Bu makale 19 kez okundu.
Sözleşmeler Hukukunda En Çok Karşılaşılan
40 İNGİLİZCE TERİM
Küresel ticaretin, yabancı sermayeli şirketlerin, SaaS/platform sözleşmelerinin, distribütörlük ilişkilerinin ve uluslararası hizmet alımlarının artmasıyla birlikte İngilizce sözleşmelerle karşılaşma sıklığı ciddi şekilde artmıştır. Bu sözleşmeler çoğu zaman yalnızca İngilizce yazılmış metinler değildir; aynı zamanda Anglo-Sakson hukuk geleneğinin kavramlarını da taşır.
Bu nedenle İngilizce sözleşme terimlerini yalnızca sözlük anlamıyla çevirmek çoğu zaman yeterli olmaz. Özellikle “representation”, “warranty”, “indemnity”, “liquidated damages”, “best efforts”, “material breach”, “governing law” gibi kavramlar, Türk hukukundaki karşılıklarıyla birebir örtüşmeyebilir.
Bu yazıda, sözleşmeler hukukunda en sık karşılaşılan İngilizce terimleri, nerelerde kullanıldıklarını ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini pratik örneklerle ele alıyoruz.
1. Agreement / Contract
Agreement ve contract terimleri günlük kullanımda çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Ancak teknik olarak “agreement” daha geniş bir anlama sahiptir; taraflar arasındaki mutabakatı ifade eder. “Contract” ise hukuken bağlayıcı sözleşme anlamına gelir.
Örneğin:
“This Agreement shall enter into force on the Effective Date.”
Bu cümlede “Agreement”, imzalanan sözleşme metninin tamamını ifade eder.
Türkçeye genellikle “Sözleşme” olarak çevrilir. Ancak bazı durumlarda “agreement” kelimesi “anlaşma”, “mutabakat” veya “protokol” anlamına da gelebilir. Bu nedenle belge türüne göre çeviri yapılmalıdır.
2. Party / Parties
Party, sözleşmenin tarafını; Parties ise tarafların tamamını ifade eder.
Örnek kullanım:
“Each Party shall comply with its obligations under this Agreement.”
Türkçesi:
“Her bir Taraf, işbu Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine uygun hareket edecektir.”
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “Party” kelimesinin dava tarafı anlamında değil, sözleşme tarafı anlamında kullanılmasıdır. Sözleşmelerde genellikle başlangıç bölümünde taraflar tanımlanır ve devamında büyük harfle “Party” veya “Parties” şeklinde kullanılır.
3. Effective Date
Effective Date, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi ifade eder. Her zaman imza tarihiyle aynı olmak zorunda değildir.
Örnek:
“This Agreement shall become effective as of 1 January 2026.”
Bu durumda sözleşme daha sonra imzalansa dahi taraflar yürürlük tarihini 1 Ocak 2026 olarak belirlemiş olabilir.
Türkçeye genellikle “Yürürlük Tarihi” olarak çevrilir.
Pratikte özellikle hizmet sözleşmeleri, lisans sözleşmeleri, abonelik sözleşmeleri ve iş geliştirme anlaşmalarında önem taşır. Bir yükümlülüğün ne zaman başlayacağı, ödeme döneminin hangi tarihten itibaren işleyeceği veya fesih süresinin ne zaman hesaplanacağı çoğu zaman “Effective Date” üzerinden belirlenir.
4. Term
Term, sözleşmenin süresini ifade eder. Ancak bağlama göre “hüküm”, “şart” veya “dönem” anlamına da gelebilir.
Örnek:
“The initial term of this Agreement shall be one year.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmenin ilk süresi bir yıldır.”
Ancak şu cümlede farklı anlamdadır:
“The terms and conditions of this Agreement shall apply.”
Burada “terms and conditions”, “sözleşme hüküm ve şartları” anlamındadır.
Bu nedenle “term” kelimesi her zaman otomatik olarak “süre” diye çevrilmemelidir.
