Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
- Kanun numarası
- 5271
- Kabul tarihi
- 04.12.2004
- Resmî Gazete
- 17.12.2004 / 25673
- Düstur
- 5. tertip, cilt 44
- Son değişiklik
- 16.04.2027
- Madde sayısı
- 348
Metin içindeki değişiklik notlarından ve dipnotlardan derlenmiştir. Toplam 396 kayıt.
-
16 Nisan 2027 Henüz yürürlükte değil
-
Anayasa Mahkemesinin 26/3/2026 tarihli ve E.:2025/18; K.:2026/66 sayılı Kararı ile bu fıkranın üçüncü cümlesi iptal edilmiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (16/4/2027) yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
-
-
25 Şubat 2027 Henüz yürürlükte değil
-
Anayasa Mahkemesinin 12/2/2026 tarihli ve E: 2023/128, K: 2026/36 sayılı Kararı ile bu madde iptal edilmiştir. Kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (25/2/2027) yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.
-
-
18 Aralık 2026 Henüz yürürlükte değil
-
Anayasa Mahkemesinin 25/12/2025 tarihli ve E.: 2025/141, K.: 2025/274 sayılı Kararı ile bu madde “80. Maddenin (2) numaralı fıkrası” yönünden edilmiştir. Bu Karar Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (18/12/2026) yürürlüğe girer.
-
-
30 Eylül 2026
-
Anayasa Mahkemesinin 10/7/2025 tarihli ve E.: 2024/98, K.: 2025/149 sayılı Kararı ile bu maddenin 5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 12 nci, 13 üncü ve 14 üncü fıkraları iptal edilmiştir. Bu Karar yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (30/9/2026) yürürlüğe girer.
-
-
8 Ağustos 2026
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Ceza yargılamasında iddianame, yargılamanın başlaması açısından son derece önem arz etmektedir.
Soruşturma aşamasında deliller tamamen ve usule uygun bir şekilde toplanmadan kamu davası açılması durumunda mahkemece bu işlemlerin yapılması nedeniyle yargılamalar uzamaktadır. Eksik soruşturmayla açılan kamu davası, hem sanığın savunma hakkını zedelemekte hem de mahkemenin sağlıklı ve etkin bir yargılama yapmasını engellemektedir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35 inci maddesinin birinci fıkrasında, çocuklar hakkında mahkemelerin, çocuk hâkimlerinin veya Cumhuriyet savcılarının gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırabileceği, sosyal inceleme raporunun, çocuğun, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tespitinde mahkeme tarafından göz önünde bulundurulacağı hüküm altına alınmıştır. Teklifle, 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunluluğu getirilmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına eklenen bentle, 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemenin uygulanabilirliğinin ve etkinliğinin artırılması amacıyla onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme raporu aldırılmadan düzenlenen iddianamelerin mahkeme tarafından iade edilebilmesine ilişkin hüküm getirilmektedir.
-
Eski ifade
suça sürüklenenYeni ifadeadli süreçtekiDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, mevzuatımızda yer alan “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin, ön yargı oluşturabilecek ve doğrudan suç isnadı içeren bir nitelik taşıması nedeniyle, bu kavram yerine Anayasa’ nın 41 inci maddesinde yer alan çocuğun yüksek yararı ilkesi gözetilerek daha tarafsız, adil ve adli sürecin mahiyetini yansıtan “adli süreçteki çocuk” ibaresinin kullanılması amaçlanmaktadır.
-
-
16 Temmuz 2026
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça düzenlenmektedir.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin, yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça düzenlenmektedir.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin, yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça düzenlenmektedir.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin, yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet kararı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir.
Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı, Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmektedir.
Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemenin, kaçak sanık hakkında aleyhe sonuçlar doğurabilecek nitelikteki güvenlik tedbirine hükmedilmesine imkân vermesine karşın kaçak sanığın, yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve/veya duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını ya da yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânını güvence altına alan usule ilişkin etkili bir yolun bulunmadığı gerekçesiyle 247 nci maddenin üçüncü fıkrasını iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddenin üçüncü fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek mahkemede bizzat hazır bulunmak kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilme hakkı tanınmaktadır. Böylelikle, savunma hakkını kullanmak isteyen kaçak sanık hakkında yeniden yargılama yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddenin mevcut haline göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yetkisini re’sen veya istem üzerine kullanabilmektedir. Uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların birimler arasındaki intikali gibi konularda itiraz yolunun işleyişine ilişkin aksaklıklar yaşandığı görülmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin daha işlevsel hale getirilmesi ve hak arama hürriyetinin genişletilmesi amacıyla itirazın kapsamı ve itiraz süresi yeniden belirlenmektedir. Buna göre itirazın, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil tüm kararlarına karşı yapılabileceği düzenlenmektedir. Yerleşik uygulamalar dikkate alınarak itiraz süresinin ilamın verilmesinden itibaren değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinden itibaren başlaması öngörülmektedir. Ayrıca, bir aylık sürenin çok sanıklı ve kapsamlı dosyaların incelenmesi ile katılanların itirazı bakımından yeterli olmaması nedeniyle üç aya çıkarılması kabul edilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, istemin kimler tarafından yapılacağı da açıklığa kavuşturulmaktadır. Böylelikle, müessesenin daha etkin ve verimli çalışması sağlanmakta ve olağanüstü kanun yolu denetiminin niteliğine uygun bir itiraz inceleme mekanizması oluşturulmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddenin mevcut haline göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yetkisini re’sen veya istem üzerine kullanabilmektedir. Uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların birimler arasındaki intikali gibi konularda itiraz yolunun işleyişine ilişkin aksaklıklar yaşandığı görülmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin daha işlevsel hale getirilmesi ve hak arama hürriyetinin genişletilmesi amacıyla itirazın kapsamı ve itiraz süresi yeniden belirlenmektedir. Buna göre itirazın, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil tüm kararlarına karşı yapılabileceği düzenlenmektedir. Yerleşik uygulamalar dikkate alınarak itiraz süresinin ilamın verilmesinden itibaren değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinden itibaren başlaması öngörülmektedir. Ayrıca, bir aylık sürenin çok sanıklı ve kapsamlı dosyaların incelenmesi ile katılanların itirazı bakımından yeterli olmaması nedeniyle üç aya çıkarılması kabul edilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, istemin kimler tarafından yapılacağı da açıklığa kavuşturulmaktadır. Böylelikle, müessesenin daha etkin ve verimli çalışması sağlanmakta ve olağanüstü kanun yolu denetiminin niteliğine uygun bir itiraz inceleme mekanizması oluşturulmaktadır.
-
-
24 Aralık 2025
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa yeni bir madde eklenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasıyla, tahdidi olarak sayılan suçların işlendiği hususunda makul şüpheyi oluşturan bilgi veya belgenin bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebileceği düzenlenmektedir.
Teknolojik gelişmeler karşısında, işlem yapılmasının önlenmesi ve mağdurların korunması bakımından mali bir önlem alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Belirtmek gerekir ki, benzer bir mali önlem 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 19/A maddesinde düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasıyla, askıya alma işlemi ile hesap hareketlerinin, ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal ilgili Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği öngörülmektedir. Ayrıca düzenlemeye göre, hesap sahibi, askıya alma işlemine karşı Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilecek ve başvuru hakkında en geç yirmidört saat içinde karar verilecektir. Böylelikle, mali bir önlem olan askıya alma işlemine karşı yargı mercilerine başvuru imkânı getirilmek suretiyle, kişilerin mülkiyet hakkının korunması amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasıyla, askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir mali kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durumun, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili mali kuruma gecikmeksizin bildirileceği hüküm altına alınmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrasıyla, doğrudan banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan ve suçtan elde edildiği iddia edilen maddi menfaate, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabileceği, Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan elkoyma işleminin yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı, hâkimin kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklayacağı, aksi halde elkoymanın kendiliğinden kalkacağı düzenlenmektedir.
Belirtmek gerekir ki, bu madde kapsamında yapılan elkoyma işlemleri bakımından 128 inci madde uygulanacak ve gerekli işlemler tesis edilecektir. Ancak rapor alma şartı aranmayacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasıyla, elkonulan menfaatin, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun soruşturma veya kovuşturma evresinde anlaşılması halinde bu evrelerin tamamlanması beklenmeden soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edileceği düzenlenerek, kişilerin mağduriyetinin mümkün olan en kısa süre içinde giderilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasıyla, bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişilerin, hukukî bakımdan sorumlu olmadığı kabul edilmektedir.
Maddenin yedinci fıkrasıyla, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenilen her türlü bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesinin zorunlu olduğu kabul edilmektedir. İstenilen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi durumunda ise Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verileceği öngörülmektedir. Böylelikle yargı makamları tarafından yapılan taleplerin sürüncemede kalmasının önlenmesi ile yargılamaların daha hızlı sonuçlanması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, söz konusu idari yaptırım kararı, her bir talep için ayrı ayrı uygulanacaktır.
Düzenlemeyle, günümüzdeki teknolojik gelişmelerin etkisiyle hızla artan ve özellikle bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen suçların önlenmesi, yaşanılan mağduriyetlerin giderilmesi, işlem güvenliğinin artırılması ile suç ve suçlulukla daha etkin mücadele edilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine eklenmesi öngörülen üçüncü fıkrayla, güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hali, cezayı ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, 155 inci maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen bu nitelikli halin, uzlaştırma kapsamı dışında tutulması sağlanmaktadır.
Diğer yandan, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı çerçevesinde 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde Teklifle yapılan değişikliğe uyum sağlamak amacıyla 5237 sayılı Kanunun 125 inci maddesinde düzenlenen ve soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği kabul edilmektedir.
Ayrıca önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. Böylelikle hem uzlaştırma hem de önödeme kurumlarının uygulanması sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanuna geçici bir madde eklenmektedir.
Düzenlemeyle, soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ile 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişikliğin uygulanmayacağı hüküm altına alınmaktadır. Dolayısıyla uzlaşmanın sağlandığı hakaret suçuna ilişkin dosyalar, bu suçun uzlaştırma kapsamından çıkarıldığı gerekçesiyle önödeme kapsamında değerlendirilemeyecek ve 253 üncü madde hükümlerine göre sonuçlandırılacaktır.
Bununla birlikte, soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmadığı dosyalar bakımından önödeme hükümleri uygulanacaktır.
-
Eski ifade
(madde 170)Yeni ifade(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Teklifle, Türk Ceza Kanununun 170 inci maddesinin ikinci fıkrasında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi, nitelikli hal olarak düzenlenmektedir. Değişiklikle, 170 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen bu suçun seri muhakeme usulünün kapsamı dışında tutulması sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
(madde 155)Yeni ifade(üçüncü fıkra hariç, madde 155)Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine eklenmesi öngörülen üçüncü fıkrayla, güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hali, cezayı ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, 155 inci maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen bu nitelikli halin, uzlaştırma kapsamı dışında tutulması sağlanmaktadır.
Diğer yandan, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı çerçevesinde 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde Teklifle yapılan değişikliğe uyum sağlamak amacıyla 5237 sayılı Kanunun 125 inci maddesinde düzenlenen ve soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği kabul edilmektedir.
Ayrıca önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. Böylelikle hem uzlaştırma hem de önödeme kurumlarının uygulanması sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
(125 inci maddenin ikinci fıkrası),Yeni ifade(madde 125)Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine eklenmesi öngörülen üçüncü fıkrayla, güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hali, cezayı ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, 155 inci maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen bu nitelikli halin, uzlaştırma kapsamı dışında tutulması sağlanmaktadır.
Diğer yandan, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı çerçevesinde 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde Teklifle yapılan değişikliğe uyum sağlamak amacıyla 5237 sayılı Kanunun 125 inci maddesinde düzenlenen ve soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği kabul edilmektedir.
Ayrıca önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. Böylelikle hem uzlaştırma hem de önödeme kurumlarının uygulanması sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerindeYeni ifademaddedeDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisinin kapsamı genişletilmektedir. Buna göre, ilk derece mahkemelerinin kararlarında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentlerinde belirtilen hukuka aykırılıkların bulunması hâlinde de bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından bozma kararı verilebilmesine imkan tanınmaktadır.
-
-
10 Eylül 2025
-
Anayasa Mahkemesinin 10/9/2025 Tarihli ve E: 2025/51, K: 2025/184 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması” ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
27 Mart 2025
-
21 Kasım 2024
-
Eski ifade
birinci, üçüncü ve beşinci fıkralarıYeni ifadeüçüncü fıkrasıDeğişikliğin gerekçesi
6136 sayılı Kanunun 12 nci ve 13 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenleme yapılarak 6136 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkrasında belirtilen suçlar seri muhakeme usulü kapsamına giren suçlardan çıkarılmaktadır.
-
-
14 Kasım 2024
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 226 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi 22/2/2024 tarihli ve E: 2023/163; K: 2024/57 sayılı kararıyla, suçun niteliğinin değişmesi nedeniyle ek savunma hakkı tanınmasına ilişkin bildirimlerin sadece müdafıe yapılmasını yeterli gören 226 ncı maddenin dördüncü fıkrasındaki düzenlemeyi iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 5/4/2024 tarihli ve 32511 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, ek savunma hakkı yönünden sanığa bildirim yapılmaksızın müdafi vasıtasıyla savunma yapılmasının ve böylelikle sanığın mahkemenin vereceği kararı etkileme imkânının elinden alınmasının savunma hakkına ulaşma ve adil yargılanma hakkı bakımından ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini belirtmiştir.
Maddeyle, 226 ncı maddenin dördüncü fıkrası yeniden düzenlenmektedir. Fıkranın birinci cümlesinde yapılan değişiklikle, ek savunmaya ilişkin bildirimlerin sanığa da yapılması sağlanmaktadır.
Böylelikle, sanığın kendisiyle ilgili isnadı öğrenmesine imkân tanınmakta ve savunma hakkı güvence altına alınmaktadır.
Maddenin dördüncü fıkrasına eklenen cümleyle, sanığa yapılacak bildirimin sanığın dava dosyasında varolan son adresine yapılması öngörülmektedir. Bu suretle, bildirimin yapılamaması veya bildirime rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde müdafıe yapılan bildirim yeterli kabul edilecek ve müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanması nedeniyle de yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle, kendisine bizzat savunma hakkı tanınan sanığın adil yargılanma hakkının korunması sağlanmakta ve aynı zamanda yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesine eklenen beşinci fıkra ile Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanlarının, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde (çocuk izlem merkezleri) Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınacağı, mağdur çocuğun beyan ve görüntülerinin kayda alınacağı ve kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlemin, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirileceği düzenlenmiştir.
63 sayılı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarının uygulanması bakımından cinsel suç mağdurlarının tekrarlanan mağduriyetini önlemek, adli ve tıbbî işlemlerin bu alanda eğitimli görevliler tarafından tek seferde gerçekleştirilmesini temin etmek amacıyla Adalet Bakanlığının talebi üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından cinsel suç mağdurlarına yönelik hizmet veren merkezlerin kurulacağı düzenlenmiştir. Ayrıca bu merkezlerin üniversiteler tarafından da kurulabileceği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 8/11/2023 tarihli ve E: 2020/65; K: 2023/187 sayılı kararıyla, 63 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Üniversiteler tarafından da bu merkezler kurulabilir.” hükmü iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 12/3/2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, üniversiteler tarafından cinsel suç mağdurlarına yönelik hizmet veren merkezlerin kurulabilmesinin Anayasanın 130 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardan olduğu, bu nedenle Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenen kuralın Anayasanın 104 üncü maddesinin onyedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Maddeye eklenen fıkrayla, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkrasında belirtilen merkezlerin, devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilmesine imkân tanınmaktadır.
-
-
7 Kasım 2024
-
Eski ifade
üç günYeni ifadeyedi gün -
7/11/2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle bu fıkranın beşinci cümlesinin başına “Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;” ibaresi eklenmiştir.
-
Eski ifade
avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerinYeni ifadehukuk fakültesi mezunlarının
-
5 Kasım 2024
-
Anayasa Mahkemesinin 5/11/2024 Tarihli ve E: 2024/66, K: 2024/188 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan "… ile sağır ve dilsizlik..." ibaresi iptal edilmiştir.
-
Anayasa Mahkemesinin 5/11/2024 Tarihli ve E: 2024/66, K: 2024/188 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan "…sağır ve dilsizlik..." ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
10 Ekim 2024
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile:
(1) 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (VI) sayılı cetvelinde, Akademi Başkanının Genel Müdüre; Akademik Kurul üyesinin Talim ve Terbiye Kurulu üyesine denk olacak şekilde özlük haklarının belirlenmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.
(2) 33 üncü maddeyle ilişkili olarak eğitim çalışanlarının şiddetten korunması amacıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılarak öğretmenlere ve 33 üncü maddede belirlenen eğitim çalışanlarına karşı görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işlenen kasten yaralama suçu tutuklama sebebi hâline getirilmektedir.
(3) Millî Eğitim Akademisinde öğretmenlik mesleğine hazırlık eğitimine alınanların genel sağlık sigortalı sayılmalarına yönelik 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
(4) 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Özel Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik yapılarak mahallinden sözleşmeli statüde öğretmen istihdamında üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olma şartı Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenecek üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olma olarak düzenlenerek mevcut uygulamaya uyumlu hâle getirilmektedir.
(5) Millî Eğitim Akademisinde öğretmenlik mesleğine hazırlık eğitimine alınan öğretmen adaylarından askerlik yükümlülüğü bulunanların askerlik hizmetlerinin ertelenebilmesi amacıyla 25/6/2019 sayılı ve 7179 sayılı Askeralma Kanununun 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.
-
-
2 Mart 2024
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletilmektedir.
Düzenlemeyle, temel hak ve özgürlüklerin daha güçlü bir şekilde korunması ve muhtemel hak ihlallerinin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (k) bendinde yapılan düzenlemeyle, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanında “adli kontrol” işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişilerin tazminat isteminde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Böylelikle, adli kontrol işlemlerinin de başvuru imkânlarından yararlandırılma bakımından yakalama ve tutuklama işlemleriyle aynı güvenceye kavuşturulması öngörülmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen “özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek” adli kontrol yükümlülüğü ile (j) bendinde belirtilen “konutunu terk etmemek” adli kontrol yükümlülüğü altında geçen sürelerin, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edileceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasına eklenen (1) bendiyle, konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkân tanınmaktadır.
Diğer yandan, maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, maddeye eklenen (1) bendinde sayılan adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilere, ilgili merciler tarafından tazminat haklarının bulunduğunun bildirileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (1) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 6384 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak bu tazminat istemlerinin 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülmekte ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Böylelikle, tespiti herhangi bir yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacaktır.
Belirtmek gerekir ki, 6384 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza mahkemesine yapılan istemler, ağır ceza mahkemesi tarafından Komisyona gönderilecektir. Ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise ağır ceza mahkemesi, görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle Komisyona gönderecek, görev alanına giren istemlere yönelik ise yargılama faaliyetine devam edecektir. Bu gibi durumlarda başvuru süresi bakımından, ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Teklifte yer alan sürelerin yeknesaklaştırılmasına ilişkin düzenlemelere uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Ayrıca maddenin sekizinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, ağır ceza mahkemesinin kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine karar bölge adliye mahkemesince yerinde görülmezse, bölge adliye mahkemesinin işin esası hakkında karar vereceği ve verilen bu kararın kesin olacağı hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (1) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 6384 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak bu tazminat istemlerinin 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülmekte ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Böylelikle, tespiti herhangi bir yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacaktır.
Belirtmek gerekir ki, 6384 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza mahkemesine yapılan istemler, ağır ceza mahkemesi tarafından Komisyona gönderilecektir. Ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise ağır ceza mahkemesi, görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle Komisyona gönderecek, görev alanına giren istemlere yönelik ise yargılama faaliyetine devam edecektir. Bu gibi durumlarda başvuru süresi bakımından, ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Teklifte yer alan sürelerin yeknesaklaştırılmasına ilişkin düzenlemelere uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Ayrıca maddenin sekizinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, ağır ceza mahkemesinin kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine karar bölge adliye mahkemesince yerinde görülmezse, bölge adliye mahkemesinin işin esası hakkında karar vereceği ve verilen bu kararın kesin olacağı hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 19. yüzyılda onarıcı adalet anlayışının bir sonucu olarak, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmıştır. Bu kurum, Ülkemiz ceza adalet sistemine ise ilk kez 2005 yılında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile yalnızca suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanmak üzere girmiştir. Ardından 2006 yılında Ceza Muhakemesi Kanununda 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle birlikte, yetişkinler bakımından da uygulanma imkânına sahip olmuştur.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki kararı birden barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan ve bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna göre kanuni koşulları sağlayan kişiler hakkındaki mahkûmiyet hükmü, denetim süresi içinde, kendine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve kasıtlı yeni bir suç işlememeleri kaydıyla, kişiler hakkında hukuken bir sonuç doğurmaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 19/2/2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında bu tespiti yapmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık ondokuz yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir. Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla 5560, 5728, 6008, 6545 ve 7445 sayılı kanunlarla 231 inci maddede bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E: 2022/120; K: 2023/107 sayılı kararıyla 231 inci maddenin beş ilâ ondördüncü fıkralarında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin düzenlemeler iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 1/8/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından itiraz kanun yolunun etkili bir kanun yolu olarak görev ifa etmediğini, yargılamanın başında sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmasının sanık üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu baskı altında kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının istinaf kanun yolundan feragat sonucunu taşıyan bir duruma neden olduğunu, ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararlarının infazına ilişkin bir düzenleme olmadığını belirtmiştir.
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınmak suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu yeniden düzenlenmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanık hakkında yapılan yargılama sonunda iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olabilecek hüküm, sadece mahkûmiyet hükmüdür.
Dolayısıyla, mahkemece ancak mahkûmiyet hükmü tesis edildiği takdirde, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir. Bu nedenle, hükmün tesisine ilişkin usul kuralları titizlikle uygulanmalı ve 230, 231 ve 232 nci maddelere uygun olarak hüküm kurulmalıdır.
Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla birlikte verilen müsadere kararlarının hukukî sonuç doğuracağı kabul edilmektedir. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararları, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle birlikte yerine getirilecektir. Böylelikle, 4458 sayılı Gümrük Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamındaki müsadere konusu eşyalar başta olmak üzere halk sağlığını ve güvenliğini etkileyen bu eşyaların müsadere edilebilmesi sağlanmakta ve toplum yararı gözetilmektedir. Esasen mevcut düzenlemeye göre de müsadere kararları infaz edilmekte olup, düzenlemeyle Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak müsadere kararlarının infazı bakımından kanuni belirlilik sağlanmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle, sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır.
Maddenin onikinci fıkrasıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir. Böylelikle, “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere sanığın lehine bir kurum olma özelliğine sahip bu kurumun uygulanabilirliğinin takdiri tamamen mahkemeye bırakılmaktadır. Buna göre mahkeme, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecek; ilgili taraflar bu karara karşı 223 üncü maddede yer alan hükümlerde olduğu gibi istinaf kanun yoluna başvurabilecek; istinaf mercii tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da bu kararlar gibi incelenecektir.
Maddenin onbirinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, maddenin onikinci fıkrasıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceğinin düzenlenmesi ve istinaf mercii tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının 223 üncü maddede yer alan hükümler gibi usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek olması nedeniyle, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenilmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması sebebiyle açıklanan ya da yükümlülüklere aykırı davranılması sebebiyle yeniden kurulan hükme itiraz edilebileceği kabul edilmektedir. Böylelikle, usul ekonomisi dikkate alınmak suretiyle daha önce her yönüyle istinaf kanun yolu denetiminden geçen bu kararların açıklanması veya yeniden kurulması üzerine verilen hükme karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilmesi imkânı getirilmektedir. İtiraz mercii ancak fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunla maddenin onikinci fıkrasında değişiklik yapılarak itiraz merciinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve hükmü, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden inceleyeceği kabul edilmiş ve söz konusu değişikliğin uygulamadaki olumlu sonuçları elde edilmeye başlanmıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddenin onikinci fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin onikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir. Buna göre, istinaf yoluna başvurulamayacak hükümler hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hariç olmak üzere diğer hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilecektir. Belirtmek gerekir ki, istinaf yolunda karar ve hüküm, istinaf mercii tarafından 223 üncü maddede yer alan hükümler gibi 272 nci ve devamı maddeler de dikkate alınmak suretiyle usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecektir.
Düzenlemeyle, istinaf incelemesi akabinde bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. Buna göre, bölge adliye mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından temyiz edilebilirlik değerlendirmesi 286 ncı madde uyarınca yapılacaktır. Temyiz edilemez nitelikteki hükümlere ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları temyiz edilemeyecek, temyiz edilebilir nitelikteki hükümlere ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ise ilgililer tarafından temyiz edilebilecektir.
Ayrıca, 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebileceği açıkça düzenlenmektedir. Buna göre, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 47 nci maddesiyle uyumlu olarak temyiz yoluna başvurulamayacak hükümler hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hariç olmak üzere diğer hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, temyiz yolunda da karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecektir.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 19. yüzyılda onarıcı adalet anlayışının bir sonucu olarak, Anglo-Sakson hukuk sisteminde ortaya çıkmıştır. Bu kurum, Ülkemiz ceza adalet sistemine ise ilk kez 2005 yılında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile yalnızca suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanmak üzere girmiştir. Ardından 2006 yılında Ceza Muhakemesi Kanununda 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle birlikte, yetişkinler bakımından da uygulanma imkânına sahip olmuştur.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki kararı birden barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan ve bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna göre kanuni koşulları sağlayan kişiler hakkındaki mahkûmiyet hükmü, denetim süresi içinde, kendine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve kasıtlı yeni bir suç işlememeleri kaydıyla, kişiler hakkında hukuken bir sonuç doğurmaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 19/2/2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında bu tespiti yapmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık ondokuz yıllık uygulaması süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir. Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak, Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla 5560, 5728, 6008, 6545 ve 7445 sayılı kanunlarla 231 inci maddede bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E: 2022/120; K: 2023/107 sayılı kararıyla 231 inci maddenin beş ilâ ondördüncü fıkralarında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin düzenlemeler iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararı, 1/8/2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından itiraz kanun yolunun etkili bir kanun yolu olarak görev ifa etmediğini, yargılamanın başında sanığa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğinin sorulmasının sanık üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu baskı altında kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının istinaf kanun yolundan feragat sonucunu taşıyan bir duruma neden olduğunu, ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararlarının infazına ilişkin bir düzenleme olmadığını belirtmiştir.
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri dikkate alınmak suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu yeniden düzenlenmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanık hakkında yapılan yargılama sonunda iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına hükmedilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu olabilecek hüküm, sadece mahkûmiyet hükmüdür.
Dolayısıyla, mahkemece ancak mahkûmiyet hükmü tesis edildiği takdirde, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecektir. Bu nedenle, hükmün tesisine ilişkin usul kuralları titizlikle uygulanmalı ve 230, 231 ve 232 nci maddelere uygun olarak hüküm kurulmalıdır.
Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla birlikte verilen müsadere kararlarının hukukî sonuç doğuracağı kabul edilmektedir. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla birlikte verilen müsadere kararları, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle birlikte yerine getirilecektir. Böylelikle, 4458 sayılı Gümrük Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamındaki müsadere konusu eşyalar başta olmak üzere halk sağlığını ve güvenliğini etkileyen bu eşyaların müsadere edilebilmesi sağlanmakta ve toplum yararı gözetilmektedir. Esasen mevcut düzenlemeye göre de müsadere kararları infaz edilmekte olup, düzenlemeyle Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak müsadere kararlarının infazı bakımından kanuni belirlilik sağlanmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle, sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır.
Maddenin onikinci fıkrasıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir. Böylelikle, “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere sanığın lehine bir kurum olma özelliğine sahip bu kurumun uygulanabilirliğinin takdiri tamamen mahkemeye bırakılmaktadır. Buna göre mahkeme, koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecek; ilgili taraflar bu karara karşı 223 üncü maddede yer alan hükümlerde olduğu gibi istinaf kanun yoluna başvurabilecek; istinaf mercii tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da bu kararlar gibi incelenecektir.
Maddenin onbirinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, maddenin onikinci fıkrasıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceğinin düzenlenmesi ve istinaf mercii tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının 223 üncü maddede yer alan hükümler gibi usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecek olması nedeniyle, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenilmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması sebebiyle açıklanan ya da yükümlülüklere aykırı davranılması sebebiyle yeniden kurulan hükme itiraz edilebileceği kabul edilmektedir. Böylelikle, usul ekonomisi dikkate alınmak suretiyle daha önce her yönüyle istinaf kanun yolu denetiminden geçen bu kararların açıklanması veya yeniden kurulması üzerine verilen hükme karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilmesi imkânı getirilmektedir. İtiraz mercii ancak fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunla maddenin onikinci fıkrasında değişiklik yapılarak itiraz merciinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve hükmü, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden inceleyeceği kabul edilmiş ve söz konusu değişikliğin uygulamadaki olumlu sonuçları elde edilmeye başlanmıştır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddenin onikinci fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin onikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir. Buna göre, istinaf yoluna başvurulamayacak hükümler hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hariç olmak üzere diğer hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilecektir. Belirtmek gerekir ki, istinaf yolunda karar ve hüküm, istinaf mercii tarafından 223 üncü maddede yer alan hükümler gibi 272 nci ve devamı maddeler de dikkate alınmak suretiyle usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecektir.
Düzenlemeyle, istinaf incelemesi akabinde bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. Buna göre, bölge adliye mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından temyiz edilebilirlik değerlendirmesi 286 ncı madde uyarınca yapılacaktır. Temyiz edilemez nitelikteki hükümlere ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları temyiz edilemeyecek, temyiz edilebilir nitelikteki hükümlere ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ise ilgililer tarafından temyiz edilebilecektir.
Ayrıca, 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebileceği açıkça düzenlenmektedir. Buna göre, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 47 nci maddesiyle uyumlu olarak temyiz yoluna başvurulamayacak hükümler hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hariç olmak üzere diğer hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, temyiz yolunda da karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenecektir.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 252 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Basit yargılama usulü, belirli bir yaptırım ağırlığına kadar olan suçlar bakımından kovuşturma evresinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden yargılamanın tamamlanabilmesine, ancak hâkimin gerek görmesi halinde her aşamada ya da bu usule göre karar verildikten sonra itiraz üzerine duruşma açmak suretiyle genel usule göre yargılamaya devam edilmesine imkân tanıyan bir usul olarak ceza muhakemesi sistemimize girmiştir. Böylelikle, önemli veya daha ağır suçların kovuşturulması için yargılama makamlarına yeterli zaman ve imkân sağlanmak suretiyle adalete erişimin de hızlandırılması amaçlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 22/6/2023 tarihli ve E: 2020/79; K: 2023/113 sayılı kararıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu karar, 11/10/2023 tarihli ve 32336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararında, basit yargılama usulünde verilmiş karara yapılan itiraz üzerine hükmü veren mahkemece genel usule göre yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ve sanığın; vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz etmesi durumunda dahi indirim oranının korunmamasına ilişkin düzenlemenin, beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurabildiğini belirtmiştir.
Ayrıca Mahkeme, suçluluk tespiti yapılmayan kararlar (beraat kararı) bakımından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranındaki indirim uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında da anılan indirimin uygulanamamasının hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Basit yargılama usulüne ilişkin karşılaştırmalı hukuk örnekleri arasında en detaylı düzenlemelere sahip ülke Almanya’dır. Alman Ceza Muhakemesi Kanununa göre basit yargılama usulüne karar verip yargılamayı yapan hâkim ile itiraz üzerine genel usulde yargılamayı yapan hâkim aynı hâkimdir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 252 nci madde hükümleri de diğer ülke örnekleriyle uyumlu olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine genel usule dönülmesi halinde dosyadaki delil durumunun değişiklik gösterecek olması ve bu usule göre verilen hükümle hâkimin bağlı olmayacağına ilişkin açık hüküm olması nedeniyle her iki usulde görev alan hâkimin aynı olmasının hâkimin tarafsızlığını olumsuz etkilemeyeceği öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesi nedeniyle basit yargılama usulüne itiraz usulünde kapsamlı değişikliklerin yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, basit yargılama usulüne göre verilen karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosyanın, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması halinde tevzi kriterlerine göre karar veren mahkeme dışında belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderileceği ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa, bu hâkim tarafından; yetkili hâkimin bulunmaması halinde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Böylelikle basit yargılama usulüne göre karar veren hakim ile genel usule göre yargılama yaparak karar verecek hakimin farklı olması sağlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, basit yargılama usulü uygulanarak verilen hükümlere itiraz edilmesi üzerine, mahkemenin itirazdan önce verilen kararla bağlı olmaksızın genel hükümlere göre karar verebileceği hükme bağlanmaktadır. Buna göre mahkeme, sanık hakkında daha hafif ceza verebileceği gibi daha ağır ceza da verebilecek ve sanığın itiraz etmesi halinde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan dörtte bir oranındaki indirimi uygulamayacaktır. Ancak, itirazın mağdur, müşteki veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapıldığı hallerde dörtte bir oranındaki bu indirim uygulanacaktır.
