her türlü kararı verebilecektir.

    • Değiştirildi Madde 393 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 41
      Eski ifade
      verildiği tarihten
      Yeni ifade
      bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 393 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, ihtiyati tedbir kararlarının uygulanmasını talep etme süresinin, kararın tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağı hüküm altına alınmaktadır. Mevcut durumda, ihtiyati tedbir kararının uygulanmasını talep etmek için öngörülen bir haftalık süre, ihtiyati tedbir kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Bu hüküm özellikle dava açılmadan önce veya celse arasında dosya üzerinden ya da istinaf incelemesinde yine dosya üzerinden ihtiyati tedbire karar verilmesi hallerinde, kararın geç öğrenilmesi nedeniyle hak kayıplarının yaşanmasına neden olmaktadır.

      Düzenlemeyle, ihtiyati tedbir kararının uygulanmasının, bu kararın tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edileceği hüküm altına alınarak, ihtiyati tedbir kurumundan beklenen faydanın daha etkin bir şekilde sağlanması ve hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.

    • Değiştirildi Madde 440 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 46
      Eski ifade
      Hakem kararının
      Yeni ifade
      Aksi kararlaştırılmadıkça hakem kararının
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, Kanunun 440 ıncı maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında hakem kararının düzeltilmesi, yorumlanması veya tamamlanması hallerinde ek hakem ücreti ödenmeyeceği düzenlenmiştir. Değişiklikle, bu kuralın aksinin taraflarca kararlaştırılabilmesine imkân tanınmaktadır.

    • Değiştirildi Geçici Madde 3 geçmişi (fıkra) 7251 sayılı Kanun, md. 47
      Eski ifade
      454
      Yeni ifade
      444
  14. 25 Temmuz 2018

    • 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle, bu bentte yer alan “tespit edilmiş olması” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 53 üncü maddesinde yapılması öngörülen değişiklikte olduğu gibi maddede yapılan düzenlemeyle, hukuk mahkemelerince verilen kararlara karşı AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi hali, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 375 inci maddesinde yer alan yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına alınmaktadır.

  15. 2 Temmuz 2018

  16. 28 Şubat 2018

    • Eklendi Madde 274 geçmişi (cümle) 7101 sayılı Kanun, md. 56
    • Değiştirildi Madde 410 geçmişi 7101 sayılı Kanun, md. 57
    • Değiştirildi Madde 416 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 58
      Eski ifade
      temyiz yoluna
      Yeni ifade
      kanun yoluna
    • Değiştirildi Madde 418 geçmişi (fıkra) 7101 sayılı Kanun, md. 59
      Eski ifade
      temyiz yoluna
      Yeni ifade
      kanun yoluna
    • Eklendi Madde 439 geçmişi (madde) 7101 sayılı Kanun, md. 60
      Eski ifade
      mahkeme
      Yeni ifade
      bölge adliye mahkemesi
  17. 15 Ağustos 2017

    • Değiştirildi Madde 268 geçmişi (madde) 694 sayılı KHK, md. 161
      Eski ifade
      (ç), (d) ve (e)
      Yeni ifade
      (d), (e) ve (f)
  18. 20 Temmuz 2017

    • Eklendi Madde 302 geçmişi 7035 sayılı Kanun, md. 27
    • Değiştirildi Madde 352 geçmişi 7035 sayılı Kanun, md. 28
    • Eklendi Madde 359 geçmişi 7035 sayılı Kanun, md. 30
    • Değiştirildi Madde 363 geçmişi 7035 sayılı Kanun, md. 33
    • Metinden çıkarıldı Madde 353 geçmişi (madde) 7035 sayılı Kanun, md. 29

      20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması” ibaresi ile bendin (5) numaralı alt bendinde yer alan “, merci tayinine” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

    • Diğer Madde 361 geçmişi 7035 sayılı Kanun, md. geçici 1

      Bu maddenin uygulanması ile ilgili olarak Kanunun sonundaki “İşlemeyen hükümler” bölümünde yer alan 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesine bakınız.

    • Değiştirildi Madde 361 geçmişi (madde) 7035 sayılı Kanun, md. 31
      Eski ifade
      bir ay
      Yeni ifade
      iki hafta
    • Eklendi Madde 362 geçmişi (madde) 7035 sayılı Kanun, md. 32

      20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin başına “Kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları hariç olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.