5. Recitals / Whereas Clauses
Sözleşmelerin giriş kısmında yer alan, tarafların sözleşmeyi neden akdettiklerini açıklayan bölüme Recitals denir. Bu bölümlerde sıklıkla “Whereas” ifadesi kullanılır.
Örnek:
“Whereas, the Supplier is engaged in the business of providing software development services…”
Türkçesi:
“Tedarikçi, yazılım geliştirme hizmetleri sunma alanında faaliyet göstermekte olup…”
Recitals bölümü, sözleşmenin arka planını açıklar. Her zaman doğrudan borç doğurmaz; ancak sözleşmenin yorumunda önem taşıyabilir. Bu bölüm, özellikle tarafların iradesini ve sözleşmenin ticari amacını anlamak bakımından dikkate alınmalıdır.
6. Definitions
Definitions, sözleşmede kullanılan kavramların tanımlandığı bölümdür.
Örnek:
“Confidential Information means any non-public information disclosed by one Party to the other Party.”
Türkçesi:
“Gizli Bilgi, bir Tarafça diğer Tarafa açıklanan kamuya açık olmayan her türlü bilgiyi ifade eder.”
İngilizce sözleşmelerde tanımlar bölümü oldukça önemlidir. Çünkü aynı kelime günlük dilde farklı bir anlama sahip olsa bile sözleşmede özel olarak tanımlanmışsa, artık o tanım esas alınır.
Özellikle şu terimlerin tanımlarına dikkat edilmelidir:
Tanımlar bölümü dikkatli okunmadan sözleşme değerlendirmesi yapmak ciddi yorum hatalarına neden olabilir.
7. Shall / May / Must / Will
İngilizce sözleşmelerde yardımcı fiiller kritik önem taşır.
Shall, genellikle hukuki yükümlülük ifade eder.
“The Buyer shall pay the purchase price within 30 days.”
Türkçesi:
“Alıcı, satış bedelini 30 gün içinde ödeyecektir.”
May, izin veya seçimlik hak anlamına gelir.
“The Supplier may terminate the Agreement upon written notice.”
Türkçesi:
“Tedarikçi, yazılı bildirimde bulunmak suretiyle Sözleşmeyi feshedebilir.”
Must, güçlü zorunluluk ifade eder; modern sözleşme dilinde “shall” yerine de kullanılabilir.
Will, kimi zaman gelecek zaman, kimi zaman taahhüt anlamında kullanılır. Ancak klasik sözleşme dilinde yükümlülük kurarken “shall” daha yaygındır.
Yanlış çeviri, taraflara yükümlülük yerine sadece hak tanınmış gibi bir sonuç doğurabilir.
8. Obligation
Obligation, yükümlülük anlamına gelir.
Örnek:
“The obligations of confidentiality shall survive the termination of this Agreement.”
Türkçesi:
“Gizliliğe ilişkin yükümlülükler, işbu Sözleşmenin sona ermesinden sonra da yürürlükte kalacaktır.”
Sözleşmelerde “obligation” kelimesi yalnızca asli edimleri değil; yan yükümlülükleri, bildirim yükümlülüklerini, gizlilik yükümlülüklerini, rekabet etmeme veya müşteri ayartmama yükümlülüklerini de kapsayabilir.
9. Representation
Representation, taraflardan birinin belirli bir vakıanın doğru olduğunu beyan etmesidir. Türkçeye genellikle “beyan” olarak çevrilir.
Örnek:
“The Seller represents that it has full authority to enter into this Agreement.”
Türkçesi:
“Satıcı, işbu Sözleşmeyi akdetmek için tam yetkiye sahip olduğunu beyan eder.”
Representation, özellikle şirket yetkisi, mülkiyet durumu, borçsuzluk, lisans, mevzuata uygunluk, dava bulunmaması gibi konularda kullanılır.
Yanlış veya gerçeğe aykırı representation verilmesi, sözleşmenin ihlali, tazminat sorumluluğu veya fesih sebebi oluşturabilir.
10. Warranty
Warranty, belirli bir durumun, niteliğin veya sonucun garanti edilmesi anlamına gelir. Türkçeye genellikle “garanti” veya “taahhüt” olarak çevrilir.