Böylelikle, basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkrayla, birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması halinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünün uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu hükme göre mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltecek; yerinde görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderecektir. İtiraz mercii işin esasına girmeksizin sadece bu sebepler yönünden incelemesini yaparak kararını gereği için mahkemesine gönderecektir.
Belirtmek gerekir ki, itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması durumunda itiraz merci tarafından yapılacak inceleme, genel usule dönülmeden basit yargılama usulü kapsamında gerçekleştirilecek ve inceleme sonucunda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilecektir. Dolayısıyla yedinci fıkraya göre yapılan birinci fıkradaki itirazın, sanık veya diğer kişiler tarafından yapılması bakımından herhangi bir farklı sonuç ortaya çıkmayacak ve sanığın dörtte bir oranındaki indirim hakkı korunacaktır.
Maddeyle, 252 nci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Muhakeme hukuku, düzenlediği alan itibarıyla birçok farklı süreyi bünyesinde barındırmaktadır.
Soyut bir kavram olan zamanın somut bir kesimini ifade eden süre, hukuki bir olayın meydana gelmesi veya işlemin tesis edilmesi üzerine yapılacak adli işlemler dolayısıyla muhakeme hukuku bakımından önemli bir niteliğe sahiptir.
Ceza ve hukuk yargılamasında, kanun yollarına başvuruda farklı sürelere yer verilmesi, muhakeme süjelerinin adalete erişimini güçleştirebilmekte, hak arama yollarının kullanılmasında karışıklığa sebebiyet verebilmekte ve hak kayıplarına neden olabilmektedir.
1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunuyla, istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süresi “iki hafta” olarak belirlenmiştir.
Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddelerinde yapılan düzenlemelerle, kanun yoluna ilişkin olup “gün” olarak belirlenen sürelerin “hafta” ve “ay” şeklinde değiştirilmesi suretiyle 6100 sayılı Kanunla uyum sağlanmaktadır. Sürelerin bu şekilde yeknesaklaştırılması, ceza ve hukuk yargılamaları bakımından muhakeme süjelerinin olası hak kayıplarının önlenmesine katkıda bulunacaktır.
Öte yandan, 5271 sayılı Kanuna göre, istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru süresi, hükmün ilgilinin hazır bulunduğu duruşmada açıklanması, bir başka ifadeyle tefhim edilmesi durumunda bu tarihten, yokluğunda açıklanması durumunda ise ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren başlamaktadır.
Ceza muhakemesi uygulamasında hükmün gerekçesi, hüküm açıklandığında değil, gerekçeli kararın yazılmasından sonra taraflara tebliğ edilmektedir. Hükmün açıklandığı duruşmada hazır bulunan taraf bakımından kanun yoluna başvuru süresi, hükmün açıklandığı tarih itibarıyla başlamaktadır. Kanun yoluna başvurmayı düşünen taraf, hükmün gerekçesini öğrenmek suretiyle iddia ve savunmalarını ileri sürebilmek için süre tutum dilekçesi vermekte, bilahare gerekçeli kararın tebliği üzerine de ayrıntılı istinaf veya temyiz dilekçesini vermektedir. Bu uygulama, muhakeme süjeleri bakımından külfet oluşturduğu gibi emek ve zaman israfına da neden olmaktadır.
6100 sayılı Kanunla, kanun yollarına başvuru sürelerinin, kararın tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla 2004 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde yapılan düzenlemelerle, 6100 sayılı Kanunda olduğu gibi istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru sürelerinin hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacağı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, hüküm ilgiliye tefhim edilmiş olsa bile, istinaf veya temyiz süresinin tefhim tarihinden değil, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması sağlanmaktadır.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi de 26/7/2023 tarihli ve E: 2022/144; K: 2023/137 sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “.. .hükmün açıklanmasından itibaren...” ibaresini iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu iptal kararında, kanun yoluna başvuru süresinin hükmün tefhimiyle başladığı durumlarda, hükmün gerekçesini bilmeyen tarafın istinaf kanun yoluna başvuru hakkını gereği gibi kullanamayacağını, kanun yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesi için gerekçenin taraflara bildirilmesi gerektiğini vurgulayarak mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişilerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantının kurulamadığına karar vermiştir.
Maddeyle, bu kapsamda 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklifle, kanun yollarına başvuru süreleri ve bu sürelerin tebliğle başlamasına dair düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla, 5271 sayılı Kanunun 275 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 293 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 295 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 291 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle ceza muhakemesinde istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süreleri, “iki hafta” olarak belirlenmekte ve sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu husus 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinin değişiklik gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Aynı gerekçelerle 5271 sayılı Kanunun 291 inci maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklifle, kanun yollarına başvuru süreleri ve bu sürelerin tebliğle başlamasına dair düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla, 5271 sayılı Kanunun 275 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 293 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 295 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 294 üncü maddesinin birinci fıkrasına cümle eklenmektedir. Teklifle istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süresinin, kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmekte ve bunun için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çerçevede Kanunun 295 inci maddesi de yürürlükten kaldırılmaktadır. Ancak 295 inci maddede yer alan, Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtmesi gerektiğine ilişkin hüküm, ihtiyaç ve bağlantı nedeniyle 294 üncü maddeye taşınmaktadır.
Böylelikle, uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklifle, kanun yollarına başvuru süreleri ve bu sürelerin tebliğle başlamasına dair düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla, 5271 sayılı Kanunun 275 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 293 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 295 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddenin birinci fıkrasıyla, Teklifle 5271 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeler bakımından uygulamada tereddüt yaşanmaması için geçiş hükümleri düzenlenmektedir.
Birinci fıkranın (a) bendiyle, eski hale getirme kurumuna ilişkin olarak 41 inci maddenin birinci fıkrasında süreye ilişkin yapılan değişikliğin, 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında kalkan engeller bakımından uygulanacağı, bu tarihten önce kalkan engeller bakımından Teklifle yapılan değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir. Böylelikle 1/6/2024 tarihinden önce engelin kalktığı eski hale getirme talepleri bakımından eski hale getirme dilekçesinin mahkemeye verilme süresi, mevcut düzenlemeye göre yedi gün olarak uygulanmaya devam edecektir.
Birinci fıkranın (b) bendiyle, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz süresine ilişkin 173 üncü maddenin birinci fıkrasında yapılan değişikliğin, 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağı, bu tarihten önce verilen kararlar hakkında Teklifle yapılan değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir. Böylelikle 1/6/2024 tarihinden önce verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar hakkında itiraz süresi, mevcut düzenlemeye göre onbeş gün olarak uygulanmaya devam edecektir.
Birinci fıkranın (c) bendiyle, kanun yollarına başvuru şekli ve süreleri ile bu sürelerin tebliğden itibaren başlamasına ve cevap sürelerine ilişkin 268, 273, 276, 277, 291, 294, 296, 297, 308, 308/A, 319 ve 320 nci maddelerde yapılan değişikliklerin, 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağı, 1/6/2024 tarihinden önce verilen kararlar hakkında Teklifle bu maddelerde yapılan değişikliklerden önceki hükümler ile yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanmasına devam edileceği kabul edilmektedir. Buna göre örneğin, 1/6/2024 tarihinden önce verilen ve istinaf yoluna başvurma hakkı olanların huzurunda açıklanan kararlar bakımından istinaf süresi, yedi gün olarak uygulanacak ve bu süre hükmün tefhiminden itibaren başlayacaktır.
Birinci fıkranın (d) bendiyle, temyiz süresi ile bu sürenin kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlamasına ve cevap süresine ilişkin 291, 296 ve 297 nci maddelerde yapılan değişikliklerin, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında olup da 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında da uygulanacağı kabul edilmektedir.
5320 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, bu kararlar kesinleşinceye kadar mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 nci maddelerinde yer alan temyiz kanun yoluna ilişkin hükümler ve süreler uygulanmaktadır. Teklifle, temyiz kanun yoluyla ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 291,296 ve 297 nci maddelerinde değişiklik yapmak suretiyle süreler yeknesak hale getirilmektedir.
Düzenlemeyle, 5320 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında olan kararlar bakımından da belirlenen yeni sürelerin uygulanması sağlanmaktadır. Böylelikle, 8 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında olup da 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında yeni süreler uygulanacaktır. Ayrıca temyiz süresi, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Bu tarihe kadar verilen kararlar bakımından ise mevcut uygulamaya aynen devam olunacaktır.
Birinci fıkranın (e) bendiyle, Teklifle yürürlükten kaldırılan; 275 inci maddenin ikinci fıkrası, 293 üncü maddenin ikinci fıkrası ve 295 inci maddesi hükümlerinin, 1/6/2024 tarihinden önce verilen kararlar bakımından uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir. Teklifle kanun yollarına başvuru sürelerinin gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren başlamasına dair yapılan değişikliklerin, 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanacağının kabul edilmesi nedeniyle uygulamada tereddüt yaşanmaması için 1/6/2024 tarihinden önce verilen kararlar bakımından 275, 293 ve 295 inci maddelerin yürürlükten kaldırılan hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi sağlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) bendiyle, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişikliklerin, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanacağı kabul edilmektedir. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabileceğine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemeler ancak 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından uygulanabilecektir. Dolayısıyla, 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince açıklanan veya yeni kurulan hüküm bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanacaktır.
İkinci fıkranın (b) bendiyle, 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla, 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz yoluna başvurulabilecek ve bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılacaktır.
İkinci fıkranın (c) bendiyle, 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması halinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanacağı kabul edilmektedir. Böylelikle, istinaf kanun yolu incelemesinden geçmemiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması nedeniyle hükmün açıklanması ya da yeniden kurulması halinde açıklanan veya yeni kurulan hükmün tabi olduğu kanun yolu korunmaktadır.
İkinci fıkranın (d) bendiyle, 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartının aranmaya devam olunacağı kabul edilmektedir. Belirtmek gerekir ki, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” hükmü yürürlükten kaldırılmaktadır. Dolayısıyla mahkeme, sanığın kabul etmemesi halinde de koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilecektir. Bununla birlikte, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişikliklerin, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanacağının kabul edilmesi nedeniyle bu tarihten önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam edecek ve sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 141 inci maddede yapılan düzenlemelerin 1/6/2024 tarihinden sonra kesinleşen karar veya hükümler bakımından uygulanması öngörülmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasıyla, 142 nci maddede yapılan değişikliklerin yürürlüğe girme tarihi ve uygulama koşulları belirlenmektedir. Buna göre 142 nci maddede yapılan değişiklikler, 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında yapılan istemler bakımından uygulanacaktır. Bu tarihten önce yapılan istemler;
6384 sayılı Kanun uyarınca kurulan Komisyona gönderilmeyecek, 142 nci maddede yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre yargı mercilerince sonuçlandırılacak ve kesinleşecektir. Komisyon, 141 inci maddenin birinci fıkrasının (e), (f) ve (1) bentleri kapsamında 1/6/2024 tarihinden sonra yapılan istemlere bakacaktır. 142 nci maddenin sekizinci fıkrasında yapılan değişiklik de 1/6/2024 tarihinde ve sonrasında yapılan istemler bakımından uygulanacak, bu tarihten önce yapılan istemler koşulları bulunması halinde temyiz kanun yoluna tabi olacak, bu tarihten sonra yapılan istemler ise istinaf kanun yolunda kesinleşecektir. Bu fıkrada yer alan düzenlemeler ile bu maddeyi ihdas eden Kanunla 142 nci maddede yapılan değişiklikler, mülga 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca yapılan veya yapılacak olan istemler hakkında da kıyasen uygulanacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasıyla, Türk Ceza Kanununun 282, 314 ve 315 inci maddelerinde veya Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen suçların bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde 133 üncü madde gereğince yargı mercilerince kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanabilmesine imkân tanınmaktadır. Belirtmek gerekir ki, Fonun kayyımlık görevi soruşturma ve kovuşturma sürecince devam edecek olup, soruşturma ve kovuşturmanın sonuçlanması halinde ise bu görev sona erecektir. Ayrıca, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanması halinde, kayyımlık hak ve yetkilerine ilişkin olarak Bankacılık Kanunu ve Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 ve 20 nci maddesi hükümlerinin kıyasen uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.
Düzenlemeyle, hak kayıplarının önlenmesi ve uygulamada oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
YakalamaYeni ifadeYakalama, adli kontrolDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin kapsamı genişletilmektedir.
Düzenlemeyle, temel hak ve özgürlüklerin daha güçlü bir şekilde korunması ve muhtemel hak ihlallerinin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının (k) bendinde yapılan düzenlemeyle, yakalama ve tutuklama işlemlerinin yanında “adli kontrol” işlemlerine karşı da kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişilerin tazminat isteminde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Böylelikle, adli kontrol işlemlerinin de başvuru imkânlarından yararlandırılma bakımından yakalama ve tutuklama işlemleriyle aynı güvenceye kavuşturulması öngörülmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen “özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek” adli kontrol yükümlülüğü ile (j) bendinde belirtilen “konutunu terk etmemek” adli kontrol yükümlülüğü altında geçen sürelerin, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edileceği öngörülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasına eklenen (1) bendiyle, konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin, tazminat isteminde bulunabilmelerine imkân tanınmaktadır.
Diğer yandan, maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, maddeye eklenen (1) bendinde sayılan adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilere, ilgili merciler tarafından tazminat haklarının bulunduğunun bildirileceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Eski ifade
onbeş günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (1) bentleri kapsamındaki istemler bakımından 6384 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Değişiklikle, koruma tedbirleri nedeniyle yapılacak bu tazminat istemlerinin 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna yapılması öngörülmekte ve bu istemlerin idari başvuru yoluyla hızlı bir biçimde sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Böylelikle, tespiti herhangi bir yargılama yapılmasını gerektirmeyen tazminat istemleri hakkında kısa sürede karar verilmesi sağlanmış olacaktır.
Belirtmek gerekir ki, 6384 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen ağır ceza mahkemesine yapılan istemler, ağır ceza mahkemesi tarafından Komisyona gönderilecektir. Ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise ağır ceza mahkemesi, görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle Komisyona gönderecek, görev alanına giren istemlere yönelik ise yargılama faaliyetine devam edecektir. Bu gibi durumlarda başvuru süresi bakımından, ağır ceza mahkemesine yapılan istem tarihi esas alınacaktır.
Maddenin beşinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Teklifte yer alan sürelerin yeknesaklaştırılmasına ilişkin düzenlemelere uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Ayrıca maddenin sekizinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, ağır ceza mahkemesinin kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine karar bölge adliye mahkemesince yerinde görülmezse, bölge adliye mahkemesinin işin esası hakkında karar vereceği ve verilen bu kararın kesin olacağı hükme bağlanmaktadır.
-
Eski ifade
gözaltına alınmasınaYeni ifadegözaltına alınmasına, adli kontrol altına alınmasınaDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 144 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Teklifle 141 inci maddede adli kontrol yükümlülüklerine ilişkin yapılması öngörülen düzenlemeye uyum sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
onbeş günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
on beş günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
üçbinYeni ifadeonbeşbinDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Muhakeme hukuku, düzenlediği alan itibarıyla birçok farklı süreyi bünyesinde barındırmaktadır.
Soyut bir kavram olan zamanın somut bir kesimini ifade eden süre, hukuki bir olayın meydana gelmesi veya işlemin tesis edilmesi üzerine yapılacak adli işlemler dolayısıyla muhakeme hukuku bakımından önemli bir niteliğe sahiptir.
Ceza ve hukuk yargılamasında, kanun yollarına başvuruda farklı sürelere yer verilmesi, muhakeme süjelerinin adalete erişimini güçleştirebilmekte, hak arama yollarının kullanılmasında karışıklığa sebebiyet verebilmekte ve hak kayıplarına neden olabilmektedir.
1/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunuyla, istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süresi “iki hafta” olarak belirlenmiştir.
Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddelerinde yapılan düzenlemelerle, kanun yoluna ilişkin olup “gün” olarak belirlenen sürelerin “hafta” ve “ay” şeklinde değiştirilmesi suretiyle 6100 sayılı Kanunla uyum sağlanmaktadır. Sürelerin bu şekilde yeknesaklaştırılması, ceza ve hukuk yargılamaları bakımından muhakeme süjelerinin olası hak kayıplarının önlenmesine katkıda bulunacaktır.
Öte yandan, 5271 sayılı Kanuna göre, istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru süresi, hükmün ilgilinin hazır bulunduğu duruşmada açıklanması, bir başka ifadeyle tefhim edilmesi durumunda bu tarihten, yokluğunda açıklanması durumunda ise ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren başlamaktadır.
Ceza muhakemesi uygulamasında hükmün gerekçesi, hüküm açıklandığında değil, gerekçeli kararın yazılmasından sonra taraflara tebliğ edilmektedir. Hükmün açıklandığı duruşmada hazır bulunan taraf bakımından kanun yoluna başvuru süresi, hükmün açıklandığı tarih itibarıyla başlamaktadır. Kanun yoluna başvurmayı düşünen taraf, hükmün gerekçesini öğrenmek suretiyle iddia ve savunmalarını ileri sürebilmek için süre tutum dilekçesi vermekte, bilahare gerekçeli kararın tebliği üzerine de ayrıntılı istinaf veya temyiz dilekçesini vermektedir. Bu uygulama, muhakeme süjeleri bakımından külfet oluşturduğu gibi emek ve zaman israfına da neden olmaktadır.
6100 sayılı Kanunla, kanun yollarına başvuru sürelerinin, kararın tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Teklifle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla 2004 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde yapılan düzenlemelerle, 6100 sayılı Kanunda olduğu gibi istinaf veya temyiz kanun yoluna başvuru sürelerinin hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacağı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, hüküm ilgiliye tefhim edilmiş olsa bile, istinaf veya temyiz süresinin tefhim tarihinden değil, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması sağlanmaktadır.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi de 26/7/2023 tarihli ve E: 2022/144; K: 2023/137 sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “.. .hükmün açıklanmasından itibaren...” ibaresini iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu iptal kararında, kanun yoluna başvuru süresinin hükmün tefhimiyle başladığı durumlarda, hükmün gerekçesini bilmeyen tarafın istinaf kanun yoluna başvuru hakkını gereği gibi kullanamayacağını, kanun yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesi için gerekçenin taraflara bildirilmesi gerektiğini vurgulayarak mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişilerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantının kurulamadığına karar vermiştir.
Maddeyle, bu kapsamda 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
hükmün açıklanmasından itibaren on beş günYeni ifadehükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 291 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Teklifle ceza muhakemesinde istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru süreleri, “iki hafta” olarak belirlenmekte ve sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu husus 5271 sayılı Kanunun 273 üncü maddesinin değişiklik gerekçesinde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Aynı gerekçelerle 5271 sayılı Kanunun 291 inci maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
bir haftaYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günYeni ifadeiki haftaDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
Eski ifade
yedi günlükYeni ifadeiki haftalıkDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle kanun yollarına başvuru süreleri, hafta veya ay olarak belirlenmekte ve bu sürelerin kararın tebliğiyle başlayacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda 2004, 4675, 5271, 5326, 5395, 6100 ve 6502 sayılı Kanunların muhtelif maddelerinde uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun adli para cezalarının düzenlendiği 52 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu kapsamda maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 63 üncü ve 75 inci maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde ve 5275 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 272 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hapis cezalarından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerince verilen adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri bakımından belirlenen kesinlik sınırı yükseltilmektedir. Ayrıca, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapılarak bu maddedeki kesinlik sınırı da yükseltilmektedir. Böylelikle, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde yapılan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının artırılmasına ilişkin değişikliğe uyum sağlanmaktadır.
Diğer yandan, 5326 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların kesinlik sınırı, üçbin Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına çıkarılmaktadır.
-
-
26 Temmuz 2023
-
Anayasa Mahkemesinin 26/7/2023 Tarihli ve E: 2023/43, K: 2023/141 Sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan " Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;..." ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
28 Mart 2023
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu bakımından görevlendirilen gizli soruşturmacının delilleri kayıt altına alabilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 8/9/2022 tarihli ve E: 2021/118; K: 2022/98 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 193 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, suçun işlendiğinin sabit görüldüğü ancak ceza verilmesine yer olmadığı kararlarına hükmedildiği durumlarda sanığın Anayasanın 38 inci maddesinde öngörülen masumiyetinin ortadan kalktığına, güvenlik tedbirlerine hükmedildiğinde ise sanığın masumiyetinin ortadan kalkması yanında bir yaptırıma da maruz kaldığına değinerek, sanık hakkında böyle sonuçlar ihtiva eden mahkûmiyet dışındaki kararlar bakımından sanığın sorgusu yapılmaksızın davanın bitirilebilmesine imkân tanınmasının adil yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiğine karar vermiştir.
Düzenlemeyle, mahkûmiyet kararının yanı sıra ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri kararları bakımından da sanığın sorgusu yapılmaksızın davanın bitirilemeyeceği hüküm altına alınarak, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi ve adil yargılanma hakkının daha etkin korunması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 26/1/2022 tarihli ve E: 2021/48; K: 2022/7 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 308/A maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının olağanüstü kanun yolu olarak kabul edilen itiraz yetkisini düzenleyen hükmün, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, söz konusu itirazın belirli bir sebeple sınırlandırılmadığını ve bu nedenle başsavcılığın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları kapsamında olmayan sebeplerle de itiraz yetkisini kullanabileceğini belirterek, sanık aleyhine yapılacak itirazlar bakımından maddenin birinci cümlesini iptal etmiştir.
Yine Mahkeme, yapılan itirazlardan sanığın haberdar edilmesini sağlayan herhangi bir mekanizmanın öngörülmediğine vurgu yaparak, sanığın haberdar edilmemesinin ve buna karşı savunmada bulunma imkânından mahrum bırakılmasının adil yargılanma hakkının ilkelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığına karar vermiştir.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı Cumhuriyet başsavcılığınca sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları arasında kabul edilen, kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması hususu zorunlu hale getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, 289 uncu maddede sayılan hukuka kesin aykırılık halleri, niteliği itibarıyla esaslı hata olarak değerlendirilecektir.
Bununla birlikte, diğer hukuka aykırılık hallerinin esaslı hata olarak kabul edilebilmesi için bir hukuk kuralının ciddi şekilde ihlal edilmesi ve bu ihlalin yargılamanın bütünlüğünü ve sonucunu ağır biçimde etkileyecek nitelikte olması gerekmektedir. Esaslı hatanın varlığı halinde, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından sanık aleyhine itiraz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri gözetilerek sanık aleyhine itiraz edilmesi halinde bu itirazın, sanık veya müdafiine ilgili daire tarafından tebliğ olunacağı ve tebligatın, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olacağı hükme bağlanmaktadır. Böylelikle, sanığın veya müdafıinin itirazdan haberdar edilmesi sağlanarak, buna karşı savunmada bulunmasına imkân tanınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin 26/1/2022 tarihli ve E: 2021/48; K: 2022/7 sayılı iptal kararı doğrultusunda 5271 sayılı Kanunun 308/A maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının olağanüstü kanun yolu olarak kabul edilen itiraz yetkisini düzenleyen hükmün, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme, söz konusu itirazın belirli bir sebeple sınırlandırılmadığını ve bu nedenle başsavcılığın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları kapsamında olmayan sebeplerle de itiraz yetkisini kullanabileceğini belirterek, sanık aleyhine yapılacak itirazlar bakımından maddenin birinci cümlesini iptal etmiştir.
Yine Mahkeme, yapılan itirazlardan sanığın haberdar edilmesini sağlayan herhangi bir mekanizmanın öngörülmediğine vurgu yaparak, sanığın haberdar edilmemesinin ve buna karşı savunmada bulunma imkânından mahrum bırakılmasının adil yargılanma hakkının ilkelerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığına karar vermiştir.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı Cumhuriyet başsavcılığınca sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesinin istisnaları arasında kabul edilen, kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması hususu zorunlu hale getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, 289 uncu maddede sayılan hukuka kesin aykırılık halleri, niteliği itibarıyla esaslı hata olarak değerlendirilecektir.
Bununla birlikte, diğer hukuka aykırılık hallerinin esaslı hata olarak kabul edilebilmesi için bir hukuk kuralının ciddi şekilde ihlal edilmesi ve bu ihlalin yargılamanın bütünlüğünü ve sonucunu ağır biçimde etkileyecek nitelikte olması gerekmektedir. Esaslı hatanın varlığı halinde, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından sanık aleyhine itiraz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Maddede yapılan diğer bir düzenlemeyle, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri gözetilerek sanık aleyhine itiraz edilmesi halinde bu itirazın, sanık veya müdafiine ilgili daire tarafından tebliğ olunacağı ve tebligatın, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olacağı hükme bağlanmaktadır. Böylelikle, sanığın veya müdafıinin itirazdan haberdar edilmesi sağlanarak, buna karşı savunmada bulunmasına imkân tanınmaktadır.
-
-
22 Mart 2023
-
13 Ekim 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklif ile, Türk Ceza Kanununda ihdas edilen “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı 217/A maddesi bakımından temyiz kanun yoluna başvurulabilmesine imkan tanınmaktadır.
-
-
23 Haziran 2022
-
Eski ifade
mahkemesinde staj yapmakta olan hâkim veYeni ifadehâkim ve savcı yardımcıları ile mahkemesinde staj yapmakta olanDeğişikliğin gerekçesi
Teklifle hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesinin getirilmesine bağlı olarak, 2802, 2547, 5271, 6085, 6087 ve 6216 sayılı Kanunların ilgili maddelerinde uyum düzenlemeleri yapılmaktadır.
-
-
12 Mayıs 2022
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen bentlerle kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu ile sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçları tutuklamaya ilişkin katalog suçlar arasına alınmaktadır.
Böylelikle, kadına ve sağlık çalışanlarına karşı gerçekleştirilen kasten yaralama suçlarının işlendiği hususunda, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, Teklifle yürürlükten kaldırılması öngörülen 3359 sayılı Kanunun ek 12 nci maddesinin birinci fıkrasındaki hüküm, kapsamı korunarak aynı şekilde 100 üncü maddenin üçüncü fıkrasına eklenmektedir.
Ayrıca, anılan fıkrada değişiklik yapmak suretiyle, kasten yaralama suçunun, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi ya da canavarca hisle işlenmesi halleri de kataloga eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen bentlerle kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu ile sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçları tutuklamaya ilişkin katalog suçlar arasına alınmaktadır.
Böylelikle, kadına ve sağlık çalışanlarına karşı gerçekleştirilen kasten yaralama suçlarının işlendiği hususunda, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, Teklifle yürürlükten kaldırılması öngörülen 3359 sayılı Kanunun ek 12 nci maddesinin birinci fıkrasındaki hüküm, kapsamı korunarak aynı şekilde 100 üncü maddenin üçüncü fıkrasına eklenmektedir.
Ayrıca, anılan fıkrada değişiklik yapmak suretiyle, kasten yaralama suçunun, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi ya da canavarca hisle işlenmesi halleri de kataloga eklenmektedir.
-
Eski ifade
Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e)Yeni ifadeKasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent b, e ve f)Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen bentlerle kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu ile sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçları tutuklamaya ilişkin katalog suçlar arasına alınmaktadır.
Böylelikle, kadına ve sağlık çalışanlarına karşı gerçekleştirilen kasten yaralama suçlarının işlendiği hususunda, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilecektir.
Belirtmek gerekir ki, Teklifle yürürlükten kaldırılması öngörülen 3359 sayılı Kanunun ek 12 nci maddesinin birinci fıkrasındaki hüküm, kapsamı korunarak aynı şekilde 100 üncü maddenin üçüncü fıkrasına eklenmektedir.
Ayrıca, anılan fıkrada değişiklik yapmak suretiyle, kasten yaralama suçunun, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi ya da canavarca hisle işlenmesi halleri de kataloga eklenmektedir.
-
Eski ifade
cinsel saldırı suçu ileYeni ifadecinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında veDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, Türk Ceza Kanununda yer alan çocukların cinsel istismarı (madde 103) ve ısrarlı takip (madde 123/A) suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama (madde 86), işkence (madde 94) ve eziyet (madde 96) suçları madde kapsamına dahil edilmektedir.
Böylelikle, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde özellikle şiddet mağduru kadınların istemleri halinde baro tarafından görevlendirilecek avukatın hukuki yardım ve desteğinden ücretsiz şekilde faydalanmaları sağlanarak, hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmelerine imkân tanınmaktadır.
-
Eski ifade
cinsel saldırı suçu ileYeni ifadecinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında veDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 239 uncu maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, 234 üncü maddede yapılan değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
suçlarda,Yeni ifadesuçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A),Değişikliğin gerekçesi
Uzlaştırma, belirli şartlara tabi bazı suçların faili ile mağdurunun üçüncü kişiler vasıta kılınarak karşılıklı iletişimine dayanan onarıcı adalet anlayışının doğurduğu alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Ancak bazı suçların nitelikleri gereği uzlaştırma müessesesinin kapsamı dışında tutulması da gerekmektedir.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılarak, ısrarlı takip suçunda uzlaştırma hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmektedir. Zira ısrarlı takip suçunun koruduğu hukuki yarar, uzlaştırma kurumunun mahiyetiyle uyuşmamaktadır.
-
-
21 Nisan 2022
-
Anayasa Mahkemesinin 21/4/2022 tarihli ve E.:2020/87; K.:2022/44 sayılı Kararı ile bu bentte yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin "seri muhakeme usulü" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
-
-
26 Ocak 2022
-
Anayasa Mahkemesinin 26/1/2022 tarihli ve E.:2021/48; K.:2022/7 sayılı Kararı ile bu fıkranın birinci cümlesi “sanığın aleyhine itirazlar” yönünden iptal edilmiştir.
-
-
8 Temmuz 2021
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 12 nci maddesine yeni bir fıkra eklemek suretiyle, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının ya da banka veya kredi kartlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, davaya bakma yetkisi bakımından suçun işlendiği yer mahkemesine ilave olarak mağdurun yerleşim yeri mahkemelerinin de yetkili hale getirilmesi sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında verilebilecek yetkisizlik kararları nedeniyle ortaya çıkacak zaman ve hak kayıplarının önlenmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, usulüne uygun olarak çağrılıp da mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanıklar hakkında verilen zorla getirme kararlarının bildirilmesine ilişkin ilave bir usul kabul edilmektedir. Buna göre, teknolojik gelişmeler doğrultusunda yargısal etkinlik ve verimliliğin artırılması amacıyla mevcut usule ek olarak zorla getirme kararlarının; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim araçlarından yararlanılmak suretiyle bildirileceği hükme bağlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu bildirim için tanığın iletişim bilgilerinin dosyada bulunması gerekli ve sayılan araçlardan en az birisiyle bildirimde bulunulması yeterli olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 94 üncü maddesine fıkra eklemek suretiyle, ifadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan ve belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişinin Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda serbest bırakılabileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, kişilerin özgürlüğünü kısıtlayan koruma tedbirlerinden olan yakalama emrinin, telafisi güç zararlar doğurmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Belirtilmelidir ki, bu düzenleme, sadece ifade almak amacıyla düzenlenen yakalama emirleri nedeniyle ve mesai saatleri dışında yakalanan kişiler bakımından uygulanabilecektir. Ayrıca, bu hükmün her yakalama emri için ancak bir kez uygulanabileceği kabul edilmektedir. Diğer yandan, taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye, yakalama emrinin düzenlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk Lirası idari para cezası verilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Mevzuatımıza göre tutuklama, istisnai bir tedbir olup, öncelikli olarak değerlendirilecek husus, tutuklama yerine adli kontrol veya diğer koruma tedbirlerinin yeterli olup olmadığıdır.
Maddenin birinci fıkrasında Cumhuriyet savcısının tutuklama istemlerinde mutlaka gerekçe göstereceği ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer vereceği düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin hâkim veya mahkeme kararlarında, mevcut koşullara ilave olarak adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren delillerin de somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun adli kontrol yükümlülüklerinin düzenlendiği 109 uncu maddesinin altıncı fıkrasında değişiklik yapmak suretiyle, kişi özgürlüğünü sınırlama sonucunu doğuran konutu terk etmeme yükümlülüğünün cezadan mahsup edilebilmesine imkan tanınmaktadır. Buna göre, konutu terk etmeme yükümlülüğü şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak, bu yükümlülük altında geçen her iki günün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınacağı hükme bağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinde düzenleme yapmak suretiyle, gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde adlî kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunun yargı mercilerince 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak belirli aralıklarla incelenmesi zorunlu hale getirilmektedir.
Soruşturma evresinde, şüphelinin adlî kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından bir karar verilecektir. Kovuşturma evresinde ise mahkeme, hakkında adli kontrol kararı bulunan sanığın bu yükümlülüğünün devam edip etmeyeceğine en geç dört aylık süre içinde re’sen karar verecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanuna 110/A maddesi eklemek suretiyle, adlî kontrol tedbiri bakımından azami süreler belirlenmektedir. Düzenlemeye göre, adlî kontrol yükümlülüğü altında geçirilecek süre, bu yükümlülüğün uygulanmasına neden olan suça göre değişebilmektedir.
Adlî kontrol süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıl olup, bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilecektir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise adlî kontrol süresi en çok üç yıl olup, bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilecektir. Ancak uzatma süresi, toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemeyecektir.
Düzenlemede öngörülen süreler, kişilerin zorunlu olarak adlî kontrol yükümlülüğüne tabi tutulmaları gereken süreler olmayıp, belirtilen süreler dolmadan da her zaman adlî kontrol yükümlülüğüne son verilebilecektir.
