BUGÜN SAAT 19'DA | Av. Ahmet EVCİMEN'den | Avukatlar İçin Sosyal Güvenlik hukukunda Nitelikli Hesaplamalar Eğitimi

26 Mart 2026

Enflasyon Koşullarında Tazminat ve Alacakların Değerlendirilmesi

Bu makale 95 kez okundu.

Terazi Hukuk Dergisi, 2025 Aralık, sayı: 232, sayfa: 200-213

ÖZET

  1. Ülkemizde uzun süredir yaşanmakta olan yüksek enflasyon ve paranın alım gücündeki olağanüstü düşüş nedeniyle, taraflar arasında denge bozulmuş; zamanında ödenmeyen alacaktaki değer kaybının giderilmesi gerektiği Anayasa Mahkemesi kararlaıyla kabul edilmiş, enflasyon ve paranın alım gücü oranında alacağın “güncellenmesi” önerilmiştir.
  2. Enflasyon koşullarında yeni açılacak davalarda, yoksulluk ve açlık sınırının altında ücretler üzerinden yapılacak tazminat hesapları “gerçek zararı” yansıtmayacaktır. Bu nedenle, en az yoksulluk sınırının üzerinde dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak bir kazanç unsuru üzerinden tazminat hesabı yapılması, hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır.
  3. Dava öncesi yapılan yetersiz ödemelerin de, enflasyon ve paranın alım gücü oranında “güncellenerek” en son verilere göre hesaplanan tazminat tutarlarından indirilmesi, borçlu yönünden gene hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır.
  4. Enflasyon koşullarında tazminat ve alacakların değerlendirilmesi konusunda Anayasa Mahkemesi kararları aşağıdaki bölümlerde değerlendirilecektir.

I- ENFLASYON KOŞULLARINDA ALACAĞIN DEĞER KAYBI

1- Zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybı nedir

a) Ülkemizde son yıllarda yüksek enflasyon nedeniyle paramızın alım gücü hızla düşmekte; taraflar arasında denge bozulmakta, alacak-borç ilişkileri çıkmaza girmektedir. Bu koşullar altında, aşağıda açıklanacak Anayasa Mahkemesi kararlarında kabul edildiği üzere, zamanında ödenmeyen alacak, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybetmekte, alacaklı gerçek değeri üzerinden alacağını alamamaktadır.

Bunu somut bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki, 2020 yılında sonuçlanan bir davada, mahkemece 600.000 TL. tazminata hükmedilmiş: ilam icraya konulmuştur. Buna karşı, davalı kanun yollarına (istinaf, temyiz) başvururken, icra dosyasına teminat mektubu koyduğu için, davacı alacağını alamamıştır. İstinaf ve temyiz aşamaları uzun sürmüş, aradan tam (5) yıl geçtikten sonra karar kesinleşmiş. alacaklı alacağını 2025 yılında icra dosyasından birikmiş faiziyle birlikte 900.000 TL olarak almıştır.

Şimdi bu tahsil edilen faiziyle birlikte 900.000 TL. davacının gerçek zararını karşılamamış mıdır? Elbette hayır. Aradan geçen (5) yılda paranın alım gücü olağanüstü düşmüştür. Bu nedenle 600.000 TL. ve faiziyle birlikte 900.000 TL. tazminatın enflasyon ve paranın alım gücü oranında “güncellenmesi” hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır.

2- Zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybı nasıl hesaplanacaktır

Zamanında ödenmeyen alacak, enflasyon etkisiyle ve paranın alım gücündeki düşüş nedeniyle değer kaybettiğine göre, bu değer kaybı, enflasyon oranı, Merkez Bankası yıllık mevduat faiz oranı, altın fiatları ve Dolar kurundaki artış üzerinden belirlenecek ve hesaplanacaktır. İlerde hesap örnekleri vereceğiz ve bunların ne derece gerçeği yansıttığına ilişkin değerlendirmeler yapacağız.

3- Alacağın değer kaybına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararları

a) Anayasa Mahkemesi’nin 08.07.2025 gün 2024/41763 Başvuru sayılı kararına göre: Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen değer kaybının giderilmemesi, alacağına gerçek değeriyle ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durum, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir.

Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda aradan geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınmayla mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da yoktur. (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

b) Anayasa Mahkemesi’nin 22.07.2025 gün E2024/24. K.2025/164 sayılı kararında, zamanında ödenmeyen alacağın, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybına uğradığı şu gerekçelerle kabul olunmuştur: “Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir. Yüksek enflasyonist ortamlarda borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun geç ödenmesi alacaklının makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır.”

c) Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.1998 gün E.1997/34 K.1998/79 sayılı kararında: Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi borçlunun yararlanması alacaklının zarara uğraması sonucunu doğurmuştur, denilmiştir.

4- Enflasyon etkisiyle alacağın değer kaybının borçluya ödetilmesi, malvarlığında haksız çoğalmanın giderilmesi olarak değerlendirilmelidir.

