YARIN BAŞLIYOR! | Hukuk İngilizcesine Giriş Kampı | 12-15 ve 19-22 Mayıs 2026 | Detaylı Bilgi Almak İçin Tıklayın

11 Mayıs 2026

Sözleşmeler Hukukunda En Çok Karşılaşılan 40 İngilizce Terim

Bu makale 19 kez okundu.

Sözleşmeler Hukukunda En Çok Karşılaşılan

40 İNGİLİZCE TERİM

Küresel ticaretin, yabancı sermayeli şirketlerin, SaaS/platform sözleşmelerinin, distribütörlük ilişkilerinin ve uluslararası hizmet alımlarının artmasıyla birlikte İngilizce sözleşmelerle karşılaşma sıklığı ciddi şekilde artmıştır. Bu sözleşmeler çoğu zaman yalnızca İngilizce yazılmış metinler değildir; aynı zamanda Anglo-Sakson hukuk geleneğinin kavramlarını da taşır.

Bu nedenle İngilizce sözleşme terimlerini yalnızca sözlük anlamıyla çevirmek çoğu zaman yeterli olmaz. Özellikle “representation”, “warranty”, “indemnity”, “liquidated damages”, “best efforts”, “material breach”, “governing law” gibi kavramlar, Türk hukukundaki karşılıklarıyla birebir örtüşmeyebilir.

Bu yazıda, sözleşmeler hukukunda en sık karşılaşılan İngilizce terimleri, nerelerde kullanıldıklarını ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini pratik örneklerle ele alıyoruz.

1. Agreement / Contract

Agreement ve contract terimleri günlük kullanımda çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Ancak teknik olarak “agreement” daha geniş bir anlama sahiptir; taraflar arasındaki mutabakatı ifade eder. “Contract” ise hukuken bağlayıcı sözleşme anlamına gelir.

Örneğin:

“This Agreement shall enter into force on the Effective Date.”

Bu cümlede “Agreement”, imzalanan sözleşme metninin tamamını ifade eder.

Türkçeye genellikle “Sözleşme” olarak çevrilir. Ancak bazı durumlarda “agreement” kelimesi “anlaşma”, “mutabakat” veya “protokol” anlamına da gelebilir. Bu nedenle belge türüne göre çeviri yapılmalıdır.

2. Party / Parties

Party, sözleşmenin tarafını; Parties ise tarafların tamamını ifade eder.

Örnek kullanım:

“Each Party shall comply with its obligations under this Agreement.”

Türkçesi:

“Her bir Taraf, işbu Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine uygun hareket edecektir.”

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “Party” kelimesinin dava tarafı anlamında değil, sözleşme tarafı anlamında kullanılmasıdır. Sözleşmelerde genellikle başlangıç bölümünde taraflar tanımlanır ve devamında büyük harfle “Party” veya “Parties” şeklinde kullanılır.

3. Effective Date

Effective Date, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi ifade eder. Her zaman imza tarihiyle aynı olmak zorunda değildir.

Örnek:

“This Agreement shall become effective as of 1 January 2026.”

Bu durumda sözleşme daha sonra imzalansa dahi taraflar yürürlük tarihini 1 Ocak 2026 olarak belirlemiş olabilir.

Türkçeye genellikle “Yürürlük Tarihi” olarak çevrilir.

Pratikte özellikle hizmet sözleşmeleri, lisans sözleşmeleri, abonelik sözleşmeleri ve iş geliştirme anlaşmalarında önem taşır. Bir yükümlülüğün ne zaman başlayacağı, ödeme döneminin hangi tarihten itibaren işleyeceği veya fesih süresinin ne zaman hesaplanacağı çoğu zaman “Effective Date” üzerinden belirlenir.

4. Term

Term, sözleşmenin süresini ifade eder. Ancak bağlama göre “hüküm”, “şart” veya “dönem” anlamına da gelebilir.

Örnek:

“The initial term of this Agreement shall be one year.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmenin ilk süresi bir yıldır.”