Düzenlemeyle, kişilerin özgürlüklerinin güvence altına alınması ve adlî kontrol tedbirinin ölçüsüz olarak uygulanmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrası uyarınca adlî kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanacaktır.
-
Eski ifade
Başsavcılığı,Yeni ifadebaşsavcılığı veya mahkeme,Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 137 nci maddesinin üçüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi halinde olduğu gibi beraat kararı verilmesi halinde de tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların, hâkim denetimi altında yok edileceği kabul edilmektedir. Böylelikle, soruşturma aşamasında tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilme usulü, kovuşturma aşamasında beraat kararları bakımından da uygulanacaktır. Belirtilmelidir ki, bu kayıtların yok edilmesi işlemi ancak beraat kararlarının kesinleştiği tarihten sonra yapılacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 176 ncı maddesinin birinci fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, teknolojik gelişmeler doğrultusunda yargısal etkinlik ve verimliliğin artırılmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, iddianameye ilişkin bilgiler ile duruşma tarihinin; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin dosyada bulunması halinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de sanığa bildirileceği kabul edilmektedir. Ancak, çağrı kâğıdına bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmayacaktır. Belirtmek gerekir ki, sayılan araçlardan en az birisiyle bildirimde bulunmak yeterli olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, ceza yargılamasında mağdur veya şikâyetçinin suçun hukuki nitelendirmesinden duruşmaya başlamadan önce haberdar edilmesini temin etmek amacıyla kovuşturma evresine geçildiğinde çağrı kâğıdına iddianamenin de eklenmesi zorunlu hale getirilmektedir. Ayrıca, iddianameye ilişkin bilgiler ile duruşma tarihi; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin dosyada bulunması halinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de mağdur veya şikâyetçiye bildirilecektir. Belirtmek gerekir ki, sayılan araçlardan en az birisiyle bildirimde bulunmak yeterli olacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, mağdur veya şikâyetçi hakkında çıkarılacak zorla getirme kararları bakımından da tanıklara ilişkin hükümlerin uygulanabilmesine imkan sağlanmaktadır.
Düzenleme bu Kanunla 44 üncü maddede yapılan değişiklikle birlikte değerlendirilmelidir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Niteliği gereği ispatı daha kolay olan ve belirli bir önem derecesinin altındaki bazı suçlarda, muhakeme sürecinin formalitelerden arındırılarak kısaltılması, işlenen suçlara kısa süre içinde etkili ve orantılı bir karşılık verilerek bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla ceza muhakemesi sistemimize 7188 sayılı Kanunla seri muhakeme usulü dâhil edilmiştir. Bu usulün uygulanmasında öncelikle, Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri şüpheliyi seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmekte ve şüphelinin usul hakkında aydınlatılması sağlanmaktadır. Belirtilmelidir ki, bu usul, soruşturma evresi sonunda kamu davası açılması için yeterli şüpheye ulaşıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde uygulanabilecektir. Bu yönden seri muhakeme usulü, şüphelinin daha az yaptırım beklentisiyle uygulanmasını kabul ettiği bir usuldür. Bu usulün uygulanabilmesi için öncelikle şüphelinin Cumhuriyet savcısının teklifini müdafii huzurunda kabul etmesi ve mahkemenin de şüpheliyi tekrar müdafii huzurunda dinlemesi gerekir. Bir başka deyişle, şüphelinin seri muhakeme usulünün uygulanması yönündeki iradesi, yeterli hukuki güvencelerle donatılarak müdafiinin hukuki yardımı eşliğinde alınmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, seri muhakeme usulünde yaptırımın belirlenmesi bakımından koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinde yer alan zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır. Böylelikle, uygulamada zincirleme suçlarda seri muhakeme usulünün uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yaşanılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlenecek, koşulları bulunması halinde 43 üncü madde uyarınca zincirleme suça ilişkin artırım oranı uygulanacak ve akabinde sonuç cezadan yarı oranında indirim yapılacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasına eklenen hükümle, mahkemece tespit edilen eksikliklerin tamamlanması amacıyla talep yazısının Cumhuriyet başsavcılığına iade edilebilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Mahkemece tespit edilen eksiklikler Cumhuriyet savcısı tarafından tamamlandıktan sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilebilecektir.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 31/3/2021 tarihli ve E: 2020/35;
K: 2021/26 sayılı iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, seri muhakeme usulünün uygulanmasında denetim fonksiyonunu icra eden ve neticesinde hüküm kuran mahkemenin görevi, talep yazısındaki kabul ile hukukî vasıflandırmanın somut olaya uygunluğunu denetlemektir. Yapılan düzenlemeye göre seri muhakeme usulünde talep yazısını alan mahkeme, fıkrada yer alan mevcut koşulların yanı sıra dosyadaki delillerin mahkûmiyet kararı verilmesine yeterli olduğu kanaatine varırsa, talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere maddenin dört ilâ yedinci fıkralarında yer alan düzenlemeler kapsamında hüküm kuracaktır. Buna karşın mahkemenin, dosyadaki delilleri takdir etmek suretiyle mahkûmiyet dışında beraat veya düşme gibi bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varması durumunda talebi reddetmesi gerekecektir. Mahkemenin, maddi gerçeğin araştırılması amacıyla soruşturmanın genişletilmesi, yeni delillerin toplanması, tanık dinlenmesi gibi yetkileri bulunmadığından, maddî hakikatin ortaya çıkarılabilmesini teminen böyle bir araştırma yapılmasına ihtiyaç duyduğu takdirde bu usulün uygulanmasına ilişkin talebi reddetmesi gerekecektir. Buna ilave olarak mahkeme, Cumhuriyet savcısının suça ilişkin hukukî vasıflandırmasıyla bağlı olmadığından, eylemin seri muhakeme kapsamında olmadığı kanaatine ulaşması halinde de talebi reddedecektir. Bu durumda soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Maddenin onbirinci fıkrasına eklenen hükümle, seri muhakeme usulü kapsamına giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmesi halinde, bu usulün uygulanmayacağı düzenlenmek suretiyle uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ondördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme yapılan itirazın, itiraz mercii tarafından hangi şartlar bakımından inceleneceği hususu açıklığa kavuşturulmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Niteliği gereği ispatı daha kolay olan ve belirli bir önem derecesinin altındaki bazı suçlarda, muhakeme sürecinin formalitelerden arındırılarak kısaltılması, işlenen suçlara kısa süre içinde etkili ve orantılı bir karşılık verilerek bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla ceza muhakemesi sistemimize 7188 sayılı Kanunla seri muhakeme usulü dâhil edilmiştir. Bu usulün uygulanmasında öncelikle, Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri şüpheliyi seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmekte ve şüphelinin usul hakkında aydınlatılması sağlanmaktadır. Belirtilmelidir ki, bu usul, soruşturma evresi sonunda kamu davası açılması için yeterli şüpheye ulaşıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde uygulanabilecektir. Bu yönden seri muhakeme usulü, şüphelinin daha az yaptırım beklentisiyle uygulanmasını kabul ettiği bir usuldür. Bu usulün uygulanabilmesi için öncelikle şüphelinin Cumhuriyet savcısının teklifini müdafii huzurunda kabul etmesi ve mahkemenin de şüpheliyi tekrar müdafii huzurunda dinlemesi gerekir. Bir başka deyişle, şüphelinin seri muhakeme usulünün uygulanması yönündeki iradesi, yeterli hukuki güvencelerle donatılarak müdafiinin hukuki yardımı eşliğinde alınmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, seri muhakeme usulünde yaptırımın belirlenmesi bakımından koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinde yer alan zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır. Böylelikle, uygulamada zincirleme suçlarda seri muhakeme usulünün uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yaşanılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlenecek, koşulları bulunması halinde 43 üncü madde uyarınca zincirleme suça ilişkin artırım oranı uygulanacak ve akabinde sonuç cezadan yarı oranında indirim yapılacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasına eklenen hükümle, mahkemece tespit edilen eksikliklerin tamamlanması amacıyla talep yazısının Cumhuriyet başsavcılığına iade edilebilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Mahkemece tespit edilen eksiklikler Cumhuriyet savcısı tarafından tamamlandıktan sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilebilecektir.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 31/3/2021 tarihli ve E: 2020/35;
K: 2021/26 sayılı iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, seri muhakeme usulünün uygulanmasında denetim fonksiyonunu icra eden ve neticesinde hüküm kuran mahkemenin görevi, talep yazısındaki kabul ile hukukî vasıflandırmanın somut olaya uygunluğunu denetlemektir. Yapılan düzenlemeye göre seri muhakeme usulünde talep yazısını alan mahkeme, fıkrada yer alan mevcut koşulların yanı sıra dosyadaki delillerin mahkûmiyet kararı verilmesine yeterli olduğu kanaatine varırsa, talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere maddenin dört ilâ yedinci fıkralarında yer alan düzenlemeler kapsamında hüküm kuracaktır. Buna karşın mahkemenin, dosyadaki delilleri takdir etmek suretiyle mahkûmiyet dışında beraat veya düşme gibi bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varması durumunda talebi reddetmesi gerekecektir. Mahkemenin, maddi gerçeğin araştırılması amacıyla soruşturmanın genişletilmesi, yeni delillerin toplanması, tanık dinlenmesi gibi yetkileri bulunmadığından, maddî hakikatin ortaya çıkarılabilmesini teminen böyle bir araştırma yapılmasına ihtiyaç duyduğu takdirde bu usulün uygulanmasına ilişkin talebi reddetmesi gerekecektir. Buna ilave olarak mahkeme, Cumhuriyet savcısının suça ilişkin hukukî vasıflandırmasıyla bağlı olmadığından, eylemin seri muhakeme kapsamında olmadığı kanaatine ulaşması halinde de talebi reddedecektir. Bu durumda soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Maddenin onbirinci fıkrasına eklenen hükümle, seri muhakeme usulü kapsamına giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmesi halinde, bu usulün uygulanmayacağı düzenlenmek suretiyle uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ondördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme yapılan itirazın, itiraz mercii tarafından hangi şartlar bakımından inceleneceği hususu açıklığa kavuşturulmaktadır.
-
Eski ifade
şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusundaYeni ifadeşartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusundaDeğişikliğin gerekçesi
Niteliği gereği ispatı daha kolay olan ve belirli bir önem derecesinin altındaki bazı suçlarda, muhakeme sürecinin formalitelerden arındırılarak kısaltılması, işlenen suçlara kısa süre içinde etkili ve orantılı bir karşılık verilerek bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla ceza muhakemesi sistemimize 7188 sayılı Kanunla seri muhakeme usulü dâhil edilmiştir. Bu usulün uygulanmasında öncelikle, Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri şüpheliyi seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmekte ve şüphelinin usul hakkında aydınlatılması sağlanmaktadır. Belirtilmelidir ki, bu usul, soruşturma evresi sonunda kamu davası açılması için yeterli şüpheye ulaşıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde uygulanabilecektir. Bu yönden seri muhakeme usulü, şüphelinin daha az yaptırım beklentisiyle uygulanmasını kabul ettiği bir usuldür. Bu usulün uygulanabilmesi için öncelikle şüphelinin Cumhuriyet savcısının teklifini müdafii huzurunda kabul etmesi ve mahkemenin de şüpheliyi tekrar müdafii huzurunda dinlemesi gerekir. Bir başka deyişle, şüphelinin seri muhakeme usulünün uygulanması yönündeki iradesi, yeterli hukuki güvencelerle donatılarak müdafiinin hukuki yardımı eşliğinde alınmaktadır.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin dördüncü fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, seri muhakeme usulünde yaptırımın belirlenmesi bakımından koşulları bulunması halinde Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesinde yer alan zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır. Böylelikle, uygulamada zincirleme suçlarda seri muhakeme usulünün uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yaşanılan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlenecek, koşulları bulunması halinde 43 üncü madde uyarınca zincirleme suça ilişkin artırım oranı uygulanacak ve akabinde sonuç cezadan yarı oranında indirim yapılacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasına eklenen hükümle, mahkemece tespit edilen eksikliklerin tamamlanması amacıyla talep yazısının Cumhuriyet başsavcılığına iade edilebilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Mahkemece tespit edilen eksiklikler Cumhuriyet savcısı tarafından tamamlandıktan sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilebilecektir.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 31/3/2021 tarihli ve E: 2020/35;
K: 2021/26 sayılı iptal kararı doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır. Belirtmek gerekir ki, seri muhakeme usulünün uygulanmasında denetim fonksiyonunu icra eden ve neticesinde hüküm kuran mahkemenin görevi, talep yazısındaki kabul ile hukukî vasıflandırmanın somut olaya uygunluğunu denetlemektir. Yapılan düzenlemeye göre seri muhakeme usulünde talep yazısını alan mahkeme, fıkrada yer alan mevcut koşulların yanı sıra dosyadaki delillerin mahkûmiyet kararı verilmesine yeterli olduğu kanaatine varırsa, talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere maddenin dört ilâ yedinci fıkralarında yer alan düzenlemeler kapsamında hüküm kuracaktır. Buna karşın mahkemenin, dosyadaki delilleri takdir etmek suretiyle mahkûmiyet dışında beraat veya düşme gibi bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varması durumunda talebi reddetmesi gerekecektir. Mahkemenin, maddi gerçeğin araştırılması amacıyla soruşturmanın genişletilmesi, yeni delillerin toplanması, tanık dinlenmesi gibi yetkileri bulunmadığından, maddî hakikatin ortaya çıkarılabilmesini teminen böyle bir araştırma yapılmasına ihtiyaç duyduğu takdirde bu usulün uygulanmasına ilişkin talebi reddetmesi gerekecektir. Buna ilave olarak mahkeme, Cumhuriyet savcısının suça ilişkin hukukî vasıflandırmasıyla bağlı olmadığından, eylemin seri muhakeme kapsamında olmadığı kanaatine ulaşması halinde de talebi reddedecektir. Bu durumda soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Maddenin onbirinci fıkrasına eklenen hükümle, seri muhakeme usulü kapsamına giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmesi halinde, bu usulün uygulanmayacağı düzenlenmek suretiyle uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ondördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme yapılan itirazın, itiraz mercii tarafından hangi şartlar bakımından inceleneceği hususu açıklığa kavuşturulmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Basit yargılama usulü; asliye ceza mahkemesinde görülen, adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından duruşma yapılmaksızın yazılı beyan ve savunma esasına dayanan, bazı yargılama prosedürlerinin uygulanmasından vazgeçilmesi nedeniyle yargı mercilerine emek ve vakit tasarrufu sağlayan alternatif bir yargılama usulüdür. Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra dosya kapsamı itibarıyla yargılamaya konu olayların karmaşık olup olmaması, çözümünde hukuki ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılıp karşılaşılmaması, tanık dinlemenin, keşif yapmanın ya da bilirkişi raporu almanın zorunlu olup olmaması gibi hususlar değerlendirilerek, basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı takdir edilecektir. Bu takdir basit yargılama usulünün uygulanmaması yönünde gerçekleşirse genel hükümlere göre yargılamaya başlanacak ve duruşma günü belirlenecektir.
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 251 inci maddesinin birinci fıkrasına hüküm eklemek suretiyle, iddianamenin kabulünden sonra 175 inci maddenin ikinci fıkrası gereğince duruşma gününün belirlenmesi durumunda basit yargılama usulünün uygulanamayacağı açıkça düzenlenmektedir. Basit yargılama usulü ancak iddianamenin kabulünden sonra ve fakat duruşma günü belirlenmeden önce uygulanabilecek bir usuldür. Düzenlemeyle, duruşma günü belirlendikten, başka bir ifadeyle sanık hakkında genel hükümlere göre yargılama yapılmasına karar verildikten sonra, artık basit yargılama usulüne dönülmesinin mümkün olmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 268 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adlî kontrol tedbirleriyle ilgili olarak verdiği her türlü karara karşı yapılan itirazların, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenmesi sağlanmaktadır. Sulh ceza hâkimliği işlerinin asliye ceza hâkimi tarafından görülmesi halinde ise bu kapsamda yapılacak itirazları inceleme yetkisi, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesi başkanına verilmektedir. Böylelikle, sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adlî kontrol tedbirleriyle ilgili olarak verdiği kararlar bakımından yatay itiraz usulü yerine, dikey itiraz usulü getirilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, sulh ceza hâkimliği tarafından verilen bütün kararlara karşı asliye ceza mahkemesi hâkimine itiraz yoluna gidilemeyecek, tutuklama ve adlî kontrol tedbirleri haricinde verilen kararlar bakımından 268 inci maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki mevcut usule göre itiraz incelemesine devam edilecektir.
Tutuklama ve adlî kontrol tedbirleriyle ilgili verilen bir karara yapılan itiraz ile arama ve elkoyma gibi diğer koruma tedbirleri hakkında verilen bir karara itiraz edilmesi halinde, itirazı incelemeye yetkili merciler farklı olacaktır. Bu durumda, itirazların gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği tarafından gerekli tedbirler alınacaktır.
-
8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle, bu fıkraya “hususunda” ibaresinden sonra gelmek üzere “somut delillere dayanan” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenleme yapmak suretiyle, fıkrada belirtilen suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği kabul edilmektedir. Esasen maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları birlikte değerlendirildiğinde üçüncü fıkrada sayılan suçlar bakımından da tutuklama tedbirine başvurulabilmesi için birinci fıkrada belirtilen kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gerekmektedir. Ancak uygulamada bu hususun değerlendirilmesi bakımından bazı tereddütlerin yaşandığı gözlemlenmiştir. Söz konusu tereddütlerin giderilmesi amacıyla üçüncü fıkrada düzenleme yapılmaktadır.
-
Eski ifade
(e) bendindeYeni ifade(e) ve (j) bentlerindeDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun adli kontrol yükümlülüklerinin düzenlendiği 109 uncu maddesinin altıncı fıkrasında değişiklik yapmak suretiyle, kişi özgürlüğünü sınırlama sonucunu doğuran konutu terk etmeme yükümlülüğünün cezadan mahsup edilebilmesine imkan tanınmaktadır. Buna göre, konutu terk etmeme yükümlülüğü şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak, bu yükümlülük altında geçen her iki günün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınacağı hükme bağlanmaktadır.
-
Eski ifade
açıklanır.Yeni ifadeaçıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez.Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 170 inci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenleme yapmak suretiyle, iddianamede olayların delillerle ilişkilendirilerek açıklandığı bölümde, yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır.
Düzenlemeyle, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının yanı sıra kişilik haklarını koruyucu bir hukuk kuralı getirilmektedir.
-
-
14 Ocak 2021
-
Anayasa Mahkemesinin 14/1/2021 tarihli ve E.:2020/81; K.:2021/4 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “…hükme bağlanmış…” ibaresinin aynı bentte yer alan "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
-
-
27 Aralık 2020
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 43/A maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, maddede sayılan suçların bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde tüzel kişi hakkında idari para cezası yaptırımı uygulanması sonucunu doğuran suçlar arasına uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu da eklenmekte ve terörizmin finansmanı suçu bakımından uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bir tüzel kişinin yararına birinci fıkrada sayılan suçların işlenmesi durumunda, tüzel kişi hakkında idari para cezasına karar verilebilmesi için suçu işleyen kişi hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturmanın tamamlanmasının beklenmeyeceği düzenlenmektedir.
-
-
25 Haziran 2020
-
Anayasa Mahkemesinin 25/6/2020 tarihli ve E.:2020/16; K.:2020/33 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresinin aynı bentte yer alan "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
-
-
14 Nisan 2020
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, adlî kontrol hükümlerine uymamanın yaptırımının belirlendiği Ceza Muhakemesi Kanununun 112 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Söz konusu maddenin mevcut birinci fıkrasına göre, adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı merciinin hemen tutuklama kararı verebileceği düzenlenmektedir. Şüpheli veya sanık huzurda ise tutuklama kararı verilebilecek, huzurda değilse yakalama emri düzenlemek suretiyle yakalanması ve buna göre tutuklanması sağlanabilecektir.
Hakkında adlî kontrol kararı verilmiş olup da dosyası istinaf ya da temyiz incelemesinde bulunan sanıkların adlî kontrol tedbirine uymamaları halinde hangi yargı mercii tarafından değerlendirme yapılarak, tutuklama kararı verileceği veya yakalama emri düzenleneceği hususunda uygulamada tereddütler yaşanabilmektedir. Düzenlemeyle, hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurmuş sanıkların adlî kontrol tedbirine uymamaları hâlinde, hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından da UYAP kayıtları üzerinden durumlarının değerlendirilebileceği ve tutuklama kararı verilebileceği veya yakalama emri düzenlenebileceği hüküm altına alınmaktadır. Esasen ilk derece mahkemelerinin bu konuda var olan yetkisi belirgin hale getirilmek suretiyle Ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükümle, niteliği itibarıyla hafif olması nedeniyle istinaf kanun yolu kapalı olan mahkumiyet hükümlerinin, tekerrüre esas alınmayacağı düzenlenmektedir.
-
-
6 Aralık 2019
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, göçmen kaçakçılığıyla mücadelede etkinliği arttırmak amacıyla suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde mevcut cezaların yarısına kadar, örgüt oluşturarak işlenmesi halinde yarısından bir katına kadar artırılarak uygulanması öngörülmektedir.
-
-
17 Ekim 2019
-
Değişikliğin gerekçesi
Tutuklulukta geçecek süreler, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesinde açıkça belirlenmiştir. Buna göre, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıl olup, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre de zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununda azami tutukluluk süreleri öngörülmüş olmasına rağmen soruşturma ve kovuşturma evreleri için bir ayırım yapılmamıştır. Bu sürelerin sadece soruşturma ya da kovuşturma evresinde geçirilmesi mümkündür. Diğer yandan, kamuoyunda kişilerin haklarında iddianame düzenlemeden uzun süre tutuklu kalmaları şikayet konusu olarak dile getirilmektedir.
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesine eklenen dördüncü fıkrayla, soruşturma evresi için azami tutukluluk süreleri belirlenmektedir. Düzenlemeye göre, tutuklu kalınacak süre, tutuklamaya neden olan suça göre değişebilmektedir. Soruşturma evresinde geçirilecek tutukluluk süresi, tutuklamaya neden olan suç ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen bir suç ise altı ay, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suç ise bir yıl olacaktır. Yine Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olacak, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilecektir. Toplu işlenen suç, Ceza Muhakemesi Kanununun 2 nci maddesindeki tanıma göre belirlenecektir.
Düzenlemede öngörülen süreler, kişilerin zorunlu olarak tutuklu bırakılmaları gereken süreler olmayıp, altı aylık tutukluluk süresi öngörülen halde bu süre dolmadan da her an tutukluluk haline son verilebilecektir. Tutukluluk istisnai ve son çare olarak başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğundan karar verilirken ölçülülük ilkesinin her aşamada dikkate alınması gerekmektedir.
Düzenlemeyle, kişilerin özgürlüklerinin güvence altına alınması, tutuklama sürelerinin soruşturma evresinde ölçüsüz olarak uygulanmasının önüne geçilmesi ve uzun süreli tutuklamalarla soruşturmaların sürüncemede bırakılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır.
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesine eklenen beşinci fıkrayla, maddede belirtilen tutukluluk sürelerinin oniki ilâ onbeş yaş aralığındaki çocuklar bakımından yarı oranında, onbeş ilâ onsekiz yaş aralığındaki çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanacağı kabul edilerek, çocuklar lehine bir ayırıma gidilmektedir. Buna göre, çocuklar hakkında normal tutukluluk süreleri ve uzatılmış tutukluluk süreleri, belirtilen oranlarda uygulanabilecektir. Ayrıca, soruşturma evresi bakımından öngörülen tutukluluk süreleri de yine belirtilen oranlarda uygulanabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tutuklulukta geçecek süreler, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesinde açıkça belirlenmiştir. Buna göre, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıl olup, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilmektedir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre de zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununda azami tutukluluk süreleri öngörülmüş olmasına rağmen soruşturma ve kovuşturma evreleri için bir ayırım yapılmamıştır. Bu sürelerin sadece soruşturma ya da kovuşturma evresinde geçirilmesi mümkündür. Diğer yandan, kamuoyunda kişilerin haklarında iddianame düzenlemeden uzun süre tutuklu kalmaları şikayet konusu olarak dile getirilmektedir.
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesine eklenen dördüncü fıkrayla, soruşturma evresi için azami tutukluluk süreleri belirlenmektedir. Düzenlemeye göre, tutuklu kalınacak süre, tutuklamaya neden olan suça göre değişebilmektedir. Soruşturma evresinde geçirilecek tutukluluk süresi, tutuklamaya neden olan suç ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen bir suç ise altı ay, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suç ise bir yıl olacaktır. Yine Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olacak, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilecektir. Toplu işlenen suç, Ceza Muhakemesi Kanununun 2 nci maddesindeki tanıma göre belirlenecektir.
Düzenlemede öngörülen süreler, kişilerin zorunlu olarak tutuklu bırakılmaları gereken süreler olmayıp, altı aylık tutukluluk süresi öngörülen halde bu süre dolmadan da her an tutukluluk haline son verilebilecektir. Tutukluluk istisnai ve son çare olarak başvurulabilecek bir koruma tedbiri olduğundan karar verilirken ölçülülük ilkesinin her aşamada dikkate alınması gerekmektedir.
Düzenlemeyle, kişilerin özgürlüklerinin güvence altına alınması, tutuklama sürelerinin soruşturma evresinde ölçüsüz olarak uygulanmasının önüne geçilmesi ve uzun süreli tutuklamalarla soruşturmaların sürüncemede bırakılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır.
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesine eklenen beşinci fıkrayla, maddede belirtilen tutukluluk sürelerinin oniki ilâ onbeş yaş aralığındaki çocuklar bakımından yarı oranında, onbeş ilâ onsekiz yaş aralığındaki çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanacağı kabul edilerek, çocuklar lehine bir ayırıma gidilmektedir. Buna göre, çocuklar hakkında normal tutukluluk süreleri ve uzatılmış tutukluluk süreleri, belirtilen oranlarda uygulanabilecektir. Ayrıca, soruşturma evresi bakımından öngörülen tutukluluk süreleri de yine belirtilen oranlarda uygulanabilecektir.
-
Eski ifade
uğradığı zararın,Yeni ifadeuğradığı ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararın,Değişikliğin gerekçesi
“Kamu davasının mecburiliği” ilkesini “takdirilik ilkesi”yle yumuşatan ve kamu davası açılmasıyla açılmaması arasında temelde kamu yararı bakımından bir değerlendirmeye dayanan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” müessesesi, ceza adaleti sistemimize ilk olarak 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile girmiş, bilâhare 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununa taşınarak uygulama alanı yetişkinleri de içerecek biçimde genişletilmiştir. Bununla birlikte kurumun uygulanmasının, şikâyete tabi ve kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırı bir yıla kadar olan suçlarla sınırlandırılmış olması, bu usulün uygulanmasıyla elde edilmesi umulan hukukî faydaları sınırlamıştır.
Bu kurumdan daha geniş ve etkili biçimde faydalanılabilmesi amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinde değişikliğe gidilerek, bir yıllık üst sınır, iki yıla çıkarılmakta ve şikâyete tabi olma şartı da kaldırılmaktadır. Böylelikle kapsam genişletilmektedir. Nitekim, 5560 sayılı Kanunun Adalet Komisyonuna sevk edilen metninde, uzlaşmaya tabi suçların yanı sıra, iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar da kapsama dahil edilmiş, ancak Komisyon müzakerelerinde tedrici bir geçişin daha sağlıklı olacağı değerlendirilerek Komisyon Raporundaki ifadelerle kapsam, başlangıçta sınırlı tutulmuştur. Uzlaştırma ve önödeme kapsamına giren suçlar, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun kapsamından hariç tutulmak suretiyle her üç kurumun kendi mecramda amacına uygun olarak uygulanması sağlanmaktadır. Diğer yandan, ikinci fıkrada yer alan 253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrasının saklı tutulmasına ilişkin hüküm, uzlaştırma sürecinin devam ettiği soruşturmalarda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilecek haller ondokuzuncu fıkrada ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, ayrıca burada atıf yapan hükme gerek kalmadığından, metinden çıkarılmaktadır. Ondokuzuncu fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel bir hüküm getirilmemektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendi değiştirilerek, bu usulün uygulanmasında aranan “mağdurun zararının giderilmesi” şartı bakımından, zararı tespit yetkisinin Cumhuriyet savcısına aidiyeti açıkça vurgulanarak, uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu tespit, tarafların beyanı veya sunacakları belgelere, uygun olduğu ölçüde yapılacak araştırmaya ya da nihai olarak gerekmesi halinde bilirkişi incelemesine dayanabilecektir. Cumhuriyet savcısının yapacağı zarar tespiti, zararın varlığına kanaat verici ve basit bir araştırma şeklinde olacak, ancak hukuk hâkiminin yaptığı gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptama şeklinde olmayacaktır.
Kişi hakkında yeterli şüphe bulunmaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi gereken hallerde bu usul uygulanamayacaktır. Uygulamada, özellikle Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi uyarınca uyuşturucu madde bulunduran veya kullanan kişiler hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik kararlarına karşı açık bir itiraz yolunun öngörülmemesinin doğurduğu sonuçlar da dikkate alınarak, 171 inci madde gereğince verilecek erteleme kararlarına suçtan zarar gören dışında şüphelinin de itiraz edebilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen fıkrayla, kamu davasının açılmasının ertelenmesi usulünün kapsamı dışında tutulan suçlar belirlenmektedir. Nitelikleri dikkate alınarak istisna tutulan bu suçlar bakımından kamu davasının açılmasının ertelenmesi usulü uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
“Kamu davasının mecburiliği” ilkesini “takdirilik ilkesi”yle yumuşatan ve kamu davası açılmasıyla açılmaması arasında temelde kamu yararı bakımından bir değerlendirmeye dayanan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” müessesesi, ceza adaleti sistemimize ilk olarak 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile girmiş, bilâhare 5560 sayılı Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununa taşınarak uygulama alanı yetişkinleri de içerecek biçimde genişletilmiştir. Bununla birlikte kurumun uygulanmasının, şikâyete tabi ve kanunda öngörülen hapis cezasının üst sınırı bir yıla kadar olan suçlarla sınırlandırılmış olması, bu usulün uygulanmasıyla elde edilmesi umulan hukukî faydaları sınırlamıştır.
Bu kurumdan daha geniş ve etkili biçimde faydalanılabilmesi amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinde değişikliğe gidilerek, bir yıllık üst sınır, iki yıla çıkarılmakta ve şikâyete tabi olma şartı da kaldırılmaktadır. Böylelikle kapsam genişletilmektedir. Nitekim, 5560 sayılı Kanunun Adalet Komisyonuna sevk edilen metninde, uzlaşmaya tabi suçların yanı sıra, iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar da kapsama dahil edilmiş, ancak Komisyon müzakerelerinde tedrici bir geçişin daha sağlıklı olacağı değerlendirilerek Komisyon Raporundaki ifadelerle kapsam, başlangıçta sınırlı tutulmuştur. Uzlaştırma ve önödeme kapsamına giren suçlar, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun kapsamından hariç tutulmak suretiyle her üç kurumun kendi mecramda amacına uygun olarak uygulanması sağlanmaktadır. Diğer yandan, ikinci fıkrada yer alan 253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrasının saklı tutulmasına ilişkin hüküm, uzlaştırma sürecinin devam ettiği soruşturmalarda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilecek haller ondokuzuncu fıkrada ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, ayrıca burada atıf yapan hükme gerek kalmadığından, metinden çıkarılmaktadır. Ondokuzuncu fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel bir hüküm getirilmemektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendi değiştirilerek, bu usulün uygulanmasında aranan “mağdurun zararının giderilmesi” şartı bakımından, zararı tespit yetkisinin Cumhuriyet savcısına aidiyeti açıkça vurgulanarak, uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu tespit, tarafların beyanı veya sunacakları belgelere, uygun olduğu ölçüde yapılacak araştırmaya ya da nihai olarak gerekmesi halinde bilirkişi incelemesine dayanabilecektir. Cumhuriyet savcısının yapacağı zarar tespiti, zararın varlığına kanaat verici ve basit bir araştırma şeklinde olacak, ancak hukuk hâkiminin yaptığı gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptama şeklinde olmayacaktır.
Kişi hakkında yeterli şüphe bulunmaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi gereken hallerde bu usul uygulanamayacaktır. Uygulamada, özellikle Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi uyarınca uyuşturucu madde bulunduran veya kullanan kişiler hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik kararlarına karşı açık bir itiraz yolunun öngörülmemesinin doğurduğu sonuçlar da dikkate alınarak, 171 inci madde gereğince verilecek erteleme kararlarına suçtan zarar gören dışında şüphelinin de itiraz edebilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen fıkrayla, kamu davasının açılmasının ertelenmesi usulünün kapsamı dışında tutulan suçlar belirlenmektedir. Nitelikleri dikkate alınarak istisna tutulan bu suçlar bakımından kamu davasının açılmasının ertelenmesi usulü uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinde değişiklik yapılması öngörülmektedir.
