Bu makale 85 kez okundu.
ÖZET:
Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmek zorundadır. Aksi takdirde Anayasa’nın 153.maddesi 6.fıkrasına aykırı hareket etmiş olacaktır.
1- Yasa hükmü
6098 sayılı TBK’nun 56.maddesi şöyledir:
Madde 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
Madde metnindeki, hâkimin “uygun miktarda” manevi tazminata hükmedeceği açıklanmış olup, “uygun miktar” ne kadar olacak, nasıl ve neye göre belirlenecektir? Madde metninde “her olayın özelliğinin” dikkate alınacağı açıklanmasına göre, bu “özellikler” neler olacaktır?
Görüldüğü gibi, madde metninden manevi tazminata bir ölçü belirlemek mümkün değilse de, 56.maddenin gerekçesine ilişkin Adalet Komisyonu Raporundaki açıklamalar, somut bir ölçü veremese de az çok “yol gösterici” niteliktedir. Adalet Komisyonu raporunda:
“Manevi tazminat hükmünün gerekçesinde öngörülen eşitlik düşüncesi, bu maddede düzenlenen manevi tazminatlar bakımından da geçerlidir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, sıfat ve ihraz ettiği (ulaştığı) makamlar, ayrı bir takdiri kriter oluşturmaz. Burada aslolan insan ve insanın manevi değerleri soyutlamasıdır. Yoksula az, seçkine çok tazminat fikrinin manevi tazminat hukukunda yeri yoktur” denilmiştir.
Yukardaki açıklamadan manevi tazminata ölçü arayışı yönünden yararlanılması mümkün tek husus, kişilerin sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmaksızın, acıda ve üzüntüde ya da kişilik haklarının zedelenmesinde “eşitlik” ilkesinin uygulanması gerektiğidir.
Ancak ne madde metninden ne de gerekçesinden açılacak bir davada istenecek manevi tazminat miktarının belirlemesi ve yargıcın da bu maddeye bakarak “uygun miktarda” bir manevi tazminata hükmetmesi mümkün olmayacaktır.
2- Yargıdaki uygulamalar
a) Manevi zararın, maddi zarar gibi hesaplanmasının olanaksızlığı nedeniyledir ki, yargıda bir ölçüsüzlük, bir belirsizlik süregelmekte; benzer olaylar ve benzer davalarda hükmedilen tazminat miktarları arasında derin uçurumlar bulunmaktadır. Bu ölçüsüzlük, en başta Yargıtay kararlarından kaynaklanmakta; birbirine yakın konularda istenen tazminat tutarları, kimi zaman fazla, kimi zaman az bulunmaktadır. Bunun örnekleri çoktur.
b) Yargıtay bozma kararlarındaki ve yerel mahkeme kararlarındaki belirsizliklerin ve ölçüsüzlüklerin bir yansıması olarak, davacılar ve avukatları da ne miktar tazminat isteyeceklerini bilememekte; istek tutarları hiçbir hesaba ve hiçbir ölçüye dayanmamakta; kimileri yüksek harç ödemeyi göze alarak son derece abartılı rakamlar üzerinden dava açarlarken, kimileri de nasıl olsa en aza indirileceğini düşünerek çok düşük miktarda manevi tazminat istemektedirler.
c) Yargıçlar da, bir zorunluluk varmış gibi, öteden beri gelenekleşmiş biçimde, dava dilekçelerinde istenenin mutlaka bir miktar altında, hatta çok daha düşük miktarda manevi tazminata hükmetmektedirler. Yargıçların, deneyimli olsunlar veya olmasınlar, takdir yetkilerini kullanırlarken ne derece yerinde ve tutarlı bir karar verebildiklerini söylemek olası değildir. Şunun için ki, en başta davacı istekleri ölçüsüz ve tutarsızdır; ikincisi yargı düzenimizde manevi tazminata ilişkin bir ilkeler dizisi ve başvurulabilecek bir değerlendirme ölçütü oluşturulamamıştır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı
Yargıtay bozma kararlarının gerekçesinde sıkça sözü edilen Yargıtay 22.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki soyut önerilerden ortak bir ölçü çıkarmak, bir ilkeler dizisi oluşturmak mümkün değildir. İçtihadı Birleştirme Kararı’nın sonuç bölümünde, günümüz diliyle şöyle denilmiştir:
“Yasa koyucu, her olayda meydana çıkan ihtiyacı karşılayan kesin bir kural koymaktaki zorluğu düşünerek, 47 inci madde (yeni TBK 56.madde) metnini kasten elastiki bir şekilde formüle etmiş ve manevi tazminat hükmedilmesini gerekli kılan hal ve şartları, hakimin takdirine bırakmıştır. Ancak, takdirde bir yanılma durumu olmamalıdır. Manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü, davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanması amaç edinmediği için de, gerçek manasında bir tazminat olmayıp, mağdurda veya zarar uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu yaratmalıdır. Hakimin manevi tazminat miktarını tayin ederken, Borçlar kanununu 43 ve 44 üncü maddelerindeki (Yeni TBK. 53-54. maddelerindeki) kuralları, "özel hal ve şartları" takdir ederken kıyasen uygulaması, kusursuz sorumluluk hallerinde ve olayda kusur bulunmadığı takdirde, kusurun dışında kalan etkenleri, kusurun varlığı halinde ise kusur da dahil bütün faktörleri takdirine mesnet yapması gerekir” denilmiştir.