Örnek:
“The Supplier warrants that the Services shall be performed in a professional and workmanlike manner.”
Türkçesi:
“Tedarikçi, Hizmetlerin profesyonel ve özenli bir şekilde ifa edileceğini garanti eder.”
Representation ile warranty çoğu zaman birlikte kullanılır:
“The Seller represents and warrants that…”
Bu ifade Türkçeye genellikle şöyle çevrilir:
“Satıcı beyan ve garanti eder ki…”
“representation” daha çok mevcut veya geçmiş bir vakıaya ilişkin beyan niteliğindeyken, “warranty” çoğu zaman belirli bir kalite, uygunluk veya gelecekteki ifaya ilişkin garanti niteliği taşır.
11. Covenant
Covenant, tarafın belirli bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına ilişkin güçlü bir taahhüttür. Türkçede bağlama göre “taahhüt”, “yükümlülük” veya “söz verme” şeklinde karşılanabilir.
Örnek:
“The Employee covenants not to disclose any Confidential Information.”
Türkçesi:
“Çalışan, herhangi bir Gizli Bilgiyi açıklamamayı taahhüt eder.”
Covenant terimi özellikle finansman sözleşmelerinde, hisse devir sözleşmelerinde, yatırım sözleşmelerinde, rekabet yasağı ve gizlilik hükümlerinde sık görülür.
12. Conditions Precedent
Conditions Precedent, bir sözleşmenin yürürlüğe girmesi, kapanışın gerçekleşmesi veya belirli bir yükümlülüğün doğması için önceden yerine getirilmesi gereken şartları ifade eder.
Türkçeye genellikle “ön şartlar” veya “geciktirici şartlar” olarak çevrilir.
Örnek:
“Completion of the transaction shall be subject to the satisfaction of the Conditions Precedent.”
Türkçesi:
“İşlemin tamamlanması, Ön Şartların yerine getirilmesine bağlıdır.”
Özellikle birleşme ve devralma, hisse devir, yatırım, kredi ve proje finansmanı sözleşmelerinde sık kullanılır.
13. Subject to
Subject to, “...e tabi olmak kaydıyla”, “...şartına bağlı olarak” veya “...saklı kalmak üzere” anlamlarına gelebilir.
Örnek:
“Subject to the terms of this Agreement, the Licensee may use the Software.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme hükümlerine tabi olmak kaydıyla, Lisans Alan Yazılımı kullanabilir.”
Bu ifade, bir hakkın veya yükümlülüğün başka bir hükümle sınırlandırıldığını gösterir. Sözleşme yorumunda kritik öneme sahiptir.
14. Notwithstanding
Notwithstanding, “...e rağmen”, “...saklı kalmaksızın” veya “...hükmüne bakılmaksızın” anlamına gelir.
Örnek:
“Notwithstanding anything to the contrary in this Agreement, either Party may terminate this Agreement for material breach.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmede aksine herhangi bir hüküm bulunsa dahi, taraflardan her biri esaslı ihlal halinde Sözleşmeyi feshedebilir.”
Bu ifade, bulunduğu hükme öncelik kazandırır. Bu nedenle sözleşme içinde “notwithstanding” geçen hükümler özellikle dikkatle incelenmelidir.
15. Breach
Breach, sözleşmenin ihlali anlamına gelir.
Örnek:
“Failure to make payment shall constitute a breach of this Agreement.”
Türkçesi:
“Ödemenin yapılmaması, işbu Sözleşmenin ihlali teşkil eder.”
Breach; ödeme yapılmaması, hizmetin gereği gibi ifa edilmemesi, gizliliğin ihlali, rekabet yasağına aykırılık, teslimatın gecikmesi veya yanlış beyan gibi birçok durumda gündeme gelebilir.
16. Material Breach
Material Breach, esaslı sözleşme ihlali anlamına gelir. Her ihlal “material breach” değildir. Material breach, sözleşmenin devamını taraf açısından çekilmez veya anlamsız hale getirecek derecede önemli ihlalleri ifade eder.