Alacağın zamanında ödenmemesi durumunda, alacaklı paranın getirisinden yararlanamamakta; borçlu ödemenin geciktiği süre içinde parayı işleterek veya bankaya koyup faizini alabilmekte, dahası enflasyon etkisiyle geç ödemeden yarar sağlamaktadır. Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, altının olağanüstü değerlenmesi sonucu, zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybetmesi, borçlunun malvarlığında çoğalma, alacaklının malvarlığında azalma sonucunu doğurduğu; geç ödemenin yarattığı değer kaybından dolaylı olarak yararlanmış olduğundan, malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

5- Alacaktaki “değer kaybının” borçludan istebilmesinin hukuksal gerekçesi

a) Yüksek enflasyon ve paranın alım gücündeki olağanüstü düşüş nedeniyle taraflar arasında bozulan dengeye hakça çözüm arayışları yeni bir durum değildir. İlk örneği Roma Hukuku’nda buluyoruz: Clausula rebus sic stantibus (sözleşmelerin yeni koşullara uyarlanması) kuralı getirilmiştir.

b) Bizde de önceki 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda bir hüküm olmaksızın, dürüstlük kuralı (TMK. m.2) ve hakkaniyet ilkesiyle çözüm aranmış; uzun yıllar uygulandıktan sonra, 2011 yılında yürürlüğe konulan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138.maddesinde “aşırı ifa güçlüğü” başlığı altında yasa hükmü halini almıştır.

c) TBK’nun 114.maddesi 2.fıkrasında “Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır” denilmesine göre, sözleşme hükümlerinin haksız fiillere kıyasen uygulanmasına yasal bir engel bulunmamalıdır. Bu nedenle, tazminat alacaklarına TBK’nun 138.maddesi kıyasen uygulanabilir.

d) Ancak haksız fiillerdeki uygulama farklıdır. Fesih söz konusu olamaz. Bu nedenle tazminat alacaklarının enflasyon ve paranın alım gücündeki düşüş oranında değerlendirmesine “güncelleme” dememiz daha doğru olacaktır.

f) Kimileri buna “munzam zarar” demişse de, bu niteleme yanlıştır. Munzam zarar (aşkın zarar), asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur (TBK m.122). Oysa güncelleme uygulaması, asıl alacağın para değerindeki aşırı düşüş oranında korunmasıdır.

6- Hukuksal niteleme konusunda vardığımız sonuç

Davacının mahkemece hüküm altına alınan parayı geç tahsil edebilmiş olmasından dolayı açacağı davanın hukuksal gerekçesi “yüksek enflasyon koşulları ve paranın alım gücündeki olağanüstü düşüş” olup, bu zararı “kendine özgü bir zarar türü” olarak niteleyebiliriz.

7- Davanın uzaması sonucu Devletten tazminat istenebilir mi?

Dava, yargının yavaş işlemesi nedeniyle “makul sürede” sonuçlanmamışsa, “hizmet kusuru” nedeniyle Adalet Bakanlığı’ndan tazminat istenebilir mi? Bizce bu başvurular enflasyon koşullarına göre değerlendirilmelidir.

8- İşçi ücretlerinin geç ödenmesi durumunda “güncelleme” yapılmalıdır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 32.maddesi uyarınca ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmelerinin sona ermesinde ise tüm hakların tam ödenmesi zorunludur. Bu zorunluluk gereği, geç ödenen ücretlerin enflasyon koşullarında paranın alım gücündeki düşüş oranında “güncellenmesi” hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır.


II- ALACAĞIN DEĞER KAYBI NASIL HESAPLANABİLİR

1- Enflasyon koşullarında alacağın değer kaybı

Zamanında ödenmeyen alacak, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybetmektedir. Örnek: 2020 yılında 600.000 TL olan alacağı ürünler üzerinden karşılaştıralım:

Ürün türü 2020 yılı 2025 yılı
Konut (1+2) 350-400.000 TL 19-25.000.000 TL
Otomobil (En düşük) 80-120.000 TL 1,5-2.000.000 TL
1 kilo et veya kıyma 35-45 TL. 800-1000 TL.
Bir ekmek (Ortalama) 1 TL. 30-60 TL.
Buzdolabı 2.500-3.000 TL 12-15.000 TL.

Davacı, 2020 yılında 600.000 TL ile ev ve araba alabiliyorken, bugün faiziyle aldığı 900.000 TL ile doğru dürüst geçinemeyecektir. Bu nedenle alacağın 2025 koşullarına göre “güncellenmesi” gerekecektir.

2- Alacaktaki değer kaybı nasıl giderilebilir?

Günümüz koşullarında alacaktaki değer kaybı hiçbir biçimde tam giderilemeyecektir. Ancak, uygun bir formül ile az da olsa giderilmeli; borçlunun da ödeme gücünü aşmayacak bir miktar belirlenmelidir.