Ceza muhakemesi hukukuna hakim olan ilkelerden birisi de “kesintisizlik” olup, davanın duruşmaya ara verilmeksizin tek celsede bitirilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sağlanabilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu, iddianamede bulunması gereken unsurları ayrıntılarıyla düzenlemiş, iddianamede aranan bu unsurların bulunmaması halinde, mahkemeye iddianameyi iade edebilme imkanı tanımıştır. Bu düzenlemeye rağmen uygulamadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle soruşturmalar tam anlamıyla neticelendirilmeden bir kısım eksikliklerle dava açılmaya devam edilmiştir. Buna karşılık, gerekli delillerin soruşturma evresinde toplandığı davalarda ilk celsede duruşmanın bitirilebildiği görülmektedir. Yargılamanın makul bir sürede bitirilebilmesi için mevcut delillerin duruşma başlamadan önce toplanmış olması gerekmektedir.
Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme uygulamada hâkimler ve savcılar tarafından farklı yorumlanmaktadır. “Mutlak sayılan mevcut bir delil” ibaresi dikkate alındığında mahkemelerin iade yetkisinin çok sınırlı olduğu ve mutlak olmamakla birlikte suçun sübutuna etki edebilecek deliller toplanmadan açılan iddianamelerin iade edilemediği görülmektedir. Yargıtay içtihatları da bu yönde gelişmiştir. Bu itibarla, maddeyle yapılan değişiklikle suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerin toplanması sağlanmaktadır. Suçun sübutuna doğrudan etki edecek delil, olayın oluş şekline göre ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde belirlenecektir.
Sadece delil toplanmış olması yeterli olmayıp, bunun öncesinde o soruşturma veya kovuşturmaya devam edilebilmesi için gerekli kovuşturma şartlarının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadan dava açılmış olması yargılamayı uzatan nedenlerden birisidir. Bir kamu görevlisi hakkında izin almaksızın soruşturma yapılması veya vergi suçlarında yetkili organın mütalaası alınmadan dava açılması bu tür nedenlerin başında gelmektedir. Yapılan düzenlemeyle, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın iddianame düzenlenmesi hali, iddianamenin iadesi nedeni olarak kabul edilmektedir.
Maddeyle yapılan diğer bir değişiklikle, bu Teklifle ceza muhakemesi sistemimize girmesi öngörülen seri muhakeme usulünün uygulanmamış olmasının da iddianamenin iadesi nedeni sayılmasıdır. Böylelikle, seri muhakeme usulüne tabi suçlar bakımından bu usul uygulanmadan açılan davalarda iddianamenin iadesi yoluna gidilecektir. Cumhuriyet savcısının iddianamede veya dosya içerisinde yer alan belgelerde seri muhakeme usulüne başvurulduğunu belirtmesi halinde iddianame iade edilemeyecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinde değişiklik yapılması öngörülmektedir.
Ceza muhakemesi hukukuna hakim olan ilkelerden birisi de “kesintisizlik” olup, davanın duruşmaya ara verilmeksizin tek celsede bitirilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sağlanabilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu, iddianamede bulunması gereken unsurları ayrıntılarıyla düzenlemiş, iddianamede aranan bu unsurların bulunmaması halinde, mahkemeye iddianameyi iade edebilme imkanı tanımıştır. Bu düzenlemeye rağmen uygulamadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle soruşturmalar tam anlamıyla neticelendirilmeden bir kısım eksikliklerle dava açılmaya devam edilmiştir. Buna karşılık, gerekli delillerin soruşturma evresinde toplandığı davalarda ilk celsede duruşmanın bitirilebildiği görülmektedir. Yargılamanın makul bir sürede bitirilebilmesi için mevcut delillerin duruşma başlamadan önce toplanmış olması gerekmektedir.
Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme uygulamada hâkimler ve savcılar tarafından farklı yorumlanmaktadır. “Mutlak sayılan mevcut bir delil” ibaresi dikkate alındığında mahkemelerin iade yetkisinin çok sınırlı olduğu ve mutlak olmamakla birlikte suçun sübutuna etki edebilecek deliller toplanmadan açılan iddianamelerin iade edilemediği görülmektedir. Yargıtay içtihatları da bu yönde gelişmiştir. Bu itibarla, maddeyle yapılan değişiklikle suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerin toplanması sağlanmaktadır. Suçun sübutuna doğrudan etki edecek delil, olayın oluş şekline göre ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde belirlenecektir.
Sadece delil toplanmış olması yeterli olmayıp, bunun öncesinde o soruşturma veya kovuşturmaya devam edilebilmesi için gerekli kovuşturma şartlarının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadan dava açılmış olması yargılamayı uzatan nedenlerden birisidir. Bir kamu görevlisi hakkında izin almaksızın soruşturma yapılması veya vergi suçlarında yetkili organın mütalaası alınmadan dava açılması bu tür nedenlerin başında gelmektedir. Yapılan düzenlemeyle, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın iddianame düzenlenmesi hali, iddianamenin iadesi nedeni olarak kabul edilmektedir.
Maddeyle yapılan diğer bir değişiklikle, bu Teklifle ceza muhakemesi sistemimize girmesi öngörülen seri muhakeme usulünün uygulanmamış olmasının da iddianamenin iadesi nedeni sayılmasıdır. Böylelikle, seri muhakeme usulüne tabi suçlar bakımından bu usul uygulanmadan açılan davalarda iddianamenin iadesi yoluna gidilecektir. Cumhuriyet savcısının iddianamede veya dosya içerisinde yer alan belgelerde seri muhakeme usulüne başvurulduğunu belirtmesi halinde iddianame iade edilemeyecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinde değişiklik yapılması öngörülmektedir.
Ceza muhakemesi hukukuna hakim olan ilkelerden birisi de “kesintisizlik” olup, davanın duruşmaya ara verilmeksizin tek celsede bitirilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sağlanabilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu, iddianamede bulunması gereken unsurları ayrıntılarıyla düzenlemiş, iddianamede aranan bu unsurların bulunmaması halinde, mahkemeye iddianameyi iade edebilme imkanı tanımıştır. Bu düzenlemeye rağmen uygulamadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle soruşturmalar tam anlamıyla neticelendirilmeden bir kısım eksikliklerle dava açılmaya devam edilmiştir. Buna karşılık, gerekli delillerin soruşturma evresinde toplandığı davalarda ilk celsede duruşmanın bitirilebildiği görülmektedir. Yargılamanın makul bir sürede bitirilebilmesi için mevcut delillerin duruşma başlamadan önce toplanmış olması gerekmektedir.
Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme uygulamada hâkimler ve savcılar tarafından farklı yorumlanmaktadır. “Mutlak sayılan mevcut bir delil” ibaresi dikkate alındığında mahkemelerin iade yetkisinin çok sınırlı olduğu ve mutlak olmamakla birlikte suçun sübutuna etki edebilecek deliller toplanmadan açılan iddianamelerin iade edilemediği görülmektedir. Yargıtay içtihatları da bu yönde gelişmiştir. Bu itibarla, maddeyle yapılan değişiklikle suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerin toplanması sağlanmaktadır. Suçun sübutuna doğrudan etki edecek delil, olayın oluş şekline göre ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde belirlenecektir.
Sadece delil toplanmış olması yeterli olmayıp, bunun öncesinde o soruşturma veya kovuşturmaya devam edilebilmesi için gerekli kovuşturma şartlarının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadan dava açılmış olması yargılamayı uzatan nedenlerden birisidir. Bir kamu görevlisi hakkında izin almaksızın soruşturma yapılması veya vergi suçlarında yetkili organın mütalaası alınmadan dava açılması bu tür nedenlerin başında gelmektedir. Yapılan düzenlemeyle, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın iddianame düzenlenmesi hali, iddianamenin iadesi nedeni olarak kabul edilmektedir.
Maddeyle yapılan diğer bir değişiklikle, bu Teklifle ceza muhakemesi sistemimize girmesi öngörülen seri muhakeme usulünün uygulanmamış olmasının da iddianamenin iadesi nedeni sayılmasıdır. Böylelikle, seri muhakeme usulüne tabi suçlar bakımından bu usul uygulanmadan açılan davalarda iddianamenin iadesi yoluna gidilecektir. Cumhuriyet savcısının iddianamede veya dosya içerisinde yer alan belgelerde seri muhakeme usulüne başvurulduğunu belirtmesi halinde iddianame iade edilemeyecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 234 üncü maddesine fıkra eklenmektedir.
Buna göre, soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderlerinin Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanması imkanı sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, mağdurun soruşturma ve kovuşturma nedeniyle maddi olarak bir kayba uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu suretle mağdurların adalete daha kolay erişimi sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinde düzenleme yapılmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, çocukların veya mağdurların kendilerini psikolojik olarak güvende hissederek, daha rahat ve doğru ifade verebilmeleri amaçlanmaktadır.
Maddeye eklenen beşinci fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların beyanlarının, daha fazla örselenmesine engel olmak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla bunlara hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınması sağlanmaktadır. Böylelikle suçun unsurlarının tespiti için çocuklara yöneltilecek doğru sorular, Cumhuriyet savcısı tarafından uzmanlara iletilecek ve bu uzmanlar çocukla iletişime geçecektir. Böylelikle çocukların beyanının alınması sırasında uzmanın yer alması ve çocuklara uzman kişinin sorular yöneltmesi, süreci kolaylaştıracak ve çocukların olaydan dolayı yaşadığı travmatik etkileri en aza indirecektir.
Mağdurun beyanının cinsel suç soruşturmasında en önemli delillerden olduğu dikkate alındığında, daha fazla örselenmeyi engellemek amacıyla birden fazla beyan alınmasının önlenmesi ve beyanının doğruluğunun takdiri açısından önem teşkil etmesi nedeniyle hâkim ve savcıların mağdurun beyanı sırasındaki durumunu gözlemlemesi için beyan ve görüntülerin kayda alınması öngörülmektedir. Düzenlemeyle, mağdurun çocuk olması durumunda ses ve görüntülerin kayda alınmasına yönelik Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki zorunluluk hükmü ile uyum sağlanmaktadır.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından çocuk mağdurun kovuşturma evresinde beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması halinde ise bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilecektir.
Yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın, mağdur çocuklar en yakın merkezlere götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilecektir. Böylelikle, belirtilen suçlardan mağdur olan çocukların adli işlemlerinin bu merkezlerin dışında yapılmasının önüne geçilerek mağdur çocukların suç sonrasında yapılan işlemler nedeniyle daha fazla örselenmesi engellenecektir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanlarının tespiti bakımından da maddenin beşinci fıkrasındaki hükmün uygulanması sağlanmaktadır. Altıncı fıkrayla yapılan düzenlemenin beşinci fıkrada yapılan düzenlemeden farkı, bu hükümlerin yetişkinler hakkında soruşturma evresinde uygulanabilecek olması ve bu kişilerin beyan ve görüntülerinin kayda alınmasında rızalarının aranacak olmasıdır. Diğer usuli hükümler bakımından bir fark bulunmamaktadır.
Maddeye eklenen yedinci fıkraya göre, maddenin beşinci ve altıncı fıkraları kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler dava dosyasında saklanacak ve gizliliği için gerekli tedbirler alınacaktır.
Bu kayıtlara ancak yargılama süjeleri ulaşabilecektir. Bu kapsamda mağdur ve sanıkların da iddia ve savunma hakkı çerçevesinde bu kayıtları alabilmeleri söz konusu olabilecektir. Bu kişilerin söz konusu kayıtları hukuka aykırı olarak başkalarına vermeleri veya yaymaları durumunda Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesinde düzenlenen suç oluşacaktır. Yine hukuken ulaşmaları mümkün olmayan kişilerin, bu kayıtları ele geçirmeleri veya yaymaları durumunda da aynı suç oluşacaktır. Teklifle, ayrıca Türk Ceza Kanununun 136 ncı maddesine bir cümle ilave edilmekte ve belirtilen fiiller anılan suçun nitelikli hali olarak düzenlenmektedir.
Ayrıca, maddeyle 236 ncı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Böylelikle, mahkemelerde çalışan uzmanların aynı adliyede Cumhuriyet başsavcılığı veya diğer mahkemelerde görevlendirilmeleri nedeniyle ortaya çıkan bilirkişilik sorunu çözüme kavuşacak ve adliye çalışanı olan uzmanlar tüm adliyeye hizmet sunacaktır. Uzman bulunamadığı takdirde 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre işlem yapılabilecektir.
-
Eski ifade
en çok yirmi gün dahaYeni ifadeher defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kezDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, uygulamadan gelen talep ve öneriler ile günümüz çağdaş ceza adalet sistemlerinin genel yönelimi dikkate alınarak uzlaştırma kapsamındaki suç listesi genişletilmektedir. Kapsamın genişletilmesiyle, şüphelilerin doğrudan kamu davası ve cezai yaptırımlar yerine, ceza muhakemesinin onarıcı adalete dayanan kurumlarıyla karşılaşmaları amaçlanmaktadır. Böylelikle, suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzen, taraflar arasında sağlanan barış yoluyla yeniden tesis edilmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıkların alternatif usuller uygulanarak mağdur odaklı bir yaklaşımla giderilmesi, geleneksel muhakeme yoluna nazaran yargı sistemini rahatlatan ekonomik faydalar da sağlamaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen değişiklikle, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte “aynı mağdura karşı” işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Böylelikle farklı mağdurlara karşı işlenen suçlar bakımından bu kısıtlama kaldırılmakta ve uzlaştırma kapsamında olması halinde diğer mağdurların şüpheliyle uzlaşabilmelerine imkân tanınmaktadır.
Maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırılması için öngörülen uzatma süresi artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, uygulamadan gelen talep ve öneriler ile günümüz çağdaş ceza adalet sistemlerinin genel yönelimi dikkate alınarak uzlaştırma kapsamındaki suç listesi genişletilmektedir. Kapsamın genişletilmesiyle, şüphelilerin doğrudan kamu davası ve cezai yaptırımlar yerine, ceza muhakemesinin onarıcı adalete dayanan kurumlarıyla karşılaşmaları amaçlanmaktadır. Böylelikle, suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzen, taraflar arasında sağlanan barış yoluyla yeniden tesis edilmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıkların alternatif usuller uygulanarak mağdur odaklı bir yaklaşımla giderilmesi, geleneksel muhakeme yoluna nazaran yargı sistemini rahatlatan ekonomik faydalar da sağlamaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen değişiklikle, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte “aynı mağdura karşı” işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Böylelikle farklı mağdurlara karşı işlenen suçlar bakımından bu kısıtlama kaldırılmakta ve uzlaştırma kapsamında olması halinde diğer mağdurların şüpheliyle uzlaşabilmelerine imkân tanınmaktadır.
Maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırılması için öngörülen uzatma süresi artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, uygulamadan gelen talep ve öneriler ile günümüz çağdaş ceza adalet sistemlerinin genel yönelimi dikkate alınarak uzlaştırma kapsamındaki suç listesi genişletilmektedir. Kapsamın genişletilmesiyle, şüphelilerin doğrudan kamu davası ve cezai yaptırımlar yerine, ceza muhakemesinin onarıcı adalete dayanan kurumlarıyla karşılaşmaları amaçlanmaktadır. Böylelikle, suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzen, taraflar arasında sağlanan barış yoluyla yeniden tesis edilmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıkların alternatif usuller uygulanarak mağdur odaklı bir yaklaşımla giderilmesi, geleneksel muhakeme yoluna nazaran yargı sistemini rahatlatan ekonomik faydalar da sağlamaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen değişiklikle, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte “aynı mağdura karşı” işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Böylelikle farklı mağdurlara karşı işlenen suçlar bakımından bu kısıtlama kaldırılmakta ve uzlaştırma kapsamında olması halinde diğer mağdurların şüpheliyle uzlaşabilmelerine imkân tanınmaktadır.
Maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırılması için öngörülen uzatma süresi artırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine ya da ilk derece mahkemesi kararının bozularak mahkemesine gönderilmesine karar verilebileceği hallere ilave yapılmak suretiyle, istinaf kanun yolunun daha etkin hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen yeni (c) bendiyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma açmaksızın esastan ret kararı verebileceği kararların kapsamı genişletilmektedir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince duruşma açılmaksızın, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilecektir.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bu bent hükümlerine göre karar verebileceği hallerin başka bir araştırmaya gerek olmayan hallerle sınırlı olması gerekmektedir. Karar verebilmek için, niteliği ne olursa olsun, bir delilin araştırılması veya toplanması gerekiyorsa artık dosyada duruşma açmaksızın karar verilemeyecektir. Ancak, dosyada bulunan bir belgenin sadece aslının getirtilecek olması, nüfus ve sabıka kaydının temini dosya üzerinden karar verilmesine engel olmayacaktır. Etkin pişmanlık hükümleri de bu bent kapsamına girmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen yeni (f) bendiyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma yetkisine yenisi eklenmektedir. İzin, talep veya karar gibi soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmemesi yahut ceza ilişkisini sona erdiren önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmaması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hallerinde dairece hukuka aykırılığın giderilmesi amacıyla hükmün bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesine imkân tanınmaktadır. Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu olmasından amaç, bir dosyada verilecek kararın diğer dosyadaki kararı da etkileyecek olmasıdır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine ya da ilk derece mahkemesi kararının bozularak mahkemesine gönderilmesine karar verilebileceği hallere ilave yapılmak suretiyle, istinaf kanun yolunun daha etkin hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen yeni (c) bendiyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma açmaksızın esastan ret kararı verebileceği kararların kapsamı genişletilmektedir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince duruşma açılmaksızın, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilecektir.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bu bent hükümlerine göre karar verebileceği hallerin başka bir araştırmaya gerek olmayan hallerle sınırlı olması gerekmektedir. Karar verebilmek için, niteliği ne olursa olsun, bir delilin araştırılması veya toplanması gerekiyorsa artık dosyada duruşma açmaksızın karar verilemeyecektir. Ancak, dosyada bulunan bir belgenin sadece aslının getirtilecek olması, nüfus ve sabıka kaydının temini dosya üzerinden karar verilmesine engel olmayacaktır. Etkin pişmanlık hükümleri de bu bent kapsamına girmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen yeni (f) bendiyle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma yetkisine yenisi eklenmektedir. İzin, talep veya karar gibi soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmemesi yahut ceza ilişkisini sona erdiren önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmaması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hallerinde dairece hukuka aykırılığın giderilmesi amacıyla hükmün bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesine imkân tanınmaktadır. Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu olmasından amaç, bir dosyada verilecek kararın diğer dosyadaki kararı da etkileyecek olmasıdır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 282 nci maddesinde, duruşma açıldığında, maddede sayılan istisnalar dışında bu Kanunun duruşma hazırlığı, duruşma ve karara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına eklenen (f) bendiyle, istinaf aşamasında uygulanması kabul edilen istisnai hükümlerin kapsamı genişletilmektedir. Düzenlemeyle, sanık, müdafii, katılan ve vekili davetiye tebliğine rağmen duruşmaya gelmezse, sanığın sorgu tutanakları anlatılmak suretiyle duruşmanın sürdürülerek, yokluklarında davanın bitirilebilmesine imkân sağlanmaktadır. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, ilk derece mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise, her hâlde sanığın dinlenilmesi gerekecektir.
Öte yandan, yapılan değişiklik, Kanunun 195 inci maddesinin bir istisnasını oluşturmayacağından, şartlarının bulunması halinde 195 inci madde hükümleri bu bent hükmüne bağlı olmaksızın uygulanabilecektir.
Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için çıkarılacak davetiyede gelinmediği takdirde yargılamanın yoklukta yapılacağı ve hüküm verileceği yazılacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinin birinci fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararlarının temyiz edilebileceği belirtilmekle birlikte ikinci fıkrasında bozma kararlarına ek olarak temyiz edilemeyecek kararları sayılmıştır.
Maddeyle, söz konusu 286 ncı maddeye yeni bir fıkra eklemek suretiyle, temyiz edilebilecek kararların kapsamı genişletilmektedir. Düzenlemeye göre, fıkrada belirtilen suçlarla ilgili olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen kararlar, ikinci fıkradaki kesinlik sınırları içinde kalsa bile temyiz edilebilecektir. Üçüncü fıkra hükmü, ikinci fıkrada belirtilen kesinlik sınırının istisnasını oluşturmaktadır.
Belirtilen suçlarla ilgili olarak temyiz edilemeyen kararlara karşı temyiz kanun yolu açılarak, farklı uygulamaların önüne geçilmesi ve Ülke genelinde yeknesak bir uygulamaya ulaşılması hedeflenmektedir. Temyiz kanun yolu açılan suçlar belirlenirken, ifade özgürlüğü ile doğrudan etkili olan suçlar esas alınmıştır. Düzenlemeyle, hak ihlallerinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 308/A maddesine göre, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yapılan itirazlar, ilgili ceza dairesi tarafından incelenmekte ve itiraz yerinde görülürse karar düzeltilmekte, aksi halde itiraz reddedilmektedir. Dairenin bu kararları kesin niteliktedir.
Değişiklikle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı yapılan itirazların öncelikle kararı veren ceza dairesi tarafından incelenmesi, dairenin itirazı yerinde görürse kararını düzeltmesi, yerinde görmez ise itirazın ceza daireleri başkanlar kurulu tarafından incelenmesi için bu kurula gönderilmesi sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, kurula gönderilen itiraz dosyası hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanması da öngörülmektedir. Dairenin itirazı yerinde görmemesi üzerine başkanlar kurulunun itiraz hakkında vereceği kararlar ise kesin nitelikte olacaktır. Böylelikle, olağanüstü bir kanun yolu olan bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazının incelenmesi bakımından etkili bir yöntem getirilmiş olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 308/A maddesine göre, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yapılan itirazlar, ilgili ceza dairesi tarafından incelenmekte ve itiraz yerinde görülürse karar düzeltilmekte, aksi halde itiraz reddedilmektedir. Dairenin bu kararları kesin niteliktedir.
Değişiklikle, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı yapılan itirazların öncelikle kararı veren ceza dairesi tarafından incelenmesi, dairenin itirazı yerinde görürse kararını düzeltmesi, yerinde görmez ise itirazın ceza daireleri başkanlar kurulu tarafından incelenmesi için bu kurula gönderilmesi sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, kurula gönderilen itiraz dosyası hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanması da öngörülmektedir. Dairenin itirazı yerinde görmemesi üzerine başkanlar kurulunun itiraz hakkında vereceği kararlar ise kesin nitelikte olacaktır. Böylelikle, olağanüstü bir kanun yolu olan bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazının incelenmesi bakımından etkili bir yöntem getirilmiş olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununa geçici bir madde eklemek suretiyle, uygulamada sorun yaşamamak ve hak ihlallerine neden olmamak amacıyla bu Kanunla getirilen bazı hükümlerin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle, Teklifle 102 nci maddede yapılan soruşturma evresinde geçirilecek azami tutukluluk sürelerine ilişkin düzenlemelerin, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren üç ay sonra uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, halen yürütülmekte olan soruşturmalarda salt Teklifle getirilen sürenin dolmuş olması sebebiyle derhal tahliyenin neden olabileceği sorunların önlenmesi amaçlanmaktadır. Cumhuriyet savcısı, dosya kapsamı, tutuklama şartları ve tutuklulukta geçirilen süreleri dikkate alarak tutukluluğun devam edip etmeyeceği konusundaki değerlendirmesini yapacak ve en geç üç ay içinde soruşturmayı tamamlayamazsa şüphelinin tahliyesi gündeme gelecektir.
Maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle, Teklifle 236 ncı maddeye eklenen dördüncü fıkra uyarınca adliyeler bünyesinde kurulacak adli görüşme odaları ile beşinci fıkra uyarınca hastaneler bünyesinde veya uygun yerlerde kurulacak çocuk izlem merkezlerinin Ülke genelinde tümüyle faaliyete geçeceği tarih belirlenmektedir. Merkezlerin kurulması bakımından personel, teçhizat ve alt yapıya ilişkin bir takım hazırlıklar yapılması gerekeceğinden bu merkezlerin Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir tarihte faaliyete geçmesi öngörülmektedir. Maddeye göre bu merkezler, en geç 1/9/2020 tarihine kadar faaliyete geçirilecek ve merkezlerin faaliyete geçeceği tarihe kadar mevcut uygulamaya devam olunacaktır. 1/9/2020 tarihine kadar çocuk izlem merkezleri ile adli görüşme odalarının bulunduğu yerlerde cinsel suç mağduru çocukların veya Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları bu yerlerde alınmaya devam olunacak, bulunmadığı yerlerde ise genel hükümlere göre bu işlemler yerine getirilecektir. 1/9/2020 tarihinden sonra ise söz konusu yeni düzenlemelere göre işlem yapılması zorunlu olacaktır.
Maddenin birinci fıkrasının (c) bendiyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 250, 251 ve 252 nci maddelerinde ilk defa düzenlenen yargılama usullerine ilişkin hükümlerle ilgili olarak uygulamacı hakim ve savcıların eğitimlerinin tamamlanabilmesine imkan tanımak amacıyla söz konusu hükümlerin uygulama tarihi altı ay sonraya bırakılmaktadır. Aynı süre içinde 250 nci maddeye göre çıkarılması öngörülen yönetmeliğin de hazırlanması gerekmektedir. Diğer yandan, bu usullerin uygulanmaya başlandığı tarihten önce genel hükümlere göre kovuşturulmasına başlanarak duruşma açılan veya karar verilen dosyaların yine genel hükümlere göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Tüketilmiş evreler bakımından bu usullerin uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle belirtilen hususa ilişkin geçici bir düzenleme yapılmamıştır.
Maddenin birinci fıkrasının (d) bendiyle, Teklifle 286 ncı maddeye eklenen üçüncü fıkra kapsamındaki suçlarla ilgili olarak daha önce bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar bakımından da temyiz kanun yolu açılmaktadır. Böylelikle, üçüncü fıkra kapsamındaki suçlarla ilgili olarak verilen kesin nitelikteki kararlara karşı onbeş gün içinde bölge adliye mahkemesi ceza dairesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurulabilmesine imkan tanınmaktadır. Temyiz dilekçesinin ilk derece mahkemesine verilmesi durumunda mahkemece dosya temyiz işlemlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi ceza dairesine gönderilecektir.
Üçüncü fıkra kapsamında olup da kesin nitelikte olmayan ve ilgilileri tarafından süresinde temyiz edilmeyen kararlar bakımından ise ikinci bir temyiz hakkı verilmemektedir.
İnfaz aşamasında bulunan kararlar bakımından bu bent uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulduğu takdirde, 5275 sayılı Kanunun 98 inci maddesine göre ilk derece mahkemesince infazın devam edip etmeyeceğine ilişkin bir karar verilmesi gerekmekte olup, hükümlülerin doğrudan tahliye olma imkanı bulunmamaktadır. Düzenlemeye göre cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, 100 üncü madde uyarınca tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususunda hükmü veren ilk derece mahkemesince bir değerlendirme yapılması, koşulları bulunması halinde tutukluluğun devamına karar verilmesi gerekmektedir.
Maddenin birinci fıkrasının (e) bendiyle, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bölge adliye mahkemelerince verilmiş olup da bölge adliye mahkemeleri Cumhuriyet başsavcılıklarınca itiraz yoluna başvurularak reddedilmiş olan itirazlar hakkında bu Kanunla itiraza ilişkin olarak getirilen usul hükümleri uygulanmayacaktır. Ancak, itiraz edilmiş ve incelenmesine devam olunan itirazlar hakkında bu Kanunla getirilen usul uygulanmak suretiyle itiraz hakkında karar verilebilecektir.
Maddenin birinci fıkrasının (f) bendiyle, aile mahkemeleri ile çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde görev yapan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılara ilişkin düzenlemelerin, bu maddenin yayınlandığı tarihten itibaren altı ay sonra uygulanacağı düzenlenmektedir. Bu süre içinde adliye bünyesinde görev yapacak diğer uzmanlara ilişkin kadroların da ihdas edilmesi amaçlanmaktadır.
-
-
24 Temmuz 2019
-
Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.:2018/73; K.:2019/65 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “soruşturma ya da” ibaresi iptal edilmiştir.
-
Anayasa Mahkemesinin 24/7/2019 tarihli ve E.:2018/73; K.:2019/65 sayılı Kararı ile bu fıkrada yer alan “avukat hakkındaki soruşturma veya” ibaresi ve “soruşturma veya” ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
20 Şubat 2019
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 307 nci maddesine yeni bir fıkra eklenerek 304 üncü maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeye uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Buna göre, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrası verilen karara karşı, istinaf veya temyiz kanun yolu sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, belirtilen hal bakımından doğrudan temyiz incelenmesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesi makul sürede sonuçlandırılacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle ilgili geçiş hükmü düzenlenmektedir. Buna göre, 304 üncü maddenin ikinci fıkrasında bu Kanunla yapılan düzenleme, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Yargıtay tarafından verilen bozma kararları hakkında uygulanacaktır. Böylelikle, uygulamada meydana gelebilecek tereddüt ve aksaklıkların önüne geçilmesi sağlanacaktır.
-
25 Temmuz 2018
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 119 uncu maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik yapılmaktadır.
Değişiklikle, askerî mahallerde yapılacak aramanın yalnızca askerî makamlar tarafından yapılmasını öngören hüküm yerine; kural olarak, Cumhuriyet savcısının nezareti ve askerî makamların katılımıyla kolluk görevlilerinin arama yapması düzenlenmektedir. Böylelikle, koruma tedbirlerinin veya diğer adlî görevlerin ifasında profesyonel olan görevlilerden faydalanmak suretiyle soruşturmanın tamamlanması ve bu doğrultuda adil, süratli ve doğru bir ceza yargılamasının gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Bununla birlikte düzenlemeyle, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet savcısının nezareti olmaksızın yazılı emri ve askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından da arama yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 127 nci maddesinin altıncı fıkrası, aynı Kanunun 119 uncu maddesinin beşinci fıkrasında askeri mahallerde yapılacak aramalarda uygulanacak usule ilişkin yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlamak amacıyla değiştirilmektedir.
-
Eski ifade
Cumhuriyet savcısının istemi üzerineYeni ifadehâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafındanDeğişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine hâkim tarafından karar verilebilmektedir.
Maddeyle, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 134 üncü maddede belirtilen tedbirlere Cumhuriyet savcısı tarafından da karar verilebilmesine imkan sağlanmak suretiyle, delillerin biran evvel elde edilebilmesi ve suçla etkin mücadele edilebilmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle, Anayasanın 20 nci maddesine uygun olarak Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların yirmidört saat içinde hâkim onayına sunulacağı, hâkimin kararını en geç yirmidört saat içinde açıklayacağı öngörülmektedir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine bir karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhal imha edilecektir. Ayrıca, kopyalama işlemlerinin uzun sürecek olması halinde bu araç ve gereçlere elkonulabilmesine imkân tanınmakta olup, söz konusu işlem tamamlandığında elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilecektir.
-
25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tespit edilmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 53 üncü maddesinde yapılması öngörülen değişiklikte olduğu gibi maddede yapılan düzenlemeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 172 nci maddesinde yer alan kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar aleyhine AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi hali, yeniden soruşturma açılması sebebi olarak kabul edilmektedir.
-
25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “tespit edilmiş olması” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 53 üncü maddesinde yapılması öngörülen değişiklikte olduğu gibi maddede yapılan düzenlemeyle, ceza hükümlerine karşı AİHM’e yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi hali, Ceza Muhakemesi Kanununun 311 inci maddesinde yer alan yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına alınmaktadır.
-
-
2 Temmuz 2018
-
20 Kasım 2017
-
Eski ifade
Ret kararınaYeni ifadeBu kararlara -
20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 96 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “mazeretsiz olarak” ibaresinden sonra gelmek üzere “duruşmaya gelmemesi veya” ibaresi eklenmiştir.
-
Eski ifade
okunmasınaYeni ifadeanlatılmasına -
Eski ifade
maddedeYeni ifademaddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde -
Eski ifade
okunurYeni ifadeanlatılır -
20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 100 üncü maddesiyle, bu fıkranın birinci cümlesinde yer alan “sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re’sen duruşma yoluyla yapar” ibaresi “uygun görmesi halinde duruşma yoluyla yapabilir” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94 üncü maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
15 Ağustos 2017
-
Eski ifade
(ç), (d) ve (e)Yeni ifade(d), (e) ve (f) -
15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı KHK’nin 141 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “üç yılı” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı” ibaresi eklenmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanunun 136 ncı maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
20 Temmuz 2017
-
Eski ifade
(c)Yeni ifade(a), (c), (d) -
Eski ifade
de okunurYeni ifadeanlatılır -
20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkraya “mahkemesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “daire” ibaresi eklenmiştir.
-
20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle, bu fıkraya “yoluna” ibaresinden sonra gelmek üzere “yalnız” ibaresi eklenmiştir.
-
Eski ifade
Türk Ceza KanunununYeni ifade23/4/2016 tarihli ve 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanununun -
Metinden çıkarıldı Genel 7035 sayılı Kanun, md. 23
20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle, bu bölüm başlığında yer alan “Yargıtay” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
-
-
2 Ocak 2017
-
2/1/2017 tarihli ve 680 sayılı KHK’nin 12 nci maddesiyle, bu bende “başvurmayan” ibaresinden sonra gelmek üzere “şüpheli veya” ibaresi eklenmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
Eski ifade
Kaçak sanığınYeni ifadeKaçağın
-
24 Kasım 2016
-
Eski ifade
mahkemeYeni ifadehâkim -
Eski ifade
mahkemeYeni ifadehâkim -
Eski ifade
Uzlaşma -
Eski ifade
Cumhuriyet savcısınaYeni ifadeuzlaştırma bürosuna -
Eski ifade
Cumhuriyet savcısıYeni ifadeUzlaştırmacı, -
Eski ifade
Davanın nakli -
Eski ifade
veyaYeni ifadesuçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere -
Eski ifade
ağır ceza mahkemesince oy birliğiyleYeni ifadehâkim tarafından -
Eski ifade
okunmasıYeni ifadeanlatılması -
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Hükmün gerekçesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve varsa karşı oy gerekçesi” ibaresi eklenmiştir.