Örnek:
“Either Party may terminate this Agreement immediately in the event of a material breach by the other Party.”
Türkçesi:
“Taraflardan her biri, diğer Tarafın esaslı ihlali halinde işbu Sözleşmeyi derhal feshedebilir.”
Bu kavram özellikle fesih hükümlerinde önemlidir. Sözleşmede hangi durumların “material breach” sayılacağı açıkça yazılırsa uyuşmazlık riski azalır.
17. Cure Period
Cure Period, ihlalin giderilmesi için tanınan süre anlamına gelir.
Örnek:
“If the breaching Party fails to cure the breach within 30 days, the non-breaching Party may terminate the Agreement.”
Türkçesi:
“İhlalde bulunan Taraf, ihlali 30 gün içinde gidermezse, ihlale uğrayan Taraf Sözleşmeyi feshedebilir.”
Bu hüküm, özellikle fesih öncesi ihtar ve ihlalin giderilmesi mekanizmasını düzenler. Uygulamada temerrüt, ihtar ve uygun süre kavramlarıyla bağlantılı şekilde değerlendirilebilir.
18. Termination
Termination, sözleşmenin sona erdirilmesi veya feshi anlamına gelir.
Örnek:
“This Agreement may be terminated by either Party upon 30 days’ prior written notice.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme, taraflardan herhangi biri tarafından 30 gün önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle feshedilebilir.”
Termination hükümlerinde özellikle şu hususlara dikkat edilmelidir:
19. Survival
Survival, sözleşme sona erse bile bazı hükümlerin yürürlükte kalmaya devam etmesini ifade eder.
Örnek:
“Clauses relating to confidentiality, limitation of liability and indemnification shall survive termination of this Agreement.”
Türkçesi:
“Gizlilik, sorumluluğun sınırlandırılması ve tazmin yükümlülüğüne ilişkin hükümler, işbu Sözleşmenin sona ermesinden sonra da yürürlükte kalacaktır.”
Survival hükümleri özellikle gizlilik, fikri mülkiyet, veri koruma, rekabet etmeme, tazminat ve uyuşmazlık çözümü hükümleri bakımından önemlidir.
20. Indemnity / Indemnification
Indemnity veya indemnification, bir tarafın diğer tarafı belirli zararlar, talepler, masraflar veya üçüncü kişi iddiaları nedeniyle tazmin etme yükümlülüğünü ifade eder.
Örnek:
“The Supplier shall indemnify and hold harmless the Client against any third-party claims arising from the Supplier’s breach of this Agreement.”
Türkçesi:
“Tedarikçi, işbu Sözleşmeyi ihlalinden kaynaklanan üçüncü kişi taleplerine karşı Müşteriyi tazmin edecek ve zarardan beri kılacaktır.”
Bu kavram Türkçeye yalnızca “tazminat” olarak çevrildiğinde anlam daralabilir. Çünkü indemnity çoğu zaman yalnızca doğrudan zararı değil; avukatlık ücretleri, yargılama giderleri, üçüncü kişi talepleri ve para cezaları gibi kalemleri de kapsayacak şekilde yazılır.
21. Hold Harmless
Hold harmless, bir tarafı belirli taleplerden, zararlardan veya sorumluluklardan ari tutma taahhüdüdür.
Genellikle indemnity ile birlikte kullanılır:
“indemnify, defend and hold harmless”
Türkçeye şu şekilde çevrilebilir:
“tazmin etmek, savunmak ve zarardan ari tutmak”
Bu ifade özellikle hizmet sağlayıcı sözleşmeleri, yazılım lisansları, danışmanlık sözleşmeleri ve üçüncü kişi hak ihlali riski bulunan sözleşmelerde sık görülür.
22. Limitation of Liability
Limitation of Liability, sorumluluğun sınırlandırılması anlamına gelir.
Örnek:
“In no event shall either Party be liable for indirect, incidental or consequential damages.”
Türkçesi:
“Taraflardan hiçbiri dolaylı, arızi veya sonuçsal zararlardan sorumlu olmayacaktır.”