Ancak şu cümlede farklı anlamdadır:

“The terms and conditions of this Agreement shall apply.”

Burada “terms and conditions”, “sözleşme hüküm ve şartları” anlamındadır.

Bu nedenle “term” kelimesi her zaman otomatik olarak “süre” diye çevrilmemelidir.

5. Recitals / Whereas Clauses

Sözleşmelerin giriş kısmında yer alan, tarafların sözleşmeyi neden akdettiklerini açıklayan bölüme Recitals denir. Bu bölümlerde sıklıkla “Whereas” ifadesi kullanılır.

Örnek:

“Whereas, the Supplier is engaged in the business of providing software development services…”

Türkçesi:

“Tedarikçi, yazılım geliştirme hizmetleri sunma alanında faaliyet göstermekte olup…”

Recitals bölümü, sözleşmenin arka planını açıklar. Her zaman doğrudan borç doğurmaz; ancak sözleşmenin yorumunda önem taşıyabilir. Bu bölüm, özellikle tarafların iradesini ve sözleşmenin ticari amacını anlamak bakımından dikkate alınmalıdır.

6. Definitions

Definitions, sözleşmede kullanılan kavramların tanımlandığı bölümdür.

Örnek:

“Confidential Information means any non-public information disclosed by one Party to the other Party.”

Türkçesi:

“Gizli Bilgi, bir Tarafça diğer Tarafa açıklanan kamuya açık olmayan her türlü bilgiyi ifade eder.”

İngilizce sözleşmelerde tanımlar bölümü oldukça önemlidir. Çünkü aynı kelime günlük dilde farklı bir anlama sahip olsa bile sözleşmede özel olarak tanımlanmışsa, artık o tanım esas alınır.

Özellikle şu terimlerin tanımlarına dikkat edilmelidir:

  • Confidential Information
  • Services
  • Deliverables
  • Affiliate
  • Business Day
  • Intellectual Property Rights
  • Personal Data
  • Force Majeure Event
  • Material Breach

Tanımlar bölümü dikkatli okunmadan sözleşme değerlendirmesi yapmak ciddi yorum hatalarına neden olabilir.

7. Shall / May / Must / Will

İngilizce sözleşmelerde yardımcı fiiller kritik önem taşır.

Shall, genellikle hukuki yükümlülük ifade eder.

“The Buyer shall pay the purchase price within 30 days.”

Türkçesi:

“Alıcı, satış bedelini 30 gün içinde ödeyecektir.”

May, izin veya seçimlik hak anlamına gelir.

“The Supplier may terminate the Agreement upon written notice.”

Türkçesi:

“Tedarikçi, yazılı bildirimde bulunmak suretiyle Sözleşmeyi feshedebilir.”

Must, güçlü zorunluluk ifade eder; modern sözleşme dilinde “shall” yerine de kullanılabilir.

Will, kimi zaman gelecek zaman, kimi zaman taahhüt anlamında kullanılır. Ancak klasik sözleşme dilinde yükümlülük kurarken “shall” daha yaygındır.

  • shall = yapmakla yükümlüdür / edecektir
  • may = yapabilir
  • must = zorundadır
  • will = yapacaktır / gerçekleşecektir

Yanlış çeviri, taraflara yükümlülük yerine sadece hak tanınmış gibi bir sonuç doğurabilir.

8. Obligation

Obligation, yükümlülük anlamına gelir.

Örnek:

“The obligations of confidentiality shall survive the termination of this Agreement.”

Türkçesi:

“Gizliliğe ilişkin yükümlülükler, işbu Sözleşmenin sona ermesinden sonra da yürürlükte kalacaktır.”

Sözleşmelerde “obligation” kelimesi yalnızca asli edimleri değil; yan yükümlülükleri, bildirim yükümlülüklerini, gizlilik yükümlülüklerini, rekabet etmeme veya müşteri ayartmama yükümlülüklerini de kapsayabilir.