-
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasına “Hakkındaki” ibaresinden sonra gelmek üzere “soruşturmanın veya” ibaresi, “bu nedenle” ibaresinden sonra gelmek üzere “Cumhuriyet savcısı veya” ibaresi, ikinci fıkrasına “dolayı” ibaresinden sonra gelmek üzere “soruşturma veya” ibaresi, “olan” ibaresinden sonra gelmek üzere “şüpheli veya” ibaresi, “yetkili” ve “ise,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “Cumhuriyet savcısı veya” ibaresi ve aynı fıkranın (a) bendine “gazete ile” ibaresinden sonra gelmek üzere “şüpheli veya” ibaresi eklenmiştir.
-
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ilânına” ibaresinden sonra gelmek üzere “sulh ceza hâkimince veya” ibaresi eklenmiştir.
-
Eski ifade
MahkemeYeni ifadeSulh ceza hâkimi veya mahkeme -
24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
-
Eski ifade
Cumhuriyet savcısıYeni ifadeUzlaştırma bürosu -
Eski ifade
göre, mahkeme tarafından yapılır.Yeni ifadegöre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir.
-
3 Kasım 2016
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı temel ilke olarak benimsenmektedir.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, ayrı bir uzmanlığa sahip olmaları halinde bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilebileceği düzenlenmektedir.
Anayasanın 138 inci maddesine göre, yargı yetkisini mutlak şekilde kullanmakla görevli ve yetkili hâkim, hukuki uyuşmazlıklara uygulayacağı hukuk kurallarını resen araştırıp, uyuşmazlığı çözmek zorundadır. Usul kanunlarında yer alan, hâkimin Türk hukukunu resen uygulayacağı ilkesi gereğince tarafların, davada hiçbir hukuki sebep ileri sürmeseler yahut yanlış hukuki sebep ileri sürseler dahi herhangi bir hak kaybına uğramamaları gerekir. Zira, görülmekte olan bir davada, doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak, hâkime düşen bir görevdir. Bu itibarla, yargılama hukukumuzda hâkimin hukuk bilgisiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurması kesin olarak yasaklanmıştır.
5271 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasına cümle eklemek suretiyle, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilmeyeceği açıkça düzenlenmektedir.
5271 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemeyeceği düzenlenmiştir. Fıkradaki “genel ve hukuki bilgi” ibaresinden kastedilen, “genel bilgi” veya “hukuki bilgi” olup, “genel hukuki bilgi” değildir. Anılan düzenlemenin ifade tarzının uygulamada tereddütlere neden olduğu ve “özel hukuki bilgi”yle çözümlenmesi mümkün davalarda hukukçu bilirkişilere inceleme yaptırıldığı görülmektedir. Bu nedenle, mevcut birinci fıkranın ikinci cümlesindeki tereddüdü gidermek ve Tasarının ilgili maddeleriyle uyum sağlamak amacıyla fıkraya “genel bilgi veya tecrübeyle” ibaresi eklenmektedir.
Düzenlemenin amacı, Anayasayla hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin, bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa bir başkasına devrini önlemek, hukuk kurallarını araştırmak, yorumlamak ve bizzat uygulamakla görevli hâkimin uyuşmazlık hakkında bir kez de bilirkişi atayarak gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebep olmasını önlemek, bilirkişilik kurumunu gerçek fonksiyonuyla buluşturmak ve “bilirkişi adaleti” olarak adlandırılan uygulamalara son vermektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı temel ilke olarak benimsenmektedir.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında ise hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, ayrı bir uzmanlığa sahip olmaları halinde bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilebileceği düzenlenmektedir.
Anayasanın 138 inci maddesine göre, yargı yetkisini mutlak şekilde kullanmakla görevli ve yetkili hâkim, hukuki uyuşmazlıklara uygulayacağı hukuk kurallarını resen araştırıp, uyuşmazlığı çözmek zorundadır. Usul kanunlarında yer alan, hâkimin Türk hukukunu resen uygulayacağı ilkesi gereğince tarafların, davada hiçbir hukuki sebep ileri sürmeseler yahut yanlış hukuki sebep ileri sürseler dahi herhangi bir hak kaybına uğramamaları gerekir. Zira, görülmekte olan bir davada, doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak, hâkime düşen bir görevdir. Bu itibarla, yargılama hukukumuzda hâkimin hukuk bilgisiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurması kesin olarak yasaklanmıştır.
5271 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasına cümle eklemek suretiyle, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişilik sicili ve listesine kaydedilmeyeceği açıkça düzenlenmektedir.
5271 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemeyeceği düzenlenmiştir. Fıkradaki “genel ve hukuki bilgi” ibaresinden kastedilen, “genel bilgi” veya “hukuki bilgi” olup, “genel hukuki bilgi” değildir. Anılan düzenlemenin ifade tarzının uygulamada tereddütlere neden olduğu ve “özel hukuki bilgi”yle çözümlenmesi mümkün davalarda hukukçu bilirkişilere inceleme yaptırıldığı görülmektedir. Bu nedenle, mevcut birinci fıkranın ikinci cümlesindeki tereddüdü gidermek ve Tasarının ilgili maddeleriyle uyum sağlamak amacıyla fıkraya “genel bilgi veya tecrübeyle” ibaresi eklenmektedir.
Düzenlemenin amacı, Anayasayla hâkime verilen mutlak yargı yetkisinin, bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa bir başkasına devrini önlemek, hukuk kurallarını araştırmak, yorumlamak ve bizzat uygulamakla görevli hâkimin uyuşmazlık hakkında bir kez de bilirkişi atayarak gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebep olmasını önlemek, bilirkişilik kurumunu gerçek fonksiyonuyla buluşturmak ve “bilirkişi adaleti” olarak adlandırılan uygulamalara son vermektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, adli, idari ve askeri yargıda görev alacak bilirkişilerin, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden görevlendirileceği düzenlenmektedir. Ayrıca, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabileceği; altıncı fıkrasında bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması halinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması halinde, bilirkişiliğe kabul şartlarını taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebileceği, liste dışından görevlendirilen bilirkişilerin, bölge kuruluna bildirileceği belirtilmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlanmak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinde, bilirkişi olarak hizmet verecek özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikleri belirlemek görevi Daire Başkanlığının görevleri arasında düzenlendiğinden, maddenin aynı konuyu düzenleyen dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmakta, beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle bilirkişilere, göreve başlayabilmek için bulundukları yer il adli yargı adalet komisyonlarıyla birlikte kayıtlı bulundukları bölge kurulu huzurunda da yemin edebilmeleri imkânı getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, adli, idari ve askeri yargıda görev alacak bilirkişilerin, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden görevlendirileceği düzenlenmektedir. Ayrıca, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabileceği; altıncı fıkrasında bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması halinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması halinde, bilirkişiliğe kabul şartlarını taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebileceği, liste dışından görevlendirilen bilirkişilerin, bölge kuruluna bildirileceği belirtilmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlanmak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinde, bilirkişi olarak hizmet verecek özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikleri belirlemek görevi Daire Başkanlığının görevleri arasında düzenlendiğinden, maddenin aynı konuyu düzenleyen dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmakta, beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle bilirkişilere, göreve başlayabilmek için bulundukları yer il adli yargı adalet komisyonlarıyla birlikte kayıtlı bulundukları bölge kurulu huzurunda da yemin edebilmeleri imkânı getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, adli, idari ve askeri yargıda görev alacak bilirkişilerin, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden görevlendirileceği düzenlenmektedir. Ayrıca, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabileceği; altıncı fıkrasında bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması halinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması halinde, bilirkişiliğe kabul şartlarını taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebileceği, liste dışından görevlendirilen bilirkişilerin, bölge kuruluna bildirileceği belirtilmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlanmak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinde, bilirkişi olarak hizmet verecek özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikleri belirlemek görevi Daire Başkanlığının görevleri arasında düzenlendiğinden, maddenin aynı konuyu düzenleyen dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmakta, beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle bilirkişilere, göreve başlayabilmek için bulundukları yer il adli yargı adalet komisyonlarıyla birlikte kayıtlı bulundukları bölge kurulu huzurunda da yemin edebilmeleri imkânı getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yapılan düzenlemeyle, bilirkişilerin sicil ve listeden çıkarılmasına bilirkişilik bölge kurulu tarafından karar verileceği; 13 üncü maddesinde ise bilirkişilerin sicilden ve listeden çıkarılmasına ilişkin sebepler düzenlenmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinde değişiklik yapılmakta ve süresi içinde rapor vermeyen bilirkişiye ücret ve masraf ödenmemesine karar verilerek, gerekçesi gösterilmek sureüiyle gerekli idari yaptırımların uygulanmasının bilirkişilik bölge kurulundan talep edilmesi düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, bilirkişinin raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı temel bir ilke olarak kabul edilmektedir. Belirtilen ilke, 5271 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin üçüncü fıkrasında, bilirkişi raporunda, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki değerlendirmelerde bulunulamayacağı hükmü yer almaktadır.
Bilirkişinin, raporunda veya yargı mercilerinin önünde sözlü olarak oy ve görüşünü açıkladığı sırada hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı hususu açık ve kesin olarak hüküm altına alınmaktadır. Çünkü iddia edilen eylemin hukuki niteliğinin tayini ve bunların delillerle ilişkilendirilerek bir sonuca varılması, yani hukukun olaya uygulanması, bilirkişinin değil, hâkimin asli görevidir. Bilirkişinin asıl fonksiyonu, teknik konu-hukuki konu ayrımını yaparak herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları ortaya koymaktan ibarettir. Bu düzenleme, hâkimin hukuki konulardan bilirkişiye başvurma yasağının doğal bir sonucudur,
-
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (8) bendine uyum sağlamak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 72 nci maddesinde değişiklik yapılmakta ve bilirkişiye sarf etmiş olduğu emek ve mesaiyle orantılı bir ücret ödenmesi ile inceleme, ulaşım, konaklama ve diğer giderlerinin karşılanacağı, bu konuda, Adalet Bakanlığınca çıkarılacak ve her yıl güncellenecek tarifenin esas alınacağı düzenlenmektedir.
Bilirkişilik görevinin yerine getirilmesinde önemli faktörlerden birisi de bilirkişilik ücretidir.
Mahkeme, bilirkişinin sarf etmiş olduğu emek ve mesaiyle orantılı olarak, hazırlamış olduğu raporun niteliğini gözeterek uygun bir ücret takdir edecektir. Bu ücret belirlenirken, verilen görevin tam olarak yerine getirilip getirilmediği, hazırlanan raporun dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığı, somut uyuşmazlığı çözmeye yönelik teknik bilgileri kapsayıp kapsamadığı gibi kıstaslar dikkate alınacaktır. Dolayısıyla hâkim, bilirkişinin verdiği raporun yetersiz olduğuna kanaat getirdiği takdirde bununla orantılı olarak bilirkişi ücretinde kesinti yapabilecektir. Bu kapsamda, bilirkişi ücretinin ve masraflarının objektif ölçülere göre belirlenmesini sağlamak, nitelikli ve konusunda uzman kişileri bilirkişi olarak hizmet vermeye teşvik etmek amacıyla bilirkişilik gider ve ücret tarifesinin Adalet Bakanlığınca düzenlenmesi öngörülmektedir.
-
3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 43 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “bilirkişiler,” ibaresinden sonra gelmek üzere “bilirkişilik bölge kurulu veya bulunduğu yer” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, adli, idari ve askeri yargıda görev alacak bilirkişilerin, bölge adliye mahkemelerinin yargı çevreleri esas alınmak suretiyle bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden görevlendirileceği düzenlenmektedir. Ayrıca, kendi bölge listesinde ilgili uzmanlık alanında bilirkişi olmasına rağmen, diğer bir bölgedeki bilirkişinin, görevlendirme yapılan yere daha yakın bir mesafede bulunması durumunda, bu listeden de görevlendirme yapılabileceği; altıncı fıkrasında bölge kurulunun hazırladığı listede bilgisine başvurulacak uzmanlık dalında bilirkişi bulunmaması halinde, diğer bölge kurullarının listelerinden, burada da bulunmaması halinde, bilirkişiliğe kabul şartlarını taşımak kaydıyla listelerin dışından bilirkişi görevlendirilebileceği, liste dışından görevlendirilen bilirkişilerin, bölge kuruluna bildirileceği belirtilmektedir. Maddeyle, bu düzenlemelere uyum sağlanmak amacıyla 5271 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinde, bilirkişi olarak hizmet verecek özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişilerin taşıması gereken nitelikleri belirlemek görevi Daire Başkanlığının görevleri arasında düzenlendiğinden, maddenin aynı konuyu düzenleyen dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmakta, beşinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle bilirkişilere, göreve başlayabilmek için bulundukları yer il adli yargı adalet komisyonlarıyla birlikte kayıtlı bulundukları bölge kurulu huzurunda da yemin edebilmeleri imkânı getirilmektedir.
-
3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanunun 46 ncı maddesiyle, bu fıkraya “uygulanır” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve durum bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Bilirkişilik Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, bilirkişinin kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak vermemesi halinde bölge kurulu tarafından bilirkişilik sicili ve listesinden çıkarılması öngörülmektedir.
Maddeyle, bu düzenlemeye uyum sağlanması amacıyla 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde değişiklik yapılmakta, yargı mercileri tarafından görevlendirilmesine rağmen gelmeyen veya gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişilerin, haklarında gerekli müeyyidelerin uygulanması amacıyla bilirkişilik bölge kuruluna bildirilmesi hususu düzenlenmektedir.
-
-
3 Ekim 2016
-
Eski ifade
kovuşturma açılması halinde tutuklu veya hükümlünün müdafilik veya vekilliğiniYeni ifadesoruşturma ya da kovuşturma bulunması halinde müdafilik veya vekillik görevini -
Eski ifade
Kovuşturma sonundaYeni ifadeSoruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi veya kovuşturma sonunda -
Eski ifade
tutukluYeni ifadeşüpheli, sanık
-
15 Ağustos 2016
-
Eski ifade
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının görevi -
15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “sunulmak üzere, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesini,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığı” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
-
1 Temmuz 2016
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 133 üncü maddesine göre, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde soruşturma ve kovuşturma sürecinde, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanabilmektedir. Maddede yapılan değişiklikle, şirketlerin ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin de kayyıma devredilebileceği öngörülmekte ayrıca, suçlarla daha etkili mücadele edilebilmesi amacıyla tedbirin uygulanabileceği suçlar listesi genişletilmektedir.
19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 127 nci maddesinin beşinci fıkrasında, fona devredilen bankalara atanan yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerine karşı görevlerinin ifası nedeniyle açılan davaların atamayı yapan Kurum veya Fon aleyhine açılmış sayılacağı ve husumetin de ilgili kuruma yöneltilmesi gerektiği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi uyarınca görevlendirilen kayyımlara ilişkin olarak da benzer bir düzenleme yapılmaktadır.
5271 sayılı Kanunun 133 üncü maddesi uyarınca atanan kayyımlara görevleri nedeniyle yapmış oldukları işlemlerden dolayı doğrudan tazminat davası açılabilmesi, bu kişilerin tazminat davalarıyla karşı karşıya kalması sonucunu doğurabilecektir. Bu nedenle kayyımlara karşı açılacak tazminat davalarının, Bankacılık Kanununda olduğu gibi doğrudan kendilerine değil, Devlete karşı açılması yönünde düzenleme yapılmaktadır. Kamu görevlilerinin sebep oldukları zararlar yönünden tazminat istemlerinin, rücu saklı kalmak üzere öncelikle Devletten istenebilmesi anayasal düzeyde kabul edilmiş bir usuli güvencedir. Maddeye göre atanan kayyımlar, personel rejimi bakımından kamu görevlisi sayılmamakla birlikte, muhakeme sürecinde üstlendikleri görev esasen bir kamu görevi niteliği taşımaktadır. Şirketin faaliyeti çerçevesinde suç delillerinin araştırılıp ortaya çıkarılmasında soruşturma makamlarına yardımcı olan kayyımların, görevlerinden kaynaklanan tazminat istemleriyle bireysel olarak başbaşa bırakılmamaları amacıyla kayyımların sorumluluk rejimi belirlenmektedir.
-
-
3 Mayıs 2016
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrası ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 55 inci maddesine ek fıkra ilave edilerek, Emniyet personelinin rütbe terfiinin ertelenmesine ilişkin hususlarda düzenleme yapılmaktadır. 3201 sayılı Kanunda Emniyet teşkilâtı personelinin rütbe terfilerinin hangi durumlarda erteleneceği konusunda açık bir hüküm bulunmamakta, bu hususların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir. Konu ile ilgili Yönetmeliğin 14 üncü maddesinde, Devlet memurluğunu sona erdirecek veya meslekten çıkarmayı gerektirecek suçlardan dolayı haklarında adlî veya idarî soruşturma açılanların rütbe terfi işlemlerinin, kurullarca haklarında rütbe terfilerine karar verilmiş olsa dahi durdurulacağı hükme bağlanarak rütbe terfiinin erteleneceği hâller tadat edilmekte, yine aynı Yönetmelikle terfilerin ertelenmesine ilişkin olarak Emniyet Genel Müdürlüğünün ilgili kurullarına geniş bir takdir hakkı tanınmaktadır.
Bununla birlikte Anayasanın 128 inci maddesindeki “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmü uyarınca özlük hakları ile doğrudan ilgili olan terfi ile ilgili hususların da kanun ile düzenlenmesi zorunlu olduğundan, yönetmelik düzeyinde düzenleme yapılması Anayasanın amir hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Emniyet personelinin rütbe terfiinin ertelenmesine ilişkin hususların yönetmelik ile düzenlenmesinin anayasal mahzurlarını ortadan kaldırmak, rütbe terfiinin ertelenmesine ilişkin hususlara kanunî açıklık getirmek ve bu hususları belirli bir yasal ve objektif ölçüye bağlamak amacıyla 3201 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde düzenleme yapılması öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrası ile 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun “Sürekli Kurullar” başlıklı 25 inci maddesinin metnine “Kolluk Gözetim Komisyonu” ibaresi eklenmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrası ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa ek madde ilave edilerek, kolluk görevlileri tarafından işlendiği iddia edilen öldürme, kasten yaralama, işkence, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili adlî soruşturmaların bizzat ve doğrudan Cumhuriyet savcıları tarafından yerine getirileceği öngörülmektedir. Özellikle AİHM kararlarında sıklıkla kolluk hakkındaki ihlal iddialarının soruşturmalarının bu birimler dışındaki organlar tarafından yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca kolluk hakkındaki ihlal iddialarının kamuoyu nazarında etkin olarak soruşturulduğu algısının güçlendirilmesi için de, adlî soruşturmanın her evresinin Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Aynı fıkra hükmüne göre, kolluk görevlileri hakkında açılan davaların acele işlerden sayılacağı, bu tür davaların kanun yolu incelemelerinin de öncelikli olarak yapılacağı öngörülmektedir. Kolluk hakkındaki ihlal iddialarına ilişkin yargılamaların uzun süreler alması kamuoyu vicdanını olumsuz etkilemekte, bu durum halkın şikâyet sistemine olan güven duygusunu aşındırmaktadır. Ayrıca AİHM nezdinde açılan davalarda da, Ülkemiz bu gerekçe ile mahkûm olmaktadır. Açıklanan gerekçelerle, bu iddialarla ilgili olarak gerek kovuşturma gerekse de temyiz süreçlerinde adaletin hızlı bir şekilde tecelli etmesi sağlanmak istenmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrası ile Komisyon görevlerine ilişkin olarak İçişleri Bakanlığı bünyesinde ekli listede gösterilen kadroların ihdas edileceği hükme bağlanmaktadır.
-
-
27 Mart 2015
-
2 Aralık 2014
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddede sayılan katalog suçlar listesi yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddede sayılan katalog suçlar listesi yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddede sayılan katalog suçlar listesi yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddede sayılan katalog suçlar listesi yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza muhakemesi hukukuna hâkim olan ilkelerden biri de kamuya açıklık ilkesidir.
Ancak, bu ilke, kovuşturma evresine ilişkin olup, soruşturma evresinde ise gizlilik ilkesi esastır.
Soruşturma evresinin gizli biçimde cereyan etmesi gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesinde soruşturma evresindeki usûl işlemlerinin gizli olduğu hükme bağlanmış ve Türk Ceza Kanununun 285 inci maddesinde de gizliliğin ihlali suç olarak düzenlenmiştir.
özlem Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesindeki soruşturma evresindeki usul işlemlerinin gizliliği şüphelinin suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkı yanında, soruşturma işlemlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesine de hizmet etmektedir.
Maddeyle, yürütülen soruşturmalarda müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkinin kısıtlanabilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza muhakemesi hukukuna hâkim olan ilkelerden biri de kamuya açıklık ilkesidir.
Ancak, bu ilke, kovuşturma evresine ilişkin olup, soruşturma evresinde ise gizlilik ilkesi esastır.
Soruşturma evresinin gizli biçimde cereyan etmesi gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesinde soruşturma evresindeki usûl işlemlerinin gizli olduğu hükme bağlanmış ve Türk Ceza Kanununun 285 inci maddesinde de gizliliğin ihlali suç olarak düzenlenmiştir.
özlem Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesindeki soruşturma evresindeki usul işlemlerinin gizliliği şüphelinin suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkı yanında, soruşturma işlemlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesine de hizmet etmektedir.
Maddeyle, yürütülen soruşturmalarda müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkinin kısıtlanabilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeye eklenen fıkrayla, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla sınırlı olarak, Cumhuriyet savcılarının soruşturmanın yapıldığı yer sulh ceza hâkiminden de karar alabilmesi öngörülmektedir.
-
2/12/2014 tarihli ve 6572 sayılı Kanunun 42 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “tespit edilebilir,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Değişikliğin gerekçesi
Maddede sayılan katalog suçlar listesi yeniden düzenlenmektedir.
-
-
18 Haziran 2014
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, bölge idare mahkemelerinin görevleri yeniden düzenlendiğinden bölge idare mahkemelerinin ve bölge idare mahkemesi başkanlarının görevlerini düzenleyen 2576 sayılı Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.
İdari yargıda itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu kabul edildiğinden 2577 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ve kararın düzeltilmesi kanun yolu kaldırıldığından aynı Kanunun 54 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, sulh ceza mahkemesinin kuruluşuna ilişkin olarak 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddesinde yer alan “sulh ceza” ibareleri madde metninden çıkarılmaktadır.
Diğer yandan, Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemelerindeki görevleriyle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 188 inci ve 238 inci maddesinde yer alan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Eski ifade
MahkemeYeni ifadeSulh ceza hâkimliğiDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, ağır ceza mahkemelerinin iş yükü de dikkate alınmak suretiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara itirazın sulh ceza hakimliğine yapılması sağlanmaktadır.
Bununla birlikte, itirazlar tüm sulh ceza hâkimliklerine değil kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine yapılacaktır.
Nuri /
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, bölge idare mahkemelerinin görevleri yeniden düzenlendiğinden bölge idare mahkemelerinin ve bölge idare mahkemesi başkanlarının görevlerini düzenleyen 2576 sayılı Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.
İdari yargıda itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu kabul edildiğinden 2577 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ve kararın düzeltilmesi kanun yolu kaldırıldığından aynı Kanunun 54 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, sulh ceza mahkemesinin kuruluşuna ilişkin olarak 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddesinde yer alan “sulh ceza” ibareleri madde metninden çıkarılmaktadır.
Diğer yandan, Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemelerindeki görevleriyle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 188 inci ve 238 inci maddesinde yer alan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, bölge idare mahkemelerinin görevleri yeniden düzenlendiğinden bölge idare mahkemelerinin ve bölge idare mahkemesi başkanlarının görevlerini düzenleyen 2576 sayılı Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.
İdari yargıda itiraz kanun yolu kaldırılarak istinaf kanun yolu kabul edildiğinden 2577 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ve kararın düzeltilmesi kanun yolu kaldırıldığından aynı Kanunun 54 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, sulh ceza mahkemesinin kuruluşuna ilişkin olarak 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddesinde yer alan “sulh ceza” ibareleri madde metninden çıkarılmaktadır.
Diğer yandan, Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemelerindeki görevleriyle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 188 inci ve 238 inci maddesinde yer alan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 260 ıncı maddesinde düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkına ilişkin hükümler bu kapsamda yeniden düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlenmektedir. Böylelikle, soruşturma aşamasında hâkim kararı gerektiren işlerde uzmanlaşmanın sağlanması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Ceza Muhakemesi Kanununun 268 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, sulh ceza hâkimliğinin kararlarına karşı yapılacak itirazların da uzmanlaşma ve yeknesaklığın sağlanması amacıyla sulh ceza hâkimliklerince incelenmesi sağlanmaktadır.
Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe, o yerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın sulh ceza hâkimliğine ait olacaktır.
Diğer yandan, itiraz üzerine ilk defa verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz edilmesi durumunda da aynı usul uygulanacak, fakat ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği itirazlara bakamayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 273 üncü maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, istinaf kanun yoluna başvuru hakkına ilişkin hükümler bu kapsamda yeniden düzenlenmektedir.
Nuri /
-
Değişikliğin gerekçesi
Yapılan değişiklikle, bölge adliye mahkemelerinin vereceği kararlardan olan istinaf başvurusunun reddi kararları bakımından itiraz kanun yolunun açık olduğu ifade edilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununda bölge adliye mahkemelerinin vereceği karar türleri arasında “düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı, yani “düzelterek onama” benzeri bir karar türü bulunmamaktadır. 5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinde yapılan düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin bazı durumlar bakımından bu tür kararlar verebilmesine imkân sağlanmaktadır. Ayrıca, maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yapılan değişiklikle uyumlu olması bakımından, maddeye ikinci fıkra eklenmektedir. Bölge adliye mahkemesinin duruşma açarak yeniden yaptığı yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu kanaatine varması durumunda, istinaf başvurusunu esastan reddedebilmesi mümkün hale getirilmektedir. Bu şekilde verilen esastan ret kararı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan esastan ret kararı ile aynı şekilde hüküm doğuracaktır.
-
Eski ifade
suç niteliğini değiştirmeyenYeni ifadeher türlüDeğişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, temyiz kanun yoluna başvuru hakkına ilişkin hükümler bu kapsamda yeniden düzenlenmektedir.
Maddede yapılan değişiklikle ayrıca, adli para cezasını gerektiren suçlar dolayısıyla ilk derece mahkemelerinden verilen ve sadece suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları değil, suç niteliğini değiştiren bu nitelikteki bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı da temyiz kanun yoluna gidilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Tasarıyla, sulh ceza hâkimliğinin görevi soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek, bunlara ilişkin işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek şeklinde belirlendiği ve kovuşturma aşamasına ilişkin herhangi bir görev verilmediği dikkate alınarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, temyiz kanun yoluna başvuru hakkına ilişkin hükümler bu kapsamda yeniden düzenlenmektedir.
Maddede yapılan değişiklikle ayrıca, adli para cezasını gerektiren suçlar dolayısıyla ilk derece mahkemelerinden verilen ve sadece suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları değil, suç niteliğini değiştiren bu nitelikteki bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı da temyiz kanun yoluna gidilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır.
-
21 Şubat 2014
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 94 üncü maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, yakalama emri üzerine yakalanan kişinin en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamaması halinde, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından sorgusunun yapılması ve ifadesinin alınması sağlanmaktadır. Böylelikle, kişinin yetkili hâkim önüne çıkarılamaması nedeniyle tutuklu kalmasının önüne geçilmesi ve mağduriyetinin önlenmesi temin edilmekte ve kamuoyunda “yol tutuklaması” olarak bilinen uygulamaya son verilmektedir. Bu düzenleme, yakalanan kişinin yetkili hâkim veya mahkeme tarafından sesli ve görüntülü iletişim sistemiyle dinlenmesi hâlinde müdafi yardımından yararlanmasını engellemeyecektir. Müdafi, yetkili hâkimin yanında veya mahkemede bulunabileceği gibi yakalanan kişinin yanında da bulunabilecektir.
-
Yeni ifadeSomut olarak belirlenen
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma koruma tedbirinin uygulanabilmesi bakımından suçun işlendiğine ve belirtilen değerlerin bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin varlığı aranmaktadır.
Şüpheli veya sanıkların tüm malvarlığına değil sadece suçtan elde edildiği tespit edilen taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma koruma tedbirinin uygulanması gerekmektedir. Ancak, uygulamada şüpheli ve sanıkların nakdi ya da ayni tüm hak ve alacakları ile malvarlığına el konulduğu ve suçtan elde edilip edilmediğinin hiçbir şekilde araştırılmadığı görülmektedir. Söz konusu bu uygulama nedeniyle Anayasanın 35 inci maddesinde belirtilen mülkiyet hakkı ve 36 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı önemli ölçüde zedelenmektedir. Düzenlemeyle, taşınmazlar, hak ve alacaklar bakımından elkoyma işleminin uygulanabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, elkonulacak taşınmaz hak ve alacağın suçtan elde edildiğine ve suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması zorunluluğu getirilmektedir.
Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılması ve yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında yapılan değişiklikle, bu tedbire tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma koruma tedbirinin uygulanabilmesi bakımından suçun işlendiğine ve belirtilen değerlerin bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphenin varlığı aranmaktadır.
Şüpheli veya sanıkların tüm malvarlığına değil sadece suçtan elde edildiği tespit edilen taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma koruma tedbirinin uygulanması gerekmektedir. Ancak, uygulamada şüpheli ve sanıkların nakdi ya da ayni tüm hak ve alacakları ile malvarlığına el konulduğu ve suçtan elde edilip edilmediğinin hiçbir şekilde araştırılmadığı görülmektedir. Söz konusu bu uygulama nedeniyle Anayasanın 35 inci maddesinde belirtilen mülkiyet hakkı ve 36 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı önemli ölçüde zedelenmektedir. Düzenlemeyle, taşınmazlar, hak ve alacaklar bakımından elkoyma işleminin uygulanabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, elkonulacak taşınmaz hak ve alacağın suçtan elde edildiğine ve suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması zorunluluğu getirilmektedir.
Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılması ve yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında yapılan değişiklikle, bu tedbire tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, teklifin koruma tedbirleri bakımında öngördüğü sisteme paralellik sağlanmakta ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine karar verilebilmesi, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Gökhan / Maddeye eklenmesi öngörülen ikinci fıkrayla, suçla ilgili olmayan kişilerin dinlenmesini engellemek amacıyla, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebinde bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek kişinin kullandığı telefon hattının veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu taşıyan cihazın sahibini gösterir belgenin talep yazısına eklenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu durumda gerek iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararını verecek mahkemenin, gerek talepte bulunan Cumhuriyet savcısının ve gerekse Cumhuriyet savcısına bu talebi ileten kolluk görevlilerinin, bu tedbirin uygulanması bakımından daha titiz bir araştırma yapması gerekecektir. Böylelikle, suçla ilgisi olmayan başka kişilerin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin üç ay olan süresi iki ayla, üç aylığına uzatılmasına ilişkin süre de bir ayla sınırlandırılarak, toplam altı ay olan süre üç aya indirilmektedir. Ayrıca, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak sürekli dinlemeye imkan veren “bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılması” uygulamasına son verilmekte ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili de olsa iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması altı ayla sınırlandırılmaktadır.
Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti kapsamında özgürlükler ve suçlulukla mücadele arasında orantı sağlanması amacıyla bu tedbirin uygulanması bakımdan azami bir süre öngörülmektedir.
Süre yönünden yapılması öngörülen diğer bir değişiklik de şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için mobil telefonun yerinin tespiti hakkındadır. Mevcut uygulamada üç ay süreyle verilebilen bu tedbir, iki aya indirilmektedir. Üç aylığına uzatılabileceğine ilişkin mevcut hüküm ise bir ayla sınırlandırılmaktadır. Böylelikle, altı ay süreyle başvurulabilen bu tedbire, değişiklikle en fazla üç ay süreyle başvurulabilecektir.
Diğer yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddede yapılan diğer bir değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir. Bununla kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, teklifin koruma tedbirleri bakımında öngördüğü sisteme paralellik sağlanmakta ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine karar verilebilmesi, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Gökhan / Maddeye eklenmesi öngörülen ikinci fıkrayla, suçla ilgili olmayan kişilerin dinlenmesini engellemek amacıyla, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebinde bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek kişinin kullandığı telefon hattının veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu taşıyan cihazın sahibini gösterir belgenin talep yazısına eklenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu durumda gerek iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararını verecek mahkemenin, gerek talepte bulunan Cumhuriyet savcısının ve gerekse Cumhuriyet savcısına bu talebi ileten kolluk görevlilerinin, bu tedbirin uygulanması bakımından daha titiz bir araştırma yapması gerekecektir. Böylelikle, suçla ilgisi olmayan başka kişilerin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin üç ay olan süresi iki ayla, üç aylığına uzatılmasına ilişkin süre de bir ayla sınırlandırılarak, toplam altı ay olan süre üç aya indirilmektedir. Ayrıca, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak sürekli dinlemeye imkan veren “bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılması” uygulamasına son verilmekte ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili de olsa iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması altı ayla sınırlandırılmaktadır.
Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti kapsamında özgürlükler ve suçlulukla mücadele arasında orantı sağlanması amacıyla bu tedbirin uygulanması bakımdan azami bir süre öngörülmektedir.
Süre yönünden yapılması öngörülen diğer bir değişiklik de şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için mobil telefonun yerinin tespiti hakkındadır. Mevcut uygulamada üç ay süreyle verilebilen bu tedbir, iki aya indirilmektedir. Üç aylığına uzatılabileceğine ilişkin mevcut hüküm ise bir ayla sınırlandırılmaktadır. Böylelikle, altı ay süreyle başvurulabilen bu tedbire, değişiklikle en fazla üç ay süreyle başvurulabilecektir.
Diğer yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddede yapılan diğer bir değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir. Bununla kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, teklifin koruma tedbirleri bakımında öngördüğü sisteme paralellik sağlanmakta ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine karar verilebilmesi, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Gökhan / Maddeye eklenmesi öngörülen ikinci fıkrayla, suçla ilgili olmayan kişilerin dinlenmesini engellemek amacıyla, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebinde bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek kişinin kullandığı telefon hattının veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu taşıyan cihazın sahibini gösterir belgenin talep yazısına eklenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu durumda gerek iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararını verecek mahkemenin, gerek talepte bulunan Cumhuriyet savcısının ve gerekse Cumhuriyet savcısına bu talebi ileten kolluk görevlilerinin, bu tedbirin uygulanması bakımından daha titiz bir araştırma yapması gerekecektir. Böylelikle, suçla ilgisi olmayan başka kişilerin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin üç ay olan süresi iki ayla, üç aylığına uzatılmasına ilişkin süre de bir ayla sınırlandırılarak, toplam altı ay olan süre üç aya indirilmektedir. Ayrıca, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak sürekli dinlemeye imkan veren “bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılması” uygulamasına son verilmekte ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili de olsa iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması altı ayla sınırlandırılmaktadır.
Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti kapsamında özgürlükler ve suçlulukla mücadele arasında orantı sağlanması amacıyla bu tedbirin uygulanması bakımdan azami bir süre öngörülmektedir.
Süre yönünden yapılması öngörülen diğer bir değişiklik de şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için mobil telefonun yerinin tespiti hakkındadır. Mevcut uygulamada üç ay süreyle verilebilen bu tedbir, iki aya indirilmektedir. Üç aylığına uzatılabileceğine ilişkin mevcut hüküm ise bir ayla sınırlandırılmaktadır. Böylelikle, altı ay süreyle başvurulabilen bu tedbire, değişiklikle en fazla üç ay süreyle başvurulabilecektir.
Diğer yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddede yapılan diğer bir değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir. Bununla kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, teklifin koruma tedbirleri bakımında öngördüğü sisteme paralellik sağlanmakta ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine karar verilebilmesi, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Gökhan / Maddeye eklenmesi öngörülen ikinci fıkrayla, suçla ilgili olmayan kişilerin dinlenmesini engellemek amacıyla, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebinde bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek kişinin kullandığı telefon hattının veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu taşıyan cihazın sahibini gösterir belgenin talep yazısına eklenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Bu durumda gerek iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararını verecek mahkemenin, gerek talepte bulunan Cumhuriyet savcısının ve gerekse Cumhuriyet savcısına bu talebi ileten kolluk görevlilerinin, bu tedbirin uygulanması bakımından daha titiz bir araştırma yapması gerekecektir. Böylelikle, suçla ilgisi olmayan başka kişilerin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin üç ay olan süresi iki ayla, üç aylığına uzatılmasına ilişkin süre de bir ayla sınırlandırılarak, toplam altı ay olan süre üç aya indirilmektedir. Ayrıca, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak sürekli dinlemeye imkan veren “bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılması” uygulamasına son verilmekte ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili de olsa iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması altı ayla sınırlandırılmaktadır.
Kişi temel hak ve özgürlüklerinden olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti kapsamında özgürlükler ve suçlulukla mücadele arasında orantı sağlanması amacıyla bu tedbirin uygulanması bakımdan azami bir süre öngörülmektedir.
Süre yönünden yapılması öngörülen diğer bir değişiklik de şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için mobil telefonun yerinin tespiti hakkındadır. Mevcut uygulamada üç ay süreyle verilebilen bu tedbir, iki aya indirilmektedir. Üç aylığına uzatılabileceğine ilişkin mevcut hüküm ise bir ayla sınırlandırılmaktadır. Böylelikle, altı ay süreyle başvurulabilen bu tedbire, değişiklikle en fazla üç ay süreyle başvurulabilecektir.
Diğer yandan, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddede yapılan diğer bir değişiklikle, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir. Bununla kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklifin koruma tedbirleri bakımından öngördüğü sisteme paralellik sağlanması amacıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirine karar verilmesi, suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
Altıncı fıkranın sonuna eklenen cümleyle, suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgilerin derhal yok edileceği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması amaçlanmaktadır.
Gökhan /
-
Değişikliğin gerekçesi
Teklifin koruma tedbirleri bakımından öngördüğü sisteme paralellik sağlanması amacıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirine karar verilmesi, suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığına bağlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
Altıncı fıkranın sonuna eklenen cümleyle, suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgilerin derhal yok edileceği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması amaçlanmaktadır.
Gökhan /
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “kuvvetli şüphe” ibaresi “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” olarak değiştirilmek suretiyle teknik araçlarla izleme tedbirine karar verilebilmesi için daha somut bir gerekçe getirilmektedir.
Ayrıca aynı fıkrada yapılan diğer bir değişiklikle, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun bu tedbirin uygulanabileceği katalogdan çıkarılması suretiyle bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılması ve yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirinin süresi kısaltılmaktadır. Buna göre; dört hafta olan tedbir süresi üç haftaya, dört hafta olan uzatma süresi ise bir haftaya indirilerek, en fazla sekiz hafta olan teknik araçlarla izleme süresi azami dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Ancak, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak, bir hafta süreyle müteaddit defalar uzatılarak teknik araçla süresiz izleme uygulamasına son verilerek, örgütlü suçlar bakımından uzatma süresi dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Buna göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda daha önce süresiz yapılan teknik araçlarla izleme, toplam sekiz haftaya indirilmektedir.
Değişiklikle, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi hedeflenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “kuvvetli şüphe” ibaresi “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” olarak değiştirilmek suretiyle teknik araçlarla izleme tedbirine karar verilebilmesi için daha somut bir gerekçe getirilmektedir.
Ayrıca aynı fıkrada yapılan diğer bir değişiklikle, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun bu tedbirin uygulanabileceği katalogdan çıkarılması suretiyle bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılması ve yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirinin süresi kısaltılmaktadır. Buna göre; dört hafta olan tedbir süresi üç haftaya, dört hafta olan uzatma süresi ise bir haftaya indirilerek, en fazla sekiz hafta olan teknik araçlarla izleme süresi azami dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Ancak, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak, bir hafta süreyle müteaddit defalar uzatılarak teknik araçla süresiz izleme uygulamasına son verilerek, örgütlü suçlar bakımından uzatma süresi dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Buna göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda daha önce süresiz yapılan teknik araçlarla izleme, toplam sekiz haftaya indirilmektedir.
Değişiklikle, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi hedeflenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “kuvvetli şüphe” ibaresi “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” olarak değiştirilmek suretiyle teknik araçlarla izleme tedbirine karar verilebilmesi için daha somut bir gerekçe getirilmektedir.
Ayrıca aynı fıkrada yapılan diğer bir değişiklikle, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun bu tedbirin uygulanabileceği katalogdan çıkarılması suretiyle bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılması ve yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirine tek hâkimin karar vermesi yerine heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi usulü getirilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, teknik araçlarla izleme tedbirinin süresi kısaltılmaktadır. Buna göre; dört hafta olan tedbir süresi üç haftaya, dört hafta olan uzatma süresi ise bir haftaya indirilerek, en fazla sekiz hafta olan teknik araçlarla izleme süresi azami dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Ancak, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak, bir hafta süreyle müteaddit defalar uzatılarak teknik araçla süresiz izleme uygulamasına son verilerek, örgütlü suçlar bakımından uzatma süresi dört haftayla sınırlandırılmaktadır. Buna göre örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda daha önce süresiz yapılan teknik araçlarla izleme, toplam sekiz haftaya indirilmektedir.
Değişiklikle, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi hedeflenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 161 inci maddesinin beşinci fıkrasına eklenmesi öngörülen hükümle, en üst dereceli kolluk amirleri bakımından inceleme ve soruşturma izninin Adalet Bakanı tarafından verilmesi, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı, adalet müfettişleri veya Cumhuriyet başsavcıları eliyle yaptırması sağlanmaktadır.
Diğer yandan, teklifle Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kaldırıldığından bu maddede düzenlenen bazı suçların doğrudan soruşturulacağına dair hüküm, bu maddeye eklenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 169 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, soruşturma aşamasında yapılan işlemler sonucu düzenlenen tutanakta işlemin tarihi ile başlama ve bitiş saatinin de belirtileceği düzenlenmektedir.
Diğer yandan, teklifle Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kaldırıldığından bu maddede düzenlenen kolluk görevlilerinin korunması bakımından uygulanacak bazı tedbirler, bu maddeye eklenmektedir.
-
Eski ifade
işlediğini düşündürebilecek emarelerinYeni ifadeişlediği şüphesini gösteren somut delillerinDeğişikliğin gerekçesi
Kişi hürriyeti ve güvenliği, Anayasamız ve uluslararası sözleşmelerle teminat altına alınmıştır. Gözaltı kararının kişi hürriyeti ve güvenliğini kısıtlayıcı bir karar olduğu şüphesizdir.
Soruşturma için zorunlu olması halinde, sadece “kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin” varlığına dayanarak basit bir şüpheyle kişilerin gözaltına alınması, uygulamada pek çok mağduriyetlere ve hak ihlallerine yol açabilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, gözaltına alınmaya ilişkin kararın verilebilmesi, “suçun işlendiğini düşündürebilecek emarelerin” yerine “suçun işlendiğini gösteren somut delillerin” varlığına bağlanmaktadır. Böylelikle, Cumhuriyet savcısı, soruşturma için zorunlu olması halinde, sadece “kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin” varlığına dayanarak gözaltı kararı veremeyecek, gözaltı kararı verebilmek için “bir suçun işlendiğini gösteren somut delillere” dayanmak zorunda kalacaktır.
-
Eski ifade
olgularınYeni ifadesomut delillerin -
Eski ifade
makulYeni ifadesomut delillere dayalı kuvvetliDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 116 ncı maddesinin birinci fıkrasında yapılması öngörülen düzenlemeyle, arama tedbirinin uygulanması, şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphenin varlığına bağlanmaktadır. Arama kararını veren Cumhuriyet savcısı veya hâkim bu hususta gerekçe göstermekle yükümlü olacaktır.
Gökhan / Düzenlemeyle, şüpheli ve sanıkların temel hak ve özgürlüklerinin korunması için önemli bir güvence sağlanmakta ve aramanın uygulanabilmesi bakımından tutuklama müessesinde olduğu gibi somut delillere dayalı kuvvetli şüpheye yer verilmektedir.
-
Eski ifade
İstemesi halinde, buYeni ifadeÜçüncü fıkraya göre alınanDeğişikliğin gerekçesi
Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma hususunu düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinde değişiklik yapmak suretiyle, bu tedbirin verilebilmesi için ayrıca suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı aranmakta ve teklifin koruma tedbirleri bakımında öngördüğü sisteme paralellik sağlanması amaçlanmaktadır.
Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma kararını veren hâkim, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe oluşturan somut delilleri gerekçelendirmekle yükümlüdür.
Diğer yandan, bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılmaktadır. Mevcut düzenlemeye göre istemesi halinde bunlardan bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilmektedir. Değişiklikle, bu uygulamanın isteğe bağlılıktan çıkarılıp zorunlu hale getirilmesi öngörülmektedir. Düzenlemeyle, yedeklemesi yapılan sistemdeki verilerde değişiklik yapıldığı iddiasının gündeme gelmesi durumunda şüpheli veya vekiline verilen yedek ile ekleme yapıldığı iddia edilen kopya arasında karşılaştırma yapılabilmesi imkânı sağlanmaktadır.
-
Eski ifade
zamanıYeni ifadetarihi, başlama ve bitiş saatiniDeğişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakemesi Kanununun 169 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, soruşturma aşamasında yapılan işlemler sonucu düzenlenen tutanakta işlemin tarihi ile başlama ve bitiş saatinin de belirtileceği düzenlenmektedir.
Diğer yandan, teklifle Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kaldırıldığından bu maddede düzenlenen kolluk görevlilerinin korunması bakımından uygulanacak bazı tedbirler, bu maddeye eklenmektedir.
-
-
27 Haziran 2013
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda, ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin çalışmaya ara verme süreleri yeniden düzenlenmektedir.
-
-
11 Nisan 2013
-
Değişikliğin gerekçesi
Mevcut uygulamaya göre, soruşturma ve kovuşturma aşamasında yapılan tahliye taleplerinde, Cumhuriyet savcısının mütalaasının alınmasına karşın, bu mütalaa sanık, şüpheli veya müdafiiye tebliğ edilmemektedir. Ancak bu uygulama silahların eşitliği ve çekişmeli yargı ilkelerine aykırı kabul edilmektedir. Maddede yapılan değişiklikle, bu tür taleplerin duruşma dışında yapılması durumunda, Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşünün alınmaması öngörülmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
AİHM, AİHS'in 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre, yakalama ve tutuklama işlemine karşı etkili başvuru hakkı tanınmadığı durumlarda da ilgiliye tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Yapılan düzenlemeyle, yakalanan veya tutuklanan kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmaması durumunda, bu kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Madde ile, gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilen kişilerin tazminat isteyemeyeceklerine dair düzenleme yürürlükten kaldırılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
AİHM, yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin başvurularda, bu hakların hem esas hem de usul bakımından ihlal edildiğine karar verebilmektedir. AİHS'in 2 nci ve 3 üncü maddeleriyle ilgili birçok kararında, bu hakları ihlal eden bir saldırı olduğunda, Devletin etkili ve yeterli bir soruşturma yapmak zorunda olduğu vurgulanmaktadır.
Yapılan değişiklikle, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM'in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması durumunda, üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılacağı öngörülmektedir.
özlem
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddede yapılan değişiklikle, ceza muhakemesinde silahların eşitliğinin sağlanması amacıyla, tutukluluğa yapılan itirazlarda, Cumhuriyet savcısının görüşünün alınması durumunda, alınan bu görüşün şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilmesinden sonra şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmak suretiyle itiraz hakkında karar verileceği düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ceza hükmünün, AİHM tarafından İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin tespit edilmiş olmasına rağmen, bazı başvurular için yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilememektedir. Bu durumun önlenmesi amacıyla, 4/2/2003 tarihi itibarıyla AİHM'de derdest olup da, sonradan ceza hükmünün İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiği tespit edilen ancak Ceza Muhakemesi Kanununun 311 inci maddesinin ikinci fıkrası nedeniyle yeniden yargılama yapılamadığından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 15/6/2012 tarihi itibarıyla icra süreci denetlenmekte olan kararlar açısından da yargılamanın yenilenmesi yolu açılmaktadır.
-
11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “bulundurularak” ibaresinden sonra gelmek üzere “, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle” ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
Soruşturma evresinde şüphelinin tutukluluk halinin devam edip etmeyeceği hususunun dosya üzerinden incelenmesi AİHM tarafından AİHS'e aykırı olarak değerlendirilmektedir.
AİHM'e göre, AİHS'in 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasının gereklilikleri çerçevesinde ilgili şahsın bizzat kendisi veya gerektiğinde müdafisi aracılığıyla dinlenme imkânının olması gerekmektedir. Yapılan düzenlemeyle, soruşturma aşamasında şüpheli veya müdafiinin dinlenilmesi suretiyle inceleme yapılarak, silahların eşitliği ilkesinin gereği yerine getirilmiş olacaktır.
-
-
24 Ocak 2013
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 202 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bu değişiklikle sanık, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde savunma yapabilecektir. Sanık, bu imkândan iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalâanın verilmesi üzerine yapacağı sözlü savunmasında yararlanabilecektir. Ancak, bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacaktır. Sanığın, bu imkândan faydalanabilmesi için savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurması gerekmektedir. Öte yandan, 5271 sayılı Kanunun 324 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, Türkçe bilmeyen şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanacağı düzenlenmiştir.
Değişiklikle, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın tercümandan bir imkân olarak yararlanması öngörülmüş olup, bu suretle yararlanılmış olan tercümanın giderleri 324 üncü madde kapsamında Devlet tarafından karşılanacak olan giderlerden olmayıp, yapılmış olan giderler sanık tarafından karşılanacaktır.
Gökhan /
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 202 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bu değişiklikle sanık, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde savunma yapabilecektir. Sanık, bu imkândan iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalâanın verilmesi üzerine yapacağı sözlü savunmasında yararlanabilecektir. Ancak, bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacaktır. Sanığın, bu imkândan faydalanabilmesi için savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurması gerekmektedir. Öte yandan, 5271 sayılı Kanunun 324 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, Türkçe bilmeyen şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanacağı düzenlenmiştir.
Değişiklikle, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın tercümandan bir imkân olarak yararlanması öngörülmüş olup, bu suretle yararlanılmış olan tercümanın giderleri 324 üncü madde kapsamında Devlet tarafından karşılanacak olan giderlerden olmayıp, yapılmış olan giderler sanık tarafından karşılanacaktır.
Gökhan /
-
Eski ifade
Bu madde hükümleri,Yeni ifadeBirinci ve ikinci fıkra hükümleri,Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 202 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Bu değişiklikle sanık, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde savunma yapabilecektir. Sanık, bu imkândan iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalâanın verilmesi üzerine yapacağı sözlü savunmasında yararlanabilecektir. Ancak, bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamayacaktır. Sanığın, bu imkândan faydalanabilmesi için savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurması gerekmektedir. Öte yandan, 5271 sayılı Kanunun 324 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, Türkçe bilmeyen şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanacağı düzenlenmiştir.
Değişiklikle, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın tercümandan bir imkân olarak yararlanması öngörülmüş olup, bu suretle yararlanılmış olan tercümanın giderleri 324 üncü madde kapsamında Devlet tarafından karşılanacak olan giderlerden olmayıp, yapılmış olan giderler sanık tarafından karşılanacaktır.
Gökhan /
-
-
18 Temmuz 2012
-
2 Temmuz 2012
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 101 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararların yeterli gerekçe gösterilmeden verilmesi eleştiri konusu yapılmaktadır.
Gökhan Yapılan değişiklikle, tutuklamaya ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin varlığı ile tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunun somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça yazılması gerektiği vurgulanmaktadır. Hâkim veya mahkeme, tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin karar verirken kuvvetli suç şüphesinin varlığını, tutuklama nedenlerinin varlığını ve somut olayda tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu somut olgularla gerekçelendirmek zorunda kalacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, yürürlükten kaldırılan hükümler düzenlenmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından itiraz edilen dosyalar üzerindeki incelemelerin ilgili daire tarafından öncelikli olarak incelenmesi usulü benimsenmiş ve daire tarafından verilecek kararlar ile bu karar sonrasındaki esaslar tespit edilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından itiraz edilen dosyalar üzerindeki incelemelerin ilgili daire tarafından öncelikli olarak incelenmesi usulü benimsenmiş ve daire tarafından verilecek kararlar ile bu karar sonrasındaki esaslar tespit edilmiştir.
-
2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 98 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “birinci fıkradaki süre koşulu aranmaksızın” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
-
17 Mayıs 2012
-
Anayasa Mahkemesi’nin 17/5/2012 tarihli ve E.: 2011/37, K.: 2012/69 sayılı Kararı ile bu alt bentte yer alan “… vekili aracılığı ile…” ibaresi iptal edilmiştir.
-
-
8 Ağustos 2011
-
31 Mart 2011
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 161 inci maddesine Cumhuriyet başsavcılıkları arasında meydana gelen yetki uyuşmazlıklarının çözüm merciinin belirlenmesi amacıyla fıkra eklenmektedir. Soruşturma evrakının Cumhuriyet başsavcılıkları arasında yetkisizlik kararları verilmek suretiyle sürüncemede kalmasının ve gereksiz şekilde yargılama sürecinin uzamasının önlenmesi amacıyla yetki uyuşmazlığına ilişkin kararın en yakın ağır ceza mahkemesi başkanı ya da görevlendireceği üye tarafından verilmesi hüküm altına alınmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Ceza Muhakernesi Kanununun 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi değiştirilmektedir. Hapisten çevrilen adlî para cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarının, hükümlü bakımından dolaylı olarak hak yoksunluğu sonucunu doğurabilecek suçlara ilişkin olması durumunda, sanıkların bu kararları temyiz edememesi, hakkaniyete aykırı bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 23/7/2009 tarihli ve E. 2006/65 ve K. 2009/114 sayılı Kararıyla, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 305 inci maddesinin (1) numaralı bendini, Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararıyla oluşan boşluğun Mahkeme kararının gerekçesi doğrultusunda düzenlenmesi zorunluluğu karşısında maddede değişiklik yapılmaktadır .
Madde ile hapisten çevrilen adlî para cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarında, sanıkların bu kararları temyiz edememesi sebebiyle ortaya çıkacak hakkaniyete aykırı sonucun giderilmesi yanında, üçbin Türk Lirası dahil doğrudan verilen adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı, istinaf ve temyiz yoluna gidilerek her kararın yeniden ele alınarak incelenip, bölge adliye mahkemelerinin ve Yargıtayın iş yükünün gereksiz yere artırılmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.
-
Eski ifade
ağır ceza mahkemesi başkanınınYeni ifadeağır ceza mahkemesininDeğişikliğin gerekçesi
Ceza Muhakernesi Kanununun 173 üncü maddesinde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazların ilgili ağır ceza mahkemesi başkanı yerine heyeti tarafından karara bağlanması öngörülmektedir.
-
-
26 Haziran 2009
-
Değişikliğin gerekçesi
Uygulamada çıkan bir takım tereddütleri gidermek amacıyla, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçu işlemek amacıyla ya da bu suçla birlikte işlenmiş olması halinde de uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
-
24 Temmuz 2008
-
6 Aralık 2006
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 6 ncı maddesi değiştirilmiştir.
5271 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre ise, iddianamenin kabulünden sonra, yargılamanın alt dereceli bir mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilemez.
Kovuşturma evresinden önceki bir aşamada görevsizlik kararı verilemeyeceğine, kovuşturma evresi iddianamenin kabulü ile başlayacağına göre, 6 ncı madde uyarınca görevsizlik kararı verilebilmesi hiçbir şekilde mümkün olamamaktadır.
Her ne kadar, 4 üncü maddenin birinci fıkrasında, 6 ncı madde hükmünün saklı olduğu belirtilmekte ise de, bundan kastedilen, bu madde kapsamında hiçbir zaman görevsizlik kararı verilememesi değil, yargılamada belli bir aşamaya gelindikten sonra görevsizlik kararı verilememesidir. Oysa 6 ncı maddenin birinci fıkrası hükmü, üst dereceli mahkeme bakımından görevsizlik kararı verilmesi yolunu bütünüyle kapatmaktadır.
6 ncı maddenin birinci fıkrasının mevcut hali, kapsamlı bir soruşturma yapılarak iddianame düzenlenmesi ve buna bağlı olarak yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılması hedefinin önünde bir engel oluşturmaktadır. Çünkü davaya bakmak istemeyen mahkeme, iddianameyi kabul ettikten sonra, üst dereceli mahkemenin görevli olduğu gerekçesiyle 5 inci madde uyarınca görevsizlik kararı verdiği takdirde, üst dereceli mahkemenin de görevsizlik kararı vermek suretiyle görev uyuşmazlığı çıkarması ve asıl görevli mahkemenin merci tayini yoluyla belirlenebilmesi mümkün olmayacaktır. Bu durum, iddianamelerin gereği gibi incelenmeksizin kabul edilmesine ve bunun sonucu olarak, bir yandan yargılamanın uzamasına diğer yandan da madde bakımından yetkili olmayan bir mahkemenin davaya bakmak zorunda kalmasına yol açabilmektedir.
Bu nedenlerle Ceza Muhakemesi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası değiştirilmektedir. Böylece, doğrudan doğruya veya görevsizlik kararıyla iddianame kendisine gelen mahkeme, aşağı dereceli mahkemenin görevli olduğu görüşünde ise görevsizlik kararı verebilecektir. Bu durumda iddianameler daha dikkatle incelenerek kabul edilecektir.
Ancak, görevli olduğunu kabul ederek duruşmaya başlamasından sonra, duruşmada suçun hukuki niteliği değiştiği için alt dereceli mahkemenin görevine giren bir yargılamanın söz konusu olduğunu düşünen mahkeme, usul ekonomisi gereği, artık görevsizlik kararı vermeyip yargılamayı tamamlayacaktır. Böylece, 4 üncü maddenin birinci fıkrasında yer alan “6 ncı madde hükmü saklıdır” kuralı da gerçek işlevine kavuşmuş olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendine (5) numaralı alt bentten sonra gelmek üzere (6) numaralı alt bent eklenmiştir. Düzenlemeyle, özellikle büyük kentlerde hırsızlık ve yağma suçlarında meydana gelen artışlar ile çocukların bu suçlarda kullanılması ve kamuoyunda meydana gelen infial de dikkate alınmak suretiyle, bu suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin varsayılabilmesi öngörülmüştür.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendine (5) numaralı alt bentten sonra gelmek üzere (6) numaralı alt bent eklenmiştir. Düzenlemeyle, özellikle büyük kentlerde hırsızlık ve yağma suçlarında meydana gelen artışlar ile çocukların bu suçlarda kullanılması ve kamuoyunda meydana gelen infial de dikkate alınmak suretiyle, bu suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin varsayılabilmesi öngörülmüştür.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine bir fıkra eklenmiştir. Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında, maddede düzenlenen ceza miktarı koşulu aranmaksızın adlî kontrole ilişkin hükümlerin uygulanmasına olanak sağlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 146 ncı maddesinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen ibare ile, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın yanı sıra, ifade veya sorgu için 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmemiş olan şüpheli veya sanığın da zorla getirilmesine karar verilebileceği öngörülmektedir. Böylece uygulamada ortaya çıkan bazı tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Dördüncü ve beşinci fıkralarda yer alan “zorla getirmeyi isteyen” ibareleri fıkra metinlerinden çıkarılmaktadır. Bu fıkralarda yapılan değişikliğin amacı, Cumhuriyet savcılarının zorla getirme kararı verme yetkilerinin bulunup bulunmadığı hususunda uygulamada yaşanan yoğun tereddüttür. Soruşturma evresinin asıl sahibi konumunda bulunan Cumhuriyet savcısına bu yetkinin tanınmaması, uzlaşma gibi bazı kurumları önemli ölçüde işlemez hale getireceği gibi, iddianamenin iadesi yolunun işletilmesi bakımından da sorunlar çıkarabilecektir. Ceza Muhakemesi Kanununda soruşturma evresine yüklenen fonksiyonun gereği gibi ifa edilebilmesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılabilmesi için, soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısının zorla getirme yetkisi hususunda bir tartışma ve tereddüdün bulunmaması gerekmektedir.
Maddeye eklenen yedinci fıkra ile; tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçinin öncelikle çağrı kâğıdı ile çağrılacağı, buna rağmen gelmeyen bu kişiler hakkında zorla getirme kararı verilebileceği hükmünü içermektedir.
Tanıklar söz konusu olduğunda, 43 üncü madde uyarınca çağırılan tanık gelmediğinde 44 üncü madde uyarınca zorla getirme kararı verilebilmektedir. Ancak 44 üncü madde sadece hâkim veya mahkemenin yetkili olduğu şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Cumhuriyet savcısının da bu konuda yetkili olduğunu vurgulamak amacıyla tanıklar bakımından böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle hüküm, özellikle Cumhuriyet savcısının zorla getirme kararı verme yetkisi bakımından önem taşımaktadır.
Bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip verilemeyeceği, Ceza Muhakemesi Kanununun mevcut düzenlemeleri bakımından tartışmalı hale gelmiştir. Mülga 1412 sayılı Kanunda (m. 70); “rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde bir düzenleme yer almakta idi. Dolayısıyla bu hüküm, hem çağrıya uyulmamasının hem de çağrıya uyulmasına rağmen yeminden ve görüş açıklamasından kaçınmanın yaptırımını düzenlemekte idi. Buna göre, çağrıya uymayan bilirkişi hakkında mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi, yeminden ve görüş açıklamasından kaçınan bilirkişi hakkında ise mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi uygulanabilmekte idi. Mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ise, çağrıya uymayan tanıkların, dolayısıyla bilirkişilerin, zorla getirilmesini öngörmekte idi.
Mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesine karşılık gelen ve bu madde ile aynı başlığı taşıyan 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, kısmen farklı bir düzenleme içermektedir. Söz konusu hükme göre; “usulünce çağrıldığı halde gelmeyen ve gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında 60 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” 60 ıncı maddenin birinci fıkrası ise, mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ilk üç fıkrasına karşılık gelmektedir. Başka bir ifadeyle, hazır olan fakat yeminden veya tanıklıktan çekinen kişi, bundan doğan giderlere ve disiplin hapsine muhatap olacaktır.
Görüldüğü üzere, mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesi, tanıklara ilişkin hükümlere genel olarak, yani madde numarası zikretmeksizin atıf yapmak suretiyle, hem hazır bulunmayan bilirkişinin zorla getirilebileceğini, hem de hazır bulunduğu halde yeminden ve bilirkişilikten kaçınan kişiye uygulanabilecek yaptırımları düzenlemekte idi. Buna karşılık 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, hazır bulunduğu halde yeminden ve oy/görüş açıklamaktan kaçınan bilirkişi yanında, usulünce çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi bakımından da 60 ıncı maddeye atıf yapmaktadır.
Başka bir ifadeyle, çağıran makamların huzurunda bulunan fakat bazı işlemlerden kaçınan bilirkişiye yönelik yaptırımlar, çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi için de geçerli olmaktadır. Bu yaptırımlar ise, bazı giderlerin bilirkişiye yükletilmesi ve disiplin hapsidir.
Ancak, özellikle disiplin hapsi, usulünce yapılan çağrıya uymamış olan bilirkişinin hazır bulundurulmasını, bunun için de zorla getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde, zorla getirmeyi öngören 44 üncü maddeye açık bir atıf bulunmadığı için, davete rağmen gelmemiş olan bilirkişinin zorla getirilip getirilemeyeceği hususu belirsiz kalmaktadır.
Bilirkişi bakımından zorla getirme kararı verme yetkisindeki belirsizlik sadece Cumhuriyet savcısı bakımından değildir. Cumhuriyet savcısı yanında, hâkim ve mahkemenin de bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verme yetkisinin açıkça belirtilmesi bakımından böyle bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Mağdur ve şüpheli de, çağrı kâğıdı ile çağrıldıkları halde gelmedikleri takdirde haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
233 üncü maddeye göre, mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir, bu hususta yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır. 235 inci maddeye göre ise mağdur veya şikâyetçinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır. Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz. Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hallerinde adresin araştırılması gerekmez. Bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hallerde üçüncü fıkra uygulanmaz. 236 ncı maddenin birinci fıkrasına göre de, mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
Mağdur ve şikayetçi ile ilgili söz konusu hükümlerin bir zorla getirme kararı verilebilmesine imkân tanıyıp tanımadığı hususunda uygulamada ortaya çıkmış bulunan tereddütleri gidermek amacıyla, eklenen yedinci fıkra ile, çağrıya uymamaları halinde bu kişilerin zorla getirilebileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.
146 ncı maddeye eklenen yedinci fıkra ile, 251 inci maddenin altıncı fıkrasıyla da uyum sağlanmaktadır. Buna göre, 250 nci madde kapsamındaki suçların soruşturma ve kovuşturması söz konusu olduğunda, herhangi bir çağrıya gerek kalmaksızın; Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemenin sözlü emriyle şüpheli veya sanık, tanık, bilirkişi ve suçtan zarar gören hazır bulundurulabilecekken, 250 nci madde kapsamı dışında kalan suçların soruşturma ve kovuşturmasında bu kişiler önce davet edilecek, buna rağmen gelmezlerse, haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 146 ncı maddesinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen ibare ile, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın yanı sıra, ifade veya sorgu için 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmemiş olan şüpheli veya sanığın da zorla getirilmesine karar verilebileceği öngörülmektedir. Böylece uygulamada ortaya çıkan bazı tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Dördüncü ve beşinci fıkralarda yer alan “zorla getirmeyi isteyen” ibareleri fıkra metinlerinden çıkarılmaktadır. Bu fıkralarda yapılan değişikliğin amacı, Cumhuriyet savcılarının zorla getirme kararı verme yetkilerinin bulunup bulunmadığı hususunda uygulamada yaşanan yoğun tereddüttür. Soruşturma evresinin asıl sahibi konumunda bulunan Cumhuriyet savcısına bu yetkinin tanınmaması, uzlaşma gibi bazı kurumları önemli ölçüde işlemez hale getireceği gibi, iddianamenin iadesi yolunun işletilmesi bakımından da sorunlar çıkarabilecektir. Ceza Muhakemesi Kanununda soruşturma evresine yüklenen fonksiyonun gereği gibi ifa edilebilmesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılabilmesi için, soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısının zorla getirme yetkisi hususunda bir tartışma ve tereddüdün bulunmaması gerekmektedir.