Bu hükümler, sözleşmesel risk dağılımı açısından en kritik maddelerden biridir. Genellikle şu konular düzenlenir:
Bu hükümler, Türk Borçlar Kanunu’ndaki sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin emredici ilkelerle birlikte değerlendirilmelidir.
23. Consequential Damages
Consequential damages, dolaylı veya sonuçsal zararlar anlamına gelir. Ancak Anglo-Sakson hukukunda teknik bir kavramdır ve her zaman Türkçedeki “dolaylı zarar” kavramıyla birebir örtüşmez.
Örnek:
“Neither Party shall be liable for any consequential damages, including loss of profits.”
Türkçesi:
“Taraflardan hiçbiri, kâr kaybı dahil olmak üzere herhangi bir sonuçsal zarardan sorumlu olmayacaktır.”
Bu tür hükümler özellikle teknoloji, lojistik, üretim, tedarik ve hizmet sözleşmelerinde önem taşır. Çünkü taraflar çoğu zaman doğrudan zararlar dışındaki ekonomik kayıpları sınırlandırmak ister.
24. Liquidated Damages
Liquidated damages, tarafların sözleşme ihlali halinde önceden belirledikleri tazminat tutarını ifade eder.
Örnek:
“In case of delay, the Supplier shall pay liquidated damages equal to 0.5% of the contract price for each week of delay.”
Türkçesi:
“Gecikme halinde Tedarikçi, her gecikilen hafta için sözleşme bedelinin %0,5’i oranında önceden belirlenmiş tazminat ödeyecektir.”
Bu kavram Türk hukukundaki ceza koşulu ile benzerlik gösterse de birebir aynı değildir. Özellikle İngiliz hukukunda “liquidated damages” ile “penalty” ayrımı önemlidir. “Penalty” niteliğindeki aşırı cezai hükümler bazı hukuk sistemlerinde geçersiz sayılabilir.
Bu tür hükümleri incelerken şu sorulara odaklanmalıdır:
25. Penalty
Penalty, cezai şart veya ceza niteliğindeki ödeme yükümlülüğü anlamına gelir.
Örnek:
“The Employee shall pay a contractual penalty in case of breach of the non-compete obligation.”
Türkçesi:
“Çalışan, rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde sözleşmesel ceza ödeyecektir.”
Ancak İngilizce sözleşmelerde “penalty” kelimesinin kullanılması her zaman tercih edilmez. Özellikle “penalty clause” ifadesi geçersizlik tartışmasına yol açabileceği için çoğu zaman “liquidated damages” ifadesi tercih edilir.
26. Force Majeure
Force majeure, mücbir sebep anlamına gelir.
Örnek:
“Neither Party shall be liable for failure to perform its obligations due to a Force Majeure Event.”
Türkçesi:
“Taraflardan hiçbiri, Mücbir Sebep Hali nedeniyle yükümlülüklerini ifa edememesinden dolayı sorumlu olmayacaktır.”
Önemli olan yalnızca olayın meydana gelmesi değil, bu olayın sözleşmesel edimin ifasını objektif olarak engellemesi veya ciddi şekilde güçleştirmesidir.
27. Confidential Information
Confidential Information, gizli bilgi anlamına gelir.
Örnek:
“The Receiving Party shall not disclose any Confidential Information to third parties.”
Türkçesi:
“Alıcı Taraf, herhangi bir Gizli Bilgiyi üçüncü kişilere açıklamayacaktır.”
Gizlilik hükümlerinde şu detaylara dikkat edilmelidir:
28. Non-Disclosure Agreement / NDA
Non-Disclosure Agreement, gizlilik sözleşmesi anlamına gelir. Kısaca NDA olarak kullanılır.
NDA’ler, ticari görüşmeler, yatırım süreçleri, yazılım projeleri, distribütörlük görüşmeleri, şirket birleşme/devralma süreçleri ve iş ortaklığı müzakerelerinde sık kullanılır.
Örnek:
“The Parties agree to enter into this NDA for the purpose of evaluating a potential business relationship.”