9. Representation

Representation, taraflardan birinin belirli bir vakıanın doğru olduğunu beyan etmesidir. Türkçeye genellikle “beyan” olarak çevrilir.

Örnek:

“The Seller represents that it has full authority to enter into this Agreement.”

Türkçesi:

“Satıcı, işbu Sözleşmeyi akdetmek için tam yetkiye sahip olduğunu beyan eder.”

Representation, özellikle şirket yetkisi, mülkiyet durumu, borçsuzluk, lisans, mevzuata uygunluk, dava bulunmaması gibi konularda kullanılır.

Yanlış veya gerçeğe aykırı representation verilmesi, sözleşmenin ihlali, tazminat sorumluluğu veya fesih sebebi oluşturabilir.

10. Warranty

Warranty, belirli bir durumun, niteliğin veya sonucun garanti edilmesi anlamına gelir. Türkçeye genellikle “garanti” veya “taahhüt” olarak çevrilir.

Örnek:

“The Supplier warrants that the Services shall be performed in a professional and workmanlike manner.”

Türkçesi:

“Tedarikçi, Hizmetlerin profesyonel ve özenli bir şekilde ifa edileceğini garanti eder.”

Representation ile warranty çoğu zaman birlikte kullanılır:

“The Seller represents and warrants that…”

Bu ifade Türkçeye genellikle şöyle çevrilir:

“Satıcı beyan ve garanti eder ki…”

“representation” daha çok mevcut veya geçmiş bir vakıaya ilişkin beyan niteliğindeyken, “warranty” çoğu zaman belirli bir kalite, uygunluk veya gelecekteki ifaya ilişkin garanti niteliği taşır.

11. Covenant

Covenant, tarafın belirli bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına ilişkin güçlü bir taahhüttür. Türkçede bağlama göre “taahhüt”, “yükümlülük” veya “söz verme” şeklinde karşılanabilir.

Örnek:

“The Employee covenants not to disclose any Confidential Information.”

Türkçesi:

“Çalışan, herhangi bir Gizli Bilgiyi açıklamamayı taahhüt eder.”

Covenant terimi özellikle finansman sözleşmelerinde, hisse devir sözleşmelerinde, yatırım sözleşmelerinde, rekabet yasağı ve gizlilik hükümlerinde sık görülür.

12. Conditions Precedent

Conditions Precedent, bir sözleşmenin yürürlüğe girmesi, kapanışın gerçekleşmesi veya belirli bir yükümlülüğün doğması için önceden yerine getirilmesi gereken şartları ifade eder.

Türkçeye genellikle “ön şartlar” veya “geciktirici şartlar” olarak çevrilir.

Örnek:

“Completion of the transaction shall be subject to the satisfaction of the Conditions Precedent.”

Türkçesi:

“İşlemin tamamlanması, Ön Şartların yerine getirilmesine bağlıdır.”

Özellikle birleşme ve devralma, hisse devir, yatırım, kredi ve proje finansmanı sözleşmelerinde sık kullanılır.

13. Subject to

Subject to, “...e tabi olmak kaydıyla”, “...şartına bağlı olarak” veya “...saklı kalmak üzere” anlamlarına gelebilir.

Örnek:

“Subject to the terms of this Agreement, the Licensee may use the Software.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme hükümlerine tabi olmak kaydıyla, Lisans Alan Yazılımı kullanabilir.”

Bu ifade, bir hakkın veya yükümlülüğün başka bir hükümle sınırlandırıldığını gösterir. Sözleşme yorumunda kritik öneme sahiptir.

14. Notwithstanding

Notwithstanding, “...e rağmen”, “...saklı kalmaksızın” veya “...hükmüne bakılmaksızın” anlamına gelir.

Örnek:

“Notwithstanding anything to the contrary in this Agreement, either Party may terminate this Agreement for material breach.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmede aksine herhangi bir hüküm bulunsa dahi, taraflardan her biri esaslı ihlal halinde Sözleşmeyi feshedebilir.”