3- Alacaktaki değer kaybının hesaplanması (Güncelleme)

a) Dolar kuru üzerinden: 2020 yılında 600.000 TL / 7.17 = 83.682 Dolar. 2025 yılı 42,00 TL kuruna göre: 3.514.644 TL.
b) Enflasyon oranına göre: Beş yıllık % 592,5 artışla: 3.495.077 TL.
c) TCMB mevduat faizine göre: Beş yıllık % 641,5 artışla: 3.249.268 TL.
ç) Altın fiatlarına göre: 2020'de 2084 gram altın alabiliyorken bugün: 12.385.466 TL.

Değerlendirme: Altın üzerinden hesaplama borçluyu mahvedeceğinden, tespiti en kolay olan Dolar kuru üzerinden bir denge kurulması adalet ilkeleri gereği olacaktır.


III- ALACAKTAKİ DEĞER KAYBININ BORÇLUDAN İSTENMESİ

1- Davacı, güncellenen parayı davalıdan nasıl isteyebilecektir?

Davacı, beş yıl önce hüküm altına alınan parayı faiziyle aldıktan sonra, güncellenmiş tutardan tahsil ettiği miktarı düşerek kalan miktar için “belirsiz alacak davası” açacaktır.

2- Dava açma süresi (zamanaşımı) ne olacaktır?

Bu dava, sonuçlanan davadan bağımsız yeni bir zarara dayanmaktadır. Bu nedenle haksız fiillere ilişkin (TBK m.74) (2) yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açılmalıdır. Süre, ilk alacağın tahsilinden itibaren başlar.


IV- YENİ AÇILACAK DAVALARDA TAZMİNAT HESAPLARI

1- Enflasyon koşullarında, yoksulluk ve açlık sınırının altında ücretler üzerinden yapılacak tazminat hesapları “gerçek zararı” yansıtmayacaktır. Tazminatın en azından yoksulluk sınırının üzerinde belirlenecek ücretler üzerinden hesaplanması hak ve adalet ilkelerine uygun olacaktır.

2- Tazminat hesaplarının “gerçek kazançlar” üzerinden yapılması gerekir.

İşverenler düşük prim ödemek için ücret bordrolarını asgari ücretten düzenlemiş olabilirler. Bu durumda ilgili meslek kuruluşlarından eşdeğer kazançlar sorulmalı, işçinin eğitim ve kıdemine göre gerçek ücreti belirlenmelidir.


V- DAVA ÖNCESİ ÖDEMELERİN GÜNCELLENMESİ

1- Davalı, dava öncesi yetersiz bir ödeme yapmış olabilir. Yargıtay şu an bu ödemeye sadece yasal faiz ekletip düşmektedir. Bu durum haksızdır. Dava öncesi yapılan ödeme, yapıldığı tarihteki zararı karşılama oranı üzerinden güncellenmeli ve tazminattan öyle düşülmelidir.

2- Hesaplama örneği:
2021 yılında yapılan 250.000 TL ödeme (o günkü kurla 30.266 Dolar), bugün 40,36 kur üzerinden 1.221.536 TL olarak güncellenmeli ve hesaplanan toplam tazminattan düşülmelidir.


VI- SİGORTA ŞİRKETİNİN GEÇ ÖDEMESİNDEN DOĞAN ZARAR

Sigorta şirketleri haklı neden olmaksızın yasal sürede ödeme yapmazlarsa, bu geç ödemeden doğan değer kaybı istenebilir. Sigorta şirketi zamanında ödeseydi, davalının borcu güncellenmiş değer üzerinden daha fazla azalmış olacaktı. Bu nedenle sigorta şirketinin geç ödemesinden doğan farkın sorumluluğu tartışılmalıdır.


VII- ENFLASYON KONUSUNDA ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ İNCELENMESİ

Anayasa Mahkemesi, 08.07.2025 tarihli kararında başvurucunun şikâyetini "haklı ve kabul edilebilir" bulmuştur. Ancak mahkeme, mevcut yasalarda etkili bir çözüm yolu bulunmadığı gerekçesiyle durumu TBMM'ye bildirmekle yetinmiş, başvuruyu çözümsüz bırakmıştır. Oysa hakim, HMK m.33 ve TMK m.1 uyarınca hukuk yaratarak davayı sonuçlandırmakla yükümlüdür. TBK m.138'in kıyasen uygulanması bu boşluğu doldurmak için yeterlidir.


VIII- SONUÇ

Son birkaç yıldır ülkemizde ekonomi adeta çökmüş, alacak-borç dengesi bozulmuştur. Olağan koşullarda uygulanan tazminat hesaplama yöntemleri "gerçek zararı" gideremez hale gelmiştir. Makalemizde bu zararın "güncelleme" yoluyla giderilebileceğini, kazançların yoksulluk sınırı baz alınarak hesaplanması gerektiğini ve dava öncesi ödemelerin güncellenerek mahsup edilmesinin hakkaniyete uygun olacağını savunduk.

×

🎁 YENİ YIL HEDİYESİ

DÖNDÜR