Görüldüğü gibi, Yargıtay’ın çeşitli Dairelerinin bozma kararlarına dayanak yaptıkları 22.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’ndan, manevi tazminata ortak bir ölçü belirlemek mümkün değildir.
1- Öğretideki görüşler
Yargıtay 22.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararındaki manevi tazminatın elem ve ıstırabı dindirecek ve zarar görende bir tatmin duygusu yaratacak miktarda takdir edilmesi gerektiği biçimindeki “duygu zararı” görüşü için Öğretide:
“Dünyada hiçbir aygıtın dozunu saptayamayacağı bir acının, üzüntünün, bunalımın ve sıkıntının manevi tazminatın dayanağı ve ölçüsü sayılması yalnız akıl dışı değil, aynı zamanda sakıncalıdır. Açılacak keyfilik çığırının nerede biteceği belli olmaz. Manevi tazminat, duygusal doyum (tatmin) kuramından arındırıldıktan sonra, ona bir ölçü bulmak zor olmayacaktır. Manevi tazminat, maddi tazminatın sınırlarına çarpıp tökezlendiği ya da tükendiği yerde, onun denkleştirme işlevini, bir sosyal gereksinimi karşılama amacıyla üstlenmiş olacaktır” denilmektedir.
Peki, bu nasıl yapılacaktır? Gene öğretide:
"Manevi tazminat, malvarlığı eksilmesini veya kazanç yoksunluğunu giderme aracı olmamakla birlikte, örneğin, bedensel zararın derecesine göre değişen yüzdelere bağlı sigorta tazminatları benzeri bir manevi tazminat hesabı yapılması olanaklıdır. Ölümlü olaylarda da destek payları üzerinden bir değerlendirme yapılabilir. Manevi zararın maddi zarar kadar kolay paraya çevrilememesi, matematik cetvellerle hesaplanıp kesinlikle saptanamaması, onun parasal maddi denkleştirme işleminin bir parçası sayılmasına engel olmamalıdır. “Maddi zarar hesaplanır, manevi zarar takdir edilir” özdeyişi günümüzde geçerliğini yitirmiştir” denilmektedir.[1]
Öğretideki bu görüşlerden yararlanarak manevi tazminata ortak bir ölçü bulunabilir mi, bunu denemeliyiz. Ama ülkemizdeki ekonomik çöküşler ve para değerindeki aşırı düşüşler ve dengesizlikler nedeniyle şimdilik buna olanak yoktur. Bizim bu konuda yaptığımız çalışmalar da ne yazık ki ilgi görmemiştir. O halde manevi tazminata uygulanabilir orta bir ölçü bulmak konusunda şimdilik öğretideki görüşlerden yararlanmak mümkün olmayacaktır.
2- Başka ülkelerdeki uygulamalar
Alman hukukunda hâkimler, manevi tazminat miktarını belirlerken, emsal yargı kararlarını esas alan "tablolar"dan yardımcı kaynak olarak yararlanmakta; zarar verici eylemin ağırlığına, kusur derecesine, olayın özelliğine göre ayrıca bir değerlendirme yapmaktadırlar.