Bu ifade, bulunduğu hükme öncelik kazandırır. Bu nedenle sözleşme içinde “notwithstanding” geçen hükümler özellikle dikkatle incelenmelidir.

15. Breach

Breach, sözleşmenin ihlali anlamına gelir.

Örnek:

“Failure to make payment shall constitute a breach of this Agreement.”

Türkçesi:

“Ödemenin yapılmaması, işbu Sözleşmenin ihlali teşkil eder.”

Breach; ödeme yapılmaması, hizmetin gereği gibi ifa edilmemesi, gizliliğin ihlali, rekabet yasağına aykırılık, teslimatın gecikmesi veya yanlış beyan gibi birçok durumda gündeme gelebilir.

16. Material Breach

Material Breach, esaslı sözleşme ihlali anlamına gelir. Her ihlal “material breach” değildir. Material breach, sözleşmenin devamını taraf açısından çekilmez veya anlamsız hale getirecek derecede önemli ihlalleri ifade eder.

Örnek:

“Either Party may terminate this Agreement immediately in the event of a material breach by the other Party.”

Türkçesi:

“Taraflardan her biri, diğer Tarafın esaslı ihlali halinde işbu Sözleşmeyi derhal feshedebilir.”

Bu kavram özellikle fesih hükümlerinde önemlidir. Sözleşmede hangi durumların “material breach” sayılacağı açıkça yazılırsa uyuşmazlık riski azalır.

17. Cure Period

Cure Period, ihlalin giderilmesi için tanınan süre anlamına gelir.

Örnek:

“If the breaching Party fails to cure the breach within 30 days, the non-breaching Party may terminate the Agreement.”

Türkçesi:

“İhlalde bulunan Taraf, ihlali 30 gün içinde gidermezse, ihlale uğrayan Taraf Sözleşmeyi feshedebilir.”

Bu hüküm, özellikle fesih öncesi ihtar ve ihlalin giderilmesi mekanizmasını düzenler. Uygulamada temerrüt, ihtar ve uygun süre kavramlarıyla bağlantılı şekilde değerlendirilebilir.

18. Termination

Termination, sözleşmenin sona erdirilmesi veya feshi anlamına gelir.

Örnek:

“This Agreement may be terminated by either Party upon 30 days’ prior written notice.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme, taraflardan herhangi biri tarafından 30 gün önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle feshedilebilir.”

Termination hükümlerinde özellikle şu hususlara dikkat edilmelidir:

  • Fesih olağan mı, haklı nedenle mi?
  • Bildirim süresi var mı?
  • İhlalin giderilmesi için süre tanınıyor mu?
  • Fesih sonrası gizlilik, ödeme, iade, rekabet yasağı gibi hükümler devam ediyor mu?
  • Peşin ödemeler iade edilecek mi?

19. Survival

Survival, sözleşme sona erse bile bazı hükümlerin yürürlükte kalmaya devam etmesini ifade eder.

Örnek:

“Clauses relating to confidentiality, limitation of liability and indemnification shall survive termination of this Agreement.”

Türkçesi:

“Gizlilik, sorumluluğun sınırlandırılması ve tazmin yükümlülüğüne ilişkin hükümler, işbu Sözleşmenin sona ermesinden sonra da yürürlükte kalacaktır.”

Survival hükümleri özellikle gizlilik, fikri mülkiyet, veri koruma, rekabet etmeme, tazminat ve uyuşmazlık çözümü hükümleri bakımından önemlidir.

20. Indemnity / Indemnification

Indemnity veya indemnification, bir tarafın diğer tarafı belirli zararlar, talepler, masraflar veya üçüncü kişi iddiaları nedeniyle tazmin etme yükümlülüğünü ifade eder.

Örnek:

“The Supplier shall indemnify and hold harmless the Client against any third-party claims arising from the Supplier’s breach of this Agreement.”