  19. 24 Kasım 2016

    • Eklendi Madde 341 geçmişi (cümle) 6763 sayılı Kanun, md. 41
    • Eklendi Ek Madde 1 geçmişi 6763 sayılı Kanun, md. 44
    • Eklendi Geçici Madde 4 geçmişi 6763 sayılı Kanun, md. 45
    • Değiştirildi Madde 341 geçmişi (madde) 6763 sayılı Kanun, md. 41
      Eski ifade
      binbeşyüz
      Yeni ifade
      üç bin
    • Değiştirildi Madde 362 geçmişi (madde) 6763 sayılı Kanun, md. 42
      Eski ifade
      yirmibeşbin
      Yeni ifade
      kırk bin
    • Değiştirildi Madde 373 geçmişi (fıkra) 6763 sayılı Kanun, md. 43
      Eski ifade
      Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.
      Yeni ifade
      kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.
  20. 3 Kasım 2016

    • Değişikliğin gerekçesi

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı temel ilke olarak benimsenmektedir.

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, ayrı bir uzmanlığa sahip olmaları halinde bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilebileceği düzenlenmektedir.

      Anayasanın 138 inci maddesine göre, yargı yetkisini mutlak şekilde kullanmakla görevli ve yetkili hâkim, hukuki uyuşmazlıklara uygulayacağı hukuk kurallarını resen araştırıp, uyuşmazlığı çözmek zorundadır. Usul kanunlarında yer alan, hâkimin Türk hukukunu resen uygulayacağı ilkesi gereğince tarafların, davada hiçbir hukuki sebep ileri sürmeseler yahut yanlış hukuki sebep ileri sürseler dahi herhangi bir hak kaybına uğramamaları gerekir. Zira, görülmekte olan bir davada, doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak, hâkime düşen bir görevdir. Bu itibarla, yargılama hukukumuzda hâkimin hukuk bilgisiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurması kesin olarak yasaklanmıştır.

      6100 sayılı Kanunun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasına cümle eklemek suretiyle, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilmeyeceği açıkça düzenlenmektedir.

      6100 sayılı Kanunun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda bilirkişinin dinlenemeyeceği düzenlenmiştir. Fıkradaki “genel ve hukuki bilgi” ibaresinden kastedilen, “genel bilgi” veya “hukuki bilgi” olup, “genel hukuki bilgi” değildir. Anılan düzenlemenin ifade tarzının uygulamada tereddütlere neden olduğu ve “özel hukuki bilgi”yle çözümlenmesi mümkün davalarda hukukçu bilirkişilere inceleme yaptırıldığı görülmektedir. Bu nedenle, mevcut birinci fıkranın ikinci cümlesindeki tereddüdü gidermek ve Bilirkişilik Kanunu Tasarısının ilgili maddeleriyle uyum sağlamak amacıyla fıkraya “genel bilgi veya tecrübeyle” ibaresi eklenmektedir.

      Düzenlemenin amacı, Anayasayla hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin, bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa bir başkasına devrini önlemek, hukuk kurallarını araştırmak, yorumlamak ve bizzat uygulamakla görevli hâkimin uyuşmazlık hakkında bir kez de bilirkişi atayarak gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebep olmasını önlemek, bilirkişilik kurumunu gerçek fonksiyonuyla buluşturmak ve “bilirkişi adaleti” olarak adlandırılan uygulamalara son vermektir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı temel ilke olarak benimsenmektedir.

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, ayrı bir uzmanlığa sahip olmaları halinde bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilebileceği düzenlenmektedir.

      Anayasanın 138 inci maddesine göre, yargı yetkisini mutlak şekilde kullanmakla görevli ve yetkili hâkim, hukuki uyuşmazlıklara uygulayacağı hukuk kurallarını resen araştırıp, uyuşmazlığı çözmek zorundadır. Usul kanunlarında yer alan, hâkimin Türk hukukunu resen uygulayacağı ilkesi gereğince tarafların, davada hiçbir hukuki sebep ileri sürmeseler yahut yanlış hukuki sebep ileri sürseler dahi herhangi bir hak kaybına uğramamaları gerekir. Zira, görülmekte olan bir davada, doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak, hâkime düşen bir görevdir. Bu itibarla, yargılama hukukumuzda hâkimin hukuk bilgisiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurması kesin olarak yasaklanmıştır.

      6100 sayılı Kanunun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasına cümle eklemek suretiyle, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilmeyeceği açıkça düzenlenmektedir.