İsviçre hukukunda, manevi tazminatı belirleyecek olan hâkim, kendisine tanınmış olan takdir yetkisi çerçevesinde, somut olayın özelliklerini gözönünde tutarak hukuka ve hakkaniyete göre belirlemekte ise de, İsviçre Federal Mahkemesi’nin vermiş olduğu ilke kararı doğrultusunda, tıpkı maddi tazminatta olduğu gibi, manevi tazminatta da iki aşamalı değerlendirme yapılmakta; birinci aşamada manevi zararın kapsamı belirlenmekte, yani "taban" manevi tazminat hesabı yapılmakta; ikinci aşamada "taban" tazminat, somut olayın özelliklerine göre artırılarak veya indirilerek manevi tazminatın miktarı belirlenmektedir.[2]
Bizde, yukarda açıkladığımız gibi, ekonomideki dengesizlik, yüksek enflasyon ve para değerindeki olağanüstü düşüşler nedeniyle manevi tazminata ortak bir ölçü belirlemek mümkün değildir. Bu yüzden başka ülkelerdeki olduğu gibi, bizim Yüksek Mahkemelerimiz düzenli ve tutarlı kararlar oluşturamayacakları için, manevi tazminata ortak bir ölçü bulmak mümkün olmayacaktır.
3- Manevi tazminata ortak ölçü arayışında varılan sonuç
Ülkemizde manevi tazminata ortak bir ölçü bulunamadığına göre, manevi tazminat davalarının “belirsiz alacak davası” biçiminde açılması zorunludur.
1- Manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılması zorunluluğu
Manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasının zorunlu olmasının nedenleri:
Yukardaki nedenlerle manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasının zorunlu olduğu kabul edilmelidir.
2- Öğretide baskın görüş, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği yönündedir.
Öğretide, belirsiz alacak davasında, (bizim önerdiğimiz gibi) harca esas “simgesel değer” gösterilerek, kesin miktar davanın son aşamasında açıklanmak üzere “manevi tazminat” istenebileceği görüşü ağır basmaktadır.[3] Bu konuda “tazminat miktarının hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda, davacının davanın açıldığı anda alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesi imkânsızdır; bu anlamda örneğin manevi tazminat taleplerinde tazminat miktarının belirlenmesi hâkimin takdirine ait olması nedeniyle, davanın açıldığı anda davacı tarafından belirlenmesi imkânsızdır. Bu nedenlerle manevi tazminat talepleri belirsiz alacak davasına konu olabilir” denilmiştir.[4]
3- Belirsiz alacak davasında manevi tazminat nasıl istenmeli
Belirsiz alacak davasında manevi tazminat, maddi tazminatta olduğu gibi, harca esas simgesel bir değer belirtilmek suretiyle istenebilmeli ve dava sonunda maddi tazminata ilişkin miktarlar belli olduktan sonra, manevi tazminat istek tutarları açıklanmalıdır.
4- Manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde istenmesi, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı değildir.
Kimilerince, belirsiz alacak davasında manevi tazminatın “artırılmasının” tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı olduğunu ileri sürülmekte ve Yargıtay kararlarında da bu görüş benimsenmiş olup, manevi tazminat davasının belirsiz alacak davası biçiminde açılması kabul edilmemekte ise de; belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde gösterilmesi zorunlu harca esas “simgesel” değerler “kısmi istek” olmadığı için, yargılamanın son aşamasında manevi tazminat miktarının açıklanıp hüküm altına alınması isteği, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı değildir.
5- Belirsiz alacak davasında manevi tazminat istek tutarının, hüküm tarihine en yakın tarihte açıklanmasının gerekliliği
Haksız fiil ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle açılan tazminat davalarında, hüküm altına alınması istenilen manevi tazminat miktarının hüküm tarihine en yakın tarihte açıklanması gerekliliğinin nedenleri, yargılama sırasında toplanan delillere, tarafların iddia ve savunmalarına, bilirkişi raporlarıyla yapılan tespitlere göre zararın ve kapsamının ortaya çıkmasının beklenmesi; manevi tazminatın ne miktar istenebileceği hususunda az çok bir görüş edinilebilmesidir.
Somut bir anlatımla, deliller toplanmadan, kusur oranı ve zararın ağırlığı veya hafifliği belirlenmeden, bedensel zararlarda beden gücü kayıp oranı kesin belli olmadan; davacıdan veya davacılardan, manevi tazminat miktarını başlangıçta açıklamasını istemek, yani maddi tazminatı belirsiz alacak davası biçiminde açabilirken, manevi tazminatı eda davası biçiminde açmak zorunda bırakmak, akla, mantığa, yaşam gerçeklerine aykırı ve haksızlıktır.