Türkçesi:

“Tedarikçi, işbu Sözleşmeyi ihlalinden kaynaklanan üçüncü kişi taleplerine karşı Müşteriyi tazmin edecek ve zarardan beri kılacaktır.”

Bu kavram Türkçeye yalnızca “tazminat” olarak çevrildiğinde anlam daralabilir. Çünkü indemnity çoğu zaman yalnızca doğrudan zararı değil; avukatlık ücretleri, yargılama giderleri, üçüncü kişi talepleri ve para cezaları gibi kalemleri de kapsayacak şekilde yazılır.

21. Hold Harmless

Hold harmless, bir tarafı belirli taleplerden, zararlardan veya sorumluluklardan ari tutma taahhüdüdür.

Genellikle indemnity ile birlikte kullanılır:

“indemnify, defend and hold harmless”

Türkçeye şu şekilde çevrilebilir:

“tazmin etmek, savunmak ve zarardan ari tutmak”

Bu ifade özellikle hizmet sağlayıcı sözleşmeleri, yazılım lisansları, danışmanlık sözleşmeleri ve üçüncü kişi hak ihlali riski bulunan sözleşmelerde sık görülür.

22. Limitation of Liability

Limitation of Liability, sorumluluğun sınırlandırılması anlamına gelir.

Örnek:

“In no event shall either Party be liable for indirect, incidental or consequential damages.”

Türkçesi:

“Taraflardan hiçbiri dolaylı, arızi veya sonuçsal zararlardan sorumlu olmayacaktır.”

Bu hükümler, sözleşmesel risk dağılımı açısından en kritik maddelerden biridir. Genellikle şu konular düzenlenir:

  • Sorumluluk üst sınırı
  • Dolaylı zararların hariç tutulması
  • Kâr kaybı, veri kaybı, itibar kaybı gibi zararların kapsam dışı bırakılması
  • Ağır kusur, kast, gizlilik ihlali veya veri ihlali gibi istisnalar

Bu hükümler, Türk Borçlar Kanunu’ndaki sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin emredici ilkelerle birlikte değerlendirilmelidir.

23. Consequential Damages

Consequential damages, dolaylı veya sonuçsal zararlar anlamına gelir. Ancak Anglo-Sakson hukukunda teknik bir kavramdır ve her zaman Türkçedeki “dolaylı zarar” kavramıyla birebir örtüşmez.

Örnek:

“Neither Party shall be liable for any consequential damages, including loss of profits.”

Türkçesi:

“Taraflardan hiçbiri, kâr kaybı dahil olmak üzere herhangi bir sonuçsal zarardan sorumlu olmayacaktır.”

Bu tür hükümler özellikle teknoloji, lojistik, üretim, tedarik ve hizmet sözleşmelerinde önem taşır. Çünkü taraflar çoğu zaman doğrudan zararlar dışındaki ekonomik kayıpları sınırlandırmak ister.

24. Liquidated Damages

Liquidated damages, tarafların sözleşme ihlali halinde önceden belirledikleri tazminat tutarını ifade eder.

Örnek:

“In case of delay, the Supplier shall pay liquidated damages equal to 0.5% of the contract price for each week of delay.”

Türkçesi:

“Gecikme halinde Tedarikçi, her gecikilen hafta için sözleşme bedelinin %0,5’i oranında önceden belirlenmiş tazminat ödeyecektir.”

Bu kavram Türk hukukundaki ceza koşulu ile benzerlik gösterse de birebir aynı değildir. Özellikle İngiliz hukukunda “liquidated damages” ile “penalty” ayrımı önemlidir. “Penalty” niteliğindeki aşırı cezai hükümler bazı hukuk sistemlerinde geçersiz sayılabilir.

Bu tür hükümleri incelerken şu sorulara odaklanmalıdır:

  • Bu tutar gerçek zararın makul bir tahmini mi?
  • Cezai şart niteliğinde mi?
  • Ayrıca zarar ispatı aranıyor mu?
  • Aşırı ise indirim riski var mı?
  • Gecikme, ayıp, gizlilik ihlali veya rekabet yasağı için mi öngörülmüş?