      6100 sayılı Kanunun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda bilirkişinin dinlenemeyeceği düzenlenmiştir. Fıkradaki “genel ve hukuki bilgi” ibaresinden kastedilen, “genel bilgi” veya “hukuki bilgi” olup, “genel hukuki bilgi” değildir. Anılan düzenlemenin ifade tarzının uygulamada tereddütlere neden olduğu ve “özel hukuki bilgi”yle çözümlenmesi mümkün davalarda hukukçu bilirkişilere inceleme yaptırıldığı görülmektedir. Bu nedenle, mevcut birinci fıkranın ikinci cümlesindeki tereddüdü gidermek ve Bilirkişilik Kanunu Tasarısının ilgili maddeleriyle uyum sağlamak amacıyla fıkraya “genel bilgi veya tecrübeyle” ibaresi eklenmektedir.

      Düzenlemenin amacı, Anayasayla hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin, bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa bir başkasına devrini önlemek, hukuk kurallarını araştırmak, yorumlamak ve bizzat uygulamakla görevli hâkimin uyuşmazlık hakkında bir kez de bilirkişi atayarak gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebep olmasını önlemek, bilirkişilik kurumunu gerçek fonksiyonuyla buluşturmak ve “bilirkişi adaleti” olarak adlandırılan uygulamalara son vermektir.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, adli, idari ve askeri yargıda görev alacak bilirkişilerin, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden görevlendirileceği düzenlenmektedir. Ayrıca, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabileceği; altıncı fıkrasında bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması halinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması halinde, bilirkişiliğe kabul şartlarını taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebileceği, liste dışından görevlendirilen bilirkişilerin, bölge kuruluna bildirileceği belirtilmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlanmak amacıyla, 6100 sayılı Kanunun 268 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılmakta, maddeye yeni eklenen ikinci fıkra ile bilirkişilerin listelerden seçilme usulü belirlenmektedir, Ayrıca, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeleri yapma görevinin Adalet Bakanlığına verilmesi nedeniyle bu fıkra yürürlükten kaldırılmaktadır.

    • Değişikliğin gerekçesi

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yapılan düzenlemeyle, bilirkişilerin sicil ve listeden çıkarılmasına, bilirkişilik bölge kuruhu tarafından karar verileceği; 13 üncü maddesinde ise bilirkişilerin sicilden ve listeden çıkarılmasına ilişkin sebepler düzenlenmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla 6100 sayılı Kanunun 274 üncü maddesinde değişiklik yapılmakta ve raporunu süresi içinde vermeyen bilirkişiye uygulanacak müeyyidenin usulü belirlenmektedir.

    • 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 51 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “uygulanır” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, bilirkişinin kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak vermemesi halinde bölge kurulu tarafından bilirkişilik sicili ve listesinden çıkarılması öngörülmektedir.

      Maddeyle, bu düzenlemeyle uyum sağlamak amacıyla 6100 sayılı Kanunun 269 uncu maddesinde değişiklik yapılmakta ve yargı mercileri tarafından görevlendirilmesine rağmen gelmeyen veya gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten kaçınan bilirkişilerin, haklarında gerekli müeyyidelerin uygulanması amacıyla bilirkişilik bölge kuruluna bildirilmesi düzenlenmektedir.

    • 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 52 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “bilirkişilere,” ibaresinden sonra gelmek üzere “bilirkişilik bölge kurulu veya bulunduğu yer” ibaresi eklenmiştir.

      Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 271 inci maddesinde yapılan değişiklikle, bilirkişilere, göreve başlayabilmek için kayıtlı bulundukları bölge kurulu veya bulundukları yer il adli yargı adalet komisyonu huzurunda yemin edebilmeleri imkânı getirilmektedir.

  21. 15 Ağustos 2016

    • Değiştirildi Madde 344 geçmişi (madde) 674 sayılı KHK, md. 18
      Eski ifade
      başvuru harcı
      Yeni ifade
      başvuru için gerekli harçlar
  22. 1 Temmuz 2016

    • Eklendi Geçici Madde 3 geçmişi (cümle) 6723 sayılı Kanun, md. 34
      Değişikliğin gerekçesi

      6100 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce aleyhine temyiz kanun yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454 üncü madde hükümlerinin uygulanması ve temyiz incelemesinin Yargıtay tarafından yapılması hükme bağlanmıştır. Bir başka ifadeyle kararların tabi olacağı kanun yolu karar tarihine göre değil, kanun yolu müracaat tarihine göre belirlenmektedir. Maddeyle, uygulamada yaşanabilecek karışıklıkların önlenmesi amacıyla kararın tabi olacağı kanun yolunun tespitinde karar tarihi esas alınmaktadır. Böylece istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce verilen kararlar hakkında istinaf usulü uygulanmayacak, bu mahkemelerin faaliyete geçmesinden sonra verilen kararlar ise istinaf kanun yoluna tabi olacaktır. Bununla birlikte oluşabilecek tereddütlerin önüne geçilebilmesi amacıyla istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce verilen kararlara ilişkin dosyaların Yargıtay tarafından istinaf mahkemelerine gönderilemeyeceği vurgulanmaktadır.