6- Yargıtay, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmelidir.
a) Yargıtay, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını bir türlü kabul etmezken, Danıştay, yıllar önce manevi tazminat davasının belirsiz tam yargı davası biçiminde açılabileceğini, dava dilekçesinde harca esas simgesel bir değer belirtilerek istenmesini kabul ettiğine göre, Yargıtay’ın bunda direnmesinin nedenini anlamak mümkün değildir.
b) Manevi tazminatın istenmesindeki ölçüsüzlük ve yargıçların (her nedense) istenenin çok altında bir miktar takdir etmelerinin kural haline getirilmesi nedeniyle, reddedilen miktar üzerinden davalı taraf için hesaplanan avukatlık ücretinin, mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarını aşması durumlarının yarattığı haksız ve adaletsiz sonuçların yasal dayanağı olan 6100 sayılı HMK’nun 326.maddesi 2.fıkrasının iptali istemiyle bir yerel mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru haklı ve yerinde bulunmuş; Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 gün 29-226 sayılı kararıyla, anılan maddeyi “manevi tazminat yönünden” iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde istemlerdeki belirsizlik ve ölçüsüzlük nedeniyle manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği sonucuna varılmıştır. Aşağıda Anayasa Mahkemesi kararı ve kararın gerekçesindeki “ders niteliğinde” açıklamalar özetlenmiştir.
1- Anayasa Mahkemesi’nin manevi tazminatın belirsizliğine ilişkin kararı
Yargıtay’ın manevi tazminat davasının belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmemesi nedeniyle, manevi tazminatın rastgele rakamlar üzerinden açılması, hakimin istenen miktarın çok altında tazminata hükmetmesi, reddedilen kısım üzerinden davalıya vekalet ücreti takdir edilmesi, kimi zaman davalı için hesaplanan vekalet ücretinin, hükmedilen manevi tazminatın çok üzerinde olması durumları bir mahkeme tarafından haksız bir sonuç olarak değerlendirilmiş, bu haksız uygulamanın ortadan kaldırılması için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurularak, 6100 sayılı HMK’nun 326.maddesi 2.fıkrasının iptalini istenmiş; Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 gün 29-226 sayılı kararıyla başvuran mahkemeyi haklı bularak, anılan maddeyi “manevi tazminat yönünden” iptal etmiştir.
2- İptal kararı ve gerekçesi
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmeyen Yargıtay’a bir ders niteliğindedir. Bir mahkemenin itiraz yoluyla “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326.maddesi 2.fıkrasındaki “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır” hükmünün iptali” istemi, Anayasa Mahkemesi tarafından haklı bulunmuş; anılan madde, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak, aşağıdaki gerekçelerle İptal edilmiş; gerekçede şöyle denilmiştir:
Gerekçedeki açıklamalar:
3- Yargıtay, Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmek zorundadır
Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin bir “ders niteliğindeki” yukardaki kararından sonra da, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmezse, Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymaması nedeniyle, Anayasa’nın 153.maddesi 6.fıkrasındaki “Anayasa Mahkemesi iptal kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar” hükmüne aykırı hareket etmiş ve iptal kararını tanımamış olacaktır.
[1] Rona Serozan, Manevi Tazminat İstemine Değişik Bir Yaklaşım (Haluk Tandoğan’ın Hatırasına Armağan, Ankara, 1990, sf.67-101)
[2] Fulya Erlüle, Bedensel Bütünlüğün İhlalinde Manevi Tazminat, Seçkin, 2011, sf.432-43
[3] Hakan Pekcanıtez, Manevi Tazminat Alacakları Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılabilir mi? Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, 2015, sayı: 30, sf.21-41) - Cemil Simil, Belirsiz Alacak Davası, İstanbul 2013 - İbrahim Ercan, HMK’na Göre Belirsiz Alacak Davası (Medeni Usul ve İcra İflas Hukukçuları Toplantısı, İzmir 2012, s.102-183) - Haluk N. Nomer, Manevi Tazminat Alacağında Kısmi Dava Mümkün Müdür ? (İÜHF. Mecmuası, 2000, sayı: 1-2, sf. 221-229) Kudret Aslan-Leyla Akyol Aslan-Taylan Özgür Kiraz (Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davası, Hakan Pekcanıtez’e Armağan, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, 2015, sf.975-1024) - Cenk Akil, Kısmi Dava, 2013, sf.260 - Aybüke Basım, Manevi Tazminat Taleplerinin Belirsiz Alacak Davasına Konu Olup Olamayacağı Sorunu (AÜHF. Dergisi, 2016, sayı: 4, sf.2685-2723)
[4] Pekcanıtez, 21-41) - Simil, 376-379 - Ercan, 102-183) - Akil, 260