Maddeye eklenen yedinci fıkra ile; tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçinin öncelikle çağrı kâğıdı ile çağrılacağı, buna rağmen gelmeyen bu kişiler hakkında zorla getirme kararı verilebileceği hükmünü içermektedir.
Tanıklar söz konusu olduğunda, 43 üncü madde uyarınca çağırılan tanık gelmediğinde 44 üncü madde uyarınca zorla getirme kararı verilebilmektedir. Ancak 44 üncü madde sadece hâkim veya mahkemenin yetkili olduğu şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Cumhuriyet savcısının da bu konuda yetkili olduğunu vurgulamak amacıyla tanıklar bakımından böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle hüküm, özellikle Cumhuriyet savcısının zorla getirme kararı verme yetkisi bakımından önem taşımaktadır.
Bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip verilemeyeceği, Ceza Muhakemesi Kanununun mevcut düzenlemeleri bakımından tartışmalı hale gelmiştir. Mülga 1412 sayılı Kanunda (m. 70); “rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde bir düzenleme yer almakta idi. Dolayısıyla bu hüküm, hem çağrıya uyulmamasının hem de çağrıya uyulmasına rağmen yeminden ve görüş açıklamasından kaçınmanın yaptırımını düzenlemekte idi. Buna göre, çağrıya uymayan bilirkişi hakkında mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi, yeminden ve görüş açıklamasından kaçınan bilirkişi hakkında ise mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi uygulanabilmekte idi. Mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ise, çağrıya uymayan tanıkların, dolayısıyla bilirkişilerin, zorla getirilmesini öngörmekte idi.
Mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesine karşılık gelen ve bu madde ile aynı başlığı taşıyan 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, kısmen farklı bir düzenleme içermektedir. Söz konusu hükme göre; “usulünce çağrıldığı halde gelmeyen ve gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında 60 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” 60 ıncı maddenin birinci fıkrası ise, mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ilk üç fıkrasına karşılık gelmektedir. Başka bir ifadeyle, hazır olan fakat yeminden veya tanıklıktan çekinen kişi, bundan doğan giderlere ve disiplin hapsine muhatap olacaktır.
Görüldüğü üzere, mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesi, tanıklara ilişkin hükümlere genel olarak, yani madde numarası zikretmeksizin atıf yapmak suretiyle, hem hazır bulunmayan bilirkişinin zorla getirilebileceğini, hem de hazır bulunduğu halde yeminden ve bilirkişilikten kaçınan kişiye uygulanabilecek yaptırımları düzenlemekte idi. Buna karşılık 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, hazır bulunduğu halde yeminden ve oy/görüş açıklamaktan kaçınan bilirkişi yanında, usulünce çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi bakımından da 60 ıncı maddeye atıf yapmaktadır.
Başka bir ifadeyle, çağıran makamların huzurunda bulunan fakat bazı işlemlerden kaçınan bilirkişiye yönelik yaptırımlar, çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi için de geçerli olmaktadır. Bu yaptırımlar ise, bazı giderlerin bilirkişiye yükletilmesi ve disiplin hapsidir.
Ancak, özellikle disiplin hapsi, usulünce yapılan çağrıya uymamış olan bilirkişinin hazır bulundurulmasını, bunun için de zorla getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde, zorla getirmeyi öngören 44 üncü maddeye açık bir atıf bulunmadığı için, davete rağmen gelmemiş olan bilirkişinin zorla getirilip getirilemeyeceği hususu belirsiz kalmaktadır.
Bilirkişi bakımından zorla getirme kararı verme yetkisindeki belirsizlik sadece Cumhuriyet savcısı bakımından değildir. Cumhuriyet savcısı yanında, hâkim ve mahkemenin de bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verme yetkisinin açıkça belirtilmesi bakımından böyle bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Mağdur ve şüpheli de, çağrı kâğıdı ile çağrıldıkları halde gelmedikleri takdirde haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
233 üncü maddeye göre, mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir, bu hususta yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır. 235 inci maddeye göre ise mağdur veya şikâyetçinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır. Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz. Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hallerinde adresin araştırılması gerekmez. Bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hallerde üçüncü fıkra uygulanmaz. 236 ncı maddenin birinci fıkrasına göre de, mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
Mağdur ve şikayetçi ile ilgili söz konusu hükümlerin bir zorla getirme kararı verilebilmesine imkân tanıyıp tanımadığı hususunda uygulamada ortaya çıkmış bulunan tereddütleri gidermek amacıyla, eklenen yedinci fıkra ile, çağrıya uymamaları halinde bu kişilerin zorla getirilebileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.
146 ncı maddeye eklenen yedinci fıkra ile, 251 inci maddenin altıncı fıkrasıyla da uyum sağlanmaktadır. Buna göre, 250 nci madde kapsamındaki suçların soruşturma ve kovuşturması söz konusu olduğunda, herhangi bir çağrıya gerek kalmaksızın; Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemenin sözlü emriyle şüpheli veya sanık, tanık, bilirkişi ve suçtan zarar gören hazır bulundurulabilecekken, 250 nci madde kapsamı dışında kalan suçların soruşturma ve kovuşturmasında bu kişiler önce davet edilecek, buna rağmen gelmezlerse, haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 146 ncı maddesinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen ibare ile, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın yanı sıra, ifade veya sorgu için 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmemiş olan şüpheli veya sanığın da zorla getirilmesine karar verilebileceği öngörülmektedir. Böylece uygulamada ortaya çıkan bazı tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Dördüncü ve beşinci fıkralarda yer alan “zorla getirmeyi isteyen” ibareleri fıkra metinlerinden çıkarılmaktadır. Bu fıkralarda yapılan değişikliğin amacı, Cumhuriyet savcılarının zorla getirme kararı verme yetkilerinin bulunup bulunmadığı hususunda uygulamada yaşanan yoğun tereddüttür. Soruşturma evresinin asıl sahibi konumunda bulunan Cumhuriyet savcısına bu yetkinin tanınmaması, uzlaşma gibi bazı kurumları önemli ölçüde işlemez hale getireceği gibi, iddianamenin iadesi yolunun işletilmesi bakımından da sorunlar çıkarabilecektir. Ceza Muhakemesi Kanununda soruşturma evresine yüklenen fonksiyonun gereği gibi ifa edilebilmesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılabilmesi için, soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısının zorla getirme yetkisi hususunda bir tartışma ve tereddüdün bulunmaması gerekmektedir.
Maddeye eklenen yedinci fıkra ile; tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçinin öncelikle çağrı kâğıdı ile çağrılacağı, buna rağmen gelmeyen bu kişiler hakkında zorla getirme kararı verilebileceği hükmünü içermektedir.
Tanıklar söz konusu olduğunda, 43 üncü madde uyarınca çağırılan tanık gelmediğinde 44 üncü madde uyarınca zorla getirme kararı verilebilmektedir. Ancak 44 üncü madde sadece hâkim veya mahkemenin yetkili olduğu şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Cumhuriyet savcısının da bu konuda yetkili olduğunu vurgulamak amacıyla tanıklar bakımından böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle hüküm, özellikle Cumhuriyet savcısının zorla getirme kararı verme yetkisi bakımından önem taşımaktadır.
Bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip verilemeyeceği, Ceza Muhakemesi Kanununun mevcut düzenlemeleri bakımından tartışmalı hale gelmiştir. Mülga 1412 sayılı Kanunda (m. 70); “rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde bir düzenleme yer almakta idi. Dolayısıyla bu hüküm, hem çağrıya uyulmamasının hem de çağrıya uyulmasına rağmen yeminden ve görüş açıklamasından kaçınmanın yaptırımını düzenlemekte idi. Buna göre, çağrıya uymayan bilirkişi hakkında mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi, yeminden ve görüş açıklamasından kaçınan bilirkişi hakkında ise mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi uygulanabilmekte idi. Mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ise, çağrıya uymayan tanıkların, dolayısıyla bilirkişilerin, zorla getirilmesini öngörmekte idi.
Mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesine karşılık gelen ve bu madde ile aynı başlığı taşıyan 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, kısmen farklı bir düzenleme içermektedir. Söz konusu hükme göre; “usulünce çağrıldığı halde gelmeyen ve gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında 60 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” 60 ıncı maddenin birinci fıkrası ise, mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ilk üç fıkrasına karşılık gelmektedir. Başka bir ifadeyle, hazır olan fakat yeminden veya tanıklıktan çekinen kişi, bundan doğan giderlere ve disiplin hapsine muhatap olacaktır.
Görüldüğü üzere, mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesi, tanıklara ilişkin hükümlere genel olarak, yani madde numarası zikretmeksizin atıf yapmak suretiyle, hem hazır bulunmayan bilirkişinin zorla getirilebileceğini, hem de hazır bulunduğu halde yeminden ve bilirkişilikten kaçınan kişiye uygulanabilecek yaptırımları düzenlemekte idi. Buna karşılık 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, hazır bulunduğu halde yeminden ve oy/görüş açıklamaktan kaçınan bilirkişi yanında, usulünce çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi bakımından da 60 ıncı maddeye atıf yapmaktadır.
Başka bir ifadeyle, çağıran makamların huzurunda bulunan fakat bazı işlemlerden kaçınan bilirkişiye yönelik yaptırımlar, çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi için de geçerli olmaktadır. Bu yaptırımlar ise, bazı giderlerin bilirkişiye yükletilmesi ve disiplin hapsidir.
Ancak, özellikle disiplin hapsi, usulünce yapılan çağrıya uymamış olan bilirkişinin hazır bulundurulmasını, bunun için de zorla getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde, zorla getirmeyi öngören 44 üncü maddeye açık bir atıf bulunmadığı için, davete rağmen gelmemiş olan bilirkişinin zorla getirilip getirilemeyeceği hususu belirsiz kalmaktadır.
Bilirkişi bakımından zorla getirme kararı verme yetkisindeki belirsizlik sadece Cumhuriyet savcısı bakımından değildir. Cumhuriyet savcısı yanında, hâkim ve mahkemenin de bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verme yetkisinin açıkça belirtilmesi bakımından böyle bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Mağdur ve şüpheli de, çağrı kâğıdı ile çağrıldıkları halde gelmedikleri takdirde haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
233 üncü maddeye göre, mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir, bu hususta yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır. 235 inci maddeye göre ise mağdur veya şikâyetçinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır. Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz. Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hallerinde adresin araştırılması gerekmez. Bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hallerde üçüncü fıkra uygulanmaz. 236 ncı maddenin birinci fıkrasına göre de, mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
Mağdur ve şikayetçi ile ilgili söz konusu hükümlerin bir zorla getirme kararı verilebilmesine imkân tanıyıp tanımadığı hususunda uygulamada ortaya çıkmış bulunan tereddütleri gidermek amacıyla, eklenen yedinci fıkra ile, çağrıya uymamaları halinde bu kişilerin zorla getirilebileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.
146 ncı maddeye eklenen yedinci fıkra ile, 251 inci maddenin altıncı fıkrasıyla da uyum sağlanmaktadır. Buna göre, 250 nci madde kapsamındaki suçların soruşturma ve kovuşturması söz konusu olduğunda, herhangi bir çağrıya gerek kalmaksızın; Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemenin sözlü emriyle şüpheli veya sanık, tanık, bilirkişi ve suçtan zarar gören hazır bulundurulabilecekken, 250 nci madde kapsamı dışında kalan suçların soruşturma ve kovuşturmasında bu kişiler önce davet edilecek, buna rağmen gelmezlerse, haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 146 ncı maddesinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Maddenin birinci fıkrasına eklenen ibare ile, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın yanı sıra, ifade veya sorgu için 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmemiş olan şüpheli veya sanığın da zorla getirilmesine karar verilebileceği öngörülmektedir. Böylece uygulamada ortaya çıkan bazı tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Dördüncü ve beşinci fıkralarda yer alan “zorla getirmeyi isteyen” ibareleri fıkra metinlerinden çıkarılmaktadır. Bu fıkralarda yapılan değişikliğin amacı, Cumhuriyet savcılarının zorla getirme kararı verme yetkilerinin bulunup bulunmadığı hususunda uygulamada yaşanan yoğun tereddüttür. Soruşturma evresinin asıl sahibi konumunda bulunan Cumhuriyet savcısına bu yetkinin tanınmaması, uzlaşma gibi bazı kurumları önemli ölçüde işlemez hale getireceği gibi, iddianamenin iadesi yolunun işletilmesi bakımından da sorunlar çıkarabilecektir. Ceza Muhakemesi Kanununda soruşturma evresine yüklenen fonksiyonun gereği gibi ifa edilebilmesi ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılabilmesi için, soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısının zorla getirme yetkisi hususunda bir tartışma ve tereddüdün bulunmaması gerekmektedir.
Maddeye eklenen yedinci fıkra ile; tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçinin öncelikle çağrı kâğıdı ile çağrılacağı, buna rağmen gelmeyen bu kişiler hakkında zorla getirme kararı verilebileceği hükmünü içermektedir.
Tanıklar söz konusu olduğunda, 43 üncü madde uyarınca çağırılan tanık gelmediğinde 44 üncü madde uyarınca zorla getirme kararı verilebilmektedir. Ancak 44 üncü madde sadece hâkim veya mahkemenin yetkili olduğu şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Cumhuriyet savcısının da bu konuda yetkili olduğunu vurgulamak amacıyla tanıklar bakımından böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle hüküm, özellikle Cumhuriyet savcısının zorla getirme kararı verme yetkisi bakımından önem taşımaktadır.
Bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip verilemeyeceği, Ceza Muhakemesi Kanununun mevcut düzenlemeleri bakımından tartışmalı hale gelmiştir. Mülga 1412 sayılı Kanunda (m. 70); “rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yeminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde bir düzenleme yer almakta idi. Dolayısıyla bu hüküm, hem çağrıya uyulmamasının hem de çağrıya uyulmasına rağmen yeminden ve görüş açıklamasından kaçınmanın yaptırımını düzenlemekte idi. Buna göre, çağrıya uymayan bilirkişi hakkında mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi, yeminden ve görüş açıklamasından kaçınan bilirkişi hakkında ise mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi uygulanabilmekte idi. Mülga 1412 sayılı Kanunun 46 ncı maddesi ise, çağrıya uymayan tanıkların, dolayısıyla bilirkişilerin, zorla getirilmesini öngörmekte idi.
Mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesine karşılık gelen ve bu madde ile aynı başlığı taşıyan 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, kısmen farklı bir düzenleme içermektedir. Söz konusu hükme göre; “usulünce çağrıldığı halde gelmeyen ve gelip de yeminden, oy ve görüş bildirmekten çekinen bilirkişiler hakkında 60 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.” 60 ıncı maddenin birinci fıkrası ise, mülga 1412 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ilk üç fıkrasına karşılık gelmektedir. Başka bir ifadeyle, hazır olan fakat yeminden veya tanıklıktan çekinen kişi, bundan doğan giderlere ve disiplin hapsine muhatap olacaktır.
Görüldüğü üzere, mülga 1412 sayılı Kanunun 70 inci maddesi, tanıklara ilişkin hükümlere genel olarak, yani madde numarası zikretmeksizin atıf yapmak suretiyle, hem hazır bulunmayan bilirkişinin zorla getirilebileceğini, hem de hazır bulunduğu halde yeminden ve bilirkişilikten kaçınan kişiye uygulanabilecek yaptırımları düzenlemekte idi. Buna karşılık 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesi, hazır bulunduğu halde yeminden ve oy/görüş açıklamaktan kaçınan bilirkişi yanında, usulünce çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi bakımından da 60 ıncı maddeye atıf yapmaktadır.
Başka bir ifadeyle, çağıran makamların huzurunda bulunan fakat bazı işlemlerden kaçınan bilirkişiye yönelik yaptırımlar, çağrıldığı halde gelmeyen bilirkişi için de geçerli olmaktadır. Bu yaptırımlar ise, bazı giderlerin bilirkişiye yükletilmesi ve disiplin hapsidir.
Ancak, özellikle disiplin hapsi, usulünce yapılan çağrıya uymamış olan bilirkişinin hazır bulundurulmasını, bunun için de zorla getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde, zorla getirmeyi öngören 44 üncü maddeye açık bir atıf bulunmadığı için, davete rağmen gelmemiş olan bilirkişinin zorla getirilip getirilemeyeceği hususu belirsiz kalmaktadır.
Bilirkişi bakımından zorla getirme kararı verme yetkisindeki belirsizlik sadece Cumhuriyet savcısı bakımından değildir. Cumhuriyet savcısı yanında, hâkim ve mahkemenin de bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verme yetkisinin açıkça belirtilmesi bakımından böyle bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Mağdur ve şüpheli de, çağrı kâğıdı ile çağrıldıkları halde gelmedikleri takdirde haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
233 üncü maddeye göre, mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir, bu hususta yapılacak çağrı bakımından tanıklara ilişkin hükümler uygulanır. 235 inci maddeye göre ise mağdur veya şikâyetçinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır. Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz. Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hallerinde adresin araştırılması gerekmez. Bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hallerde üçüncü fıkra uygulanmaz. 236 ncı maddenin birinci fıkrasına göre de, mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
Mağdur ve şikayetçi ile ilgili söz konusu hükümlerin bir zorla getirme kararı verilebilmesine imkân tanıyıp tanımadığı hususunda uygulamada ortaya çıkmış bulunan tereddütleri gidermek amacıyla, eklenen yedinci fıkra ile, çağrıya uymamaları halinde bu kişilerin zorla getirilebileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır.
146 ncı maddeye eklenen yedinci fıkra ile, 251 inci maddenin altıncı fıkrasıyla da uyum sağlanmaktadır. Buna göre, 250 nci madde kapsamındaki suçların soruşturma ve kovuşturması söz konusu olduğunda, herhangi bir çağrıya gerek kalmaksızın; Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemenin sözlü emriyle şüpheli veya sanık, tanık, bilirkişi ve suçtan zarar gören hazır bulundurulabilecekken, 250 nci madde kapsamı dışında kalan suçların soruşturma ve kovuşturmasında bu kişiler önce davet edilecek, buna rağmen gelmezlerse, haklarında zorla getirme kararı verilebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 150 nci maddesi değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrası, uygulamada şüpheli veya sanığın müdafisi bulunup bulunmadığı ve müdafi seçebilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın kendilerine müdafi tayin edilmesi yoluna gidilmesi göz önünde bulundurularak, öncelikle, şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesinin isteneceğine ilişkin açık düzenleme yapılmış, şüpheli veya sanığın müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan etmeleri halinde ise, bu konuda talepte bulunmaları şartıyla, müdafi görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır.
İkinci fıkrası ise 5237 sayılı Kanunla uyum sağlamak amacıyla değiştirilmiştir.
Üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, istem aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi uygulamasının etkin hale getirilmesi amaçlanmıştır. Birinci fıkraya göre, anılan fıkrada öngörülen şartların gerçekleşmesi kaydıyla, herhangi bir ceza sınırlamasına tabi olmaksızın müdafi görevlendirilmesi ise, her zaman mümkündür.
Maddeye eklenen dördüncü fıkra, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından yönetmelik çıkarılmasını öngörmektedir. Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar yönetmelikte gösterilecektir. Söz konusu yönetmelikte zorunlu vekillikle ilgili düzenlemelere de yer verilebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 171 inci maddesi değiştirilmiştir.
Bu değişiklikle maddenin birinci fıkrası daha anlaşılır bir hale getirilmektedir. Maddeye, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile ilgili beş yeni fıkra eklenmektedir. Gerek 171 inci maddenin birinci fıkrasındaki takdir yetkisinin gerekse eklenen fıkralarda düzenlenen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının verilebilmesi için, öncelikle, soruşturma sonucunda toplanan delillerin, iddianame düzenlenmesini gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması gerekmektedir.
Buna karşılık, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememişse veya kovuşturma olanağı bulunmamakta ise, Cumhuriyet savcısı 172 nci madde uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir.
Maddeye eklenen ikinci fıkra, Cumhuriyet savcsının, kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verebileceği suçların kapsamını ve ertelemenin süresini göstermektedir. Buna göre; uzlaşma kapsamına giren bütün suçlar ile, uzlaşma kapsamında olmasa dahi, üst sınırı iki yıl ve daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlar bu kapsamdadır. Ancak uzlaşma kapsamına giren suçlar söz konusu olduğunda, öncelikle uzlaşma usulü denenmek zorundadır. Nitekim bu hususu vurgulamak üzere, üçüncü fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir.
Kapsama giren bir suç söz konusu olduğunda ve üçüncü fıkrada aranan şartlar gerçekleştiğinde, kamu davasının açılması, beş yıl süreyle ertelenebilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrası, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şartlarını düzenlemektedir. Söz konusu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
İlk şart, şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm olmamış bulunmasıdır. Mahkûmiyetin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Önceden böyle bir mahkûmiyeti bulunan şüphelinin uzlaşma kapsamına giren bir suçunun soruşturmasında uzlaşma mümkündür. Böyle bir durumda, mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde; bu maddedeki şartlar aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden şüpheli hakkında soruşturma konusu suçla ilgili olarak yine de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilecektir.
Buna karşılık, mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen şüphelinin kabul etmemesi halinde ise; bu maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, şüpheli hakkında soruşturma konusu suçla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilecektir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesinin ikinci şartı, yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi halinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesidir.
Üçüncü şart, kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olmasıdır.
Son şart ise, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesidir. Zararın türü ve miktarını Cumhuriyet savcısı belirleyecektir.
Dördüncü fıkraya göre, erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince dava zamanaşımı işlemez.
Beşinci fıkrada ise, ertelemeye ilişkin kararların kaydı, bu kayıtların kimler tarafından, ne kapsamda ve hangi amaçla kullanılabileceği hususları düzenlenmektedir.
Son fıkra, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin hükümlerin, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacağı hükmünü içermektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Birinci ve ikinci fıkralarda uzlaşmaya tabi suçların kapsamı gösterilmektedir. Buna göre,
a) Türk Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar,
b) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan suçlardan listede sayılanlar uzlaşmaya tabidir. Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda yer alan ve re'sen takip edilebilen suçlarda uzlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, ilgili kanunlarda bu konuda bir düzenlemenin bulunması gerekmektedir.
Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaşma hükümleri uygulanamayacaktır.
Dördüncü ve devamı fıkralar soruşturma evresinde uzlaşmanın usulünü ve esaslarını düzenlemektedir. Dördüncü fıkraya göre, soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya talimatı üzerine adlî kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanuni temsilcisine yapılır: Bu kişilerin ayırt etme gücüne sahip olup olmadıkları Cumhuriyet savcısı tarafından araştırıldıktan sonra, uzlaşma teklifinin muhatabı belirlenecektir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılacaktır.
Beşinci fıkra düzenlemesinde, uzlaşma teklifinde bulunulan kişiye, uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçlarının anlatılması öngörülmektedir.
Bu noktada şüpheliye yapılacak açıklamalar ile mağdur veya suçtan zarar görene yapılacak açıklamalar farklı olacaktır. Uzlaşmanın mahiyeti ile uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçları bu maddenin çeşitli fıkralarında düzenlenmektedir. Örneğin şüpheliye yönelik açıklamada; uzlaşmış olmasının suçu kabul anlamına gelmediği, uzlaştırma müzakereleri sırasında yapacağı açıklamaların ve bu açıklamalara ilişkin tutanakların, mevcut soruşturmada ve disiplinle ilgili olanlar da dahil olmak üzere, hiçbir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamayacağı, mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen kendisinin kabul etmemesi halinde; şartları gerçekleşmiş olsa bile, hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemeyeceği ve yeterli delil varsa kamu davası açılacağı söylenebilecektir.
Altıncı fıkraya göre; gerekli araştırmalara rağmen, herhangi bir nedenle mağdur veya suçtan zarar görene, bu kişiler veya şüpheli temyiz kudretine sahip değillerse kanuni temsilcisine ulaşılamamakta ise, uzlaşma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
Örneğin adres belirlenemiyorsa, soruşturma dosyasındaki adresler de bulunamıyorsa veya sayılan kişiler yurt dışında ise, bu şekilde hareket edilecektir.
Yedinci fıkraya göre; birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaşma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Bu itibarla bu sujelerden birinin uzlaşmayı kabul etmemesi uzlaşmayı sonuçsuz kılabilecektir.
Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifınin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel olmayacağı hususu sekizinci fıkrada düzenlenmektedir. Teklif sırasında uzlaşmanın sonucu henüz bilinemediğinden, delillerin toplanmasına devam edilmesi gerekmektedir. Özellikle ondokuzuncu fıkra uyarınca; yerine getirilmesi ileri tarihe bırakılan, takside bağlanan veya süreklilik arzeden bir edim söz konusu olduğu için kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi üzerine, daha sonra uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, şüpheli hakkında kamu davası açmak için, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması aranacaktır.
Dokuzuncu fıkra, teklifin ilgililerce kabulü halinde uzlaşmanın kimin tarafından gerçekleştirilebileceğini öngörmektedir. Cumhuriyet savcısı uzlaşmayı kendisi gerçekleştirebileceği gibi, uzlaştırmacı olarak avukat görevlendirilmesini barodan isteyebilir veya hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından uzlaştırmacı görevlendirebilir.
Onuncu fıkra, Ceza Muhakemesi Kanununun hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebeplerinin, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak da göz önünde bulundurulacağı hükmünü içermektedir. Bu konuda özel bir red veya çekinme süreci öngörülmemiş olup, uzlaşmanın taraflarının veya uzlaştırmacının bu husustaki endişelerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Onbirinci fikraya göre, Cumhuriyet savcısı, görevlendirilen uzlaştırmacının talebi halinde soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneğini verir. Cumhuriyet savcısı uzlaştırmacıya, kendisine soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.
Onikinci fikrada, soruşturmayı sürüncemede bırakmayacak makul bir uzlaşma süresi öngörülmektedir. Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaşmayı sonuçlandıracaktır. Cumhuriyet savcısı bu süreyi yirmi günü geçmemek kaydıyla uzlaşma müzakerelerinin durumuna göre bir veya birkaç kez uzatabilir.
Onüçüncü fikraya göre, soruşturmanın gizliliğinin gereği olarak, uzlaşma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaşma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanuni temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanuni temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır. Müdafiin müzakerelere katılmamasının uzlaşmaya olumsuz bir etkisi kabul edilmemiştir.
Ondördüncü fıkra müzakere süreci ile ilgili hükümler içermektedir. Uzlaşma sağlanabilmesi için birden fazla müzakere yapılabilmesi mümkündür. Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle veya uzlaşmanın seyriyle ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir. Cumhuriyet savcısı da, uzlaştırmacıya talimatlar verebilir.
Uzlaşma müzakereleri olumlu veya olumsuz olarak sonuçlandığında uzlaştırmacı, onbeşinci fıkra uyarınca bir rapor hazırlayacaktır. Raporun uzlaşma sürecini doğru ve eksiksiz yansıtması gerekmektedir. Rapor ile birlikte, uzlaştırmacıya önceden verilmiş olan belge örnekleri Cumhuriyet savcısına teslim edilecektir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, rapor içeriğinde, tarafların ne suretle, hangi şartlarla uzlaştığı ayrıntılı olarak açıklanacaktır.
Onaltıncı fıkraya göre, uzlaşma teklifinin reddedilmesinden sonra, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebileceklerdir.
Onyedinci fikraya göre, Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse ve bu yönde kanaat sahibi olursa raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza edecektir.
Onsekizinci fikraya göre, uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemeyecektir.
Ondokuzuncu fıkraya göre, uzlaşma, bir edimin yerine getirilmesi veya yerine getirileceğinin taahhüt edilmesi halinde gerçekleşebilecektir. Şüphelinin edimini defaten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir.
Yerine getirilecek olan edim, maddi veya manevi bir zararın karşılığı olabileceği gibi, örneğin özür dileme şeklinde de olabilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya örneğin mağdurun belirli bir süre istihdam edilmesi gibi, süreklilik arz etmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilecektir.
Bu durumda 171 inci maddedeki şartların aranmayışının ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verip vermemek hususunda Cumhuriyet savcısının bir takdir yetkisinin bulunmamasının nedeni; ileri bir tarihe bırakılmış veya takside bağlanmış olan ya da süreklilik arzeden edimin yerine getirileceği taahhüdünün izlenmesi gereğidir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılmak üzere şüpheli hakkında iddianame düzenlenecektir. Bunun için, uzlaşma sürecinde de delil toplanmaya devam edilmesi gerekmektedir. Uzlaşma ile aynı zamanda mağdurun veya suçtan zarar görenin maddi ve manevi zararlarının karşılanması amaçlandığından, uzlaşmanın sağlanması halinde, artık, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış bir dava varsa bundan feragat edilmiş sayılır. Ayrıca, şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılacaktır.
Yirminci fıkra düzenlemesine göre, uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz. Müzakereler sırasında yapılan açıklamalar veya beyanlar, lehe veya aleyhe olacak şekilde, mevcut soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılamayacağı gibi, başka bir ceza veya disiplin muhakemesinde, hukuk davasında, idarî bir davada veya başka herhangi bir uyuşmazlıkta da delil olarak kullanılamayacaktır. Bu hüküm, özellikle, uzlaşma hususunda çekingen davranan şüpheliler bakımından önemli bir güvence oluşturmaktadır.
Yirmibirinci fıkra dava zamanaşımı ve kovuşturma koşulu olan dava sürelerinin işlememesi ile ilgilidir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek Cumhuriyet savcısına verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemeyecektir. Her ne kadar uzlaştırma sürecinde oldukça kısa süreler öngörülmekte ise de, özellikle bazı dava sürelerinin de kısalığı karşısında, bu düzenleme önem arz etmektedir.
Yirmiikinci fıkrada uzlaştırma giderleri düzenlenmektedir.
Buna göre, uzlaştırmacıya Cumhuriyet savcısı tarafından çalışma ve masraflarıyla orantılı bir ücret takdir edilerek ödenecektir. Uzlaştırmacıya ödenecek ücret de dahil olmak üzere, uzlaştırma giderleri, 324 üncü madde kapsamında yargılama giderlerinden sayılmaktadır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanacaktır.
Yirmiüçüncü fıkraya göre, uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilecektir.
Yirmidördüncü fıkraya göre, uzlaştırmanın uygulanmasına ilişkin bütün hususlar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 254 üncü maddesi değiştirilmiştir. Bu değişiklikle, aynı zamanda yargının iş yükünün azaltılması araçlarından biri olan uzlaşma, asıl olarak soruşturma evresinin bir kurumu olarak düzenlenmiştir.
Birinci fıkra uyarınca mahkeme tarafından uzlaştırma işlemlerinin yapılabilmesi, ancak, fiilin uzlaşma kapsamında olduğunun kovuşturma evresinde anlaşılması halinde mümkündür. Bu durum ancak duruşma aşamasında gündeme gelebilir. Çünkü ancak duruşmada delillerin ortaya konup tartışılması üzerine suçun niteliği değişebilir. İddianamenin kabulü ile duruşma açılması arasındaki aşamada esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadığından, bu arada suç vasfında bir değişiklik olamaz. İddianamenin mahkemeye sunulması üzerine incelenmesi aşamasında suçun uzlaşma kapsamında olduğunun görülmesi halinde ise, uzlaşma usulü uygulanmadığı için iddianame iade edilecektir.
Suçun uzlaşma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde, uzlaşma imkânının bu aşamada da tanınması amaçlanmıştır. Uzlaştırma usulü 253 üncü maddede düzenlendiğinden, mahkeme tarafında da aynı usule uyularak uzlaştırma işlemleri gerçekleştirilecektir. Buna göre, mahkeme, ilgililere uzlaşmaları teklifinde bulunacak, uzlaşmanın mahiyetini, kabul veya reddetmenin hukuki sonuçlarını anlatacaktır. Doğal olarak bu aşamada uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçları, soruşturma evresindekine göre farklı olacaktır.
Etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen bir suç söz konusu olduğunda, mahkeme tarafından uzlaştırma yoluna gidilemeyecektir.
Ancak şartları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
İkinci fıkrada, uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, edimin yerine getiriliş şekline göre verilebilecek kararlar öngörülmektedir.
Sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verilecektir. Buna karşılık edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onuncu fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır.
-
Değişikliğin gerekçesi
Maddeyle 5271 sayılı Kanunun 325 inci maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasında yargılama giderlerine ilişkin olarak doğabilecek tereddütlerin giderilmesi amacıyla değişiklik öngörülmüştür.
-
Eski ifade
Hükmün açıklanmasıDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkralar eklenmiş ve maddenin başlığında da buna uygun olarak değişiklik yapılmıştır.
Maddeye eklenen beşinci fıkra ile, hangi tür ve miktarda cezalar bakımından hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebileceği belirtilmektedir. Buna göre, yargılama sonunda hükmolunan iki yıl ve daha az süreli hapis cezası ile her miktardaki adlî para cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Beşinci fıkrada, ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması tanımlanmaktadır. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, öncelikle bir hüküm kurulmasını gerektirmektedir.