    • Değiştirildi Geçici Madde 3 geçmişi (madde) 6723 sayılı Kanun, md. 34
      Eski ifade
      aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan
      Yeni ifade
      verilen
      Değişikliğin gerekçesi

      6100 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce aleyhine temyiz kanun yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454 üncü madde hükümlerinin uygulanması ve temyiz incelemesinin Yargıtay tarafından yapılması hükme bağlanmıştır. Bir başka ifadeyle kararların tabi olacağı kanun yolu karar tarihine göre değil, kanun yolu müracaat tarihine göre belirlenmektedir. Maddeyle, uygulamada yaşanabilecek karışıklıkların önlenmesi amacıyla kararın tabi olacağı kanun yolunun tespitinde karar tarihi esas alınmaktadır. Böylece istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce verilen kararlar hakkında istinaf usulü uygulanmayacak, bu mahkemelerin faaliyete geçmesinden sonra verilen kararlar ise istinaf kanun yoluna tabi olacaktır. Bununla birlikte oluşabilecek tereddütlerin önüne geçilebilmesi amacıyla istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinden önce verilen kararlara ilişkin dosyaların Yargıtay tarafından istinaf mahkemelerine gönderilemeyeceği vurgulanmaktadır.

  23. 10 Şubat 2016

    • İptal edildi Madde 20 geçmişi (madde) Anayasa Mahkemesi kararı (E.2015/96 K.2016/9)

      Anayasa Mahkemesi’nin 10/2/2016 tarihli ve E:2015/96, K:2016/9 sayılı Kararı ile, bu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten…” ibaresi iptal edilmiş olup, kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 23/2/2016 tarihinden başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi hüküm altına alınmıştır.

  24. 1 Nisan 2015

    • Değiştirildi Madde 47 geçmişi 6644 sayılı Kanun, md. 3
      Değişikliğin gerekçesi

      Maddenin mevcut halinde Yargıtay başkan ve üyeleriyle kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı açılacak tazminat davalarının ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda görüleceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu kararlara karşı temyiz incelemesinin ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakacak Hukuk Genel Kurulunun 47 üyeyle duruşma yapması, temyiz incelemesini yapacak Yargıtay Büyük Genel Kurulunun ise 469 üyeyle toplanmak zorunda kalması birtakım sıkıntılar da beraberinde getirmekte ve yargılamalar uzamaktadır.

      Maddede yapılan düzenlemeyle, Yargıtay başkan ve üyeleriyle kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı açılacak tazminat davalarında görevli daireler yeniden belirlenmekte, bu dairelerin kararlarına karşı yapılacak temyiz incelemesinin ise Yargıtay Büyük Genel Kurulu yerine Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir

    • Yürürlükten kaldırıldı Madde 109 geçmişi 6644 sayılı Kanun, md. 4
  25. 27 Haziran 2013

    • Değiştirildi Madde 102 geçmişi 6494 sayılı Kanun, md. 30
      Değişikliğin gerekçesi

      Madde ile, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan adli tatil süresi yeniden düzenlenmektedir.

  26. 25 Nisan 2013

    • Değiştirildi Madde 172 geçmişi (fıkra) 6462 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      sakatlık
      Yeni ifade
      engellilik
    • Değiştirildi Madde 235 geçmişi (madde) 6462 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      özürlü
      Yeni ifade
      engelli
    • Değiştirildi Madde 259 geçmişi (fıkra) 6462 sayılı Kanun, md. 1
      Eski ifade
      özürlü
      Yeni ifade
      engelli
  27. 17 Nisan 2013

  28. 11 Nisan 2013

    • Eklendi Madde 337 geçmişi (cümle) 6459 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Düzenlemeyle, talep hâlinde adlî yardım talebinin incelenmesinin duruşmalı olarak yapılacağı öngörülmektedir. Ayrıca, adlî yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebinin açıkça belirtilmesi kuralı getirilerek gerekçesiz ret kararlarının engellenmesi amaçlanmıştır.