25. Penalty

Penalty, cezai şart veya ceza niteliğindeki ödeme yükümlülüğü anlamına gelir.

Örnek:

“The Employee shall pay a contractual penalty in case of breach of the non-compete obligation.”

Türkçesi:

“Çalışan, rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde sözleşmesel ceza ödeyecektir.”

Ancak İngilizce sözleşmelerde “penalty” kelimesinin kullanılması her zaman tercih edilmez. Özellikle “penalty clause” ifadesi geçersizlik tartışmasına yol açabileceği için çoğu zaman “liquidated damages” ifadesi tercih edilir.

26. Force Majeure

Force majeure, mücbir sebep anlamına gelir.

Örnek:

“Neither Party shall be liable for failure to perform its obligations due to a Force Majeure Event.”

Türkçesi:

“Taraflardan hiçbiri, Mücbir Sebep Hali nedeniyle yükümlülüklerini ifa edememesinden dolayı sorumlu olmayacaktır.”

Önemli olan yalnızca olayın meydana gelmesi değil, bu olayın sözleşmesel edimin ifasını objektif olarak engellemesi veya ciddi şekilde güçleştirmesidir.

27. Confidential Information

Confidential Information, gizli bilgi anlamına gelir.

Örnek:

“The Receiving Party shall not disclose any Confidential Information to third parties.”

Türkçesi:

“Alıcı Taraf, herhangi bir Gizli Bilgiyi üçüncü kişilere açıklamayacaktır.”

Gizlilik hükümlerinde şu detaylara dikkat edilmelidir:

  • Hangi bilgiler gizli bilgi sayılıyor?
  • Sözlü açıklamalar da gizli mi?
  • Kamuya açık bilgiler kapsam dışında mı?
  • Gizlilik süresi ne kadar?
  • Bağlı şirketler, danışmanlar ve avukatlarla paylaşım mümkün mü?
  • Mahkeme veya idari makam talebi halinde açıklama yapılabilir mi?

28. Non-Disclosure Agreement / NDA

Non-Disclosure Agreement, gizlilik sözleşmesi anlamına gelir. Kısaca NDA olarak kullanılır.

NDA’ler, ticari görüşmeler, yatırım süreçleri, yazılım projeleri, distribütörlük görüşmeleri, şirket birleşme/devralma süreçleri ve iş ortaklığı müzakerelerinde sık kullanılır.

Örnek:

“The Parties agree to enter into this NDA for the purpose of evaluating a potential business relationship.”

Türkçesi:

“Taraflar, muhtemel bir iş ilişkisini değerlendirmek amacıyla işbu Gizlilik Sözleşmesini akdetmeyi kabul eder.”

NDA incelerken yalnızca gizlilik yükümlülüğüne değil; fikri mülkiyet, tersine mühendislik yasağı, veri koruma, iade/imha, yetkili mahkeme ve cezai şart hükümlerine de dikkat edilmelidir.

29. Intellectual Property Rights

Intellectual Property Rights, fikri mülkiyet hakları anlamına gelir.

Örnek:

“All Intellectual Property Rights in the Deliverables shall belong to the Client.”

Türkçesi:

“Teslim Edilecek Ürünler üzerindeki tüm fikri mülkiyet hakları Müşteriye ait olacaktır.”

Özellikle yazılım, tasarım, marka, reklam, danışmanlık, eğitim içeriği, içerik üretimi ve Ar-Ge sözleşmelerinde çok önemlidir.

Dikkat edilmesi gereken başlıca sorular şunlardır:

  • Ortaya çıkan eserin/hizmet çıktısının sahibi kim olacak?
  • Kullanım hakkı mı devrediliyor, mülkiyet mi?
  • Lisans münhasır mı?
  • Alt lisans verilebilir mi?
  • Kaynak kod, tasarım dosyaları, eğitim materyalleri teslim edilecek mi?
  • Önceden var olan haklar kime ait kalacak?