Türkçesi:
“Taraflar, muhtemel bir iş ilişkisini değerlendirmek amacıyla işbu Gizlilik Sözleşmesini akdetmeyi kabul eder.”
NDA incelerken yalnızca gizlilik yükümlülüğüne değil; fikri mülkiyet, tersine mühendislik yasağı, veri koruma, iade/imha, yetkili mahkeme ve cezai şart hükümlerine de dikkat edilmelidir.
29. Intellectual Property Rights
Intellectual Property Rights, fikri mülkiyet hakları anlamına gelir.
Örnek:
“All Intellectual Property Rights in the Deliverables shall belong to the Client.”
Türkçesi:
“Teslim Edilecek Ürünler üzerindeki tüm fikri mülkiyet hakları Müşteriye ait olacaktır.”
Özellikle yazılım, tasarım, marka, reklam, danışmanlık, eğitim içeriği, içerik üretimi ve Ar-Ge sözleşmelerinde çok önemlidir.
Dikkat edilmesi gereken başlıca sorular şunlardır:
30. Assignment
Assignment, sözleşmeden doğan hakların veya sözleşmenin devri anlamına gelebilir.
Örnek:
“Neither Party may assign this Agreement without the prior written consent of the other Party.”
Türkçesi:
“Taraflardan hiçbiri, diğer Tarafın önceden yazılı onayı olmaksızın işbu Sözleşmeyi devredemez.”
Assignment hükümleri özellikle şirket birleşmeleri, grup şirketleri, alacak devri, hizmet sağlayıcı değişikliği ve yatırım süreçlerinde önemlidir.
31. Governing Law
Governing Law, sözleşmeye uygulanacak hukuku ifade eder.
Örnek:
“This Agreement shall be governed by and construed in accordance with the laws of England and Wales.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme, İngiltere ve Galler hukukuna tabi olacak ve bu hukuka göre yorumlanacaktır.”
Sözleşmenin dili İngilizce olsa bile uygulanacak hukuk Türk hukuku olabilir. Aynı şekilde taraflardan biri Türk şirketi olsa dahi sözleşme yabancı hukuka tabi kılınmış olabilir.
32. Jurisdiction
Jurisdiction, yetkili mahkeme veya yargı yetkisi anlamına gelir.
Örnek:
“The courts of Istanbul shall have exclusive jurisdiction over any dispute arising out of this Agreement.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmeden doğan her türlü uyuşmazlık bakımından İstanbul mahkemeleri münhasır yetkili olacaktır.”
Burada exclusive jurisdiction ifadesi, belirlenen mahkemelerin münhasır yetkili olduğunu gösterir. Non-exclusive jurisdiction ise tarafların başka yerlerde de dava açabilmesine imkan tanıyabilir.
33. Arbitration
Arbitration, tahkim anlamına gelir.
Örnek:
“Any dispute arising out of or in connection with this Agreement shall be finally settled by arbitration.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmeden doğan veya işbu Sözleşme ile bağlantılı her türlü uyuşmazlık nihai olarak tahkim yoluyla çözümlenecektir.”
Tahkim hükümlerinde özellikle şu unsurlar kontrol edilmelidir:
34. Entire Agreement
Entire Agreement, sözleşmenin taraflar arasındaki tüm mutabakatı içerdiğini ve önceki görüşme, yazışma veya beyanların yerine geçtiğini ifade eder.
Örnek:
“This Agreement constitutes the entire agreement between the Parties and supersedes all prior agreements and understandings.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme, Taraflar arasındaki mutabakatın tamamını teşkil eder ve önceki tüm anlaşma ve mutabakatların yerine geçer.”
Bu hüküm, özellikle sözleşme öncesi e-postalar, teklif formları, sunumlar veya sözlü beyanların sonradan ileri sürülmesini sınırlandırmak amacıyla kullanılır.
35. Severability
Severability, sözleşmedeki bir hükmün geçersiz olması halinde diğer hükümlerin geçerliliğini koruyacağını ifade eder.