Ancak bu hüküm sanık hakkında hukukî sonuç doğurmamaktadır. Başka bir ifadeyle, kurulan hükmün hukukî sonuç doğurup doğurmaması, belli bir süreye ve bazı şartlara bağlı kılınmaktadır. Mahkûmiyet hükmü kurulduktan başka ayrıca, kurulan bu hükmün, sanık hakkında, yükümlülüklere uyduğu takdirde belirli bir süre hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilecektir.
Beşinci fıkrada, uzlaşmaya ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Böylece, yargılama konusu fiil 255 inci madde uyarınca uzlaşmaya tabi ise, öncelikle uzlaşma yoluyla uyuşmazlığın sona erdirilmesi denenecektir. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, şartları aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Uzlaşma gerçekleşmediği takdirde ise, mahkeme; mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmemesi halinde, şartları aranmaksızın, uzlaşmayı kabul eden sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşmayı kabul etmesine rağmen sanığın kabul etmemesi halinde, 231 inci maddedeki şartlar gerçekleşmiş olsa bile, sanık hakkında kovuşturma konusu suçla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesinin şartları altıncı fıkrada düzenlenmektedir. Buna göre;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması gerekir. Mahkumiyetin kesinleşmiş olması aranacaktır.
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması gerekir.
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesi gerekir. Bu zararın denetim süresince aylık taksitler halinde ödenmesi suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebileceği ise, dokuzuncu fıkrada hüküm altına alınmıştır.
Yedinci fıkraya göre, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Sekizinci fıkraya göre, hükmün açıklanması beş yıl süreyle ertelenir. Bu süre içerisinde sanık denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresince dava zamanaşımı işlemez. Denetim süresi içinde sanığın ayrıca sekizinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere tabi kılınmasına da karar verilebilir.
Onuncu fıkra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilebileceğini öngörmektedir.
Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri denetim süresi içinde yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine, hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
Hükmün açıklanmasımn geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
Son fıkraya göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmayacaktır.
-
Eski ifade
Adalet BakanıYeni ifadeAdalet BakanlığıDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 309 ve 310 uncu maddeleri değiştirilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Kanun yararına bozma” başlıklı 309 uncu maddesi, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun “Yazılı emir ile bozma” başlıklı 343 üncü maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiştir. Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Hâkim tarafından ve mahkemelerden verilen ve Yargıtayca tetkik edilmeksizin katileşen karar ve hükümlerde kanuna muhalefet edildiğini haber alırsa, Adalet Bakanı o karar veya hükmün bozulması için Yargıtaya müracaat etmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebilir. Bu emirde bozulmayı müstelzim kanunî sebepler gösterilir.” denilmek suretiyle, Adalet Bakanının söz konusu karar veya hükmün bozulması yönünde Yargıtaya müracaat etmesi için “Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebilmesi”nden bahsedilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 uncu maddesinin birinci fıkrasında ise, “Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” denilmek suretiyle, Adalet Bakanının, ilgili karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini de belirterek “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirmesi”nden söz edilmektedir. Dolayısıyla, 5271 sayılı 309 uncu maddesi, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343 üncü maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiş ise de, bu müessesenin, yeni Kanundaki adı ve içeriğinin düzenleniş biçimi itibariyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak söz konusu yazılı bildirimin bizatihi Adalet Bakanınca yerine getirilmesinin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Keza, “Kanun yararına bozma” müessesesinin daha etkin ve hızlı işletilebilmesi, hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların derhal giderilebilmesini sağlamak bakımından da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bu konuda yapılacak yazılı bildirimin bizzat Adalet Bakanı tarafından değil, Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilebilmesine imkân tanınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
-
Eski ifade
Adalet BakanıYeni ifadeAdalet BakanlığıDeğişikliğin gerekçesi
Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 309 ve 310 uncu maddeleri değiştirilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Kanun yararına bozma” başlıklı 309 uncu maddesi, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun “Yazılı emir ile bozma” başlıklı 343 üncü maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiştir. Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Hâkim tarafından ve mahkemelerden verilen ve Yargıtayca tetkik edilmeksizin katileşen karar ve hükümlerde kanuna muhalefet edildiğini haber alırsa, Adalet Bakanı o karar veya hükmün bozulması için Yargıtaya müracaat etmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebilir. Bu emirde bozulmayı müstelzim kanunî sebepler gösterilir.” denilmek suretiyle, Adalet Bakanının söz konusu karar veya hükmün bozulması yönünde Yargıtaya müracaat etmesi için “Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebilmesi”nden bahsedilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 uncu maddesinin birinci fıkrasında ise, “Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” denilmek suretiyle, Adalet Bakanının, ilgili karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini de belirterek “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirmesi”nden söz edilmektedir. Dolayısıyla, 5271 sayılı 309 uncu maddesi, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343 üncü maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiş ise de, bu müessesenin, yeni Kanundaki adı ve içeriğinin düzenleniş biçimi itibariyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak söz konusu yazılı bildirimin bizatihi Adalet Bakanınca yerine getirilmesinin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Keza, “Kanun yararına bozma” müessesesinin daha etkin ve hızlı işletilebilmesi, hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların derhal giderilebilmesini sağlamak bakımından da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bu konuda yapılacak yazılı bildirimin bizzat Adalet Bakanı tarafından değil, Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilebilmesine imkân tanınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
-
-
25 Mayıs 2005
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması" başlıklı 75 inci maddesi, uygulamada ortaya çıkarabileceği sorunlar dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Yapılan düzenleme ile, beden muayenesi iç ve dış beden muayenesi olarak ikiye ayrılmıştır. Bu madde kapsamında şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesinin hangi şartlarda ve ne suretle yapılacağı düzenlenmiştir.
Dış beden muayenesi ayrıca düzenlenmemiştir. Dış beden muayenesi için, mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcılığı tarafından bir karar verilmesine gerek bulunmayıp soruşturma ve kovuşturma makamları bu işlemi kendileri yapabileceklerdir.
Madde metninde ayrıca, şüpheli veya sanığın vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle, saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınması da, iç beden muayenesine ilişkin şartlara tabi tutulmuştur.
Buna göre, şüpheli ve sanık üzerinde iç beden muayenesinin yapılabilmesi veya vücuttan örnek alınabilmesi hususunda kural olarak hâkim veya mahkeme tarafından karar verilebilir. Bu hususta karar, Cumhuriyet savcısının veya mağdurun talebi üzerine veya re'sen verilebilir.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından da bu hususta karar verilebilir. Ancak, Cumhuriyet savcısının kararı, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulur.
Hâkim veya mahkeme, yirmidört saat içinde kararını verir. Onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır ve elde edilen deliller kullanılamaz. Bu düzenlemeyle, Cumhuriyet savcısının iç beden muayenesi ve vücuttan örnek alınmasıyla ilgili kararı sadece soruşturma evresiyle sınırlı tutulmamıştır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki; iç beden muayenesinin veya vücuttan örnek alınmasının, münhasıran şüpheli veya sanığa isnat edilen suçla ilgili delil elde etmek amacına yönelik olması gerekir. Bu bakımdan örneğin, bilimsel bir deney veya veri bankası oluşturmak amacıyla, söz konusu işlemlerin yapılmasına karar verilemez.
İç beden muayenesi, şüpheli veya sanığın bedeni üzerinde cerrahi müdahaleyi de gerekli kılabilir. Ancak, maddenin üçüncü fıkrasına göre; cerrahi müdahaleyi de gerektirebilen iç beden muayenesinin yapılabilmesi veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınabilmesi için; bu işlemlerin, şüpheli veya sanığın sağlığına zarar verme tehlikesinin bulunmaması gerekir. Bu nedenle, maddenin dördüncü fıkrasında, iç beden muayenesinin veya vücuttan kan veya benzeri biyolojik örnekler alınmasının, ancak tabip veya sağlık mesleği mensubu diğer bir kişi tarafından yapılabileceği kabul edilmiştir. Bu fıkra aynı zamanda iç beden muayenesi ile dış beden muayenesinin sınırını da belirlemektedir. Buna göre, iç beden muayenesi, ancak bir hekim veya sağlık mesleği mensubu bir kişi tarafından yapılabilecek bir müdahale olarak anlaşılmalıdır.
Keza belirtmek gerekir ki, beden muayenesi için şüpheli veya sanığın rızasının olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Ancak, müdafii huzurunda rıza göstermesi halinde, şüpheli veya sanığın iç beden muayenesinin yapılabilmesi, vücudundan örnek alınabilmesi için karar alınmasına gerek bulunmamaktadır.
Maddenin beşinci fıkrasında, cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayenenin, iç beden muayenesi sayılacağı belirtilmiştir.
Ancak, örneğin ağız, burun veya kulak gibi vücut boşluklarında yapılan muayene, iç beden muayenesi olarak kabul edilemez.
Altıncı fıkrada, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun kanunda yazılı cezasının üst sınırı gösterilmek suretiyle, bu madde hükmünün uygulama alanı daraltılmıştır.
Maddenin son fıkrası ile, Karayolları Trafik Kanunu gibi bazı özel kanunlardaki alkol muayenesine ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 76 ncı maddesi, 75 inci madde ile uyum sağlamak için kenar başlığı değiştirilmiş, birinci fıkra yeniden düzenlenmiş, maddede olmayan bir hüküm ikinci fıkra olarak eklenmiştir.
Bu düzenlemede, mağdurun bedeni üzerinde muayene yapılması hususunda, iç ve dış beden muayenesi ayırımına yer verilmemiştir.
Mağdurun bedeni üzerinde muayene yapılması veya vücudundan kan veya benzeri biyolojik örnekler ile saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınması hususunda da, hâkim mahkeme veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı karar verebilir. Ancak, bunun için, mağdurun sağlığının tehlikeye düşürülmemesi gerekir. Keza, mağdurun vücudu üzerinde cerrahi müdahalede bulunulamaz.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, mağdurun açık rızasının varlığı halinde, birinci fıkra hükmüne göre karar alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bu hükümle mağdurun rızası, bir hukuka uygunluk sebebi olarak özel bir düzenleme alanı bulmaktadır.
Mağdurun rızasının ikinci fıkra olarak eklenmesi nedeniyle, 76 ncı maddenin ikinci fıkrası teselsül ettirilmek suretiyle üçüncü fıkra olarak düzenlenmiştir. Buna göre, örneğin cinsel saldırı suçunun açıklığa kavuşturulması için, suç sonucunda mağdurun ya da şüpheli veya sanığın hamile kalması durumunda, hamile kalınan çocuğun soy bağının tespitine ihtiyaç bulunabilir. Bu durumda, maddenin üçüncü fıkrasına göre, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun mağduru konumunda olmayan çocuğun soy bağının araştırılmasına yönelik tıbbî tahlillerin yapılabilmesi için, birinci fıkrada öngörülen şekilde karar verilmesi gerekmektedir.
76 ncı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise, dördüncü ve beşinci fıkralar olarak aynen muhafaza edilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci cümlesi yeniden düzenlenmiş ve maddeye ikinci fıkra eklenmiştir. Maddede, vücuttan alınan örnekler üzerinde yapılan inceleme sonuçlarının, "hükmün" kesinleşmesi halinde yok edilmesi öngörülmekte idi.
Dolayısıyla, hüküm çeşitleri arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştı. Bu düzenlemeyle, "her türlü" hükmün değil, sadece beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının kesinleşmesi hallerinde bu bilgilerin yok edilmesi kabul edilmiş, böylece, özellikle mahkumiyet halinde bilgilerin muhafazası mümkün kılınmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları değiştirilmiştir.
Birinci fıkradaki değişiklikle, hâkim kararı aranmasından vazgeçilmiş, bu konuda asıl yetki Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Cumhuriyet savcısı bu konuda sözlü emir verebilecektir.
Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde, kolluk amiri de emir verebilecektir. Buradaki kolluk amirinin adli kolluk amiri olduğu açıktır.
İkinci fıkradaki değişiklik ile, 80 inci maddenin ikinci fıkrasındaki değişiklikle paralellik sağlanmıştır. Böylece, özellikle mahkumiyet halinde bu kayıtlar yok edilmeyeceği gibi, fıkrada sayılan kararlar kesinleşmediği sürece muhafaza edilecek olan kayıtlar, bu kararlar kesinleşinceye kadar da kullanılabilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 85 inci maddesi, uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri giderecek şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Her şeyden önce yer gösterme işleminin hukuki niteliği açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, ancak soruşturma evresinde başvurulabilecek bir işlem olan yer gösterme, yüklenen suç konusunda açıklamada bulunmama hakkını kullanmış olan şüpheli açısından geçerli olamayacaktır.
Yüklenen suç konusunda açıklamada bulunan şüphelinin bu açıklamalarının doğruluğunu kontrol etmek için yer gösterme yaptırılabilecektir.
Böylece, Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde sağlam deliller elde edebilecek ve iade edilmeyecek şekilde bir iddianame düzenleyebilecektir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçların soruşturması çerçevesinde, kolluk amiri de yer gösterme işlemi yaptırabilecektir.
Her soruşturmada başvurulamayan, ancak birinci fıkrada belirtilen şartlarda ve ayrıca gerek görüldüğünde başvurulabilecek olan yer gösterme işlemi yapılırken, soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla müdafi de hazır bulunabilecektir.
Yer gösterme işlemi bir tutanağa bağlanacaktır.
Tutanağın 169 uncu maddedeki hususları içermesi gerekmektedir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 90 ıncı maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları değiştirilmiştir.
Kolluk, öncelikle, yakalanan kişinin kaçmasını ve kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri alacak, daha sonra yakalanan kişiye kanuni haklarını bildirecektir. Böylece kollukla ilgili mevzuat ile uyum sağlanmıştır. Ayrıca, yakalamanın bir uzantısı olan bu tedbirlerin, başka koruma tedbirleriyle karışması önlenmiş olmaktadır.
Beşinci fıkrada yapılan değişiklikle, yakalanan kişilerin Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmaksızın, onun talimatıyla gözaltına alınabilmesi mümkün kılınmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 90 ıncı maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları değiştirilmiştir.
Kolluk, öncelikle, yakalanan kişinin kaçmasını ve kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri alacak, daha sonra yakalanan kişiye kanuni haklarını bildirecektir. Böylece kollukla ilgili mevzuat ile uyum sağlanmıştır. Ayrıca, yakalamanın bir uzantısı olan bu tedbirlerin, başka koruma tedbirleriyle karışması önlenmiş olmaktadır.
Beşinci fıkrada yapılan değişiklikle, yakalanan kişilerin Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmaksızın, onun talimatıyla gözaltına alınabilmesi mümkün kılınmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Gözaltı süresinin, yakalama yerine en yakın hâkime gönderilmesi için gerekli süre hariç olmak üzere, yakalama anından itibaren yirmidört saat geçemeyeceği öngörülmüştür. Böylece, bazı durumlarda gözaltı süresinin fonksiyonsuz olması önlenmek istenmiştir. Ayrıca 146 ncı madde ile de paralellik sağlanmış bulunmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Gözaltı süresinin, yakalama yerine en yakın hâkime gönderilmesi için gerekli süre hariç olmak üzere, yakalama anından itibaren yirmidört saat geçemeyeceği öngörülmüştür. Böylece, bazı durumlarda gözaltı süresinin fonksiyonsuz olması önlenmek istenmiştir. Ayrıca 146 ncı madde ile de paralellik sağlanmış bulunmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 98 inci maddesinin birinci fıkrasına bir cümle eklenmiştir. Böylece, tutuklama talebinin reddi kararına itiraz üzerine merciin itirazı yerinde görmesi halinde, bu arada serbest bırakılmış olan kişi hakkında tutuklama kararı vermek üzere yakalama emri düzenlenebilmesi mümkün hale getirilmiş ve bu suretle 271 inci maddenin dördüncü fıkrasıyla uyum sağlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 105 inci maddesi, 103 üncü maddedeki düzenleme ile paralellik sağlayacak şekilde değiştirilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 109 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, yurt dışına çıkma yasağı bakımından, birinci fıkrada öngörülen üç yıllık süre sınırlaması kaldırılmıştır. Bu değişiklikle, bütün suçlar bakımından yurt dışına çıkma yasağı tedbirine hükmedilebilecektir.
Böylece, tutuklamadan beklenen amacın yurt dışına çıkma yasağı koymak suretiyle de sağlanabileceği her durumda, kişinin tutuklanması gibi daha ağır bir tedbir yerine, daha hafif olan yurt dışına çıkma yasağı tedbirine karar verilebilecektir. Ölçülülük ilkesi de bu şekilde sağlanmış olacaktır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 119 uncu maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiş, üçüncü fıkranın ikinci cümlesi ile beşinci fıkrasındaki "hâkim veya" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, gecikmesinde sakınca bulunan ve ayrıca Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan hallerde, adli kolluk amirinin de arama konusunda yazılı emir verebilmesi kabul edilmiştir.
Ancak, kolluk amirinin yazılı emir verme yetkisi konut ve işyeri bakımından kabul edilmemiştir.
119 uncu maddenin üçüncü fıkrasındaki "Arama sonucunda bazı eşyaya elkoyma söz konusu olduğunda 127 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır" cümlesi metinden çıkarılmıştır. Bu değişiklikle, arama sonucunda gerçekleştirilecek elkoyma işlemine işlerlik kazandırılması amaçlanmıştır. Böylece, arama sonucunda bazı eşyaya elkoyma söz konusu olduğunda, bunun için ayrıca bir karar veya yazılı emir alınmasına gerek kalmayacak, arama karar veya emrinde, elkoyma yetkisi de verilebilecektir.
Son fıkrada "hâkim veya" ibaresi metinden çıkarılmakla, soruşturmanın asıl yürütücüsü olan Cumhuriyet savcısının istem ve katılımı yeterli görülmüştür.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 119 uncu maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiş, üçüncü fıkranın ikinci cümlesi ile beşinci fıkrasındaki "hâkim veya" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Birinci fıkrada yapılan değişiklikle, gecikmesinde sakınca bulunan ve ayrıca Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan hallerde, adli kolluk amirinin de arama konusunda yazılı emir verebilmesi kabul edilmiştir.
Ancak, kolluk amirinin yazılı emir verme yetkisi konut ve işyeri bakımından kabul edilmemiştir.
119 uncu maddenin üçüncü fıkrasındaki "Arama sonucunda bazı eşyaya elkoyma söz konusu olduğunda 127 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır" cümlesi metinden çıkarılmıştır. Bu değişiklikle, arama sonucunda gerçekleştirilecek elkoyma işlemine işlerlik kazandırılması amaçlanmıştır. Böylece, arama sonucunda bazı eşyaya elkoyma söz konusu olduğunda, bunun için ayrıca bir karar veya yazılı emir alınmasına gerek kalmayacak, arama karar veya emrinde, elkoyma yetkisi de verilebilecektir.
Son fıkrada "hâkim veya" ibaresi metinden çıkarılmakla, soruşturmanın asıl yürütücüsü olan Cumhuriyet savcısının istem ve katılımı yeterli görülmüştür.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 127 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası değiştirilmiş, altıncı fıkrasındaki "hâkim veya" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
119 uncu maddenin birinci fıkrasıyla paralellik sağlamak üzere 127 nci maddenin birinci fıkrası değiştirilmiştir. Buna göre, gecikmesinde sakınca bulunan ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan hallerde adli kolluk amirinin yazılı emriyle de elkoyma işlemi yapılabilecektir.
Üçüncü fıkradaki değişiklik, birinci fıkradaki değişikliğin zorunlu bir sonucudur. Böylece adli kolluk amirinin elkoymaya ilişkin yazılı emri de hâkim onayına tabi kılınmıştır.
Son fıkradaki "hâkim veya" ibaresi, 119 uncu maddenin son fıkrasındaki değişikliğe paralel olarak ve aynı gerekçeyle metinden çıkarılmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 127 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası değiştirilmiş, altıncı fıkrasındaki "hâkim veya" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
119 uncu maddenin birinci fıkrasıyla paralellik sağlamak üzere 127 nci maddenin birinci fıkrası değiştirilmiştir. Buna göre, gecikmesinde sakınca bulunan ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan hallerde adli kolluk amirinin yazılı emriyle de elkoyma işlemi yapılabilecektir.
Üçüncü fıkradaki değişiklik, birinci fıkradaki değişikliğin zorunlu bir sonucudur. Böylece adli kolluk amirinin elkoymaya ilişkin yazılı emri de hâkim onayına tabi kılınmıştır.
Son fıkradaki "hâkim veya" ibaresi, 119 uncu maddenin son fıkrasındaki değişikliğe paralel olarak ve aynı gerekçeyle metinden çıkarılmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair bir ibare metne eklenmiştir.
Üçüncü fıkrada, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği hükmü ilave edilmiştir.
Dördüncü fıkradaki, "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri metinden çıkarılmış, böylece şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiştir.
Altıncı fıkraya eklenen hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 135 inci maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair bir ibare metne eklenmiştir.
Üçüncü fıkrada, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği hükmü ilave edilmiştir.
Dördüncü fıkradaki, "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri metinden çıkarılmış, böylece şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiştir.
Altıncı fıkraya eklenen hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 135 inci maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair bir ibare metne eklenmiştir.
Üçüncü fıkrada, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği hükmü ilave edilmiştir.
Dördüncü fıkradaki, "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri metinden çıkarılmış, böylece şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiştir.
Altıncı fıkraya eklenen hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 135 inci maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine (5) numaralı alt bentten sonra gelmek üzere (6) numaralı alt bent eklenmiştir. Bu hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 140 ıncı maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
Üçüncü fıkraya eklenen cümle ile, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilmesi mümkün kılınmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinin yedinci fıkrası değiştirilmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile uyum sağlanmıştır. 11.7.2002 tarihli Göç/Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sekize karşı dokuz oyla, çelişmeli yargılamanın gerektirdiği duruşma hakkı garanti edilmediği için Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Hâkim önüne çıkarılmadan iki gün süreyle gözaltında tutulan başvurucunun 466 sayılı Kanun uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinde (ve temyiz aşamasında Yargıtay'da) görülen davada, başvurucuya, durumunu sözlü olarak anlatma fırsatı verilmemiştir. Oysa tazminat miktarını belirlerken dikkate alınan davacının sosyal, ekonomik konumu ve gözaltında çektiği acı gibi kişisel durumlar duruşmayı gerekli kılmaktadır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 151 inci maddesinin başlığı değiştirilmiş ve maddeye dört fıkra eklenmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 151 inci maddesinin başlığı değiştirilmiş ve maddeye dört fıkra eklenmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 151 inci maddesinin başlığı değiştirilmiş ve maddeye dört fıkra eklenmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 151 inci maddesinin başlığı değiştirilmiş ve maddeye dört fıkra eklenmiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 161 inci maddesinin beşinci fıkrasına yapılan eklemeyle, ceza muhakemesi bakımından adli kolluk amiri olmakla birlikte, o yerdeki en üst kolluk amiri hakkında Cumhuriyet savcısının doğrudan soruşturma yetkisi kabul edilmemiştir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 173 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları değiştirilmiştir.
Üçüncü fıkrada yapılan değişikliğe göre, başkan kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilecektir.
Dördüncü fıkrada yapılan değişikliğe göre, başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verecektir. Bu değişiklikle, Kanunun kamu davasının açılmasına ilişkin olarak benimsediği sistem ile uyum sağlanması amaçlanmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 174 üncü maddesi değiştirilmiştir.
Kamu davasının tek veya zorunlu olduğunda birbirini izleyen oturumlarda ve mümkünse bir günde sonuçlandırılmasını gerçekleştirebilmek amacıyla; iddianamenin, hukuken geçerli ve yeterli delillerin toplanmasından ve dava açma koşullarının gerçekleşmesinden sonra, tüm yönleriyle doğru ve eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi gerekmektedir.
Yeterli delil bulunmadan veya toplanmadan âdeta delilsiz davanın açılmış olması ve bunun sonucu olarak mahkemenin soruşturma yapmak zorunluluğunda kalacağının anlaşılması halinde iddianame iade edilecektir.
Mahkemenin bu kararı üzerine Cumhuriyet savcısı, eğer itiraz yoluna gitmeyecekse yeniden soruşturma yapacaktır. Yaptığı bu soruşturma sonunda yeterli delil saptayabildiğinde Cumhuriyet savcısı yeniden iddianame düzenleyerek mahkemeye verecek, yeterli delil bulamazsa kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. Böylece soruşturmanın gereğince tamamlanmadan dava açılmasının sakıncaları, duruşmaların uzaması ve ertelenmesi önlenebilecektir.
Deliller kamu davası açmak için yeterli olsa bile, iddianamede bulunması gerekli diğer ve bir bakıma şekli sayılabilecek hususların yer almaması halinde de iade mümkündür.
Önödemeye veya uzlaşmaya tabi bir suç hakkında yanlışlıkla iddianame düzenlenmişse, bu da iddianamenin iadesi nedeni sayılmıştır. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, iade kararına itiraz etmeyecekse, önödeme veya uzlaşma yoluyla soruşturmayı sona erdirmeyi deneyecektir.
Savcının değerlendirmesine tabi hususlar iade gerekçesi olamaz. Bu nedenle mahkeme, savcının nitelendirmesine katılmadığını belirterek bir hususu iade konusu yapamaz. Ancak iddianamede bulunması gereken hususlarda bir eksiklik veya yanlışlığa dayanarak iade yoluna gidilebilir. Örneğin soruşturulan fiilin önödemelik olup olmadığının takdiri Cumhuriyet savcısına aittir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, fiilin önödeme kapsamında olmadığı görüşünde ise, mahkeme bu durumda iddianameyi iade edemez.
Keza, görev veya yetki konusunda iddianamede açık bir yanlışlık veya çelişki varsa iade mümkündür. Örneğin iddianame asliye ceza mahkemesine verildiği halde, ağır ceza mahkemesinin madde bakımından yetkisine girecek ağırlıkta bir ceza miktarı talep edilmesi; iddianamede gösterilen mahkemenin yargı çevresi dışında suçun işlendiğinin iddianameden anlaşılması gibi. Nitekim 170 inci maddenin üçüncü fıkrası iddianamenin "görevli ve yetkili" mahkemeye hitaben düzenlenmesini öngörmektedir. Şayet iddianamenin görevli veya yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmediği iddianameden kolayca anlaşılabiliyorsa, iddianamenin 170 inci maddeye aykırı düzenlendiğinden bahisle mahkeme iadeye karar verebilecektir.
Buna karşılık, Cumhuriyet savcısının değerlendirmesinde bir çelişki olmadığı sürece, örneğin mahkeme görev veya yetki konusunda Cumhuriyet savcısı ile aynı kanaatte olmasa bile, bu sebeple iddianameyi iade edemez. Çünkü bu sorun görev veya yetki uyuşmazlığının konusu olabilecek bir husustur ve bir merciin çözmesi gereken bir konuyu mahkeme iddianamenin iadesi yoluyla çözemez. Kaldı ki, bu ihtimalde, iddianamenin iadesine yönelik inceleme ile göreve ilişkin incelemenin aynı zaman diliminde olması mümkün değildir.
İddianamenin iadesi, ancak, iddianamenin mahkemeye verilmesinden sonra fakat kabulünden önce, yani soruşturma evresinde verilebilecek bir karardır. Oysa mahkemenin nitelendirmesi sonucu ortaya çıkabilecek olan görevsizlik kararı, ancak kovuşturma evresinde, iddianamenin kabulünden sonra verilebilmektedir.
Aynı durum yer yönünden yetki bakımından da geçerlidir.
Bu nedenle mahkeme, iddianame kendisine verildiği zaman, görev yönünden herhangi bir değerlendirme yapmaksızın, kabul edilebilir bir iddianamenin bulunup bulunmadığına karar vermek zorundadır. İadesi gereken bir iddianame sözkonusu ise öncelikle bu yola başvurulacak, iddianamedeki eksiklikler tamamlandıktan veya itiraz üzerine bu konuda bir karar verildikten sonra, artık ortada, iade yönünden değerlendirmeye tabi kılınmış bir iddianame var demektir. Bunun üzerine iddianame kabul edilecek ve gerekli görülüyorsa, yani Cumhuriyet savcısının görev veya yetki konusundaki hukuki nitelendirmesi kabul edilmiyorsa, görevsizlik kararı verilecektir. Görev sorunu çözüldükten sonra ise artık yeniden iddianamenin iadesine gerek ve hatta imkan bulunmamaktadır. Çünkü, gerçekte görevsiz veya yetkisiz de olsa, bir mahkeme tarafından iddianamenin iadesi konusu değerlendirilmiş bulunmaktadır. Bu değerlendirmeyi yapanın, mutlaka, kendisine gelen davayı kabul eden veya kabul etmediği için çıkan uyuşmazlık üzerine görevli veya yetkili hale gelmiş bulunan mahkeme olması şart değildir.
Yine, olaylar ile deliller arasında ilişki kurulmaksızın, sadece olaylara ve sadece delillere ard arda yer verilmiş ve takdirin mahkemeye bırakılmış olması halinde de iade mümkündür.
İddianamenin iadesi üzerine Cumhuriyet savcısının izleyebileceği iki yol bulunmaktadır. İlki, iade kararında belirtilen eksiklikleri giderdikten, hatalı noktaları düzelttikten sonra yeniden iddianame düzenlemektir. Eksiklik ve yanlışlıklar giderildikten sonra, artık mahkeme yeni ve başka sebeplere dayanarak yeniden iade edemez. İkinci yol ise iade kararına karşı itiraz kanun yoludur. İtiraz merciinin kararı kesin olduğundan, Cumhuriyet savcısını da mahkemeyi de bağlayacaktır.
İddianameyi iade için öngörülen süre, kesin bir süredir. Bu süre içinde iade edilmeyen iddianame artık kabul edilmiş sayılır.
İlk iade kararında belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez. Bu nedenle, mahkeme, olabildiğince titiz bir inceleme ile, iadeye konu olabilecek bütün hususları belirlemelidir. İade süresinin onbeş gün olması bu tür bir incelemeyi mümkün kılacaktır.
İade sebebi olarak gösterilen eksiklikler tamamlanmadan ve hatalı noktalar düzeltilmeden, adeta aynı iddianamenin yeniden mahkemeye verilmesi halinde, mahkeme bu iddianameyi de iade edebilecektir.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 206 ncı maddesinin birinci fıkrasına bir cümle eklenmiştir.
Buna göre, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. Böylece, yargılamanın yapılabilir olması sağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası şahsi hak davası ile ilgili olduğundan ve şahsi hak davası bu Kanunda düzenlenmediğinden, fıkra madde metninden çıkarılmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 206 ncı maddesinin birinci fıkrasına bir cümle eklenmiştir.
Buna göre, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. Böylece, yargılamanın yapılabilir olması sağlanmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası şahsi hak davası ile ilgili olduğundan ve şahsi hak davası bu Kanunda düzenlenmediğinden, fıkra madde metninden çıkarılmıştır.
-
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle işlenmesi hali de eklenmiştir. Böylece 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24 üncü maddesinde kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak öngörülen bu halde verilecek son kararın ne olacağı gösterilmiştir.
-
Eski ifade
bulanamayanYeni ifadebulunamayanDeğişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 35 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki "hukuken geçerli mazerete dayanarak" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Böylece, hükmün tebliği hususunda ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, madde metnindeki hatalı olan "bulanamayan" ibaresi ise "bulunamayan" olarak düzeltilmiştir.
-
Eski ifade
ŞüphelininYeni ifadeŞüpheli veya sanığınDeğişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair bir ibare metne eklenmiştir.
Üçüncü fıkrada, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği hükmü ilave edilmiştir.
Dördüncü fıkradaki, "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri metinden çıkarılmış, böylece şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiştir.
Altıncı fıkraya eklenen hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 135 inci maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
-
25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle; bu fıkrada geçen "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair bir ibare metne eklenmiştir.
Üçüncü fıkrada, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkimin, bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebileceği hükmü ilave edilmiştir.
Dördüncü fıkradaki, "kullanmakta olduğu" ve "kullanılan" ibareleri metinden çıkarılmış, böylece şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiştir.
Altıncı fıkraya eklenen hükümle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 227 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen; fuhuş amacıyla ülkeye insan sokma veya insanların ülke dışına çıkmasını sağlama fiilleri de, 135 inci maddenin uygulama alanına dahil edilmiştir.
-
25/5/2005 tarihli ve 5353 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle bu fıkrada geçen "halinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "soruşturma evresinin bitiminden itibaren" ibaresi eklenmiştir.
Değişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 137 nci maddesinin dördüncü fıkrasında geçen "halinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "soruşturma evresinin bitiminden itibaren" ibaresi eklenmiştir.
Böylece, özellikle iştirak halinde işlenen suçlar bakımından soruşturmanın amacının tehlikeye girmesi önlenmek istenmiştir.
-
Eski ifade
Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlemDeğişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 151 inci maddesinin başlığı değiştirilmiş ve maddeye dört fıkra eklenmiştir.
-
Eski ifade
3 üncüYeni ifade4 üncüDeğişikliğin gerekçesi
5271 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki "3 üncü" ibaresi "4 üncü" olarak değiştirilmiştir.
-
-
31 Mart 2005
-
Bu maddede yer alan "1 Nisan 2005“ ibaresi, 31/3/2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesiyle "1 Haziran 2005“ şeklinde değiştirilmiştir.
-