30. Assignment

Assignment, sözleşmeden doğan hakların veya sözleşmenin devri anlamına gelebilir.

Örnek:

“Neither Party may assign this Agreement without the prior written consent of the other Party.”

Türkçesi:

“Taraflardan hiçbiri, diğer Tarafın önceden yazılı onayı olmaksızın işbu Sözleşmeyi devredemez.”

Assignment hükümleri özellikle şirket birleşmeleri, grup şirketleri, alacak devri, hizmet sağlayıcı değişikliği ve yatırım süreçlerinde önemlidir.

31. Governing Law

Governing Law, sözleşmeye uygulanacak hukuku ifade eder.

Örnek:

“This Agreement shall be governed by and construed in accordance with the laws of England and Wales.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme, İngiltere ve Galler hukukuna tabi olacak ve bu hukuka göre yorumlanacaktır.”

Sözleşmenin dili İngilizce olsa bile uygulanacak hukuk Türk hukuku olabilir. Aynı şekilde taraflardan biri Türk şirketi olsa dahi sözleşme yabancı hukuka tabi kılınmış olabilir.

32. Jurisdiction

Jurisdiction, yetkili mahkeme veya yargı yetkisi anlamına gelir.

Örnek:

“The courts of Istanbul shall have exclusive jurisdiction over any dispute arising out of this Agreement.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmeden doğan her türlü uyuşmazlık bakımından İstanbul mahkemeleri münhasır yetkili olacaktır.”

Burada exclusive jurisdiction ifadesi, belirlenen mahkemelerin münhasır yetkili olduğunu gösterir. Non-exclusive jurisdiction ise tarafların başka yerlerde de dava açabilmesine imkan tanıyabilir.

33. Arbitration

Arbitration, tahkim anlamına gelir.

Örnek:

“Any dispute arising out of or in connection with this Agreement shall be finally settled by arbitration.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmeden doğan veya işbu Sözleşme ile bağlantılı her türlü uyuşmazlık nihai olarak tahkim yoluyla çözümlenecektir.”

Tahkim hükümlerinde özellikle şu unsurlar kontrol edilmelidir:

  • Tahkim kurumu hangisi?
  • Tahkim yeri neresi?
  • Tahkim dili ne?
  • Hakem sayısı kaç?
  • Uygulanacak hukuk ne?
  • Acil hakem veya ihtiyati tedbir mekanizması var mı?

34. Entire Agreement

Entire Agreement, sözleşmenin taraflar arasındaki tüm mutabakatı içerdiğini ve önceki görüşme, yazışma veya beyanların yerine geçtiğini ifade eder.

Örnek:

“This Agreement constitutes the entire agreement between the Parties and supersedes all prior agreements and understandings.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme, Taraflar arasındaki mutabakatın tamamını teşkil eder ve önceki tüm anlaşma ve mutabakatların yerine geçer.”

Bu hüküm, özellikle sözleşme öncesi e-postalar, teklif formları, sunumlar veya sözlü beyanların sonradan ileri sürülmesini sınırlandırmak amacıyla kullanılır.

35. Severability

Severability, sözleşmedeki bir hükmün geçersiz olması halinde diğer hükümlerin geçerliliğini koruyacağını ifade eder.

Örnek:

“If any provision of this Agreement is held invalid, the remaining provisions shall remain in full force and effect.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmenin herhangi bir hükmünün geçersiz sayılması halinde, diğer hükümler tam olarak yürürlükte kalmaya devam edecektir.”

Bu hüküm özellikle uzun ve karmaşık ticari sözleşmelerde standart olarak yer alır.

36. Waiver

Waiver, bir haktan feragat veya bir hakkın kullanılmamasının gelecekte o haktan vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini ifade eden hükümlerde kullanılır.