Örnek:
“If any provision of this Agreement is held invalid, the remaining provisions shall remain in full force and effect.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmenin herhangi bir hükmünün geçersiz sayılması halinde, diğer hükümler tam olarak yürürlükte kalmaya devam edecektir.”
Bu hüküm özellikle uzun ve karmaşık ticari sözleşmelerde standart olarak yer alır.
36. Waiver
Waiver, bir haktan feragat veya bir hakkın kullanılmamasının gelecekte o haktan vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini ifade eden hükümlerde kullanılır.
Örnek:
“No failure or delay by either Party in exercising any right shall constitute a waiver of that right.”
Türkçesi:
“Taraflardan herhangi birinin bir hakkını kullanmaması veya geç kullanması, söz konusu haktan feragat edildiği anlamına gelmez.”
Bu hüküm, taraflardan birinin belli bir ihlale hemen tepki göstermemesinin, ileride o ihlale dayanamayacağı şeklinde yorumlanmasını engellemeyi amaçlar.
37. Amendment
Amendment, sözleşme değişikliği anlamına gelir.
Örnek:
“No amendment to this Agreement shall be valid unless made in writing and signed by both Parties.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşmede yapılacak herhangi bir değişiklik, yazılı olarak düzenlenip her iki Tarafça imzalanmadıkça geçerli olmayacaktır.”
Bu hüküm, e-posta yazışmaları veya fiili uygulamalar yoluyla sözleşmenin değiştirildiği iddialarını sınırlamak için kullanılır.
38. Notice
Notice, bildirim anlamına gelir.
Örnek:
“All notices under this Agreement shall be made in writing and sent to the addresses specified herein.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme kapsamındaki tüm bildirimler yazılı olarak yapılacak ve burada belirtilen adreslere gönderilecektir.”
Notice hükümlerinde şu hususlar önemlidir:
Uygulamada bildirim hükümleri, özellikle temerrüt, fesih, ihtar ve süre başlangıcı bakımından kritik öneme sahiptir.
39. Counterparts
Counterparts, sözleşmenin birden fazla nüsha halinde imzalanabileceğini ve her bir nüshanın aynı hukuki etkiye sahip olacağını ifade eder.
Örnek:
“This Agreement may be executed in counterparts, each of which shall be deemed an original.”
Türkçesi:
“İşbu Sözleşme birden fazla nüsha halinde imzalanabilir ve her bir nüsha asıl kabul edilir.”
Elektronik imza, taranmış imza ve farklı ülkelerde bulunan tarafların ayrı ayrı imza atması gereken durumlarda sıkça kullanılır.
40. Without Prejudice
Without prejudice, özellikle uyuşmazlık çözümü ve sulh görüşmelerinde kullanılan teknik bir ifadedir. Genel olarak, yapılan açıklama veya teklifin tarafın hukuki pozisyonuna zarar vermeyeceği ve aleyhine delil olarak kullanılmayacağı anlamına gelir.
Örnek:
“This settlement offer is made without prejudice.”
Türkçesi:
“İşbu sulh teklifi, hukuki hak ve iddialar saklı kalmak kaydıyla yapılmaktadır.”
Bu ifade hukukumuzdaki “haklarımız saklı kalmak kaydıyla” kullanımına benzerdir.
Sonuç
İngilizce sözleşme terimleri yalnızca dil bilgisi meselesi değildir; çoğu zaman arka planında farklı bir hukuk kültürü, farklı bir risk dağılımı ve farklı bir sözleşme tekniği bulunur. Bu nedenle İngilizce sözleşme incelerken kelime kelime çeviri yapmak yerine, her kavramın sözleşme içindeki fonksiyonunu değerlendirmek gerekir.
Bu kavramların doğru anlaşılması, yalnızca çeviri kalitesini artırmaz; aynı zamanda üstlenilen ticari ve hukuki risklerin doğru tespit edilmesini sağlar. Asıl mesele, metindeki kelimeleri Türkçeye çevirmek değil; o kelimelerin taraflar arasında nasıl bir hak, borç, risk ve sorumluluk dengesi kurduğunu doğru okuyabilmektir.
Av. Onur KART