      Mevcut düzenlemede adlî yardım talebine ilişkin kararlara karşı hiçbir kanun yolunun bulunmaması AİHM kararlarında eleştiri konusu yapılmaktadır. Maddede değişiklik yapılarak, adlî yardım talebinin reddine karşı bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz mekanizması getirilmektedir. Bu düzenlemelere ilave olarak adlî yardım talebi reddedilirse ilgilinin ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunabilmesi imkânı öngörülmektedir.

    • Eklendi Madde 337 geçmişi (cümle) 6459 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Düzenlemeyle, talep hâlinde adlî yardım talebinin incelenmesinin duruşmalı olarak yapılacağı öngörülmektedir. Ayrıca, adlî yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebinin açıkça belirtilmesi kuralı getirilerek gerekçesiz ret kararlarının engellenmesi amaçlanmıştır.

      Mevcut düzenlemede adlî yardım talebine ilişkin kararlara karşı hiçbir kanun yolunun bulunmaması AİHM kararlarında eleştiri konusu yapılmaktadır. Maddede değişiklik yapılarak, adlî yardım talebinin reddine karşı bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz mekanizması getirilmektedir. Bu düzenlemelere ilave olarak adlî yardım talebi reddedilirse ilgilinin ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunabilmesi imkânı öngörülmektedir.

    • Değiştirildi Madde 337 geçmişi 6459 sayılı Kanun, md. 23
      Değişikliğin gerekçesi

      Düzenlemeyle, talep hâlinde adlî yardım talebinin incelenmesinin duruşmalı olarak yapılacağı öngörülmektedir. Ayrıca, adlî yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebinin açıkça belirtilmesi kuralı getirilerek gerekçesiz ret kararlarının engellenmesi amaçlanmıştır.

      Mevcut düzenlemede adlî yardım talebine ilişkin kararlara karşı hiçbir kanun yolunun bulunmaması AİHM kararlarında eleştiri konusu yapılmaktadır. Maddede değişiklik yapılarak, adlî yardım talebinin reddine karşı bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz mekanizması getirilmektedir. Bu düzenlemelere ilave olarak adlî yardım talebi reddedilirse ilgilinin ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunabilmesi imkânı öngörülmektedir.

    • Eklendi Madde 339 geçmişi 6459 sayılı Kanun, md. 24
      Değişikliğin gerekçesi

      Mevcut düzenlemede, adlî yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil edilmektedir. Maddeyle, yargılama giderlerinin tahsilinin açıkça ilgilinin mağduriyetine neden olacağının mahkemece anlaşılması hâlinde, hüküm ile birlikte tamamen veya kısmen geri ödemeden muaf tutulmasına karar verilebilmesi imkânı getirilmektedir.

    • Değiştirildi Madde 334 geçmişi (fıkra) 6459 sayılı Kanun, md. 22
      Eski ifade
      haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak
      Yeni ifade
      taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması
      Değişikliğin gerekçesi

      AİHM, adlî yardım talep eden kişinin haklılığı kriterinin aranmadığı bir sistemi tavsiye etmekte ve adlî yardım talebinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla kişilerin adlî yardımdan yararlandırılması gerektiğini vurgulamaktadır.

      Maddede yapılan düzenlemeyle, dava veya takibin açıkça dayanaktan yoksun bulunmaması kaydıyla adlî yardımdan yararlanılabilmesi sağlanarak adlî yardımın kapsamı genişletilmektedir.

  29. 18 Temmuz 2012

  30. 7 Haziran 2012

    • 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sulhe” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa” ibaresi eklenmiştir.

    • 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasına “sulhe” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa”, üçüncü fıkrasına “sulh” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya arabuluculuk” ibaresi eklenmiştir.

    • 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tarafları sulhe” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya arabuluculuğa” ibaresi eklenmiştir.

  31. 16 Şubat 2012

    • İptal edildi Madde 3 geçmişi Anayasa Mahkemesi kararı (E.2011/35 K.2012/23)
  32. 8 Ağustos 2011

  33. 31 Mart 2011

    • Değişikliğin gerekçesi

      Maddeyle temyiz incelemesi sırasında tarafların duruşma talep edebilmesi için Kanunda öngörülen parasal değer artırılmaktadır. Günümüzün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü dikkate alınarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 inci ve 362 nci maddelerindeki parasal sınırlar arttırıldığından, söz konusu maddelerdeki yeni parasal değerlere uygunluğun sağlanması amacıyla bu değişikliğin yapılması gerekli görülmektedir.

    • Eski ifade
      yirmibin
      Yeni ifade
      altmışbin