Örnek:

“No failure or delay by either Party in exercising any right shall constitute a waiver of that right.”

Türkçesi:

“Taraflardan herhangi birinin bir hakkını kullanmaması veya geç kullanması, söz konusu haktan feragat edildiği anlamına gelmez.”

Bu hüküm, taraflardan birinin belli bir ihlale hemen tepki göstermemesinin, ileride o ihlale dayanamayacağı şeklinde yorumlanmasını engellemeyi amaçlar.

37. Amendment

Amendment, sözleşme değişikliği anlamına gelir.

Örnek:

“No amendment to this Agreement shall be valid unless made in writing and signed by both Parties.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşmede yapılacak herhangi bir değişiklik, yazılı olarak düzenlenip her iki Tarafça imzalanmadıkça geçerli olmayacaktır.”

Bu hüküm, e-posta yazışmaları veya fiili uygulamalar yoluyla sözleşmenin değiştirildiği iddialarını sınırlamak için kullanılır.

38. Notice

Notice, bildirim anlamına gelir.

Örnek:

“All notices under this Agreement shall be made in writing and sent to the addresses specified herein.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme kapsamındaki tüm bildirimler yazılı olarak yapılacak ve burada belirtilen adreslere gönderilecektir.”

Notice hükümlerinde şu hususlar önemlidir:

  • Bildirim hangi adrese yapılacak?
  • E-posta yeterli mi?
  • KEP veya noter şartı var mı?
  • Bildirim ne zaman yapılmış sayılacak?
  • Adres değişikliği bildirilmezse sonuç ne olacak?

Uygulamada bildirim hükümleri, özellikle temerrüt, fesih, ihtar ve süre başlangıcı bakımından kritik öneme sahiptir.

39. Counterparts

Counterparts, sözleşmenin birden fazla nüsha halinde imzalanabileceğini ve her bir nüshanın aynı hukuki etkiye sahip olacağını ifade eder.

Örnek:

“This Agreement may be executed in counterparts, each of which shall be deemed an original.”

Türkçesi:

“İşbu Sözleşme birden fazla nüsha halinde imzalanabilir ve her bir nüsha asıl kabul edilir.”

Elektronik imza, taranmış imza ve farklı ülkelerde bulunan tarafların ayrı ayrı imza atması gereken durumlarda sıkça kullanılır.

40. Without Prejudice

Without prejudice, özellikle uyuşmazlık çözümü ve sulh görüşmelerinde kullanılan teknik bir ifadedir. Genel olarak, yapılan açıklama veya teklifin tarafın hukuki pozisyonuna zarar vermeyeceği ve aleyhine delil olarak kullanılmayacağı anlamına gelir.

Örnek:

“This settlement offer is made without prejudice.”

Türkçesi:

“İşbu sulh teklifi, hukuki hak ve iddialar saklı kalmak kaydıyla yapılmaktadır.”

Bu ifade hukukumuzdaki “haklarımız saklı kalmak kaydıyla” kullanımına benzerdir.

Sonuç

İngilizce sözleşme terimleri yalnızca dil bilgisi meselesi değildir; çoğu zaman arka planında farklı bir hukuk kültürü, farklı bir risk dağılımı ve farklı bir sözleşme tekniği bulunur. Bu nedenle İngilizce sözleşme incelerken kelime kelime çeviri yapmak yerine, her kavramın sözleşme içindeki fonksiyonunu değerlendirmek gerekir.

Bu kavramların doğru anlaşılması, yalnızca çeviri kalitesini artırmaz; aynı zamanda üstlenilen ticari ve hukuki risklerin doğru tespit edilmesini sağlar. Asıl mesele, metindeki kelimeleri Türkçeye çevirmek değil; o kelimelerin taraflar arasında nasıl bir hak, borç, risk ve sorumluluk dengesi kurduğunu doğru okuyabilmektir.

Av. Onur KART

 

×

🎁 YENİ YIL HEDİYESİ

DÖNDÜR